vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2020 Çarşamba

“üşüyoruz, tepkiliyiz”

Yüksek doğalgaz faturaların değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “doğalgaz tüketiminden alınan KDV oranı derhal düşürülmelidir” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

2020/Ocak ayında tüketiciye gönderilen doğalgaz tüketimine ilişkin faturalar tüketicilerde büyük tepkiye yol açmıştır. Geçen yılın aynı dönemindeki doğalgaz faturası ile son faturası arasındaki miktarı karşılaştıran tüketiciler, aradaki büyük uçurum nedeniyle şok içindedirler.

Bu yıl kış mevsiminin, geçtiğimiz yıllara göre daha sıcak geçiyor olması, ülkemizin batı kesiminde henüz kar yağışının başlamamış olmaması, deyim yerindeyse kara kışın henüz gelmediği bir dönemde, tüketiciye gönderilen doğalgaz faturası, çok sayıda aile için ödeme olanaklarının üzerindedir. Kış koşullarının ağırlaşması durumunda, ödenecek doğalgaz faturasının daha da artacağı açıktır.

TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamı 2019 yılı için yüzde 11,84’dür. Bu rakam esas alınarak çalışan kesimin ücretlerinin belirlendiği bir ortamda, doğalgaz tüketim bedelindeki yüzde 45 civarındaki artışın kabul edilebilir, açıklanabilir bir yanı bulunmamaktadır.

Doğalgaz tüketimi, tüketicinin yaşamını sürdürmek için tüketmek zorunda olduğu tüketim kalemleri arasındadır. Bu nedenle tüketicilerin yoğun tepkisine neden olan doğalgaz faturalarındaki miktarın makul seviyelere çekilmesi, 2019/Ocak döneminde olduğu gibi birim fiyatlarda indirime gidilmelidir. Bu olanaklı değilse, doğalgaz tüketiminden alınan KDV’nin yüzde 18 olarak uygulanmasından derhal vazgeçilmelidir. Temel tüketim kalemi olan doğalgaz tüketiminden hiç vergi alınmamalı veya KDV oranı yüzde 1 olarak uygulanmalıdır.

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

11 Nisan 2019 Perşembe

Sıfır vergi gelsin, doymak istiyoruz

Yeni Ekonomi Programı (YEP) kapsamında Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 paketi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklandı.

Açıklanan programda özellikle gıda enflasyonu ile mücadele konusunda düzenlemeler yer alırken, başta Hal Yasası olmak üzere kooperatifçiliğin gelişmesi ve hayvan üretiminin arttırılması için bazı önlemlerin alınacağı duyuruldu.

Açıklanan paketi değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, çarşı ve pazarda yangın olduğunu belirterek, “her ne yapılacaksa acilen yapılmalı, tüketici artık doymak istiyor” dedi.

Deniz açıklanan paket ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Geçtiğimiz yılın mayıs ayından bu yana gıda ürünleri ile ilgili büyük sıkıntı yaşanmaktadır. Ülke ekonomisinin içinden geçtiği zor koşullara ek olarak tarla/sofra arasındaki yolun spekülatörlerce istismar edilmesi nedeniyle tüketici, mutfağındaki yangını söndüremez duruma gelmiştir. Tanzim satış, haksız fiyat artışlarına karşı yaptırım uygulamaları da bu yangının şiddetini azaltmamıştır. Şu anda tüketicinin birinci önceliği karnının doymasıdır. Yıllardır bekletilen Hal Yasası ve bağlı düzenlemelerin çıkarılacağı, kooperatifçilik merkezli gıda ve hayvancılık uygulamaları yerinde ama yıllardır gecikmiş hedeflerdir. Pakette açıklanan önlemler, yarın yaşama geçirilse bile, tüketicinin mutfağına yansıması zaman alacaktır. Ancak ucuz ve güvenli gıdaya ulaşmak için tüketicinin bekleyecek takati kalmamıştır. Bu nedenle acilen tüm gıda ürünlerini kapsayacak şekilde, alınan tüm vergiler 2019 yılı sonuna kadar geçici olarak sıfırlanmalıdır."

10.04.2019, Tüketici Postası

15 Aralık 2017 Cuma

Devlet 'PARDON' Bile Demedi

Müvekkilin ödemesi gereken harç, yanlışlıkla vekili olan avukata tahakkuk ettirilirse ve maliye dokuz yıl sonra avukat hakkında icra takibi başlatıp avukatın banka hesaplarına e-haciz uygularsa, neler olur? Bütün bunlar, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı da olan Av. Mehmet Bülent Deniz’in başına geldi.

İstanbul’da 29 yıldır avukatlık mesleğini icra eden Mehmet Bülent Deniz, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanlığını da yürütüyor. Tüketici hakları, insan hakları ve hasta hakları alanında yaptığı mücadele ve çalışmalarıyla kamuoyunun yakından tanıdığı Deniz, bu nedenle uzun yıllar çok sayıda kişinin mağduriyetine tanıklık etmiş ve bu mağduriyetlerin ortadan kalkması için çaba harcamış.

Geçtiğimiz günlerde kendisi de, bir mağduriyet yaşadı ve bunu sosyal medya aracılığı ile duyurdu. Bir memurun hatası yüzünden banka hesaplarına e-haciz konulduğunu ve beş kuruşsuz, günlerce bu yanlışlığı düzeltmek için mesai harcayacağını sosyal medya aracılığı ile duyuran Mehmet Bülent Deniz ile olayın ayrıntılarını görüştük.

“Müvekkilimin ödemesi gereken harç yanlışlıkla bana yazılmış”
Bütün avukatlar gibi müvekkilleri için icra takipleri yaptığını, davalar açtığını söyleyen Av. Mehmet Bülent Deniz, “Bizim yargı sistemimizde dava ve icra takiplerinde kaybeden tarafın, davayı açarken de, açan tarafın belli bir harcı ödemesi gerekiyor. Bir müvekkilim için 2009 yılında bir icra takibi yaptım. Bu icra takibinde, müvekkilimin ödemesi gereken bir icra harcı var. Bu harcın ödenmesi için icra dairesi, vergi dairesine bildirimde bulunmuş. Yanlışlık da burada başlıyor; bu yazıda harcı ödeyecek kişinin yani müvekkilimin ismi yerine, benim ismim yazılıyor.”

