30 Ağustos 2018 Perşembe

Muharrem İnce'ye teşekkür ediyorum

Bugün 30 Ağustos.
Yani Zafer Bayramı.
Coşkuyla kutladık, alanlarda ve tabi sosyal medyada.

Kutlayanlardan biri de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde en fazla ikinci oyu alan  sayın Muharrem İnce.
Kutlama mesajını görünce, derin bir "oh" çektim.

Fazla söze gerek yok; bu konu ile ilgili yazdığım iki makale tıklamanız için aşağıda.

(M) ve (N) arasındaki savaşa kafayı takmış bir blog yazarı ve seçmeni olmadığım halde ana muhalefet partisi kadrosunu işgal eden CHP'yi dert etmiş bir yurttaş olarak, sayın Muharrem İnce'nin 30 Ağustos mesajı;  açık seçik yazdığım halde bu konuda ne demeye çalıştığımı anlamazdan gelen, fildişi kulesi sakinlerinin sosyal medyada bana uyguladıkları linç girişimine en güzel yanıt oldu.

Sayın İnce, size içtenlikle teşekkür ediyorum.





29 Ağustos 2018 Çarşamba

İthal edilen büyükbaş hayvanlar şarbonlu çıktı

Ankara'da özel bir işletmeye Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen 3.959 adet büyükbaş hayvanda şarbon tespit edildi.

Et ve Süt Kurumu dün resmi sitesinden yaptığı açıklama ile, Ankara'daki özel bir şirket için ithal edilen 3.959 adet büyükbaş kesimlik hayvanın, yapılan muayene ve numune incelemesi sonucu şarbon hastalıklı olduğunun tespit edildiğini duyurdu.

Kurumun açıklamasına göre, Ankara Gölbaşı İlçesi Ahiboz Mahallesinde bulunan özel sektöre ait bir işletmeye Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen 3.959 adet büyükbaş kesimlik hayvan getirildi. Kesimi yapılan hayvanların veteriner hekimler tarafından yapılan muayenesi sonucu numune alınarak Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’ne gönderildi ve sonuç Anthrax (Şarbon) yönünden pozitif çıktı. Numune incelemesi için kesilen hayvanlar, Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü veteriner hekimleri gözetiminde imha edilirken, ilgili işletme, giriş ve çıkışlar yasaklanarak karantinaya alındı.

Et ve Süt Kurumu yaptığı açıklamada, geriye kalan hayvanların aşılama işlemlerinin yapıldığını, söz konusu etlerin piyasaya sürülmediğini, hastalığın çiftlik dışındaki başka hayvanlara bulaşmaması için gereken tüm tedbirlerin alındığını, endişe edecek bir durumun bulunmadığını ifade etti.

TBF Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konunun peşine düştü
Et ve Süt Kurumunun açıklaması sonrası Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konunun peşine düştü. Asıl sorunun kaynağında denetimin yapılmamış olması olduğunu söyleyen Deniz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)'e konuya ilişkin sorular sordu. 

Deniz'in CİMER' e yönelttiği sorular şu şekilde:
- Alınan 3.959 büyükbaş hayvan hangi ülkeden ithal edilmiştir?
- İthalat bedeli tutarı nedir?
- İthalatın kararlaştırılan koşulları gereğince, ithalat konusu hayvanların gerekli denetimlerinin hangi ülkede yapılması kararlaştırılmıştır?
- Şarbon hastalığı taşıdığı tespit edilen hayvanların sayısı nedir?
- Şarbon hastalığı taşımadığı tespit edilen hayvan sayısı nedir?
- Şarbon hastalığı taşıdığı tespit edilen ve Et ve Süt Kurumu'nun 27. 08. 2018 tarihli kamuoyu açıklamasında belirtildiği üzere etleri imha edilen hayvanlarla ilgili olarak ithalat bedeli iadesi, muayene sonrası imha masrafları, tazminat ve benzeri paranın ithalat bedelinden mahsubu veya ödenmişse iadesi söz konusu mudur?

