ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2020 Cuma

Çetin Ünsalan Yazdı: Geleceğin gölgesinde 100 yıl öncesi

Bu tatlı su analistlerine ve uzmanlarına bayılıyorum. Biraz doğru pazarlama, biraz reklamını iyi yapma, biraz da rüzgarı arkasına alma yoluyla, herkesin gördüğünü söyleyip, kahin unvanıyla kasayı dolduruyorlar.

Herkesin kendi tercihidir; kimin ne kazandığı da umurumda değil ama haksızlığa dayanamıyorum. 2008 krizinin kahini Roubini… Çıktı ve zaten patlayacağı belli olan bir krizi söyledi diye kahin ilan edildi.

Bizim çok sevgili uzmanlarımız da ithal sese hayranlıklarıyla ne dediğine baktılar. Oysa 90’lı yılların sonundan beri ekonomik modelleri masaya yatıran, Türkiye’nin özelinde yapılması ve yapılmaması gerekenleri yazan, çizen anlatan isimler vardı. Üstelik bunlar ithal dostlar gibi para da almadılar.

Belki iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaydılar. Ama Ekonomist Uğur Civelek, Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu ve Stratejist Mete Akıncı başta olmak üzere bize ait bu sesleri dinlememek ne kadar akılla bağdaştı? Hadi Roubini ekonomist… Bir tüketici mücadelesi yapan avukattan bahsedeyim.

Mehmet Bülent Deniz… Şu an Tüketici Birliği Federasyonu’nun Başkanı; o dönem de yine bir tüketici derneğinin başında. Roubini’den en az 1 yıl önce krizin haberini verdi. Diğerlerine haksızlık, Roubini’yi de kurban etmek istemem.

Ama şu bir gerçek ki Civelek, Uzunoğlu ve Deniz, yıllarca programlarıma konuk oldular ve dünyada her şey güllük gülistanlık iken uyarılarını yaptılar. Fakat sorumsuz sorumlularımız genellikle onları kötümser olarak nitelendirdi. Sonuç: 2008 krizi yaşandı, Roubini kahin oldu.

30.04.2020, Çetin Ünsalan, Para Analiz

3 Ocak 2019 Perşembe

Zam yaparak indirime gidenlere dikkat

Dolar kurunun yükselişini bahane ederek fiyat artışına giden ve vergi muafiyetine rağmen ‘Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’na katkı sağlamayan firmaların sözde kampanyalar ve cüzi indirimlerle yetinmeleri tüketicilerin tepkisini çekiyor.

Hükümetin beyaz eşyada Özel Tüketim Vergisi’ni (ÖTV) sıfırlama kararının 31 Mart’a kadar uzatması, indirim oyunlarını gündeme taşıdı. Dolar kurunun yükselişini bahane ederek beyaz eşya fiyatlarını arttıran spekülatör firmaların, vergi muafiyetine rağmen ‘Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’na katkı sağlamamaları eleştirilerin odağında. Söz konusu firmaların sözde kampanyalar ve cüzi indirimlerle yetinmeleri tüketicilerin tepkisini çekiyor.

Fedakârlıklara kayıtsız kalınmamalı
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Bülent Deniz, enflasyonla mücadelenin samimiyet gerektirdiğini belirtti. Bu anlamda üreticilerin ve perakendecilerin önemli bir sınavdan geçtiğini kaydeden Deniz, “Şu anda her şey görülüyor ve not ediliyor. Kur artışının ardından koşar adım ürünlere zam yapanların dolar düşerken emekleyerek fiyatlara indirim uyguladıkları bir yere yazılıyor” dedi.

Devletin vergi indirimleri ve muafiyetleriyle fedakârlık yaptığını vurgulayan Deniz, şöyle devam etti: “Buna karşılık saygısız firmaların fiyatları aşağı çekmemeleri; kurun düşüşüne ve ÖTV ile KDV indirimlerine kayıtsız kalmaları anlaşılır gibi değil. Bu istismarcılar ufak tefek indirimler ve sözde kampanyalarla kimseyi kandıramaz. Kuşkusuz burada sorumluluk yine hükümete ve vatandaşlara düşüyor. Herkes görevini ve ödevini iyi biliyor. Vatandaşlar, haksız fiyat artışlarını ihbar hattına ya da mobil şikâyet sistemine girerek bildirmekle; Ticaret Bakanlığı da denetimleri sıklaştırmakla mükellef olduğunun farkında.”

03.01.2019, Yeni Akit 
https://www.yeniakit.com.tr/haber/zam-yaparak-indirime-gidenlere-dikkat-579727.html

23 Kasım 2018 Cuma

Zamlı bakım enflasyonla mücadeleyi gölgeliyor

Motorlu taşıtların kış bakımı maliyetleri yüzde 40’ın üzerinde arttı. Zamlara tepki gösteren tüketici hakları savunucuları, bu hizmetlerinin de enflasyonla topyekün mücadele kapsamına alınmasını talep etti.

Araçlarını kış bakımı için oto bakım ve tamir servislerine götüren vatandaşlar, karşılarına çıkan yüksek faturalardan şikayetçi olurken, servis yönetimlerini anlayışlı olmaya davet eden tüketici örgütleri, fiyatların makul seviyelere çekilmesini istiyor.

