23 Ekim 2015 Cuma

acının sustuğu gün... 04/11 ekim'15 #filgunlugu

“Emin olmama” seçeneğimiz de var.
Ve arada sırada, bu seçeneği kullanmalıyız.
…..

Bir örgüt mensubu öldürülüyor.
Ardından boynuna ip geçirilip güvenlik aracının ardında sürükleniyor.

Sokakta ceset gezdirmek devletin gücü mü, acziyetinin itirafı mı?
…..

Erdoğan’dan “Ahmet Hakan’a saldırı” açıklaması; “Şiddetin karşısındayız. Yeter ki bütün medya grupları aynı hassasiyeti göstersinler. Kendilerine gelince ‘yandım’ demesinler. Aynı hassasiyeti başkalarının başına gelince de göstersinler.”

Bu açıklamadan ne anlamak gerek?
“Bütün medya grupları şiddete karşı aynı hassasiyeti göstermeli. Aksi halde Ahmet Hakan’a yapılan normaldir” mi demek?...
…..

“Ya sev, ya terk et!”
Öteden beri MHP’nin kullandığı bu cümleyi şimdilerde AKP taraftarlarının ağzından duyar oldum.

Ceset sürüklemeyle ilgili “devletin gücü/acziyeti” sorunsalına ilişkin sosyal medyada yazdığıma böylesi bir tepki geldi: “Sürekli kibirli ve üstten bir usulle, cevabı içinde saklı sorularla devletin acziyetinden bahsediyorsunuz. Sizi burada tutan ne?”
İktidarın kitleler üzerindeki izdüşümlerinden biri de bu sanırım; “Ülkenin sahibi sadece ve sadece bizleriz. Muhalife, eleştirene, sorana verilecek bir karış toprağımız, hayır; nefesi için kullanabileceği hava bile yok.”
…..

Ankara Katliamı.
Acının bile sustuğu gün…
…..

Bildik tablo yineleniyor; olayın ardından Başbakanlıkta güvenlik toplantısı, Başbakan’ın üzgün yüz ifadesiyle “ülkemizin birliğine, demokrasiye yapılmıştır, kimse bizim gücümüzü test etmeye kalkmasın” sözleri, sosyal medyada birbirinin gözünü oyan mesajlar, acılar, acılar…

Başbakan diğer parti liderleri ile görüşeceğini açıkladı, HDP hariç.
MHP görüşme istemini reddetti.
Davutoğlu-Kılıçdaroğlu bugün görüştüler.

Kılıçdaroğlu görüşme sonrası Bahçeli ve Demirtaş ile görüşeceğini açıkladı.
İlginç bir durum.
Ülkenin Başbakanı kim, anlamak zor…
…..

Katliamdan bu yana internet iyice yavaşladı, sosyal medya ağlarına girmek neredeyse olanaksız.
İlgililer kapatma, engellemeye ilişkin bir karar yok diyorlar.
İyi de, neden böyle?
Konu önemli, gündeme getirmek için ilk adımı attım.
…..

“Ermeni soykırımı yoktur” demek, AİHM’de aklandı.
Doğrusu budur.
“Ermenilere soykırım uygulandı” diyebilmek kadar, aksini söyleyebilmek de; düşünmek ve düşündüğünü açıklama özgürlüğünün bir parçasıdır.

Bu karar insan hakları, düşünce özgürlüğü savunucuları için turnusol deneyi olmuşa benziyor.
Yıllarca İnsan Hakları Derneği başkanlığını yapan, hemen bütün özgürlük hareketlerinde yerini alan bir kişinin yazdıkları beni utandırdı; “AHİM, Doğu Perinçek kararı ile, ‘devletlerin Mahkemesi’ OLDUĞUNU bir kez daha kanıtladı!”
…..

Finlandiya Cumhurbaşkanı Türkiye’ye geldi.
Gelirken tarifeli uçakla, aktarmalı ve hatta ekonomi sınıfında gelmiş.
Dönüşü de aynı şekilde.

Durum beni çok üzdü! “Bir devlet başkanının tarifeli uçakla seyahat ettiğini duymak… Yetmedi, üstelik ekonomi sınıfında… Haddini bil Sauli Niinistö!..” diye yazdım sosyal medyada. Zavallı Niinistö. Beştepe’nin görkeminden sonra tedavi edilemez melankoliye falan girmemiştir umarım.

Köşe yazarı Mehmet Kamış, Zaman’daki yazısında bu konuya değinmiş; doğulu yöneticilerle batılı yöneticiler arasındaki debdebe farkını çok güzel anlatmış.

Ortadoğu, Afrika ülkelerine gelen yabancı devlet adamlarını karşılama törenleri gözüme takılıyor arada. Şatafat, debdebe, kırmızı halılar, bandolar, yöresel kıyafetli ordular vs. vs.

Nuh’un Gemisi’ne “tevazu”yu da sıkıştırabilir miyiz acaba?

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

Hiç yorum yok: