nejla sakınmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nejla sakınmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2018 Perşembe

22. Tüketici Konseyi Ankara'da toplandı

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 22. Tüketici Konseyi Ankara’da toplandı.

10 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen 22. Tüketici Konseyi’ne Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih Çiftçi, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Ahmet Erdal, Tüketici Örgütü Başkanları ve temsilcileri katıldı. Konseyde geçtiğimiz yılın değerlendirilmesi yapılırken tüketici sorunları ve çözüm önerileri görüşüldü.

Öncelikli sorun yoksullaşma
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Konsey toplantısında yaptığı değerlendirmede, ülkenin en önemli sorununun yoksullaşma olduğunu söyledi. Yoksullaşmanın beraberinde gelir dağılımı adaletsizliğini arttırdığını belirten Deniz; "Açlık ve yoksulluk sınırındaki artış ürkütücü boyutlarda. Gelir dağılımı adaletsizliği de giderek keskinleşmektedir. Bu sürecin doğal sonucu sınıf atlama, yoksulluğunu dindirme telaşında olan tüketicilerin Çiftlik Bank ve benzeri dolandırıcılık şebekelerinin eline düşmeleridir. 24 Haziran seçimleri sonrasında göreve gelecek olan iktidarın en önemli işi, yoksullaşma sürecine çare bulmaktır" dedi. Çiftlik bank olayında asıl suçlunun gerekli denetimi yapmayan kamu otoritesi olduğunun belirten Deniz, “Arkalarında hangi mafya şebekesinin olduğu bilinmeyen bir takım insanlar para toplayıp tüketicileri dolandırırken, ne Bakanlık, ne BDDK, ne SPK olaya müdahil olmamış, fatura tüketicinin saf olmasına çıkarılmıştır" dedi.

Tüketici Bakanlığı kurulmalı
Tüketici Örgütleri Genel Başkanı Fuat Engin konseyde yaptığı konuşmada yıllardır Tüketici Bakanlığının kurulması gerektiğini söylediğini belirtti. Tüketicilerin sorunlarını aktaran Engin bu sorunların üstesinden gelmek için Tüketici Bakanlığının gerekli olduğunu vurguladı.

Tüketici Konfederasyonu kurulmalı
Bursa Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz ise tüketici derneklerinin önemine ve yapılanmasına dikkat çekti ve tüketici federasyonlarının bireysel tüketici sorunlarıyla değil tüketici politikalarıyla ilgilenmesi gerektiği söyledi.

Nejla Sakınmaz, 10.05.2018 Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/22-tuketici-konseyi-ankara-da-toplandi/1041/

14 Nisan 2018 Cumartesi

Kriz geçici, hasarı kalıcı olacak

ABD ve Rusya’nın savaşın eşiğine gelmesi ile patlak veren krizin sonuçları Türkiye’de doların 4 liranın üstüne Euro’nun ise 5 liranın üzerine çıkması ve akaryakıta gelen zamlarla etkisini göstermeye başladı. Yaşanan gelişmeleri ve tüketicileri nelerin beklediğini konunun uzmanlarına sorduk.

Suriye’nin Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı iddiaları ve bu iddiaları Rusya’nın yalanlaması ile ABD Başkanı’nın Twitter hesabından füze atma tehditleriyle bölgede sıcak saatler yaşanmaya devam ediyor. Bölgemizde yaşanan krizin etkileri ülkemizde etkilerini göstermeye başladı bile. Dolar dört liranın üzerine çıkarken, Euro da 5 lirayı geçti. Kurdaki yükseliş akaryakıta yapılan zamlar, tüketicileri zor günlerin beklediğinin habercisi oldu. Tüketici postası okurları için yaşanan gelişmeleri uzmanlarla değerlendirdik.

“Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler”
Ekonomi Profesörü Osman Altuğ, kurdaki yükselişin yaşanan son gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmadığını belirterek, “Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler. Bu nedenle kim kime ne demiş, kim kime bağırmış bunlar topu taca atmaktır” dedi. Bütçeler açık, ödemeler dengesi açık diyen Altuğ, “Bu kriz olsa olsa onbinde bir etkiler. Zaten ekonomik kriz vardı Türkiye’de. Ekonominin yolunda gittiği gibi bir algı yönetiliyor bu doğru değil. Her yıl ortalama yüzde 15 devalüasyon yaptı bu iktidar” diye konuştu.

“Tüketici bol bol yutkunacak”
İşsizlik, çekler senetler ödenmiyor, esnaf siftah yapmıyor, krizin belirtileri zaten ortada diyen Altuğ, bunun yüksek faiz modelinde soygun olduğunu vurguladı. Vatandaşın Kadıköy’den vadeli telefon alıp Gaziosmanpaşa’da peşin paraya sattığını ve nakit ihtiyacını bu şekilde giderdiğini aktaran Altuğ, önümüzdeki günlerde tüketicileri bol bol yutkunmanın beklediğini belirterek şunları söyledi:

“Geçecek vitrinin önüne yutkunacak, sanki yedik, sanki içtik, sanki giyindik diyecek. Sağlık sorunları artacak çünkü insanların morali bozulacak ve strese dayalı sağlık sorunlarında artış olacak.”

“Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor”
Herkesin özeleştiri yapması gerektiğine vurgu yapan Altuğ, “Vatandaş apartmanının yönetim toplantısına gitmiyor. Üye olduğu kooperatifin, derneğin toplantısına gitmiyor. Sonra da yönetimi eleştiriyor. Önce toplantıya git, aidatını öde, sonra da hesap sorarsın. Seçim sandığına gitmeyenler var, aynı şey” dedi.