Bu yanlışlık nedeniyle kabusun başladığını belirten Deniz, “Vergi dairesi de, borçlu benmişim gibi geçtiğimiz hafta hakkımda icra takibi yaparak bankadaki tüm varlıklarıma e-haciz uyguladı. Bankadan para çekmek istediğimde durumun farkına vardım.

Bu bir yanlışlık ve yanlışlık yapılabilir ancak sonrası çok vahim. Derdimi vergi dairesine anlatmaya çalıştım, vergi dairesi de haklı olarak yazıyı yazan icra dairesinden durumu düzeltmesini istedi. 

Dosyanın 2009 yılında açılmış olması, icra dairesinin Ankara’da olması nedeniyle iletişim kurulması, dosyanın mahzenden çıkartılması, yazının düzeltilmesi gibi oldukça zaman alan ve insanı gergin hale getiren bir uygulamayla karşı karşıya kaldım” şeklinde konuştu. 

“Ankara’daki icra dairesinde faks yok”
Dosyanın eski olması nedeniyle UYAP sisteminde kayıtlı olmadığını ve dosyaya ulaşmakta zorlanıldığını belirten Deniz, “İcra dairesinin ‘evet borçlu bu kişi değildir’ diye yazı yazması ancak yazıyı fakslayacak bir fakslarının olmaması İstanbul’daki vergi dairesinin de faks dışında başka bir iletişim şeklini kabul etmemesi nedeniyle yaklaşık iki gün boyunca bu konuyu düzeltmek için çaba sarf ettim. Araya hafta sonu da girince, ben günlerce bankalardaki varlıklarıma haciz konulmuş halde, yanlışlığı düzeltmeye çalışarak geçirdim” dedi.

“Devletin kurumları da yanlışlık yapar, önemli olan sonrası”
Devletin bu tip yanlışlıklar yapmasını anlayabildiğini ifade eden Deniz, “Ancak bu yanlışlıklardan sonra devletin özür dilemesi ve telafi etmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef bizim bürokratik anlayışımızda devlet bir yanlışlık yapmışsa bile bunu düzeltmesi için vatandaşın koşturmasını ve çaba sarf etmesini istiyor” diye konuştu. Yanlışlığı Ankara ve İstanbul’daki iki kurumun da açık şekilde görmesine rağmen, aradaki iletişimsizlikten dolayı gereken düzenlemenin acilen yapılamadığını söyleyen Deniz, “Konuyu sosyal medyada Adalet ve Maliye Bakanlarını da etiketleyerek paylaştım, ancak hiçbir tepki gelmedi.

Konuyu öğrenen yakınlarımın ‘senin başına bu geliyorsa bizim başımıza gelse ne yaparız’ diye hayıflandıklarını gördüm. Bence bu, çok daha vahim bir durum. Çünkü hakkını aramak noktasında kendine güveni olmayan vatandaşların başına böyle bir şey geldiğinde, durum daha da kötü sonuçlar doğurabilecektir”. dedi.

“Bankalar nezdinde kredibilitem ve sosyal itibarım sarsıldı”
Avukatlık gibi güven gerektiren bir meslek icra ettiğinin altını çizen Deniz sözlerini şöyle bitirdi: “Bankalar nezdinde kredibilitem ve yatırımcı notum sarsıldı, 'devlete borcu olan vatandaş' konumuna düşürüldüm. Aynı zamanda sosyal itibarım da zedelendi. Devletin yaptığı yanlışlık yüzünden ciddi bir mağduriyet ve dört günlük bir zaman kaybı yaşadım. Hiç bir yetkiliden de, bu güne kadar bir özür bildirimi bana ulaşmadı.”

13.12.2017, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/devlet-pardon-bile-demedi/134/

9 Kasım 2014 Pazar

Saraylar Vergi Artışı Olarak Halka Dönüyor



Devlet harcamalardaki israfla boşalan kasasını, vatandaşın ödediği vergilere zam yaparak dolduruyor.
 
2015 yılında uygulanacak idari para cezaları, vergi cezaları, harçlar ve Motorlu Taşıt Vergisi’ndeki artış oranı geçen yılların çok üzerine çıkarak yüzde 10,11 olarak belirlendi. Vergilere gelen yüksek zam ekonomistlerin ve tüketici temsilcilerinin tepkisini çekti.
 
Turgut Özal Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ramazan Taş, memur maaşlarının birinci ve ikinci altı ayda 3+3 olmak üzere yüzde 6 artmışken, vergilerin 1 Ocak’tan itibaren otomatik olarak yüzde 10,1 zamlanacak olmasının yanlış olduğunu söyledi. Personel giderlerinin de bütçedeki en büyük gider kalemi olduğunu belirten Ramazan Taş, “Devlet personel giderlerini yüzde 6 artırıyor. Vergileri ise yüzde 10,1 artırıyor. Bu bir adaletsizlik. Bakanlar Kurulu’nun vergi zammını yüzde 6’ya düşürmesi gerekir ki Bakanlar Kurulu’nun böyle bir yetkisi var.” dedi. Taş, yüksek vergi artışının halihazırda durgunluk yaşayan iç talebi daha da düşüreceğini söyledi.
 
Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Cumhurbaşkanlığı için alınan uçağın finansman masrafları için devlet vergi gelirini artırmaya ihtiyaç duyuyor. Ramazan Taş’ın bu konudaki değerlendirmesi ise şöyle: “Diyorlardı ki: ‘Tasarruf dönemi başladı, israf ekonomisini bitireceğiz.’ Bu tam tersine dönüş. Yani hem tasarruf dönemi diyeceksin hem bu kadar israf olacak. Bu kadar lüks, gereksiz tüketim harcaması olacak. Devletin onca uçağı, sarayları var. Ne gerek vardı yeni bir saraya, yeni bir uçağa? Dolayısıyla bu Osmanlı’nın aldığı dış borçları saray yapımında kullandıktan sonra çökmesine benziyor. Bu da israf ekonomisinin yeniden ivme kazandığını, kamuda tasarrufun önemsenmediğini gösteriyor.” 185 milyon dolara mal olan Cumhurbaşkanı’nın kullandığı uçağın THY tarafından alınmasının da bütçe açığını gizleme çabasından kaynaklandığını belirten Taş, “Normalde uçağın bütçeden alınması lazım. Bu da bütçe açığının 400 milyon lira (185 milyon dolar) daha artması anlamına geliyor.” dedi.
 
