ekeonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekeonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2018 Cumartesi

Tüketiciye müjdeli haberler

Ekmeğimize, yumurtamıza, sebze ve meyvemize göz dikenlerle etkin mücadele devam ediyor. Vatandaş ile devletin işbirliği etkisini göstermeye başladı. Türkiye’nin dört bir yanında yüksek kuru bahane edenlere karşı dayanışma devam ediyor.

İstanbul Valisi Vasip Şahin’in ekmek fiyatında artışa gidilmeyeceğini belirterek, 250 gram ekmeğin 1,25 liradan satışa sunulacağını açıklaması dar ve orta gelirli aileleri mutlu etti. Açıklamayı yerinde bulan tüketici dernekleri, halkı gramaj oyunlarına karşı dikkatli olmaya davet etti.

Olumlu bir adım atıldı
Tüketiciler Birliği Federasyonu Bülent Deniz, ekmeğin fiyatının arttırılmamasının çok olumlu bir adım olduğuna işaret etti. Deniz, “Her eve giren temel tüketim ürünü ekmeğin temini güçleşmemeli. Bu çerçevede İstanbul Valiliği tarafından alınan karar önemli ve anlamlı” dedi.

Gramaj şikâyetleri arttı
Deniz, ekmekte gramaj hileleri ile ilgili şikâyetlerin arttığını vurgulayarak, “Taahhüt edilen gramajların altında üretim ve satış yapanlar toplumu aldatıyor. Şu aşamada ekmek ile ilgili ‘fırından aldım 250 gram, eve geldim 200 gram’ gibi yakınmalar var. Bu yakınmalara kulak verilmeli. Ekmeğin kimyevi maddelerle gramajının şişirildiği iddiaları da önemle ele alınmalı. Kontroller fırıncı odaları, yerel yönetimler ve tarım müdürlükleri tarafından yapılmalı” diye konuştu.

Deniz, tüketicilere de “Kuşkulandığınız takdirde fırında ekmeğin tarttırılmasını talep edin. Bir oyun döndüğünü anladığınızda mutlaka ve mutlaka ilgili birimleri arayın, ihbarda bulunun” diye seslendi.

Denetimler yoğunlaşmalı
Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ise tüketicilere “Oyuna gelmeyin, ürünleri tek tek tarttırın” tembihinde bulundu. Kamu kurumlarını da gramaj hilelerine imkân tanınmaya, denetimleri arttırmaya çağıran Ağaoğlu, “Gramajı indirenler, halkın ekmeği ile oynayanlar bir bir belirlenmeli, en ağır müeyyideler ile karşı karşıya kalmalıdır” ifadesini kullandı.

Kantar önerisi
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus da “Müşterilerin önüne kantar konulmalı. Gramaj ile ilgili kuşkuları olanlar ekmeği tartmalı, alıp almayacağına karar vermeli” önerisini sundu. Çelikus, gramaj eksilten fırıncılara tepkisini şöyle dile getirdi: “Bunun adı soygundur, Ahilik kültürüne ihanettir. İlan edilen gramajın altında ekmek üretenler günaha girmekte, hak yemektedir. Bunlar tek tek saptanmalı, yaptırıma tabi tutulmalıdır. Kimyevi ürünler ile dikkat edilmelidir. Burada yerel yönetimler kontrollere önem vermeli, usulsüzlük yapanlara karşı önlem almalıdır. Bu önlemlerin tüketicilerin yararına, ekonominin lehine olacağı unutulmamalıdır.”

İBB’den konumlu ihbar çağrısı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Beyaz Masa, vatandaşlardan ekmek fiyatının 1- 1.25 liranın üzerinde satıldığı yerleri konum atarak ihbar etmesini istedi.

Meyve ve sebze fiyatları düşecek
Kur dalgalanmaları sonrasında zamlanan meyve ve sebze fiyatları ile ilgili tüketicileri sevindirecek bir haber geldi. Toptancılar, üretimin artacağını; seralardan yeni ürünlerin geleceğini ve fiyatların gerileyeceği müjdesini verdi.

