tüketici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüketici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2020 Cuma

Deniz; "Toplumsal dayanışma ile zor zamanlardan çıkacağız"


Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Günay Barış’a konuk oldu.

HuHuNews kanalında yayınlanan Günay Barış ile Akış programına katılan Deniz, pandemide kışa girerken bizi bekleyen güçlükleri anlattı ve ekledi; “toplumsal dayanışma ile zor zamanlardan çıkacağız."


08.11.2020, HuhuNews, Günay Barış'la Akış
08.11.2020, Tüketici Postası

1 Mayıs 2020 Cuma

Banka, e-ticaret ve ‘net’e şikayet yağdı

Koronavirüsle mücadele süreci tüketici şikayetlerini de etkiledi. İlk günlerde turizm ve özel okul konusunda yoğunlaşan şikayetler, son dönemde bankacılık, iletişim ve sanal satışta artış gösterdi.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, koronavirüs salgını döneminde, kredi ve kredi kartı ödemelerinin faizsiz ötelenmesi beklentisinin karşılanmayarak, bankaların öteleme için fahiş faiz hesaplamasının, en tüketici sorunu olarak öne çıktığını söyledi.

Deniz, “Mart ayı başından itibaren erken rezervasyon, uçak bileti ücret iadesi, özel okul taksitleriyle servis ve yemek ücretlerinin iadesi, internette hizmet kalitesinin düşmesi veya hizmetin verilmemesi konularında tüketici mağduriyetleri yoğunlaştı” dedi.

İki haftadır değişti
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Başkanı Aziz Koçal da, tüketicilerden en çok sözleşmelerle ilgili şikayet geldiğini belirterek, şunları söyledi:

“İnternette yetersiz servis ve altyapı şikayetleri, abonelik sorunları, faturalarda haksız fiyat farkı, taahhütlerden cayma sorunlarından şikayet arttı. Uygulamaya konan tedbirler başladığında yoğun şekilde, özel okul, yurt, düğün salonu, ve servislerden şikayet geldi. İki haftadır internet üzerinden yapılan alışverişlerden yoğun şikayet geliyor. Sosyal medyada ünlü markaların ürünleri üzerinden oluşturulan linklerle sahte satış yapılıyor.”

Dosyalar yığılıyor
Bu süreçte tüketici sorunlarının çözümünün zorlaştığını kaydeden Koçal, şöyle konuştu:

“Alınan tedbirler çerçevesinde oluşan mağduriyetler var, bunların birçoğu mücbir sebep nedeniyle. Bu sorunların başında özel okullar, yurtlar, servisler, kreşler geliyor. Tüketici sözleşme imzaladı diye almadığı ya da eksik aldığı hizmetin bedelini ödemek zorunda kalabilmekte. Tüketici hakem heyetlerinde dosyalar yığılmaya başlayacak. Hakem heyeti toplantıları da durduruldu. Şu anda hiçbir sorunun çözümü mümkün değil.”

Maske şikayeti arttı
Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu da, “Koronavirüs sürecinde tüketiciler en çok ekonomik destek taleplerine cevap verilmemesi, faturalarda artış, salgından korunmak için ihtiyaç duyulan maske, eldiven, dezenfektan, kolonya ve bazı temel gıda fiyatlarındaki artışlardan şikâyette bulundu. Maske satışının yasaklanması ve devlet eliyle maske dağıtılacağının açıklanmasına karşın vatandaşın bir bölümüne maske ulaştırılamamış olması da yoğun şikâyete yol açtı” dedi.

E-ticaret arttı, sorunlar da çoğaldı
Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Başkanı Deniz Öner, tüketici şikayetlerde taahhütlü aboneliklerin başı çektiğini kaydederek, “Banka kredileriyle ilgili şikayetler çok arttı. Kredi almakta sorun yaşayanlar çok. Fahiş ve haksız fiyat artışları nedeniyle, internetten alışverişte yoğunluk nedeniyle şikayetler var. Servis ve kurulumla ilgili şikayetler var. Kargo hizmetlerinde gecikme olabiliyor” dedi.

‘Bu dönemde üst kurullara başvurun’
Tüketici hakem heyetlerinin 30 Nisan’a kadar dondurulduğunu kaydeden Deniz Öner, şunları söyledi:
“Tüketici şikayeti gelse de toplantı yapamıyoruz. Tüketiciler bu süreçte ilgili en üst kuruma başvursun. Sigortayla ilgili BDDK Tahkim Kurulu’na, internetle ilgili BTK’ya yazsınlar. e-Devlet üzerinden TÜBİS sistemi var. Turizmle ilgili TÜRSAB’a başvurabilirler. CİMER’e yazabilirler. 175’i arayabilirler.”

28.04.2020, Hanife Baş, Milliyet

23 Mart 2020 Pazartesi

Tüketici duyarlılığını gösterdi Alo 175’e şikâyet yağdı

Corona virüsünden (Covid-19) istifade ederek temel tüketim maddelerinin fiyatlarını fahiş oranda arttıran spekülatör firmalara büyük darbe vuruldu.

Tüketicilerce yakın takibe alınan bu firmaların büyük bölümü mobil uygulama HFA-Bildirim’e ve Alo 175 şikâyet hattına ihbar edildi. Dikkatler ise fiyat denetimi yapmakla mükellef Ticaret Bakanlığı’na, hileli ürünleri belirlemekle sorumlu Tarım ve Orman Bakanlığı’na çevrildi.

Durum normale döndü
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz, Yeni Akit’e yaptığı açıklamada ilk Covid-19 vakasının ortaya çıkmasının paniğe neden olduğunu belirterek, “Ne yazık ki bu durum ürün talebini önemli ölçüde arttırdı ve spekülatörlerin devreye girmesine neden oldu” dedi.

Tüketicinin uyarılara kulak vermesi ve itidalli davranmasının ardından ürün taleplerinin makul seviyelerde kaldığına; fiyatların da gevşediğine işaret eden Deniz, “Çok şükür hayat normale döndü” ifadesini kullandı.

Denetimler arttı
Spekülatörlerle ilgili HFA-Bildirim’e ve Alo 175 hattına şikâyet yağdığını anlatan Deniz, şöyle devam etti: “Sosyal medyada yer alan paylaşımların, mobil hatta ve telefona gelen ihbarları dikkate alan Ticaret Bakanlığı, iyi bir imtihan verdi. Denetimleri arttırdı ve fiyat oyunlarının önüne geçti. Ama tüketicinin de hakkını yememeliyiz. Çünkü hemen silkinip kendine geldi ve panik alışlarını terk etti. Şu muhakkak ki panik alışları tüketiciye zarar verir, ürün fiyatlarını arttırır. Onun için korkuya kapılmamakta, temkinli ve tedbirli ilerlemekte fayda var.”

Hileleri boşa çıkarılsın
Spekülatörlerin fiyat ve gramaj aldatmacaları yapmaya; zararlı ürünlere satışa sunmaya çalıştıklarını dile getiren Deniz, “Umuyoruz, Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri kontrolleri arttırarak tüm hileleri boşa çıkaracaktır” diye ekledi.

18.03.2020, Buğra Kardan, Yeni Akit

15 Aralık 2019 Pazar

Sahte kozmetik tehdidi

Bütün dünya sahte kozmetik ürünlerinin istilası altında. Merdiven altında, yasaklı maddelerle üretilen makyaj malzemeleri ve diğer bakım ürünleri karşımıza artık sadece semt pazarlarında değil, sosyal medya ve alışveriş sitelerinde de çıkıyor. Netflix’in yeni belgeseli ‘Broken’ da meseleyi yeniden gündeme getirdi. ‘Broken’ vesilesiyle, Türkiye’nin sahte kozmetik karnesini mercek altına aldık.

Katkıda bulunanlar
Kimyagerler Derneği Marmara Şube Başkanı Ahmet Aktaş
YouTuber Su Hakgüden (@londradabirturkkizi)
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz
Dermotoloji Uzmanı Figen Akın

Kozmetik ürünleri, artık bir sosyal statü simgesi mi?
- Evet ve kozmetik ‘lüks’ katagorisinde olduğu sürece böyle olmaya devam edecek. Bunda markaların reklam politikaları da pay sahibi. Ruju, parfümü veya ojeyi bir yaşam stili, bir sosyal statü satıyormuşçasına tanıtıyorlar. Ferrari mi sürüyorsun ruj mu belli değil! (Su Hakgüden)

Sahte ürünler Çin’den mi geliyor?
- Uzakdoğu’dan gelen ürünler de var ama Türkiye pazarına sürülen sahte ürünlerin önemli bir kısmı ülkemizde merdiven altında üretiliyor. Kozmetik ürünler için marka sadakati çok düşük olduğundan tüketici algısını etkileyebilen her marka sektörde kendine yer bulabiliyor. Pazara her gün yeni firmalar, yeni ürünler giriyor. (Ahmet Aktaş)

