koray tekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koray tekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2016 Salı

Tüketici Yasası Müşteriye Yaramadı

Tüketiciler 2015 yılında bankalara kredi ücret ve komisyonu olarak 6,5 milyar lira ödedi. Bu tutar önceki yıllara kıyasla daha da arttı. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “2014 yılında çıkarılan tüketici yasası 61 kalemde alınan bu ücret ve komisyonları kaldırmadı, gruplandırarak devam ettirdi.” dedi.

Tüketici Yasası da çare olamadı ve beklentilerin aksine bankaların hizmet ve komisyonlardan aldığı ücretler artarak devam ediyor. Vatandaş 2015 yılında bankalara kredilerden alınan ücret ve komisyonlar için 6,5 milyar lira, bankacılık hizmetleri için ise 21,5 milyar lira ödedi. Bu iki kalem için 2015'te ödenen toplam tutar 28 milyar lirayı aştı. Bu rakam 2010'da 14,4 milyar liraydı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre Türk bankacılık sektörünün dönem net kârı 2015'te 26 milyar 62 milyon lira olarak gerçekleşti. Bankaların gelirleri içinde en dikkat çeken kalemler ise vatandaşın bankalardan geri alabilmek için mücadele verdiği bankacılık hizmet ücret ve komisyonları oldu. 2014 yılında 5 milyar 880 milyon lira olan kredilerden alınan ücret ve komisyonlar kalemi, 2015'te 6 milyar 471 milyon liraya yükseldi. 2014'te 19 milyar 853 milyon lira olan bankacılık hizmet gelirleri ise 2015 yılında 21 milyar 587 milyon liraya çıktı. Bu iki kalemin toplam tutarı ise 28 milyar lirayı aştı. Bu tutar 2014'te 25 milyar 734 milyon lira, 2010'da ise 14 milyar 386 milyon liraydı.


Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bilançolarının Türkiye'deki bankacılık sektörünün nereden para kazandığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Deniz, asıl faaliyeti “para almak-para satmak” olan bankaların esas kârını bu işten değil; ücret, aidat, komisyon gibi kalemlerden sağladığını belirtti. Bu durumun restoran işleten birinin esas kârını özel otoparkı için aldığı ücretlerden sağlamasına benzeten Avukat Bülent Deniz, “2014'te çıkan Tüketici Yasası ile 61 kalem ücretin kaldırılacağı vaat edilmişti. Ama ortaya çıkan düzenleme uygulamayı kaldırmak yerine 61 kalem ücreti gruplandırarak tüketiciden almaya devam edilmesi oldu. Örneğin dosya parası, komisyon gibi birkaç kalem ücret ‘kredi tahsis ücreti' adı altında birleştirildi. Tüketicinin cebinden çıkan parada herhangi bir değişiklik olmadı.” dedi.

HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALINMAYACAK
Tüketici Sorunları Derneği, 3 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği yargıya taşıdı. Danıştay İdari Dava Daireleri de sayıları 112 milyonu aşan banka hesabından işletim ücreti alınmasının yürütmesini geçtiğimiz günlerde durdurdu. Hesap işletim ücretini Danıştay'a taşıyan Tüketici Sorunları Derneği'nin Başkan Vekili avukat Rıdvan Yıldız, bu konuda şunları söyledi: “Açtığımız davada yönetmelikle belirlenen bazı ücretlerin yürütmenin durdurulmasını ve iptalini istemiştik. Danıştay İdari Dava Daireleri yaptığımız itirazı haklı görerek bankaların aldığı hesap işletim ücretinin haksız olduğu değerlendirmesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar, bankaların artık tüketicilerden hesap işletim ücreti alamayacağı ve bu yönetmeliğe dayanarak tahsil ettiği bedellerin dayanaksız kaldığı anlamına geliyor. Bankalar artık Danıştay'ın nihai kararına kadar tüketicilerden hesap işletim ücreti tahsil edemeyecekleri gibi tahsil ettikleri hesap işletim ücretlerini iade etme yükümlülüğü altında. Hesap işletim ücretinden bankaların bir yılda elde ettiği yaklaşık gelir 10 milyar TL civarında olup, bu kararla bankaların haksız elde ettiği büyük bir meblağa dur denmiş oldu.”

Yasa, dava açmayı engelledi
2014'te çıkarılan Tüketici Yasası'nın uygulamada tüketici aleyhine sonuç verdiğini anlatan Deniz şunları söyledi: “Ortaya çıkan bu durum yazık ki, 2007'den bu yana tüketici örgütlerinin yürüttüğü hukuk mücadelesini de ortadan kaldırdı. 2014 yılından önce dava açıp bu ücretleri geri alabiliyorduk. Şimdi yasal zemine oturduğu için artık tüketicinin dava açma hakkı da söz konusu değil. Tüm bu yapılanlar faiz lobisinden yakınan iktidarın bankacılık sektörünü güçlü bir şekilde koruduğunu göstermekte.”

Koray Tekin, 03.02.206 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tuketici-yasasi-musteriye-yaramadi_2341746.html

7 Şubat 2016 Pazar

Tarladan aldım 7 lira markete geldim 27 lira

Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar dört kat arttı. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı markette 27 liraya çıktı. Tüketici ve üretici arasındaki aracılar nedeniyle fiyatların arttığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın bu soruna çözüm bulamadığını söyledi.



Üreticiyle tüketici arasındaki aracılar nedeniyle sebze meyve fiyatları artmaya devam ediyor. Tarlada 50 kuruş olan portakal, markete gelene dek yüzde 347 zamlanarak 2 lira 24 kuruşa yükseldi. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı ise markete gelene dek yüzde 284 artarak 27 liraya yükseldi. Vatandaşın sepetindeki ürünlerin fiyatlarında yaşanan aşırı artış nedeniyle mutfakların yangın yerine döndüğünün altını çizen tüketici hakları savunucuları, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirtti. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidar haldeki bu yapılanmayı yok edemedi.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), üretici ile market fiyatları arasında meydana gelen uçurumu ortaya koyan bir çalışma yaptı. Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar üç-dört kat arttı. Üreticilerin sattığı fiyat ile marketteki fiyat farkı portakalda 4,5 katı, maydanozda 4,2 katı, patateste 3,9 katı, kuru incirde 3,8 katı, kuru kayısıda 3,6 katı, elmada 3,4 katı, havuç ve mandalinada 3,3 katı buldu. Aralık ayında üreticide, 50 kuruş olan portakal markette 2 lira 24 kuruşa, üreticide 27 kuruş olan maydanoz markette 1 lira 10 kuruşa, üreticide 44 kuruş olan patates markette 1 lira 71 kuruşa, üreticide 7 lira olan kuru incir markette 26 lira 93 kuruşa satıldı. Tarladan sofraya gelene kadar kuru kayısının fiyatı 9 lirada 32 lira 40 kuruşa, elmanın fiyatı 96 kuruştan 3 lira 24 kuruşa, havucun fiyatı 54 kuruştan 1 lira 79 kuruşa, mandalinanın fiyatı ise 66 kuruştan 2 lira 15 kuruşa çıktı. 

Üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirten Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Parsayı aradaki aracılar topluyor.” vurgusu yaptı. Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın haldeki bu yapılanmayı yok edemediğini söyleyen Deniz, bu konuda kooperatifleşme başta olmak üzere cesur adımlar atılması gerektiğini ve zaman kaybetmeden müdahale edilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

RUSYA'YA ÜRÜN SATILAMAYINCA FİYATLAR DÜŞTÜ
Hem üreticide hem markette fiyatı en fazla artan ürün olan kabağın bu dönemde örtü altında üretildiğini, hava sıcaklıklarının düşmesiyle bitki gelişiminin yavaşladığını bildiren TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bitki gelişiminde yavaşlamayla hasat edilen ürün miktarının azaldığını bunun da fiyatlara yansıdığını belirtti. Patlıcan, sivri biber, salatalık, domates gibi ürünlerde de benzer bir durumun söz konusu olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Kışlık sebzelerden ıspanak, pırasa, lahana, karnabahar gibi ürünlerde de düşük hava sıcaklıkları nedeniyle yavaş gelişme yüzünden fiyatlarda artış yaşandı. Hasat döneminde olan havuçta, arzın artması nedeniyle fiyatlar geriledi. Rusya ile yaşanan durumdan kuru kayısı ve kuru üzüm de etkilendi. İhracata gidecek ürün iç piyasaya yönelince fiyat düşüşü yaşandı.” dedi.