Vergi zamlarına bir tepki de Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz’den geldi. Bülent Deniz, şu açıklamada bulundu: “Tüketici güven endeksi de ekim ayında şok bir şekilde yüzde 4,9 düştü. Hükümet yüzde 10,11’lik enflasyonu öngördü. Bütün bunlar tüketicinin zor bir döneme girdiğine işaret ediyor. Artan vergiler hayatı pahalandıracak. Zaten borçlarını ödemekte zorlanan tüketici, bu sefer bırakın borç ödemeyi zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek potansiyelini de kaybediyor. Halk tüketirken artık bir değil beş defa düşünmeye başlayacak.”
 

3 Nisan 2012 Salı

"Sorun Enerji Değil Vergi Politikası"

Tüketici hakları uzmanı Bülent Deniz, son zamlarla ilgili yaptığı değerlendirmede, esas sorunun gelir durumuna bakılmaksızın toplanan dolaylı vergiler olduğunu belirterek 1 liralık elektrik tüketimine 2,5 lira vergi ödediğimize dikkat çekti.

Elektriğe yapılan yüzde 9.26'lık zammın ardından 31 Mart Cumartesi gecesi doğalgaza da konutlarda yüzde 18.72, sanayide ise yüzde 16.49 oranında zam yapıldı.

Doğalgaza yapılan yaklaşık yüzde 19'luk zam, 2008'deki yüzde 22'lik zammın ardından gerçekleşen en yüksek zam oldu.

Buna göre, KDV hariç 0.7165 lira olan bir metreküp doğalgazın fiyatı 0. 8327 liraya yükseldi.

Tüketici hakları uzmanı ve Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı Bülent Deniz, doğalgaz, elektrik ve sürekli zamlanan petrol fiyatlarındaki artışları değerlendirirken sorunun enerji politikalarından değil vergi politikalarındaki olumsuzluklardan kaynaklandığını söyledi.

"Zengin bir iş insanı da asgari ücretle çalışan biri de benzinciye gittiğinde, doğalgaz veya elektrik kullandığında aynı vergiyi ödüyor. Bu da gelir dağılımı adaletini bozuyor."

Bülent Deniz, doğalgaz ve elektriğe yapılan zamların sadece o kalemlerle sınırlı kalamayacağını, doğalgaz ve elektriği kendi üretiminde girdi olarak kullanan sanayicinin zamları üretime yedirmesiyle bize ulaşan her türlü mal ve hizmette de fiyat artışı olacağını ifade etti.

"Zamlarla makro ekonomik hedeflerden sapılabilir"
Bülent Deniz, bianet'e yaptığı açıklamada doğalgaza yüzde 19 ve elektriğe yüzde 9 oranında yapılan zamların, iktidarın bu süreci doğru yönetemediğini ortaya çıkardığını söyledi.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı yıllık enflasyon oranlarına rağmen bu zamların yapıldığını söyleyen Deniz, enflasyonun üstünde zam yapan idarenin bu zammın gerekçesini açıklama zorunluluğu olduğunu söyledi.

"Danıştay'ın bizim daha önce açmış olduğumuz davalarda verdiği zammın iptaline ilişkin kararlarda hep 'enflasyonun üzerinde zam söz konusuysa, zammı yapan idare bu aradaki farkı açıklayabilir bir maliyet artışını kanıtlamalıdır' denilmiştir. Danıştay hep bu gerekçeyle zamları iptal etmiştir."

"Doğalgaza yüzde 19 zam yapılıyorsa ve enflasyon da yüzde 8 ise aradaki 11 puanlık farkın neden zaruri olarak tüketiciden alındığını Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) ve Enerji Bakanlığı'nın maliyet artışını kanıtlayacak belgelerle ortaya koyması lazım."

"İşçi ücretleri mi, nakliye ücretleri mi, depolama ücretleri mi arttı? Bunlar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu zamların gerekçelerini halkıyla paylaşmayan bir idarenin bu zamları bize kabul ettirmesi ve insanların sessiz kalması söz konusu olamaz."

"Hükümetin altı ay önce orta vadeli ekonomik planı açıklandı. Merkez Bankası'nın enflasyon hedefleri var. Dolayısıyla enflasyonun belli noktada tutulmasına dair hükümetin zorunlulukları var. Bu zamlardan sonra nasıl taahhüt edilen enflasyon rakamları tutturulabileceğini merak ediyorum. Zamlarla birlikte makro ekonomik hedeflerden sapılabileceğinden endişeliyim."

"Asgari ücretli de zengin de aynı vergiyi ödüyor"
Bülent Deniz Türkiye'de enerji politikasından ziyade vergi politikasında sıkıntı olduğu görüşünde. petrol ve doğalgazı pek çok ülkeye göre çok yüksek fiyatlarla kullandığımıza dikkat çeken Deniz, siyasi iktidarın vergiyi "regülatör" olarak kullanması gerektiğini ifade etti.

Hükümetin zam yapılmasının zorunlu olduğu durumlarda kendi alacağı vergi oranlarını düşürerek halka daha az fiyat artışı yansıtabileceğini söyleyen Deniz, bu politikanın kullanılmadığını, çünkü hükümetin alacağı vergiden vazgeçmek istemediğini ve en kolay vergi tahsilatı yolunu seçtiğini söyledi.

"Benzinde bir birim enerji maliyetinin üstüne üç birim vergi ekleniyor. Rafineri çıkışından bize gelinceye kadar yüzde 300 fiyat artışı oluyor."

Vergilerin daha anlaşılabilir ve kabul edilebilir oranlarda olması lazım. Türkiye'de yüzde 66 oranında katma değer vergisi, özel iletişim vergisi, işlem vergisi gibi isimler adı altında dolaylı vergi alınıyor. Avrupa Birliği standartlarında bu dolaylı vergilerin oranı yüzde 25-30 civarında."

"Dolaylı vergin yüksek olması, gelir dağılımı adaletini bozuyor. Benzinciye gidildiğinde, doğalgazla evinizi ısıtırken, elektrik kullanırken, cep telefonu kullanırken zengin bir iş insanı da asgari ücretli de aynı vergiyi ödüyor."

"Herkesin eşit vergi verdiği bir ekonomik planlamada gelir dağılımı adaleti bozuluyor. Oysa ki, anayasanın temel hükmü, verginin kazanca ve kişilerin gelir durumuna göre tahsis edilmesidir. Bizde en kolay vergi toplama yolu olarak bu gözüktüğü için yüzde 65, kimi zaman yüzde 72'ye varan oranlarda dolaylı vergi alınıyor. Bu da bizim toplumsal yaşamımıza ve gelir dağılımına ciddi şekilde etki ediyor."

