dolar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dolar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2018 Pazartesi

Halk İster, Halkbank Yapar

Günlerden Cuma.
Yazın son günlerinde, son hafta sonlarından biri başlıyor.
Hafta geride kalmış. Cuma gününden Cumartesiye yolculuk başlamış.
Böyle geceler, çoğumuz için aynıdır; dinlenme, ailemiz, hobilerimiz, gezme, eğlence…

Ancak aramızdan 1763 kişi için 31 Ağustos Cuma gecesini 1 Eylül'e bağlayan gece farklıydı. 1763 kişi, gece tam 22:01’de; bir hafta sonu gecesinde o saatte fatura ödemesi, bakiye sorgulaması, EFT ve benzeri herhangi bir bankacılık işleminin yapılmasına ihtiyaç olmayacağı, yani Halkbank’ın yüzbinlerce müşterisi için internete bağlanıp bankanın sitesine girmeyi tercih etmeyeceği saatte, www.halkbank.com.tr sitesine girerek döviz alımı yaptılar.

Cumartesi sabahı çoğu medya kuruluşunun henüz yazmadığı (belki de yazamadığı) zaman diliminde, Cuma gecesi neredeyse yarı fiyatlarla yapılan döviz alım işlemleri sosyal medyada yayılmaya başladı. Kimsenin inanamadığı bu olayla ilgili sosyal medyada çığ gibi yayılan paylaşımların üzerinden saatler sonra Halkbank’tan açıklama geldi.
Bu ilk açıklama kamuoyunun daha fazla meraklanmasına ve sorgulamasına yol açtı;
1-Sistemde hataya yol açan “dış kaynak” neydi?
2-“Kısa bir süre” ne kadarlık bir süreydi?
3-“Kısıtlı sayıda işlem” derken, kriter neydi? Bu işlemlerin parasal büyüklüğü ne kadardı?
4-“Müşterilerin zararına sebebiyet verilmemiştir” ne anlama geliyordu? Kaç kişi olduğu bilinmeyenlerin yaptıkları işlemlerin akıbeti neydi?

Bankadan yapılan bu duyurudan tatmin olmayan kamuoyu sosyal medyada bu soruları sormaya devam ederken, nihayet medyanın büyük kısmının görmezden gelmeye gayret ettiği bu sıra dışı olay haber olarak yayınlanmaya başladı. Sorgulamanın ve tepkinin dozu artması üzerine, ilk açıklamanın üzerinden yine birkaç saat geçtikten sonra banka, akşamüstüne doğru ikinci bir açıklama daha yaptı.
Sabahın erken saatlerinden itibaren kamuoyunun tepkili olarak sorduğu sorulardan bir tanesinin yanıtı bu açıklama ile verildi; “… hatalı döviz kurları ile gerçekleştirilen müşteri döviz alım-satım işlemlerinin hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır.” 

Diğer soruların yanıtı için de ertesi günü beklemek, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan’ın NTV’de canlı yayına çıkmasını beklemek gerekiyordu. 2 Eylül, Pazar, saat 11:18’de canlı yayında konuşan Genel Müdür, 31 Ağustos Cuma gecesi saat 22:01-22.39 arasında 1763 kişinin toplam 4.600.000 dolarlık döviz aldığını ve bu işlemlerin tamamının iptal edildiğini duyurdu.

Genel Müdür Arslan’ın bu açıklamasıyla kamuoyunun merakla beklediği soruların büyü kısmı yanıtlanmış oldu. Ancak kamu bankası niteliğinde ve payları borsada işlem gören bir bankanın, meydana gelen bu sıra dışı olaya ilişkin olarak kamuoyu ile zamanında ve doğru iletişim kurmaması, açıklamanın neredeyse iki güne yayılması nedeniyle halen dahi kamuoyunun yapılan açıklamalar ile ikna edilmemiş olduğu görülüyor.

