ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2020 Cuma

Banka, e-ticaret ve ‘net’e şikayet yağdı

Koronavirüsle mücadele süreci tüketici şikayetlerini de etkiledi. İlk günlerde turizm ve özel okul konusunda yoğunlaşan şikayetler, son dönemde bankacılık, iletişim ve sanal satışta artış gösterdi.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, koronavirüs salgını döneminde, kredi ve kredi kartı ödemelerinin faizsiz ötelenmesi beklentisinin karşılanmayarak, bankaların öteleme için fahiş faiz hesaplamasının, en tüketici sorunu olarak öne çıktığını söyledi.

Deniz, “Mart ayı başından itibaren erken rezervasyon, uçak bileti ücret iadesi, özel okul taksitleriyle servis ve yemek ücretlerinin iadesi, internette hizmet kalitesinin düşmesi veya hizmetin verilmemesi konularında tüketici mağduriyetleri yoğunlaştı” dedi.

İki haftadır değişti
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Başkanı Aziz Koçal da, tüketicilerden en çok sözleşmelerle ilgili şikayet geldiğini belirterek, şunları söyledi:

“İnternette yetersiz servis ve altyapı şikayetleri, abonelik sorunları, faturalarda haksız fiyat farkı, taahhütlerden cayma sorunlarından şikayet arttı. Uygulamaya konan tedbirler başladığında yoğun şekilde, özel okul, yurt, düğün salonu, ve servislerden şikayet geldi. İki haftadır internet üzerinden yapılan alışverişlerden yoğun şikayet geliyor. Sosyal medyada ünlü markaların ürünleri üzerinden oluşturulan linklerle sahte satış yapılıyor.”

Dosyalar yığılıyor
Bu süreçte tüketici sorunlarının çözümünün zorlaştığını kaydeden Koçal, şöyle konuştu:

“Alınan tedbirler çerçevesinde oluşan mağduriyetler var, bunların birçoğu mücbir sebep nedeniyle. Bu sorunların başında özel okullar, yurtlar, servisler, kreşler geliyor. Tüketici sözleşme imzaladı diye almadığı ya da eksik aldığı hizmetin bedelini ödemek zorunda kalabilmekte. Tüketici hakem heyetlerinde dosyalar yığılmaya başlayacak. Hakem heyeti toplantıları da durduruldu. Şu anda hiçbir sorunun çözümü mümkün değil.”

Maske şikayeti arttı
Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu da, “Koronavirüs sürecinde tüketiciler en çok ekonomik destek taleplerine cevap verilmemesi, faturalarda artış, salgından korunmak için ihtiyaç duyulan maske, eldiven, dezenfektan, kolonya ve bazı temel gıda fiyatlarındaki artışlardan şikâyette bulundu. Maske satışının yasaklanması ve devlet eliyle maske dağıtılacağının açıklanmasına karşın vatandaşın bir bölümüne maske ulaştırılamamış olması da yoğun şikâyete yol açtı” dedi.

E-ticaret arttı, sorunlar da çoğaldı
Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Başkanı Deniz Öner, tüketici şikayetlerde taahhütlü aboneliklerin başı çektiğini kaydederek, “Banka kredileriyle ilgili şikayetler çok arttı. Kredi almakta sorun yaşayanlar çok. Fahiş ve haksız fiyat artışları nedeniyle, internetten alışverişte yoğunluk nedeniyle şikayetler var. Servis ve kurulumla ilgili şikayetler var. Kargo hizmetlerinde gecikme olabiliyor” dedi.

‘Bu dönemde üst kurullara başvurun’
Tüketici hakem heyetlerinin 30 Nisan’a kadar dondurulduğunu kaydeden Deniz Öner, şunları söyledi:
“Tüketici şikayeti gelse de toplantı yapamıyoruz. Tüketiciler bu süreçte ilgili en üst kuruma başvursun. Sigortayla ilgili BDDK Tahkim Kurulu’na, internetle ilgili BTK’ya yazsınlar. e-Devlet üzerinden TÜBİS sistemi var. Turizmle ilgili TÜRSAB’a başvurabilirler. CİMER’e yazabilirler. 175’i arayabilirler.”