“Siyasetin finansmanını halk yapmalı”
Siyasetin finansmanını halk yapmıyor, parası olanlar yapıyor diyen Altuğ, “Siyasetin finansmanında halk yok, siyasi partilerin finansmanında halk yok. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde siyasi partilerin finansmanı en önemli konu, bizde ise hikâye” şeklinde konuştu. Siyasi partilerin finansmanıyla ilgili bizim dışımızda konuşan yok diyen Altuğ, “Halkın olmadığı bir demokrasi. Halk üyesi olduğu partiye para öderse, hesap da sorar. Para vermediği için hesap sormuyor. Bu konuda yeniden yapılanma gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’deki kur artışının dünyayla paralel mi olduğu sorumuza ekonomist Atilla Yeşilada, “Dünya ile paralel olmadı. Dolar karşısında en fazla değer kaybeden Arjantin para birimi, son günlerde Rusya ve de Türkiye, bize mahsus nedenlerden dolayı. Çünkü enflasyon çok yüksek” dedi. Yeşilada, ekonomide yılbaşından beri sorun olduğunu ancak son gelişmeler ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olması, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nedeniyle Türkiye’deki etkilerinin yüksek olduğunu söyledi.

“Ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir”
Böyle devam ederse ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir diyen Yeşilada, “Bizim şirketlerimizin çok döviz borcu var, 225 milyar dolar. Kaba bir hesapla Türk lirasının her yüzde on değer kaybı bu insanlara 80-85 milyar lira bilanço zararı yazıyor. Şirket kar edemeyince istihdam ve yatırım yapamıyor” dedi. Enflasyonun artacağını kaydeden Yeşilada, “Türk lirasında yüzde on değer kaybı tüketici enflasyonunu yüzde 2 arttırır. Bu yıllardır ispatlanmış bir ilişki. Her şey daha pahalı olacak. Bunun üzerine bir de petrol fiyatlarının arttığını göz önüne alırsak, benzin ve sonrasında kışın da doğalgaz zamlanacak. Dar gelirli hatta orta gelirli çok ciddi sıkıntıya düşecek” diye konuştu.

“Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum”
Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum diyen Yeşilada, “Bir an önce seçime gidip arkasından kemer sıkma programı uygulamamız lazım başka çaremiz yok bu ortamda” dedi. Tüketicilere zaruri olmayan tüketimi kesmeleri tavsiyesinde bulunan Yeşilada, “Ben prensip olarak bütçemin yüzde 20’sinden fazlasını faiz ödemem. Dolayısıyla öyle bir kredi borcum varsa kapatmaya çalışırım. Tüketiciler elden geldiği kadar kredi kartı harcamasından feragat etmeliler” diye uyardı.

“Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak”
Küba krizinden bu yana Amerika ve Rusya arasında yaşanan en önemli krizlerden birini yaşadığımızı ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Krizin sınırımızda, Suriye de olması da bizim için önem taşıyor. Buna bağlı olarak bu krizin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkemizde her şey tepetaklak oldu” dedi. Krizin etkilerini hemen hissetmeye başladığımızı vurgulayan Deniz, “Akaryakıta zam geldi, zaten ülkemizde akaryakıt ürünlerine zam olduğunda bu tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerin otomatik olarak zamlanacağı anlamına gelir” diye konuştu. İktidarın “Türkiye ekonomisi güçleniyor” söylemleriyle aynı fikirde olmadığını vurgulayan Deniz şöyle devam etti:

“Bu krizin etkileri çok derin ve büyük olacaktır. Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak. Kişisel görüşüm, bu krizin sıcak savaşa dönmeden biteceği yönünde. Ancak krizin bitmiş olması Türkiye’deki ekonomik göstergelerin kriz öncesi zamana geriye dönüşü ne yazık ki sağlamayacak. Doları 3.80’ler seviyesinde göremeyeceğiz. Aynı şekilde akaryakıt fiyatları bakımından da öyle, yani kriz bittiğinde dolar 4.18, 4.20’lerden dönmüş olacak ancak 3.80 seviyesine değil 4.05 seviyesine gelecek diye tahmin ediyorum. Bu noktada Türkiye ekonomisinde yeni bir durum oluşmuştur. Bu yeni durumun ekonomi yönetimi bakımından çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bir taraftan Afrin harekatı ve benzeri dış gelişmeler bir taraftan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu mevcut sorunlar nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli bir bakış açısı, ekonomi yönetimi tarafından edinilmek zorunda.”

“Zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmayın”
Deniz, “Tüketicinin borçluluğu, hane halkı borçluluğundaki rekor seviyeler, gayrisafi milli hasıladaki artışın yeterli olmaması ve benzeri nedenlerle her ne kadar Türkiye ekonomisi geçtiğimiz çeyrekte yüzde 7 büyümüş gibi ilan edilse de, gıda ürünlerindeki enflasyon yüzde 20’ler seviyesinde” dedi. Bu krizle birlikte özellikle gıda, iletişim ve enerji harcamalarına çok ciddi artışlar gelecek diyen Deniz, sözlerini şöyle bitirdi:

“Yine hane halkı borçlanması göz önüne alındığında ödememe ve temerrüde düşme söz konusu olacak. Bu da finans kurumlarıyla tüketiciyi karşı karşıya getiren toplumsal bir probleme yol açacak kanaatindeyim. Bunları giderici önlemlerin çok hızlı ve çok radikal bir şekilde alınması gerekiyor. Tüketicilerin zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmamasını öneriyorum. Eğer yeni bir otomobil ya da yeni bir telefon almak ya da buna benzer düşünceleri varsa bu düşüncelerini gözden geçirsinler. Zorunlu harcamalar ekseninde önümüzdeki altı ayı geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde yoksullaşmanın etkisi, toplumun birçok kesimini maalesef saracaktır.”

13.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kriz-gecici-hasari-kalici-olacak/829/

7 Nisan 2018 Cumartesi

Şimdi reklamları (mı) izledik?

“Reklamları izlediniz”, “Şimdi kısa bir reklam arası…” Bu satırları okuyan kaç kişi, acaba bu anonsları hatırlıyor? İnternet ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte birçok değişiklik ve yenilik geldi hayatımıza. Reklamlar da bu değişimden nasibini aldı elbette. Artık neyin reklam, neyin reklam olmadığını ayırt etmek eskisi kadar kolay olmuyor. Çünkü kimse “Şimdi Reklamlar” diye anons etmiyor.

