7 haziran 2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 haziran 2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2015 Pazar

Başkanlık Sistemi Kesinlikle Gelecek...

“Pes birader” dedi. “Söylediğini yapacağına hiç ihtimal vermemiştim.”
Telefondaki ses, lise arkadaşım Büklüm Beyin sesiydi.

Aslında telefonu açarken, “hani haftaya geliyordun İstanbul'a, seni boğaza götürüp yedirip içirecek, kulis bilgilerini emecektim” diye fırça atmaya niyetliyken, o benden baskın çıktı: “ “sana bir isim takarım, sendeki kulis bilgilerini emer, sağda solda yazarım” dediğinde inanmamıştım. Sözünün eriymişsin, ama yazmayaydın iyiydi.”

“Nerdesin, hani bana gelecektin” lâfı gevelerken, “İstanbul’dayım, senden sonra günübirlik çok gittim geldim. Malum seçim çalışmaları. Çok istedim uğrayayım diye. Olmadı. Şimdi Atatürk Havalimanındayım.. Beklerken, hiç olmazsa telefon ile sana fırçamı atayım dedim. Ama tebrik ederim, affetmedin yazdın, yazıyı..”

Büklüm Beyin Saçmalıkları yazısını kastediyorsan, yazacağımı söylemiştim” dedim. “Şimdi fırça atmayı bırak; yazıdan sonra okuyanlar, “ne zaman gelecek Büklüm Bey? Ayık kafayla bu kadar bilgi verdiyse, Boğazda güzel kafayla neler yumurtlar” diye sorular bile geldi” diyerek biraz egosunu okşayıp pozisyonumu aldım.

Seçim Sonrası Yeni Anayasa Yapılacak
“Yok” dedi, “merak etme, telefonda da olsa bir şeyler yumurtlayacağım sana, yazar yine havanı atarsın” diye kapıyı açınca doğrudan daldım: “Anketlere baksana, başkanlık hayali suya düştü galiba.”

“Asla” dedi. “Seçimden sonra Anayasa değişikliğine, başkanlık sistemine ve Tayyip Beyin başkanlığına hazır olun.”
“Yahu “seni başkan yaptırmayacağız” diye bas bas bağıran HDP barajı geçiyor. Nasıl olacak? Yoksa baraj altı mı bu parti?”

“Dur sözümü kesme, uçağa binmeye az kaldı.
Hızlıca anlatayım: HDP barajı geçse de, geçmese de, Anayasa değişecek. Değişecek Anayasa’da, başkanlık sistemi de mutlaka olacak.

HDP, Öcalan’ın Dışarı Çıkmasına Engel mi Olacak?
HDP barajı geçmezse,  AKP 330'un üzerini zaten görecek. Sorun yok.
Geçerse de; adettendir, her yeni anayasa döneminde bir genel af çıkartılır. HDP’nin yeni anayasaya desteğinin anahtarı genel af yani, Öcalan’a özgürlük olacak. HDP gibi bir siyasi yapının Öcalan’ı dışarı çıkartacak bir teklifi reddetmesi olanaksız. Bakma meydanlardaki “başkan yaptırmayacağız” muhabbetine. Genel af kozuyla tıpış tıpış yeni anayasa için AKP ile birlikte hareket edecekler.”

Koşar adım konuşmasını, birkaç kez kesmeye yeltendiysem de, bana kulak asmadı; “Bak önemli bir algı yanılmasını da gör; Meclis 550 kişiden oluşur. Tek başına iktidar için 276 yeterli. 330-400 muhabbetini bir kenara bırak, 276 üzeri AKP’ye yetiyor. Yedeğinde HDP de oldu mu bu iş tamamdır.

“Hah, anons da geldi. Kapatıyorum. Hiç boşuna “yazarım-mazarım” diye havalanma, yazman için dedim bunları zaten. İlk fırsatta arayacağım, biraz CHP üzerine laflarız. Hadi byeee” demesiyle telefonun kapanması bir oldu.

Kuryelik bendenize, değerlendirme bu satırları okuyana, sevabı ve günahı da, lise arkadaşım Büklüme ait…


24 Nisan 2015 Cuma

Dolardaki Artışın Bedeli Henüz Ödenmedi

25 Nisan 2014’de, yani tam bir yıl önce 1 dolar almak için 2,13 TL. vermek gerekiyordu.
Bugün, yani 24 Nisan 2015’de aynı doları almak için 2,72 TL. harcamak gerekiyor.
Yani ulusal paramız bir yılda, yüzde 27,69 oranında değer kaybetmiş durumda.