28.04.2020, Hanife Baş, Milliyet

11 Nisan 2019 Perşembe

Sıfır vergi gelsin, doymak istiyoruz

Yeni Ekonomi Programı (YEP) kapsamında Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 paketi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklandı.

Açıklanan programda özellikle gıda enflasyonu ile mücadele konusunda düzenlemeler yer alırken, başta Hal Yasası olmak üzere kooperatifçiliğin gelişmesi ve hayvan üretiminin arttırılması için bazı önlemlerin alınacağı duyuruldu.

Açıklanan paketi değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, çarşı ve pazarda yangın olduğunu belirterek, “her ne yapılacaksa acilen yapılmalı, tüketici artık doymak istiyor” dedi.

Deniz açıklanan paket ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Geçtiğimiz yılın mayıs ayından bu yana gıda ürünleri ile ilgili büyük sıkıntı yaşanmaktadır. Ülke ekonomisinin içinden geçtiği zor koşullara ek olarak tarla/sofra arasındaki yolun spekülatörlerce istismar edilmesi nedeniyle tüketici, mutfağındaki yangını söndüremez duruma gelmiştir. Tanzim satış, haksız fiyat artışlarına karşı yaptırım uygulamaları da bu yangının şiddetini azaltmamıştır. Şu anda tüketicinin birinci önceliği karnının doymasıdır. Yıllardır bekletilen Hal Yasası ve bağlı düzenlemelerin çıkarılacağı, kooperatifçilik merkezli gıda ve hayvancılık uygulamaları yerinde ama yıllardır gecikmiş hedeflerdir. Pakette açıklanan önlemler, yarın yaşama geçirilse bile, tüketicinin mutfağına yansıması zaman alacaktır. Ancak ucuz ve güvenli gıdaya ulaşmak için tüketicinin bekleyecek takati kalmamıştır. Bu nedenle acilen tüm gıda ürünlerini kapsayacak şekilde, alınan tüm vergiler 2019 yılı sonuna kadar geçici olarak sıfırlanmalıdır."

10.04.2019, Tüketici Postası

10 Eylül 2018 Pazartesi

Yastığın altı da, üstü de dolar...

"Yastık altı" muhabbetine, 6 Ağustos 2018’de yazdığım Yastığın Üstünde Ne Var? isimli makale ile bulaşmış, Merkez Bankası’nın 2018/Haziran Ayı Parasal Gelişmeleri belgesinde yer alan verilerden yola çıkarak; Türkiye ekonomisindeki dolarizasyon oranının yüzde 40-45 arasında salındığını, bu oranın ekonomi bilimi tarafından kabul edilen yüzde 30’luk sınırın hayli üzerinde olduğunu, dolayısıyla yastık altındaki dövizlerin TL’ye çevrilmesi çağrısının karşılığının, yaşanan ekonomik düzende olanaksız olduğunu anlatmaya çalışmıştık.

Aradan 1 ay geçti.
Merkez Bankası Temmuz Ayı Parasal Gelişmeleri belgesini yayınladı.
Şimdi oradaki verilere bakarak, kaynayan ekonomideki dolarizasyon eğiliminin 1 ayda nereden nereye geldiğini görmeye çalışalım.

Ülkenin ulusal para birimi yerine, yabancı ülke parasının kullanılıyor olması; ekonomik ilişkilerde yabancı para biriminin esas alınmasına, dolarizasyon deniyor. Dolarizasyon, ülke ekonomisine olan güvensizliğin en somut tepkilerinden biri.