"Elektrikte 1 liralık tüketime 2,5 lira ödüyoruz"
Elektrik zammına da değinen Deniz, bugün yüzde 15 oranında kaçak elektrik parası tahsis edildiğini söyledi.

Elektriği kaçak kullananların yanı sıra elektriğin bize iletimindeki kayıpların da ücretinin tüketiciden tahsis edildiğini söyleyen Deniz, elektriğin iletim aşamasında teknik sorunlar nedeniyle yaşanan kayıpların da tüketiciden tahsis edildiğinin altını çiziyor.

"Yani karpuz satıcısının karpuz satarken kelek çıkan ve satamadığı karpuzların fiyatını da tüketiciye yansıtması gibi bir uygulama. Böyle bir mantık kabul edilebilir değil."

Deniz, TRT'nin kayıp-kaçak bedeli üstünden kendi payının verilmesi için Danıştay'a gittiğini ve davayı kazandığını belirterek bu aydan itibaren TRT payının da artmasıyla birlikte elektrik faturalarının daha da zamlanacağını vurguluyor.

"Şimdi geriye doğru birikmiş olan TRT payları da tüketiciden tahsis edilecek. Öte yandan enerji fonu adı altında, sayaç bakım bedeli adı altında para alınıyor. Kalemleri topladığımızda 1 liralık tüketimimize karşı 2,5 lira fatura ödüyoruz. Bu da kabul edilebilir bir şey değil."

Ekin Karaca/Bianet 02.04.2012
Bu haber, Bianet haber portalının http://bianet.org/bianet/toplum/13763-sorun-enerji-degil-vergi-politikasi linkinde yayınlanmıştır.

6 Mart 2012 Salı

Hesap Verme Sorumluluğu...

Bu söz, TC. Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’ne ait www.muhasebat.gov.tr adresindeki internet sitesinin çeşitli yerlerinde yazılı.

Kurumun Genel Müdürü Mehmet Sarıtaş’ın sitede yer alan mesajından anlıyoruz ki, bu müdürlük; “mali saydamlık ve hesap verme sorumluluğu çerçevesinde kamuoyunun zamanında bilgilendirilmesi amacıyla mali veriler”i web sayfasında yayınlıyor.

Bu Sitede İşim Ne?
Az-biraz mürekkep yalamış, üniversite eğitimi almış, dahası hukukçu olarak çalışma gösteren bendeniz, elbette devletin Maliye Bakanlığı’na bağlı bir Muhasebat Genel Müdürlüğü olduğundan haberdardım. Ancak işimiz düşmediğinden midir nedir, “bu müdürlük ne iş yapar, neye yarar” diye hiç düşünmemiştik.

Ta ki, Maliye Bakanlığı’na sorduğum bir soruya verilen cevapta, bu müdürlüğün sitesine bakmam önerilinceye kadar…

Sizin Adınıza Sormuştum
İki haftadır vergiyi, deprem vergisini yazıp anlatıyoruz.
İşin aslı Van Depremi'nin hemen ertesine dayanıyor aslında.
“Nerde bu toplanan deprem vergileri” tepkisi üzerine üşenmeyip Maliye Bakanlığı’na sorduk ve dedik ki;

1-01.10.2011 tarihi itibariyle 26.11.1999 tarih ve 4481 sayılı yasa gereği toplanan vergilerin miktarı nedir?
2-4481 sayılı kanun gerekçesinde, yapılan düzenleme ile 17.08.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde meydana gelen depremlerde zarar gören yurttaşların yaralarının sarılacağı belli olmakla, bu kanun gereği elde edilen gelir nerelere harcanmıştır?

Soru Basit, Yanıt Vermek Zor…
Gördüğünüz gibi sorular basit.
Deprem Vergisi getiren kanun ile bizden ne kadar toplandığı, bu paranın nerelere harcandığı soruluyor.

Bu soruların sorulduğu dönemde bu ülkenin Maliye Bakanından, Başbakanına iktidarın ileri gelenlerinin; “deprem vergisi diye bir şey yoktur, bu vergiyi biz kalıcı hale getirmedik, toplanan vergiler devletin havuzuna gider” diye demeçler verdiği günlerde, bir yurttaştan gelen bu kolay sorulara yanıt vermek zor olmalı ki, Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde sorulan bu sorulara gelen ilk yanıtta, yazının girişinde sözünü ettiğimiz TC. Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’ne ait www.muhasebat.gov.tr adresindeki internet sitesine bakmamız öneriliyordu:

“17.08.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde Marmara Bölgesi ve
civarında meydana gelen depremin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla bazı mükellefiyetler ihdası ve bazı vergi kanunlarında değişiklik yapılması hakkındaki 26.11.1999 tarih ve 4481 sayılı kanun ile tahsil edilen gelirlere ilişkin bilgiler, Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün www.muhasebat.gov.tr internet adresinde yer almakta olup, ilgililere bu adresten ihtiyaç duydukları bilgileri edineceklerinin bildirilmesi...”

Önerilen siteye kezlerce girdik. Maliye, işletme eğitimi almamış, sade bir yurttaş olarak, sorduğumuz soruların yanıtlarını bulamadık. (Bulan olursa,köşe yazarınızı haberdar edeceğinizi umuyoruz.)

Ardından İkinci Yanıt…
Gelen bu yanıt üzerine, verilen yanıtın Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde uygun bir yanıt olmadığı gerekçesiyle itiraz hazırlanırken, ikinci yanıt eposta kutumuza düşüverdi:

“1999 Marmara Depremi sonrasında, 4481 Sayılı Kanunla, Ek Gelir, Ek Kurumlar, Ek Emlak, Ek Motorlu Taşıtlar, Faiz, Özel İletişim ve Özel İşlem Vergileri ihdas edilmiş olup, söz konusu vergilerden yapılan tahsilatlar Muhasebat Genel Müdürlüğünün www.muhasebat.gov.tr  adresinde yayınlanmaktadır.

1999-2003 yıllarında yukarıda sayılan kalemlerden tahsil edilen tutarlar ile depremin zararlarının telafisi için yapılan tüm harcamalar, ilgili yılların genel bütçesi içersinde ilgili tertiplerinden yapılmıştır.