Çok değil altı ay öncesine gidelim; 24 Ekim 2014’de 1 dolar almak için 2,23 TL. ye gereksinim vardı. Yani altı aylık devalüasyon oranı yüzde 21,97. Bu rakamı yıllık bazda düşünürsek, yüzde 44’lük bir değer kaybına işaret ediyor.

Ulusal para biriminin yabancı paralara karşı değer kaybının beklenen en önemli sonucu, ülkemiz gibi cari açık sorunu bulunan bir ülkede ödenecek dış borç miktarının artması, sermaye ürünleri, enerji ve teknoloji ithalatını pahalılaştırması sonucunda fiyatlarda artış ve sonuçta enflasyona yol açmasıdır.
Yani bir ülkenin ekonomisini yönetenler için arzu edilmeyen durum…

Sakin Dolar’a ne Oldu?
Onüç yıllık AKP yönetiminde, iktidarın ilk yıllarındaki 2001 krizinin devam eden etkisi, Irak Savaşı, sonuncusu 2008’de yaşanan irili-ufaklı birkaç küresel kriz dışında, dolar fiyatı genellikle sakin bir salınım içindeydi. Bu dönem yaşanan kur artışındaki hız, hiçbir dönemde yaşanmadı. Kurdaki artış hızının yanında daha önemlisi, bu sürecin devam edeceğine ilişkin beklenti. Şimdiden kurun 2,80-3,00 TL. olacağına yönelik endişeli beklentiler ifade edilmeye başlandı.

Beklentiler gerçekleşir ve kısa dönemde bu hızla paramız değer kaybetmeye başlarsa, ekonomideki bozulma gitgide derinleşecek, yaşam pahalılaşacak, yoksullaşma artacaktır.

Çaresizliğin Yeni Adı: Merkez Bankası
Ulusal paranın değerini, ekonominin selâmeti yönünde korumak için Merkez Bankası’nın devreye girmesi, elindeki silahlarla bu artışın önüne geçmesi gerekiyor.

Merkez Bankası’nın elinde iki temel silah var:
-Kasasındaki doları piyasaya sürüp kuru düşürebilir.
-Faizi arttırıp yabancı paranın ülkemize gelmesini sağlayabilir.

Merkez Bankası’nın son dönemde piyasaya dolar sürme, yani kasasındaki doları satmaya yönelik birkaç girişimi oldu. Ancak bu hamleler sonuç vermedi ve kurdaki yükseliş devam ediyor.

Merkez Bankası’nın diğer silahını kullanıp faizi arttırması ise, Cumhurbaşkanından iktidarın tüm aktörlerine kadar, ağır eleştirilerle engellendi. Bırakın faizin artması, faizin düşmesi için Merkez Bankası üzerinde yoğun baskı uygulanıyor. Son yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında da, faizlerin aynen kalmasına karar verildi. Haliyle toplantıdan faiz artırımı kararı çıkmayınca, kurdaki hararet de artmaya devam etti.

Olağanüstü bir toplantı olmazsa, 7 Haziran seçimlerine kadar 20 Mayıs 2015’de gerçekleştirilecek bir tane Para Politikası Kurulu toplantısı var. Kurulun, iktidarın faiz konusundaki bu baskısının devam edeceği varsayımıyla bu toplantıda da faiz artırımına yönelik bir hamle yapması olanaklı görünmüyor. Bu durumda, Haziran seçimlerine kadar doların 3,00 TL ve üzerinde bir seviyeye gelmesi hiç de sürpriz olmayacak.

Faiz İnadının Sırrı
Peki tüm bu ekonomik gerçekler ortada iken, iktidarın faiz konusundaki bu katı ve baskıcı tutumu niye?
Akla gelen ilk önemli neden, mevcut iktidarın “faizin haram olduğu”na ilişkin inanç sistemine sahip kişilerden oluşması.
Bunu geçelim. Bu söylemin gereğini yeryüzünde yapabilecek hiçbir yönetim şu anda yok.
Faizsiz sistem diye yutturulmak istenen politikalar da, sistemin isminin değişmesinden öteye gitmiyor.

İktidarın faiz konusundaki bu tutumunun temel nedeni, yaklaşan genel seçimler.
Şunu tespit etmek gerek; AKP muhafazakâr orta sınıf, kendi dönemlerinde yükselişe geçen Anadolu burjuvazisi, bir tutam KOBİ’ler, esnaflar ve hepsinin üzerinde inşaat baronlarına sırtını dayamış durumda. İktidarın sınıfsal dayanağı bu olunca, her seçim döneminde bu sınıfların tatmin edilmesi gerekiyor. (*)

Sayılan bütün bu sınıfların hareketli olabilmesi, ülkede faizlerin düşük olması ile olanaklı. Faizlerin artması, “inşaat” konusunda tarihin hiç görmediği bir iktidara sahip siyasal ve sınıfsal katman için en istenmedik durum olsa gerek. Yine faizlerin bırakın artması, daha da düşürülmesi, yükselen Anadolu burjuvazisinin, KOBİ’lerin, bir kısım esnafın düşük maliyetlerle borçlanabilmesinin tek yolu.
Dolayısıyla iktidar, dayandığı sınıfları mutlu etmek ve sonuçta genel seçimlerden başarı ile çıkabilmek için faiz artışına giden tüm yollara bariyerler kurma gayretinde.