Bir ülkedeki dolarizasyon eğilimini ölçmek için iki basit formül uygulanıyor;

İlki yabancı para cinsinden mevduatın toplam mevduata oranı.
2018/Temmuz ayı verilerine göre toplam mevduatımız 1.737.031 milyon TL.
Yabancı para cinsinden mevduat ise, 781.560 milyon TL.
Bu formüle göre, toplam mevduatın yüzde 44,99’unu yabancı para cinsinden mevduat oluşturuyor.
Önceki ay bu oran yüzde 44.25’di. Yani "yastığın altı" muhabbeti başladıktan sonra dolarizasyon eğilimi azalacağına, yüzde 0,74 oranında yabancı paraya geçiş artmış durumda.

Bir diğer formül, yabancı para cinsinden mevduatın dolaşımdaki para ve banka mevduatlarının toplamına oranı.
Yine 2018/Temmuz ayı verilerine göre, dolaşımdaki toplam para ve toplam mevduat miktarı 1.871.189 milyon TL.
Yabancı para cinsinden mevduatın, bu rakama oranı yüzde 41,76.
Önceki ay bu oran 40,95’ti. Yani bu formüle göre de, yüzde 0,81 oranında artış söz konusu.

Yaşanan ekonomik krizle mücadele sürecinde, toplumun her kesiminden dolardan kaçınarak ulusal para ile yaşamı ve ekonomiyi yürütmesi beklendiği ve bu beklentinin en yoğun dillendirildiği 1 aylık dönem içinde, yabancı paranın ülke ekonomisinde kapladığı yerin yüzde 1’e yakın artmış olması hepimizi ve en başta da ekonominin dümeninde oturanları düşündürmeli...

Küresel saldırı nedeniyle ekonomik kriz iddiası doğru ve çare olarak tasarrufların ve tüm ekonomik ilişkilerin TL’üzerinden gerçekleştirilmesi gösteriliyor, buna karşın yabancı para ekonomide daha fazla yer işgal ediyorsa, sorulması gereken en önemli soru şu olmalı; Ülke insanı, yaşanan krizin dış kaynaklı küresel saldırı olduğuna gerçekten inanıyor mu ve en önemlisi ekonomi yönetimine gerçekten güveniyor mu?

8 Eylül 2018 Cumartesi

Fırsatçılara da ders zili çaldı

Ekonomideki döviz kuru fırsatçıları, bu defa okul alışverişinde ortaya çıktı. Okul ihtiyaçlarındaki fiyat araştırmasında, hem ithal ürünlerde hem de ithal girdi maliyetinin olmadığı ürünlerde fahiş artış tespit edildi.

Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasına sayılı günler kaldı. Veliler ilk ders zilinin çalacağı 17 Eylül öncesi okul hazırlıklarına başlarken; kırtasiye, üniforma ve çanta gibi ürünlerdeki fiyat artışı da dikkat çekti. Zam şikayetleri üzerine saha araştırması yaptıklarını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı avukat Bülent Deniz, önceki döneme göre kırtasiye ürünlerinde yüzde 60-65’lik bir fiyat artışı belirlediklerini söyledi. 

DENETLEME ZAMANI
Döviz kurundan etkilenmeyen ürünlerin bile zamlandığını ifade eden Deniz sözlerini şöyle sürdürdü: “Yurtdışından ithal edilen ürünler de mevcut ancak bu ürünlerde de yapılması gerekenin çok üstünde bir zam tarifesi uygulandığı görülüyor. Bu krizi fırsata çevirmeye çalışan tüm firma ve satıcılar ülkemize büyük bir kötülük yapıyor. Tekstil ülkesi olmamıza rağmen okul forma fiyatlarındaki artışı da gözlemlemekteyiz. Çocuk sağlığı için zararlı ancak ucuz olan ikâme ürünlerin üretilmesi ve pazara girmesiyle de ciddi bir sorun daha ortaya çıkıyor. Veliler ucuza yönelelim derken çocuklarının sağlıklarından olmasınlar. TSE damgası olmayan ürünler alınmamalı. Piyasanın denetlenmesinin tam zamanıdır” 

