28 Aralık 2013 Cumartesi

"Gıpraşma Laan.."


Adı Themis.
Oldukça güzel bir kadın.
Sütun gibi bacakları, boyu posu, bebek kıvamında yüz hatları..
Yaşını bilmiyoruz, ama yaşından genç gösterdiği muhakkak...
 
Geçtiğimiz hafta, tenhada bir yerde kıstırılıp toplu tecavüze uğramış.
 
 
Sorgusunda; gözlerinin bağlı olduğunu, bu nedenle kendisine tecavüz edenleri göremediğini söylemiş.
Anlatımına göre; kendisine bu kötülüğü yapanlar kendi aralarında sürekli bağırıp çağırıp kavga ediyorlar ve birisi kendisine tecavüz ederken, diğerleri birbirlerini çekiştirip duruyorlarmış.
 
Yapanları görmemiş, ama ona bu kötülüğü yapanları sesinden tanıyabilecek durumda.
Kendisi tecavüze direnirken, sürekli olarak "gıpraşma laaannnn" diye bağrarak, üzerine çullananları sesleinden teşhis edebileceğini söylüyor.
 
Şu anda yaşadığı toplu tecavüz travmasını atlatmaya çalışıyor.
Uzmanlar oldukça ağır bir travma geçirdiğini, uzun süre tedavi gerektiğini ve bu tedavinin de oldukça radikal olacağı kanısında.
 
Bir hafta süren tecavüzün ardından, bu işi yapmakta olan olanlar yorulup bir köşede dinlenirken, fırsatını bulup kaçmış zavallı Themis. Yanından hiç ayırmadığı, kılıcı, terazisi ve gözüne bağladığı bağını da alabilmiş.
 
Sığındığı kocası ile birlikte bu işi yapanların yakalanması için güvenlik güçlerine koşmuşlar. Oradan adliye, doktor muayenesi, raporlar derken, Themis şu anda hastanede, kocası da başında.
 
Olayı yapanlar araştırılıyor. yapanları gören çok kişi olmasına, hatta yapanların çok tanınan kimseler olmasına karşın hala yakalanan, yargılanan kimse yok.
Hep bir ağızdan "gıpraşma laannn" diye üzerine çullananların yakalanacağına ve yargılanacaklarına da inanmıyor Themis.

Zaten olayı soruşturmak için zorla razı edilen savcılardan biri kendisini ziyaret edip bir de nasihat etmiş: "yahu kocaman kadınsın, gıpraşıp işi zorlaştıracağına, tadını çıkarsaydın ya.."
 
Savcı Beyin bu nasihatı yaparken, yüzündeki tırnak izlerini de saklamaya çalışmasındaki komikliği düşünen Themis, Savcı Beyden önce gelen soruşturmacı polislerin yüzündeki yara-bereleri de anımsayıp acı acı gülmüş.. Televizyonda, yüzü yara bere içindeki Başbakanı izleyen kocasına dönüp elini tutmuş; "Zeus, ne olur hemen gidelim bu ülkeden."


dipnot: öyküdeki olayın geçtiği yerin neresi olduğu bilinmiyor diyorlar.
öteki dipnot: themis'in görevi; insanlar "adalet" sözcüğünü duyduklarında zihinlerinde beliren sembol olmakmış.
başka bir dipnot: themis'in şu anda nereye kaçtığı da bilinmiyor.
vallahi son not: "tecavüze uğrayacağınız kesinse, direnmeyin, tadını çıkarın" diyen amerikanın bilmem hangi şehrinin valisinin cep numarasını bilen var mı?

İstanbul 28 Aralık '13

19 Aralık 2013 Perşembe

O Bakan İstifa Etti...

Hakkında kara para aklama ve vergi kaçırma savı nedeniyle Savcılıkça soruşturma başlatılan bakan görevinden istifa etti.
 
Son iki günün fırtınası içinde beklediğimiz haber, "nihayet" dedirtecek haber bu olmalıydı.
Yazık ki, istifa eden Bakan; oğlu emrindeki polislerce gözaltına alınan İçişleri Bakanı Muammer Güler ya da diğer iki bakan değil..
 
Fransa Bütçe Bakanı Jerome Cahuzac hakkında başlatılan soruştuma üzerine, koltuğundan kalktı. Tıpkı beğenmediğimiz İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman gibi, daha bir kaç gün önce Danimarka Kalkınma Bakanı Christian Friis Bach ya da taaa oniki yıl önce Türkiye Cumhuriyeti Bayındırlık Bakanı Koray Aydın gibi..
 
Gelelim yaşanan fırtınaya;
 
-Bir iktidarın üç bakanının birinci dereceden yakınları hakkında, yolsuzluk savı ile bir adli soruşturma başlamışsa, bu çok önemli bir durumdur.
 
-Bu çok önemli durum nedeniyle, demokrasi ikliminde olduğumuz savlanıyorsa, yakınları hakkında soruşturma başlatılan Bakanlar derhal istifa ederek koltuğunu terk etmeli; buna yanaşmıyorlarsa, Bakanların başı olan Başbakan tarafından azledilmelidirler. Siyasi ahlâk, "3Y ile mücadele" sözündeki samimiyet, sadece ve sadece bunu gerektirir.
 
-Bir an için Ekonomi Bakanı ve Şehircilik Bakanına torpil yapsak bile; oğlu emrindeki polisler tarafından gözaltına alınan İçişleri Bakanının o koltukta hala oturuyor olmasını açıklayabilecek hiçbir siyaset yaklaşımı, hiçbir coğrafyada mümkün değil.
Soruşturmayı yürüten personelin en tepedeki amiri konumundaki İçişleri Bakanı görevinde kaldığı sürece, kamuoyunun soruşturmanın selamet içinde yürüdüğüne dair endişe sahibi olmaması mümkün mü?
Hele ki, sosyal medya üzerinden ısrarla yaptığım(ız) "istifa" davetine yanıt, operasyonun yapıldığı Emniyet Müdürlüğü'nde çalışan beş (mi yedi oldu sanırım) polisin görevdem alınması olarak verilmişse...
 
-Yaşanan fırtınayı "güçler çarpışması" olarak tanımlayarak, fırtınanın temelindeki vahim savın üzerinin örtülmek istenmesi de, en az Bakanların hala görevde kalmaları kadar sıkıntılı bir durumdur.
 
-Ortada bir "suç isnadı" var: Yolsuzluk  yapılmış, nüfuz ticareti yapılmış kara para aklanmış, rüşvet alınmış...
Kim yapmış?
Bunu yapanların bir belediye başkanı, üç bakanın oğlu, işadamları, kamu çalışanları olduğu savlanıyor.
Sorunu öncelikle bu yönden görerek, nedeni/gerekçesi/amacı/niyeti ilh.. ne olursa olsun; adli bir durumu, siyaset gözlüğü ile açıklamaya kalkmak, eğer bu savlar doğru ise, suça ortak olmaktır.
 
-Tamam, yaşanan fırtınanın siyaseten tanımlanmaya muhtaç olduğu açıktır. Ancak bu, "bahsi diğer"dir.
Zamanlama, kimin düğmeye bastığı, paralel yapılanma, vs. gibi yaklaşımlar tartışılmalı, ama bu tartışmaların hiçbiri adli bir soruşturmadaki ciddi savların önüne geçmemelidir. Aksi durum, bir adım sonrasında "bizimkilerden ölen yok, haydi dağılabiliriz", "bizimkiler mi yapmış, tamam sorun yok" noktasıdır.
 
-Şu anda görebildiğimiz iki çıkış yolu var ve bunların ikisi de aynı anda kullanılmak durumunda:
İlki; ismi geçen bakanların derhal kabineden uzaklaştırılması, soruşturmanın selamet içinde yürütüleceğine ilişkin kamuoyu beklentisinin karşılanması ve adli sürecin izlenmesidir.
Siyasete ilişkin diğer çıkış yolu da, Anayasa yapımının rafa kalktığı, bütçe dışında öncelikli ve zorunlu bir çalışmanın takvimde yer almadığı yasama ortamında, varolduğu iddia edilen "derin, paralel" adı her ne ise, yapılanmanın devlet aygıtının bağrından sökülüp atılması için ortaya konulan iddianın, kamuoyunun onayına sunulması, yani yaklaşan yerel seçimlerle birlikte yapılacak bir erken genel seçim kararı almaktır.
 
Gecikmenin bedelinin çok pahalı ödeneceği açıktır.
Fillerin tepiştiği yerde, ezilenin sadece ve sadece halk olduğunu öğreneli bir kaç yüzyıl oldu.
 
İstanbul, 19 Aralık '13

13 Aralık 2013 Cuma

1 TL. Limitli Kredi Kartı...

Fotoğraf: BANKALARIN DUR DURAK BİLMEYEN İŞTAHLARI EKOPOLİTİK'TE. 1 TL LİMİTLİ KREDİ KARTI OLUR MU? NEDEN OLUR? SON OYUNLAR NELER? SÖZLEŞME YENİLEMEK İÇİN İÇİNDE PARA OLAN HESAP NASIL KAPATILDI? HALKIN EKONOMİSİ NE DURUMDA? BANKALARLA İLİŞKİLERDE NELER YAŞANIYOR? HESAP KAPATMA İŞLEMİNİ TELEFONDA VATANDAŞ KAMER KÖSE, 1 TL'LİK YENİ MANEVRAYI DA ADAPAZARI'NDAN GELİP SORULARIMIZI YANITLAYACAK VE YAŞADIKLARINI ANLATACAK VATANDAŞ MUSTAFA KEMAL SAYILI AKTARACAK. YAŞANANLARI TÜKETİCİ BİRLİĞİ FEDERASYONU BAŞKANI M. BÜLENT DENİZ'İN  11 ARALIK ÇARŞAMBA GÜNÜ EKOPOLİTİK'TE YORUMLAYACAK. EKOPOLİTİK HAFTA İÇİ HER GÜN SAAT: 10.00'DA ULUSAL KANAL'DA.

1 TL. limitli kredi kartı olur mu?
Olur...
Olursa ne olur?
Bankaların Ali Cengiz Oyunu'nunda son perdeyi izleyin...
 
 
http://tvarsivi.com/player.php?e=127354
 

9 Aralık 2013 Pazartesi

LPG mi, Dizel mi, Benzinli mi?