28.08.2018, Tüketici  Postası
https://www.tuketicipostasi.com/ithal-edilen-buyukbas-hayvanlar-sarbonlu-cikti/2418/


26 Ağustos 2018 Pazar

Suya dolap farkı olur mu?

Gazetemizin Haber Araştırma Servisi Müdürü Pınar Aktaş’ın Çanakkale’de tatildeyken Lapseki’deki bir tekel bayiinden aldığı suya “dolap farkı” ödemesi tartışma yarattı. Aktaş’ın tweet’iyle duyulan olay, TV programlarının da gündemindeydi.

Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Müdürü Pınar Aktaş, önceki gün Çanakkale Lapseki’de girdiği bir tekel bayiinden 5 litrelik 2 adet su aldı. Kasaya yaklaştığında görevli, sular dolaptan olduğu için normalden daha yüksek bir fiyat alındığını belirtti. Aktaş’ın bu durumu sosyal medya hesabından paylaşması sonrası, suya dolap farkı alınması tartışılmaya başlandı. Bir kesim suyu dolapta soğutmanın da bir hizmet olduğunu ve bunun için enerji harcandığını belirtirken, bir diğer kesim ise uygulamayı eleştirdi.

‘FİYAT AÇIK OLMALI’
Görüşüne başvurduğumuz Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu’na göre, esnaf ürününü istediği fiyattan satabilir ancak etikette fiyatın anlaşılabilir olması şart; “Tüketici Kanunun 54. maddesinde Her ürünün etiket fiyatının yazılması gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamayan işletmelerden para cezası alınır. Tabii olayın bir de ahlaki boyutu var. Bu durumun hiç yaşanmamış olması gerekirdi. Zaten ürünlerin raf fiyatı belirli. Zaten fiyat farkı ile müşteriye satılıyor. Dolaptaki su ile dışardaki suya fiyat farklı konulması tirajikomik bir durum. Sıcak havada insanlar dışardan suyu zaten soğuk olduğu için alıyor. Tüketici bilinçli olmalı ve yasal hakkını kullanarak Tüketici Hakem Heyeti’ne bildirmeli. Şikâyetler internet yoluyla da yapılabiliyor.”

‘HAKKINIZI ARAYIN’
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de dolaptaki su ile dışardaki su arasında fiyat farkı olmaması gerektiğini söylüyor; “Ancak turizm sektörü ile ön plana çıkan bölgelerde maalesef bu tarz durumlar olabiliyor. Esnaf ürününü istediği fiyata tabii ki satabilir. Fakat ürün üstündeki etiket fiyatının net olması gerekir. Sıcak havanın fırsat bilinip soğuk suya fark almak gayri ahlaki bir durum. Biz tüketiciler da haklarımızı bilmeliyiz. Firmayı en yakın Tüketici Hakem Heyine bildirip, ücret farkı geri alınabilir. 1 lira 2 lira deyip geçmesinler. Halk da bu tarz yerlere tepki gösterip ürünlerini almazsa, bu da caydırıcı bir ceza olacaktır.”

'MÜŞTERİ VELİ NİMETTİR'
Dolaptan alınan suya fiyat farkı alınmasına yönelik görüşünü sorduğumuz Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Başkanı Bendevi Palandöken de “Dolaptaki su için tabii ki fiyat farkı alınmamalı. Müşteri velinimettir. Ekonomik açıdan zor günler geçiren ülkemizde tüketiciler bu tarz esnaflar yüzünden de daha zor günler geçiriyor. Bu tarz haksızlıkla karşılaşıldığı zaman müşteri bilinçli olmalı. Haklarını bilmeli ve sonuna kadar savunmalı. Böyle bir durum tespit edilmesi durumunda esnaf ürün adedi kadar para cezası öder. Şikayetler de e-devlet üzerinden yapılabilir” açıklamasında bulundu.

25.08.2018, Milliyet

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Çocukları Kaybedilmiş Kadınlar...

20 Mart 1995.
Hasan Ocak o gün evine dönmedi.
55 gün sonra, işkence edilmiş cesedinin kimsesizler mezarlığında gömülü olduğu ortaya çıktı.
Hasan Ocak ilk değildi.
1990-2011 arasında, 1901 insan kaybedildi.