SOSYAL MEDYADA İFŞA EDiN
Okul fırsatçılarından korunmak için velilere önerilerde bulunan eğitim uzmanı Erol Erdoğan ise haksız fiyat talebinde bulunan fırsatçıların tüketici heyetlerine şikayet edilmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Veliler fiyatlarını makul tutan satıcıları tercih etmeli, diğer fahiş zam uygulayıcılarına da daha önceki fiyatları hatırlatarak pazarlığa girişmeli. Acil olmayan ihtiyaçların satın alınmasının ertelenmesi ve piyasanın dengelenmesini beklemenin daha hesaplı olacağını düşünüyorum. Kriz fırsatçılarını tespit edip bu durumdan emin olduktan sonra tüketici komisyonlarına şikayette bulunulmalı. Tepkileri doğru bir şekilde sosyal medyada dile getirmek ve sesini duyurmak da yetkililere ulaşmanın bir diğer yolu”

FİYATI CAZİP ALBENİSİ YÜKSEK
Alışveriş merkezleri, çarşı ve pazarlarda satışa sunulan kırtasiye malzemelerinin çizgi film kahramanlarının yer aldığı ürünlerle süslendiğini söyleyen Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Adem Şahin “Çocukların ilgisini çeken bu ürünlerden bir kısmı markasız ya da kaynağı belirsiz. Çocuklar için albenisi, veliler için fiyatları nedeniyle cazip görünen bu ürünler sağlık açısından ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Risklerden korumanın en güvenilir yolu, alışverişlerde TSE markalı ürünleri tercih etmektir. Tüketicilerin okul alışverişlerinde ve oyuncaklarda araması gereken bir başka marka ise CE işaretidir” değerlendirmesinde bulundu.

KOKULU ÜRÜNDEN KAÇININ
Şahin, velilerin bu risklere karşı çocukları korumak için okul alışverişi yaparken dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıraladı:

- Üreticisi bilinmeyen hiçbir ürün satın alınmamalı.
- Çocuğun yaş grubuna uygun ürünler tercih edilmeli.
- Kokulu ürünler tercih edilmemeli. Oyuncaklarda, ağır metallerin belirlenen sınırlar dahilinde kullanıldığını gösteren EN71-3 işareti aranmalı.
- Yumuşatılmış oyuncaklarda fitalat gibi sağlığa zararlı maddeler belirlenen limitlerin üzerinde olmamalı.
- Yüz boyası, dövme kalemi gibi deri üzerine uygulanan kozmetik ürünlerde dermatolojik testlerden de geçmiş, güvenilir markalar tercih edilmeli.
- Markasız boyalı ve plastik baskılı okul ve beslenme çantaları, mataralar tercih edilmemelidir. Özellikle yoğun boya kokusu içeren, plastik baskılı beslenme çantası ve matara alınmamalıdır.
- Solvent içermeyen yapıştırıcılar tercih edilmeli.

06.09.2018, İrem Erbaş Star Gazete

Kıyafette fırsatçılara dikkat

Doların aşırı artışını gerekçe gösteren firmalar, okul kıyafetlerinin fiyatını yüzde 70 artırdı. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin giyim harcamaları 400 ila 800 lira iken, liselilerin 500 ila 900 lira.

20 milyon öğrenciyi yakından ilgilendiren okul kıyafetinin 6-7 milyar liralık bir ekonomi oluşturduğu tahmin ediliyor. Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz, okul ürünlerinin fiyatlarını yakından takip ettiklerini belirterek, “Ne yazık ki kıyafetlerin, kırtasiye malzemelerinin fahiş bedellerden satışa sunulduğunu görüyoruz” dedi. Okul kıyafetlerinin 2017’ye göre yüzde 70 zamlandığından yakınan Deniz, “Ekonomik olarak fırtınalı, sıkıntılı bir dönemdeyiz. Dolara bağlı olarak ithal ürün fiyatlarını yüzde 60 arttıranların tepki topladığı bir ortamda yerlileşme adımları atan, dışa bağımlılığını daraltan tekstilcilerin çocuk ve genç kıyafetlerini yüzde 70 pahalıya satması yanlıştır, haksız bir uygulamadır” ifadelerini kullandı.