“Motorin benzini yakalıyor” derken, LPG'ye sürpriz artış geldi. Peki birbirine yakın fiyatlar, en çok hangi aracı avantajlı hale getirdi?
 
Türkiye, akaryakıtı en pahalı kullanan ülkelerden...Bu durum, tüketici alışkanlıklarını da yakından etkiliyor. 20 yıl öncesine kadar trafikteki araçların çoğunu benzinliler oluştururken, sonraki yıllarda tahtını dizel araçlara terketti. Fiyatı ve bakım masrafları her ne kadar yüksek olsa da, otomobil kullanıcılarının birinci tercihi dizel otomobiller oldu. Araçlarda LPG kullanımı ise Türkiye'de çığır açtı. Sürücüler, fiyatı benzin ve motorine göre çok daha ucuz olan LPG'ye yönelince kullanımı hızla yaygınlaştı. 2013 verilerine göre, Türkiye'deki araçların yüzde 40'ı LPG'li. Ancak son yıllardaki artışa son olarak 30 kuruşluk zammın eklenmesi, LPG'li araç sahiplerinin keyfini kaçırdı. Zamla birlikte İstanbul'da 1 litre LPG'nin fiyatı 2,81 liradan 3,11 liraya, Ankara'da 2,61 liradan 2,91 liraya çıktı. Zamma gerekçe olarak 'yurtdışı maliyetlerdeki artış' gösterildi. Peki, LPG'deki fiyat artışı tüketimi nasıl etkileyecek? Önümüzdeki dönemde, buna bağlı zamlar bekleniyor mu? Son rakamlara göre; yan giderleri de eklendiğinde, dizel araçlar mı, benzinliler mi, yoksa LPG'li mi daha avantajlı?

AKARYAKIT FİYATLARI
Benzin (Litre) 4.79 TL
Motorin (Litre) 4,37 TL
LPG (Litre) 3,12 TL
(İstanbul pompa fiyatları)

UZMANLARINA SORDUK:
Ferruh Temel Zülfikar
(Türkiye Akaryakıt Bayileri İşveren Sendikası Genel Başkanı)
LPG hâlâ avantajlı
Şu andaki dönüşüm kiplerini saymazsak LPG cazibesini yitirmek üzere. Mevcut bir araçta kip varsa LPG daha avantajlı. LPG ile benzin arasında performans farkı var. LPG, benzinli araçtan yüzde 13 daha fazla performansa sahip. Şu anki gidişata bakarsak motorin ve benzine de zam gelecek gibi gözüküyor. Bu zamlar tüketimi etkiliyor. Tüketim azalıyor. Bu zam yurtdışında doğalgaz kullanımının artmasından kaynaklanıyor. LPG Avrupa'da ısınma için kullanılıyor. Ve kış çok sert geçiyor. Orada talep artınca doğal olarak bize de yansıdı. İşlenmiş motirine de aynı durum yaşanıyor. Motorine de zam gelirse şaşırmayın. LPG'ye 31 kuruş zam geldi diye şok olduk ama geçmişte de 25 kuruş zam gelmişti. Bu zammın vergi sistemi ile alakası yok. Ama sektöre büyük etkisi oldu.

Av. Bülent Deniz
(Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı)
Vergi düşürülmeli
LPG ile ilgili zamma normal verdiğimiz tepkiden daha fazla tepki göstermemiz gerekiyor. LPG fiyat olarak çok ucuzdu. Ama yıllar içinde hükümetler şok zamlarla LPG'yi de diğer akaryakıt fiyatlarına yakın hale getirdi. Burada devlet para kazanıyor. Döviz kurlarına paralel olarak zam yapılmalı. Bu zam da öyle birşey yok. Tüketiciye açıklama yapılmalı. 10 liralık rafineri çıkışı olan yakıt akaryakıt istasyonunda 34 liraya çıkıyor. Çok vergi alınıyor. Hükümet almakta olduğu vergilerde düşüşe gitmeli. Fakat her iktidar, her akaryakıt istasyonunu vergi dairesi gibi kullanıyor. Fiyatların zamlanmaması için alınan vergi oranlarının düşürülmesi gerekiyor. Bu zam sadece araçlarda kullanılan LPG'ye gelmedi. Mutfak tüpüne de zam geldi. Tüm tüketiciler bu zamdan etkilendi. Bu zam başka zamlarında habercisidir.
 
Yılmaz Yahya Uğur
(İstanbul Taksiciler Odası Başkanı)
Ücretlerimize de zam yapılmalı
Yakıta gelen her zamdan biz direkt etkileniyoruz. Çünkü trafiğin yoğun olduğu bir kentte çalışıyoruz. Dünyanın en pahalı yakıtını kullanıyoruz. Taksici esnafı son zamdan hoşnut olmadı. Özellikle de taksimetrelerin ucuz olması bizi daha çok etkiliyor. Gelen zamları fiyata yansıtamadığımız için zorlanıyoruz. Yılda bir defa zam yapıyor belediye. Zam talebimiz olumlu karşılanmadı. LPG hala uygun ama kış ayında çok yakıyor. Araçlarımızın yarısı dizel, yarısı da LPG'li. En ucuz taksimetre fiyatı ile dünyanın en pahalı yakıtını kullanarak hizmet ediyoruz.