Koray tekin, 04.01.2016 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tarladan-aldim-7-lira-markete-geldim-27-lira_2336268.html

12 Aralık 2015 Cumartesi

Vatandaş Borç Batağında

Bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşenlerin sayısı 1 milyonu aştı. 9 milyon kişinin tüketici kredisi aldığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Seçimlerde borçlar için vatandaşın üzerine gitmeme politikası son buldu. Vatandaşı kara bir kış bekliyor.” dedi.

Banka kredileri ve kredi kartları vatandaş için maddi destek olmaktan öte sorun haline gelmeye başladı. Türkiye Bankalar Birliği'nin (TBB) verilerine göre bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşenlerin sayısı, bu yılın ocak-ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 arttı ve 1 milyon 151 bin kişiye ulaştı. Bu 10 aylık döneme, önceki dönemlerden günümüze kadar borcunu ödeyemeyenler de eklendiğinde rakam, 2 milyon 670 bin 225 kişiye ulaştı. Bu yılın ekim ayı itibarıyla ödenemeyen kredi kartı borcu tutarı 6,7 milyar lirayı, ödenemeyen tüketici kredilerinin tutarı ise 9,8 milyar lirayı buldu. Konunun rakamlara yansıyandan çok daha büyük olduğunu belirten Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Borcunu başka bankadan kredi kartı alarak, karttan para çekerek, tüketici kredisi alarak döndürmeye çalışan yaklaşık 9 milyon tüketici var. Bunlar borcunu bir şekilde öteleyebildikleri için şu anda TBB rakamları arasında yer almıyor. Bu kişiler de dikkate alındığında, sorunun zannedildiğinden daha büyük olduğu görülecektir.” şeklinde konuştu.

Tüketici fiyatları, geçen yılın kasım ayından bu yılın aynı ayına gelene dek ortalama yüzde 8,1 arttı. Tüketici Hakları Derneği'nin kasım ayı itibarıyla yaptığı araştırma ise en çok tüketilen 40 temel gıda maddesinde fiyatların son bir yılda yüzde 23,4 arttığını ortaya koydu.

KREDİ KARTLARINDA ÖDENEMEYEN TUTAR 6,7 MİLYAR LİRA
Vatandaşın yaşam şartlarının ne denli ağırlaştığını ortaya koyan bir diğer çalışmayı da Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) gerçekleştirdi. Buna göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı, bu yılın kasım ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla 540 lira artarak 4 bin 530 liraya ulaştı. Ancak gelir seviyelerinde bu denli yüksek artışlar meydana gelmedi. Yaşam şartları zorlaşan vatandaş, bunun önüne geçmenin çaresini banka kredisi ve kredi kartları yoluyla borçlanmakta buldu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'ndan alınan Ekim 2015 verilerine göre bireysel kredi kartlarından kullanılan kredi miktarı, 77,5 milyar liranın üzerine çıktı. Bu rakam, konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerini içine alan tüketici kredilerinde 300 milyar liradan fazla. Geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla 5,6 milyar lira seviyelerinde olan ödenemeyen bireysel kredi kartı borç tutarı ise bu yılın aynı ayına gelene dek yüzde 19,4 yükseldi ve 6,7 milyar liranın üzerine çıktı.

VATANDAŞI BORÇLU BİR KIŞ BEKLİYOR
Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Bankalar Birliği'nin açıkladığı rakamların borcunu hiç ödeyemeyenlere ilişkin olduğunu söyledi. Avukat olan Deniz, “Bu rakamlara şükretmek gerekiyor. Çünkü önümüzdeki aylarda bu rakamların çok üzerinde kişinin banka borçlarını ödeyemediğine tanık olacağız.” dedi.

İki yıldır ülke ekonomisinin tüketiciyi ve üreticiyi olumsuz etkilediğini belirten Deniz, “Seçim atmosferi nedeniyle siyasi iktidar vergi, SGK ve benzeri alacakları için vatandaşın üzerine gitmeme politikası uyguluyordu. Dolayısıyla kamunun alacak stoku ciddi şekilde arttı. Güven oylaması ardından hazinenin paraya olan olağanüstü ihtiyacı nedeniyle iktidar bugünlerde alacaklarını toplamak için agresif bir politika izlemeye başladı. İki yıldır biriken ve borçlu için bir anda ödenemez boyuttaki bu alacaklar için vatandaşlar icraya verilmeye başlandı.” dedi. Deniz, yapılması planlanan zamlar, enerji krizi, kamu ve banka borçları altında ezilen vatandaş için kara bir kışın kapıda beklediğini kaydetti.

Koray Tekin, 12.12.2015 Zaman

15 Kasım 2015 Pazar

Bankalara 18,2 Milyar TL Ödedik

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'ndan (BDDK) alınan veriler, vatandaşın ödemek zorunda kaldığı bankacılık hizmet ve komisyonlarındaki büyük artışı gözler önüne serdi.

Geçen yılın ilk 8 ayında 3,8 milyar lira olan kredilerden alınan ücret ve komisyonlar kalemi, 342 milyon lira artarak bu yılın aynı döneminde 4,2 milyar liraya ulaştı. Bankacılık hizmet gelirleri ise bu yılın ilk 8 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla 1,1 milyar lira artarak 14 milyar liranın üzerine çıktı. Bankaların bu iki kalemden elde ettiği gelir ilk 8 ayda 18,2 milyar lirayı aştı. Konuyu Zaman için değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “2014 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı tüketici yasasının hazırlık çalışmalarında, tüketicinin en fazla şikâyet ettiği komisyon, kredi kartı aidatı, masraf kalemlerine sınır getirileceği ve azaltılacağı vaat edilmişti. Ancak siyasi iktidar bu vaadini yerine getirmedi. Yargı kararlarıyla haksız olduğu defalarca tespit edilmiş olan banka haraçlarının yasal dayanağını oluşturarak, bu ücretlerin tüketiciden alınmasının önünü açıp yargıyı da by-pass etti.” dedi.

EFT ÜCRETİ ALINMAYACAKTI
BDDK'nın geçen yılın ekim ayında yayınladığı yönetmelikle bankaların, aralarında hesap işletim ücreti, havale ücreti, kredi kartları için yıllık üyelik ücretinin de bulunduğu toplam 20 kalem ürün ve hizmetin dışında kalan hizmetler için ücret talep etmesi önlendi. Yeni bir ürün veya hizmet grubunun belirlenmesi veya yeni bir ücret kaleminin oluşturulabilmesi de BDDK'nın iznine tabi tutuldu. Tüketici hakları savunucuları yönetmeliğin hazırlık aşamasında tüketicinin en fazla şikâyet ettiği komisyon, kredi kartı aidatı ve masraf kalemlerine sınır getirileceğinin ve azaltılacağının vaat edildiğini ancak vaatlerin yerine getirilmediğini belirtti.