27 Mayıs 1995.
Otuz insan, kimliği belirsiz(!) kişilerce gözaltına alınıp, kaybedilenler için İstanbul/Galatasaray Meydanı'nda, her Cumartesi  oturmaya başladı.
Şiddet yok, slogan yok, yürüyüş yok; "çocuğumuz, eşimiz, babamız nerede" çığlıkları sessizdi...

Ülkenin iklimi kimi zaman bu çığlıkların arkasında durdu; çoklukla da cop, gözaltı, biber gazı...

15 Ağustos 1998-13 Mart 1999.
1093 çığlık gözaltına alındı.
Tam on yıl sustu Galatasaray Meydanı.

31 Ocak 2009.
Kaybedilenleri aramaya devam etti o meydan.
Her hafta sessizce.

5 Şubat 2011.
Devlet "o sessiz çığlığı duyuyorum" dedi.

25 Ağustos 2018
700. kez sessiz çığlık için gelenlere bağırdık; "eski Türkiye, statüko candır..."




22 Ağustos 2018 Çarşamba

“M”nin Gör Dediği...

Neredeyse dokuz yıl olmuş; “Pankartın “GÖR” Dediği" ni yazalı…

O zamandan bu yana bayram, kandil gibi günlerde, siyasi partilerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin yollara astığı kutlama ya da anma mesajlarını içeren pankartlara bakar dururum. Sosyal medya çıkalı, bir de sosyal medyadaki mesajlar takılır oltama.

Klasik kutlama, anma mesajlarıdır hepsinde yer alan.
Ama bir harf, evet tek bir harf gözüme batar hep.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adına yarışıp en fazla ikinci oyu alan Muharrem İnce’nin Kurban Bayramı mesajında da, o tek haf takıldı en son.
Aldım, sosyal medyaya koydum yorumumla... 

Paylaşımıma gelen tepkilere bakınca, “nerede hata ettim” diye düşündüm.
Dilbilgisi ve alışagelen kutlama kalıpları bakımından karşımızdakine bir kutlama dileğinde bulunuyorsak, elbette “M” yerine, “N” harfi egemenliğini koruyor.
Ama burada durum başka olmalı!..

İlkokuldan beri bize, millet olmanın tanımı faslında öğretilen, “tasada bir, kıvançta bir olmak” vurgusuna atıf yapmak değil niyetim.
O kavramlarla, millet olabilmenin yolunun açılabileceğinin olanaksızlığını, yeryüzünde işgal ettiğim elli küsur senenin ardından bellemiş bulunuyorum.
Dahası millet olabilmekten önce birbirine tahammül ederek, yaşayabilme sanatını kavramış insan topluluğu olabilmenin erdemine inanıyorum. Ancak bu iki kapıdan hangisini çalarsak çalalım, “ortaklaşma”nın es geçilemeyecek bir vurgu olduğu açık.

İşte “M”nin “N” ile maçında bu vurguyu arıyorum.
Hangi kademede, hangi beklenti, irade, yetki, yükümlülük, sıfat olursa olsun; toplumu, onlardan aldığı vekâletle yöneten ya da yönetmeye talip olanların, toplumu oluşturan bireylerle alabildiğine ortaklaşması, “biz” demeyi becerebilmeleri, yüksek amaçlara daha gelmeden, politika sanatının doğasında olması gereken bir durum.

Vekaletini istediğimiz asile, “birlikteyiz, ortağız ve birbirimizin göz hizasındayızdemenin en kolay yolu, bazen tek harften geçiyor. 







PS/Makaleyi bitirip bloguma koymaya hazırlanırken, telefonum çaldı. Kayıtlı olmayan, tanımadığım birinden... Bir erkek sesi, tanıttı kendini; “ne demek istediğinizi anlıyorum, o nüansı görmüşsünüz ve öyle de olması gerekir. Topluma tepeden bakmamayı hepimizin öğrenmesi gerek” dedi. "Göz hizasında olabilmek" tam da budur işte...