Bankacılık Yasası, Türk Ticaret Yasası, Kişisel Verilerin Korunması Yasası, ticari sır gibi nedenlerle kamuoyu hafta sonu gecesi, gecenin yarısında bankanın sitesine girip döviz alımı yapma gereği duyan 1763 kişinin kimliğini asla öğrenemeyecek. Sistemde meydan gelen bu hatanın hangi nedenden kaynaklandığı belki de hiç bilemeyecek. Ve açıkçası halen ABD mahkemelerinde davaya konu olan bankada, bu hatanın niye yaşandığını anlayamayacak.

Kamuoyu bir yana, kişisel olarak benim tek merak ettiğimse, bu sıra dışı olay sosyal medyada yer almasaydı, kamuoyunun bu işten haberinin olup olmayacağı ile sınırlı.

Halkbank bir kamu bankası. Kamuya ait bir kuruluşun zarar etmesi hepimizin zarar görmesi demek. Ekonomik krizde, kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkemizin finans kuruluşlarının kredi notlarını sürekli düşürdüğü bir dönemde bankalara kamuoyu güveninin sürdürülebilir olması gerekiyor. Dolayısıyla bu konu artık Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun üzerine eğilmesini gerektiren boyuttadır. BDDK çok hızlı bir şekilde konuyu araştırmalı, yasalar çerçevesinde açıklanabilecek tüm bilgileri kamuoyunun ikna olabileceği yöntem ve ayrıntılarıyla paylaşmalıdır.

10 Ağustos 2018 Cuma

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde...

Günler sonra sayın Erdoğan’ın Bayburt’ta, sayın Albayrak’ın da İstanbul’da ilk kez açıklama yapacağı günde, dolar kuruna rekor üstüne rekor kırdıran ABD bununla da yetinmedi. Aynı dakikalarda Trump tweet atarak, alüminyum ve çelik vergisini arttırdığını ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmadığını açıkladı.

Görünen o ki, diplomatik süreç bitti. Kılıçlar çekildi. 

Dolar kurunun geldiği yer ve önümüzdeki günlerde geleceği seviyelere ilişkin öngörüler dikkate alındığında, yaşanan süreçte, geriye gidiş seçenekleri tükenmişe benziyor.

Küresel güç, kapitalizm vargücüyle üzerimize yükleniyor ve daha sert yüklenmeye devam edecek.

İçimizdeki sorunlar, eleştiriler, muhalefetimiz vesaire, ne varsa; onları toprağa gömme anındayız.
Biz kendimizle yüzleşir, hesaplaşırız.
Ama şimdi kapitalizme direnme zamanıdır.

Yapılacaklar listesi uzun değil.

İncirlik masamızda. Askıya alacağız.

Bankaların, süreci ağırlaştıracak yaklaşımlarını engelleyecek, geçici nitelikte düzenlemeleri hızla karara bağlayacağız. Elbet, kredilerin tahsilatında sıkıntı olacak. "Zarar etmeyin, ama kârlarınızdan özveride bulunun" diyeceğiz.

Fırsatçılar, ayağınızı denk alın. Canı yanan bir halkın tokadı iz bırakmaz, öldürür. Bu ülkede iş yapacaksanız, sattığınızın arkasında duracaksınız.

Yurtdışındaki dostlar; paralarınızın yabancı banka yerine, ülkemizdeki bankalarda yine döviz olarak kalmasında hiçbir sakınca yok.

Alacaklı komşularımız, iş ortaklarımız, paydaşlarımız; evet, sizin gırtlağınıza çöküldü. Ama size borcu olanın gırtlağına siz de çökerseniz, paranız gelmez, sadece kriz büyür.

Yaşam için gerekli, zorunlu olmayan hiçbir ithal ürünü satın almayacağız.

Elbisemizi, yediğimiz yemeği, bindiğimiz arabanın markasını değil; yüreğimizi ve beynimizi ortaya koyacağız.

Paylaşmak güzeldir. Ellerimiz, birbirimizin sırtında olacak.

Tüneldeyiz, ama çıkacağız.
Ve kapitalizme direnirsek, kazanacağız.
Deneyelim, göreceğiz. 

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.