Yanlış bir uygulama
Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, ilk 10 ayda yedek parça bedellerinin yüzde 44, tamir ve bakım ücretinin yüzde 21 artırılmasının yanlış bir uygulama olduğuna dikkat çekti. Yedek parça fiyatlarının geçmişten bugüne tartışılan bir konu olduğunu belirten Deniz, “Bu ürünlerin satışı ithalatçıların tekelinde. Bedelleri önemli oranda artıran ithalatçılar fiyatlarda geri adım atmayarak tüketicileri sanayiden çıkma ürün almaya yöneltiyor. Maalesef bu durum da otomobil kullanıcılarının hayatın tehlikeye atabiliyor, can ve mal kayıplarına neden olabiliyor” dedi. Deniz, oto galerilerindeki indirim seferberliğinin bakım servislerine yansımadığını belirterek, “Enflasyonla topyekün mücadele kapsamında bu konu da gündeme getirilmelidir” uyarısında bulundu.

Şikâyetler artıyor
Dolar ve Euro’nun artışını bahane eden ithalatçı firmaların yedek parça fiyatlarına yüzde 40-65 zam yaptığından yakınan Deniz, şöyle konuştu: “Bize bu konuda çok sayıda şikâyet geliyor. İstismarlardan yakınanların adedi giderek artıyor. Burada bizim ithalatçılara çağrımız, fiyatları kur ile aynı oranda artırmalarıdır. Tabii şu anda kur geriye geldi ama fiyatlarda bir oynama yok. Bu durumu anlamak mümkün değil.”

Buğra Kardan, 22.11.2018 Yeni Akit 

17 Ağustos 2018 Cuma

“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”


ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz;


“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”

Mehmet Bülent Deniz
Tüketici Birliği Federasyonu
Genel Başkan

ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

Ülkemiz, ABD kaynaklı küresel bir ekonomik saldırı ile karşı karşıyadır.

ABD küresel ekonomik sistemdeki gücüne güvenerek, tarihte benzeri görülmemiş bir saldırganlık sergilemekte; bağımsız bir ülke olan Türkiye’ye dayatmalarda bulunarak, patronluk taslamaktadır. Akıldışı bu saldırganlığa karşı Türkiye, devleti ve milleti ile direnmiş, ulusça sağduyulu tepkiler ve önlemler ile gereken ilk yanıtı vermiştir.

ABD’nin bu ekonomik darbe girişimine karşı, Türkiye tüketicisinin örgütlü yapısı Tüketici Birliği Federasyonu, kapitalizmin anlayacağı dilden karşı koymaya karar vermiş ve ekonomik boykotu başlatmış bulunmaktadır; “ABD’ye Tüketici Darbesi”

ABD menşeli ürünlerin ülkemizdeki yaygınlığı, küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında; “ABD’ye Tüketici Darbesi” boykotunu ilk aşamada ABD’nin yaşam tarzının sembol markalarıyla başlatıyoruz.

Bu kapsamda öncelikli olarak; Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir. Kapitalizmin sembollerinden oluşan bu küçük listenin tüketici tarafından katı bir şekilde boykot edilmesi ile ABD’ye anladığı dilden en sert yanıtın verilmiş olacağı ve bu saldırgan tutumun sona ereceği kuşkusuzdur. 

Ancak ABD kaynaklı bu saldırgan tutumun devam ettirilmesi durumunda, “ABD’ye Tüketici Boykotu” kampanyası, yeni markaların eklenmesiyle büyüyerek devam ettirilecektir.

“ABD’ye Tüketici Darbesi” kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz.

17.08.2018, İktisadi Dayanışma

Devalüasyon bitmeden zamlar peş peşe yağacak

Kur artışı sonrası yeni zam dalgası başladı. Enflasyonun yüzde 20’nin üzerine çıkması bekleniyor. Birçok üründe tedarik sıkıntısı yaşanabileceği bildirildi. TBF ise kur fırsatçılarını sert bir dille uyardı.

Türk lirası geçen hafta dolar karşısında yüzde 21 oranında değer kaybetti. Dolardaki artış cuma günü kur 4.82’yi aştığında yüzde 25’leri bulmuştu. Kur haftayı 4.63’ten kapattı. Ancak Türk piyasalarında yaşanan “Kara Cuma”nın ardından, bugün Türkiye-ABD cephesinde yaşanacak yeni gerilimler sonrası günün tarihe “Kırmızı Pazartesi” olarak geçmesi olası. Konuştuğumuz iş dünyası, ekonomistler ve piyasa uzmanlarında, dolar/TL’nin bu ay içerisinde 7 TL’nin üzerini göreceği beklentisi hakim.

DOLARDA 7 TL BEKLENTİSİ
Bilindiği üzere kur artışı hem üretici hem de tüketici fiyatları üzerinde bir maliyet baskısı yaratarak enflasyona neden oluyor. Temmuz ayı tüketici enflasyonu yüzde 15.85, üretici enflasyonu da yüzde 25’ti. Ay başında yapılan elektrik ve doğalgaz zamlarının etkisiyle enflasyonun sonbaharda yüzde 17’leri görmesi bekleniyordu. Geçen hafta görülen hızlı kur artışı ve 7 TL beklentisi dikkate alındığında temmuz-ağustos döneminde TL’de yüzde 30’luk bir devalüasyon söz konusu olacak. Bu durumda çok kaba bir tahminle yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 20’nin, üretici enflasyonunun da yüzde 30’un üzerine yükselmesi beklenir.