17 Ağustos 2018 Cuma

“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”


ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz;


“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”

Mehmet Bülent Deniz
Tüketici Birliği Federasyonu
Genel Başkan

ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

Ülkemiz, ABD kaynaklı küresel bir ekonomik saldırı ile karşı karşıyadır.

ABD küresel ekonomik sistemdeki gücüne güvenerek, tarihte benzeri görülmemiş bir saldırganlık sergilemekte; bağımsız bir ülke olan Türkiye’ye dayatmalarda bulunarak, patronluk taslamaktadır. Akıldışı bu saldırganlığa karşı Türkiye, devleti ve milleti ile direnmiş, ulusça sağduyulu tepkiler ve önlemler ile gereken ilk yanıtı vermiştir.

ABD’nin bu ekonomik darbe girişimine karşı, Türkiye tüketicisinin örgütlü yapısı Tüketici Birliği Federasyonu, kapitalizmin anlayacağı dilden karşı koymaya karar vermiş ve ekonomik boykotu başlatmış bulunmaktadır; “ABD’ye Tüketici Darbesi”

ABD menşeli ürünlerin ülkemizdeki yaygınlığı, küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında; “ABD’ye Tüketici Darbesi” boykotunu ilk aşamada ABD’nin yaşam tarzının sembol markalarıyla başlatıyoruz.

Bu kapsamda öncelikli olarak; Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir. Kapitalizmin sembollerinden oluşan bu küçük listenin tüketici tarafından katı bir şekilde boykot edilmesi ile ABD’ye anladığı dilden en sert yanıtın verilmiş olacağı ve bu saldırgan tutumun sona ereceği kuşkusuzdur. 

Ancak ABD kaynaklı bu saldırgan tutumun devam ettirilmesi durumunda, “ABD’ye Tüketici Boykotu” kampanyası, yeni markaların eklenmesiyle büyüyerek devam ettirilecektir.

“ABD’ye Tüketici Darbesi” kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz.

17.08.2018, İktisadi Dayanışma

Devalüasyon bitmeden zamlar peş peşe yağacak

Kur artışı sonrası yeni zam dalgası başladı. Enflasyonun yüzde 20’nin üzerine çıkması bekleniyor. Birçok üründe tedarik sıkıntısı yaşanabileceği bildirildi. TBF ise kur fırsatçılarını sert bir dille uyardı.

Türk lirası geçen hafta dolar karşısında yüzde 21 oranında değer kaybetti. Dolardaki artış cuma günü kur 4.82’yi aştığında yüzde 25’leri bulmuştu. Kur haftayı 4.63’ten kapattı. Ancak Türk piyasalarında yaşanan “Kara Cuma”nın ardından, bugün Türkiye-ABD cephesinde yaşanacak yeni gerilimler sonrası günün tarihe “Kırmızı Pazartesi” olarak geçmesi olası. Konuştuğumuz iş dünyası, ekonomistler ve piyasa uzmanlarında, dolar/TL’nin bu ay içerisinde 7 TL’nin üzerini göreceği beklentisi hakim.

DOLARDA 7 TL BEKLENTİSİ
Bilindiği üzere kur artışı hem üretici hem de tüketici fiyatları üzerinde bir maliyet baskısı yaratarak enflasyona neden oluyor. Temmuz ayı tüketici enflasyonu yüzde 15.85, üretici enflasyonu da yüzde 25’ti. Ay başında yapılan elektrik ve doğalgaz zamlarının etkisiyle enflasyonun sonbaharda yüzde 17’leri görmesi bekleniyordu. Geçen hafta görülen hızlı kur artışı ve 7 TL beklentisi dikkate alındığında temmuz-ağustos döneminde TL’de yüzde 30’luk bir devalüasyon söz konusu olacak. Bu durumda çok kaba bir tahminle yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 20’nin, üretici enflasyonunun da yüzde 30’un üzerine yükselmesi beklenir.