BDDK'dan alınan rakamlara göre vatandaşın kredilerden alınan ücret ve komisyonlar için bu yılın ilk 8 ayında cebinden çıkan tutar, geçen yıla göre 343 milyon lira arttı ve 4 milyar 162 milyon liranın üzerine çıktı. Bu rakam 2005'in ilk 8 ayında 922 milyon lira seviyelerindeydi. Bankacılık hizmetleri gelirleri kaleminde de benzer gelişmeler yaşandı. Geçen yılın ilk ocak-ağustos döneminde yaklaşık 12 milyar 985 milyon lira olan bu kalem, bu yılın aynı döneminde 14 milyar 59 milyon liranın üzerine çıktı. Bu rakamın 2005'teki ilk 8 aylık büyüklüğü ise 3,4 milyar liranın altındaydı. 

KAZANILAN DAVALAR ANLAMINI YİTİRDİ
Ücret ve komisyonlardaki düzenlemenin etkisini ve rakamları Zaman'a değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bankaların bilançolarına baktığımızda, faaliyet dışı gelirlerin faaliyet gelirlerinin katbekat üzerinde olduğunu görüyoruz. Yani asıl faaliyet alanı ‘para alıp-para satmak' olan bankalar, gelirlerini bu alım-satımdan değil bunun dışındaki faaliyetlerinden elde etmişler.” diyerek farklı bir pencere açtı. Bu durumu mahalledeki bakkalın bilgisayar parçaları satmasına benzeten Deniz, “2014 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı tüketici yasasının hazırlık çalışmalarında, tüketicinin en fazla şikayet ettiği komisyon, kredi kartı aidatı, masraf kalemlerine sınır getirileceği ve azaltılacağı vaat edilmişti. Ancak yargı kararlarıyla haksız olduğu defalarca tespit edilmiş olan banka haraçlarının yasal dayanağını oluşturarak, bu ücretlerin tüketiciden alınmasının önünü açıp yargıyı da by-pass etti. 2007 yılında banka haraçlarına karşı açtığımız ilk davadan bu yana kazanılan binlerce dava anlamını yitirdi. Şimdi yasa eliyle bu paralar tahsil ediliyor.” dedi.

Koray Tekin, 03.11.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_bankalara-182-milyar-tl-odedik_2325437.html

Bankaya Borcunu Ödeyemeyen 1 Milyon 52 Bin Kişi Mahkemelik

Türkiye Bankalar Birliği'ne göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen kişi sayısı 2015'in ilk dokuz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 1 milyon 52 bin kişi oldu. Sadece bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe düşen kişi sayısı ise yüzde 10 artarak 558 bin kişiye çıktı.


Bankalara olan borcunu ödeyemediği için mahkemelik olan kişilere her geçen gün yenileri ekleniyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'nin açıkladığı verilere göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen kişi sayısı 2015 yılının ilk dokuz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 1 milyon 52 bin kişi oldu.

Açıklanan veriler halkın ekonomisindeki olumsuz sürecin devam ettiğini gösteriyor.” tespitinde bulunan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, “Borcunu ödemeyenlerin sayısını dört ile çarparsak en azından 5 milyon civarında insanın bankalarla ilişkisinin kesildiği, ekonominin dışında kaldığı gerçeği ile karşı karşıyayız.” diye ekledi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun açıkladığı ekim ayına ait ‘açlık ve yoksulluk sınırı' araştırması, vatandaşın yaşam şartlarının ne denli ağırlaştığını ortaya koymuştu. Buna göre pek çok gıda maddesinin fiyatı artarken gıda enflasyonunda son 12 ayda 14,41'lik artış yaşandı. Bu gelişmelerin de etkisiyle 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı son bir yılda 546,14 lira artarak 4 bin 473 lira oldu. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ise 174 lira artarak bin 379 lirayı buldu. Tüketim malları başta olmak üzere tüm ihtiyaç alanında yaşanan fiyat artışının ücretlerdeki artıştan daha fazla olması, vatandaşın hayat standartlarını aşağıya çekti. Yaşam standardı düşen vatandaşlar, ücretlerinin ilerleyen zamanda artacağını umarak standartlarını koruyabilmek için bankalardan kredi çekme yoluna başvurdu. Ancak, ücretlerdeki artış beklenen seviyelerde gerçekleşmeyince kredilerin geri ödemeleri aksamaya başladı.

Halkın borcu çevrilemez durumda
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'na (BDDK) göre ödenemeyen bireysel kredi kartı borcu tutarı bu yılın eylül ayı itibarıyla 6 milyar 576 milyon lirayı aştı. Ödenemeyen tüketici kredilerinin tutarı ise yine aynı dönem itibarıyla 9 milyar 563 milyon liranın üzerine çıktı. BDDK'nın tutarlara ilişkin verilerinin kişi sayısı olarak karşılığını ise Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi açıkladı. Buna göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı, bu yılın ilk 9 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 arttı. Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında; bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı geçen yılın ilk dokuz ayına göre yüzde 10 oranında artarak, 2015 yılının ilk dokuz ayında 558 bin kişi oldu. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise aynı dönemde yüzde 1 oranında azalarak 788 bin kişi oldu.

Son iki yıldır ekonomi yönetimindeki başıboşluk, alınması gereken önlemlerin alınmamış olması nedeniyle biriken meselelerin yeni açıklanacak ekonomi yönetiminin önündeki en büyük sorun olduğunu söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, “Bu da bankalara borcunu ödeyemeyen tüketici sayısında patlamaya, hanehalkı borçluluğunun giderek artmasına neden olacaktır. Halkın ekonomisindeki borç stoku artık çevrilemez durumdadır. Bu nedenle yeni ekonomi yönetiminin birikmiş ve katılaşmış olan tüketici borçlarının hakkaniyete uygun şekilde tasfiyesini gündemine alması kaçınılmazdır.” ifadelerini kullandı.

Koray Tekin, 10.10.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_bankaya-borcunu-odeyemeyen-1-milyon-52-bin-kisi-mahkemelik_2326612.html

23 Ekim 2015 Cuma

957 Bin Kişi Kredi Borçlusu İcralık

Ekonomik kriz, kredilerin ödenmesini zorlaştırdı. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan icralık olan kişi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 artarak 957 bin kişi oldu. Uzmanlar bu tablonun sürpriz olmadığını belirtiyor.

Türkiye Bankalar Birliği'nin (TBB) dün açıkladığı veriler, alım gücündeki azalmayı kredilerle dengelemeye çalışan vatandaşın yaşadığı sıkıntıyı gözler önüne serdi. Buna göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş toplam kişi sayısı 2015 yılının ilk sekiz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 artarak 957 bin kişiye yükseldi. Ağustos 2015 itibarıyla “Bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişilerden halen borcu devam eden kişi sayısı” ise 2 milyon 616 bin 143 olarak açıklandı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bu durum aslında sürpriz değil. Beklenmeyen bir durum değil. 1,5 yıllık ekonomi politikasızlığının temel sonuçlarını yaşıyoruz. İnsanlar kredi kartı borçlarını ödeyemiyorlar.” ifadelerini kullandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'ndan alınan 2015 yılı Ağustos ayı verilerine göre Türkiye'de bireysel kredi kartları aracılığıyla kullandırılan kredi tutarı 76,8 milyar lira. Bu tutarın 6,4 milyar liralık kısmı ise takibe düşmüş durumda. Konut, taşıt ve ihtiyaç olarak ayrılan tüketici kredilerindeki durum da kredi kartlarından farklı değil. Aynı dönemde bankalar tarafından vatandaşa tüketici kredileri için 303,2 milyar lira kullandırılırken bu rakamın karşısında 9,3 milyar liralık ödenemeyen krediler var. Kredi kartları ve tüketici kredilerinde ödenemeyen tutar toplamda 15,7 milyar lira. Bu tabloyu ortaya çıkaran detaylar ise Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi'nin verilerinde saklı. TBB'ye göre Türkiye'de kredi kartı kullananların sayısı 20,6 milyon kişiyi bulmakta. TBB'nin dün açıkladığı ‘negatif nitelikli bireysel kredi ve kredi kartı'nda yer alan bilgilere göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı geçen yılın ilk yedi ayına göre yüzde 8 arttı. Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında; bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı geçen yılın ilk sekiz ayına göre yüzde 13 oranında artarak, 2015 yılının ilk sekiz ayında 501 bin kişi oldu. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise aynı dönemde yüzde 4 oranında artarak 719 bin kişi oldu. Öte yandan, bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş toplam kişi sayısı 2015 yılının ilk sekiz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 artarak 957 bin kişiye ulaştı.