Genel bütçe içersinde vergilerin tekliği ilkesi gereği, yapılan tahsilatlar tek bir havuzda toplanıp, ülkenin ve deprem bölgesinin öncelikleri dahilinde harcanmıştır.
Mikail Erkmen/Muhasebat Genel Müdürlüğü”

“26.11.1999 tarihli ve 4481 sayılı _17.08.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun_ ile deprem felaketinin yol açtığı olumsuz şartları gidermek amacıyla, bir defalık Ek Gelir Vergisi, Ek Kurumlar Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, Ek Emlak Vergisi ve Faiz Vergisi alınması öngörülmüş ve 31.12.2000 tarihine kadar uygulanmak üzere, Özel İletişim ve Özel İşlem Vergileri ihdas edilmiştir.

Daha sonra özel iletişim ve özel işlem vergilerinin süreleri uzatılmış olup, 01.01.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5035 sayılı Kanunla özel işlem vergisi kaldırılmış, özel iletişim vergisi ise 68022 sayılı Gider Vergileri Kanununun 39 uncu maddesine hüküm eklenmek suretiyle vergi hukukumuzda yeni bir vergi olarak yerini almıştır.

4481 sayılı kanun çerçevesinde, faiz vergisi ile belediyeler tarafından tahsil edilen ek emlak vergisi dahil olmak üzere toplam 2.649.745.000-TL ek vergi, 1.987.033.000-TL özel işlem vergisi ile 3.114.342.000-TL özel iletişim vergisi tahsil edilmiştir.

Öte yandan, 4481 sayılı Kanuna göre toplanan vergilerin ve depremle ilgili yapılan harcamaların ödenek ve kaynak bazında dağılımı, şeffaf yönetim anlayışının bir gereği olarak, Gelir İdaresi Başkanlığınca yayınlanan Yıllık Faaliyet Raporları ile Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından aylık olarak çıkarılan Kamu Hesaplar Bülteninde yer almaktadır. Söz konusu süreli yayınlara birimlerin resmi internet (www.gib.gov.tr , www.muhasebat.gov.tr ) sitelerinden ulaşmak mümkündür.

Diğer taraftan, deprem harcamalarının izlenmesi ve kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi amacıyla anılan depremler sonrasında ilgili yıl Bütçe Uygulama Talimatları kullanılmak suretiyle İdarelerden deprem harcamalarına ilişkin veriler talep edilmiştir.

Bu verilere göre anılan depremlerin meydana geldiği 1999 yılından 2003 yılı Mart ayı sonuna kadar olan döneme ilişkin olarak tüm İdarelerin depremlere ilişkin müdahale ve iyileştirme harcamaları toplam 3.946.000.000-TL olarak gerçekleşmiştir.

Mali sistemde ciddi sorunlara yol açan fon uygulamalarının kaldırılmasına yönelik izlenen politika gereği Devlet bütçesinin temel ilkelerinden birisi olan birlik ilkesi uygulamaya sokulmuş ve 2000 yılından sonra fon sisteminin tasfiyesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda düzenlenmiş olan Afetler Fonu da tasfiye edilerek bu kapsamda elde edilen gelirlerin genel bütçe geliri olarak kaydedilmesi ve bu alandaki harcamaların ilgili idare bütçelerinde tefrik edilen ödeneklerle karşılanması sağlanmıştır.

2009 yılında yürürlüğe giren 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla birlikte afet yönetimi konusunda yeni bir anlayış uygulamaya konmuş ve idari yapılanmada değişikliğe gidilmiştir. Bu kapsamda, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bünyesinde yer alan Afet İşleri Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı bünyesinde yer alan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Başbakanlık bünyesinde yer alan Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kaldırılarak Başbakanlığa bağlı genel bütçeli bir idare olan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur. Yine aynı Kanunun 23 üncü maddesi ile Başkanlık bütçesinde afet ve acil durum faaliyetleri ödeneği tefrik edilmektedir. Başkanlık bütçesinde gider kaydedilmek suretiyle özel hesaba aktarılarak kullanılmakta olan bu kaynaktan Başkanlıkça uygun görülen hallerde, kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerin hesaplarına da aktarma yapılabilmektedir.

2003 yılı sonrasında fonların tasfiyesine ilişkin izlenen genel politika gereği depreme yönelik olarak oluşturulmuş bir fon bulunmamaktadır. Ancak şimdiye kadar olduğu gibi deprem ile diğer her türlü afet ve acil durum halleri öncesi ve sonrasına yönelik harcamaları karşılayacak kaynak ilgili idare bütçelerine ödenek öngörülmek suretiyle temin edilmektedir.
Hasan Özaba/Ekonomik Hizmetler Dairesi

Maliye Bakanlığı’nın, bendenizi ziyadesi ile adam yerine koyup iki ayrı birimini harekete geçirerek, sorduğumuz basit sorulara yanıt hazırlamış olması, bu topraklarda 48 yıldır yaşayan bir yurttaş olarak, gözlerimizi yaşarttı.

Yaşaran gözlerimizi kurulayana dek, ne olur şu gelen yanıtları okuyup ne anladığınızı bir zahmet köşe yazarınıza iletiverin.
Söz, bir daha vergi sözcüğünü bu köşede ağzımıza almayacağız…

Düzeltme ve Teşekkür
Bir önceki “Hani “Deprem Vergisi Diye Bir Şey Yok”tu?..” başlıklı yazımda;
“Yukarıda yazdık, geçici vergileri kalıcı hale getiren yasanın kabul tarihi 25 Aralık 2003. AKP nin iktidara geldiği tarih 3 Kasım 2003.
Bizim hesabımıza göre, AKP iktidara gelir gelmez, birbuçuk ay sonra, geçici olan bu vergileri kalıcı hale getiren yasayı çıkartmış.”
Diye yazmıştık.
Abdülkerim Erim yazımızı okumuş ve AKP nin iktidara geliş tarihinin 3 Kasım 2003 değil, 3 Kasım 2002 olduğunu belirtmiş.
Sayın Erim’e teşekkür ediyorum.

Bu makale, 05.03.2012 tarihinde, ekonomi.com portalının http://ekonomigundemi.com/yazar/Hesap-Verme-Sorumlulugu-/1780  linkinde yayınlanmıştır.

4 Ocak 2012 Çarşamba

"Cebimizdeki Parayı, Yüzde Yirmibeş Arttırmak..."