Bu ürünlerin içeriğinde hangi maddeler var, sağlığımızı nasıl etkiliyorlar?
- Yüksek oranda kullanıldığında kalp krizi riskini artıran Minoxidil, onarılması zor cilt yanmalarına neden olan TCA, arsenik ve kurşun gibi ağır metaller... Kozmetikte yasaklı olan bütün maddeler var ve bu maddeler nefes problemine de neden oluyor. Epilasyon öncesi ağrıyı gidermek için kullanılan bir krem, yüksek dozda kullanılırsa kalp hastalığı ve dolaşım bozukluğuna sebep olabiliyor. Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na kayıt yaptırmış firmaların üretim yerlerini denetliyor ama ithal edilen kozmetik ürünlerinin üretim yerleri denetlenemiyor. (Ahmet Aktaş)

- Örneğin bergamot yağı ve Peru balsamı ciltte iritasyona yol açar, ruj ve farları bu bölgelerin derisi ince olduğundan kolayca emilir ve egzamaya yol açar. Bu ürünlerin içinde sentetik kimyasallar ve petrol yan ürünleri var ve kandan emilerek sistemik dolaşıma karışır ve kanserlere yol açabilir. Bu ürünler vücutta yabancı protein gibi algılanarak romatizmal bir rahatsızlık olan Kelebek (Sistemik Lupus) hastalığını da tetikleyebilir. (Figen Akın)

Bu etkileri bilinmesine rağmen sahte kozmetik ürünlerine ilgi neden azalmıyor?
- Bu ürünler, insanların istediği statüde gözükmesine yardımcı olduğu için revaçta. Sen de onun kullandığı o pahalı ürünü kullanıyorsun, senin dudakların da aynı renk, sen de aynı kokuyorsun, aynı hayatı yaşaman için adım adım ilerliyorsun. Ambalajı, görüntüsü aynı, makyaj masanı zengin ve kaliteli gösteriyor. Bu ürünleri kullananlar, başlarına bir şey gelmeyeceğine inanmak istiyor. Orijinal olmuyorsa sahte olsun kim bilecek? İnsanlar sağlık sorunu olmadığı zaman hayatlarını riske atabiliyor. Ama er ya da geç bir şey oluyor, o ayrı. (Su Hakgüden)

Tüketici Birliği Federasyonu’na sahte kozmetik ürünleriyle ilgili çok şikayet geliyor mu?
- Evet, çok fazla. Kozmetik şu an ekonominin temel motorlarından biri. Markalı, tescilli kozmetik ürünlerinin fiyatı vatandaşların alım gücünün üzerinde olduğu için insanlar daha ucuz kozmetik arayışına giriyor. Türkiye’deki tüketiciler sahte bir üründen memnun kalmadıklarında, başka bir sahte ürün almaktan vazgeçmiyor. Sosyal medyada ve semt pazarlarında çok satılan bu ürünlerden korunmak için pahalı ama daha az sayıda ürün almaktan, araştırma yapmaktan ve etiket okumaktan başka çare yok. Bilim dünyası kelliğe bir çözüm bulabilmiş değil ama üzerinde ‘kelliğe çözüm’ yazan ürünler çok satılıyor, insanların sağlığı bozuluyor. Ambalajın arkasında ruhsat bilgisi var mı bakın; yoksa almayın. (Mehmet Bülent Deniz)

- Sahte ürünleri gerçeğinden ayırmak zor olabilir. Üretici firmanın güvenirliği oldukça önemli; güçlü araştırma laboratuvarları olan bilinen markalardan şaşmayın. (Figen Akın)

14.12.2019, İpek İzci, Hürriyet

13 Ekim 2019 Pazar

2 milyon euroluk projeden çıkarılan tüketici dersleri

Tüketici haklarının korunması için AB destekli 2 milyon euroluk projede yok yok. Projenin Samsun toplantısını izledim, çok önemli meseleler öne çıktı. Tüketici Bakanlığı kurulmasından tutun, okullarda tüketici dersleri konulmasına kadar her şey konuşuldu.

Perihan ÇAKIROĞLU yazıyor... Şöyle bir soruyla başlasam; İyi bir tüketici misiniz? Ve bu anlamda hakkınızı koruyor musunuz? Kendimden örnek verirsem, ne kadar çok çabalasam da satın aldığım her malda, her bozuk çıkan eşyada veya yediğim içtiğim her üründe sonuna kadar tam gidemiyorum. Bir yerlerde zincir kopuyor sanki...Oysa tüketici hakkı, komşu hakkı gibi kutsal ve önemlidir. Çünkü, satın aldığınız bir ürün bozuk çıktığında ve kullanamadığınızda sizi mutsuz eder ve paranızın boşa gittiğini, hakkınızın yendiğini düşünürsünüz.

TÜKETİCİ HAKLARI İÇİN 2 MİLYON EURO
Geçenlerde Samsun’daydım. Çok önemli bir etkinliğe katıldım. Avrupa Birliği (AB) ile 2 yıla yakındır sürdürülen ve farklı illerde tüm tarafları bir araya getirerek buluşturan Tüketicinin Korunmasının Güçlendirilmesi Teknik Destek Projesi idi bu.. Bir nevi oval masa toplantısıydı. Şu ana kadar da 1.8 milyon euroluk bütçe kullanılmıştı. Bunun devamı da var.

İyi, güzel de neler yapıldı, neler konuşuldu, sonuçlar ne oldu?.. Gidilen illerde yapıldığı gibi öncelikle Samsun, hatta ilçelerdeki tüketici meseleleri ele alındı. Özellikle Vezirköprü bu anlamda ilk sırayı aldı. Katılanlara baktım, kadın – erkek eşitliği sağlanmıştı. Bu arada kadınların hararetli ve hırslı görüş açıklamaları, onların tüketici hakkını korumada gelecekte çok daha ön alacakları umudumu yükseltti. Erkek katılımcılar da kadınların tüketici hakları çalışmalarında gerçekten çok başarılı olduklarını kabul ettiler.

Haydi kadınlar, gönüllü olarak tüketici haklarını korumak ve savunmak için halkın yanında olalım diyorum.

DUAYENSİZ HAK SAVUNULMAZ
İki duayen tüketici hakları savunucusu da oradaydı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz istişarelerde moderetorluk yaptı. Doğru soru ve yönlendirmelerle Deniz, görüşlere “ayna” tuttu.

Uzun yılların ünlü hak savunucusu Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar ise konuşulanların berraklaşması için arada söz alarak tesbitleri kolaylaştırdı, uzun yılların birikimlerinden örnekler verdi.

Çakar’ın aradaki sohbetlerimizde şu cümleyi hatırlatmakta büyük yarar görüyorum: “Doğru üretim politikaları yoksa, tüketici haklarını korumak için yapılan uygulamalar iyi yürümez. Yani önce üretim politikalarını belirlemek lazım.”

İstiştişarelere Ticaret Bakanlığı Daire Başkanı Bülent Aycan’ın konuşmasıyla başladık. Günün önemini anlattı. “AB kapsamında 2 yıl önce başlatılan bu proje, gelecek yıl Mayıs zayında tamamlanacak. Proje Ankara Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Şebnem Akipek öncülüğünde başladı. Ana gayemiz, tüketici dernekleri, örgütleri ve tüketici hakemlerini daha fazla nasıl aktif hale getirebiliriz?” dedi.

Samsun Ticaret İl Müdürü Cemil Kocaoğlu, yeşille mavinin birleştiği bu şehirde yaşamanın şans olduğunu söyledi.Gerçekten de öyle. Hem Atatürk’ün şehri hem de eşsiz panaromasıyla kentin güzelliği gözlerimizin önünde uzanıyordu.

Kocaoğlu, bu gibi toplantıların yararları üzerinde durdu.Bence AB projesinin en önemli faydası, bürokrat – tüketici hak savunucularını direkt biraraya getirmesi ve tüketici sorunlarına bir bir dokunulmasıydı. Katılımcılar bu buluşmaların kendileri açısından çok faydalı olduğunu sık sık dile getirdiler.

Bu arada yeni yasal düzenlemelerde tüketici heyetlerinin kaldırılıp arabuluculuk müessesinin devreye girmesi ihtimallerine de dikkat çekiliyor, ancak Samsun toplantısında buna karşı çıkanların sayısının oldukça fazla olduğunu gözlemledim.

Bülent Deniz de yeni Yargı Reformu ile tüketici hakem heyetlerinin kaldırılabilecğine dikkat çekti, bunun yanlış olacağını söyledi.

Bu arada İlk, orta ve liselerde de öğrencilere, “Tüketici hakları” ile ilgili dersler konulmalı. Öğretmenler de hazır. Tüketici haklarını savunan gönüllüler bu derslere girebilmeli. Halk eğitim merkezlerinde de yine bu dersler gündeme gelmeli.

Bir önemli konu da işyerlerinde “tüketici danışmanlığı” hizmeti verilmesi.Bu önerileri TÜKODER Güngören Temsilcisi Serpil Turul dile getirdi.

CEP’TEN HAKEME ULAŞILIR
Tüketici Destek Uzmanı Ayşe Yemişçi, faaliyet alanları üzerinden yaptığı sunumda çeşitli uygulamalardan söz etti. Cep telefonları üzerinden hakem heyetlerine ürün güvenliği için ulaşılabildiğini dünyadaki birçok ülkede halkın yapılarına göre düzenlenen uygulamalardan söz etti.