Bunlarla birlikte TBB Risk Merkezi'ne bildirimi yapılan, bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişilerden halen borcu devam eden kişi sayısı dudak uçuklattı. Buna göre bireysel kredi borcunu ödeyememiş kişi sayısı 1,6 milyon kişi, bireysel kredi kartı borcunu ödeyememiş kişi sayısı ise 1,9 milyon kişiye ulaştı.

İNSANLAR KREDİ KARTI BORCUNU ÖDEYEMİYOR
“Hane halkı iflas etti!” yorumunda bulunan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Açıklanan veriler denizin bittiğini gösteriyor. Gerek borçlu sayısı gerekse borç miktarına bakıldığı zaman hane halkı borçlarında artık tavan noktaya gelinmiş durumda.” dedi. Borçluların aile ferdi olduğu düşünüldüğünde ülkenin yarısının borç sarmalında olduğunun ortada olduğunu kaydeden Deniz, “Bu durum aslında sürpriz değil. Beklenmeyen bir durum değil. 1,5 yıllık ekonomi politikasızlığının temel sonuçlarını yaşıyoruz. İnsanlar kredi kartı borçlarını ödeyemiyorlar.” ifadelerini kullandı.

Koray tekin, 09.10.2015 Zaman, http://www.zaman.com.tr/ekonomi_957-bin-kisi-kredi-borclusu-icralik_2320797.html

Market Sepetinde Hesap Şaştı

Vatandaşın enflasyonunun ne kadar yüksek olduğunu TÜİK'in kendi sepeti ele veriyor. TÜİK enflasyonu yüzde 7,95 olarak açıklamasına rağmen 28 ürünün bulunduğu market sepetindeki enflasyon yüzde 15,2. Sepetteki fiyat artışının yıl sonunda yüzde 25'i bulacağını belirten uzmanlara göre kur artışı ve siyasi belirsizlik, gıda fiyatlarına yeni zamlar getirebilir.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) enflasyon sepeti, PVC pencere, odun ücreti, otoban geçiş ücreti, mektup gönderme ücreti, boş DVD ve şans oyunları gibi 426 ürün ve hizmetten oluşuyor. Ancak TÜİK'in enflasyon sepetinde yer alan 28 temel gıda maddesindeki yıllık fiyat artışı vatandaşa yansıyan enflasyonun çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. TÜİK'in önceki gün açıkladığı Eylül ayı enflasyonu yüzde 7,95, ancak TÜİK sepetinde yer alan ve en çok tüketilen 28 temel gıda ürünündeki enflasyon oranı yüzde 15,2. Bu ürünlere bakıldığında temel gıda ürünlerinin fiyatlarının bir yılda ortalama iki kat zamlandığı görülüyor. Son 2 yıldır TÜİK'in açıkladığı enflasyon rakamları ile tüketicinin yaşadığı enflasyonun çok farklı olduğunun altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Yıl sonu itibarıyla tüketicinin gerçek enflasyonunun yüzde 25 civarında olacağı şimdiden belli.” dedi.

Eylül ayında enflasyon bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 7,95 oldu. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık enflasyon ise yüzde 10,73 olarak açıklandı. Ancak her iki rakam da alışveriş sepetindeki yangından çok uzak. Örneğin ayçiçeği yağının fiyatı bir yılda yüzde 15,2 arttı. Fındık içinin fiyatındaki artış rakamı ise dudak uçuklattı. Fındık içinin fiyatı bir yılda yüzde 38'den fazla yükselerek 43 liradan 60 liraya yükseldi. Sivri biberin fiyatı bir yılda yüzde 28,7, kuru soğanın fiyatı ise yüzde 14,9'a yükseldi. Aynı dönemde patlıcanda yüzde 45, mercimekte yüzde 36, salçada yüzde 18, balda yüzde 13,3 artış yaşandı. Çayın fiyatı ise yüzde 20'den fazla artarak 17 lira seviyelerinden 21 lira seviyelerine çıktı.

İstatistik Kurumu'nun yayımladığı rakamların vatandaşın sepetindeki yangını ne kadar yansıttığını Zaman'a değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Son 2 yıldır TÜİK'in açıkladığı rakamlar tüketicinin yaşadığı enflasyondan çok farklı. Tüketicinin sepetinde ağırlıklı olarak gıda, eğitim, enerji ve iletişim var.” dedi. “Bu sepete, özellikle gıda kalemine baktığımızda tüketicinin yaşadığı enflasyon yüzde 30'lara dayanmış durumda. Aynı şekilde kur artışı nedeniyle bu yılki eğitime başlama masrafları yüzde 70 civarında arttı.” Yıl sonu itibarıyla tüketicinin gerçek enflasyonunun yüzde 25 olacağının şimdiden belli olduğunu belirten Deniz, kur artışı, seçim ortamı ve terör sebebiyle enflasyon oranının daha da yükselme ihtimali olduğunu söyledi.

DÜNYADA GIDA FİYATLARI DÜŞERKEN TÜRKİYE'DE ARTMASI NORMAL DEĞİL
Dünya Gıda Örgütü (FAO) tarafından 9 Temmuz 2015 tarihinde yayınlanan “Gıda Fiyat Endeksi” verilerine göre dünya gıda fiyatları, 2015 yılı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21 düşüş kaydetti. Aynı dönemde hububat fiyatları yüzde 17, bitkisel yağ fiyatları yüzde 17 geriledi. Taraf Gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, Türkiye'deki gıda fiyatlarının dünyadaki gerilemelere rağmen artmasının normal olup olmadığını sorguladı. “Peki, Türkiye'de fiyatların hızlı artışı normal mi?” Olmadığını belirten Taraf Gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, dünyada gıda fiyatlarının azalmasıyla ilgili olarak ise şu açıklamada bulundu: “Dünyada gıda fiyatları azalıyor, çünkü dünya petrol fiyatlarındaki gerileme gıda üretim maliyetlerini düşürüyor. Dolayısıyla dünyada gıda fiyatları azalıyor. Oysa Türkiye'de dünyanın tam aksine gıda fiyatları en hızlı artan kalem oluyor. Böylece gıda fiyatlarına paralel olarak lokanta ve otel hizmeti fiyatları da hızla yükseliyor. Kısaca, dünyada petrol fiyatlarının gerilemesi enflasyonu azaltıyor. Ama Türkiye vergi toplamak amacıyla enerji fiyatlarını düşüremediğinden enflasyon artıyor. Tabii Türk parasının yıl başından beri yüzde 32 oranında değer kaybetmesi de geçiş mekanizmaları nedeniyle iç fiyatları çoğaltan başka bir neden oluyor.”

Koray Tekin, 07.10.2015 Zaman, http://www.zaman.com.tr/ekonomi_market-sepetinde-hesap-sasti_2320375.html

31 Ocak 2015 Cumartesi

Vatandaş, TÜİK’in Alışveriş Yaptığı Marketi Arıyor!