Dolar ve Euro’daki inişli çıkışlı eğilimin girdileri arttırmasının ardından fiyatı fırlayan meye ve sebze ile ilgili tüketicileri rahatlatacak açıklamalar yapılıyor. Toptancılar, fiyatların yakında normale döneceğini kaydediyor. Türkiye Halciler Federasyonu (TÜRKHAL) Başkanı Yüksel Tavşan, tarlalarda ve seralarda üretimin artması; yeni ürünlerin gelmesinin ürün bedellerini aşağı çekeceğini belirtti. Tavşan, “Antalya’da seralar üretime başlamadı. Üretime start verilmesi ve ürünlerin bolluğu fiyat atışlarını durduracaktır. Örneğin şu anda 7 liradan satılan salkım domatesin kilogram bedeli gerileyecektir” dedi.

Tavşan, rekolte artışına bağlı olarak patates ve soğan fiyatının aynı kalacağını, ıspanak ve karnabahar gibi kış sebzelerine indirim geleceğini dile getirdi.
Kur maliyetleri arttırdı

Sebze ve meyve fiyatlarını arz-talep dengesinin belirlediğine işaret eden Tavşan, “Elbette kurların oynaklığı üretim, enerji ve nakliye giderlerini arttırdı. Örneğin seralarda tohum, naylon ve demir gibi maliyetler katlandı. Ne var ki toptancılarımız ve perakendecilerimiz bu gider artışlarını sübvanse etmek için ellerinden geleni yaptı, yapıyor” ifadelerini kullandı.

Arz-talep dengesi belirleyici
Fiyat tartışmalarına değinen Tavşan, şöyle konuştu: “Böyle dönemlerde fiyat artışları ile ilgili tartışmalar bol olur. Suni fiyat artışlarının olup olmadığı, ürünlerin stoklanıp stoklanmadığı araştırılır. Araştırılmalıdır da. Ama bilinmeli ki meyve ve sebzelerin önemli bölümü depolarda durmaya tahammülü yok. Ürünler pahalandığında hemen toptancılar ve perakendecilerden kuşkulanılıyor. Ama onların da ürünleri hangi fiyatlardan alıp sattığı belli, kâr oranları ortada. Şu da unutulmamalı, fiyatları arz-talep dengesi belirliyor. Şu anda arz yani üretim daraldığı için fiyat artışları ile karşı karşıyayız. Denetimlerin yoğunlaştığı, ürünlerin fiyatlarının takip edildiği bir ortamda toptancının ve perakendecinin bedelleri yüzde 300-400 arttırması mümkün değil.”

Telefondan fiyat takibi mümkün
Tavşan, tüketicileri ürün ve fiyat denetimlerine duyarlı olmaya davet ederek, “Marketlerde meyve ve sebzelerde bulunan karekodlardan ürünün nereden, kimden geldiği, kaç elden geçtiği görülebilir. Toptan ve perakende fiyatı, alış ve satış bedelini takip edebilirsiniz. Takip için Ticaret Bakanlığı’nın Hal Kayıt Sistemi’ni cep telefonuna indirmeniz yeterli. Kuşkusuz bu en iyi denetim yöntemi” uyarısını yaptı.

“Maliyet artışlarını tüketiciye yansıtmadık”
İndirim marketler, kur artışlarının rafları vurmaması adına gerekli her adımı atıyor. Bu marketlerden A101’in CEO’su Erhan Bostan, üretim maliyetlerini tüketicilere yansımamasında önemli rollerinin bulunduğunu ifade etti.

Petrol fiyatları ve kurda yukarı yönlü oynamaların ürün bedellerin arttırdığına işaret eden Bostan, şu mesajları verdi:

Dolar ve Euro’nun dalgalı eğiliminden ötürü tedarikçilerimizin maliyetler arttı. Tedarikçilerimiz son bir kaç aydır zorlanıyor. Üretici fiyat enflasyonu 46 çıktı, tüketici fiyat enflasyonu 24,5 çıktı. Üreticiler, maliyetlerindeki artışı tüketicilere yansıtamadı. Bunun bir nedeni de biziz. Biz burada tüketici adına fiyatları savunabildiğimiz kadar savunuyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) daha düşük enflasyona sahibiz.

