aziz koçal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aziz koçal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2020 Pazar

“Yeni bir hikâye yazıyoruz”


Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “tüketici örgütlenmesinde çıtayı yükselttik ve yeni bir hikâyeyi yazmaya başladık” dedi.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereği yılda bir kez toplanan Tüketici Konseyi’nin 24.sü, Ankara’da toplandı.

9 Eylül 2020 tarihinde toplanan Tüketici Konseyi’nde konuşan Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, tüketici örgütlerinin arasında tüketici hakları mücadelesinden uzak kişilerin bulunduğunu belirterek; “kimileri var ki, tüketici adına oturduğu koltukları ikinci emekli maaşı olarak görüyor, kimileri var ki günde 3-4 kanal dolaşarak andropozunu tedavi etmeye çalışıyor” dedi.

Yaşanan bu olumsuzluğa karşın tüketici örgütlenmesinde yeni bir hikâye yazmaya başladıklarını kaydeden Deniz; “Tüketici ve Çevre Dernekleri Federasyonu (TÜÇEDEF), Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) ve Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), tüketici örgütlenmesinde çatı kuruluşu oluşturmak için bir araya geldi ve tüketici örgütlenmesinde yeni bir hikâye yazmaya başladık, Tüketici Konfederasyonu çok yakında kurulmuş olacak” dedi.

TBF Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz’in konuşmasının tamamı…
13.09.2020, Tüketici Birliği Federasyonu,

9 Ağustos 2020 Pazar

Ekonomideki gelişmeler nedeniyle kaygılıyız

Ekonomide yaşanan son gelişmeleri değerlendiren
Tüketici Konfederasyonu Girişimi Dönem Sözcüsü Mehmet Bülent Deniz; “ekonomideki olumsuz gelişmeler nedeniyle tüketici borçlanmaya ve yoksullaşmaya devam ediyor” dedi.

Tüketici Konfederasyonu Girişimi Dönem Sözcüsü Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

COVİD-19 nedeniyle küresel ekonomide yaşanan olumsuzluk, ülkemiz ekonomisini de etkilemiş, ancak halkımız 2020/Mart tarihinden bu yana dayanışma, sabır ve özveri duygusuyla davranarak zor sürece dayanmaya çalışmıştır.

Ancak son birkaç gündür kur ve altın fiyatlarında yaşanan sert yükselişler, siyasi iktidar tarafından olacağı söylenen ekonomide canlanma bir yana tüketicinin hissettiği gerçek enflasyonun yükselişte olması nedeniyle tüketiciyi yoksullaştırmaktadır. Pandemi öncesi zaten yüksek olan hane halkı borçluluğunun artmaya devam etmesi de dikkate alındığında, ilerleyen dönemde yaşanan bu olumsuzlukların daha da artacağı ve ülke ekonomisinde giderilmesi uzun zaman alacak zararların oluşacağı gözle görülür hale gelmiştir.

Yaşanan süreç kaygı vericidir.
Pandemi döneminde özellikle özel bankaların borç öteleme konusundaki olumsuz ve toplumsal dayanışmadan uzak tutumları, gıda fiyatlarındaki baş döndürücü artış nedeniyle zorlukla ayakta duran tüketici için kur ve altın fiyatlarındaki artışın tüm mal ve hizmet bedellerine yansımasıyla bundan sonra yaşamı sürdürmek daha da güçleşecektir. Yaşanan olumsuzluklara karşın ekonomi yönetiminin herhangi bir tepki vermemesi, kamuoyunu bilgilendirmemesi, yapılan açıklamaların boş vaatlerden ibaret olması da, kaygımızı arttırmaktadır.

Siyasi iktidarın bu zor süreçte dayanışma, sabır ve özveri gösteren topluma karşı görevini yerine getirmesi gerektiğini hatırlatarak;

-Tüketicinin yaşamını sürdürmesi için zorunlu olan gıda, elektrik, su, doğalgaz, iletişim, toplu ulaşım gibi mal ve hizmetlerden alınan tüm vergilerin sıfırlanması, bu kalemler dışındaki mal ve hizmet alımlarındaki vergilerin yüzde 1’e çekilmesi,

-Kamu veya özel, tüm bankalara olan her türlü kredi için 2020/Aralık sonuna kadar, faizsiz öteleme yapılması, taksitli kredi ödemelerinin 2021/Ocak ayından başlatılması,

-Tüm kamu alacakları için 2020/Aralık sonuna kadar icra yoluyla tahsilatların durdurulması, kamu alacaklarındaki gecikme için faiz uygulanmaması,

-Tüketicinin taraf olduğu tüm sözleşmelerde, mücbir sebep kuralının uygulanması ve tüketicin tercihi durumunda sözleşmeden herhangi bir yükümlülüğü olmaksızın dönme olanağının tanınması,

-Yaşamsal ve acil olmayan tüm altyapı yatırımlarının durdurulması ve bu projeler için ayrılan kaynağın, tüketicinin desteklenmesinde kullanılmasını talep ediyoruz.

Tüketici Konfederasyonu Girişimi
Dönem Sözcüsü
Mehmet Bülent Deniz

Tüketici Örgütleri Arabuluculuğa Karşı

28 Temmuz 2020’de yapılan yasa değişikliği ile tüketicinin hak arama mücadelesinin önüne bir engel daha konuldu! Yapılan değişiklikle Tüketici Mahkemesinde dava açmak isteyen tüketici, önce arabulucuya gitmek ve firma ile masaya oturmak zorunda…

Onlarca tüketici örgütünün oluşturduğu Tüketici Konfederasyonu Girişimi bu değişikliğe karşı çıkıyor. Tüketici Konfederasyonu Girişimi Dönem Sözcüsü Mehmet Bülent Deniz, ARTI TV’de, Duygu Bozkurt’un sorularını yanıtlıyor.

03.08.2020, Artı TV.


4 Ağustos 2020 Salı

Tüketici Örgütleri Arabuluculuğa Karşı

Tüketici uyuşmazlıklarının çözümünde, zorunlu arabuluculuk uygulaması getiren yasa değişikliğini değerlendiren Tüketici Konfederasyonu Girişimi Dönem Sözcüsü Mehmet Bülent Deniz; “zorunlu arabuluculuk uygulamasına en başından beri karşı olan tüketici örgütlerinin, bu düzenlemeden yana olduklarına ilişkin haberler gerçeği yansıtmamaktadır” dedi.

Tüketici Konfederasyonu Girişimi Dönem Sözcüsü Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

28 Temmuz 2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 59. maddesi ile tüketici mahkemelerinde görülecek uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak belirlenmiştir.

Ülkemiz tüketici örgütleri, tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk uygulamasının; evrensel ve temel tüketici hakları, TC. Anayasası ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve tüketicinin korunmasına ilişkin evrensel kabullere aykırı olduğunu yasal düzenlemenin bir proje olarak belirlendiği yaklaşık iki yıl öncesinden bu yana dile getirmişlerdir. Tüketici örgütlerinin bu yaklaşım tepkisini yok sayan siyasi iktidar, maalesef ülkemiz tüketici hakları mücadelesinde geriye gidişe yol açacak zorunlu arabuluculuk uygulamasını yasalaşmıştır.

Yasanın Resmi Gazetede yayınlanmasının ardından kimi medya organlarında, tüketici hakları mücadelesinin temsilcisi olduğu belirtilen bazı kişilerin ağzından, tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk uygulamasının tüketici örgütleri tarafından istendiği ve desteklendiği yönünde haberler yayınlanmaktadır.

Ülkemizde tüketici örgütlenmesinde çatı kuruluş olan ve onlarca derneğin üyesi olduğu Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF), Tüketici ve Çevre Dernekleri Federasyonu (TÜÇEDEF) ve Tüketici Birliği Federasyonu (TBF)’nun oluşturduğu Tüketici Konfederasyonu Girişimi;

-Medyada yayınlanan bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı,
-Tüketici örgütlerinin zorunlu arabuluculuk uygulamasına başından bu yana karşı olduğu,
-Tüketici örgütlerinin bu düzenlemeyi desteklediği yönünde medya kuruluşlarına görüş bildiren kimi kişilerin tüketici örgütlerini temsil edecek sıfat ve vasıfları olmadığı bilgisini kamuoyu ile paylaşmakta yarar görmektedir.