Mesela, Türkiye’de halkın yaşamını çok ilgilendiren bankaların hizmet konularında 5 milyon başvuru gerçekleşince BDDK’nın buna odaklandığını ve kredi kartları ve masraflarla ilgili sorunun çözüldüğünü dile getirdi.

Çok uzun süren toplantıdan seçtiğimiz bazı görüşleri vermekte yarar var.

Turhan Çakar, tüketicilerle ilgili kanunlarda hala eksik düzenlemeler olduğuna dikkat çekti, özellikle finansman konusunda geriye giden hükümler olduğuna değindi.

Çakar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da seslendi ve tüketici heyetlerini kaldıran kanunların yürürlüğe konulmamasını istedi ve “Arabuluculuk, 25 yıllık hakların ortadan kaldırılmasını getirir” dedi.

SOSYAL MEDYA DOLANDIRICILARI ARTTI
Tüketiciyi aldatan meselelerde sosyal medyada dolandırıcılıkların çoğaldığını belirten katılımcılar oldu. Çakar’a göre Türkiye, bu tür dijital sorunları yaşayan ülkelerin başında geliyor.

Sosyal medyada alışveriş yaparken hepimizin çok dikkatli olması gerekiyor, şikayetleri doğrudan bulunduğumuz ilçedeki “hakem heyet”ine iletmeliyiz. Bunun için ücret istenmiyor. İhracat alanında dışarıya satılan malların geriye gönderildiğine dikkat çeken Çakar, bu malların içeride nasıl değerlendirildiğini sorguladı ve “Bu sorunların çözümü için yasaların tam olarak uygulanması gerekiyor” diye konuştu.

Ticaret Bakanlığı uzmanlarından Murat Yaşar, “Niye bizler burdayız?” sorusuna cevap verirken, Kars, Erzurum, Van ve Diyarbakır’da yapılan toplantıları anlattı. Sözü pahalı uçak biletlerine getirdi ve fiyatların piyasa rekabetine açılması gerektiğini söyledi.

TÜKETİCİ BAKANLIĞI KURULMALI MI?
Yapıcı ve olumlu tartışmalar arasında birçok katılımcı, 81 milyonluk nüfusa sahip ülkemizde mutlaka “Tüketici Bakanlığı”nın kurulması gerektiğini savundu.

Bence böyle bir bakanlık kurulmalı ve en aktif bakanlıklardan da birisi olmalı. Tüketici bilincine doğrudan hitap eder ve yetkisi dahilinde de hızla çözümler sağlanılmasını sağlar.

TÜKODER üyelerinin oldukça aktif davrandığı toplantıda ilginç görüşler ortaya çıktı. Aycan Türkel ve Hasan Çiçek gözlemlerini anlattı.

Samsun İl Müdür Raportörü Seçil Yıldızgül, hala tüketici meselelerinde en önemli konunun “asansörler” olduğunu dile getirdi.

Bu arada Samsun’da da altın arama faaliyetleri olduğu ve dağların parçalandığına dair ifadeler de yer aldı.

Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Alıç, çocuk tüketicileri bilinçlendirmek adına bir tiyatro ile 40 ilde turneye çıkılacağını açıkladı ki, bu minikler için çok doğru bir yaklaşımdı.

GIDADA DOLAYLI VERGİ OLMAMALI
Samsun Tüketici Hakları Temsilcisi Aliye İnce, dolaylı vergilerden yakındı. Bence bu konu da tüketici hakları meselesi, aslında hepimiz için dolaylı vergiler cebimizden bize sormadan alınan paralar değil midir?

Aliye İnce’ye göre gıdada “sıfır” KDV olmalı, yani hiç vergi alınmamalı. Oysa halen yürürlükte olan 130 çeşit vergiden 15’i tüketiciden alınıyor.

İnce, Vezirköprü’deki bir ilginç olaydan da söz etti ve “Sık sık firma temsilcileri ilçeye geliyor, yiyip içip halkı dolandırıp gidiyorlar” dedi.

Samsun Barosu’ndan katılan genç avukat Hilal Pelin Tuncer, toplantıda ilginç deneyimler edindiğini belirtirken, bundan sonra tüketici meselelerine karşı daha duyarlı olacağını söyledi.

TÜKETİCİ HAKLARI GÖNÜLLÜLÜK İSTER
Tüketici Birliği Federasyonu Dernek Temsilcisi Meral Gürer, tam bir gönüllü hak arayıcısı. Kendisi iş kadını. İşi gücü çoğu zaman bırakıyor, tüketicilere desteğe koşuyor. Bizlere böyle insanlar lazım.

Samsun İl Müdür Raportörü Burak Sarı, instagram ve facebook’ta yapılan yeni bir dolandırıcılık türüne değindi ve alınan siparişleri verilen adrese getiren kargocuların müşteriye hiç ilgisiz saçma şeyler getirdiğini söyledi. Özel hayatta gizlilikle ilgili Anayasa maddesine göre gelen paketlerin açılamadığına değinen Sarı, bu konunun güncellenmesi gerektiğini hatırlattı.

CEZAEVİNDE TÜKETİCİ TOPLANTISI
Samsun Ticaret İl Müdürü, diğer bazı katılımcılar gibi ilçelerde yeterli “raportör” bulunmadığını, Maliye Bakanlığı’nın yeterli kadro alamadığını anlattı. Bu arada sık sık bilgilendirme toplantılarıyla halkın bilincinin artırılmasına çalıştıklarını, hatta Samsun Çarşamba’da cezaevinde de böylü bir toplantı düzenlediklerini söyledi. Cezaevinde tüketici toplantısını ilk kez duydum ve bana ilginç geldi.

BELEDİYELER YER GÖSTERMELİ
Toplantıda katılımcılar, kendi sıkıntılarını da konuştu. TÜKODER Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Başakşehir Şube Başkanı Aydan Kara, tüketicilerle ilgili çalışmalarda yer konusuna değindi, kira ödeyince stopajın da gündeme geldiğine, bundan muaf olunması gereğine değindi, belediyelerden kendilerine ve personele yer gösterilmesinin bu sorunu çözebileğini gündeme getirdi.

Samsun Belediyesi’inden Şef İbrahim Gülten, yer gösterme konusunda belediyelere görev düştüğünü ve iki adet yer verilebileceğini söyledi. Şimdi tüketici temsilcilerine yer vermeyen diğer belediyeler de bence bunu örnek almalı.

YANILTICI REKLAMLAR
Reklamlar da çok iyi denetlenmeli. Bülent Deniz, Reklam Konseyi’ne iki tüketici temsilcisinin katıldığını ve en çok dönüşün internetten telefon siparişi verenlerden geldiğini söyledi.

Tüketici haklarıyla ilgili kamu spotlarının daha görünür saatte tv kanallarında yer alması gereği üzerinde duruldu. Ulusal kanalların 15 dakikalık yayın yapmaları zorunluluğu ifade edildi. Tüketici haklarının korunmasında “bilirkişi” meselesinin de sorun yarattığı tartışıldı.

Kütahya’dan gelen Tüketici Hareketi Genel Başkanı Cüneyt Köşe, sözü tüketici derneklerine yöneltti ve “Bu dernekler dönüp bir de kendilerine bakmalı” dedi.

3 ÖNEMLİ KRİTER
Bülent Deniz, sonuçta 4 önemli kriter üzerinde durdu ve şöyle konuştu: “Tüketici açısından kolaylık için test ve analiz merkezleri kurulmalı ve buralara erişim profili olmalı. Para cezaları caydırıcı olmalı. Başta eğitim kurumları her kesimde tüketici ve çevre dersleri olmalı. Samsun’daki tüketicinin korunmasının güçlendirilmesi toplantısının anatomisi böyleydi. Samsun’dan Türkiye tüketicilerine yaygınlaştırılabilecek bu mesajlar çıktı.

09.10.2019, Perihan Çakıroğlu, Gazete Ekonomi

22 Eylül 2019 Pazar

Tüketicinin kalbi Erzurum'da attı

Tüketicilerin Korunması ve bilgilendirilmesi amacıyla, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ile tacir ve esnafların işbirliğiyle ortak bir gündem oluşturmayı hedefleyen 'Tüketicinin Korunması Güçlendirilmesi Teknik Destek' projesinin istişare toplantısı Erzurum'da yapıldı.

Tüketicilerin Korunması ve bilgilendirilmesi amacıyla, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ile tacir ve esnafların işbirliğiyle ortak bir gündem oluşturmayı hedefleyen "Tüketicinin Korunması Güçlendirilmesi Teknik Destek" projesinin istişare toplantısı Erzurum'da yapıldı.

Toplantıya Erzurum Vali Yardımcısı Mustafa Maslak, Ticaret İl Müdür Vekili Fatma Demir, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Tüketici Örgütleri Federasyonu Başkanı Fuat Engin, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, Tüketiciyi Koruma Derneği Erzurum Şubesi Başkanı Gamze İspirli, Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı ve Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Altay, Erzurum Kent Konseyi Engelliler Meclisi Koordinatörü Abdullah Keleşoğlu, Ticaret Bakanlığı Ticaret Uzmanları Hüseyin Kutlu Köycü, Metin Akyol, Murat Yaşar, Proje Teknik Destek Sorumlusu Ayşe Yemişçi, tüketici dernekleri yöneticileri, tüketici hakem heyeti raportör ve üyeleri katıldı.