Türkiye, 05.12.2013, Oğuzhan Müezzino
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yasam/110749.aspx

1 Aralık 2013 Pazar

Divertimento

Üç arkadaşınızla bir masaya oturun.
Biriniz saniyede bir kere olmak üzere, elini masaya vurmaya başlasın; "pat.. pat.. pat..
Pat, pat, pat devam ederken, bir diğeriniz saniyede bir kez, ama birbiri ardına iki küçük hareketle masaya vursun; "patpat.. patpat.. patpat.."
Ve sonuncunuz.
İki kişi saniyede bir, farklı iki ritm sesi çıkarırken, onlarla beraber yarım saniyede bir, önce sol, ardında sağ eliyle iki eliyle masaya vursun: "patapat.. patapat.. patapat.."
 
Ortaya çıkan sesi dinlemeye çalışın.
Üçünüzün çıkardığı sesin birleşiminin, her birinizin çıkardığı sesten çok farklı olduğunu göreceksiniz.
 
Ve şimdi dayanıklılık testi.
Görevinizi kurala uygun olarak ne kadar sürdürebileceksiniz?
Göreceksiniz ki, çok kısa bir süre sonra yapmanız gereken vuruş aralıklarında şaşırmaya başlayacak, bir süre sonra belki yanınızdakinin vuruş görevine ortak olmaya başlayacaksınız.
 
Şimdi de, irili ufaklı bütün orkestraları, çalgı topluluklarını, koroları aklınıza getirin.
Her bir kişinin aletinden veya gırtlağından çıkan seslerin bütünü, mutlaka kulağınız için hoş ve anlamlıdır.
Ancak dinlerken, sadece bir enstrümana veya bir insan sesine odaklanıp, yalnızca onu duymaya çalışın.
Bu kez duyduğunuz o tek sesin, kulağınız için çok da hoş olmadığını ve size bir şey anlatmadığını farkedeceksiniz.
 
Bu yaptığımız iki deney, müzikte "ensemble" denilen kavrama karşılık geliyor: Uyum.
Her bir enstrüman veya insan sesinin farklı görevlerle bir araya gelerek çıkardıkları ve dinleyicinin hoşuna giden sesler bütünü için olmazsa olmaz koşul; ensemble.
 
Uyum, sadece enstrüman veya insan seslerinin uyum içinde çıkarılması değil; aynı zamanda her bir ses için, birleştiklerinde insan kulağı ve yüreği için anlamlı bir görevinin olması, çıkacak her ses için uyuma katkı yapacak, anlamlı bir görevin tasarlanmasıdır.
 
İşte bütün müzik türleri için olması gereken uyum, klasik müzikte zirvesini buluyor.
Üflemeli, telli, vurmalı ve tuşlu enstrümanların olduğu elli-altmış kişilik senfoni orkestraları, bir de opera, koro gibi insan seslerinin de dahil olduğu topluluklar..
Ve bütün bu ses odaklarının her biri için ayrı ayrı ses görevi tasarlamak... 

Uyum konusunda mükemmel tasarıma sahip müzik eserlerini seslendirenlerin sahip oldukları uyum, o topluluğun müzik piyasasındaki yerini belirliyor. Bu konuda dünyanın en iyi on topluluğundan biri kabul edilen Budapeşte Festival Orkestrası Oda Müziği Topluluğu, geçtiğimiz günlerde İstanbul'da sahne aldı. Oda müziği formuna uygun olarak dokuz sanatçıdan oluşan topluluğun performansı, tam anlamıyla "uyumun şiiri"ydi. Mozart ve Çaykovski'nin çok da bilinmeyen eserleri, sanatçıların "uyum tablolarına" büyük bir ustalıkla resmedildi.
 
Uyumun zirvesi klasik müziği sevenimizin, dinleyenimizin az olduğunu biliyorum.
Eserlerin uzunluğu, ciddiyeti, sıkıcılığı, eserleri dinlediğimiz salonların ağırbaşlı ve resmi havası çoğumuz için klasik müziği sevmemizin önündeki engellerdir. Hatta bazılarımız için neredeyse klasik müziği dinlemekten korkar olduğumuza ilişkin ilginç tanıklıklarım dahi vardır.
 
Bu "klasik müzik sevmeme" gerçeği sadece ülkemiz için söz konusu değil.
Satış rakamları, tercih konusunda tüm dünya ülkelerinin müzik severleri için aynı durumu ortaya koyuyor.
 
Polonya'lı dört müzisyen 1995 yılında bir araya gelirler.
Müzik dinleyicilerinin, klasik müzik tercihlerindeki bu "sorun(!)" üzerine kafa yorup klasik müzik dinlemekten adeta korkan pop, rock, rap dinleyicilerine, klasik müziği dinletme iddiasıyla yola çıkarlar ve MozART grubu sahne almaya başlar.
 