Tüketici Konfederasyonu Girişimi
Dönem Sözcüsü
Mehmet Bülent Deniz

5 Temmuz 2019 Cuma

Tüketici Federasyonlarından Anadolu Ajansına (AA) Ziyaret

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF)’nun da aralarında bulunduğu tüketici örgütleri federasyonları temsilcileri Anadolu Ajansı İstanbul Bürosunu ziyaret etti.
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Yönetim Kurulu Üyesi Güldeğer Gökçek, Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Aziz Koçal ve Tüketici ve Çevre Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Osman İlhan’dan oluşan heyet, Anadolu Ajansı İstanbul Bürosu Finans Haberleri Müdürü Yılmaz Yıldız’ı ziyaret etti.
Tüketici örgütleri federasyonlarının bir süredir birlikte yürüttükleri çalışmalar hakkında sunum yapan heyet, Anadolu Ajansı İstanbul Bürosu Finans Haberleri Müdürü Yılmaz Yıldız’a mevcut tüketici sorunları üzerinde gözlem ve tespitlerini aktardılar.
Görüşmede konut mağdurlarının sorunları ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi veren heyet, bir süre önce hazırladıkları Konut Mağdurları Raporunu Yıldız ile paylaştılar.
05.07.2019, Tüketici Birliği Federasyonu

28 Haziran 2019 Cuma

Konut mağdurlarına gözler kapalı

200 binin üzerinde konut mağduru olduğunu söyleyen 4 tüketici federasyonu çözüm için Bakanlığa seslendi: Bu toplumsal sorunu çözün

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF), Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF), Tüketici ve Çevre Hakları Federasyonu (TÜÇEDEF) temsilcileri ile Esenyurt konut mağdurları dün Karaköy’deki Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması yaptı.

Burada “konut mağdurları raporu” açıklayan yurttaşlar 200 binin üzerinde konut mağduru olduğunu söyledi ve çözüm için bir kez daha yetkililere seslendi. Dört tüketici federasyonunun uzun bir süredir görmezden gelinen konut mağdurları ile dayanışma gösterdiği toplantıda mağdurlar da söz aldı.

Sorunun şirketler ve halk arasındaki kalmasının çözümsüzlüğe sebep olduğuna dikkat çekilen raporda, Bakanlık’ın devreye girmesi gerektiğini altı çizildi. Açıklamada şöyle denildi:

“Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın asli görev alanı içinde olan bu toplumsal soruna el atması, Bakanlık ve başta TOKİ olmak üzere bağlı kuruluşlar ile birlikte harekete geçerek kamu erkinin olaya dahil olması gerekmektedir. Bu çözüm sürecinde; öncelikle ortada bir toplumsal sorunun varlığı kabul edilerek işe başlanmalı; mağdurlar, tüketici örgütleri, yüklenici firmalar, finans kuruluşları, toprak sahipleri TOKİ başkanlığında bir konsorsiyum içinde bir araya getirilmelidir.”

Toplantıda söz alan konut mağduru bir yurttaş ise “Ünlü isimlerin, toplumsal anlamda sevilen kişilerin temel açılışlarına gelmesi, reklam filmlerinde oynamasına güvendik. Mağdur olduk. Evim orda duruyor. Ben evsiz bir şekilde dışardayım” dedi.

ACUNKENT VE BABİL KULELERİ
2011 ve 2012 yıllarında başlayan projede Acunkent projesinde mağdur sayısı 1000, Babil Kuleleri projesinde 2000 kişi.

Yüklenici firma süreç içinde başka bir firmaya projeyi devretti, yeni yüklenici firma da ek ödemeler talep etti ve mağdurlar bir kez daha mağdur edildi.

Tapu kayıtlarında vergi dairesi, SGK gibi kamu alacaklarının yanında projede iş yapmış ve alacaklarını alamamış taşeron firmaların hacizleri bulunmakta.

GÜMÜŞCİTY BULUT-KARABEY İNŞAAT
Her biri 30 katlı, 4 bloktan oluşan proje. Bu projeden konut alanların sayısı 720. 4 bloktan 1 buçuk bloku 14 kat seviyesine kadar inşa edilmiş, ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2013 yılında imar planlarının değiştirilmesi nedeniyle her dört katın inşası ile verilen yapı ruhsatlarının yenilenmemesi nedeniyle proje durma noktasına geldi.

Proje yüklenicisi şirket bu aşamadan sonra el değiştirdi, konut satın alanlardan ek ödeme talep edildi, ek ödeme isteği 720 mağdurun 250’si tarafından kabul edildi. Yargıya intikal eden proje ile ilgili mahkemece tedbir kararı verilmişse de, şu ana dek kesinleşmiş bir yargı kararı henüz üretilmedi.

TUZLA YENİ HAS İNŞAAT
2001 yılında kaba inşaatı biten projede teslimatların gecikmesi üzerine, yüklenici firma belediye ile ilgili sorun yaşandığını bahane etmiş ve proje ilerlemedi.