MERKEZ UYARDI
Merkez Bankası uzmanlarının yayınladığı “İthal girdi kullanımı kur ve ithalat fiyatı geçişkenliğini nasıl etkiliyor?” başlıklı araştırmada bulguların, döviz kurunun enf-lasyon üzerinde maliyet yönlü etkilerinin ötesinde beklenti, finansman şekli, piyasa yapısı, vb. kanallarla da etkili olabileceğine işaret ediyor. Buna göre üretim maliyeti haricinde, yabancı para cinsinden borçluluk ve yatırım maliyeti gibi fiyatlamayı ve firma bilançosunu etkileyebilecek başka unsurların varlığı nedeniyle fiyatlar üzerinde döviz kuru geçişkenliği oldukça yüksek.

DETERJAN ZAMLANACAK
Cuma günkü devalüasyon sonrası konuştuğumuz plastik sektöründe faaliyet gösteren bir üretici, “Üç önce sözleşme yaptık, o günkü kurla bugünkü kura bakarsak maliyet anlamında yüzde 100 zarardayım” dedi. İstanbul’da üretim yapan bir başka plastik fabrikasının müdürü de, “Hammadde alamıyoruz, alsak da bu fiyatlardan mal üretip satamayız” diye konuştu. Piyasadan öğrendiğimize göre, özellikle yurtiçinde üretim yapan yabancı temizlik ve kozmetik şirketleri dolar nedeniyle zamlanan hammadde sonrası ciddi zamlara hazırlanıyor ve geçen hafta itibarıyla pazara mal vermeyi kestiler. Medikal malzeme tedarikçileri de SGK’dan sabit kuru yukarı çekmesini aksi halde bu kurdan mal veremeyeceklerini bildirdiler. Eczacıların en büyük tedirginliği ise ithal ilaçların tedariğinin yapılamaması sonucu bir süre sonra raflarda ilaç kalmaması.

EYLÜLDE GİYİM ZAMMI
Hazır giyim sektörü zaten haziran itinarıyla yüzde 40-50 artan maliyetleri nedeniyle ürünlere yüzde 20 düzeyinde zam yapmıştı. Yeni kur artışı sonrası okulların açıldığı eylül ayıyla beraber giyim ve ayakkabıda yüzde 20-25 düzeyinde yeni bir zam dalgası bekleniyor. İthal girdi kullanılan tavuk ve hayvan yeminin zamlanlması sonucu et ve süt ürünlerine birkaç ay gecikmeli de olsa zam yapılacak. Konuştuğumuz üreticilerin şimdilik en büyük tesellisi ise akaryakıt fiyatlarının ÖTV indirimi ile sabitlenmiş olması. Hızla artan kurlar sonrası dövize endeksli yeni köprü ve otoyol, Avrasya Tüneli’ne de Hükümet onay verirse zam yapılması gerekiyor.

OTOMOBİLDE ZAMLI TARİFE BUGÜN BAŞLIYOR
Döviz kurlarında yaşanan artış tüm taşıt fiyatlarında artışlara yol açtı. Yapılan zammın şimdilik yüzde 10-15 arasında olduğunu kaydeden firma yetkilileri, bu zammın yeterli olmayacağını, daha sonra yeni zamların da devreye girebileceğini bildirdiler.

Ünlü bir otomotiv firmasının Türkiye yetkilileri Aydınlık’a yaptıkları açıklamada, “Bazı araçlarımız tamamen ithal, bazı araçlarımızın da önemli ölçüde ithal parçaya dayalı. Diğer firmalarda da durum benzer. Otomotivde bir ara yerli katkı oranı yüzde 60’ları aşmıştı. Ama dövizin baskı altında tutulduğu yıllarda ithalat ucuz hale gelince yerli katkı oranı hızla düştü. Şimdi döviz kurları hızla arttığı için maliyetlerimiz de arttı. Ama piyasada ciddi bir durgunluk var. Bu nedenlerle zamları düşük tuttuk. Ancak bu fiyatlar uzun süre gitmez. Döviz böyle devam ederse yeniden zam yapmamız zorunlu olacak” dediler. Otomotiv firmalarından bazıları yeni zamları yürürlüğe sokarken, bazılarının da zamları bugünden itibaren yürürlüğe koyacağı öğrenildi. Yeni zamlarla birlikte binek otomobillerin fiyatları ortalama 8 bin lira ile 30 bin lira arasında arttığı bildirildi.

İKİNCİ EL DE ZAMLANDI
Bu arada ikinci el otomobillerinde de fiyatlar arttı. Galerici Remzi Salman otomobil satışlarında ciddi daralma olduğunu kaydederek, “Buna rağmen fiyatlarda pek düşme yaşanmıyor. Döviz kurlarında yaşanan hızlı yükseliş anında ikinci ele de yansıdı. Aracını satanlar genelde yeni model almak için satar. Şimdi yenilerinin fiyatı artınca vatandaş da elindeki aracının fiyatını arttırıyor. Satamazsa yeni model almayı erteliyor” diye konuştu.

TBF: KUR FIRSATÇIĞI YAPMAYIN
Yeni zam dalgasına ilişkin Aydınlık’a konuşan Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, kur fırsatçılarını uyardı. Kurlar bahane edilerek, Türkiye’nin topyekün girdiği bu ekonomik kriz savaşında bazı şirketlerin kârlarından feragât etmek yerine fırsatçılığa soyunduklarını ifade eden Bülent Deniz, “Bugün fırsatçılık yapanlar tüketicinin kara listesine gireceklerdir. Girdiğimiz bu ekonomik savaşta kârlarını düşünenler bu mücadeleye en hain darbeyi vurmaktadırlar” dedi.