2012 vergi zamlarıyla geldi.
Hangi vergi, ne kadar arttı? Yeni vergiler yolda…
Yüksek enflasyon kapıda!...
Eski Hesap Uzmanı Bülent Soylan’dan uyarılar…

“Soykırım yok” demek, Fransa’da suç.
Fransa Meclisinden geçen yasa, Senato yolunda.
2006 da oynanan senaryo yineleniyor.
Türkiye tüketicisi, “Onuruna Fransız Kalmıyor.”
Tüketiciler Birliği Antalya Şube Eş başkanı Neşet Gündüz, Fransız mallarına boykotu anlatıyor.

Cebimizdeki paranın yüzde 25 artması mümkün mü?
Alışverişin üç şifresi.


Halkın Ekonomisi, KRT., 4 Ocak Çarşamba, saat 21:00’de…

"Halkın Ekonomisi"ni izlemek için: D-Smart 151. Kanal, TiVibu, TÜRKSAT 3A 11096 Vertical 30000, iPhone, iPad, BlackBerry, Android, Windows Phone 7, internet üzerinden

Canlı yayına bağlanmak için: 0212 356 99 92 halkinekonomisi@krtkaradeniz.com

26 Ekim 2011 Çarşamba

"ülkeyi kredi kartına teslim etmek..."

Tüketicinin bankalara borcu 200 milyar TL. yı aştı.
Dokuz milyon kredi kart kullanıcısı, “günü kurtarıyor“.
Adliye koridorları bize ne söylüyor?
Kredi kart mağdurları anlatıyor…
Sokaktan canlı yayınla Türkiye’nin kredi kart gerçeği…

Kredi kartı bu kez kazandıracak!...
Ödüllü kredi kart yarışması, “Halkın Ekonomisi”nde…

“Geleneksel Bayram Kredileri” tam gaz…
Bayram kredisiyle Kurban Bayramı ibadeti yapılır mı?
Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı yanıtlıyor.

Şimdi kitap zamanı.
Haftanın kitabında, Türkiye’nin ekonomik gerçekleri…

Geçici Deprem Vergisi neden kalıcı oldu?
Toplanan paralar nerede?
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart anlatıyor.


Halkın Ekonomisi, KRT., 27 Ekim Perşembe, saat 20:30’da…

"Halkın Ekonomisi"ni izlemek için: D-Smart 151. Kanal, TiVibu, TÜRKSAT 3A 11096 Vertical 30000, internet üzerinden

Canlı yayına bağlanmak için: 0212 356 99 92     halkinekonomisi@krtkaradeniz.com

17 Ekim 2011 Pazartesi

"sıkı durun, zamlar kapıda"

"ÖTV zamları fakiri mi zengini mi ilgilendirir?" polemiği sürerken uzmanlara göre, bütçe tutturma kaygısına düşen hükümet gelirlerini artırmak için yeni zamlara hazırlanıyor.

"ÖTV zamları zengini değil asıl dar ve sabit gelirli vatandaşı vurdu" diyerek tartışmalara katılan uzmanlar, yeni vergi artışı ve zamların hükümet gündeminde yer aldığını belirterek, "OVP'de zamların sinyali verildi. Bunlar iyi günlerimiz, yeni zamlar geliyor, vatandaşı zor bir kış bekliyor" uyarısında bulundular.

Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan şok zamların hemen ardından otomobil, sigara, alkol ve cep telefonuna yapılan ÖTV zammı polemikleri de beraberinde getirdi. Piyasalar ve vatandaş yapılan zamları sindirmeye çalışırken hükümet kanadından zamma yönelik yapılan açıklamalar ise tartışmaları iyice alevlendirdi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, "ÖTV zamları fakirleri ilgilendirmez" sözleri ise tartışmaları bambaşka bir boyuta çekti.

Arınç'ın sözlerine katılmadıklarını, ÖTV zamlarının doğrudan dar ve sabit gelirliyi ilgilendirdiğini kaydeden vergi uzmanları, bu zamlardan en çok bu kesimin zarar göreceği belirterek, "bu zamlar zenginleri ilgilendirmez. Zamların mağduru yine vatandaş, kambur yine onları sırtına yüklendi" dediler.

Yapılan ÖTV zamları ile cari açık sorunun kapanacağı yönündeki açıklamalara da katılmadıklarını belirten uzmanlar, yüksek zamların özellikle sigara, içki ve cep telefonunda kaçakçılığı, kayıtdışılığı destekleyeceğini ve zamlarla kaçakçıların ekmeğine yağ sürüldüğüne dikkat çekiyorlar.

Hükümetin vergide adaletsizlik ve eşitsizliği önleyecek kalıcı reformlar yapmak yerine kolaya kaçarak dolaylı vergilerle gelir vergisine tabi dar ve sabit gelirli vatandaşa yüklendiği değerlendirmesinde bulunan uzmanlar, anayasanın 73. maddesine atıfta bulunarak, "73. madde geliri az olandan daha az, geliri fazla olandan daha fazla vergi alınmasını öngörür.Ancak, Türkiye'de fakir zenginle aynı oranda vergi ödemeye mahkum ediliyor. Açıkça anayasa ihlal ediliyor" görüşünü savunuyorlar.

Açıklamaları ile zamların arkasında duran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sözlerini Gazeteport için değerlendiren uzmanlar konu ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundular.

"FAKİRLERLE ZENGİN AYNI VERGİYİ ÖDÜYOR”
Tüketici Hakları Uzmanı xx. M. Bülent Deniz
"Vergiye zam konusu başlı başına vergi hukukuna ayrı bir konu. Bunu bir kenara bırakarak toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kullanılan sigara, içki ve cep telefonundaki ÖTV artışının fakiri ilgilendirmediği sonucuna varmak mümkün değil. Verginin gelir durumuna göre ödenmesi anayasada belirtilmesine rağmen Türkiye'de fakir bir vatandaşla Türkiye'nin en zengin isimlerinden Rahmi Koç aynı oranda vergiye tabii tutuluyor. Önce bu adaletsizliğin çözülmesi gerekiyor.
İkincisi, bir ülkenin ekonomisi ile ilgili bir değerlendirme yapılırken bakılacak en önemli kriterlerden biri dolaylı-dolaysız verginin toplam vergiye oranıdır. Dolaylı vergi oranının yüzde 40'dan fazla olduğu ülkelerde ekonominin iyi olmadığına hükmedilir. Türkiye'de toplam verginin yüzde 70'i dolaylı, yüzde 30 ise dolaysız vergiden sağlanır. Bu da Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu çarpıklığı göstermek için önemli bir göstergedir."