Bu aşamada proje yüklenicisi firma tabelası kaldırılmış yeni bir yüklenici firma devreye girdi. Yeni firmanın, projenin bitirileceği ve ödemelerin yapılmaya devam edilmesi yönündeki telkinleri ile ödemeleri yapmaya devam eden mağdurlar, bir süre sonra satın aldıkları konutların başka kişilere pazarlandığı ve satıldığı bilgisine ulaşamadı.

Sorumlular hakkında hukuk ve ceza yargılamaları başlatılmış ise de mağdurların haklarını sağlayabilecek bir yargı kararı yok.

SAMSUN TOWERS PROJESİ
2010 yılında başlayan projeden konut satın alan mağdurların sayısı 7880.

2014 yılında teslim edileceği taahhüt edilen projede, finansman sıkıntısı gerekçe gösterilerek inşaat durduruldu. Bu aşamada projenin yüklenicisi firma, projeyi başka bir firmaya satarak devreden çıktı. Yeni yüklenici de hak sahiplerine konutları teslim etmedi.

TAC MAHAL VE VERA VİZYON
Tac Mahal Projesi mağdur sayısı 414, Wish İstanbul Projesi Mağduru 303 kişi. Her iki proje için mağdurlardan alınan bedel 50 milyon TL.

15.06.2019, Kardelen Tatar, Birgün

15 Mart 2019 Cuma

O vergiler sıfırlansın

Türkiye’de faaliyet gösteren tüketici derneklerinin çatı kuruluşu dört tüketici federasyonu tarafından düzenlenen Tüketiciler Konseyi, ilk toplantısını gerçekleştirdi. İstanbul'da toplanan Tüketiciler Konseyi zorunlu tüketimden alınan vergilerin 2019 yılı için sıfırlanmasını istedi.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF), Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF), Tüketici ve Çevre hakları Federasyonu (TÜÇEDEF)’nun; 1996 yılından bu yana varlığını sürdüren Tüketici Konseyi’nin sivil özelliğini belirginleştirmek, yapılacak çalışmalar ile Türkiye’nin tüketici hareketine ilişkin ortak aklın üretilmesine katkı sağlamak” amacıyla çağrıcısı olduğu Tüketiciler Konseyi toplantısına;Tüketici örgütleri, Ticaret Bakanlığı, başta İstanbul Barosu olmak üzere ilgili meslek odaları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi ile çok sayıda ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı.

TÖF Bileşeni Tüketiciler Derneği Onursal Başkanı Engin Başaran’ın başkanlığını yaptığı ve TBF temsilcisi Güldeğer Gökçek, TÜDEF temsilcisi Aydan Kara, TÜÇEDEF temsilcisi Aycan Can tarafından oluşan Divan Kurulu tarafından idare edilen toplantıda, fiyat artışları ve tüketiciye etkisi, tüketici yargısı ve arabuluculuk, 6502 Sayılı yasa uygulamaları ve sorunlar, tüketicinin temsili uygulamaları ve sorunları başlıklarından oluşan gündemler üzerinde görüşmeler gerçekleştirildi.

Konseyde katılımcılar tarafından oybirliği ile karar altına alınan Tüketiciler Konsey Sonuç Bildirgesi kamuoyuna sunuldu.

TÜKETİCİLER KONSEYİ SONUÇ BİLDİRGESİ

1-Tüketici hareketinin olmazsa olmaz unsuru tüketici örgütleridir. Tüketici örgütlenmesi -Anayasanın emredici düzenlemesi gereğince- kamu otoritesi tarafından desteklenmeli, tüketicinin örgütlenmesinin önündeki tüm engeller, örgütlenmeyi zorlaştıran uygulamalar kaldırılmalıdır.

2-Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yoksullaşan tüketicinin yaşamını sürdürmesi için zorunlu olarak tüketeceği gıda, enerji, su, ulaşım ve benzeri mal ve hizmetlerden alınan vergiler 2019 yılı sonuna kadar sıfırlanmalı ve devamında da evrensel tüketici haklarından olan “temel ihtiyaçların karşılanması” hakkı kapsamında, uygulanan vergi oranları, kalıcı olarak düşürülmelidir.

3-Fiyat artışlarından kaynaklanan sorunların çözümünde; geçici önlemlerden vazgeçilmeli, üretim ve tüketim kooperatifçiliğini özendirecek uygulamalar hızla yaşama geçirilmelidir. Özellikle gıda fiyatlarındaki istikrarsızlık ve fiyat artışlarının önüne geçilebilmesi için tarım alanlarının arttırılması, tohumun özelleştirilmesi uygulamasından vazgeçilmesi, çiftçinin desteklenmesi ve girdi maliyetlerinin düşürülmesi yönünde düzenlemeler getirilmelidir.