M. Recep Erçin, 13.08.2018

Deniz: Firmalar kur fırsatçılığı yapmamalıdırlar

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yaşanan ekonomik kriz ortamında firmaların kur fırsatçılığı yaparak sattıkları mal ve hizmetlere zam yapmamaları çağrısında bulundu. 81 milyon kişinin ortak bir tepkiyle yaşanan krize karşı mücadele ortaya koyduğunu belirten Deniz; "tüketicinin hafızası güçlüdür, bu sıkıntı sona erdiğinde herkesin ortak mücadele çabasında olduğu bu süreçte, karlarından fedakarlık yapmayarak, kuru bahanesiyle sattıkları ürünlere zam yapan firmaları unutmayacağız" dedi.


10 Ağustos 2018 Cuma

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde...

Günler sonra sayın Erdoğan’ın Bayburt’ta, sayın Albayrak’ın da İstanbul’da ilk kez açıklama yapacağı günde, dolar kuruna rekor üstüne rekor kırdıran ABD bununla da yetinmedi. Aynı dakikalarda Trump tweet atarak, alüminyum ve çelik vergisini arttırdığını ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmadığını açıkladı.

Görünen o ki, diplomatik süreç bitti. Kılıçlar çekildi. 

Dolar kurunun geldiği yer ve önümüzdeki günlerde geleceği seviyelere ilişkin öngörüler dikkate alındığında, yaşanan süreçte, geriye gidiş seçenekleri tükenmişe benziyor.

Küresel güç, kapitalizm vargücüyle üzerimize yükleniyor ve daha sert yüklenmeye devam edecek.

İçimizdeki sorunlar, eleştiriler, muhalefetimiz vesaire, ne varsa; onları toprağa gömme anındayız.
Biz kendimizle yüzleşir, hesaplaşırız.
Ama şimdi kapitalizme direnme zamanıdır.

Yapılacaklar listesi uzun değil.

İncirlik masamızda. Askıya alacağız.

Bankaların, süreci ağırlaştıracak yaklaşımlarını engelleyecek, geçici nitelikte düzenlemeleri hızla karara bağlayacağız. Elbet, kredilerin tahsilatında sıkıntı olacak. "Zarar etmeyin, ama kârlarınızdan özveride bulunun" diyeceğiz.

Fırsatçılar, ayağınızı denk alın. Canı yanan bir halkın tokadı iz bırakmaz, öldürür. Bu ülkede iş yapacaksanız, sattığınızın arkasında duracaksınız.

Yurtdışındaki dostlar; paralarınızın yabancı banka yerine, ülkemizdeki bankalarda yine döviz olarak kalmasında hiçbir sakınca yok.

Alacaklı komşularımız, iş ortaklarımız, paydaşlarımız; evet, sizin gırtlağınıza çöküldü. Ama size borcu olanın gırtlağına siz de çökerseniz, paranız gelmez, sadece kriz büyür.

Yaşam için gerekli, zorunlu olmayan hiçbir ithal ürünü satın almayacağız.

Elbisemizi, yediğimiz yemeği, bindiğimiz arabanın markasını değil; yüreğimizi ve beynimizi ortaya koyacağız.

Paylaşmak güzeldir. Ellerimiz, birbirimizin sırtında olacak.

Tüneldeyiz, ama çıkacağız.
Ve kapitalizme direnirsek, kazanacağız.
Deneyelim, göreceğiz. 

9 Ağustos 2018 Perşembe

Tüketici, Ankara'dan Daha Yiğit...

Hepimizin dikkati ekonomide; rakamlar, dolar kuru, altın fiyatları…
Kurdaki çılgın yükseliş, başlayan durgunluk derken, hepimiz bir şeyler söylemeye, anlatmaya, anlamaya çalışıyoruz.

Ekonomik gerçeklikler, devlet aygıtını yönetenlerin politikalarının sonucu.
Ama sosyal ve siyasi sonuçlarına göre, sadece rakamların olduğu, gelişmeleri değerlendirirken tarafı olduğumuz yerin değil, rakamların ortaya koyduğu sonuçlara ulaşmayı zorunlu kılıyor.

Geçtiğimiz gün yayınladığımız Yastığın Üstünde Ne Var? yazısı ile ekonomideki derin ve güçlü dolarizayon iklimini, rakamlarla anlatmaya çalışmıştık.

Bugün de sokaktaki vatandaşın, yani hane halkının borçlarına bakalım;

Ekonomi kurumlarının verilerine göre 2018/Mart sonu itibariyle sokaktaki vatandaşın bankalara borcu 574,6 Milyar liraya ulaşmış durumda.
Bu rakama, ekonomik dalgalanmanın başladığı Nisan-Ağustos ayları verisi dahil değil üstelik.

Tüketici en çok borcu, nakit ihtiyacını karşılamak için almış.
222,5 Milyar TL. lık ihtiyaç ve diğer kredi borcunu, “dünyada mekan, ahirette iman” diyerek konut almak isteyen tüketicinin aldığı 215,2 Milyar TL. lık konut kredisi izliyor.
Taşıt kredisi, kredi kartı derken, tüketicinin bankalara toplam 574,6 Milyar TL. borcu bulunuyor.

574.6 Milyar TL. ne anlama geliyor?
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 2018 yılı bütçe büyüklüğü 762,8 Milyar TL.
Yani devletin bütün bir yıl boyunca güvenlik, sağlık, ulaşım, eğitim, yatırım aklınıza ne gelirse, harcamak için öngördüğü rakamın yüzde 75’i kadar tutarı, tüketici olarak sadece bankalara borçlu durumdayız.

Rakam yeteri kadar çarpıcı mı?