MERKEZ UYARDI
Merkez Bankası uzmanlarının yayınladığı “İthal girdi kullanımı kur ve ithalat fiyatı geçişkenliğini nasıl etkiliyor?” başlıklı araştırmada bulguların, döviz kurunun enf-lasyon üzerinde maliyet yönlü etkilerinin ötesinde beklenti, finansman şekli, piyasa yapısı, vb. kanallarla da etkili olabileceğine işaret ediyor. Buna göre üretim maliyeti haricinde, yabancı para cinsinden borçluluk ve yatırım maliyeti gibi fiyatlamayı ve firma bilançosunu etkileyebilecek başka unsurların varlığı nedeniyle fiyatlar üzerinde döviz kuru geçişkenliği oldukça yüksek.

DETERJAN ZAMLANACAK
Cuma günkü devalüasyon sonrası konuştuğumuz plastik sektöründe faaliyet gösteren bir üretici, “Üç önce sözleşme yaptık, o günkü kurla bugünkü kura bakarsak maliyet anlamında yüzde 100 zarardayım” dedi. İstanbul’da üretim yapan bir başka plastik fabrikasının müdürü de, “Hammadde alamıyoruz, alsak da bu fiyatlardan mal üretip satamayız” diye konuştu. Piyasadan öğrendiğimize göre, özellikle yurtiçinde üretim yapan yabancı temizlik ve kozmetik şirketleri dolar nedeniyle zamlanan hammadde sonrası ciddi zamlara hazırlanıyor ve geçen hafta itibarıyla pazara mal vermeyi kestiler. Medikal malzeme tedarikçileri de SGK’dan sabit kuru yukarı çekmesini aksi halde bu kurdan mal veremeyeceklerini bildirdiler. Eczacıların en büyük tedirginliği ise ithal ilaçların tedariğinin yapılamaması sonucu bir süre sonra raflarda ilaç kalmaması.

EYLÜLDE GİYİM ZAMMI
Hazır giyim sektörü zaten haziran itinarıyla yüzde 40-50 artan maliyetleri nedeniyle ürünlere yüzde 20 düzeyinde zam yapmıştı. Yeni kur artışı sonrası okulların açıldığı eylül ayıyla beraber giyim ve ayakkabıda yüzde 20-25 düzeyinde yeni bir zam dalgası bekleniyor. İthal girdi kullanılan tavuk ve hayvan yeminin zamlanlması sonucu et ve süt ürünlerine birkaç ay gecikmeli de olsa zam yapılacak. Konuştuğumuz üreticilerin şimdilik en büyük tesellisi ise akaryakıt fiyatlarının ÖTV indirimi ile sabitlenmiş olması. Hızla artan kurlar sonrası dövize endeksli yeni köprü ve otoyol, Avrasya Tüneli’ne de Hükümet onay verirse zam yapılması gerekiyor.

OTOMOBİLDE ZAMLI TARİFE BUGÜN BAŞLIYOR
Döviz kurlarında yaşanan artış tüm taşıt fiyatlarında artışlara yol açtı. Yapılan zammın şimdilik yüzde 10-15 arasında olduğunu kaydeden firma yetkilileri, bu zammın yeterli olmayacağını, daha sonra yeni zamların da devreye girebileceğini bildirdiler.

Ünlü bir otomotiv firmasının Türkiye yetkilileri Aydınlık’a yaptıkları açıklamada, “Bazı araçlarımız tamamen ithal, bazı araçlarımızın da önemli ölçüde ithal parçaya dayalı. Diğer firmalarda da durum benzer. Otomotivde bir ara yerli katkı oranı yüzde 60’ları aşmıştı. Ama dövizin baskı altında tutulduğu yıllarda ithalat ucuz hale gelince yerli katkı oranı hızla düştü. Şimdi döviz kurları hızla arttığı için maliyetlerimiz de arttı. Ama piyasada ciddi bir durgunluk var. Bu nedenlerle zamları düşük tuttuk. Ancak bu fiyatlar uzun süre gitmez. Döviz böyle devam ederse yeniden zam yapmamız zorunlu olacak” dediler. Otomotiv firmalarından bazıları yeni zamları yürürlüğe sokarken, bazılarının da zamları bugünden itibaren yürürlüğe koyacağı öğrenildi. Yeni zamlarla birlikte binek otomobillerin fiyatları ortalama 8 bin lira ile 30 bin lira arasında arttığı bildirildi.