4-Elektrik dağıtım bedeli içinde gizlenmiş bulunan kayıp/kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli gibi tüketicilerin haklı ve yoğun tepkisine neden olan uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.

5-Tüketicinin standartlara uygun, enerji/çevre duyarlı yerli ürün kullanımını destekleyici ve özendirici düzenlemeler yaşama geçirilmelidir.

6-Tüketici hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanması istenen zorunlu arabuluculuk uygulaması kabul edilemez niteliktedir. Güçsüz konumdaki tüketici ile güçlü konumda bulunan satıcı/sağlayıcıyı eşit kabul ederek, arabulucunun karşısına oturtmak Anayasa’ya ve tüketiciyi koruyan yasaların öz ve ruhuna aykırıdır. Zorunlu arabuluculuk, tüketicinin Anayasal güvence altındaki hak arama sürecini zorlaştıracak, engelleyecek niteliktedir. Bu nedenle bu yöndeki çalışmalar durdurulmalı, tüketici hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar için halen geçerli olan Tüketici Hakem heyeti ve Tüketici Mahkemeleri’nin verimlilik ve etkinliğini arttıracak düzenlemeler yapılmalıdır.

7-Yasa gereği tüketici örgütleri temsilcisinin üye olduğu BDDK, BTK, TAPDK, EPDK. ve benzeri denetleyici/düzenleyici tüm üst kuruluşlarda tüketici örgütlerinin temsili mutlaka sağlanmalı ve yıllardır yasaya aykırı uygulamaya son verilmelidir.

8-Kişisel verilerin gizliliği ve korunması önümüzdeki dönemde önemli bir sorun olarak kendini gösterecektir. Bu konuda teknolojideki gelişmelere paralel şekilde tüketici güvenliğini önceleyen önlemler üzerinde çalışmaların yoğunlaştırılması gerekmektedir.

9-Piyasada zayıf/güçsüz olan tüketicilerin “belirleyici ve doğal denetleyici” olarak yerini alması, sesini duyurabilmesi “ekonomide demokratikleşmeyi” sağlayan en önemli gelişme nedenlerinden biri olacaktır.

Bu bağlamda, tüm ekonomik düzenlemelerin merkezinde “tüketici” kimlikli vatandaşların ekonomik hakları gözetilmeli; onların satın alım güçlerini arttıracak, güvenli/sağlıklı çevre, gıda ve ürüne kolay erişimini sağlayacak politikalar oluşturulmalıdır. 

Tüketiciler Konseyi adına

Tüketici ve Çevre Hakları Federasyonu. (TÜÇEDEF)
Genel Başkanı Osman İlhan

Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
Genel Başkanı Fuat Engin

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
Genel Başkanı Aziz Koçal

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF)
Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz

14.03.2019, Tüketici Postası

Küçükçekmece’de Bilinçli Tüketim konulu panel yapıldı

Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi.

15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi ile başlayan süreçte Birleşmiş Milletlerin 1985 yılında aldığı bir karar ile 15 Mart tüm dünyada Dünya Tüketiciler Günü olarak kabul edildi. Her yıl ülkemizde de tüketicilere atfedilen bu özel günde ve ilişkili haftasında tüketici dernekleri, kamu kurumları, ilgili sivil örgütler tüketici bilincini, farkındalığını ve önemini anlatan etkinlikler düzenliyor.
Bu bağlamda Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi. Küçükçekmece Zahide Nine Semt Konağı’nda gerçekleşen panelin izleyici çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.

Moderatörlüğünü Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler’in yaptığı panelde, Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan, Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal ve Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz katılımcıları tüketici meselelerinin farklı konularında bilgilendirdiler.

Paneli izleyen kadınların da kendi deneyimlerini paylaştığı, cevap aradıkları soruları sorduğu panelde ilk konuşmayı Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan yaptı.

Dünyadaki israf oranlarına dikkat çekerek konuşmasına başlayan Doğan, tüketim doyumsuzluğuna geldiğimiz süreci çarpıcı bir video sunumu görsel hafızlara yerleştirdi. Doğan video sunumu sonrası devam ettiği konuşmasında dünyadaki ve ülkemizdeki israfın boyutlarına söyle dikkat çekti;

“Günde 4 milyon 900 bin ekmek israf ediliyor. Bu öyle büyük bir rakam ki, dörtte biri ile 870 milyon insan doyabiliyor. İsrafa ilişkin yayınlar televizyonlarda defalarca yayınlanıyor, rakamlar açıklanıyor, uyarılar yapılıyor ve bizler bütün bu yayınları izliyor, görüyoruz. Buna rağmen sonrasında çok hızlı bir şekilde yine bilinçsizce tüketime devam ediyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde ciddi yoksulluk çeken insanlar var. Bir günde bir öğün yemek bulamayan insanların sayısı yaklaşık olarak günlük 500 milyon insanın üzerinde. OECD ve FAO verilerine göre üretilen gıdaların üçte biri çöpe gidiyor. Yani her yıl 1,3 milyon ton gıda çöpte.