PS/Yazıya başlarken 1 Amerikan Doları 5.38 TL. idi. Şimdi 5.50 TL.
Yukarıdaki değilse, bu çarpıcı mı?... 

Borcu borçla kapatamıyoruz

Tüketici Postası’nın, Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine dayanarak yayınladığı kredi kartı ve bireysel kredi borçlarına ilişkin verileri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve tüketici hakları uzmanı Av. Mehmet Bülent Deniz değerlendirdi. Tüketici Postası’na açıklama yapan, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz, “Açıklanan veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz’in, Tüketici Postası için kaleme aldığı değerlendirmesini okurlarımızla paylaşıyoruz:

Türkiye Bankalar Birliği’nin , 2018 yılının ilk yarısına ilişkin açıkladığı veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır. Yılın ilk altı ayında kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısında azalma yaşanırken, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısında aynı oranda artış kaydedilmiştir.

Yaklaşık olarak bir yıl önce “kredi kartında deniz bitti” diyerek kamuoyuna yapmış olduğumuz uyarı ile birlikte, kredi kart borcu olanların daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak kredi kartı borçlarını kapatmaları çağrısında bulunmuştuk. Çağrımız karşılığını bulmuş olmalı ki, kredi kartı borçlarını ödeyemeyenler, daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak, kredi kartı borçlarını ödeme gayreti içine girmişler.

Ancak gelinen noktada daha düşük faiz maliyeti olmasına karşın, tüketicinin bireysel kredi borcunu da ödeyemediği görülüyor. 2018/Ocak-Haziran verilerine göre, kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe uğrayanların sayısı yüzde 16 oranında azalırken, bireysel kredi ödemesi yapamayan tüketicilerin sayısı neredeyse aynı oranda, yüzde 15 artmıştır.

Bir yıl önceki oldukça düşük faizli bireysel kredi borcunun bugünlerde ödenemeyecek noktaya gelmiş olması, ekonomide yaşanan derin krizin tüm gerçekliğini ortaya koymaktadır. Borcunun maliyetini düşürerek borçlanan tüketici, düşük maliyete karşın borcunu ödeyemez noktadadır. Ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı süreç, borcun daha düşük maliyetle dahi olsa çevrilemediğini, kapatılamadığını ortaya koymaktadır.

Bu veriler önümüzdeki dönemler için bizi daha karamsar öngörüde bulunmaya zorlamaktadır. Özellikle Mayıs-Ağustos dönemine ilişkin veriler açıklandığında göreceğiz ki, sadece bireysel kredilerini değil kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı da artmış olacaktır. Bu dönemde ödenemeyen borçlar için bankaların önümüzdeki Eylül-Ekim ayından sonra yasal takibe geçmeleri de güçlü bir olasılıktır. Bayram sonrası tüketicilerin evlerinde, işyerlerinde icra memurlarını görmeye başlayacağız. Bankaların, yasal zorunluluk nedeniyle alacaklarını tahsil etmeye çalışırken, hepimizin aynı gemide olduğunu anımsamaları gerekiyor.

09.08.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/borcu-borcla-kapatamiyoruz/2348/

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.

10 Haziran 2018 Pazar

Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş

Merkez Bankası, Para Politikaları Kurulu toplantısından %1,25 oranında faiz artışı kararı çıktı. Bu artış ile, gösterge faiz oranı 16,50 ‘den 17,75’e ulaşmış oldu. Kararın ardından Dolar 4.46'ya, Euro ise 5.29 liraya kadar geriledi. Uzmanlar, Merkez Bankasının faiz artırımını Tüketici Postası’na yorumladı.

Merkez Bankasının faiz artımına gitmesini beklemediğini ifade eden Ekonomist Uğur Civelek: “Bu karar, Merkez Bankasının nerenin etkisinde olduğunun göstergesidir” dedi.

Uluslararası piyasaların 100 baz talebini de aşan 125 bazlık artışın, durumun göründüğünden de kötü olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Civelek: “Dolar kurunun yükselmesine tahammülleri yok, maliyet baskılı yüksek enflasyonu kontrol etmeye çalıştıkları görülüyor. Fakat bu müdahaleye rağmen dolar kuru 4,40’ın altına düşmezse başka şeyler düşünmek zorunda kalacaklar” uyarısında bulundu.

Bu faiz artışının vatandaşın davranışında bir değişiklik yaratmayacağını, krediye ihtiyacı olanın yükselen faize rağmen, ihtiyacını karşılama mecburiyetinden kredi almaya devam edeceğini ifade eden Civelek: “Krediye ihtiyacı olan yine alacak ama ekonomik bunalım ve çaresizlik büyüyecek. Kaynak sıkıntısı ciddi boyutlarda artacak. İş dünyası uzun zamandır bir ölüm sessizliğinde. Durumun göründüğünden çok daha kötü olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Sonuç ortada
Merkez Bankasının faiz artışı ile ilgili görüşünü aldığımız Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz: “Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş” dedi.

Deniz görüşlerini: “Merkez Bankası beklentilerin de üzerine çıkarak faizi arttırdı. Beklenti 100 baz civarındaydı. 125 baz puanlık artış, durumun bildiğimizden de kötü olduğunu açıkça gösteriyor. Küresel ekonominin bir parçası olmak veya bilek güreşine tutuşmak? Sonuç ortada” sözleri ile ifade etti.

07.06.2018, Tüketici Postası

24 Mayıs 2018 Perşembe

Kalıcı hasarlar oluştu!