TÜKETİCİYİ ALDATANLAR BELİRLENMELİ
Formaların velilerin bütçelerini zorlamaması adına okul idarelerini anlayışlı davranmaya, perakendecileri de indirim yapmaya davet eden Deniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maalesef ki okulların isimlerinin geçtiği her ürünün fiyatı arttı, artıyor. Tişörttür, gömlektir okulun adı yer aldığı için emsallerinden pahalı. Anlaşılamayan, anlatılamayan bir fiyat artışı görülüyor. Bu artışın bahanesi kur artışları olamaz. Ticaret Bakanlığı, stokçu ve manipülatör firmalara karşı denetimlerini yoğunlaştırmalı, tüketicileri aldatanları bir bir belirlemelidir.”

05.09.2018, Buğra Kardan Yeni Akit

10 Haziran 2018 Pazar

Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş

Merkez Bankası, Para Politikaları Kurulu toplantısından %1,25 oranında faiz artışı kararı çıktı. Bu artış ile, gösterge faiz oranı 16,50 ‘den 17,75’e ulaşmış oldu. Kararın ardından Dolar 4.46'ya, Euro ise 5.29 liraya kadar geriledi. Uzmanlar, Merkez Bankasının faiz artırımını Tüketici Postası’na yorumladı.

Merkez Bankasının faiz artımına gitmesini beklemediğini ifade eden Ekonomist Uğur Civelek: “Bu karar, Merkez Bankasının nerenin etkisinde olduğunun göstergesidir” dedi.

Uluslararası piyasaların 100 baz talebini de aşan 125 bazlık artışın, durumun göründüğünden de kötü olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Civelek: “Dolar kurunun yükselmesine tahammülleri yok, maliyet baskılı yüksek enflasyonu kontrol etmeye çalıştıkları görülüyor. Fakat bu müdahaleye rağmen dolar kuru 4,40’ın altına düşmezse başka şeyler düşünmek zorunda kalacaklar” uyarısında bulundu.

Bu faiz artışının vatandaşın davranışında bir değişiklik yaratmayacağını, krediye ihtiyacı olanın yükselen faize rağmen, ihtiyacını karşılama mecburiyetinden kredi almaya devam edeceğini ifade eden Civelek: “Krediye ihtiyacı olan yine alacak ama ekonomik bunalım ve çaresizlik büyüyecek. Kaynak sıkıntısı ciddi boyutlarda artacak. İş dünyası uzun zamandır bir ölüm sessizliğinde. Durumun göründüğünden çok daha kötü olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Sonuç ortada
Merkez Bankasının faiz artışı ile ilgili görüşünü aldığımız Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz: “Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş” dedi.

Deniz görüşlerini: “Merkez Bankası beklentilerin de üzerine çıkarak faizi arttırdı. Beklenti 100 baz civarındaydı. 125 baz puanlık artış, durumun bildiğimizden de kötü olduğunu açıkça gösteriyor. Küresel ekonominin bir parçası olmak veya bilek güreşine tutuşmak? Sonuç ortada” sözleri ile ifade etti.

07.06.2018, Tüketici Postası

24 Nisan 2015 Cuma

Dolardaki Artışın Bedeli Henüz Ödenmedi

25 Nisan 2014’de, yani tam bir yıl önce 1 dolar almak için 2,13 TL. vermek gerekiyordu.
Bugün, yani 24 Nisan 2015’de aynı doları almak için 2,72 TL. harcamak gerekiyor.
Yani ulusal paramız bir yılda, yüzde 27,69 oranında değer kaybetmiş durumda.