TÜİK’in gıda sepetindeki ürünlerin fiyatlarıyla farklı kurumların gıda fiyatları arasındaki uçurum dikkat çekiyor. TZOB’un listesinde pek çok ürünün fiyatı TÜİK’inkinden yüksek. Liste karşılaştırıldığında TÜİK’te kabağın yüzde 28, ıspanağın yüzde 25, havucun yüzde 17, portakalın yüzde 27, elmanın yüzde 36 daha ucuz olduğu görülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 432 gıda maddesinden oluşan sepetteki enflasyon oranlarını geçtiğimiz gün yayımladı. Buna göre listedeki ürünlerin enflasyon ortalaması yüzde 12,73 oldu. Ancak başka listeler ile TÜİK listesi arasındaki fark dikkat çekiyor. Listede yer alan Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) listesiyle karşılatırıldığında TÜİK’in listesinde yer alan 35 üründen 26’sının fiyatının TÜİK’te daha ucuz olduğu görülüyor. Örneğin elmanın fiyatı TÜİK sepetinde 2,24 lira iken TZOB’un listesinde 3,52 lira olarak yer aldı. Belli ürünlerde yüzde 30’un üzerine çıkan fiyat farkı “TÜİK hangi marketten alışveriş yaptığını da yazsın, vatandaş da ürünü ucuza alsın!” yorumlarına neden oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), enflasyon rakamlarını geçtiğimiz gün açıkladı. 2014 Aralık ayında enflasyon bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,17 arttı. 12 aylık ortalama olan yüzde 8,85’in çok altında gelen bu rakamlar içinde dikkat çeken bir diğer konu ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yaşanan enflasyon oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içeceklerdeki enflasyon artışı yüzde 12,73 ile en yüksek artışın yaşandığı ikinci ana harcama grubu oldu. Ancak TÜİK’in sepetinde yer alan ürünlerin fiyatlarının benzer şekilde ürün fiyatlarını takip eden kuruluşların fiyatlarıyla örtüşmemesi kafalarda soru işaretlerine neden oldu. Örneğin geçtiğimiz günlerde 39 gıda maddesinin aralık fiyatını açıklayan TZOB’un listesindeki fiyatlar, TÜİK’in fiyatlarının çok üstünde geldi. İki liste karşılaştırıldığında TÜİK listesindeki kabağın yüzde 28, ıspanağın yüzde 25, havucun yüzde 17, portakalın yüzde 27, elmanın yüzde 36 daha pahalı olduğu görüldü. TÜİK’in listesindeki ürünlerden TZOB’a göre pahalı olanlardan bazılarıysa yeşil soğan ve kuru üzüm.

Tüik enflasyonu yansıtmıyor
Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, sokağın fiyatlarının daha farklı olduğunu ve yaşanan enflasyonun TÜİK’in rakamlarına yansımadığını belirtti. Deniz, “İktidar birçok ekonomik parametreyi, örneğin; memura-işçiye zam, asgari ücretin belirlenmesi ve benzeri rakamları hesaplarken, TÜİK verilerini esas alıyor ve bu noktada ücretli kesim sosyal refah bakımından ileriye değil, sürekli geriye doğru gidiyor. Bu durum, gerçek-resmî enflasyon rakamlarının tüketicinin ekonomisinde büyük kayba yol açmaktadır.” eleştirisinde bulundu. TÜİK verilerine olan güvenin uzun süredir tartışıldığını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bu tablo, bu tartışmanın ne denli haklı olduğunu gösteriyor. Federasyonumuzun değişik illerdeki üye derneklerinin gözlemleri, TZOB’un verileri ile teyit edilmiş bulunuyor. Örgütümüzün, ‘sokağın enflasyonu’ diye nitelendirdiği veriler, TÜİK verileri ile tamamen çelişiyor ve aradaki makas çok fazla. Yüzde 20-25 aralığında bulunan ‘sokağın enflasyonu’na ilişkin rakamları, TÜİK verilerinde ne yazık ki göremiyoruz.” dedi. TÜİK verilerinin, ekonomi yönetiminin hedef olarak ilan ettiği enflasyon rakamlarına yakın durmak bakımından hesaplanıyor olabileceği iddiasında bulunan Deniz, “Bizce bu veriler güvenli değil, çünkü yaşadığımız enflasyon, devletin resmî kurumunun açıkladığı rakamla büyük oranda çelişmektedir.” diye konuştu.
TÜİK sepetindeki ürünler gereksiz
TÜİK’in açıkladığı bu rakamlar, siyasilerin eleştirilerine hedef oldu. Siyasiler, TÜİK’in, toplumun her kesimini ilgilendiren gıdanın enflasyona yeterince etki etmemesini eleştirdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kenan Tanrıkulu, gıda ürünlerinde enflasyonun yüksekliğine dikkat çekerek, “İşlenmemiş gıdada yıllık enflasyon yüzde 12,37 oldukça yüksek. Geçen yıl yüzde 12,9 idi. İşlenmiş gıda ve içecekteki enflasyon 2013 yılında yüzde 7,7 idi. 2014 yılında ise 14,3’e fırladı. Sorun kuraklık, don, zamansız yağış değil bunlara sığınılıyor, bunlar bahane gösteriliyor. Halkın enflasyonu yüksek. Fakir fukaranın harcaması TÜİK’in TÜFE sepetine uymuyor. Bu sepette sinema, tiyatro, otel konaklaması var. Halkın yüzde kaçı bunları yapıyor? Halkı gıda ilgilendiriyor. TÜİK gıdanın payını yüzde 24,45 olarak alıyor. Oysa gıda fakirin aylık giderinde yüzde 50 oranında yer tutuyor. Enflasyonu gerçekten ölçmek istiyorsak buna ağırlık vermek lazım.” dedi. Tanrıkulu’nun bu açıklamaları, sepetteki ürünleri de tartışmaya açtı. Sepette 432 ürün var. Viski gibi alkollü içeceklerden halıya, perdeye, gündelikçi ücretine, kontakt lense, emar ücretine, telefon kart ücretine, DVD oynatıcı fiyatına, müzik CD’sine kadar pek çok ürün yer alıyor. En dikkat çeken maddeler arasında ise boş DVD, dantel ipliği, film tabetme, at yarışı, iddaa ücretleri geliyor. Hacca gidiş ücretlerinin de yer aldığı sepette, mücevher diye bir kalem de yer alıyor.

Dünyada gıda fiyatları geriliyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dünya genelinde gıda fiyatlarının aralıkta düştüğünü açıkladı. Süt ürünleri ve et fiyatlarında gerilemeye işaret eden FAO, bitkisel yağ ve şeker fiyatlarının da azalan talepten olumsuz etkilendiğini, tahılda ise önemli bir değişim görülmediğini belirtti. FAO’nun dünya gıda fiyatları endeksi kasıma göre yüzde 1,7 düşüşle aralıkta 188,6 puan seviyesine geriledi. FAO’nun gıda fiyatları endeksi tahıllar, yağlı tohumlar, süt ürünleri, et ve şeker fiyatlarındaki aylık değişimleri izliyor.
Koray Tekin, 09.01.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_vatandas-tuikin-alisveris-yaptigi-marketi-ariyor_2269664.html

3 Ocak 2015 Cumartesi

2,8 Milyon Kişi Bankaya Borcunu Ödeyemiyor

Türkiye’de 5 milyon kişi 891 TL asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Bankalar Birliği verilerine göre 2 milyon 815 kişi, bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemedi. Hükümetin halkın çektiği sıkıntıları görmezden geldiğine dikkat çeken Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, işsizlik ve enflasyon rakamlarını endişe verici buluyor. Deniz, “Gerçek enflasyon yüzde 25.” dedi.

İşsizlik çift haneyi aştı enflasyon artmaya devam ederken vatandaşlar borç batağında. Bireysel kredi ve kredi kartı borçlarını ödeyemeyen kişi sayısı artıyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre son beş yıla göre 2 milyon 815 kişi, bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemedi. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin aynı yıl içinde ancak farklı aylarda yasal takibe intikal etmiş kişiler için bir tekilleştirme işlemi yapılmadan yayımladığı verilere göre bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girmiş toplam kişi sayısı geçen yılın ilk on ayında 1,5 milyon iken 2014 yılının ilk on ayında 1,6 milyon kişi arttı.