Ağustos ayında fiyatlarda artışlar olunca tüketiciler bize yüklendi ve neden fiyatları arttırdığımızı sordu. Ekip arkadaşlarım buna üzüldüler, “Biz en ucuzuz” dediler. Ben de onlara “Bizim tüketiciye vaadimiz ucuzluk, dolayısıyla tüketicinin söylenmesi normal. Rakiplerimizin başka vaatleri var, çeşitlilik, deneyim farklı şeyler teklif ediyorlar. Bizim vaadimiz ucuzluk” cevabını verdim.

A101’in dolar ve Euro ile işi yoktur, 8 bin mağazamızın bir tanesi dışında hepsinin kirası TL’dir. Tüm satın almalarımız TL üzerindendir.

2018’i 20.1 milyar TL’yi aşkın bir ciro ile tamamlayacağız, bu da yüzde 41’lik büyüme demek.

Buğra Kardan, 07.10.2018 Yeni Akit,

10 Eylül 2018 Pazartesi

Yastığın altı da, üstü de dolar...

"Yastık altı" muhabbetine, 6 Ağustos 2018’de yazdığım Yastığın Üstünde Ne Var? isimli makale ile bulaşmış, Merkez Bankası’nın 2018/Haziran Ayı Parasal Gelişmeleri belgesinde yer alan verilerden yola çıkarak; Türkiye ekonomisindeki dolarizasyon oranının yüzde 40-45 arasında salındığını, bu oranın ekonomi bilimi tarafından kabul edilen yüzde 30’luk sınırın hayli üzerinde olduğunu, dolayısıyla yastık altındaki dövizlerin TL’ye çevrilmesi çağrısının karşılığının, yaşanan ekonomik düzende olanaksız olduğunu anlatmaya çalışmıştık.

Aradan 1 ay geçti.
Merkez Bankası Temmuz Ayı Parasal Gelişmeleri belgesini yayınladı.
Şimdi oradaki verilere bakarak, kaynayan ekonomideki dolarizasyon eğiliminin 1 ayda nereden nereye geldiğini görmeye çalışalım.

Ülkenin ulusal para birimi yerine, yabancı ülke parasının kullanılıyor olması; ekonomik ilişkilerde yabancı para biriminin esas alınmasına, dolarizasyon deniyor. Dolarizasyon, ülke ekonomisine olan güvensizliğin en somut tepkilerinden biri.

Bir ülkedeki dolarizasyon eğilimini ölçmek için iki basit formül uygulanıyor;

İlki yabancı para cinsinden mevduatın toplam mevduata oranı.
2018/Temmuz ayı verilerine göre toplam mevduatımız 1.737.031 milyon TL.
Yabancı para cinsinden mevduat ise, 781.560 milyon TL.
Bu formüle göre, toplam mevduatın yüzde 44,99’unu yabancı para cinsinden mevduat oluşturuyor.
Önceki ay bu oran yüzde 44.25’di. Yani "yastığın altı" muhabbeti başladıktan sonra dolarizasyon eğilimi azalacağına, yüzde 0,74 oranında yabancı paraya geçiş artmış durumda.

Bir diğer formül, yabancı para cinsinden mevduatın dolaşımdaki para ve banka mevduatlarının toplamına oranı.
Yine 2018/Temmuz ayı verilerine göre, dolaşımdaki toplam para ve toplam mevduat miktarı 1.871.189 milyon TL.
Yabancı para cinsinden mevduatın, bu rakama oranı yüzde 41,76.
Önceki ay bu oran 40,95’ti. Yani bu formüle göre de, yüzde 0,81 oranında artış söz konusu.

Yaşanan ekonomik krizle mücadele sürecinde, toplumun her kesiminden dolardan kaçınarak ulusal para ile yaşamı ve ekonomiyi yürütmesi beklendiği ve bu beklentinin en yoğun dillendirildiği 1 aylık dönem içinde, yabancı paranın ülke ekonomisinde kapladığı yerin yüzde 1’e yakın artmış olması hepimizi ve en başta da ekonominin dümeninde oturanları düşündürmeli...

Küresel saldırı nedeniyle ekonomik kriz iddiası doğru ve çare olarak tasarrufların ve tüm ekonomik ilişkilerin TL’üzerinden gerçekleştirilmesi gösteriliyor, buna karşın yabancı para ekonomide daha fazla yer işgal ediyorsa, sorulması gereken en önemli soru şu olmalı; Ülke insanı, yaşanan krizin dış kaynaklı küresel saldırı olduğuna gerçekten inanıyor mu ve en önemlisi ekonomi yönetimine gerçekten güveniyor mu?