Geçtiğimiz hafta üniversite öğrencisi olduğunu söyleyen Kadir Yalman isimli genç Twitter’da bir paylaşımda bulundu. Yemeksepeti’nden lahmacun sipariş etmiş ve “Paramız yok, 2 lahmacun fazla yollar mısınız?” demiş. Lahmacuncu da 7 tane lahmacun ve tatlı göndermiş bir de not yazmıştı, notta şöyle yazıyordu:

“Benim oğlumda başka şehirde okuyor. Allah hepinizin yardımcısı olsun. Siz bu memleketin geleceğisiniz. Tatlılarınızı da yiyin benden. Zihin açar”.

Kadir Yalman’ın bu paylaşımı 122 bin beğeni aldı. 21 bin retveet edildi ve bin 111 yorum yapıldı. Olay çok duygusaldı. Tüketici Postası olarak bizde bu duygulandıran hareketi takdir etmek için paylaşımda bulunan gençten lahmacuncunun ismini öğrenmeye çalıştık, ancak gençten bir cevap alamadık. Yemeksepeti’nden lahmacunu gönderen firmanın ismini rica ettik ancak bilgi paylaşamayacakları yanıtı aldık. Özelde Kadir Yalman’ın paylaşımını, genelde ise viral reklamları farklı isimlerle irdeledik.

Viral Reklam nedir?
İnternet üzerinde çoğunlukla video olarak, e-posta veya video paylaşım sitelerinde kullanıcıların kendi kendine yaydıkları bir reklam türüdür. En çok kullanıldığı alan video paylaşım siteleridir. Youtube ve Twitter viral reklam için en uygun mecralar olarak göze çarpıyor. Viral reklamda amaç ürünü tanıtmak değil, olayı anlatmaktır. Viral reklamlar kullanıcıların kendilerinin çektiği ve sonradan markanın satın aldığı ya da doğrudan markanın sipariş vererek çektirdiği reklamlar olarak ikiye ayrılır. Kullanıcıların çektiği reklama örnek olarak sevgilisi tarafından aldatılan genç kızın sevgilisinin eşyalarını GittiGidyor’da satmak istemesi olarak gösterilebilir. Bu reklam çekildiğinde çokça paylaşılmış ve başarılı olmuştu.

Yoksa her şey bir reklam mıydı?
Başta herkes gibi olaya duygusal yaklaşmıştık, ancak paylaşımda bulunan gençten cevap alamamak ve Yemeksepeti’nin olumsuz cevabı üzerine bunun bir viral reklam olduğu fikri ağır bastı ve sorgulamaya başladık. Belki de, ortada ne lahmacun ne de lahmacuncu vardı her şey bir kurgudan ibaretti. Gerçekte durum buysa, reklam uğruna insanların duygularının istismar edilmesi etik miydi?

Pazarlamasyon’un CEO ve kurucu ortağı Necip Murat insanların artık reklamları direk görmek istemediklerini bu nedenle de markaların bu tutum ve davranışlara göre çeşitli projeler geliştirdiklerini söyledi. Viral reklamların da bu nedenle tercih edildiğini belirten Murat, ürünün gerçeğini yansıtmayan ifadeler kullanılmadığı, rakiplere zarar verilmediği ve insanların duygularının sömürülmediği sürece bu tür reklamların etik olarak değerlendirilebileceğini belirtti. Necip Murat, lahmacun siparişiyle ilgili atılan tweetin reklam olup olmadığı yönündeki soruma ise “Bunun viral bir reklam olma ihtimali çok yüksek, ama bunu kesin olarak bilmemiz de mümkün değil” diye cevapladı.

Deniz: “Yemeksepeti’ni Reklam Kurulu’na şikayet edeceğiz”
Konuyu tüketiciler açısından nasıl değerlendirdiklerini Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz’e sorduk. Fazladan lahmacun ve tatlı gönderen firmanın adının açıklanmamış olmasının viral bir reklam olma ihtimalini güçlendirdiğini aktaran Deniz, viral reklamların bütün dünyada özellikle sosyal medya aracılığı ile çok yoğun bir şekilde kullanılan reklam ve pazarlama yöntemi olduğunu belirtti. İki konunun önem taşıdığına dikkat çeken Deniz şöyle konuştu: “İlk olarak, viral reklamın yapılabilir olduğunu kabul etsek bile, eğer böyle bir firma yok, bu sosyal medya paylaşımı gerçeğe dayanmıyorsa, yani olmayan bir iyilik hareketinin tüketicilerin ve sosyal medya kullanıcılarının vicdanlarını harekete geçirecek şekilde kullanılarak, firma lehine bir algı oluşturulmuşsa; bu çok yanlış, eleştiriye açık ve etik olmayan bir durumdur. Kamuoyunun merhamet duyguları, vicdanları harekete geçirilerek, olmayan bir olayı varmış gibi göstererek, reklam yapmak hem etik değil hem de aldatıcı bir reklam olarak nitelendirilmeli.”

Diğer konunun ise, viral reklamlara karşı Türk reklam mevzuatının etkin denetim ve yaptırım gücüne sahip olup olmadığının sorgulanmasında yattığını söyleyen Deniz, “Bizim reklam mevzuatımızda viral reklamlarla ilgili bir düzenleme bildiğim kadarıyla yok. Reklam Kurulu, esas itibariyle şikayet üzerine harekete geçen ve yaptırım uygulayan bir müessese. Bu konu bizi çok rahatsız etti. Hem bu konun açığa çıkması hem de mevzuatın ve düzenlemelerin geliştirilebilmesi için bu sosyal medya paylaşımını reklam kuruluna şikayet yoluyla ileteceğiz. Ümit ediyorum ki, biz bu başvuruyu yapmadan önce Yemeksepeti firması olayın gerçek olup olmadığı yönünde kamuoyuna bir açıklama yapar. Eğer yapmazsa bizim şikayetimiz doğrultusunda Reklam Kurulu olay hakkında bir soruşturma başlatıp ilgili firmaya soracaktır” diye konuştu.