2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar olacağı, beslenmek için gıda üretiminin yüzde 50 artacağı düşünülüyor. Bütün bu gerçeklere rağmen israf alışkanlığımız son bulmuyor. Ülkemizde günde 1486 ton ekmek israf ediliyor. En çok israf ekmekte ve ilginç olan Türkiye’nin üretmiş olduğu tahıl ve buğday maalesef Türkiye’nin ihtiyacını göremez hale geldi. Şu anda tahılı en çok Rusya’dan olmak üzere birçok ülkeden ithal eder hale geldik.

Yine OECD ve FAO verilerine göre ABD’de üretilen gıdaların yıllık yüzde 40’ı yenmeden çöpe atılıyor. Avrupa Birliğinde de yaşayan insan sayısı yaklaşık 741 milyon ve burada da çok ciddi israf var. Kişi başına düşen 400 gram gıdanın 274 gramı israf ediliyor.

İSRAF ETME DÜNYA DOYSUN
Türkiye’de israfa çekilen dikkat ilk defa Bakan Hayati Yazıcı’nın “İsraf etme dünya doysun” sloganıyla başladı. “Avrupa’da israf edilen gıda ile Afrika beslenir” demişti. Bu çok önemliydi. Türkiye’deki israf için de aynı şey söz konusu. Türkiye’de de israf dünya ortalamasının çok üzerinde. Biz 1985 yılına kadar böyle değildik. 1985 sonrasında teknolojinin artmasıyla, batıyla olan entegrasyon sürecinde yaptığımız israfta büyük bir artış oldu. Şu çok net bir gerçek ki, israf etmezsek okulumuzu da hastanemizi de yapabiliriz. Dünyada herkese yetecek kadar gıda var, kıyafet var. Yeter ki ihtiyacımızdan fazla tüketmeyelim.

Panelin moderatörlüğünü de yapan Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler de tüketim ve alışveriş aşamasında kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız diyerek sistemin götürdüğü kaçınılmaz sona dikkat çekti. Dinler,

“Dünyada tüketimin önüne geçebilecek tek duygu tasarruftur” diyen Dinler sözlerini şöyle sürdürdü: “İmkânı olan insanların hem üreterek tüketmeye hem tüketerek tüketmeye ve dünyanın sonunu getirmeye çok hızlı bir şekilde çabaladığını görüyoruz. Tüketirken satın aldığımız ürünlerin tüketime yetiştirilirken üretim aşamasındaki kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız.

Örneğin, bir markete veya bir elektronik mağazasına gittiğimiz zaman mesela karşınıza otuz tane cep telefonu sergiliyorlar. Satış taktiklerinde sizi “bu sizin için iyi değil, bunu alın” diyerek yönlendiriyorlar. Size iyi olmayanı göstererek aslında satmak istedikleri ürüne yönlendiriyorlar. Sergilenen diğer telefonlar aslında hedefteki telefonun satılmasına hizmet ediyor. Burada bu kapitalist sürecin farkındalığında olmak, bilinçli tüketici olmak, ihtiyacımızın ne olduğunu ve tabi haklarımızı bilmek çok önemli.”

Özellikle özel günlerde yapılan tüketim miktarına dikkat çeken Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal konuşmasına, “İhtiyaçlarımızı kim belirliyor, biz mi belirliyoruz, ihtiyaçlarımızı belirleyen etkenler nelerdir?” sorularına cevap vererek başladı.

Koçal, “Genelde ihtiyaçlarımızı bir belirliyor gözüksek de ihtiyaçlarımızın tamamını biz belirlemiyoruz. İhtiyaçlarımızı, komşular, çevre, arkadaş grubu, reklamlar, televizyonlar, görseller gibi iletişim araçları belirliyor” dedi.