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Deniz: 'sonbaharda ekonomiye dikkat...'

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'den ekonomiye ilişkin çarpıcı uyarı: 'Önümüzdeki günlerde, ekonomide sıkıntılı bir sürece gireceğiz.'

BENGÜTÜRK TV'de, Bahar İlik'in hazırlayıp sunduğu 'Bahar İlik'le Gün Başlıyor' programına katılan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yaz dönemi ve uzun bayram tatili sonrasında, ekonomide olumsuz gelişmelerin olabileceğine dikkat çekerek, harcama ve borçlanmada kontrollü olunması uyarısında bulundu.

Öncü göstergelerin sonbahar ve kış aylarında ekonomide daralma yaşanacağına işaret ettiğini belirten Deniz; 'olası bir ekonomik krize karşı ayağımızı yorganımıza göre uzatmak gerekiyor' dedi.

23.08.2017, BENGÜTÜRK TV. Bahar İlik'le Gün Başlıyor




14 Ağustos 2014 Perşembe

Erken Genel Seçim Tarihi Belli Oldu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 13 Ağustos 2014 tarihli birleşiminde, TBMM. nin 1 Ekim 2014 tarihine kadar tatile girmesi kararı aldı.
 
Aslında yasama dönemini çoktan geçmiş, fazladan çalışan TBMM. nin aldığı bu kararın garipsenmemesi gerekiyor.
Ancak Meclis gündeminde bulunan ve içinde kamu maliyesine olan borçların yapılandırılmasından, işçi haklarıyla ilgili kimi düzenlemelere kadar bir çok maddeyi barındıran 'torba yasa'nın tümünün görüşülüp kabul edilmesinden sonra Meclis'in tatile gireceği beklenirken,  Meclis'in ani tatil kararı, önümüzdeki günler için bir çok ipucunu barındırıyor.
 
"Af Yasaları" Seçim Yatırımıdır
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Meclis'e sunulan torba yasa, geçmişte örneklerini sıkça gördüğümüz bir siyasi hamle aslında.
Hemen her seçim öncesi böyle bir yasa tasarısı Meclis'e sunulur; vergi, SGK primi, traik cezası ve benzeri tüm kamu alacakları uygun faiz ve taksitlerle yapılandırılırdı. 
Bu türden yasaların ardından gerçekleşen seçimler için iktidarın oy kazanmasına yönelik bu taktik her zaman uygulanmış ve doğal olarak seçimlerde, iktidar lehine yarar sağlamıştır.
 
Bu kez de, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi iktidar partisi için son derece önemli  bir seçim öncesi Meclis'e sunulan son torba yasa tasarısı da, aynı taktik anlayışın bir ürünüydü.
 
Seçim Kazanıldı, Yasaya Ne Gerek Var!
Ancak bu kez tasarının yasalaşması seçimlere kadar bitirilemedi ve seçim sonrasına kaldı.
 
Seçimin sonucu biliniyor.
İktidar partisi seçimi kazandı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildi.
 
Olağan koşullarda, torba yasayı kabul edip tatile girme kararında olan Meclis'in bu yasayı çıkarması gerekirdi.
Dolayısıyla bir kaç aydır kamu maliyesine olan borçların yapılandırılmasına ilişkin kamuoyunda oluşan beklenti nedeniyle kimsenin vergi, ceza, prim ödemediği bir dönemde, bu düzenlemenin yapılmadan Meclis'in tatile girmesi, hiç de olağan bir durum değil.
Yine Bakan Ali Babacan tarafından hazine kasasına önümüzdeki bir yıl içinde 220 milyar USD. para gerektiğinin dillendirildiği, derecelendirme kuruluşlarının Türkiye için risk öngördüğü bir ekonomik ortamda, birikmiş borçların ödenmesini sağlayacak bir yasal düzenlemeyi ertelemek, anlaşılabilir bir hamle değil...
 
Birbiri Ardına Siyasi Hamleler...
Ancak görünen o ki, seçim sonrası iktidar partisinde başlayan Genel Başkan ve Başbakanın belirlenmesi süreci, bu süreçte iktidar partisi içinde yaşanmaya başlayan tartışmalar ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili belirsizlik, bu gelişmenin nedenleri arasında.
 