Toplantı Ticaret Bakanlığı Ticaret Uzmanı Hüseyin Kutlu Köycü'nün projeye ilişkin tanıtım sunumuyla başladı. Toplantının moderatörlüğünü yapan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Türkiye'de tüketici haklarının gelişim sürecine değindi.

Deniz, 1995 yılında yürürlüğe giren 4077 sayılı kanunun tüketicinin korunması açısından önemli bir yere sahip olduğu belirterek, 2014 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı tüketici yasası ile tüketicilerin daha çağdaş yasal düzenlemelere kavuştuğunu söyledi.

Tüketicinin Korunması Güçlendirilmesi Teknik Destek Projesinin kamu ve STK işbirliği açısından önemine değinen Deniz, projeyle tüketiciye ilişkin düzenleme ve uygulamalarda sivil aktörlerin etkin bir şekilde yer almasının sağladığını ifade etti.

Tüketici Örgütleri Federasyonu Başkanı Fuat Engin ise Erzurum'da tüketici mahkemesinin olmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirterek, tüketici mahkemelerinin büyükşehirlerde bulunmasının yasal açıdan zorunlu olduğunu ifade etti.

Erzurum'daki tüketici dernekleri ve ilgili kurumlara tüketici mahkemesinin kurulması konusunda önemli görevler düştüğünü belirten Engin, projeyle bu gibi eksikliklerin gündeme geldiğini söyledi.

TÜKODER Erzurum Şube Başkanı Gamze İspirli ise Erzurum'da uçak biletlerinin fahiş fiyatlarda satılmasının tüketiciyi mağdur ettiğini belirterek, Erzurum'daki tüketici dernekleri olarak bu konuda farkındalık oluşturmak adına kampanya başlatacaklarını ifade etti.

Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı ve Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Altay ise üniversite kampüsünde eğitim seti satışlarının öğrencileri mağdur ettiğini belirterek, konuyla ilgili bilinçlendirme çalışması yapacaklarını söyledi.

Altay ayrıca kapanan ilçe tüketici hakem heyetlerinin tüketiciyi mağdur ettiğini belirterek, özellikle yoğun nüfuslu ilçelerde hakem heyetlerinin yeniden hizmete girmesinin doğru bir yaklaşım olacağını ifade etti.

Toplantı dernek yönetici ve kamu kurum temsilcilerinin görüş ve önerileriyle sona erdi.

21.09.2019

2 Haziran 2019 Pazar

Tüketici Federasyonlarından yargı paketine tepki

Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, Cumhurbaşkanı tarafından 30.05.2019 tarihinde kamuoyuna açıklanan Yargı Reformu Stratejisi Belgesi ile tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk sisteminin getirilmek istenmesine karşı olduklarını açıkladı.

Yargı Reformu Stratejisi belgesi ile tüketici uyuşmazlıkları gibi alanlarda, arabulucuyabaşvuru konusunun dava şartı olarak planlanması ve Adalet Bakanının, tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk sisteminin uygulanması konusunda çalışma yürütmesi çalışmalarına tepki veren Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin,Tüketici Dernekleri Konfederasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal, Tüketici ve Çevre Hakları Federasyonu (TÜÇEDEF) Genel Başkanı Osman İlhan ve Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “arabulucuya, bu kapıyı açacağız” yaklaşımı, tüketicilerin görüş ve önerileri alınmadan kurgulanan metinlerdir.” dedi.

Tüketici işleminde güçsüz olan tüketici tarafının korunması, anayasal bir hak ve şarttır
En temel alanlardan biri olan iş hukuku uyuşmazlıklarında getirilen zorunlu arabuluculuğun; tüketici uyuşmazlıklarında da yaygınlaştırılmasının, güçlüye karşı güçsüz konumda olan taraflardan birinin desteklenmesine yönelik temel ve evrensel hukuk anlayışı ile mevcut yasal düzenlemelere de aykırı olduğunu belirten Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, “adalet herkes için eşit ve erişilebilir ve öngörülebilir olmalıdır. Tüketici işleminde güçsüz olan tüketici tarafının korunması, anayasal bir hak ve şarttır. Anayasamızın 172. maddesi gereği, Devlet tüketiciyi korumak ve koruyucu tedbirleri almak zorundadır. Bu bir tavsiye değil, anayasal görevdir.” şeklinde konuştu.

Uygulamanın 6502 sayılı Tüketicinin korunması hakkındaki kanunun amaç maddesiyle çelişmekte olduğunu aktaran Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, bu yaklaşımın bugüne kadar tüketicinin hak arama sürecindeki tüm kazanımlarının ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirtti.

Hakkını arayan tüketiciye ek masraf çıkacak
“Tüketici davalarının harç ve rüsumdan muaf olması gibi özel durumları söz konusu iken, arabulucu sisteminin getirilmesiyle ortaya çıkacak ek masraflar tüketicinin hak aramasının önünde engel oluşturacak ve caydırıcı bir unsur olarak işlev görecektir. Ayrıca arabuluculukta uzlaşma sağlanamadığı takdirde tüketicinin hak arama süreci uzayacak ve adalet gecikecektir.” diyen Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, tüketici hukukunun temel yaklaşımının hukuka aykırı tüketici işlemi yapanın ‘cesaretini kıracak’ önlemleri almak ile uyuşmazlığın doğmasını engellemek olduğunu ve aksi takdirde hiçbir çözümün gerçekte tüketici lehine olmayacağını ifade etti.

Kamu sağlığı zarar görecek
Zorunlu arabuluculuk uygulamasının, ‘hızlı ve ücretsiz’ olması gereken tüketici yargılamasındaki süreyi tüketici aleyhine uzatacağını ve bu durumun tüketicinin hak arama eğilimine büyük zarar vereceğini kaydeden Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, “Tüketici uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk, bir yandan kamu sağlığını yakından ilgilendiren çok çeşitli tüketici uyuşmazlıklarında gizliliğe neden olacaktır, öte yandan da temel ve evrensel tüketici haklarından biri olan bilgilenme hakkını da kullanılmaz hale getirecektir. Bu nedenlerle tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk uygulanmasına yönelik yapılan çalışmalar uygulamada olumsuz sonuçlar doğuracaktır.” diyerek görüş ve endişelerini kamuoyunun dikkatine sundu.

Tüketiciye tanınmış haklar, arabuluculuk masasında pazarlık konusu yapılamaz
Ortak açıklama yapan Tüketici Federasyonları Genel Başkanları, “Tüketici uyuşmazlıklarında, taraflar arası uzlaşmanın sağlanması yönünde; avukatlık kanununda, ön inceleme aşamasında, dava öncesi satıcı ve sağlayıcıya tüketici örgütleri aracılığı ile gönderilen yazılarda ve tüketicinin bilgilendirme ve talebinde arabuluculuğa benzer sistem işlemektedir ve uygulanmaktadır. 6502 sayılı tüketicinin korunması hakkındaki kanunun işlevini gölge düşürecek olan ve kanun ile tüketiciye tanınmış hakların arabuluculuk masasında pazarlık konusu yapılacak olması, Tüketiciler açısından hiçbir şekilde kabul edilemez. Tüketici uyuşmazlıklardan kaynaklı arabuluculuk sistemi ve uygulama çalışmaları çok geç olmadan gündemden kaldırılmalıdır” dedi.

31.05.2019, Nilüfer Tuba Akman Tüketici Postası 

12 Nisan 2019 Cuma

İPİN UCU KAÇTI! KİŞİ BAŞINA 3 KART

Türkiye'de 2019 yılı itibariyle 148 milyonu banka kartı ve 66 milyonu da kredi kartı olmak üzere 214 milyon kart var. Ülkemiz kart sayısı bakımından son 5 yıldır Avrupa'da birinci sırada bulunuyor. Uzmanlar ise kartların bilinçli kullanılması ve dolandırıcılığa karşı dikkatli olunması noktasında uyarılarda bulundu.

Türkiye'de 2019 yılı itibariyle 148 milyonu banka kartı ve 66 milyonu da kredi kartı olmak üzere 214 milyon kart var. Ülkemiz kart sayısı bakımından son 5 yıldır Avrupa'da birinci sırada bulunuyor. Avukat Baran Usanmaz, “Kredi kartı kopyalama hileleri ile internet üzerinden yapılan alışverişler neticesinde meydana gelen kredi kartı dolandırıcılığına maruz kalanların sayısı da her geçen gün artmaktadır” derken Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise kart kullanıcılarına bilinçli olmaları konusunda uyarılarda bulundu.