"YENİ ZAMLARA HAZIR OLUN"
"Hükümet, ekonomide dengeleri tutturabilmek için en kolay vergi toplama yolu olan dolaylı vergi artışlarını sık sık kullanıyor. Bundan sonra da kullanacak. Açıklanan Orta Vadeli Program'da bunun sinyalleri verildi. Hükümet, gelirlerini artırmak ve 2012 bütçesini yapabilmek için 1-2 ay içinde vergi oranlarında yeniden artışa gidecek."Ekonomiyi soğutacağız" sözleri yeni zamların habercisi. Bu zamların faturası da ÖTV'de olduğu gibi yine en çok dar ve sabit gelirliye çıkacak. Akaryakıta, elektriğe ya da doğalgaza yapılan zam iğneden ipliğe her şeye zam anlamına gelir. Dolaylı vergide neye zam yaparsanız yapın bunun faturasını vatandaş mutlaka öder".

"ÖTV zamları zenginleri ilgilendirmez"
Vergi Uzmanı Dr.Şenol Turut
"Hükümetin ithal tüketimi frenleyerek cari açığı bir anlamda azaltmak istemesi doğru bir yaklaşım. Kalıcı ve yapısal bir sorun olarak cari açık Türkiye'nin gerçeği ve bunun için önlemler alınacaktır. Lüks otomobilde bunu anlamak mümkünken halkın geniş bir kesiminin kullandığı sigara, alkol ve cep telefonu için bunu söylemek zor. "Bu zammı zengine yaptık, fakiri ilgilendirmez" demek ise hiç doğru değil. Türkiye'de toplanan vergilerin içinde dolaylı vergilerin oranı yüzde 70. Avrupa'da bu oran dolaysız vergide yüzde 70, dolaylı vergide yüzde 30. Dolaylı vergide doğrudan gelir vergisine tabi olan ve toplumun en geniş kesimini temsil eden dar ve sabit gelirliyi yakından ilgilendiriyor. ÖTV kamburu yine dar ve sabit gelirlinin sırtında. "Bu zam fakirleri ilgilendirmez değil aslında bu zam zenginleri ilgilendirmez. Çünkü bu ülkede fakir zenginle aynı oranda vergilendiriyor. Asıl adaletsizlik burada. Bu giderilmediği sürece "bu zammı fakire değil zengine yaptık" anlayışı geçerli olamaz."

"HÜKÜMET DOLAYSIZ VERGİYE DOKUNAMIYOR"
“Hükümet dolaylı vergiden elde edeceği 5.5 milyarı 650 bin kurumdan toplayamıyor. Ve en kolay vergi toplama yolu olan dolaylı vergiye yükleniyor. Çünkü kurumlardan toplayacağı verginin maliyetini göze almıyor. Tüm ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınması bazı kesimlerinde işine gelmiyor. Hükümet bir hamle ile iki kuş vurmuş oluyor böylece. Dolaysız vergi için harcayacağı zaman ve maliyetten kurtulduğu gibi bu paranın yüzde 30'unu bir çırpıda toplamış oluyor. Cari açık konusuna gelince. Az da olsa etkisi olacaktır. Ancak, cari açık sorununa çözüm müdür derseniz, elbette değildir."

"OTOMOBİLE VERGİDE DÜNYA REKORU KIRDIK"
Bütün dünyada otomobilden vergi alındığını ancak Türkiye'de KDV dışında ÖTV hatta ÖTV'nin de KDV'sinin alındığına dikkat çekerek sözlerine başlayan Hürriyet yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot,"Türkiye'de otomobilden KDV haricinde ÖTV, hatta ÖTV'nin de KDV'si alınıyor. Otomobile uygulanan vergi oranı dünya ortalamasının tam 7 katına ulaştı. Otomobile uygulanan vergide dünya rekoru kırdık" dedi.

CARİ AÇIKLA NE ALAKASI VAR?
Türkiye'de lüks araba satışının yüksekmiş gösterilerek dikkatlerin diğer ürünlerden çekilmek istendiğini ve zammın zengine yapıldığı havası yaratıldığının altını çizen Şükrü Kızılot, "sanki bu otomobillerin satışından Türkiye'ye para akacak gibi anlatılıyor. Oysa 2000 cc araçların toplam araç satışları içindeki payı sadece yüzde 2. 1.600-2000 cc hacmindeki ithal araçlardan elde edilecek ÖTV geliri ise 800-900 milyon dolar civarında. 1.600 cc üstü araçların toplam satışa oranı yüzde 9. Yani Türkiye'de toplam satış içinde oranı yüzde 10'unu bile bulmayan bir grup aracın cari açıkla ne alakası olabilir ki? Toplam satışa oranı yüzde 2 olan araçların satışından elde edilecek ÖTV ve KDV ile cari açık nasıl kapatılacak? Bu iki konunun birbiri ile alakası yok" dedi.

"OTOMOBİLE ÖTV ZAMMI GÖSTERMELİK"
Lüks otomobile yapılan ÖTV zammını "bir bardak suda fırtına koparıldı" diyerek özetleyen Kızılot, zammın vatandaşı asıl ilgilendiren tarafının sigara, içki ve cep telefonunda olduğunu söyledi.Zammın vatandaşın cebini ve sağlığını yakından ilgilendirdiğinin altını çizen Prof. Dr. Kızılot, bu üçlüye gelen zammın kaçakçıların ekmeğine yağ sürdüğünü bundan en büyük zararı yine vatandaşın göreceğini vurguladı.

"KAÇAKÇILARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜLDÜ"
Gelişmekte olan 50 ülkede cep telefonuna uygulanan verginin ortalama yüzde 17.5 olduğu değerlendirmesinde bulunan Kızılot, şunları söyledi:"Türkiye'de ise bu oran yüzde 60. Zambiya ve Uganda'dan tam 2 kat fazla. Avrupa ortalaması ise yüzde 22. Cep telefonuna yüzde 50'lik ÖTV artışı doğrudan dar ve sabit gelirliyi mağdur edecek bir zam. Bu artış aynı zamanda ucuz ve insan sağlığına doğrudan zararlı çoğu kaçak yolla Türkiye'ye giren Çin malına olan talebi artıracak. Bu hem kayıtdışılığın artması açısından ekonominin kaybı hem de vatandaşın sağlığı açısından önemli bir nokta.Bu zamlar en çok kaçakçıların işine yaradı. Onlar şimdi bayram ediyorlar."