İktidar partisinin içinde bulunduğu bu zorlu sürecin oluşturduğu siyasi riskin, ekonomik verilerdeki olumsuz seyrin ortaya koyduğu ekonomik risk ile birleşmesi, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunun rüzgarından yararlanmak isteyen iktidar partisi için erken ve baskın genel seçimi zorunlu kılıyor.
 
27 Ağustos'ta yapılacak kongre ile Genel Başkan ve Başbakanı belirleyecek olan iktidar partisinin, erken genel seçim ile yeni seçilen Genel Başkan ve Başbakan'ın seçim sınavından geçmesi ve dolayısıyla seçmen tarafından da onaylanmasının istemesi yanında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün partinin başına geçmesi ve Başbakan olmasının istenmediğine ilişkin yaygın bir gözlem ve değerlendirmenin olduğu bir ortamda, bu hamle ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün partinin başına geçmesi olasılığının tamamen bertaraf edilmesi de yapılan hesaplamalar içinde olmalı...
 
Ne Olacak?
-Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan'ın yemin töreni için 28 Ağustos 2014 tarihinde toplanacak TBMM. Genel Kurul'una erken genel seçim yapılmasına ilişkin bir yasa taslağı sunulur.
 
-Genel Kurul bu taslağı yasalaştırır ve büyük olasılıkla Ekim ayı içinde yapılacak bir genel seçim sürecine girmiş oluruz.
 
-Torba yasa beklentisindeki kamuoyu için de yasal düzenleme gerektirmeyen, örneğin borçlu yurttaşların üzerine gidilmemesi gibi kimi idarî tâlimatlar ve düzenlemeler uygulamaya konur, yurttaş küstürülmez.
Öte yandan seçim sonrası için yeni bir 'torba yasa' çıkarılacağı beklentisi de, seçim yatırımı kapsamında canlı tutulmaya devam edilir. Bu beklentiye bir de bedelli askerlik eklenince, seçim yatırımı hamlesi tamamlanmış olur.
 
Ne Olmayacak?
'Ne olacak' sorusuna verebileceğimiz yanıtlardaki 'kesinlik' savı, 'ne olmayacak' sorusu için geçerli değil.
 
Abdullah Gül'ün siyaset sahnesinde alacağı, almaya çalışacağı rol, yeni seçilecek Genel Başkan ve Başkanın seçmen tarafından ne denli kabul göreceğine ilişkin risk, erken genel seçimlere kadar ekonomideki olumsuz seyrin giderek artması gibi gelişmeler, iktidar partisi için bırakın Anayasa değişikliğini sağlayacak çoğunluğun elde edilmesi, tek başına iktidar sonucunun bile garantilenemeyeceği bir seçim sonucunu da ortaya çıkarabilir.
 
Böyle bir değişken verinin söz konusu olduğu zeminde, siyasetin nasıl şekilleneceği ve bu şekillenmenin nelere yol açacağını bugünden kestirmek zor.
 
Ne Yapacağız?
Görünen o ki, bizi sonbaharda bir ekonomik kriz veya iyimser nitelemeyle daralma bizi bekliyor.
Şimdiden başını yukarı çeviren faiz oranları, kurak geçen mevsim nedeniyle gıda fiyatlarında oluşacak artışlar, siyasi belirsizlik nedeniyle her zaman Türkiye'nin imdadına (!) yetişen yabancı paranın nazlanacak olması, sonbahar ile birlikte ayağımızın boyunun, yorganın boyundan uzun olmaya başlayacağı günlerin uzakta olmadığını gösteriyor.
 
Gelişmeleri sıcak yaz günlerinin neminde ve rehavetinde izlemekle görevlendirilen yurttaş için Ekim ayına, daha doğrusu sonbahara ilişkin temel önerimiz, özellikle banka ile ilişkilerin dikkatle kurulması, borçlanmaktan kaçınma ve harcamaları gözden geçirme üzerine kurulu.
 
Yaşanacak sürecin siyaset aktörleri tarafından doğru yönetilememesi halinde, faturanın yurttaş tarafından ödendiğine ilişkin geniş bir hafızaya sahip bu coğrafyanın sâkinlerinin diyecek sözleri elbette vardır.
Bekleyip, göreceğiz...