Çok değil altı ay öncesine gidelim; 24 Ekim 2014’de 1 dolar almak için 2,23 TL. ye gereksinim vardı. Yani altı aylık devalüasyon oranı yüzde 21,97. Bu rakamı yıllık bazda düşünürsek, yüzde 44’lük bir değer kaybına işaret ediyor.

Ulusal para biriminin yabancı paralara karşı değer kaybının beklenen en önemli sonucu, ülkemiz gibi cari açık sorunu bulunan bir ülkede ödenecek dış borç miktarının artması, sermaye ürünleri, enerji ve teknoloji ithalatını pahalılaştırması sonucunda fiyatlarda artış ve sonuçta enflasyona yol açmasıdır.
Yani bir ülkenin ekonomisini yönetenler için arzu edilmeyen durum…

Sakin Dolar’a ne Oldu?
Onüç yıllık AKP yönetiminde, iktidarın ilk yıllarındaki 2001 krizinin devam eden etkisi, Irak Savaşı, sonuncusu 2008’de yaşanan irili-ufaklı birkaç küresel kriz dışında, dolar fiyatı genellikle sakin bir salınım içindeydi. Bu dönem yaşanan kur artışındaki hız, hiçbir dönemde yaşanmadı. Kurdaki artış hızının yanında daha önemlisi, bu sürecin devam edeceğine ilişkin beklenti. Şimdiden kurun 2,80-3,00 TL. olacağına yönelik endişeli beklentiler ifade edilmeye başlandı.

Beklentiler gerçekleşir ve kısa dönemde bu hızla paramız değer kaybetmeye başlarsa, ekonomideki bozulma gitgide derinleşecek, yaşam pahalılaşacak, yoksullaşma artacaktır.

Çaresizliğin Yeni Adı: Merkez Bankası
Ulusal paranın değerini, ekonominin selâmeti yönünde korumak için Merkez Bankası’nın devreye girmesi, elindeki silahlarla bu artışın önüne geçmesi gerekiyor.

Merkez Bankası’nın elinde iki temel silah var:
-Kasasındaki doları piyasaya sürüp kuru düşürebilir.
-Faizi arttırıp yabancı paranın ülkemize gelmesini sağlayabilir.

Merkez Bankası’nın son dönemde piyasaya dolar sürme, yani kasasındaki doları satmaya yönelik birkaç girişimi oldu. Ancak bu hamleler sonuç vermedi ve kurdaki yükseliş devam ediyor.

Merkez Bankası’nın diğer silahını kullanıp faizi arttırması ise, Cumhurbaşkanından iktidarın tüm aktörlerine kadar, ağır eleştirilerle engellendi. Bırakın faizin artması, faizin düşmesi için Merkez Bankası üzerinde yoğun baskı uygulanıyor. Son yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında da, faizlerin aynen kalmasına karar verildi. Haliyle toplantıdan faiz artırımı kararı çıkmayınca, kurdaki hararet de artmaya devam etti.

Olağanüstü bir toplantı olmazsa, 7 Haziran seçimlerine kadar 20 Mayıs 2015’de gerçekleştirilecek bir tane Para Politikası Kurulu toplantısı var. Kurulun, iktidarın faiz konusundaki bu baskısının devam edeceği varsayımıyla bu toplantıda da faiz artırımına yönelik bir hamle yapması olanaklı görünmüyor. Bu durumda, Haziran seçimlerine kadar doların 3,00 TL ve üzerinde bir seviyeye gelmesi hiç de sürpriz olmayacak.