“HER ZAMANKİNDEN DAHA DİKKATLİ OLUNMALI”
Türkiye'de tüketim harcamalarının yaklaşık yüzde 38’inin kartlı işlemlerden yapıldığını belirten Avukat Baran Usanmaz “Günlük ATM para çekim işlemlerinde, ödeme anında POS cihazlarındaki kredi kartı kopyalama hileleri ile internet üzerinden yapılan alışverişler neticesinde meydana gelen kredi kartı dolandırıcılığına maruz kalanların sayısı da her geçen gün artmaktadır.” dedi. Türkiye'de her yıl yaklaşık 5,5 milyar kartlı işlem yapılıyor. Bundan 10 yıl önce kartla yapılan tüketim harcamaları yüzde 15 oranlarındayken günümüzde yüzde 38 civarına yükseldi. En fazla kartlı ödeme yapılan sektör 148 milyar lira ile market ve AVM'ler; bu iki sektörü 78 milyar lira ile akaryakıt, 68 milyar lira ile giyim, 57 milyar lira ile küçük gıda perakendesi, 45 milyar lira ile elektronik eşya sektörleri takip ediyor. Usanmaz, “Banka kartları ve kredi kartlarıyla ilgili ATM’lerde, telefon yoluyla, şahısların haberi olmadan cebindeki kartla temassız ödemede ve bunun gibi birçok farklı dolandırıcılık türleri ortaya çıktı. Vatandaşlarımızın kart kullanımında her zamankinden daha dikkatli olması gerekiyor. Başka birisine ait banka veya kredi kartını, her ne sebeple olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kişi, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi hususunda gereken kişinin rızası olmaksızın kartı kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına fayda sağlar ise, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Ancak kredi kartı dolandırıcılığının, sahte oluşturularak veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle işlenmesi halinde, bu suçu işleyerek kendisine veya bir başkasına yarar sağlayan kişi, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır” dedi.

“KARTINIZ ÇALINDIĞINDA 24 SAAT İÇERİSİNDE BANKAYA BİLDİRİN”
Avukat Baran Usanmaz sözlerine şöyle devam etti: “Banka sitelerinin kopyalanması yoluyla kart bilgilerinin elde edilmesi durumunda da bankalar sorumlu oluyor. Yargıtay’a ve tüketici hukukuna göre, bankaların gerekli tüm güvenlik tedbirlerini alması gerekiyor. Bankamatik veya kredi kartı çalındığı takdirde kart sahibi 24 saat içinde bankaya bu durumu bildirirse çekilen paranın bankaca sahibine iade edilmesi gerekiyor. Yüksek mahkeme, bu tür vakalarda kart sahibinin haksız çekilen miktarın sadece 150 lirasından sorumlu olduğunu belirtiyor. Teknolojik gelişmeler ile alışverişlerde yaygın hale gelen kredi kartı kullanımı sırasında yaşanabilecek dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarına karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Özellikle internetten alışveriş sırasında kredi kartlarının kopyalanması gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır.”

“CEBİNDE PLASTİK PARALARLA DOLAŞAN TÜKETİCİYE DÖNÜŞTÜK”
Ekonominin kayıt altına alınması için atılan adımlardan dolayı kart sayısının arttığına dikkat çeken Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Çalışanların maaşlarının bankalara yatırılması kart sayısını arttıran en büyük etkenlerden bir tanesi. Şirketler belli aralıklarla başka bankalarla anlaştıkları için ise eski kartlar kullanıcıların cüzdanında kalıyor. Ayrıca bankalar da hesabı bulunan herkese kendi ürünlerini satma gayretinde olduğu için banka kartı olan işçiye de kredi kartı vermek istiyor. Bu durum da kartların sayısını arttırıyor. Bu artışı bir körükleyen bir diğer sebep ise tüketicinin farklı bankların kampanyalarından faydalanmak istemesi oluyor. Örneğin bir kredi kartı uçak bileti promosyonu verirken bir diğeri taksit sayısında avantaj sağlıyor, bir diğer banka ise kart ücreti almıyor. Dolayısıyla bir tüketici tüm bu avantajlardan faydalanabilmek için birden çok kredi kartı taşıyabiliyor. Bu da insanları cebinde plastik paralarla dolaşan tüketiciye dönüştürüyor” şeklinde konuştu.

“KARTLAR DOĞRU KULLANILMADIĞI ZAMAN BÜYÜK BİR BORÇ KAPANI OLUYOR”
Bunun doğru bir yöntem olmadığını ifade eden Deniz, “Normal olan sayı nüfusun en fazla bir buçuk katı banka katı ve yarısından daha azında ise kredi kartı olmasıdır. Türkiye’de maalesef işin ucu kaçmış durumda. Alışverişin artması ekonomilerde istenen bir şeydir. Ama Türkiye’de maalesef insanlar kredi kartıyla veya banka kredisiyle borçlanarak alışveriş yapıyor. Kredi kartı borcunun asgari tutarını öderim borcu çeviririm düşüncesi çok yaygın olduğu için borçlanma da giderek artıyor. Kart borçları patlamış durumda. Tüketici kredisi alanların sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Hane halkı borç oranında rekor seviyelere ulaştık. Kartlar doğru kullanılmadığı zaman büyük bir borç kapanı halini alıyor” dedi.

15 Mart 2019 Cuma

Küçükçekmece’de Bilinçli Tüketim konulu panel yapıldı

Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi.

15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi ile başlayan süreçte Birleşmiş Milletlerin 1985 yılında aldığı bir karar ile 15 Mart tüm dünyada Dünya Tüketiciler Günü olarak kabul edildi. Her yıl ülkemizde de tüketicilere atfedilen bu özel günde ve ilişkili haftasında tüketici dernekleri, kamu kurumları, ilgili sivil örgütler tüketici bilincini, farkındalığını ve önemini anlatan etkinlikler düzenliyor.
Bu bağlamda Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi. Küçükçekmece Zahide Nine Semt Konağı’nda gerçekleşen panelin izleyici çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.

Moderatörlüğünü Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler’in yaptığı panelde, Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan, Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal ve Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz katılımcıları tüketici meselelerinin farklı konularında bilgilendirdiler.

Paneli izleyen kadınların da kendi deneyimlerini paylaştığı, cevap aradıkları soruları sorduğu panelde ilk konuşmayı Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan yaptı.

Dünyadaki israf oranlarına dikkat çekerek konuşmasına başlayan Doğan, tüketim doyumsuzluğuna geldiğimiz süreci çarpıcı bir video sunumu görsel hafızlara yerleştirdi. Doğan video sunumu sonrası devam ettiği konuşmasında dünyadaki ve ülkemizdeki israfın boyutlarına söyle dikkat çekti;

“Günde 4 milyon 900 bin ekmek israf ediliyor. Bu öyle büyük bir rakam ki, dörtte biri ile 870 milyon insan doyabiliyor. İsrafa ilişkin yayınlar televizyonlarda defalarca yayınlanıyor, rakamlar açıklanıyor, uyarılar yapılıyor ve bizler bütün bu yayınları izliyor, görüyoruz. Buna rağmen sonrasında çok hızlı bir şekilde yine bilinçsizce tüketime devam ediyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde ciddi yoksulluk çeken insanlar var. Bir günde bir öğün yemek bulamayan insanların sayısı yaklaşık olarak günlük 500 milyon insanın üzerinde. OECD ve FAO verilerine göre üretilen gıdaların üçte biri çöpe gidiyor. Yani her yıl 1,3 milyon ton gıda çöpte.

2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar olacağı, beslenmek için gıda üretiminin yüzde 50 artacağı düşünülüyor. Bütün bu gerçeklere rağmen israf alışkanlığımız son bulmuyor. Ülkemizde günde 1486 ton ekmek israf ediliyor. En çok israf ekmekte ve ilginç olan Türkiye’nin üretmiş olduğu tahıl ve buğday maalesef Türkiye’nin ihtiyacını göremez hale geldi. Şu anda tahılı en çok Rusya’dan olmak üzere birçok ülkeden ithal eder hale geldik.

Yine OECD ve FAO verilerine göre ABD’de üretilen gıdaların yıllık yüzde 40’ı yenmeden çöpe atılıyor. Avrupa Birliğinde de yaşayan insan sayısı yaklaşık 741 milyon ve burada da çok ciddi israf var. Kişi başına düşen 400 gram gıdanın 274 gramı israf ediliyor.

İSRAF ETME DÜNYA DOYSUN
Türkiye’de israfa çekilen dikkat ilk defa Bakan Hayati Yazıcı’nın “İsraf etme dünya doysun” sloganıyla başladı. “Avrupa’da israf edilen gıda ile Afrika beslenir” demişti. Bu çok önemliydi. Türkiye’deki israf için de aynı şey söz konusu. Türkiye’de de israf dünya ortalamasının çok üzerinde. Biz 1985 yılına kadar böyle değildik. 1985 sonrasında teknolojinin artmasıyla, batıyla olan entegrasyon sürecinde yaptığımız israfta büyük bir artış oldu. Şu çok net bir gerçek ki, israf etmezsek okulumuzu da hastanemizi de yapabiliriz. Dünyada herkese yetecek kadar gıda var, kıyafet var. Yeter ki ihtiyacımızdan fazla tüketmeyelim.

Panelin moderatörlüğünü de yapan Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler de tüketim ve alışveriş aşamasında kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız diyerek sistemin götürdüğü kaçınılmaz sona dikkat çekti. Dinler,

“Dünyada tüketimin önüne geçebilecek tek duygu tasarruftur” diyen Dinler sözlerini şöyle sürdürdü: “İmkânı olan insanların hem üreterek tüketmeye hem tüketerek tüketmeye ve dünyanın sonunu getirmeye çok hızlı bir şekilde çabaladığını görüyoruz. Tüketirken satın aldığımız ürünlerin tüketime yetiştirilirken üretim aşamasındaki kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız.