İKİNCİ EL DE ZAMLANDI
Bu arada ikinci el otomobillerinde de fiyatlar arttı. Galerici Remzi Salman otomobil satışlarında ciddi daralma olduğunu kaydederek, “Buna rağmen fiyatlarda pek düşme yaşanmıyor. Döviz kurlarında yaşanan hızlı yükseliş anında ikinci ele de yansıdı. Aracını satanlar genelde yeni model almak için satar. Şimdi yenilerinin fiyatı artınca vatandaş da elindeki aracının fiyatını arttırıyor. Satamazsa yeni model almayı erteliyor” diye konuştu.

TBF: KUR FIRSATÇIĞI YAPMAYIN
Yeni zam dalgasına ilişkin Aydınlık’a konuşan Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, kur fırsatçılarını uyardı. Kurlar bahane edilerek, Türkiye’nin topyekün girdiği bu ekonomik kriz savaşında bazı şirketlerin kârlarından feragât etmek yerine fırsatçılığa soyunduklarını ifade eden Bülent Deniz, “Bugün fırsatçılık yapanlar tüketicinin kara listesine gireceklerdir. Girdiğimiz bu ekonomik savaşta kârlarını düşünenler bu mücadeleye en hain darbeyi vurmaktadırlar” dedi.

M. Recep Erçin, 13.08.2018

Deniz: Firmalar kur fırsatçılığı yapmamalıdırlar

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yaşanan ekonomik kriz ortamında firmaların kur fırsatçılığı yaparak sattıkları mal ve hizmetlere zam yapmamaları çağrısında bulundu. 81 milyon kişinin ortak bir tepkiyle yaşanan krize karşı mücadele ortaya koyduğunu belirten Deniz; "tüketicinin hafızası güçlüdür, bu sıkıntı sona erdiğinde herkesin ortak mücadele çabasında olduğu bu süreçte, karlarından fedakarlık yapmayarak, kuru bahanesiyle sattıkları ürünlere zam yapan firmaları unutmayacağız" dedi.


16 Ağustos 2018 Perşembe

“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”

İstanbul, 16.08.2018 

ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi. 

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır: 

Ülkemiz, ABD kaynaklı küresel bir ekonomik saldırı ile karşı karşıyadır. 
ABD küresel ekonomik sistemdeki gücüne güvenerek, tarihte benzeri görülmemiş bir saldırganlık sergilemekte; bağımsız bir ülke olan Türkiye’ye dayatmalarda bulunarak, patronluk taslamaktadır. Akıldışı bu saldırganlığa karşı Türkiye, devleti ve milleti ile direnmiş, ulusça sağduyulu tepkiler ve önlemler ile gereken ilk yanıtı vermiştir. 

ABD’nin bu ekonomik darbe girişimine karşı, Türkiye tüketicisinin örgütlü yapısı Tüketici Birliği Federasyonu, kapitalizmin anlayacağı dilden karşı koymaya karar vermiş ve ekonomik boykotu başlatmış bulunmaktadır; “ABD’ye Tüketici Darbesi” 

ABD menşeli ürünlerin ülkemizdeki yaygınlığı, küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında; “ABD’ye Tüketici Darbesi” boykotunu ilk aşamada ABD’nin yaşam tarzının sembol markalarıyla başlatıyoruz. 

Bu kapsamda öncelikli olarak; Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir. Kapitalizmin sembollerinden oluşan bu küçük listenin tüketici tarafından katı bir şekilde boykot edilmesi ile ABD’ye anladığı dilden en sert yanıtın verilmiş olacağı ve bu saldırgan tutumun sona ereceği kuşkusuzdur. 

Ancak ABD kaynaklı bu saldırgan tutumun devam ettirilmesi durumunda, “ABD’ye Tüketici Boykotu” kampanyası, yeni markaların eklenmesiyle büyüyerek devam ettirilecektir. 