Faiz İnadının Sırrı
Peki tüm bu ekonomik gerçekler ortada iken, iktidarın faiz konusundaki bu katı ve baskıcı tutumu niye?
Akla gelen ilk önemli neden, mevcut iktidarın “faizin haram olduğu”na ilişkin inanç sistemine sahip kişilerden oluşması.
Bunu geçelim. Bu söylemin gereğini yeryüzünde yapabilecek hiçbir yönetim şu anda yok.
Faizsiz sistem diye yutturulmak istenen politikalar da, sistemin isminin değişmesinden öteye gitmiyor.

İktidarın faiz konusundaki bu tutumunun temel nedeni, yaklaşan genel seçimler.
Şunu tespit etmek gerek; AKP muhafazakâr orta sınıf, kendi dönemlerinde yükselişe geçen Anadolu burjuvazisi, bir tutam KOBİ’ler, esnaflar ve hepsinin üzerinde inşaat baronlarına sırtını dayamış durumda. İktidarın sınıfsal dayanağı bu olunca, her seçim döneminde bu sınıfların tatmin edilmesi gerekiyor. (*)

Sayılan bütün bu sınıfların hareketli olabilmesi, ülkede faizlerin düşük olması ile olanaklı. Faizlerin artması, “inşaat” konusunda tarihin hiç görmediği bir iktidara sahip siyasal ve sınıfsal katman için en istenmedik durum olsa gerek. Yine faizlerin bırakın artması, daha da düşürülmesi, yükselen Anadolu burjuvazisinin, KOBİ’lerin, bir kısım esnafın düşük maliyetlerle borçlanabilmesinin tek yolu.
Dolayısıyla iktidar, dayandığı sınıfları mutlu etmek ve sonuçta genel seçimlerden başarı ile çıkabilmek için faiz artışına giden tüm yollara bariyerler kurma gayretinde.

Bu gayretin sonu ne olur; seçimden belki yine tek başına AKP iktidarı çıkacaktır.
Ama 8 Haziran sabahında yeni yönetimin önünde yıllık yüzde 44, belki yüzde 60’lara dayanmış devalüasyon, başta gıda olmak üzere yaşamsal harcamalarda rekor artışlar ve yükselen enflasyon rakamları olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Ve yine kuşku duymamamız gerekenlerden biri de, Haziran sonrasında kemerlerimizde yeni delikleri açmak zorunda kalacağımızdır.

(*) Taner Timur, AKP'nin Önlenebilir Karşı Devrimi, Yordam Kitap, İstanbul, 2014, sayfa 157-158.

13 Ağustos 2009 Perşembe

"Ekim Ayına Dikkat!..."




Bugün Gazetesi Ekonomi Müdürü Celal Toprak tarafından Bugün TV. de yayınlanan "Celal Toprak'la Ekonomi Gündemi" programında konuk olan Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz, Ekim ayında ekonomide olumsuz gelişmeler yaşanabileceğine dikkat çekti.


Türkiye'de kredi kartı kullanımındaki olumsuz gelişmeleri ve kredi kar borç stokunun eritilmesi amacıyla çıkarılan 5915 sayılı yasanın eksikliklerini vurgulayana Deniz; "çıkan yasa zaten ödeme yapmayan dokuzyüzbin kişiyi kapsamakta. Dolayısıyla yasadan yararlanmak için yapılan başvurular yüzde on civarında kaldı. Asıl sorun yasa çıkana kadar bir şekilde asgari tutarı ödeyerek temerrüde düşmeyen sekiz milyon kişide. Yasanın bu kişileri kapsayacak şekilde çıkması halinde, kredi kart borç stokunun eritilmesi ve kredi kartı nedeniyle toplumda oluşan gerginliğin giderilmesi mümkün olacaktı. Öte yandan küresel ekonomik kriz geçmiş değil. Bugünlerdeki olumlu sinyaller kanımca geçici ve Ekim ayında, ekonomide orta büyüklükte bir olumsuz hareketlilik bekliyorum. Bu sefer ülkemizin etkilenmesi sanılandan daha fazla olacaktır" dedi.