Öte yandan, aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında; 2014 yılının ilk on ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artışla 1,1 milyon kişi oldu. 2009 Ocak-2014 Eylül döneminde bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe girip hâlâ yasal takipte olan kişi sayısı 2,8 milyon iken, 2009 Ocak–2014 Ekim döneminde yaklaşık aynı seviyede kaldı.

Rakamlardaki bu değişimi değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, ekim ayından bu yana başlayan olumsuz göstergenin artarak devam ettiğinin altını çizdi. Ekonomideki bozulmaya işaret ettikleri temmuz ayında, iktidarın acil olarak yapısal önlemler alması gerektiği ve hanehalkının yaşam seviyesini en azından koruyabileceği girişimlerde bulunması çağrısı yaptıklarını kaydeden Deniz, “Ancak iktidar ayak sesleri duyulan bu olumsuz süreci önlemek için bir şeyler yapmak yerine, maalesef enerjisini başka alanlarda kullanmayı tercih etti. Cumhurbaşkanlığı seçimi, yeni başbakanın kim olacağı, paralel yapı sendromu ve benzeri gündemlerle “cambaza bak” stratejisi uygulayarak, halkın yaşadığı sıkıntıyı görmezden gelerek sorunun derinleşmesine yol açtı.” ifadelerini kullandı. “Bugün gelinen noktada işsizlik ve enflasyon rakamları tedirginlik verecek seviyeyi geçti.” diyen Deniz; “Temmuz ayında işaret ettiğimiz ‘bu kışın kara bir kış olacağı’ yönündeki öngörümüzü somutlaştırdı. Devletin resmi rakamlarını ihtiyatla karşılayan Tüketici Birliği Federasyonu olarak gerçek enflasyonun yüzde 20-25 aralığında, işsizlik rakamlarının da açıklananın çok üzerinde olduğunu gözlemliyoruz. Halkın yaşadığı sıkıntının derinleşerek artması, tüketiciyi günü kurtarmak için bankalara borçlanmak zorunda bırakıyor. Bu da kullanılan kredi ve kredi kart harcamalarının bir yandan sayısını artırıyor, diğer yandan da tüketicinin borcunu ödeme kabiliyetini azaltıyor. Tüketici bugün bankalara teslim edilmiş durumdadır. Bu işin sonu felakettir.” diye konuştu. Bu felaketi önceden öngörüp gerekli önlemleri almayan iktidarın her geçen gün sorunun daha da artmasına sebep olduğuna dikkat çeken Deniz, “İktidar toplumu kutuplaştıran ve demokrasinin ayarları ile oynayan politika yerine halkın gerçek gündemine dönmeli ve az bir zaman sonra karaya çarpacak olan ekonomiyi toparlayacak çözümler için enerjisini harcamalıdır.” dedi.
Koray Tekin-Üsame Ünal, 18.12.2014 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_28-milyon-kisi-bankaya-borcunu-odeyemiyor_2265023.html

13 Kasım 2014 Perşembe

Takibe Düşen Kredi Kartı Borçları Patladı

Gıda ve enerji zamlarıyla artan enflasyon, vatandaşı borcunu ödeyemez hale getirdi. BDDK verilerine göre 2014’ün üçüncü çeyreğinde takibe düşen kredi kartı borç tutarı 5 milyar 760 milyon TL’yi aştı. Kredi kartı borcu olan kişi sa-yısı ise 2 milyon 800 bin kişiye ulaştı.
 
Ermenek maden faciasından sonra Ermenek Sanayici ve İşadamları Derneği’nin çalışanların yüzde 99’unun esnafa ve bankalara borcu olduğunu açıklamasının ardından gözler, Türkiye’deki kredi kartı borçlularının durumuna çevrildi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yeni verilerine göre ödenmeyerek takibe düşen kredi kartı borçlarında patlama yaşandığı ortaya çıktı. Takibe düşen borçlar, 2014’ün üçüncü çeyreğinde, bir önceki çeyreğe kıyasla 465 milyon TL birden arttı. 2013 yılını 5 milyar seviyesinde tamamlayan takibe düşen kredi kartı borç tutarı, 2014’ün ikinci çeyreğinde 5,29 milyar TL’ye, 2014’ün üçüncü çeyreğinde ise 5,76 milyar TL’ye yükseldi. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, başta kredi kartları olmak üzere krediler için sıkıntı yaşanacağı yönünde haziran ayından itibaren uyarılarda bulunduklarını, ekim-kasımdan itibaren takibe düşen alacak miktarında patlama olacağı uyarısı yaptıklarını belirtti.
 
Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre “Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişiler içerisinden halen borcu devam eden kişi sayısı” bu yılın 8. ayı itibarıyla 2 milyon 800 bin kişinin üzerine çıktı. Yeni açıklanan üçüncü çeyrek verilerine göre takibe düşen kredi kartı borç tutarı 5 milyar 760 milyon lirayı aştı. İkinci çeyreğe kıyasla 465 milyon lira birden artan kredi kartlarına bağlı takipteki alacak tutarları, yıl sonları itibarıyla 2011’den bu yana sürekli olarak artış gösterdi. Konuyu Zaman’a değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Borcunu ödeyemeyen tüketici, 90 gün boyunca ödeme yapmaz ise bankacılık düzenlemeleri gereği banka, yasal takip başlatmak zorunda. Bunun nedeni ise giderek artan yaşam koşulları, enerji ve gıda zamlarıyla artan enflasyondur.” dedi.
 
Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit takibe düşen kredi kartı borçlarıyla ekonomik büyüme arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu belirtiyor. Bu yıl kredi kartı borçlarında görülen artışta hedefin çok üstünde seyreden enflasyon rakamlarının da etkili olduğunun altını çizen Doç. Dr. Macit, “Merkez Bankası yıla yüzde 5 gibi bir enflasyon hedefi ile başlamışken bu rakamı artık en son revizyonda yüzde 8,9’a kadar yükseltti. Bu yılın ekim ayı itibarıyla gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 12,6 olarak gerçekleşti. Enflasyondaki bu gelişmeler vatandaşın satın alma gücünde ciddi bir düşüş yaşanmasına neden oldu.” ifadelerini kullandı.
 

9 Kasım 2014 Pazar

Saraylar Vergi Artışı Olarak Halka Dönüyor



Devlet harcamalardaki israfla boşalan kasasını, vatandaşın ödediği vergilere zam yaparak dolduruyor.
 
2015 yılında uygulanacak idari para cezaları, vergi cezaları, harçlar ve Motorlu Taşıt Vergisi’ndeki artış oranı geçen yılların çok üzerine çıkarak yüzde 10,11 olarak belirlendi. Vergilere gelen yüksek zam ekonomistlerin ve tüketici temsilcilerinin tepkisini çekti.
 
Turgut Özal Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ramazan Taş, memur maaşlarının birinci ve ikinci altı ayda 3+3 olmak üzere yüzde 6 artmışken, vergilerin 1 Ocak’tan itibaren otomatik olarak yüzde 10,1 zamlanacak olmasının yanlış olduğunu söyledi. Personel giderlerinin de bütçedeki en büyük gider kalemi olduğunu belirten Ramazan Taş, “Devlet personel giderlerini yüzde 6 artırıyor. Vergileri ise yüzde 10,1 artırıyor. Bu bir adaletsizlik. Bakanlar Kurulu’nun vergi zammını yüzde 6’ya düşürmesi gerekir ki Bakanlar Kurulu’nun böyle bir yetkisi var.” dedi. Taş, yüksek vergi artışının halihazırda durgunluk yaşayan iç talebi daha da düşüreceğini söyledi.
 
Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Cumhurbaşkanlığı için alınan uçağın finansman masrafları için devlet vergi gelirini artırmaya ihtiyaç duyuyor. Ramazan Taş’ın bu konudaki değerlendirmesi ise şöyle: “Diyorlardı ki: ‘Tasarruf dönemi başladı, israf ekonomisini bitireceğiz.’ Bu tam tersine dönüş. Yani hem tasarruf dönemi diyeceksin hem bu kadar israf olacak. Bu kadar lüks, gereksiz tüketim harcaması olacak. Devletin onca uçağı, sarayları var. Ne gerek vardı yeni bir saraya, yeni bir uçağa? Dolayısıyla bu Osmanlı’nın aldığı dış borçları saray yapımında kullandıktan sonra çökmesine benziyor. Bu da israf ekonomisinin yeniden ivme kazandığını, kamuda tasarrufun önemsenmediğini gösteriyor.” 185 milyon dolara mal olan Cumhurbaşkanı’nın kullandığı uçağın THY tarafından alınmasının da bütçe açığını gizleme çabasından kaynaklandığını belirten Taş, “Normalde uçağın bütçeden alınması lazım. Bu da bütçe açığının 400 milyon lira (185 milyon dolar) daha artması anlamına geliyor.” dedi.
 
Vergi zamlarına bir tepki de Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz’den geldi. Bülent Deniz, şu açıklamada bulundu: “Tüketici güven endeksi de ekim ayında şok bir şekilde yüzde 4,9 düştü. Hükümet yüzde 10,11’lik enflasyonu öngördü. Bütün bunlar tüketicinin zor bir döneme girdiğine işaret ediyor. Artan vergiler hayatı pahalandıracak. Zaten borçlarını ödemekte zorlanan tüketici, bu sefer bırakın borç ödemeyi zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek potansiyelini de kaybediyor. Halk tüketirken artık bir değil beş defa düşünmeye başlayacak.”
 

25 Eylül 2014 Perşembe

Gelirler Azalınca Vatandaş, Açığı Borçla Kapattı

Enflasyon, çift hanenin eşiğine geldi. 2006’da 100 liraya doldurulabilen bir alışveriş sepetinin tutarı 2014 yılında 188 liranın üzerine çıktı. Tüketici, enflasyonun erozyon uğrattığı satın alma gücünü bankalara borçlanarak ayakta tutuyor. 2009’dan bu yana kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı 3 milyonu aştı.
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2006 yılı Ağustos ayında 129,15 lira olan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2014 yılının aynı ayında 243,4’e yükseldi. Böylece 2006 yılında çeşitli ürünler doldurularak oluşturulan bir sepetin maliyeti yüzde 88,4 arttı. Diğer bir ifadeyle 2006 yılı Ağustos ayında 100 liraya sepetini doldurabilen vatandaşın bu yılın aynı ayında sepetini doldurabilmesi için ödemesi gereken ücret miktarı, 188,4 liraya yükseldi. Vatandaşın satın alma gücü, diğer bir ifadeyle reel geliri ve yatırıma dönüştürülmeden yastıkaltında bekletilen paraların değeri azaldı. Türkiye Bankalar Birliği’nin temmuz ayı verilerine bakıldığında ise bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişiler içerisinde halen borcu devam eden kişi sayısının 2009’dan bu yana 3 milyon 85 bin 125’e ulaştığı görüldü.
 
Bu durumun en çok sabit maaşla çalışanları etkilediğini belirten Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, reel ücreti gerileyen vatandaşın yaşam standardını devam ettirebilmek için bireysel kredi veya kredi kartına başvurmak durumunda kaldığını anlattı. Macit, “Yani enflasyon nedeniyle ortaya çıkan reel gelir kaybı vatandaşa borçluluk olarak yansımış oldu.” dedi. Vatandaşın günlük yaşamın yürütülmesi için acil kaynağa ihtiyaç duyduğunu belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Kullanılan kredilerdeki artışın yanında daha vahim olanı, ödenmeyen kredi ve kredi kart borçlarındaki artış bizi korkutuyor.” diyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin temmuz ayı verilerine bakıldığında ise bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişiler içerisinden halen borcu devam eden kişi sayısının 2009’dan bu yana 3 milyon 85 bin 125’e ulaştığı görülüyor.
 
Macit, enflasyonla ilgili değerlendirmeler yapılırken enflasyon hedeflemesinin başladığı 2006 yılını dikkate almak gerektiğini söylüyor. Macit, Merkez Bankası’nın son 8 yıldır açık enflasyon hedeflemesi yaptığını ve bu dönemde sadece 3 defa hedefi tutturabildiğini belirtiyor. Reel ücreti gerileyen vatandaşın da belli bir yaşam standardını devam ettirebilmek için bireysel kredilere veya kredi kartına başvurmak durumunda kaldığını belirten Macit, bu dönemde tüketici kredilerinde ve kredi kartlarındaki artışta bunun da payının büyük olduğunu düşünüyor. Yani enflasyon nedeniyle ortaya çıkan reel gelir kaybı, vatandaşa borçluluk olarak yansımış oluyor.
 
Bülent Deniz, yaptıkları çalışmalarda eylül ayından itibaren ekonomideki olumsuz tablonun artmaya başladığını, tüketicilerin artan enflasyon nedeniyle günlük hayatta sıkıntıya düştüğünü söylüyor.
 

20 Eylül 2014 Cumartesi

Yumurtaya Bir Ayda Yüzde 20 Zam Geldi

Rusya’nın Avrupa Birliği’ne ambargo uygulamasıyla en yakınındaki Türkiye için önemli bir ihracat fırsatı ortaya çıktı.
 
Ancak ihracatçılar için fırsat olarak gösterilen bu gelişme, vatandaşa pek de olumlu yansımadı. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Yum-Bir), eylülün ilk günü itibarıyla ortaya çıkan yumurta fiyatlarını geçtiğimiz gün açıkladı. Buna göre peşin fiyatlarla gerçekleşen yumurta fiyatları bir aylık sürede yüzde 20’lik artış gösterdi. Okulların açılma döneminde meydana gelen bu artışın geçen yılın aynı döneminde yüzde 5’ler seviyesinde kalması ise Rusya etkisini ortaya çıkardı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “İhracat yapacağız diye, iç pazardaki fiyatları, arz eksikliği nedeniyle yükseltmek kabul edilebilir değil.” yorumunda bulunurken, Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, fiyat artışında Rusya’ya ihracat fırsatının ortaya çıkmasından ziyade okul dönemiyle yumurtaya artan talebin etkili olduğunu savundu.
   
Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika’nın ekonomik yaptırımlarına karşı tarım ürünü ve ham madde alımını bir yıllığına yasakladı. Yaklaşık 43 milyar dolarlık gıda ithalatı yapan Rusya’nın ihtiyacını karşılayacağı ülkelerin başında Türkiye’nin yer alması ise fiyatların yukarı yönlü tırmanışa geçmesine neden oldu. Halihazırda kuraklık ve don nedeniyle gıdada yüzde 30’lara varan enflasyonla mücadele eden Türkiye’deki yumurta fiyatları bir ayda yüzde 20 arttı. Yum-Bir verilerine göre geçtiğimiz ağustos ayında 17 kuruş olan beyaz piliç yumurtasının fiyatı bir eylül itibarıyla yüzde 17’lik artışla 20 kuruşa yükseldi. En düşük artışın gözlendiği bu yumurta tipinde gözlenirken artış miktarı en yüksek olan yumurta tipi ise yüzde 22 ile beyaz yarka tipi yumurta oldu. Kahverengi ve beyaz yumurtaların fiyatlarında yaşanan fiyat değişimlerinin ortalaması ise yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti.
 
Ülkenin ihracat yapmasının, cari açığın kapatılması için gerekli olduğunun altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Ancak gıda, enerji ve benzeri stratejik kalemlerde, öncelikle iç pazardaki ihtiyacın karşılanması ve bu sağlanırken de, fiyatların toplumun alım gücüne paralel şekilde olması beklenir.” dedi.
 