“Eğer Yemeksepeti yaptıysa sinsi ve çirkin bir çalışma olmuş”
Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf ve Video Bölümünde Öğretim Görevlisi ve reklamcı Barbaros Gürçay, Yemeksepeti’nden lahmacun sipariş edilmesiyle gelişen olayın iki farklı duruma göre değerlendirilebileceğini ifade etti. “Birinci durumda lahmacuncunun adı geçmediği için bunu viral reklam olarak göremeyiz. İkinci durum ise evet, bu bir viral reklam olabilir. Lahmacuncunun değil, doğrudan Yemeksepeti’nin hazırladığı bir viral reklam olabilir ki, burada etikten söz etmek mümkün değil” diye konuştu. Lahmacuncu yapsaydı bir dereceye kadar kabul edilebilir olduğunu dile getiren Gürçay, “Eğer Yemeksepeti yapmışsa, oldukça sinsi ve çirkin bir çalışma olmuş. Hiçbir şekilde etik değil” dedi. Viral reklamların tüketiciler ya da firmaların önceden planlayarak hazırladığı genellikle video formatında ve internete yüklenerek sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile yayılmasını sağladıkları bir reklam türü olduğunu hatırlatan Gürçay şöyle devam etti:

“Viral reklamlarda ürün ya da hizmet hakkında doğru bilgiler verilir, reklamı yaptıran belli olur ise etik çerçeve içinde kabul edilir. İzleyenler bunun reklam olduğunu hissedebiliyorsa sorun yok. Ancak aktarılan bilgiler yanlış yani üründe olmayan özellikler aktarılıyorsa yine ‘tüketiciyi aldatmaya’ girer. Hem etik değildir hem de cezai yaptırımı vardır”. Gürçay kendisinin reklam sektöründe viral reklamlardan uzak durduğunu, geleneksel reklamcılığın kendisine daha yakın geldiğini sözlerine ekledi.

“İçerik olarak inceleriz. Mevzuata aykırı bir durum varsa idari işlem uygularız”
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü Reklam Dairesi Başkanı Oğuz Şahin, reklamları yönetmelik kapsamında denetlediklerini aktardı. Viral reklamlarla ilgili bir düzenleme olmadığını belirten Şahin, “Ancak tüketicileri yanıltan, aldatan ya da rakipleri kötüleyen, mevzuata aykırı bir şey varsa bu açıdan viral reklamları da içerik olarak inceleriz” dedi. Şahin şöyle devam etti:

“Eğer bahsettiğiniz olayda reklamı Yemeksepeti hazırladıysa ve tüketicileri aldatan, rakipleri kötüleyen bir şey varsa bunu da içerik olarak inceleyebiliriz. Burada önemli olan bu reklamı Yemeksepet’inin hazırlamış olmasıdır.”

Reklam Kurulu’nun şikayete dayalı olarak harekete geçtiğini hatırlatan Şahin, “Kurulumuza başvuru yapılırsa Yemeksepeti’ne bu reklamı hazırlayanın kendileri mi olduğunu resmi olarak sorarız. Eğer reklamı kendileri hazırlamışsa içerik olarak inceleniz” dedi.

Yemeksepeti bir açıklama yapacak mı? Reklam Kurulu’na şikayet edilecek mi? Sonuç ne olacak? Tüketici Postası olarak konun takipçisi olup gelişmelerden okuyucularımızı haberdar edeceğiz.

03.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/simdi-reklamlari-mi-izledik/699/

16 Mart 2018 Cuma

'ZAYIF TÜKETİCİ'NİN KORUNMASI ESAS ALINMAL

Tüketici Postası, Dünya Tüketiciler Günü ve Tüketici Haftası münasebetiyle tüketici dernek başkanlarıyla görüştü. Her gün bir dernek başkanının değerlendirmelerine yer vereceğimiz yazı dizimizin ilki Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz.

Tüketici Hakları diye bir kavramdan ilk defa 15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Temsilciler Meclisinde yaptığı konuşmada bahsetti. İlk olarak Amerika, Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Tüketici Koruma faaliyetleri Japonya'ya ve oradan da tüm dünya ülkelerine yayılmaya başladı. Birleşmiş Milletler 1985 yılında aldığı bir karar ile bu konuşmanın yapıldığı tarih olan 15 Mart’ı Dünya Tüketici Hakları Günü ilan ederek resmileştirdi. 15 Mart ülkemizde de Dünya Tüketiciler Günü adıyla kutlanıyor ve 15-21 Mart tarihlerini içine alan hafta da Tüketici Haftası olarak kutlanıyor.

Tüketici Postası olarak 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü ve Tüketici Haftası münasebetiyle ülkemizdeki tüketici derneklerinin genel başkanlarıyla, tüketici gündemini konuştuk. Her gün farklı bir tüketici derneği başkanıyla yapacağımız görüşmenin ilkini Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ile gerçekleştirdik.

“2017 tüketici açısından olumlu geçmedi”
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, geçtiğimiz yılın ülkemiz tüketici açısından olumlu geçen bir dönem olmadığını belirterek sözlerine başladı. Deniz, “Özellikle tüketici yasasında yapılan torba yasa değişikliği ile GSM, banka, elektrik firmaları ve benzeri çok sayıda tüketiciye hizmet satan firmalar ile tüketici arasındaki sorunların Tüketici Hakem Heyeti’nde çözümlenmesine ilişkin düzenlemeden geri adım atılarak, tüketicinin doğrudan icra takibine maruz kalmasının önünü açan düzenleme yasalaştı” dedi. Düzenlemenin hazırlık aşamasında tüketici örgütlerinin topyekûn bir muhalefet göstermiş olmasına karşın, iktidarın tüketici haklarında geri adım olarak nitelendirilebilecek bu düzenlemeyi yasalaştırdığını aktardı.