"MÜCEVHERATIN ÖTV'Sİ NEDEN KALDIRILDI?
Tüm dünyada pırlanta, yakut gibi benzeri kıymetli taşların lüks tüketim ürünü olarak kabul edilip vergiye tabii tutulduğunu ancak Türkiye'de her nedense mücevherata uygulanan verginin yüzde 18'den yüzde 0'a indirildiğine de değinen Şükrü Kızılot, "pırlanta, yakut ve safire uygulanan vergi sıfırlanırken neden halkın geniş kesiminin iletişim amacıyla kullandığı cep telefonuna ÖTV uygulandığını anlamak mümkün değil. Bu adil ve dengeli bir uygulama olamaz. Belli bir kesime neden dokunulmadığı sorusu geliyor insanın aklına" şeklinde konuştu.

"ÖTV GELİRLERİ ARTMAYACAK, DÜŞECEK"
Sigara ve alkollü içeceğe yapılan zamlara rağmen tüketimin azalmadığını hatta halkın ucuz olması nedeniyle kaçak ürünlere yöneldiğini vurgulayan Şükrü Kızılot, şöyle konuştu:"ÖTV ve KDV artışları nedeniyle sigarada kaçak oranı hızla artıyor. İçeride tüketim azalıyormuş gibi görünse de kaçak girişler nedeniyle tüketim kayıt içine alınamadığı için durum böyle. Sigara yapılan zamla sonrası gümrüklerde kaçak sigara yakalama oranı yüzde 300'e ulaştı. Siz şimdi zamlar amacına ulaştı, tüketim azaldı diyebilir misiz? Hem tüketim arttı hem vatandaşın sağlığı tehlikede. Ayrıca, "fazla vergi vergiyi öldürür" sözünü unutmamak lazım. Sanıldığı gibi ÖTV gelirleri artmıyor. Daha fazla düşecek. Durum alkollü içeceklerde de sigaradan farklı değil. Yüksek vergiler nedeniyle Türkiye'de şarap üretiminin yüzde 55'i kaçak. Bunun ekonomiye verdiği zararı varın siz hesaplayın. Sonuç itibariyle yüksek vergiler her zaman dar ve sabit gelirleri mağdur etmiştir. En çokta kaçakçıları sevindirmiş. Hükümetlerin yüksek vergilerden beklentileri de yanıt bulamamıştır."

2010'DA 390 PORSCHE SATILDI
2010 yılında lüks otomobil sınıfında 17.762 adetlik satış ile Mercedes birinci sırada yer alırken, 12.034 satışla BMW ikinci, 9.656 adetlik satış ile de Audi üçüncü oldu. Çinli markaların kapışmasında ise ilk sırayı 2.650 adetlik satış ile Chery alırken, 2.505 adet ile DFM ikinci, 1.995 adetlik satış ile Geely ise üçüncü oldu. 2010 yılı içinde 390 adet Porsche satışı dikkati çekerken, yalnızca 2 adet Saab marka otomobil satıldı. Geçen yıl Ferrari satışı 23, Lamborghini satışı ise bu yıl 4 adetle sınırlı kaldı.

EN BÜYÜK SATIŞ YERLİ ÜRETİMDE GERÇEKLEŞTİ
2010 yılında toplam 760.913 adet satış yapılırken en büyük satışı yerli üretim yapan markalar sağladı.
1- Ford 119.133 adet
2- Fiat 109.938 adet
3- Renault 94.943 adet
4- Volkswagen 63.840 adet
5- Hyundai 49.888 adet
6- Peugeot 43.395 adet
7- Opel 41.572 adet
8- Toyota 40.058 adet
9- Citroen 28.862 adet
10 - Chevrolet 18.061 adet

2009'DA FERRARİ VE MASERRATİ SATIŞI ARTTI
Geçtiğimiz yıl Türkiye'de 17 Ferrari ve 17 Masserati satılmıştı.







































13 Nisan 2008 Pazar

"6802 ayıbı ne zaman düzelecek?"


İletişim hizmetlerinden alınan “özel iletişim vergisi”ni değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "özel iletişim vergisi kaldırılmalıdır” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

17 Ağustos 1999 Depreminin ardından ortaya çıkan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla 2002 yılı sonuna kadar geçici olarak uygulanmak üzere cep telefonu abonelerinden % 25 oranında Özel İletişim Vergisi (ÖİV) tahsil edilmeye başlanmıştır. Bu verginin ihdasında öngörülen süre bitmiş olmasına rağmen, yürürlüğü iki kez uzatılmış ve nihayetinde ÖİV. kalıcı hale getirilmiştir.

Şu anda cep telefon iletişiminden % 25 ÖİV., % 14 maktu vergi, % 18 KDV. ve hazineye yatırılan % 15 oranındaki Hazine Payı üzerinden de, % 25 ÖİV. Ve % 18 KDV. alınmaktadır.

Bu vergi oranları ile Türkiye, cep telefonu iletişiminden en fazla vergi alan ülke durumundadır. Ülkemizi % 30 vergi oranı ile Uganda, % 28 vergi oranı ile Zambiya ve Brezilya izlemektedir. Gelişmiş ülkelerde ise, cep telefonu hizmetinden alınan vergi oranı % 15-25 arasında bulunmaktadır.

Ülkemizdeki abone sayısı dikkate alındığında cep telefonu hizmeti toplum tarafından temel bir ihtiyaç olarak kabul edilmektedir. Tüketicinin temel bir ihtiyaç olarak kabul ettiği cep telefonu hizmetinden bu denli yüksek oranda vergi alınması; temel ve evrensel tüketici haklarından biri olan "temel ihtiyaçların karşılanması hakkı”nı engellediği gibi yüksek oranda alınan bu dolaylı vergi nedeniyle vergide ve dolayısıyla gelir dağılımında adaletsizliğe neden olunmaktadır.

Bu nedenle siyasi iktidar 6802 sayılı Gider Vergileri Yasasının 39. maddesini yürürlükten kaldıracak girişimi yaparak, ülkemiz tüketicisine reva görülen bu ayıbı temizlemelidir.

Mehmet Bülent Deniz