Yaptıkları nasıl tanımlanmalı bilemiyorum..
Mozart, Çaykovski, Brahms ilh.. gibi bestecilerin çoğumuzca bilinen temalarının; Beatles, Michael Jackson, The Rolling Stones gibi grupların ünlü ezgileriyle harmanlanması..
Bu harmanın mizah yoğun bir teatral sunum içinde izleyiciye ikram edilmesi.
Ve bu ikramın iki keman, viyola ve viyolonselden oluşan dört enstümanın her yerinden ses çıkararak yapılması.
En iyisi şu linke bir göz atın ve geçtiğimiz günlerde, İstanbul'da sadece yediyüz izleyicinin tanık olduğu muhteşem gösteri hakkında fikir sahibi olun.. http://www.youtube.com/watch?v=YQxZFCanj28
Ve klasik müzik dinlemekten korkmayın...
 
Bu arada başlığı unutmadım..
Divertimento, İtalyanca bir sözcük. Onsekizinci yüzyıla özgü, hafif ve eğlendirici müzik tarzı.
Klasik müzlk dinlemekten korkmama nedenlerinden biri olduğunu listeye eklemeli.
İstanbul, 1 Aralık '13

29 Kasım 2013 Cuma

"Ödeme Zorluğu Kapıda!.."

Tüketiciler Derneği Başkanı Mehmet Bülent Deniz, BDDK'nın adımlarının kredi kartlarında hali hazırda ödeme zorluğu çeken tüketicileri olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.            
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) banka ve kredi kartları ile bankaların kredi işlemlerine ilişkin yönetmeliklerde değişiklik yapılması hakkındaki taslak, söz konusu sektörlerde endişeye neden oldu.
 
BDDK'nın, cari açığı kontrol altına alabilecek ürünler üzerinden dizginleme adımı, hem tüketici hem de sektörler bazında tedirginliği de beraberinde getirdi.
 
Hanehalkı borçluluğunun daha sağlıklı gelişmesinin hedeflendiği taslak, genel taksit sayısının mevcut ortalama taksit sayısı olan 9 ayla sınırlandırılmasını ve farklı sektör kategorilerinde farklı taksit sayılarının uygulanmasını içeriyor.
 
Taslakta, elektrikli ve elektronik eşya ile bilgisayar alımları, araç kiralama, telekomünikasyon ve kuyumculukla ilgili işlemlerde taksit sayısı 6 ay ile sınırlandırılırken, beyaz eşya ve mobilya alımlarında taksit üst sınırı 12 ay olarak belirlendi. Binek araç alımında kullanılacak taşıt kredilerine yeni sınırlamaların getirildiği taslağa göre, kredilendirme oranı, taşıt değerinin 50 bin lira ve altı olması halinde yüzde 70; taşıt değerinin 50 bin lirayı aşması halinde ise bedelin 50 bin liraya kadar olan kısım için yüzde 70, 50 bin liranın üstünde olan kısım için yüzde 50 olarak sınırlandırılması öngörülüyor. Taslak çerçevesinde, konut kredileri hariç tüketici kredilerinin vadesinin 36 ayı, taşıt kredilerinin vadesinin ise 48 ayı geçmemesi hedefleniyor. Gıda ve akaryakıtta ise taksit olmayacak.
 
ÖDEME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN TÜKETİCİLER DAHA ÇOK ZORLUK ÇEKECEK
Temel sektörlere gelmesi beklenen kredi kartı sınırlamasının, tüketicilere yarardan çok zarar getireceğine dikkat çekiliyor.
 
Tüketiciler Derneği Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz, BDDK'nın çalışmasının bugün için doğru bir çalışma olarak görmediğini belirtti. Söz konusu çalışmanın yarardan çok zarar getireceğini bildiren Deniz, tüketicilerin taksitler sınırlandığı zaman ödeyecekleri taksit miktarının fazla olduğu dikkate alındığında kredi kartlarında zaten ödeme zorluğu çeken tüketiciler için ödeme zorluğunun daha da artması veya yeni ürün alacak tüketicilerin alım kararlarını yeniden gözden geçirmeleri veya almamaları sonucunun doğacağını ifade etti.
 
Tüketicilerin satın alma eyleminde geri durmasının ister istemez reel sektörü, üretici ve satıcıyı etkileyeceğini savunan Deniz, bunun da Türkiye ekonomisinde bir daralmaya yol açacağının altını çizdi.
 
Tüketiciler Derneği Başkanı, bir ürün satışı için bir araya gelen iki kişinin yapmış oldukları anlaşmaya, serbest ekonominin olduğu bir ortamda devletin karışmasının ne derece doğru olduğunun tartışılması gerektiğini belirtti.
 
Deniz, ''Eğer ekonomi yönetimi borçlanmanın önünü almak istiyorsa, buna kredi kartlarındaki taksitlerden değil tüketici kredilerindeki geniş alana yayılan kredi paketlerinden başlaması gerekli. Kredi kartları konusunda alınacak her karar şu an doğru bile olsa yanlış sonuçlar ortaya çıkaracaktır.'' diye konuştu.
 
Borç stokundaki artışa değinen Deniz, ''Kapımızın önünü temizlemeden yani mevcut borçların tahsilatı sağlanmadan gerek asgari ödeme oranları gerekse taksit konusunda yapılacak her türlü çalışma tüketici açısından sıkıntı doğuracaktır'' değerlendirmesinde bulundu.
 