Bu gayretin sonu ne olur; seçimden belki yine tek başına AKP iktidarı çıkacaktır.
Ama 8 Haziran sabahında yeni yönetimin önünde yıllık yüzde 44, belki yüzde 60’lara dayanmış devalüasyon, başta gıda olmak üzere yaşamsal harcamalarda rekor artışlar ve yükselen enflasyon rakamları olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Ve yine kuşku duymamamız gerekenlerden biri de, Haziran sonrasında kemerlerimizde yeni delikleri açmak zorunda kalacağımızdır.

(*) Taner Timur, AKP'nin Önlenebilir Karşı Devrimi, Yordam Kitap, İstanbul, 2014, sayfa 157-158.

19 Nisan 2015 Pazar

Büklüm Beyin Saçmalıkları


Bazı köşe yazarlarını kıskanırım, Ankara’nın derin kulislerinden haber getiren kaynakları vardır.
Kiminin “minik kuşu”, kiminin “Genelkurmay’ın üst düzey yetkilisi”, kiminin de “Taha Kıvanç”ı…

Bu “kaynak”lar hep bir adım öndedir. Kamuoyunca bilinmeyen, gelecekte olacakları önceden söyleyen ve genelde de hep doğru çıkan böylesi kaynağa sahip olmak bir gazeteci için ne büyük şanstır diye düşünürüm. Hani “Fuat Avni’si olan gazetecinin, kâhinlikte Nirvana yapması gibi bir şey…

Biz sıradan okuyucular, geleceğe dair umutsuz medya okuryazarlığı işiyle uğraşırken, bu şanslı köşe yazarlarının kaleminden; yarına, haftaya, gelecek altı ay içinde olacaklara ilişkin satırlar dökülüverir.

Ama hep flu bilgilerdir, ya da “yazarı cimridir” diye düşünürüm.
O gizemli kaynaklarından öğrendiklerinin, “bilmem yüzde kaçını yazıyorlar” diye kıskançlık içinde hayıflanmak da cabası.


Şans Kapıyı Kırınca…
Neyse ki, bir köşe yazarı ve gazeteci olmasam da, şans bana da güldü.
Geçenlerde Ankara’ya iş için gittiğimde, Kızılay’da yönümü bulmaya çalışırken, bir el dokundu sırtıma..
Yıllar öncesinden, lise arkadaşım.
Benden dört sıra önde oturup işi gücü haylazlık olan bir ergen dönem arkadaşı.

Hoşbeş için bir kafeye sığınıp içilen kahveye yıllar öncesinin anıları eşlik ederken, bomba patladı; meğerse lisedeki haylaz arkadaşım Ankara’da siyasilere danışmanlık hizmeti veren bir şirketin sahibiymiş ve de kulakları da bayağı delikmiş.


AKP, Yüzde 35’i Zor Alır
Eh, her şeyi önceden bilebilecek birine denk gelmişken, 7 Haziran’ı konuşmamak olmazdı. Müstakbel kaynağımı ürkütmeden deşmeye başladım.
“AKP tek başına iktidar olacak, kesin” dedim. Gürültüyle kahkaha atınca, yan masalardan çekinip siniverdim, ama haylaz arkadaşım sesini iyice kısarak; “kesin mi, bence değil” dedi. “Anketlerin yüzde 40’ları işaret etmesini dikkate alma. Yüzde 35 büyük başarı olacaktır iktidar için…”

İnanmayan gözlerime bakarken, başladı dökülmeye; “Bakma sen onüçyıldır bütün seçimleri kazanmasına, 2010 yılına kadar gerçekten yıllardır yapılamayanlar yapıldı. Demokratikleşme, insan hakları, yatırımlar, falan filan.. Ama, saat o seçimden beri geri sayıyor.”