24 Mayıs 2018 Perşembe

Kalıcı hasarlar oluştu!

Dolar kurundaki artış, tüketiciye ulaşan tüm ürünlerin maliyetlerinin artmasına ve tüketici için yaşamın daha pahalı hale gelmesine yol açıyor. Mal ve hizmet satanlar gün içinde birkaç kez etiket değiştirmeye başladıklarını ifade ederken, bu durumdan en çok etkilenen sokaktaki vatandaşın, tüketicinin sesine kulak verdik. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz yaşananları Tüketici Postası için değerlendirdi.

Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerin sürpriz olmadığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Türkiye, sıradan bir ekonomik kriz değil, ciddi bir ekonomik kaos, buhran içindedir” dedi.

“TBF sekiz ay önce uyarmıştı”
Ülke tarihinin en önemli ekonomik buhranlarından birini yaşadığını kaydeden Deniz; “sokaktaki yurttaş yaşananın adını koydu ve artık bir kaos olduğunu kabul etti. Biz, bugünlerin olacağını 2017 yılında, sonbaharda söylemiş ve uyarmıştık. Uygulanan ekonomi politikasının üretim ve yatırım odaklı olmaktan hızla uzaklaştığını; ithalata dayalı, popülist bir ekonomik modelin tercih edildiğini, ülke ekonomisinin bu tercihi kaldıramayacağını ve geminin karaya oturma olasılığını güçlü bir şekilde geçtiğimiz sonbaharda ifade etmiştik. Ancak başkanlık sistemi, seçimler, dış politikada alınan kimi yersiz kararlar nedeniyle ekonomi gitgide kırılgan hale geldi ve yaşanan kaos patlak verdi” dedi.

“Enflasyon, ardından büyük bir durgunluk yaşanacak”
Seçim kararı alınmasıyla birlikte siyasi belirsizlik ve seçim ekonomisi uygulamasının piyasalarda güvensizlik ortamı oluşturmasının yanında tüketicinin güveninde de büyük bir aşınmaya neden olduğunu vurgulayan Deniz; “Kurdaki artış yıl sonunda yüzde 30’lar civarında bir enflasyon oranına işaret ediyor. Mayıs ayında Tüketici Güven Endeksi adeta çakıldı ve bir önceki aya göre yüzde 2.8 oranında düşüş kaydetti. Tüketici Birliği Federasyonu olarak, bu endeksi öncü göstergelerden biri olarak kabul ediyoruz. Buna göre, en az altı aylık dönem için tüketicinin mevcut ekonomik gidişat ve yönetim iradesine ilişkin güveninin ciddi ölçüde azaldığı, tüketicinin zorunluluk dışında harcama yapmaktan şiddetle kaçınacağı ve dolayısıyla ekonomide durağan bir döneme girileceği ortaya çıkmıştır” dedi.

“Panik, bunalımı içinden çıkılmaz hale getiriyor”
Yaşanan gelişmelerin hangi faktörlerden kaynaklandığı sorusunu; “yaşanan kaosun dış kaynaklı operasyon olduğunu bir an için varsaydığımızda dahi, ülkeyi 16 yıldır yöneten iradenin bu operasyona neden mahal verdiği, bu operasyona karşı gerekli çözümleri neden üretmediği ve böyle bir operasyona yenik düşecek bir ekonomiyi neden oluşturduklarının da sorulması gerek. Dış güçler diyerek bu işten sıyrılmak, bu milletin aklıyla alay etmekle eşdeğerdir” diyerek yanıtlayan Deniz sözlerine şöyle devam etti:

“Ülkeyi yöneten iradenin günlerdir suskun kalmış olması, gerek iktidar ve gerekse ekonomi yönetimine dahil olan kuruluşların hiçbir adım atmamaları nedeniyle halkın zihninde “bu işi çözemeyecekler” algısı oluştu. Bu nedenle tüketici ekonomide bir yönetim iradesinin olmadığına karar vererek, çözümünü kendi üretme noktasına geldi ve kendince önlemler almaya başladı. Yaşanan panik ortamının, bunalımı daha da körükleyeceği bilindiği halde serbest piyasa kuralları içinde alınması gereken önlemlerin zamanında, küçük müdahaleler şeklinde alınmamış olması nedeniyle artık radikal müdahalelerin yarar getirmesi neredeyse olanaksız hale geldi. Güvensizlik had safhaya çıktı. Ekonomik bunalım, müdahale eşiğini hızla geçti ve kalıcı hasarlar oluştu. Ne yazık ki, Türkiye önümüzdeki birkaç yılını bu hasarları gidermekle kaybedecek”

24.05.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kalici-hasarlar-olustu/1284/

14 Nisan 2018 Cumartesi

Kriz geçici, hasarı kalıcı olacak

ABD ve Rusya’nın savaşın eşiğine gelmesi ile patlak veren krizin sonuçları Türkiye’de doların 4 liranın üstüne Euro’nun ise 5 liranın üzerine çıkması ve akaryakıta gelen zamlarla etkisini göstermeye başladı. Yaşanan gelişmeleri ve tüketicileri nelerin beklediğini konunun uzmanlarına sorduk.

Suriye’nin Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı iddiaları ve bu iddiaları Rusya’nın yalanlaması ile ABD Başkanı’nın Twitter hesabından füze atma tehditleriyle bölgede sıcak saatler yaşanmaya devam ediyor. Bölgemizde yaşanan krizin etkileri ülkemizde etkilerini göstermeye başladı bile. Dolar dört liranın üzerine çıkarken, Euro da 5 lirayı geçti. Kurdaki yükseliş akaryakıta yapılan zamlar, tüketicileri zor günlerin beklediğinin habercisi oldu. Tüketici postası okurları için yaşanan gelişmeleri uzmanlarla değerlendirdik.

“Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler”
Ekonomi Profesörü Osman Altuğ, kurdaki yükselişin yaşanan son gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmadığını belirterek, “Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler. Bu nedenle kim kime ne demiş, kim kime bağırmış bunlar topu taca atmaktır” dedi. Bütçeler açık, ödemeler dengesi açık diyen Altuğ, “Bu kriz olsa olsa onbinde bir etkiler. Zaten ekonomik kriz vardı Türkiye’de. Ekonominin yolunda gittiği gibi bir algı yönetiliyor bu doğru değil. Her yıl ortalama yüzde 15 devalüasyon yaptı bu iktidar” diye konuştu.

“Tüketici bol bol yutkunacak”
İşsizlik, çekler senetler ödenmiyor, esnaf siftah yapmıyor, krizin belirtileri zaten ortada diyen Altuğ, bunun yüksek faiz modelinde soygun olduğunu vurguladı. Vatandaşın Kadıköy’den vadeli telefon alıp Gaziosmanpaşa’da peşin paraya sattığını ve nakit ihtiyacını bu şekilde giderdiğini aktaran Altuğ, önümüzdeki günlerde tüketicileri bol bol yutkunmanın beklediğini belirterek şunları söyledi:

“Geçecek vitrinin önüne yutkunacak, sanki yedik, sanki içtik, sanki giyindik diyecek. Sağlık sorunları artacak çünkü insanların morali bozulacak ve strese dayalı sağlık sorunlarında artış olacak.”

“Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor”
Herkesin özeleştiri yapması gerektiğine vurgu yapan Altuğ, “Vatandaş apartmanının yönetim toplantısına gitmiyor. Üye olduğu kooperatifin, derneğin toplantısına gitmiyor. Sonra da yönetimi eleştiriyor. Önce toplantıya git, aidatını öde, sonra da hesap sorarsın. Seçim sandığına gitmeyenler var, aynı şey” dedi.