“ABD’ye Tüketici Darbesi” kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz. 

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

10 Ağustos 2018 Cuma

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde...

Günler sonra sayın Erdoğan’ın Bayburt’ta, sayın Albayrak’ın da İstanbul’da ilk kez açıklama yapacağı günde, dolar kuruna rekor üstüne rekor kırdıran ABD bununla da yetinmedi. Aynı dakikalarda Trump tweet atarak, alüminyum ve çelik vergisini arttırdığını ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmadığını açıkladı.

Görünen o ki, diplomatik süreç bitti. Kılıçlar çekildi. 

Dolar kurunun geldiği yer ve önümüzdeki günlerde geleceği seviyelere ilişkin öngörüler dikkate alındığında, yaşanan süreçte, geriye gidiş seçenekleri tükenmişe benziyor.

Küresel güç, kapitalizm vargücüyle üzerimize yükleniyor ve daha sert yüklenmeye devam edecek.

İçimizdeki sorunlar, eleştiriler, muhalefetimiz vesaire, ne varsa; onları toprağa gömme anındayız.
Biz kendimizle yüzleşir, hesaplaşırız.
Ama şimdi kapitalizme direnme zamanıdır.

Yapılacaklar listesi uzun değil.

İncirlik masamızda. Askıya alacağız.

Bankaların, süreci ağırlaştıracak yaklaşımlarını engelleyecek, geçici nitelikte düzenlemeleri hızla karara bağlayacağız. Elbet, kredilerin tahsilatında sıkıntı olacak. "Zarar etmeyin, ama kârlarınızdan özveride bulunun" diyeceğiz.

Fırsatçılar, ayağınızı denk alın. Canı yanan bir halkın tokadı iz bırakmaz, öldürür. Bu ülkede iş yapacaksanız, sattığınızın arkasında duracaksınız.

Yurtdışındaki dostlar; paralarınızın yabancı banka yerine, ülkemizdeki bankalarda yine döviz olarak kalmasında hiçbir sakınca yok.

Alacaklı komşularımız, iş ortaklarımız, paydaşlarımız; evet, sizin gırtlağınıza çöküldü. Ama size borcu olanın gırtlağına siz de çökerseniz, paranız gelmez, sadece kriz büyür.

Yaşam için gerekli, zorunlu olmayan hiçbir ithal ürünü satın almayacağız.

Elbisemizi, yediğimiz yemeği, bindiğimiz arabanın markasını değil; yüreğimizi ve beynimizi ortaya koyacağız.

Paylaşmak güzeldir. Ellerimiz, birbirimizin sırtında olacak.

Tüneldeyiz, ama çıkacağız.
Ve kapitalizme direnirsek, kazanacağız.
Deneyelim, göreceğiz. 

9 Ağustos 2018 Perşembe

Tüketici, Ankara'dan Daha Yiğit...

Hepimizin dikkati ekonomide; rakamlar, dolar kuru, altın fiyatları…
Kurdaki çılgın yükseliş, başlayan durgunluk derken, hepimiz bir şeyler söylemeye, anlatmaya, anlamaya çalışıyoruz.

Ekonomik gerçeklikler, devlet aygıtını yönetenlerin politikalarının sonucu.
Ama sosyal ve siyasi sonuçlarına göre, sadece rakamların olduğu, gelişmeleri değerlendirirken tarafı olduğumuz yerin değil, rakamların ortaya koyduğu sonuçlara ulaşmayı zorunlu kılıyor.

Geçtiğimiz gün yayınladığımız Yastığın Üstünde Ne Var? yazısı ile ekonomideki derin ve güçlü dolarizayon iklimini, rakamlarla anlatmaya çalışmıştık.

Bugün de sokaktaki vatandaşın, yani hane halkının borçlarına bakalım;

Ekonomi kurumlarının verilerine göre 2018/Mart sonu itibariyle sokaktaki vatandaşın bankalara borcu 574,6 Milyar liraya ulaşmış durumda.
Bu rakama, ekonomik dalgalanmanın başladığı Nisan-Ağustos ayları verisi dahil değil üstelik.