TAKSİTLENDİRİLMİŞ KREDİ KARTI TUTARI 52 MİLYAR TL'Yİ AŞTI
Ekonomi yönetimini endişelendiren diğer bir unsur, toplam kredi kartı borçlarını yarısından fazlasının taksitlendirilmesi. Kasım ayı sonu itibariyle ise toplam kredi kartı borçları bir önceki yıla göre yüzde 25 oranında artışla 90 milyar TL'ye ulaştı. Taksitlendirilmiş kredi kartı tutarı geçtiğimiz yılın kasım ayında 37 milyar TL iken yüzde 39 artışla 52 milyar TL'nin üzerine çıkmış durumda.
 
TEKNOSA: YENİ UYGULAMA TÜKETİCİ TALEBİNİ OLUMSUZ ETKİLEYECEK
Sektörler cephesine dönüldüğünde ise söz konusu çalışmanın şimdiden sektör temsilcilerini endişelendirmeye başladığı görülüyor. En çok elektronik ve otomotiv sektörlerini olumsuz etkilemesi beklenen çalışmaya ilişkin ilk açıklama Teknosa'dan geldi.
 
Teknosa'dan dün Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yapılan açıklamada, öngörülen yeni uygulamanın kısa vadede genel tüketici talebini olumsuz etkileyebileceği öte yandan, tüketicilerin modern hayatın ayrılmaz bir parçası olan elektronik, telekom ve bilgisayar ürünleri ile ilgili talebinin devam edeceğinin öngörüldüğü kaydedildi.
 
OTOMOTİV SEKTÖRÜ İÇİN 2014 YILI ZORLU GEÇECEK
Otomotiv Distribütörler Derneği Genel Koordinatörü Hayri Erce, düzenlemelerin ister istemez otomotiv sektörüne direkt ve endirekt olumsuz etkileri olacağını kaydederek kredi tutarı ve vadedeki sınırlamaların pazarı olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.
 
Birçok sektöre getirilecek sınırlayıcı kriterlerin ister istemez iç tüketimi daraltacağını bildiren Erce, iç tüketimin azalmasının da bir zaman diliminde otomotiv ürünlerine olan talebi olumsuz etkileyeceğini belirtti.
 
Erce, "Biz zaten 2014'ü kolay bir yıl olarak görmüyorduk; satışları 800-860 bin aralığında öngörüyorduk. Bunu biraz daha alt sınırına doğru görebiliriz" diye konuştu.
 
Otomotiv pazarında satışların yaklaşık 3'te 2'sinin tüketici finansmanı veya bankaların sağlamış olduğu finansman imkanlarıyla gerçekleştirildiği ve şu anda yaklaşık 33 milyar lira civarında bir kredi stoku bulunduğunu bildiren Erce, taslağın devreye girmesi halinde bu kredilerdeki artış trendinin kaybedileceğini söyledi.
 
Erce, taslak uygulamaya geçene kadar alımlarda sınırlı bir öne çekme durumunun söz konusu olabileceğini de sözlerine ekledi.
 

27 Kasım 2013 Çarşamba

Tüketici Derneklerinden Çağrı Merkezlerine "Bekletme" Tepkisi


Ürün ya da hizmet hatalarından dolayı şirketlerin çağrı merkezlerini arayanların uzun süre telefonda bekletilmeleri tepkilere neden oluyor. Tüketici dernekleri, kamu otoritelerince belirlenen sürelerde aramaları cevaplamayan merkezlere yaptırım uygulanmasını talep ediyor. Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu, çağrı mağdurlarının her birinin avukat tutmaları veya bireysel olarak mücadele etmelerinin kolay olmadığını belirterek, “Burada önlemler alınmalı, yaptırımlar artırılmalı. Mağdurlara tazmin hakkı getirilmeli.” uyarılarında bulunuyor. Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz ise çağrı merkezleri adına en büyük sorunun müşteri temsilcileri ile diyalog olduğunu vurguluyor. Bu konuda ilgilileri tedbir almaya davet ediyor.

Bilgi İletişimi ve Teknolojileri Kurumu (BTK) 2012 Mart ayında bir yönetmelik yayınlayarak cep telefonu ile internet şirketlerinin çağrı merkezine gelen aramaların yüzde 80’inin 20 saniyede cevaplanması şartını koydu. Ana menüde beklemeleri de 45 saniyeye indiren yönetmeliğe uyulmaması tüketici derneklerinden tepki topluyor. Konuya dair Cihan’a açıklamalarda bulunan TÜDER Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu, çağrı merkezlerinin telefon bekletmelerini çile olarak yorumluyor. Bu yorumuna dayanak olarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Tüketici ürün ya da servis ile ilgili bir sorunu var. Hemen ürünü ya da servisi aldığı firmanın çağrı merkezini arıyor ve ikinci bir çile ile karşı karşıya kalıyor. Bir hatayı veya yanlışı telefondan bildirerek derdine deva bulmaya niyetlenen tüketici, hatta bekletiliyor da bekletiliyor. Tabii bir taraftan stres ile, diğer taraftan artan telefon faturası ile karşı karşıya kalıyor.” 