“Siyasetin finansmanını halk yapmalı”
Siyasetin finansmanını halk yapmıyor, parası olanlar yapıyor diyen Altuğ, “Siyasetin finansmanında halk yok, siyasi partilerin finansmanında halk yok. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde siyasi partilerin finansmanı en önemli konu, bizde ise hikâye” şeklinde konuştu. Siyasi partilerin finansmanıyla ilgili bizim dışımızda konuşan yok diyen Altuğ, “Halkın olmadığı bir demokrasi. Halk üyesi olduğu partiye para öderse, hesap da sorar. Para vermediği için hesap sormuyor. Bu konuda yeniden yapılanma gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’deki kur artışının dünyayla paralel mi olduğu sorumuza ekonomist Atilla Yeşilada, “Dünya ile paralel olmadı. Dolar karşısında en fazla değer kaybeden Arjantin para birimi, son günlerde Rusya ve de Türkiye, bize mahsus nedenlerden dolayı. Çünkü enflasyon çok yüksek” dedi. Yeşilada, ekonomide yılbaşından beri sorun olduğunu ancak son gelişmeler ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olması, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nedeniyle Türkiye’deki etkilerinin yüksek olduğunu söyledi.

“Ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir”
Böyle devam ederse ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir diyen Yeşilada, “Bizim şirketlerimizin çok döviz borcu var, 225 milyar dolar. Kaba bir hesapla Türk lirasının her yüzde on değer kaybı bu insanlara 80-85 milyar lira bilanço zararı yazıyor. Şirket kar edemeyince istihdam ve yatırım yapamıyor” dedi. Enflasyonun artacağını kaydeden Yeşilada, “Türk lirasında yüzde on değer kaybı tüketici enflasyonunu yüzde 2 arttırır. Bu yıllardır ispatlanmış bir ilişki. Her şey daha pahalı olacak. Bunun üzerine bir de petrol fiyatlarının arttığını göz önüne alırsak, benzin ve sonrasında kışın da doğalgaz zamlanacak. Dar gelirli hatta orta gelirli çok ciddi sıkıntıya düşecek” diye konuştu.

“Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum”
Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum diyen Yeşilada, “Bir an önce seçime gidip arkasından kemer sıkma programı uygulamamız lazım başka çaremiz yok bu ortamda” dedi. Tüketicilere zaruri olmayan tüketimi kesmeleri tavsiyesinde bulunan Yeşilada, “Ben prensip olarak bütçemin yüzde 20’sinden fazlasını faiz ödemem. Dolayısıyla öyle bir kredi borcum varsa kapatmaya çalışırım. Tüketiciler elden geldiği kadar kredi kartı harcamasından feragat etmeliler” diye uyardı.

“Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak”
Küba krizinden bu yana Amerika ve Rusya arasında yaşanan en önemli krizlerden birini yaşadığımızı ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Krizin sınırımızda, Suriye de olması da bizim için önem taşıyor. Buna bağlı olarak bu krizin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkemizde her şey tepetaklak oldu” dedi. Krizin etkilerini hemen hissetmeye başladığımızı vurgulayan Deniz, “Akaryakıta zam geldi, zaten ülkemizde akaryakıt ürünlerine zam olduğunda bu tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerin otomatik olarak zamlanacağı anlamına gelir” diye konuştu. İktidarın “Türkiye ekonomisi güçleniyor” söylemleriyle aynı fikirde olmadığını vurgulayan Deniz şöyle devam etti:

“Bu krizin etkileri çok derin ve büyük olacaktır. Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak. Kişisel görüşüm, bu krizin sıcak savaşa dönmeden biteceği yönünde. Ancak krizin bitmiş olması Türkiye’deki ekonomik göstergelerin kriz öncesi zamana geriye dönüşü ne yazık ki sağlamayacak. Doları 3.80’ler seviyesinde göremeyeceğiz. Aynı şekilde akaryakıt fiyatları bakımından da öyle, yani kriz bittiğinde dolar 4.18, 4.20’lerden dönmüş olacak ancak 3.80 seviyesine değil 4.05 seviyesine gelecek diye tahmin ediyorum. Bu noktada Türkiye ekonomisinde yeni bir durum oluşmuştur. Bu yeni durumun ekonomi yönetimi bakımından çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bir taraftan Afrin harekatı ve benzeri dış gelişmeler bir taraftan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu mevcut sorunlar nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli bir bakış açısı, ekonomi yönetimi tarafından edinilmek zorunda.”

“Zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmayın”
Deniz, “Tüketicinin borçluluğu, hane halkı borçluluğundaki rekor seviyeler, gayrisafi milli hasıladaki artışın yeterli olmaması ve benzeri nedenlerle her ne kadar Türkiye ekonomisi geçtiğimiz çeyrekte yüzde 7 büyümüş gibi ilan edilse de, gıda ürünlerindeki enflasyon yüzde 20’ler seviyesinde” dedi. Bu krizle birlikte özellikle gıda, iletişim ve enerji harcamalarına çok ciddi artışlar gelecek diyen Deniz, sözlerini şöyle bitirdi:

“Yine hane halkı borçlanması göz önüne alındığında ödememe ve temerrüde düşme söz konusu olacak. Bu da finans kurumlarıyla tüketiciyi karşı karşıya getiren toplumsal bir probleme yol açacak kanaatindeyim. Bunları giderici önlemlerin çok hızlı ve çok radikal bir şekilde alınması gerekiyor. Tüketicilerin zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmamasını öneriyorum. Eğer yeni bir otomobil ya da yeni bir telefon almak ya da buna benzer düşünceleri varsa bu düşüncelerini gözden geçirsinler. Zorunlu harcamalar ekseninde önümüzdeki altı ayı geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde yoksullaşmanın etkisi, toplumun birçok kesimini maalesef saracaktır.”

13.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kriz-gecici-hasari-kalici-olacak/829/

24 Nisan 2015 Cuma

Dolardaki Artışın Bedeli Henüz Ödenmedi

25 Nisan 2014’de, yani tam bir yıl önce 1 dolar almak için 2,13 TL. vermek gerekiyordu.
Bugün, yani 24 Nisan 2015’de aynı doları almak için 2,72 TL. harcamak gerekiyor.
Yani ulusal paramız bir yılda, yüzde 27,69 oranında değer kaybetmiş durumda.

Çok değil altı ay öncesine gidelim; 24 Ekim 2014’de 1 dolar almak için 2,23 TL. ye gereksinim vardı. Yani altı aylık devalüasyon oranı yüzde 21,97. Bu rakamı yıllık bazda düşünürsek, yüzde 44’lük bir değer kaybına işaret ediyor.

Ulusal para biriminin yabancı paralara karşı değer kaybının beklenen en önemli sonucu, ülkemiz gibi cari açık sorunu bulunan bir ülkede ödenecek dış borç miktarının artması, sermaye ürünleri, enerji ve teknoloji ithalatını pahalılaştırması sonucunda fiyatlarda artış ve sonuçta enflasyona yol açmasıdır.
Yani bir ülkenin ekonomisini yönetenler için arzu edilmeyen durum…

Sakin Dolar’a ne Oldu?
Onüç yıllık AKP yönetiminde, iktidarın ilk yıllarındaki 2001 krizinin devam eden etkisi, Irak Savaşı, sonuncusu 2008’de yaşanan irili-ufaklı birkaç küresel kriz dışında, dolar fiyatı genellikle sakin bir salınım içindeydi. Bu dönem yaşanan kur artışındaki hız, hiçbir dönemde yaşanmadı. Kurdaki artış hızının yanında daha önemlisi, bu sürecin devam edeceğine ilişkin beklenti. Şimdiden kurun 2,80-3,00 TL. olacağına yönelik endişeli beklentiler ifade edilmeye başlandı.

Beklentiler gerçekleşir ve kısa dönemde bu hızla paramız değer kaybetmeye başlarsa, ekonomideki bozulma gitgide derinleşecek, yaşam pahalılaşacak, yoksullaşma artacaktır.

Çaresizliğin Yeni Adı: Merkez Bankası
Ulusal paranın değerini, ekonominin selâmeti yönünde korumak için Merkez Bankası’nın devreye girmesi, elindeki silahlarla bu artışın önüne geçmesi gerekiyor.