Millet Erdoğan’a Borcunu Ödedi
“İyi de” dedim, “2010’dan sonra yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de aldılar.”
“O seçimler, milletin Recep Tayyip Erdoğan’a olan borcun son taksitleriydi” yanıtını alınca, aklım hepten karıştı ve arkadaşımın benimle “kafa bulduğuna” kanaate ettim. Biraz da kızgınlıkla söylediğim; “ne borcu kardeşim, biz zaten bunları yapsınlar diye seçmiyor muyuz bu insanları” sözüm üzerine, yine o gürültülü kahkahalarından birini atıverdi ve soluksuz dökülmeye başladı;
”Kızma ya, seninle kafa bulduğum falan yok.
Olay şu; ülkedeki dindar kesime, hadi biraz yumuşatayım, diniyle ilgili insanlara sistemin yaptığı eziyeti biliyorsun.
Hatta sen bile bu yüzden yıllarını insan hakları için harcamadın mı?
28 Şubat’ta rejimin karşısına dikiliveren az sayıdaki insandan biriydin. Örtüsü yüzünden okullarının kapısından geri çevrilenler, mesleğinden atılan öğretmenler, örgüt diye basılan camiler, evler, kanıt diye toplanan Kur’an-ı kerim’ler.. Bunları sana anlatmama gerek yok, hepsini benden daha iyi biliyorsun, birebir yaşadın. Sistem tüm ağırlığı ile milyonların üzerine çökmüştü.

2002’den sonra ne oldu? Tek başına oluşan bir iktidar ve AB süreci, demokratikleşme, vesayet ile mücadele derken, şimdi meslektaşların bile duruşmalara başörtüsüyle girebiliyor, okulların hepsinde serbest.
Dindar olmak, eskisi gibi rejimin hedef bellediği bir durum değil artık. Hatta dindar görünmenin prim yaptığı yılları yaşıyor insanlar.

Yıllardır biriken bu baskıyı, zulmü kaldıran da AKP iktidarı. Daha açık konuşayım, partiden çok kelleyi koltuğa alarak ülkeyi yöneten Recep Tayyip Erdoğan bu işin mimarı. Halk bunu öyle görüyor, biliyor. Kendisi için bunca riski göze almış, ülkeyi kendisi için yaşanabilir duruma getirmiş bir lidere borçlu hisseder halk. Bu da böyle bir şey.

İşte bu borcun kalan son taksitleriydi yerel seçimler, lideri Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmak.”


Borç Bitti, Seçmen Artık Özgür
Açıkçası arkadaşımın soluksuz anlattıklarını kesmeden dinlemek için kendisimi zorladım. Ama bir yere kadar, “kendin söylüyorsun, “borç ödemesi”ymiş diye, borcun kapandığını nereden biliyorsun” diye patladım.

“Sakin ol hele” dedi. “Bu ülkede gelinebilecek en yüksek makam şimdinin Beştepe’sidir. Ondan ötesi yok.
Seçmen kendisini, borcunu ödemiş ve özgür hissediyor artık. Borçlu olduğu kişiye siyaseten, hukuken tüm dokunulmazlıkları veren makama getirdikten sonra, şimdi cebine elini sokanlarla, artık çuvala sığmayan yolsuzluklarla, onüç yılda yapılan bütün demokratikleşme adımlarını, “paralel” feryadıyla tersine çevirip yalayan-yutan ve devlet partisi haline dönüşmüş iktidar partisi ile hesaplaşacaktır.

Bak bu hesaplaşmanın şiddeti ne olur bilemem, ama yüzde 35 AKP için mucizevi bir başarı olacaktır.”

Çalan telefon ağzım açık, aklıma yatmayan bu uçuk-kaçık analizi dinleme işine son verdi.
Apar topar, hesabı isteyip kalkma vakti.
“Bak” dedim, “bu saçma sapan analizlerini sağda solda yazarım, kızmayasın sonra.”
“Biliyorum, sosyal medyayı iyi kullanıyorsun” diye yanıtladı, hesabı öderken. “Rahatlıkla yazabilirsin. Ben sana bu anlattıklarımı, Ankara’da seçim yarışına girenlere parayla satıyorum. Ama beni faş etme.”
Kapının önünde vedalaşırken, “bu kadarla kalmaz” dedim. “Sana bir isim takarım, sendeki kulis bilgilerini, parayla sattığın analizleri emer, sağda solda yazar, havamı atarım.”

Arabasına koşarken döndü; “şu Ankara türküsündeki “büklüm” diye tanıt beni, unutmadan haftaya İstanbul’dayım, beni Boğaz’a götür, daha neler var anlatacağım.”

Uçuk-kaçık siyasi, senaryoları dinledim diye kendime kızarken, düşündüm; “ulan, haftaya İstanbul’a geldiğinde, seni Boğaz’da sarhoş edip tüm bildiklerini anlattırmazsam, yuh olsun bana…”