Çağrı merkezlerinin büyük bölümünün BTK tarafından belirlenen bekleme sürelerine uymadığından yakınan Ağağolu, “Ana menüde bekleme süresinin 45 saniyeyi bulmayacağı, alt menüde 20 saniyeyi bulmayacağı yönetmelik ile beyan ediliyor. Yani ‘toplam bekleme süresi 65 saniye olacak’ deniliyor. Ama buna riayet edilmiyor.” diyor. TÜDER Genel Başkanı Ağaoğlu, şöyle devam ediyor:

“Kurallara riayet etmeyen çağrı merkezlerine karşı tüketicilerin bireysel olarak mücadele etmelerinin, avukat tutmaları kolay değil. Burada önlemler alınmalı, yaptırımlar artırılmalı. Mağdurlara tazmin hakkı getirilmeli. Ben de mağdurum, bir bankaya şüpheli işlem için bildirim yapacaktım. Ya 8 dakika telefonda bekledim. Sonra operatöre bağlanabildim.” 

TBF BAŞKANI DENİZ: OPERATÖRLER DAHA YETKİN OLMALI
TBF Genel Başkanı Bülent Deniz de çağrı merkezlerinde en önemli sorunun müşteri temsilcisi ile diyalog olduğunu dile getiriyor. BTK’nın iletişim şirketlerine ait çağrı merkezlerinin telefonda bekletme sürelerini sınırladığını anlatan Deniz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) da bankalar için böyle bir uygulamaya gittiğini bildiriyor. Önlemlerle sorunların bir miktar aşıldığını aktaran Deniz, şunları kaydediyor:

Bekleme süreleri daraldı, burada bir ilerleme var. Ama müşteri temsilcilerine bağlanma sorunu devam ediyor. Bu bilhassa bankalarda büyük bir sorun. Burada sakıncalı bir durum var. O da şu, eğitim seviyesi iyi olmayan tüketiciler banka çağrı merkezinden yararlanamıyor. Bu çağrı merkezleri pratik ama eğitim seviyesi iyi olmayan, görmeyen tüketici için iyi değil. Temel sorun müşteri temsilcileri yani operatör ile ilgili. Operatörlerin bilgileri sınırlı. Basit bir şey için bilgi veremiyor. Bunu iletişim şirketlerinde çok görüyorum. Operatörlerin daha yetkin olması gerekiyor.”
Bekleme süreleri konusunda sektörlerin regülatör kurumunun sorumlu olduğuna işaret eden TBF Genel Başkanı Deniz, “Bu kurumların her biri sınırlamalar getirilmeli. Yani BTK, BDDK da, otomotiv sektörü ile ilgili odalar da yönetmelik yapacak. Firmalar, donanımlı ve yetkin operatörler istihdam etmeli. Yine Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda değişiklikler yapılmalı, kayıtlar 2 sene saklanmalı.” önerilerinde bulunuyor. 
 
Buğra Kardan-Cihan Haber Ajansı, 26.11.2013
 

23 Kasım 2013 Cumartesi

Bir "Yorgun" Oyun..

1983'dü sanıyorum; "Şahları da Vururlar"ı ilk seyrettiğimde.
İran Devriminin sıcak günlerinde, İran üzerinden dünyaya bakan bir oyundu.
Esprilerin arka arkaya patladığı, birine gülmeye başladığınızda, arkadan geleni kaçırmanızın zorunlu olduğu; şimdinin MFÖ'sünden Fuat ve Özkan'ın genç halleriyle, meşhur "Bir limandır Abadan/Mefailun Failun/Petrol akar borudan/Failatun petrolün/Failatün sömürge" dizelerinin yer aldığı şarkıyı seslendirdikleri oyun.
Öğrenci bütçeme rağmen, yaklaşık yirmi kez seyrettiğimi anımsıyorum.
 
Ardından "Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı" patladı.
Özal'ın, "bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler" tekerlemesiyle, ülkenin kapılarını kapitalizme ardına kadar açan politikalarını yerden yere vuran bir başkla politik oyundu.
Bu oyunu da iki haneli rakamlara varana dek seyretmiştim.
 
Sonrasında Ferhan Şensoy'u kaybettim.
Yazdığı, zeka yoğun mizahın yer aldığı bir kaç kitabını okumanın dışında, sahnesini yıllardır görmedim.
 
Son aylarda, iki Ferhan Şensoy kitabı elimdeydi; "Kalemimin Sapını Gülle Donattım" ve "Başkaldıran Kurşunkalem."
Özyaşam öyküsünü kimi zaman masal, kimi zaman tarih metni, kimi zaman da roman kıvamında aktaran, sağlam bir anlatımla okuyucuyu içine alan, kuşatan iki kitap.
1980 darbesinin hemen arefesinde sonlanıyor son kitap.
Devamını yazacak mı, bilmiyorum. Ama yazacaksa bile, en erken on yıl sonra elimizde olacakmış. Tiyatrosunda, bu kitaplardan sorumlu görevlinin dediği bu..
 
Bu kitapların da itelemesiyle koştura koştura Ferhan Şensoy sahnesini görmeye gittim.
Kısmetime ilk kez 7 Mart 1987'de sahnelenen "Ferhangi Şeyler" çıktı.
Yaklaşık yirmialtı yıl ve binyediyüz civarında sahnelenen tek kişilik bir oyun.
 
Zamanın çok da acımasız davranmadığı Ferhan Şensoy, günceli de yakalamaya çabalayarak, kimi zaman politik, kimi zaman da yaşama dair vurgularla bir ortaoyunu sergiliyor.
 
Salon bilindik anlatımla, full.
Gençleri yoğunlukta olduğu seyirci; beğenmeye, gülmeye ve çılgınca alkışlamaya hazır.
Ama yıllar öncesinin anılarıyla, beklentisiyle oyunu seyreden biri için "yorgun bir oyun."
 
Sanıyorum benim için 2023 yılını, Ferhan Şensoy'un 1980'ler sonrasındaki özyaşam öyküsünü okumayı beklemek, şimdilik en iyisi.
 
İstanbul, 21 Kasım '13

18 Kasım 2013 Pazartesi

Uyuyan Sesler Korosu

Politik filmler çoğumuzun hoşuna gitmez.
Genellikle ağır tempolu, öncesinde bilgi altyapısının olmasını gerektiren çalışmalardır.
Ama –en azından- arada seyretmek gerek..
 
Bir İspanyol filmi; La voz Dormida.
Türkçeye, “Uyuyan Ses” diye çevrilmiş.
 
1940, Franco İspanya’sı.
Faşizm her sokakta, her kentte, her yerde.
Cezaevleri alabildiğine doldurulmuş.
Her gece, bir günlük duruşmaların ardından onlarca insan idam ediliyor. 
 
Dışarıda komünistler direniyor.
Dışarıdakilerin yakınları ya cezaevinde, ya yoksulluk içinde mücadelede.
 
Cezaevinde bir kadın.
Hamile.
Kocası dışarıda, direnişçiler safında.
Öykünün sonu, kadın çocuğu doğurana kadar bekleniyor ve ardından idam ediliyor.
Kocası çok daha önce, sürek avında yakalanıp işkence tezgahında canını veriyor.
 
Arka plan öyküsü;
Direnmek; idam mangasının karşısında, işkence tezgahında.
Onurlu yolu istemek, istemek yetmiyor, yapabilmek.
Direnemeyenler; son kertede suçlarını kabul edenler, komşusunu ihbar edenler…
 
Daha da arka plan; faşizm kötüdür.
Yok edicidir.
Ve faşizm gökten inmez, insan eseridir.
 
Silah zoruyla faşizmin yerini, demokrasi maskelisi aldı artık.
İktidara gelirsin.
Devlet aygıtının kaynaklarını, kendi burjuvanı oluşturmak için kullanırsın.
Burjuvan semirdiğinde, yargı ve medya operasyonları sıradadır.
Tüm süreçte çıkan muhalif sesleri de kısmak gerek tabi.
Ülkeyi dev bir hapishaneye çevirmeye başlarsın.
Sıranın kendisine geleceğini akledemeyenlerden kurulu “uyuyan sesler korosu”, yani muhbir ordun da hazırsa, işlem tamamdır.
 
Ne demiştik;
Faşizm kötüdür.
Yok edicidir.
Ve gökten inmez, insan eseridir

 

16 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Yastığa Baş Koyar, Bir Tetiğe Basarlar...

Zafer, Nevzat, Bülent, Aydın..
Orta yaşı deviren dört güzel insan.
 
Dördü de müzisyen.
Ellerindekini üst seviyede çalan, iyi müzisyenler.
 
Bu dört güzel insan, büyük usta Cem Karaca’nın son üç yılında yol arkadaşlığı yaptılar, arkasında çaldılar.
Şimdi “Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları” adıyla sahne alıyorlar.
 
Ülkenin son elli yılının simgelerinden biri Cem Karaca.
Bas, bas olduğu kadar buğulu, buğulu olduğu kadar sert mizaçlı sesiyle bu ülkenin yakın tarihini yazanlardan biri.
 
“Elleri ak yumuk, ojeli tırnakları” ile otomobilini tamirhaneye getiren kadının yüreğine koyduğu ateşi;
“Bir romanda okumuştum, buna benzer bir şeyi … ne olmuş, nasıl olmuştu aşık olmuştu genç kız” ümidiyle harlayan tamirci çırağının, yaşamın gerçeği ile acımasız karşılaşmasını bilmeyenimiz var mı?
“Ustam geldi, sırtıma vurdu; unut dedi romanları. İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları”
 
Levent, Sanayideki tamirci çırağının yaşadığı yoksulluk orda kalmıyor.
Kapıcı Kasım’ın kızı Safiye, orta ikiden terk.
Yoksulluk.
Merdiven sil, servis yap, apartmana göz kulak ol.
Jön Niyazi ile tanışıp geneleve düşer Safinaz kız.
“Kurtuluş nerede. Nerede Safinaz?”
“Onbinlerce Safinaz. Kurtuluş Nerede?”
 
Parkasıyla vurulup düşenlerin ağıtı.
Ezilenlerin, sömürülenlerin feryadı.
Kimi zaman polisin bile fark edemediği ceviz ağacı hülyası…
 
“Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları”, yoldaşlığın hakkını veriyorlar.
Büyük Usta’yı hüzünle andık.
 
Bu koltuk konserin olduğu salondan.
Niye mi boş?
Senin içindi bu koltuk.
Yoktun, gelmedin, gelemedin..
 
Bak ne diyor sana büyük usta;
“Kavganın haklı olanı, erkek dişi bilmiyor”
“Bütün halk birlik olmazsa, kavga haklı olmuyor”
İstanbul, 15 Kasım ‘13