Tüketici en çok borcu, nakit ihtiyacını karşılamak için almış.
222,5 Milyar TL. lık ihtiyaç ve diğer kredi borcunu, “dünyada mekan, ahirette iman” diyerek konut almak isteyen tüketicinin aldığı 215,2 Milyar TL. lık konut kredisi izliyor.
Taşıt kredisi, kredi kartı derken, tüketicinin bankalara toplam 574,6 Milyar TL. borcu bulunuyor.

574.6 Milyar TL. ne anlama geliyor?
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 2018 yılı bütçe büyüklüğü 762,8 Milyar TL.
Yani devletin bütün bir yıl boyunca güvenlik, sağlık, ulaşım, eğitim, yatırım aklınıza ne gelirse, harcamak için öngördüğü rakamın yüzde 75’i kadar tutarı, tüketici olarak sadece bankalara borçlu durumdayız.

Rakam yeteri kadar çarpıcı mı?

PS/Yazıya başlarken 1 Amerikan Doları 5.38 TL. idi. Şimdi 5.50 TL.
Yukarıdaki değilse, bu çarpıcı mı?... 

Borcu borçla kapatamıyoruz

Tüketici Postası’nın, Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine dayanarak yayınladığı kredi kartı ve bireysel kredi borçlarına ilişkin verileri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve tüketici hakları uzmanı Av. Mehmet Bülent Deniz değerlendirdi. Tüketici Postası’na açıklama yapan, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz, “Açıklanan veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz’in, Tüketici Postası için kaleme aldığı değerlendirmesini okurlarımızla paylaşıyoruz:

Türkiye Bankalar Birliği’nin , 2018 yılının ilk yarısına ilişkin açıkladığı veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır. Yılın ilk altı ayında kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısında azalma yaşanırken, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısında aynı oranda artış kaydedilmiştir.

Yaklaşık olarak bir yıl önce “kredi kartında deniz bitti” diyerek kamuoyuna yapmış olduğumuz uyarı ile birlikte, kredi kart borcu olanların daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak kredi kartı borçlarını kapatmaları çağrısında bulunmuştuk. Çağrımız karşılığını bulmuş olmalı ki, kredi kartı borçlarını ödeyemeyenler, daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak, kredi kartı borçlarını ödeme gayreti içine girmişler.

Ancak gelinen noktada daha düşük faiz maliyeti olmasına karşın, tüketicinin bireysel kredi borcunu da ödeyemediği görülüyor. 2018/Ocak-Haziran verilerine göre, kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe uğrayanların sayısı yüzde 16 oranında azalırken, bireysel kredi ödemesi yapamayan tüketicilerin sayısı neredeyse aynı oranda, yüzde 15 artmıştır.

Bir yıl önceki oldukça düşük faizli bireysel kredi borcunun bugünlerde ödenemeyecek noktaya gelmiş olması, ekonomide yaşanan derin krizin tüm gerçekliğini ortaya koymaktadır. Borcunun maliyetini düşürerek borçlanan tüketici, düşük maliyete karşın borcunu ödeyemez noktadadır. Ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı süreç, borcun daha düşük maliyetle dahi olsa çevrilemediğini, kapatılamadığını ortaya koymaktadır.

Bu veriler önümüzdeki dönemler için bizi daha karamsar öngörüde bulunmaya zorlamaktadır. Özellikle Mayıs-Ağustos dönemine ilişkin veriler açıklandığında göreceğiz ki, sadece bireysel kredilerini değil kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı da artmış olacaktır. Bu dönemde ödenemeyen borçlar için bankaların önümüzdeki Eylül-Ekim ayından sonra yasal takibe geçmeleri de güçlü bir olasılıktır. Bayram sonrası tüketicilerin evlerinde, işyerlerinde icra memurlarını görmeye başlayacağız. Bankaların, yasal zorunluluk nedeniyle alacaklarını tahsil etmeye çalışırken, hepimizin aynı gemide olduğunu anımsamaları gerekiyor.

09.08.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/borcu-borcla-kapatamiyoruz/2348/

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.