Dolar kurundaki artış, tüketiciye ulaşan tüm ürünlerin maliyetlerinin artmasına ve tüketici için yaşamın daha pahalı hale gelmesine yol açıyor. Mal ve hizmet satanlar gün içinde birkaç kez etiket değiştirmeye başladıklarını ifade ederken, bu durumdan en çok etkilenen sokaktaki vatandaşın, tüketicinin sesine kulak verdik. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz yaşananları Tüketici Postası için değerlendirdi.

Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerin sürpriz olmadığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Türkiye, sıradan bir ekonomik kriz değil, ciddi bir ekonomik kaos, buhran içindedir” dedi.

“TBF sekiz ay önce uyarmıştı”
Ülke tarihinin en önemli ekonomik buhranlarından birini yaşadığını kaydeden Deniz; “sokaktaki yurttaş yaşananın adını koydu ve artık bir kaos olduğunu kabul etti. Biz, bugünlerin olacağını 2017 yılında, sonbaharda söylemiş ve uyarmıştık. Uygulanan ekonomi politikasının üretim ve yatırım odaklı olmaktan hızla uzaklaştığını; ithalata dayalı, popülist bir ekonomik modelin tercih edildiğini, ülke ekonomisinin bu tercihi kaldıramayacağını ve geminin karaya oturma olasılığını güçlü bir şekilde geçtiğimiz sonbaharda ifade etmiştik. Ancak başkanlık sistemi, seçimler, dış politikada alınan kimi yersiz kararlar nedeniyle ekonomi gitgide kırılgan hale geldi ve yaşanan kaos patlak verdi” dedi.

“Enflasyon, ardından büyük bir durgunluk yaşanacak”
Seçim kararı alınmasıyla birlikte siyasi belirsizlik ve seçim ekonomisi uygulamasının piyasalarda güvensizlik ortamı oluşturmasının yanında tüketicinin güveninde de büyük bir aşınmaya neden olduğunu vurgulayan Deniz; “Kurdaki artış yıl sonunda yüzde 30’lar civarında bir enflasyon oranına işaret ediyor. Mayıs ayında Tüketici Güven Endeksi adeta çakıldı ve bir önceki aya göre yüzde 2.8 oranında düşüş kaydetti. Tüketici Birliği Federasyonu olarak, bu endeksi öncü göstergelerden biri olarak kabul ediyoruz. Buna göre, en az altı aylık dönem için tüketicinin mevcut ekonomik gidişat ve yönetim iradesine ilişkin güveninin ciddi ölçüde azaldığı, tüketicinin zorunluluk dışında harcama yapmaktan şiddetle kaçınacağı ve dolayısıyla ekonomide durağan bir döneme girileceği ortaya çıkmıştır” dedi.

“Panik, bunalımı içinden çıkılmaz hale getiriyor”
Yaşanan gelişmelerin hangi faktörlerden kaynaklandığı sorusunu; “yaşanan kaosun dış kaynaklı operasyon olduğunu bir an için varsaydığımızda dahi, ülkeyi 16 yıldır yöneten iradenin bu operasyona neden mahal verdiği, bu operasyona karşı gerekli çözümleri neden üretmediği ve böyle bir operasyona yenik düşecek bir ekonomiyi neden oluşturduklarının da sorulması gerek. Dış güçler diyerek bu işten sıyrılmak, bu milletin aklıyla alay etmekle eşdeğerdir” diyerek yanıtlayan Deniz sözlerine şöyle devam etti:

“Ülkeyi yöneten iradenin günlerdir suskun kalmış olması, gerek iktidar ve gerekse ekonomi yönetimine dahil olan kuruluşların hiçbir adım atmamaları nedeniyle halkın zihninde “bu işi çözemeyecekler” algısı oluştu. Bu nedenle tüketici ekonomide bir yönetim iradesinin olmadığına karar vererek, çözümünü kendi üretme noktasına geldi ve kendince önlemler almaya başladı. Yaşanan panik ortamının, bunalımı daha da körükleyeceği bilindiği halde serbest piyasa kuralları içinde alınması gereken önlemlerin zamanında, küçük müdahaleler şeklinde alınmamış olması nedeniyle artık radikal müdahalelerin yarar getirmesi neredeyse olanaksız hale geldi. Güvensizlik had safhaya çıktı. Ekonomik bunalım, müdahale eşiğini hızla geçti ve kalıcı hasarlar oluştu. Ne yazık ki, Türkiye önümüzdeki birkaç yılını bu hasarları gidermekle kaybedecek”

24.05.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kalici-hasarlar-olustu/1284/

14 Nisan 2018 Cumartesi

Kriz geçici, hasarı kalıcı olacak

ABD ve Rusya’nın savaşın eşiğine gelmesi ile patlak veren krizin sonuçları Türkiye’de doların 4 liranın üstüne Euro’nun ise 5 liranın üzerine çıkması ve akaryakıta gelen zamlarla etkisini göstermeye başladı. Yaşanan gelişmeleri ve tüketicileri nelerin beklediğini konunun uzmanlarına sorduk.

Suriye’nin Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı iddiaları ve bu iddiaları Rusya’nın yalanlaması ile ABD Başkanı’nın Twitter hesabından füze atma tehditleriyle bölgede sıcak saatler yaşanmaya devam ediyor. Bölgemizde yaşanan krizin etkileri ülkemizde etkilerini göstermeye başladı bile. Dolar dört liranın üzerine çıkarken, Euro da 5 lirayı geçti. Kurdaki yükseliş akaryakıta yapılan zamlar, tüketicileri zor günlerin beklediğinin habercisi oldu. Tüketici postası okurları için yaşanan gelişmeleri uzmanlarla değerlendirdik.

“Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler”
Ekonomi Profesörü Osman Altuğ, kurdaki yükselişin yaşanan son gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmadığını belirterek, “Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler. Bu nedenle kim kime ne demiş, kim kime bağırmış bunlar topu taca atmaktır” dedi. Bütçeler açık, ödemeler dengesi açık diyen Altuğ, “Bu kriz olsa olsa onbinde bir etkiler. Zaten ekonomik kriz vardı Türkiye’de. Ekonominin yolunda gittiği gibi bir algı yönetiliyor bu doğru değil. Her yıl ortalama yüzde 15 devalüasyon yaptı bu iktidar” diye konuştu.

“Tüketici bol bol yutkunacak”
İşsizlik, çekler senetler ödenmiyor, esnaf siftah yapmıyor, krizin belirtileri zaten ortada diyen Altuğ, bunun yüksek faiz modelinde soygun olduğunu vurguladı. Vatandaşın Kadıköy’den vadeli telefon alıp Gaziosmanpaşa’da peşin paraya sattığını ve nakit ihtiyacını bu şekilde giderdiğini aktaran Altuğ, önümüzdeki günlerde tüketicileri bol bol yutkunmanın beklediğini belirterek şunları söyledi:

“Geçecek vitrinin önüne yutkunacak, sanki yedik, sanki içtik, sanki giyindik diyecek. Sağlık sorunları artacak çünkü insanların morali bozulacak ve strese dayalı sağlık sorunlarında artış olacak.”

“Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor”
Herkesin özeleştiri yapması gerektiğine vurgu yapan Altuğ, “Vatandaş apartmanının yönetim toplantısına gitmiyor. Üye olduğu kooperatifin, derneğin toplantısına gitmiyor. Sonra da yönetimi eleştiriyor. Önce toplantıya git, aidatını öde, sonra da hesap sorarsın. Seçim sandığına gitmeyenler var, aynı şey” dedi.

“Siyasetin finansmanını halk yapmalı”
Siyasetin finansmanını halk yapmıyor, parası olanlar yapıyor diyen Altuğ, “Siyasetin finansmanında halk yok, siyasi partilerin finansmanında halk yok. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde siyasi partilerin finansmanı en önemli konu, bizde ise hikâye” şeklinde konuştu. Siyasi partilerin finansmanıyla ilgili bizim dışımızda konuşan yok diyen Altuğ, “Halkın olmadığı bir demokrasi. Halk üyesi olduğu partiye para öderse, hesap da sorar. Para vermediği için hesap sormuyor. Bu konuda yeniden yapılanma gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’deki kur artışının dünyayla paralel mi olduğu sorumuza ekonomist Atilla Yeşilada, “Dünya ile paralel olmadı. Dolar karşısında en fazla değer kaybeden Arjantin para birimi, son günlerde Rusya ve de Türkiye, bize mahsus nedenlerden dolayı. Çünkü enflasyon çok yüksek” dedi. Yeşilada, ekonomide yılbaşından beri sorun olduğunu ancak son gelişmeler ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olması, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nedeniyle Türkiye’deki etkilerinin yüksek olduğunu söyledi.

“Ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir”
Böyle devam ederse ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir diyen Yeşilada, “Bizim şirketlerimizin çok döviz borcu var, 225 milyar dolar. Kaba bir hesapla Türk lirasının her yüzde on değer kaybı bu insanlara 80-85 milyar lira bilanço zararı yazıyor. Şirket kar edemeyince istihdam ve yatırım yapamıyor” dedi. Enflasyonun artacağını kaydeden Yeşilada, “Türk lirasında yüzde on değer kaybı tüketici enflasyonunu yüzde 2 arttırır. Bu yıllardır ispatlanmış bir ilişki. Her şey daha pahalı olacak. Bunun üzerine bir de petrol fiyatlarının arttığını göz önüne alırsak, benzin ve sonrasında kışın da doğalgaz zamlanacak. Dar gelirli hatta orta gelirli çok ciddi sıkıntıya düşecek” diye konuştu.

“Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum”
Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum diyen Yeşilada, “Bir an önce seçime gidip arkasından kemer sıkma programı uygulamamız lazım başka çaremiz yok bu ortamda” dedi. Tüketicilere zaruri olmayan tüketimi kesmeleri tavsiyesinde bulunan Yeşilada, “Ben prensip olarak bütçemin yüzde 20’sinden fazlasını faiz ödemem. Dolayısıyla öyle bir kredi borcum varsa kapatmaya çalışırım. Tüketiciler elden geldiği kadar kredi kartı harcamasından feragat etmeliler” diye uyardı.

“Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak”
Küba krizinden bu yana Amerika ve Rusya arasında yaşanan en önemli krizlerden birini yaşadığımızı ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Krizin sınırımızda, Suriye de olması da bizim için önem taşıyor. Buna bağlı olarak bu krizin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkemizde her şey tepetaklak oldu” dedi. Krizin etkilerini hemen hissetmeye başladığımızı vurgulayan Deniz, “Akaryakıta zam geldi, zaten ülkemizde akaryakıt ürünlerine zam olduğunda bu tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerin otomatik olarak zamlanacağı anlamına gelir” diye konuştu. İktidarın “Türkiye ekonomisi güçleniyor” söylemleriyle aynı fikirde olmadığını vurgulayan Deniz şöyle devam etti:

“Bu krizin etkileri çok derin ve büyük olacaktır. Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak. Kişisel görüşüm, bu krizin sıcak savaşa dönmeden biteceği yönünde. Ancak krizin bitmiş olması Türkiye’deki ekonomik göstergelerin kriz öncesi zamana geriye dönüşü ne yazık ki sağlamayacak. Doları 3.80’ler seviyesinde göremeyeceğiz. Aynı şekilde akaryakıt fiyatları bakımından da öyle, yani kriz bittiğinde dolar 4.18, 4.20’lerden dönmüş olacak ancak 3.80 seviyesine değil 4.05 seviyesine gelecek diye tahmin ediyorum. Bu noktada Türkiye ekonomisinde yeni bir durum oluşmuştur. Bu yeni durumun ekonomi yönetimi bakımından çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bir taraftan Afrin harekatı ve benzeri dış gelişmeler bir taraftan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu mevcut sorunlar nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli bir bakış açısı, ekonomi yönetimi tarafından edinilmek zorunda.”

“Zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmayın”
Deniz, “Tüketicinin borçluluğu, hane halkı borçluluğundaki rekor seviyeler, gayrisafi milli hasıladaki artışın yeterli olmaması ve benzeri nedenlerle her ne kadar Türkiye ekonomisi geçtiğimiz çeyrekte yüzde 7 büyümüş gibi ilan edilse de, gıda ürünlerindeki enflasyon yüzde 20’ler seviyesinde” dedi. Bu krizle birlikte özellikle gıda, iletişim ve enerji harcamalarına çok ciddi artışlar gelecek diyen Deniz, sözlerini şöyle bitirdi:

“Yine hane halkı borçlanması göz önüne alındığında ödememe ve temerrüde düşme söz konusu olacak. Bu da finans kurumlarıyla tüketiciyi karşı karşıya getiren toplumsal bir probleme yol açacak kanaatindeyim. Bunları giderici önlemlerin çok hızlı ve çok radikal bir şekilde alınması gerekiyor. Tüketicilerin zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmamasını öneriyorum. Eğer yeni bir otomobil ya da yeni bir telefon almak ya da buna benzer düşünceleri varsa bu düşüncelerini gözden geçirsinler. Zorunlu harcamalar ekseninde önümüzdeki altı ayı geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde yoksullaşmanın etkisi, toplumun birçok kesimini maalesef saracaktır.”

13.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kriz-gecici-hasari-kalici-olacak/829/

24 Haziran 2015 Çarşamba

İcra Dosyaları Çığ Gibi Büyüyor 16 Milyon Dosya Mahkemelerde

Ekonomide yaşanan sıkıntılar, adliyedeki dosyalarda inanılmaz artışa yol açtı. Konu ile ilgili Bugün Gazetesinde, Gökhan Özdağ'ın yayınladığı haberi ve STV Haber TV. Ana Haber Bülteninde, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'in değerlendirmelerini paylaşıyoruz:

http://www.bugun.com.tr/ekonomi/korkulan-oldu-haberi/1703667
Ekonomide yaşanan kriz yüzünden borcunu çeviremeyen vatandaş icra dosyalarıyla cebelleşiyor. 12 yılda 2.5 kat artan icra dosyası sayısı 23 milyonu aşarken bunların sadece 7 milyonu çözüme kavuştu.

on 12 yılda ekonomik sıkıntılar yüzünden borçlarını ödeyemeyenler ile yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin sayısı hızla arttı.

İcra dosyası sayısı 23 milyonu aştı. 7 milyonu çözüme kavuşurken 16 milyon dosya çözüm için mahkemelerde bekliyor. Türkiye’deki 985 icra dairesinde icra dosyası sayısı 23 milyonu aştı. Adalet Bakanlığı verilerine göre ülke genelindeki toplam icra dosyası sayısı 2003 yılında 9 milyon 305 bin 453 iken 2013 sonu itibariyle yeni gelen dosyalarla birlikte 21 milyon 838 bin 823’e yükseldi.

1,5 yılda bir milyondan fazla
2015’in ilk yarısına gelindiğinde ise rakamın 23 milyonu aştığı belirtiliyor. Yani sadece bir buçuk yıl içinde 1 milyondan fazla kişi borcunu ödeyemediği için icra takibine düşmüş oldu. Böylece son 12 yılda icra dosyalarında 2,5 katlık bir artış gerçekleşmiş oluyor. İcra dosyası sayısının 23 milyonu aşmış olması ortalama her 4 haneden üçünün icra ile yüz yüze olduğu anlamına geliyor. Bu, aynı zamanda her 4 kişiden birisinin icralık olmasını ifade ediyor.

Borçla yaşar olduk
Bu duruma en büyük etkenin öz kaynak sıkıntısı yaşayan firmaların borçlanarak yatırım yapması, karşılıksız çeke hapis cezasının kaldırılması ve kredi ve kredi kartı kullanımının artması olarak gösteriliyor. Bu dosyalardan yaklaşık 7 milyonu yıl içinde çözüme kavuşturulurken 16 milyondan fazla dosya ise iş yükü nedeniyle bir sonraki yıla devretti. İcra müdürlüklerinin takip ettiği tüm icra işlemlerinin hepsi ise alacak işlemi değil. Maddi bir alacak ifade etmese de yerine getirilmeyen her türlü yükümlülük için icra takibi yapılabiliyor. İcra takibi, mahkemede kesinleşmiş bir karar olmadan da yapılabiliyor. Mahkeme kararına dayalı olarak yapılan icra işlemleri, toplam icra dosyalarının onda birini oluşturuyor.

STV. Haber TV. 22.06.2015