Merkez Bankası’nın elinde iki temel silah var:
-Kasasındaki doları piyasaya sürüp kuru düşürebilir.
-Faizi arttırıp yabancı paranın ülkemize gelmesini sağlayabilir.

Merkez Bankası’nın son dönemde piyasaya dolar sürme, yani kasasındaki doları satmaya yönelik birkaç girişimi oldu. Ancak bu hamleler sonuç vermedi ve kurdaki yükseliş devam ediyor.

Merkez Bankası’nın diğer silahını kullanıp faizi arttırması ise, Cumhurbaşkanından iktidarın tüm aktörlerine kadar, ağır eleştirilerle engellendi. Bırakın faizin artması, faizin düşmesi için Merkez Bankası üzerinde yoğun baskı uygulanıyor. Son yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında da, faizlerin aynen kalmasına karar verildi. Haliyle toplantıdan faiz artırımı kararı çıkmayınca, kurdaki hararet de artmaya devam etti.

Olağanüstü bir toplantı olmazsa, 7 Haziran seçimlerine kadar 20 Mayıs 2015’de gerçekleştirilecek bir tane Para Politikası Kurulu toplantısı var. Kurulun, iktidarın faiz konusundaki bu baskısının devam edeceği varsayımıyla bu toplantıda da faiz artırımına yönelik bir hamle yapması olanaklı görünmüyor. Bu durumda, Haziran seçimlerine kadar doların 3,00 TL ve üzerinde bir seviyeye gelmesi hiç de sürpriz olmayacak.

Faiz İnadının Sırrı
Peki tüm bu ekonomik gerçekler ortada iken, iktidarın faiz konusundaki bu katı ve baskıcı tutumu niye?
Akla gelen ilk önemli neden, mevcut iktidarın “faizin haram olduğu”na ilişkin inanç sistemine sahip kişilerden oluşması.
Bunu geçelim. Bu söylemin gereğini yeryüzünde yapabilecek hiçbir yönetim şu anda yok.
Faizsiz sistem diye yutturulmak istenen politikalar da, sistemin isminin değişmesinden öteye gitmiyor.

İktidarın faiz konusundaki bu tutumunun temel nedeni, yaklaşan genel seçimler.
Şunu tespit etmek gerek; AKP muhafazakâr orta sınıf, kendi dönemlerinde yükselişe geçen Anadolu burjuvazisi, bir tutam KOBİ’ler, esnaflar ve hepsinin üzerinde inşaat baronlarına sırtını dayamış durumda. İktidarın sınıfsal dayanağı bu olunca, her seçim döneminde bu sınıfların tatmin edilmesi gerekiyor. (*)

Sayılan bütün bu sınıfların hareketli olabilmesi, ülkede faizlerin düşük olması ile olanaklı. Faizlerin artması, “inşaat” konusunda tarihin hiç görmediği bir iktidara sahip siyasal ve sınıfsal katman için en istenmedik durum olsa gerek. Yine faizlerin bırakın artması, daha da düşürülmesi, yükselen Anadolu burjuvazisinin, KOBİ’lerin, bir kısım esnafın düşük maliyetlerle borçlanabilmesinin tek yolu.
Dolayısıyla iktidar, dayandığı sınıfları mutlu etmek ve sonuçta genel seçimlerden başarı ile çıkabilmek için faiz artışına giden tüm yollara bariyerler kurma gayretinde.

Bu gayretin sonu ne olur; seçimden belki yine tek başına AKP iktidarı çıkacaktır.
Ama 8 Haziran sabahında yeni yönetimin önünde yıllık yüzde 44, belki yüzde 60’lara dayanmış devalüasyon, başta gıda olmak üzere yaşamsal harcamalarda rekor artışlar ve yükselen enflasyon rakamları olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Ve yine kuşku duymamamız gerekenlerden biri de, Haziran sonrasında kemerlerimizde yeni delikleri açmak zorunda kalacağımızdır.

(*) Taner Timur, AKP'nin Önlenebilir Karşı Devrimi, Yordam Kitap, İstanbul, 2014, sayfa 157-158.