Örneğin, bir markete veya bir elektronik mağazasına gittiğimiz zaman mesela karşınıza otuz tane cep telefonu sergiliyorlar. Satış taktiklerinde sizi “bu sizin için iyi değil, bunu alın” diyerek yönlendiriyorlar. Size iyi olmayanı göstererek aslında satmak istedikleri ürüne yönlendiriyorlar. Sergilenen diğer telefonlar aslında hedefteki telefonun satılmasına hizmet ediyor. Burada bu kapitalist sürecin farkındalığında olmak, bilinçli tüketici olmak, ihtiyacımızın ne olduğunu ve tabi haklarımızı bilmek çok önemli.”

Özellikle özel günlerde yapılan tüketim miktarına dikkat çeken Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal konuşmasına, “İhtiyaçlarımızı kim belirliyor, biz mi belirliyoruz, ihtiyaçlarımızı belirleyen etkenler nelerdir?” sorularına cevap vererek başladı.

Koçal, “Genelde ihtiyaçlarımızı bir belirliyor gözüksek de ihtiyaçlarımızın tamamını biz belirlemiyoruz. İhtiyaçlarımızı, komşular, çevre, arkadaş grubu, reklamlar, televizyonlar, görseller gibi iletişim araçları belirliyor” dedi.

Kapitalist ülkelerin gelişmesi geri kalmış ülkelerin ilerlemelerini istemediklerini hatta buna engel olacak sistemler geliştirdiklerini söyleyen Koçal sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kapitalist sistemin yürümesi ve daha fazla kazanç elde edilmesi için mutlaka bir üretim gerekiyor ve bu üretimi tüketecek bir toplum gerekiyor. Dolayısıyla az maliyetli faza satışlı bir üretim ve bunu üreten bir toplum olması gerekiyor onlar için. Kapitalist ülkeler, bizim gibi gelişmekte olan yani teknolojik, sanayi gibi alanlarda geri olan ülkelerin ilerlemesini istemezler. Kendilerinin ihracatını, o ülkelerin ise ithalatını çoğaltmak isterler.

İhtiyaçlarımızı belirlerken örneğin, iphone alıyoruz, bir sene sonra başka bir versiyonu çıkıyor ve onu da alıyoruz. Oysa amaç iletişimse ve elimizdeki telefon iletişim kurmanızı sağlıyor ise bir küçük özellik değiştiği için yeni versiyonunu almak yerine elimizdeki telefonu ömrü bitene kadar kullanmamız gerekiyor. Ama televizyonlarda o kadar hızlı reklamlar dönüyor, o telefonun albenisi beynimize öylesine işleniyor ki, biz istemeseniz çocuğumuz istiyor. Neden, çünkü onun arkadaşlarında o telefon var. İşte ihtiyaçlarımızı bu şekilde komşularımız, çevremiz, arkadaşlarımız belirlemiş oluyor. Ne aracılığı ile, reklam aracılığı ile.

Bugün, açlık sınırı asgari ücretin de üzerine çıktı. Gelirimize göre ihtiyaçlarımızı da belirlemeye alışmamız gerekiyor. Kapitalist sistem bize gelirimizin üstünde yani gelecekteki gelirimizi de elimizden alan bir sistem geliştirdi. Ne sundu, kredi kartı sundu. Cebimizdeki plastik kartları sanki para gibi görmemizi sağladı. Bu plastik kartlarla önümüzdeki aylarda alacağımız geliri harcıyoruz. Ay başı geldiğinde aldığımız maaşın büyük bölümünü kredi kartlarına yatırıyoruz. Ay sonunu getirmek için yine kart kullanıyoruz ve bir süre sonra faturaları süresinde ödeyemeyecek duruma geliyoruz. Bozulan aile huzurları, eve gelen hacizler hızla artıyor.

Diğer yandan, israfın büyük kısmı gelir seviyesi yüksek olan kesimlerde görülüyor. Dolayısıyla biz bilinçli tüketiciyi şöyle tanımlıyoruz; ihtiyacına göre harcama yapan, alışveriş yapmaya giderken ne alacağını bilerek ve listesini yaparak giden ve onun dışına çıkmayandır.

En fazla bir haftalık ihtiyacınızı giderecek gıda alışverişi yapmalısınız, yapmazsanız sadece sermaye kesimine para kazandırmış olursunuz çünkü ihtiyaç fazlası çöpe gidiyor.

Tüketimi arttıran diğer etken özel günler. Sevgililer günü, anneler günü, kadınlar günü, babalar günü gibi. Geçen yıl 12,3 milyon işlem adedi ile rekor kırılmış anneler gününde. Yine sevgililer gününde 8,3 milyarlık harcama gerçekleşmiş. Bu insanların ihtiyacı olan bir şey değil çünkü sevgili, anne, baba, kadın bizler için yılın her günü önemlidir, önemli olmalıdır. Bu günleri biz icat etmedik. Bu günler, daha fazla para kazanmak, daha fazla tükettirmek için kapitalist ülkelerce toplumun önüne konan sistemlerdir.

Peki kısaca ne yapacağız?
-İhtiyaçlarımızı başkaları değil biz belirleyeceğiz.
-Atalarımızın dediği gibi ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Yani gelir ve gider dengemizi kuracağız.
-Alışverişlerimizi ne alacağımızı bilerek, belirleyerek ve onun dışına çıkmayarak yapacağız.
-Bilinçli tüketiciler olarak haklarımızı bileceğiz, öğreneceğiz ve tüketici derneklerinde örgütleneceğiz.

Panel’de son konuşmayı yapan Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Panelin şu ana kadarki sürecinde alacağımız bireysel önlemlerle kendi aile bütçemizi nasıl yöneteceğimizi öğrendik. Şimdi size söyleyeceklerimizle, şu anda vermekte olduğumuz ekonomik savaşı ülke olarak nasıl kazanacağımızı anlamaya çalışacağız” diyerek katılımcıların büyük bölümünün ilk defa farkında olacakları bir konuyu ele aldı.

“Lütfen çantalarınızdan bir kâğıt ve demir para çıkarın ve üzerinde yazanı okuyun.” Sözleri ile meraklandıran Deniz katılımcılara paraların üzerinde yazan banka isimlerini okuttu. Deniz” Gördüğünüz gibi, demir parada Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, kâğıt parada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazıyor. Aradaki fark “i” harfi. Neden biliyor musunuz?” diyerek durumu tarihsel süreci ile anlattı;

“Bundan tam 400 yıl önce İngiltere ve Fransa çok büyük bir savaşa tutuşmuş. Savaş yıllarca sürmüş. Savaşın uzunluğu İngiltere hazinesini iflas ettirmiş. Artık hazinenin savaşı finanse edecek parası kalmamış. Bunun üzerine İngiliz Kralı üç Yahudi bankere giderek borç para almış ve savaşı ancak bu şekilde yürütebilmişler. Bundan 200 yıl sonra ise Kırım Savaşında Osmanlı Devleti’nde hazine öylesine boşalmış ki, askerlerin yiyeceğiniz karşılayamaz hale gelmişiz, halk fakirleşmiş. Osmanlı Devleti de yine Yahudi kökenli Fransız bankerlerinden borç para istemiş. Yedi cihana hükmeden imparatorluk üç tane Fransız bankerden borç para temin etmiş. Ama bu durum sadece bizim başımıza mı gelmiş. Hayır, Amerika’nın da başına gelmiş.

1906 yılında Amerika’da çok büyük bir deprem oluyor, San Francisco depremi. Bu depremle Amerika ciddi ölçüde yıkılıyor ve ekonomisi büyük zarar görüyor ve Amerika artık devleti yönetecek bir kaynağa ulaşamıyor. 7 tane Yahudi tefeciye gidiyorlar ve onlardan borç para alıyorlar.

İşte İngiltere’ye, Osmanlı’ya, Amerika’ya borç para veren bu Yahudiler verdikleri borçlar için hem faiz alıyorlar hem de şunu söylüyorlar “bundan sonra parayı basma yetkisini bizim bankamıza vereceksiniz, sizin devletinizin parasını biz basacağız.”

Yani bugün Amerika’da da, İngiltere’de de, Türkiye’de de kağıt parayı basma yetkisi devlete ait değil. Oysa biz kâğıt paramızı Merkez Bankası basıyor zannediyorduk. Parayı devletin bastığı düşünülsün, sanılsın diye “i” harfi eksik olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazılıyor. Bir algı operasyonu yapılmış oysa ki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası etrafta gördüğümüz diğer bankalardan farklı değil. Bireysel olarak kurulan ve Türkiye’ye borç para veren bir banka. Devlet bu bankanın sadece yüzde 51 hissesine sahip.

Küresel ekonomik sistem bugün bütün devletlerin ekonomilerini ele geçirmiş, merkez bankaları üzerinden devletlerin ekonomilerini canlarının istediği gibi idare etmiş vaziyettedir. Bu nedenle bütün devletlerin ekonomik olarak boyunduruk altında kalması için elimize Dolar adını verdikleri bir kâğıt parçası vermişler. Bugün her şey dolara göre hareket ediyor. Ama Dolar dediğin Amerika’daki 7 tane Yahudi’nin kurduğu Amerikan Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan bir kâğıt paradır. Dünyada 15 trilyon Dolar dolaşıyor ve bu kadar Doların karşılığı Amerika’da altın olarak yok. Yani bizim ekonomimizi idare eden, Amerika Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan, kâğıt parçası olan Dolardır.