Tüketicilerin hak arama bilinci artıyor
Gıda denetimleri konusunda kamu otoritesinin denetim olanaklarının bir miktar genişlemiş olmasına karşın, tüketiciye ulaşan gıdanın sağlığı konusunda halen riskli durumda bulunduğumuzu ifade etti. Deniz, “BDDK, EPPDK gibi üst kurullarda tüketici örgütü temsilcilerinin bulunmasına ilişkin beklentimiz, bu dönemde de gerçekleşmedi. Ancak ülkemiz tüketicisinin haklarının farkındalığı ve hakkını arama konusundaki isteğindeki artışı somut olarak gözlemlediğimiz bir dönem oldu” dedi.

“Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne yapılan yeni atamanın isabetli olduğunu görüyoruz”
Deniz, “Kamu otoritesinin tüketici hakları konusundaki çalışmaları yetersiz olmakla birlikte – iyi örnekler bazında – olumlu seyrediyor. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’ne yapılan yeni atamanın isabetli olduğunu görüyoruz. Yeni Genel Müdür Ahmet Erdal’ın özellikle bu alanda çalışma yapan sivil toplum örgütleri ile işbirliği arayışlarına ilişkin yaklaşımını son derece olumlu buluyor ve güçlü şekilde destekliyoruz” diye konuştu.

‘Zayıf tüketicinin korunması’ esas alınmalı
Tüketicinin korunması ile ilgili bütün kamu kurumlarının yapacakları çalışmalarda bu ana dek gözlemlediğimiz eşgüdüm eksikliğinin giderilmesi gerekir diyen Deniz, “Finans, gıda, iletişim ve benzeri birbirinden bağımsız gibi görünen sektörlerdeki tüketicin korunmasının aslında ‘zayıf tüketici’nin korunması gerektiğine ilişkin tek ilkeye dayandığı gerçeğini esas almaları gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

TBF 2012’de 16 tüketici örgütünün bir araya gelmesiyle oluştu
Tüketici Birliği Federasyonunun 2012 de 16 tüketici örgütünün bir araya gelmesi ile kurulan bir çatı örgütlenmesi olduğunu aktaran Deniz, sözlerine şöyle son verdi:
“Temel olarak tüketici haklarının korunması ekseninde, tüketicinin devlet nezdinde temsil edilmesi, karar mekanizmalarına katılım ve müdahaleye yönelik çalışmalar gerçekleştirmektedir.”

9 Mart 2018 Cuma

Yemek Kartı Restleşmesinin Faturası Çalışana Çıktı

Çalışanlara verilen yemek kartlarıyla ilgili komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması nedeniyle gelen şikâyetler sonucunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı konunun taraflarıyla görüşerek bazı toplantılar yaptı. Yapılan çalışmalar sonucunda bakanlık tarafından alınan önlemler içerisinde bu kartların sadece restoran ve lokantalarda kullanılması da var. Tüketici derneklerinden bu önleme itiraz var.

Komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması ile gündeme gelen yemek kartları ile ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir çalışma başlatmıştı. Konunun taraflarıyla görüşen Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi çalışmanın sonuçlarının önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacağını belirterek, yemek kartlarının, market alışverişleri gibi yemek sektörü haricinde kullanılmasının önüne geçileceğini söylemesi üzerine yeni bir tartışma başladı. Vatandaşlardan ve tüketici örgütlerinden kartların sadece yemek sektöründe kullanılmasına itirazlar var. Konuyla ilgili olarak çeşitli tüketici dernek başkanlarının görüşlerini aldık. 

Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı Nihat Altay, yemek kartlarının yemek sektörü dışında da kullanımına devam edilmesi gerektiğini savunuyor. Altay, “Çalışanlar aylık belli bir miktarı dışarda yemek için harcamak istemiyor olabilir. Asgari ücretli zaten geçim derdinde. Bu kişilerin aylık kendilerine ödenen miktarı lüks mekanlarda harcamak zorunda bırakılması yanlış” dedi. Çalışanlar açısından olumsuz yönde bir çalışma olduğunun altını çizen Altay, “Çalışan kartını yemeğe harcamak yerine evinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Birçok kişi o yemek kartını harcamak yerine evinden yemek getirir ya da daha uygun yerden yemek yer. Kartı da evinin ihtiyaçları için harcar” diye konuştu. Bu kartların tekstil için de harcanmasının uygun görülmesi gerektiğini savunan Altay, “Bugün bir çalışanın giydiği ayakkabı da aynı gıda gibi zaruri ihtiyaç değil midir? Biz böyle bir çalışmaya karşıyız” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının yaklaşık 20 yıldır çalışanların yaşamında yer aldığını belirten Tüketici Güvenliği Derneği Genel Başkanı Murat Köse, “20 yıl önce kuponlar şeklinde yer alırken sonrasında kredi kartı gibi plastik kartlara dönüştü. Süreç içinde çalışanların talepleri ile şirket idarecilerinin baskılarıyla bu yemek kartları birçok yerde ve restoranlar dışında geçmeye başladı. Bu uygulama çalışanlar için de şirketler için de oldukça kullanışlı hale geldi. Özellikle dar gelirli ailelerde çalışanlar mutfak masraflarını bu kartlarla yapar duruma geldi” dedi. Bakanlığın böyle bir yasaklama yapmaya çalışmasını 20 yıldır devam eden ve herkesin mutlu olduğu bir süreci yok etme çalışması olarak değerlendirdi ve bunun anlaşılır olmadığını ifade etti. Köse, “Sanki yeni bir rant kapısı yaratılmaya çalışılıyor gibi bir izlenime kapılmamıza sebebiyet veriyor” şeklinde konuştu.

“Yemek kartları eşitliğe aykırı”
Yemek kartlarıyla ilgili farklı görüş sergileyen Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu çarpık durumun, çalışan emekçilerden çok patronların ve arada komisyon alan yabancı sermayeli üç şirketin çıkarına, işçinin ve esnafın ise zararına olduğunu savunuyor. Yasal bir düzenlemeyle personele aylık belli bir miktara kadar ‘yemek yardımı’ parasının kesinti yapılmaksızın verilmesinin gerektiğini belirten Ağaoğlu, “işçinin primi eksik ödendiğinden kıdem, ihbar tazminatları az hesaplanacak ve emekli aylığı da olması gerekenden düşük bağlanacak. Ayrıca alışveriş yapılan esnaf 3 yabancı şirketin kestiği yüksek komisyon farkını ürün fiyatlarına yansıtarak külfeti tüketiciye yükleyecek. Aksi halde varlığını sürdüremeyecek, batacak” dedi. Konuların perde arkasına bakmak zorunda olduklarını vurgulayan Ağaoğlu, “Elbette sabit ve dar gelirlinin lehine düzenlemeler yapılmalı ama yabancıların geliştirdiği ve yasa dışı bu tür yöntemlerle değil, legal düzenlemelerle” diye ekledi. Yemek kartlarının ayrımcılığa da yol açtığını savunan Ağaoğlu, bu kartlardan bütün çalışanların istifade edemediğini, küçük şirketlerde, kırsalda çalışanların böyle bir imkana sahip olmadığını vurguluyor. İşverenlere yasal düzenleme getirilerek, personellerine yemek veyahut personelin talebi halinde vergi ve sigorta prim kesintisi yapılmaksızın yemek yardımını nakdi olarak verilmesi sağlanmalı eşitliğin ancak bu şekilde sağlanacağını vurguluyor.

“Vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun yok”
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, Gelir Vergisi Kanunu gereğince, ücretliye ‘ayın’ olarak verilenlerin ücretin bir unsuru olarak kabul edildiğini ve ücret olarak vergilendirildiğini açıklayarak, bu açıdan vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun bulunmadığının altını çiziyor. Küçük, “Çalışanlar aile bütçelerine katkı amacıyla, yemek için verilen kartları market alışverişlerinde kullanıyorlar. Özellikle düşük ücretliler için bir katkı oluyor. Ayrıca kendi istedikleri ürünleri, fiyat mukayesesi yaparak, istedikleri yerden satın alabiliyorlar. Sonuçta, ücret olarak vergisini ödedikleri yemek kartlarını, diledikleri yerde kullanabilmeliler” dedi. Restoran ve lokantalarda tüketicilerin fiyat seçme ve belirleme şansının az olduğunu ifade eden Küçük, “Özellikle büyük AVM, büyük işyerlerin etrafındaki restoranların çok pahalı. Bu yemek kartlarını genellikle büyük iş yerleri veriyor. Bu işyerlerinin bulunduğu yerlerdeki restoranlarda çok pahalı. O zaman yemek kartını tamamen kaldırsınlar iş yerlerine sağlık ve hijyen koşullarını sağlayarak yemek verme zorunluluğu getirsinler” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının sadece restoranlarda geçerli olması yönündeki uygulamanın kabul edilir olmadığını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Ortada bir sosyal gerçeklik var. Bu sosyal gerçeklikte çalışanlar yemek kartlarında kullanmadıkları büyük kısmı marketlerde gıda alışverişi yaparak mutfak masrafları için kullanıyorlar. Bu ücretlerin yetersizliği, evlerinin geçimini sağlayamamakla ilgili bir durumdur. Böyle bir sosyal gerçeklik varken komisyon ücretlerinin yüksekliği bahane edilerek bu kartların sadece restoranlarda kullanılır hale getirilmeye çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değil” dedi. Bunun ekonominin serbest kurallarla işlemesi gerçeğine de aykırı olduğunu vurgulayan Deniz, “Her şeyden önce ekonomide taraflar aralarındaki kuralları kendileri serbestçe belirleyebildikleri oranda ekonomi gelişir. Deniz, illa amaca yönelik bir sınırlandırma getirilmek isteniyorsa gıda olmak kaydıyla her türlü alışverişte yemek kartlarının kullanılabilmesi gerektiğini savunuyor. Bu kartları sanal para olarak da değerlendirmenin mümkün olduğunu ifade eden Deniz, “Çalışana verilen karttaki miktarın kişinin istediği sektörde kullanabilmesinin önüne geçilmesini uygun bulmuyoruz” diye konuştu.

Tüketici hakları bakımından sınırlayıcı yaklaşımları kabul edemeyiz”
Sosyal güvenlik prim alacağı veya gelir vergisi gibi bir kayıp söz konusu ise bu devletle işveren arasındaki ilişki içerisinde çözülmesi gereken bir konudur diyen Deniz, “Bunun faturası asla ve asla bu kartları kullanan tüketicilere sınırlandırma getirilerek çözülmez. Bir an için böyle bir şey olduğunu kabul etsek bile tüketiciler bu kartları sadece restoranlarda kullanacaklarsa aynı SGK ve gelir vergisi kaybı devlet açısından gene söz konusu olacaktır. Burada çözüm işverenle devlet arasında hazinenin kaybı varsa o kaybın işverenden tahsili yönünde çözümler üreterek sağlanmalıdır. Bunun dışındaki yaklaşımları ekonomiye gereksiz müdahale ve tüketici hakları bakımından da sınırlayıcı ve tüketicinin işini zorlaştırıcı bir durum olarak görmekteyiz” dedi.

Yemek kartı uygulamasının, kendi bünyesinde çalışanlara yemek vermeyen işletmelerin kullandığı bir ödeme aracı olduğunu aktaran Tüketici Hareketi Derneği Genel Başkanı Cüneyt Köşe, “Anlaşmalı restoranlar, yabancı şirketlerin Avrupa’da yüzde 2-3 komisyonlar alırken Türkiye’de yüzde 10 civarında komisyon alınmasına karşı çıkmaktadırlar bu sistemin baştan aşağı değişmesini istemektedirler” diye konuştu. Dünyada uygulanan komisyon oranları maksimum yüzde 3 seviyesinde olmasına rağmen özellikle yurt dışı menşei olan firmaların Türkiye’de bu oranı 9-10 seviyesinde uygulamasını bir sömürü şekli olarak değerlendiren Köşe, “Tüketici Hareketi olarak, çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için seferberlik ilan edilmesinden yanayız. Türkiye’de bu işin mevzuatı yok. Restoran ve lokanta sektörü, marketler ve vatandaş da zarar görmektedir” diye konuştu.

15 Aralık 2017 Cuma

Bir sabah icra gelebilir

TBBM'den geçen Torba Yasa ile firmalar, Tüketici Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen alacakları için mahkeme kararı olmadan icraya gidebilecek. "Alacağım var iddiası" ile yapılacak ilamsız icralar, dolandırıcılar için yeni ekmek kapısı olacak.

TBMM Genel Kurulunda geçtiğimiz hafta kabul edilen torba yasada tüketicileri yakından ilgilendiren iki maddede değişiklik yapıldı.

Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru sınırı altı bin liraya yükseltildi. Başvuru sınırının arttırılması, tüketici lehine olan bir değişiklik olarak yorumlandı. Ancak torba yasa ile yapılan diğer değişiklikle, tüketicileri zorlu günler bekliyor.

Alacakları 3 bin 600 TL’nin altında olan kurumlar, mahkeme kararı olmadan ‘ilamsız icraya’ gidemiyorlardı. Yapılan değişiklikle bunun önü açıldı. Artık şirketler, yeni düzenlemeyle, altı bin liranın altındaki alacakları için mahkeme kararı olmaksızın tüketicilerin ev ve işyerlerine icraya gidebilecek.

Ak Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş imzasıyla verilen değişiklik önergesinin gerekçesi ise eşitsizlik ve tüketici hakem heyetlerinin iş yükü olarak gösterildi. Tüketici dernekleri ise yapılan değişikliğe tepkili.

“Yapılan değişiklik tüketicinin aleyhine”
Konuyla ilgili görüştüğümüz Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, vatandaşa itiraz hakkı tanınmadan icra yolunun açıldığının altını çizerek “firmalar, Tüketici Kanunu Yargıtay kararları gereğince, belirli miktara kadar olan alacaklarının tahsili için doğrudan Tüketici Hakem Heyeti önüne getirmek zorunda kalıyordu. Böylelikle ayıplı mala karşı ve yıllar öncesinden ödenmemiş fatura gerekçesiyle para talep eden firmalara karşı zaman aşımı gibi itirazlarda bulunulması söz konusu oluyor, mağduriyetler önleniyordu” dedi.

“Yüz binlerce tüketici hakkında yağmur gibi icra takipleri başlayacaktır”
Deniz, firmaların yoğun kulis yaptığını iddia ederek muhalefet vekillerini de eleştirdi “Anlaşılan o ki, özellikle bankalar, elektrik ve GSM firmaları metinde olmayan ve komisyon aşamasında eklenen bu madde için yoğun çaba harcamışlar. Komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde, muhalefet partisi milletvekillerinin bile bu madde üzerinde hiç görüş bildirmemelerini de hayretle karşılıyoruz. Açıkçası muhalefet partileri dahi bu düzenlemenin tüketici haklarına vuracağı darbenin farkında olmamışlar”

“Art niyetli firmaların ve dolandırıcıların ekmeğine yağ sürdü"
Tüketici Hakları Merkezi (TÜ-MER) Genel Başkanı Fatih Dinler, yeni çıkan torba yasayla artık firmaların icra takibi için hakem heyetlerine gitme zorunluluğunun kaldırıldığını belirterek, “Bu durum art niyetli firmaların ve dolandırıcıların ekmeğine yağ sürdü. Tüketicilerin yasal olarak mücadele gücünü kıracak ve mağdur olmalarına seyirci kalacak bir düzenleme yapmak kendini her geçen gün geliştiren bilinçli ve güçlü tüketiciye karşı yapılan direnç kırma gösterisidir” dedi.

Hak arama sürecini kolaylaştıran onlarca değişik düzenlemenin yapıldığı tüketicinin korunması yasalarına karşı böyle bir anti-tüketici yasası çıkarmanın süreci 20 yıl geriye götüreceğini ileri süren Dinler, “tüketiciyi, satıcı ve sağlayıcı ile eşit gören bir anlayışın yeniden hortlaması açıkçası bizleri tedirgin etmiştir” diye konuştu.

“İlamsız takiplere itiraz edin”
Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer) Genel Başkanı Aziz Koçal ise "6502 sayılı tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunun 68.ci maddesinin 1.ci fıkrasına “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ilavesi, tüketicileri mağdur edecektir” dedi.

Koçal, tüketici derneklerine de görev verilmesini isteyerek şunları söyledi“Gerekçede yazıldığı üzere Tüketici Hakem Heyetlerinin yükü hafifletilmek isteniyor ise, sahada olan aktif çalışan tüketici derneklerinde oluşturulacak komisyonlarda ön inceleme ve uzlaştırma yolunun önü açılmalı. Bunun için tarafların bir araya gelerek gerekli yasal düzenleme çalışması yapılmalı.”

“E-devlete her hafta bakın”
Yapılan değişiklikle tüketici haklarının torba yasada boğulduğunu belirten Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ise şöyle konuştu:“İlamsız Takip ile icra dosyası açılması esnasında alacak iddiasında bulunan kişiden ispat edici belge istenmediğinden artık dolandırıcılar da dahil olmak üzere herkes tüketici aleyhine icra takibi başlatabilecek”

Ağaoğlu vatandaşların en az haftada bir kez e-devlet üzerinden kendileri hakkında başlatılmış takip var mı? diye sorgulaması gerektiğini; varsa, icra takibine itiraz etmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca MERNİS adreslerinin de mutlaka güncellenmesi gerektiğini söyledi.

11.12.2017, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/bir-sabah-icra-gelebilir/125/

Devlet 'PARDON' Bile Demedi

Müvekkilin ödemesi gereken harç, yanlışlıkla vekili olan avukata tahakkuk ettirilirse ve maliye dokuz yıl sonra avukat hakkında icra takibi başlatıp avukatın banka hesaplarına e-haciz uygularsa, neler olur? Bütün bunlar, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı da olan Av. Mehmet Bülent Deniz’in başına geldi.

İstanbul’da 29 yıldır avukatlık mesleğini icra eden Mehmet Bülent Deniz, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanlığını da yürütüyor. Tüketici hakları, insan hakları ve hasta hakları alanında yaptığı mücadele ve çalışmalarıyla kamuoyunun yakından tanıdığı Deniz, bu nedenle uzun yıllar çok sayıda kişinin mağduriyetine tanıklık etmiş ve bu mağduriyetlerin ortadan kalkması için çaba harcamış.

Geçtiğimiz günlerde kendisi de, bir mağduriyet yaşadı ve bunu sosyal medya aracılığı ile duyurdu. Bir memurun hatası yüzünden banka hesaplarına e-haciz konulduğunu ve beş kuruşsuz, günlerce bu yanlışlığı düzeltmek için mesai harcayacağını sosyal medya aracılığı ile duyuran Mehmet Bülent Deniz ile olayın ayrıntılarını görüştük.

“Müvekkilimin ödemesi gereken harç yanlışlıkla bana yazılmış”
Bütün avukatlar gibi müvekkilleri için icra takipleri yaptığını, davalar açtığını söyleyen Av. Mehmet Bülent Deniz, “Bizim yargı sistemimizde dava ve icra takiplerinde kaybeden tarafın, davayı açarken de, açan tarafın belli bir harcı ödemesi gerekiyor. Bir müvekkilim için 2009 yılında bir icra takibi yaptım. Bu icra takibinde, müvekkilimin ödemesi gereken bir icra harcı var. Bu harcın ödenmesi için icra dairesi, vergi dairesine bildirimde bulunmuş. Yanlışlık da burada başlıyor; bu yazıda harcı ödeyecek kişinin yani müvekkilimin ismi yerine, benim ismim yazılıyor.”

Bu yanlışlık nedeniyle kabusun başladığını belirten Deniz, “Vergi dairesi de, borçlu benmişim gibi geçtiğimiz hafta hakkımda icra takibi yaparak bankadaki tüm varlıklarıma e-haciz uyguladı. Bankadan para çekmek istediğimde durumun farkına vardım.

Bu bir yanlışlık ve yanlışlık yapılabilir ancak sonrası çok vahim. Derdimi vergi dairesine anlatmaya çalıştım, vergi dairesi de haklı olarak yazıyı yazan icra dairesinden durumu düzeltmesini istedi. 

Dosyanın 2009 yılında açılmış olması, icra dairesinin Ankara’da olması nedeniyle iletişim kurulması, dosyanın mahzenden çıkartılması, yazının düzeltilmesi gibi oldukça zaman alan ve insanı gergin hale getiren bir uygulamayla karşı karşıya kaldım” şeklinde konuştu. 

“Ankara’daki icra dairesinde faks yok”
Dosyanın eski olması nedeniyle UYAP sisteminde kayıtlı olmadığını ve dosyaya ulaşmakta zorlanıldığını belirten Deniz, “İcra dairesinin ‘evet borçlu bu kişi değildir’ diye yazı yazması ancak yazıyı fakslayacak bir fakslarının olmaması İstanbul’daki vergi dairesinin de faks dışında başka bir iletişim şeklini kabul etmemesi nedeniyle yaklaşık iki gün boyunca bu konuyu düzeltmek için çaba sarf ettim. Araya hafta sonu da girince, ben günlerce bankalardaki varlıklarıma haciz konulmuş halde, yanlışlığı düzeltmeye çalışarak geçirdim” dedi.

“Devletin kurumları da yanlışlık yapar, önemli olan sonrası”
Devletin bu tip yanlışlıklar yapmasını anlayabildiğini ifade eden Deniz, “Ancak bu yanlışlıklardan sonra devletin özür dilemesi ve telafi etmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef bizim bürokratik anlayışımızda devlet bir yanlışlık yapmışsa bile bunu düzeltmesi için vatandaşın koşturmasını ve çaba sarf etmesini istiyor” diye konuştu. Yanlışlığı Ankara ve İstanbul’daki iki kurumun da açık şekilde görmesine rağmen, aradaki iletişimsizlikten dolayı gereken düzenlemenin acilen yapılamadığını söyleyen Deniz, “Konuyu sosyal medyada Adalet ve Maliye Bakanlarını da etiketleyerek paylaştım, ancak hiçbir tepki gelmedi.

Konuyu öğrenen yakınlarımın ‘senin başına bu geliyorsa bizim başımıza gelse ne yaparız’ diye hayıflandıklarını gördüm. Bence bu, çok daha vahim bir durum. Çünkü hakkını aramak noktasında kendine güveni olmayan vatandaşların başına böyle bir şey geldiğinde, durum daha da kötü sonuçlar doğurabilecektir”. dedi.

“Bankalar nezdinde kredibilitem ve sosyal itibarım sarsıldı”
Avukatlık gibi güven gerektiren bir meslek icra ettiğinin altını çizen Deniz sözlerini şöyle bitirdi: “Bankalar nezdinde kredibilitem ve yatırımcı notum sarsıldı, 'devlete borcu olan vatandaş' konumuna düşürüldüm. Aynı zamanda sosyal itibarım da zedelendi. Devletin yaptığı yanlışlık yüzünden ciddi bir mağduriyet ve dört günlük bir zaman kaybı yaşadım. Hiç bir yetkiliden de, bu güne kadar bir özür bildirimi bana ulaşmadı.”

13.12.2017, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/devlet-pardon-bile-demedi/134/