6 Aralık 2009 Pazar

(G) arip (D) üzenin (O) yunları


Birleşmiş Milletler Gıda Güvenliği Zirvesi, geçtiğimiz günlerde Roma’da toplandı.
Bir milyar insanın açlıkla boğuştuğu, daha fazlasının kaliteli ve yeterli gıda ve suya ulaşmasında çetin engellerin bulunduğu, her şeyden önce Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerin ülkemizde ve dünyada yoğun tartışıldığı dönemde toplanan bu zirveye umutla bakan insanlık, ne yazık ki büyük hayal kırıklığına uğradı.
G8 ülkelerinin dahi ilgi göstermediği bu zirvede, insanlığın içinde bulunduğu açlık ve kıtlığın “güvenli” şekilde giderilmesine ilişkin çözüm arayışlarının, söz söylemekten öteye gitmediği ortaya çıktı.

Sorun, Çözüm ve Tehlike
Şunu tespit olarak bir kenara yazmak gerek; dünyada açlık var!
Gezegende yaşayan herkes, yeterli, kaliteli ve güvenli gıdaya ulaşamıyor ve bir milyar insan açlık nedeniyle yaşamını yitime riski taşıyor.

Sorunun tespiti, çözüm arayışlarını da beraberinde getiriyor.
Ne yapmalı?
Bu sorunun yanıtını vermek için ilk ortaya çıkanlar gıda üreticileri.
İlk ve en belirgin çözümü onlar ortaya koyuyor ve “gıda üretimini arttırmak” kabilinden hepimizin onaylayacağı fikri seslendirerek geliştirdikleri yeni üretim teknolojilerini insanlığın hizmetine (!) sunuyorlar.

İşte bu noktada, çetrefilli bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Gıda üreticilerinin açlığın çözümü olarak ortaya koydukları bu yöntemin, yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) gıdaların insanlığın sağlığı ve geleceği konusunda derin tereddüt ve endişeler var.

GDO, İnsanlığa Saldırı mı?
Önce, nedir bu GDO’lu gıda?
Canlı bir organizmanın (domates, tavuk, mısır, hatta insan…) gen yapısındaki dizilime müdahale ederek, bu dizilimi değiştirmek veya bu canlıya yapısında olmayan (ve belki de olmaması gereken) bir geni eklemek şeklindeki müdahale olarak anlamalıyız bu işi…

Tanımı okurken, ürperdiniz mi?
Biz yazarken ürperdik. Çünkü binlerce yıldır İlâhi iradenin vücuda getirdiği mucizevî sisteme, bu şekilde müdahale etmenin elbette bir sonucu olmak gerekir.
Henüz bilimsel kesinlik taşımamakla birlikte GDO’lu gıdaların kısırlığa yol açtığı, canlının bağışıklık sistemini zayıflatarak, başta kanser olmak üzere her türlü hastalığa kapının açıldığı, mutant doğumlara yol açtığı dile getirilen endişelerin başında geliyor.

Bu sözlerimizin başında kullandığımız, “henüz bilimsel kesinlik taşımamakla birlikte” ibarelerini okuyup da, lütfen eleştiri oklarınızı hemencecik yöneltmeyin, ya da “iyi ya, daha bilimsel kesinlik yokmuş” deyip rehavete kapılmayınız.

Kanıt Yükü Kimde?
Söz konusu olan insan yaşamı olduğunda, bilimsel kesinlik yerine, tereddüt, endişe ve soru işaretlerinin önemsenmesi ve aksi kanıtlanıncaya kadar da tereddüt edilenden uzak durulması gerekiyor.
Yani dememiz o ki, GDO’lu gıdaların canlı yaşamı ve geleceği için tehlikeli olmadığının bilimsel kesinlikle ortaya konacağı ana dek, GDO’lu gıdaların zararlı olduğunu varsaymamız gerekiyor.

GDO lobisinin bu noktada, “GDO’nun zararlı olduğunu kanıtlayın” yaklaşımını tebessümle karşılamalı ve zararlı olduğunun değil, zararsız olduğunun kanıtlanmasının öncelikli ve akla uygun olduğunu hatırla(t)mak gerekiyor.

Bir Yönetmelik Yaptık ki…
Ülkemizdeki tartışma ve gelişmeler ise, evlere şenlik…
Önceki mevzuat gereği, ülkemize GDO’lu ürünlerin ithalinin yasak olduğu dönemde, “ey yetkililer; yasak diyorsunuz ama, ithal edilen ürünün GDO’lu olup olmadığını anlayacak teknolojik yeterlilikte laboratuarınız gümrük kapılarınızda var mı?” diye sorar, ama bir türlü bu sorumuza tatmin edici cevap alamazdık.