Kapitalist ülkelerin gelişmesi geri kalmış ülkelerin ilerlemelerini istemediklerini hatta buna engel olacak sistemler geliştirdiklerini söyleyen Koçal sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kapitalist sistemin yürümesi ve daha fazla kazanç elde edilmesi için mutlaka bir üretim gerekiyor ve bu üretimi tüketecek bir toplum gerekiyor. Dolayısıyla az maliyetli faza satışlı bir üretim ve bunu üreten bir toplum olması gerekiyor onlar için. Kapitalist ülkeler, bizim gibi gelişmekte olan yani teknolojik, sanayi gibi alanlarda geri olan ülkelerin ilerlemesini istemezler. Kendilerinin ihracatını, o ülkelerin ise ithalatını çoğaltmak isterler.

İhtiyaçlarımızı belirlerken örneğin, iphone alıyoruz, bir sene sonra başka bir versiyonu çıkıyor ve onu da alıyoruz. Oysa amaç iletişimse ve elimizdeki telefon iletişim kurmanızı sağlıyor ise bir küçük özellik değiştiği için yeni versiyonunu almak yerine elimizdeki telefonu ömrü bitene kadar kullanmamız gerekiyor. Ama televizyonlarda o kadar hızlı reklamlar dönüyor, o telefonun albenisi beynimize öylesine işleniyor ki, biz istemeseniz çocuğumuz istiyor. Neden, çünkü onun arkadaşlarında o telefon var. İşte ihtiyaçlarımızı bu şekilde komşularımız, çevremiz, arkadaşlarımız belirlemiş oluyor. Ne aracılığı ile, reklam aracılığı ile.

Bugün, açlık sınırı asgari ücretin de üzerine çıktı. Gelirimize göre ihtiyaçlarımızı da belirlemeye alışmamız gerekiyor. Kapitalist sistem bize gelirimizin üstünde yani gelecekteki gelirimizi de elimizden alan bir sistem geliştirdi. Ne sundu, kredi kartı sundu. Cebimizdeki plastik kartları sanki para gibi görmemizi sağladı. Bu plastik kartlarla önümüzdeki aylarda alacağımız geliri harcıyoruz. Ay başı geldiğinde aldığımız maaşın büyük bölümünü kredi kartlarına yatırıyoruz. Ay sonunu getirmek için yine kart kullanıyoruz ve bir süre sonra faturaları süresinde ödeyemeyecek duruma geliyoruz. Bozulan aile huzurları, eve gelen hacizler hızla artıyor.

Diğer yandan, israfın büyük kısmı gelir seviyesi yüksek olan kesimlerde görülüyor. Dolayısıyla biz bilinçli tüketiciyi şöyle tanımlıyoruz; ihtiyacına göre harcama yapan, alışveriş yapmaya giderken ne alacağını bilerek ve listesini yaparak giden ve onun dışına çıkmayandır.

En fazla bir haftalık ihtiyacınızı giderecek gıda alışverişi yapmalısınız, yapmazsanız sadece sermaye kesimine para kazandırmış olursunuz çünkü ihtiyaç fazlası çöpe gidiyor.

Tüketimi arttıran diğer etken özel günler. Sevgililer günü, anneler günü, kadınlar günü, babalar günü gibi. Geçen yıl 12,3 milyon işlem adedi ile rekor kırılmış anneler gününde. Yine sevgililer gününde 8,3 milyarlık harcama gerçekleşmiş. Bu insanların ihtiyacı olan bir şey değil çünkü sevgili, anne, baba, kadın bizler için yılın her günü önemlidir, önemli olmalıdır. Bu günleri biz icat etmedik. Bu günler, daha fazla para kazanmak, daha fazla tükettirmek için kapitalist ülkelerce toplumun önüne konan sistemlerdir.

Peki kısaca ne yapacağız?
-İhtiyaçlarımızı başkaları değil biz belirleyeceğiz.
-Atalarımızın dediği gibi ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Yani gelir ve gider dengemizi kuracağız.
-Alışverişlerimizi ne alacağımızı bilerek, belirleyerek ve onun dışına çıkmayarak yapacağız.
-Bilinçli tüketiciler olarak haklarımızı bileceğiz, öğreneceğiz ve tüketici derneklerinde örgütleneceğiz.

Panel’de son konuşmayı yapan Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Panelin şu ana kadarki sürecinde alacağımız bireysel önlemlerle kendi aile bütçemizi nasıl yöneteceğimizi öğrendik. Şimdi size söyleyeceklerimizle, şu anda vermekte olduğumuz ekonomik savaşı ülke olarak nasıl kazanacağımızı anlamaya çalışacağız” diyerek katılımcıların büyük bölümünün ilk defa farkında olacakları bir konuyu ele aldı.

“Lütfen çantalarınızdan bir kâğıt ve demir para çıkarın ve üzerinde yazanı okuyun.” Sözleri ile meraklandıran Deniz katılımcılara paraların üzerinde yazan banka isimlerini okuttu. Deniz” Gördüğünüz gibi, demir parada Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, kâğıt parada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazıyor. Aradaki fark “i” harfi. Neden biliyor musunuz?” diyerek durumu tarihsel süreci ile anlattı;

“Bundan tam 400 yıl önce İngiltere ve Fransa çok büyük bir savaşa tutuşmuş. Savaş yıllarca sürmüş. Savaşın uzunluğu İngiltere hazinesini iflas ettirmiş. Artık hazinenin savaşı finanse edecek parası kalmamış. Bunun üzerine İngiliz Kralı üç Yahudi bankere giderek borç para almış ve savaşı ancak bu şekilde yürütebilmişler. Bundan 200 yıl sonra ise Kırım Savaşında Osmanlı Devleti’nde hazine öylesine boşalmış ki, askerlerin yiyeceğiniz karşılayamaz hale gelmişiz, halk fakirleşmiş. Osmanlı Devleti de yine Yahudi kökenli Fransız bankerlerinden borç para istemiş. Yedi cihana hükmeden imparatorluk üç tane Fransız bankerden borç para temin etmiş. Ama bu durum sadece bizim başımıza mı gelmiş. Hayır, Amerika’nın da başına gelmiş.

1906 yılında Amerika’da çok büyük bir deprem oluyor, San Francisco depremi. Bu depremle Amerika ciddi ölçüde yıkılıyor ve ekonomisi büyük zarar görüyor ve Amerika artık devleti yönetecek bir kaynağa ulaşamıyor. 7 tane Yahudi tefeciye gidiyorlar ve onlardan borç para alıyorlar.

İşte İngiltere’ye, Osmanlı’ya, Amerika’ya borç para veren bu Yahudiler verdikleri borçlar için hem faiz alıyorlar hem de şunu söylüyorlar “bundan sonra parayı basma yetkisini bizim bankamıza vereceksiniz, sizin devletinizin parasını biz basacağız.”

Yani bugün Amerika’da da, İngiltere’de de, Türkiye’de de kağıt parayı basma yetkisi devlete ait değil. Oysa biz kâğıt paramızı Merkez Bankası basıyor zannediyorduk. Parayı devletin bastığı düşünülsün, sanılsın diye “i” harfi eksik olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazılıyor. Bir algı operasyonu yapılmış oysa ki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası etrafta gördüğümüz diğer bankalardan farklı değil. Bireysel olarak kurulan ve Türkiye’ye borç para veren bir banka. Devlet bu bankanın sadece yüzde 51 hissesine sahip.

Küresel ekonomik sistem bugün bütün devletlerin ekonomilerini ele geçirmiş, merkez bankaları üzerinden devletlerin ekonomilerini canlarının istediği gibi idare etmiş vaziyettedir. Bu nedenle bütün devletlerin ekonomik olarak boyunduruk altında kalması için elimize Dolar adını verdikleri bir kâğıt parçası vermişler. Bugün her şey dolara göre hareket ediyor. Ama Dolar dediğin Amerika’daki 7 tane Yahudi’nin kurduğu Amerikan Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan bir kâğıt paradır. Dünyada 15 trilyon Dolar dolaşıyor ve bu kadar Doların karşılığı Amerika’da altın olarak yok. Yani bizim ekonomimizi idare eden, Amerika Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan, kâğıt parçası olan Dolardır.

Onun için şu anda büyük bir ekonomik savaş veriliyor. Onun için küresel ekonomiye karşı ayağa kalkma savaşı veriliyor. Onun için milli paramızı önemseyelim, koruyalım diye devlet büyüklerimiz çağrı yapıyorlar. Onun için Müslüman ülkeler ve dost ülkeler arasında kendi paramızla alışveriş yapalım deniliyor. Onun için artık bu Doların yani Amerika’nın egemenliğinden kurtulalım istiyoruz. Bunun için evimizde işimizde yerli malı kullanmak zorundayız. Ne kadar çok yerli ürün tercih edersek dolara ve dışa olan bağımlılığımız o denli azalacaktır. Bugün burada anlatılan tedbirlerle sadece evinizin değil, ülkenin ekonomisini de korumuş olacaksınız. Yiyin, için, israf etmeyin. 10 emire de uymuş olacaksınız.