Onun için şu anda büyük bir ekonomik savaş veriliyor. Onun için küresel ekonomiye karşı ayağa kalkma savaşı veriliyor. Onun için milli paramızı önemseyelim, koruyalım diye devlet büyüklerimiz çağrı yapıyorlar. Onun için Müslüman ülkeler ve dost ülkeler arasında kendi paramızla alışveriş yapalım deniliyor. Onun için artık bu Doların yani Amerika’nın egemenliğinden kurtulalım istiyoruz. Bunun için evimizde işimizde yerli malı kullanmak zorundayız. Ne kadar çok yerli ürün tercih edersek dolara ve dışa olan bağımlılığımız o denli azalacaktır. Bugün burada anlatılan tedbirlerle sadece evinizin değil, ülkenin ekonomisini de korumuş olacaksınız. Yiyin, için, israf etmeyin. 10 emire de uymuş olacaksınız.

2 Mart 2019 Cumartesi

Tüketicinin Hak Aramasına Çelme

Tüketici uyuşmazlıklarına zorunlu arabuluculuk mu geliyor?
Tüketici örgütleri bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyor?
Zorunlu arabuluculuk, tüketici için ne getirecek, ne götürecek?

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Tüketici Postası Genel Yayın Yönetmeni Çetin Ünsalan’ın hazırlayıp sunduğu ve her Salı Kanal Ekonomi’de yayınlanan Tüketici Postası’nda değerlendiriyor.


24 Ocak 2019 Perşembe

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz: Katma değer, tüketici hakkıyla mümkün!

Tüketicinin haklarını ve son dönemlerde buna yönelik geliştirilen teknolojileri konuştuğumuz bu bölümümüzde konuğumuz Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz oldu.

ST Endüstri Radyo’nun konuğu, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, tüketici haklarının kullanılmasının, Türkiye’yi, her alanda yüksek katma değerli ürünler üretmeye götüreceği tespitini yaparak, şöyle konuştu: “Mükemmeli aramak, eleştiri ve denetim mekanizması ile mümkündür.”

Deniz, yasa gereği marketlerin, plastik poşet yerine doğa dostu alternatif sunmakla mükellef olduğunu söyledi. Yasa koyucunun, doğaya zarar veren ve ithalatı ile ekonominin sırtında yük olan plastik yerine, tüketiciye, bez poşet, file, koli gibi taşıyıcıları vermek mecburiyetinde olduğunun altını çizen Deniz, şöyle konuştu:

“Marketler sanki konu ellerindeki plastiği parayla satmakmış gibi, müşteriye doğa dostu bir alternatif taşıma kabı vermekten imtina etmektedir.”

Haberin tamamı ve program kaydını dinlemek için

18 Ocak 2019 Cuma

Poşette ezber bozacak bilgiler

Poşet konusunda bilmediğiniz haklarınız neler? 
Kanal Ekonomi'de yayınlanan,Tüketici Postası'nda gazeteci-yazar Çetin Ünsalan ve Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Başkanı Mehmet Bülent Deniz anlatıyor.

8 Nisan 2018 Pazar

Deniz; "Yargı kararlarıyla kazanılan haklar, yasayla geri alınıyor"

TV 5 Haber Müdürü Gökçen Göksal'ın hazırlayıp sunduğu Haberin Var mı? programının 04 Nisan 2018 tarihli yayınına Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ve Tüketici Hakları Uzmanı Sefa Kabaalioğlu konuk oldu.

04 Nisan 2018, TV5-Haberin Var mı?




3 Nisan 2018 Salı

Deniz, TV 5'te...

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, 4 Nisan Çarşamba akşamı, TV 5' ekranlarında...

Aldığınız ürünle ilgili bir sorun yaşadınız, internetten ürün alırken kandırıldınız, iyiniyetiniz dolandırıcılar tarafından suistimal edildi.
Çiftlik Bank mağdurları...

Bir tüketici olarak haklarımızı biliyor muyuz?
Yaşadığımız sorunlarla ilgili, nereye başvurmalıyız, nasıl bir yol izlemeliyiz?

Siz soracaksınız Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ve Tüketici Hakları Uzmanı Sefa Kabaalioğlu yanıtlayacak.

TV 5 Haber Müdürü Gökçen Göksal'ın hazırlayıp sunduğu
Haberin Var mı?
4 Nisan 2018 Çarşamba, saat 21:00


16 Mart 2018 Cuma

Sadece harcarken tüketici

Dünyanın tüketim çılgınlığından geçtiği ve bunu sanal para ile finanse ettiği sürecin sonuna gelinirken, tüketici hakları da hedef tahtasında… 1962 yılında ilk kez ABD Başkanı Kennedy’nin dile getirdiği tüketici hakkının üzerinden yıllar geçti.

Zaten bu vesile ile de dünyada 15 Mart Tüketici Hakları Günü ve devamında haftası olarak kutlanıyor. Şüphesiz önemli mesafe de alındı. Ülkemizde de 90’lı yıllarla birlikte başta Mehmet Bülent Deniz ve ekibi olmak üzere büyük mücadeleler verildi.

Fakat 2008 krizinin ardından bizde de dünyada da tüketici hakları konusunda büyük sıkıntılar yaşanıyor. Çıkarılan kanunların bile, yeni haklar veriyoruz diyerek tırpanlandığı ve tüketicinin etkisizleşmesi için her şeyin yapıldığı bir dönemdeyiz.

Sadece tek bir örnek bile her şeyi anlatıyor. Elektrik faturalarında ayrıntılı döküm hakkı alındı. Burada kayıp kaçak üzerinden bildiğiniz salma yapıldığı ortaya çıktı. Büyük mücadele verildi. Önce faturadaki ayrıntıyı yok edip, ücreti tahsil etmeye yöneldiler. Ardından da belki hukukla değil ama, kanunlarla bu hakkı aranamaz hale getirdiler.

Oysa 2 binli yılların başında her şey ne kadar hoştu. Tüketici hakkı kutsal sayılıyordu; krediler, kredi kartları ile finansmanın gözdesi tüketiciydi; vatandaşın her zaman haklı olduğu siyasi söylemler geliştirilmişti.

Lakin talebe üretim değil, üretime talep yaratmayı amaçlayan bu sahte cennet krizle birlikte son buldu. Sonraki süreçte hızla zorlaşan koşulları yaşıyoruz. Çok büyük bir borç birikti. Vatandaşın bankalara borcu 600 milyar TL’yi zorluyor. 25 milyon icra dosyası var. Kamuya karşı hiçbir hakkını arayamaz hale geldi.

Geldiğimiz noktada sadece harcarken, daha doğrusu harcayabilirken tüketici sayılıyoruz. İş ararken yokuz; hak ararken yokuz; faturaya itiraz ederken yokuz; kamu hizmetlerini denetlemek isterken yokuz; borç ödemede sıkıntı yaşarken yokuz; verdiğimiz oyun hesabını bile sorarken yokuz.

Mesela son şeker fabrikaları özelleştirilmesi… Türkiye’nin birçok ilinde en doğal vatandaşlık hakkı olan itiraz dilekçesi imzalanan masalar güvenlik gerekçesiyle kaldırıldı. Elektrikte, doğalgazda ya da suda bir şeye itiraz etmeye kalktığınızda, faturayı ödemeden bunu bile yapamıyorsunuz.

Borcunuzu sizin rızanız olmadan kimileri varlık yönetim şirketlerine kiloyla satıyor; iktidarlar işsiz olduğunuz halde sizden sigorta parası kesmeye kalkıyor. Gelirimize bile sahip olamıyoruz. Oradan da zorunlu bireysel emeklilik sigortası satıyorlar.

Yol için vergi ödüyoruz; yoldan geçmek için yine ödüyoruz. Sonra bunları satıyorlar; sattıklarına ödüyoruz. Ama hiçbir şeyi sorgulamamız onaylanmıyor. Vergi gelirleri içerisinde, dolaylı vergilerin payı yüzde 80’lerde.

Yani kasaya parayı biz koyuyoruz; ama en büyük vergi mükellefi olarak hesap soramıyoruz. Ne yazık ki dünyanın gittiği ekonomik koşullara bakarsanız, sadece bizde değil, tüm dünyada bu yola giriliyor. Özeti şu: Sadece harcarken tüketicisin…

9 Mart 2018 Cuma

Yemek Kartı Restleşmesinin Faturası Çalışana Çıktı

Çalışanlara verilen yemek kartlarıyla ilgili komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması nedeniyle gelen şikâyetler sonucunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı konunun taraflarıyla görüşerek bazı toplantılar yaptı. Yapılan çalışmalar sonucunda bakanlık tarafından alınan önlemler içerisinde bu kartların sadece restoran ve lokantalarda kullanılması da var. Tüketici derneklerinden bu önleme itiraz var.

Komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması ile gündeme gelen yemek kartları ile ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir çalışma başlatmıştı. Konunun taraflarıyla görüşen Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi çalışmanın sonuçlarının önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacağını belirterek, yemek kartlarının, market alışverişleri gibi yemek sektörü haricinde kullanılmasının önüne geçileceğini söylemesi üzerine yeni bir tartışma başladı. Vatandaşlardan ve tüketici örgütlerinden kartların sadece yemek sektöründe kullanılmasına itirazlar var. Konuyla ilgili olarak çeşitli tüketici dernek başkanlarının görüşlerini aldık. 

Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı Nihat Altay, yemek kartlarının yemek sektörü dışında da kullanımına devam edilmesi gerektiğini savunuyor. Altay, “Çalışanlar aylık belli bir miktarı dışarda yemek için harcamak istemiyor olabilir. Asgari ücretli zaten geçim derdinde. Bu kişilerin aylık kendilerine ödenen miktarı lüks mekanlarda harcamak zorunda bırakılması yanlış” dedi. Çalışanlar açısından olumsuz yönde bir çalışma olduğunun altını çizen Altay, “Çalışan kartını yemeğe harcamak yerine evinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Birçok kişi o yemek kartını harcamak yerine evinden yemek getirir ya da daha uygun yerden yemek yer. Kartı da evinin ihtiyaçları için harcar” diye konuştu. Bu kartların tekstil için de harcanmasının uygun görülmesi gerektiğini savunan Altay, “Bugün bir çalışanın giydiği ayakkabı da aynı gıda gibi zaruri ihtiyaç değil midir? Biz böyle bir çalışmaya karşıyız” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının yaklaşık 20 yıldır çalışanların yaşamında yer aldığını belirten Tüketici Güvenliği Derneği Genel Başkanı Murat Köse, “20 yıl önce kuponlar şeklinde yer alırken sonrasında kredi kartı gibi plastik kartlara dönüştü. Süreç içinde çalışanların talepleri ile şirket idarecilerinin baskılarıyla bu yemek kartları birçok yerde ve restoranlar dışında geçmeye başladı. Bu uygulama çalışanlar için de şirketler için de oldukça kullanışlı hale geldi. Özellikle dar gelirli ailelerde çalışanlar mutfak masraflarını bu kartlarla yapar duruma geldi” dedi. Bakanlığın böyle bir yasaklama yapmaya çalışmasını 20 yıldır devam eden ve herkesin mutlu olduğu bir süreci yok etme çalışması olarak değerlendirdi ve bunun anlaşılır olmadığını ifade etti. Köse, “Sanki yeni bir rant kapısı yaratılmaya çalışılıyor gibi bir izlenime kapılmamıza sebebiyet veriyor” şeklinde konuştu.

“Yemek kartları eşitliğe aykırı”
Yemek kartlarıyla ilgili farklı görüş sergileyen Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu çarpık durumun, çalışan emekçilerden çok patronların ve arada komisyon alan yabancı sermayeli üç şirketin çıkarına, işçinin ve esnafın ise zararına olduğunu savunuyor. Yasal bir düzenlemeyle personele aylık belli bir miktara kadar ‘yemek yardımı’ parasının kesinti yapılmaksızın verilmesinin gerektiğini belirten Ağaoğlu, “işçinin primi eksik ödendiğinden kıdem, ihbar tazminatları az hesaplanacak ve emekli aylığı da olması gerekenden düşük bağlanacak. Ayrıca alışveriş yapılan esnaf 3 yabancı şirketin kestiği yüksek komisyon farkını ürün fiyatlarına yansıtarak külfeti tüketiciye yükleyecek. Aksi halde varlığını sürdüremeyecek, batacak” dedi. Konuların perde arkasına bakmak zorunda olduklarını vurgulayan Ağaoğlu, “Elbette sabit ve dar gelirlinin lehine düzenlemeler yapılmalı ama yabancıların geliştirdiği ve yasa dışı bu tür yöntemlerle değil, legal düzenlemelerle” diye ekledi. Yemek kartlarının ayrımcılığa da yol açtığını savunan Ağaoğlu, bu kartlardan bütün çalışanların istifade edemediğini, küçük şirketlerde, kırsalda çalışanların böyle bir imkana sahip olmadığını vurguluyor. İşverenlere yasal düzenleme getirilerek, personellerine yemek veyahut personelin talebi halinde vergi ve sigorta prim kesintisi yapılmaksızın yemek yardımını nakdi olarak verilmesi sağlanmalı eşitliğin ancak bu şekilde sağlanacağını vurguluyor.

“Vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun yok”
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, Gelir Vergisi Kanunu gereğince, ücretliye ‘ayın’ olarak verilenlerin ücretin bir unsuru olarak kabul edildiğini ve ücret olarak vergilendirildiğini açıklayarak, bu açıdan vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun bulunmadığının altını çiziyor. Küçük, “Çalışanlar aile bütçelerine katkı amacıyla, yemek için verilen kartları market alışverişlerinde kullanıyorlar. Özellikle düşük ücretliler için bir katkı oluyor. Ayrıca kendi istedikleri ürünleri, fiyat mukayesesi yaparak, istedikleri yerden satın alabiliyorlar. Sonuçta, ücret olarak vergisini ödedikleri yemek kartlarını, diledikleri yerde kullanabilmeliler” dedi. Restoran ve lokantalarda tüketicilerin fiyat seçme ve belirleme şansının az olduğunu ifade eden Küçük, “Özellikle büyük AVM, büyük işyerlerin etrafındaki restoranların çok pahalı. Bu yemek kartlarını genellikle büyük iş yerleri veriyor. Bu işyerlerinin bulunduğu yerlerdeki restoranlarda çok pahalı. O zaman yemek kartını tamamen kaldırsınlar iş yerlerine sağlık ve hijyen koşullarını sağlayarak yemek verme zorunluluğu getirsinler” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının sadece restoranlarda geçerli olması yönündeki uygulamanın kabul edilir olmadığını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Ortada bir sosyal gerçeklik var. Bu sosyal gerçeklikte çalışanlar yemek kartlarında kullanmadıkları büyük kısmı marketlerde gıda alışverişi yaparak mutfak masrafları için kullanıyorlar. Bu ücretlerin yetersizliği, evlerinin geçimini sağlayamamakla ilgili bir durumdur. Böyle bir sosyal gerçeklik varken komisyon ücretlerinin yüksekliği bahane edilerek bu kartların sadece restoranlarda kullanılır hale getirilmeye çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değil” dedi. Bunun ekonominin serbest kurallarla işlemesi gerçeğine de aykırı olduğunu vurgulayan Deniz, “Her şeyden önce ekonomide taraflar aralarındaki kuralları kendileri serbestçe belirleyebildikleri oranda ekonomi gelişir. Deniz, illa amaca yönelik bir sınırlandırma getirilmek isteniyorsa gıda olmak kaydıyla her türlü alışverişte yemek kartlarının kullanılabilmesi gerektiğini savunuyor. Bu kartları sanal para olarak da değerlendirmenin mümkün olduğunu ifade eden Deniz, “Çalışana verilen karttaki miktarın kişinin istediği sektörde kullanabilmesinin önüne geçilmesini uygun bulmuyoruz” diye konuştu.

Tüketici hakları bakımından sınırlayıcı yaklaşımları kabul edemeyiz”
Sosyal güvenlik prim alacağı veya gelir vergisi gibi bir kayıp söz konusu ise bu devletle işveren arasındaki ilişki içerisinde çözülmesi gereken bir konudur diyen Deniz, “Bunun faturası asla ve asla bu kartları kullanan tüketicilere sınırlandırma getirilerek çözülmez. Bir an için böyle bir şey olduğunu kabul etsek bile tüketiciler bu kartları sadece restoranlarda kullanacaklarsa aynı SGK ve gelir vergisi kaybı devlet açısından gene söz konusu olacaktır. Burada çözüm işverenle devlet arasında hazinenin kaybı varsa o kaybın işverenden tahsili yönünde çözümler üreterek sağlanmalıdır. Bunun dışındaki yaklaşımları ekonomiye gereksiz müdahale ve tüketici hakları bakımından da sınırlayıcı ve tüketicinin işini zorlaştırıcı bir durum olarak görmekteyiz” dedi.

Yemek kartı uygulamasının, kendi bünyesinde çalışanlara yemek vermeyen işletmelerin kullandığı bir ödeme aracı olduğunu aktaran Tüketici Hareketi Derneği Genel Başkanı Cüneyt Köşe, “Anlaşmalı restoranlar, yabancı şirketlerin Avrupa’da yüzde 2-3 komisyonlar alırken Türkiye’de yüzde 10 civarında komisyon alınmasına karşı çıkmaktadırlar bu sistemin baştan aşağı değişmesini istemektedirler” diye konuştu. Dünyada uygulanan komisyon oranları maksimum yüzde 3 seviyesinde olmasına rağmen özellikle yurt dışı menşei olan firmaların Türkiye’de bu oranı 9-10 seviyesinde uygulamasını bir sömürü şekli olarak değerlendiren Köşe, “Tüketici Hareketi olarak, çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için seferberlik ilan edilmesinden yanayız. Türkiye’de bu işin mevzuatı yok. Restoran ve lokanta sektörü, marketler ve vatandaş da zarar görmektedir” diye konuştu.