Anlaşılan yetkililer; “madem ithal edilen ürünü, gümrük kapısında analiz edecek laboratuarımız yok, bunu serbest bırakalım, beyana tabi tutalım, bu sorundan da kurtulalım” diye düşünüp 26 Ekim 2009 tarihinde, Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliği’ni yürürlüğe koydular.

Kamuoyu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı hazırlıklarının bitirilip TBMM.ne sunulmasını beklerken, bu sürpriz yönetmelik üzerine, tüm çevrelerden yoğun tepkiler geldi.
Bizim de katıldığımız ve dile getirdiğimiz en önemli tepki, GDO’lu ürünün etiketinde bu özelliğin belirtilmesinin zorunlu tutulmamış olmasına yönelikti.

2 Geri, 1 İleri
Gerek 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve gerekse bu yasaya bağlı olarak çıkarılmış Etiket, Tarife ve Fiyat Yönetmeliği gereği, tüketicinin satın alacağı ürün hakkında yeterli ve gerekli bilgiye ulaşmasının yolu, ürünün etiketinden geçiyor.
GDO yönetmeliği ise, yıllardır var olan bu düzenlemeleri hiçe sayıyordu.
Neyse ki, bu konudaki yanlıştan 20 Kasım 2009 tarihinde dönüldü ve yönetmelikte değişiklik yapılarak, “GDO’lu yemlerin etiketlenmesi” zorunlu hale getirildi.

Bu yanlıştan dönülmüş olmasına rağmen, GDO’lu ürünlerin ithalatını serbest bırakan bu yönetmelik üzerine tartışmalar, uzun süre devam edeceğe benziyor.

Sorun, Âdil Paylaşım Sorunudur
Olanı-biteni anlattık.
Ama hala başta sorduğumuz soruya cevap vermedik.
İnsanlık açlıkla boğuşurken, ne yapmalıyız?
Sorunun cevabı açık…
Şairin dediği gibi; “Allah’ın on pulunu bekleyen on kul hedefi için, bir kişiye tam dokuz pul verip dokuz kişiye bir pulu taksim eden” (G)arip (D)üzenin (O)yununu bozmak gerekiyor.


(Makale, Bizim Market Dergisi'nin 2009/Aralık sayısında yayınlanmıştır.)

4 yorum:

HRY dedi ki...

Sayın Deniz, yine hos bir konu, hos bir yorum ve akıcı bir uslupla dile getirdiginiz GDO konusunun elestirisine içtenlikle katılmakla birlikte 26 Ekim 2009 tarihinde yürürlüge konuldugunu belirttiginiz yönetmeligin perde arkasında, Türkiye'nin zaten ABD ile pirinç alış-verişi sebebiyle gergin olan ticari çekişmesine ek olarak yine ABD-AB arasında GDO lu ürün pazarlanması sebebiyle çıkan çatısmaya, Avrupa'ya Gümrük Birligi bagıyla baglı olan Türkiye'nin de çekilmesini engellemek amaçlı bir kalkan olması niyeti oldugunu duymuştum. Sonuçta gümrük kapılarımızda beyanın kontrolü adı altında dört aşamalı bir uygulama ile ne satıcıyı ne de alıcıyı yani ne şişi ne de kebabı yakmadan orta yoldan gitmeye çalışan bir hükûmetin kararı. Çokta mantıksız gibi görünmüyor.
Kaleminize saglık, sevgilerimle...

Adsız dedi ki...

Bülent Bey, Çalışmalarınızı yıllardır izliyorum. Açıkçası son günlerde hepimizin kafasını meşgul olan GDO konusunda herkes bir şeyler söyledi. Kimileri hiçbir bilimsel gerekçesi olmaksızın karşı çıktı.Kimileri de söylemleri ile GDO lobisinin paralı aktörü olduğunu beli etti. Bu konuda kafamız çok karışıktı. Sizin yazınızı okuyunca kafamdaki karışıklık giderildi.Artısıyla eksisiyle durumu daha net görebiliyorum. Tam sizden beklediğim gibi yararlı ve net bir yaklaşım ortaya koymuşsunuz. bu güne kadar yaptığınız hizmetler unutulmayacaktır. Bundan sonra da değerli görüşlerinizle bizlere yol göstermeye lütfen devam ediniz. Saygılarımla,Dr.Tarhan Koca / Berlin

Adsız dedi ki...

Siz zararsızdır diyene kadar GDO'lu ürünlerden uzak duracağım. Ne yetkililere ne de başkalarına bu konuda inanmıyorum.Selamlar Rıdvan Erol

Adsız dedi ki...

Bir ilimizdeki Ziraat Fakültesinde öğretim üyesiyim. GDO konusunda bugüne kadar yazılanları görünce çileden çıkmamak işten bile değil. Sağduyulu yaklaşımınız için tebrikler.