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Bozuk Para Tümleme Ücreti Kalktı, Kart Aidatı Devam Edecek

Geçtiğimiz yıl bankalara yaklaşık 22,5 milyar liralık getiri sağlayan bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonları, BDDK’nın yönetmelik taslağıyla 62 kalemden 20’ye düşürüldü. “Hizmet kalemleri azalmış olmadı, birçoğu gruplandırıldı.” diyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, BDDK’nın tüketici lehine bir şey yapmadığını söyledi.
 
Bankaların en çok eleştirildiği konu olan hizmet gelirleri ve komisyonlarla ilgili düzenlemelerin yer aldığı taslak dün görüşe açıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların aldığı ücret ve komisyonlarla ilgili yayınladığı yönetmelik taslağıyla, sektörde bankalara göre değişen ortalama 60’ın üzerindeki ücret ve komisyon kalemlerinin sayısını 20’ye düşürürken, bu kalemlere tüm bankalar için bir standart getirdi. Ayrıca bankalara, tüketiciye yıllık üyelik ücreti bulunmayan bir kredi kartı sunma zorunluluğu taslağa koyulurken, dosya masrafı, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, kredi dekont ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı gibi ücret kalemleri yasaklandı.
Taslağa göre vatandaşların bankalar ve diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişkilerinde karşılaştıkları ücret, komisyon ve benzeri masraf kalemleri sadeleştirilerek sayıca azaltıldı. Yönetmelik ekinde yer alan 20 ücret kalemi dışında hiçbir ücretin alınamayacağı bir model oluşturuldu. Ücretler, 5 farklı grupta sınıflandırıldı. Makul olmayan ücret taleplerinin önüne geçildi. Yeni bir ücret konulabilmesi için kurumdan izin alınması zorunlu hale getirildi. Bankaların aynı işlemi farklı adlar altında birkaç defa ücretlendirmeleri önlendi, ücret talep edilebilecek her ürün ve hizmet için vatandaştan ayrı ayrı onay alma zorunluluğu getirildi.
 
Ücret artışlarını keyfiyeti önlemek amacıyla, yıllık yüzde 20’nin altındaki artışlarda tüketicinin bilgilendirilmesi zorunlu tutuldu, hiçbir ek maliyete katlanmadan ürün veya hizmetin kullanımından vazgeçme imkanı tanındı. Ücretlerde yıllık yüzde 20’nin üzerindeki artışlarda ise finansal kuruluşların tüketiciye ulaşarak yeniden tüketicinin onayını alması şartına bağlandı. Bankalara tüketiciye ‘yıllık üyelik ücreti’ bulunmayan bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirildi. Ayrıca 180 gün ve daha uzun süre kredi kartını kullanmayan vatandaşlardan ücret tahsil edilmesi engellendi. Banka kartlarından ve sanal kredi kartlarından da ücret alınması yasaklandı. Tüketicinin kendi bankasının ATM’lerinden ve şubelerinden kendi hesabına para yatırma, bakiye sorgulama ve banka tarafından belirlenen limit dâhilinde ATM’lerinden para çekme işlemlerinden ücret alınmasının önüne geçildi.
 
Tüketici Yasası’nın birçok kısmının bu taslağa zorunluluk nedeniyle koyulduğunu belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, “BDDK bu düzenlemeleri sanki yeni yapıyormuş gibi bir algı yönetimi yapıyor.” yorumunda bulundu. Bankaların aldıkları ücretlere bir yıl içerisinde yüzde 20’den az zam yaptığında herhangi bir yerden izin almasına veya tüketici onayına ihtiyacı olmadığını savunan Deniz, “Bu hükmü biz çok tehlikeli buluyoruz.” dedi. 20 kalemden ücret alınmasıyla ilgili, “BDDK’nın düşündüğü şey şu: Tahsis ücreti adı altında istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme değiştirme ücreti, değişken taksit ödeme planı ücreti gibi 62 kalemdeki ücretleri bir isim altına getirdi. Yani bu hizmet kalemlerini azaltmış olmadı, birçoğunu gruplandırdı. BDDK burada çok da tüketici lehine bir şey yapmış değil.” ifadelerini kullandı.

22 Ağustos 2014 Cuma

Deprem Vergileri Geçiciydi, Kalıcı Oldu

Marmara depremi için getirilen geçici vergilerin toplanmasına, 15 yıl geçmesine rağmen son verilmedi. Bugüne kadar bu yolla 60 milyar lira vergi tahsil edildi. Gelirlerin yol yapımı ve farklı alanlarda kullanıldığını söyleyen yetkililer, ‘devlet bütçesinde birlik’ ilkesi nedeniyle toplanan vergilerin özel bir harcamaya tahsis edilemeyeceğinin altını çizdi.

Marmara depreminde zarar görenlerin yaralarını sarmak için getirilen geçici vergiler, aradan 15 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. Alınan vergilerin vaat edildiği şekilde kullanılmamasına rağmen toplanmaya devam ediyor olması tepki çekiyor. Bu konuda ahlaki olarak da vicdani olarak da yanlış yapıldığının altını çizen Akdeniz Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Ulutürk, deprem yaralarının sarılması adına toplanan vergilerin “duble yol” yapımı gibi yatırımlar için kullanılmaması gerektiğini belirtti. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise geçici olarak getirilen bu vergilerin zenginlerin ve düşük gelirliler tarafından aynı oranda ödenmesinin gelir dağılımı adaletsizliğini de olumsuz etkilediğini kaydetti. 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara depreminden sonra bir kereliğine getirilen ve halk tepki göstermeden toplanan deprem vergisinin 60 milyar lirayı aştığı Maliye bürokratları tarafından da ifade edildi. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, depremle ilgili çalışmalar ve yardımlar sona ermesine rağmen bu vergilerin günümüzde dahi alınmaya devam ettiğini aktardı. Deniz, “Dönemin yetkililerinden Mesut Yılmaz, bu konuda alınan vergilerle IMF’ye olan borcun ödenmeye başlandığını ifade etmişti. Bu açık ikrar depremde elde edilen paranın depremzedeler için harcanması gerekirken başka kaynaklara aktarılmış olması nedeniyle ortada bir suç söz konusuydu.” dedi. Öte yandan tahsilatının kolay olması nedeniyle, her gelen iktidarın bu deprem vergisini devam ettirdiğini belirten Deniz, “İlk yapıldığı 30 Haziran 2000’e kadar bu verginin alınacağı belirtilmişken daha sonra her defasında görülen lüzum üzerine uzatıldıkça uzatılmış.” dedi. Deniz, zenginlerin ve düşük gelirlilerin getirilen bu vergi kalemlerinde aynı oranda vergi ödediğini belirterek, “Halbuki vergide mali güce göre almak esastır. Dolayısıyla herkesin aynı vergiyi verdiği bir toplumda gelir dağılımı adaletsizliği çok ciddi bir şekilde artıyor.” dedi.

Kamu harcamalarını finanse edebilmek için iktidarın ek gelire ihtiyaç duyduğunu söyleyen Akdeniz Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Ulutürk, “Başka bir vergi koymaktansa insanların ödemeye alıştığı vergiyi sürekli hale getirmek kamuoyunda çok fazla fark edilmezdi ve ses getirmezdi. AKP iktidarı da bunu tercih etti.” dedi. Ulutürk, ‘devlet bütçesinde birlik’ ilkesi nedeniyle toplanan vergilerin özel bir harcamaya tahsis edilemeyeceğinin altını çizerek, “O nedenle toplanan vergilerin deprem için harcanacağını söylemek teknik olarak mümkün değil.” dedi. Yollar için de bir finansmana ihtiyacı olduğunu dolayısıyla bütçeden bunun için kaynak ayrıldığını söyleyen Ulutürk, aslında depreme ayrılması gereken kaynağın yol yapımına ayrıldığını söyledi.

Deprem Vergileri Nereye Gitti?
Bugüne kadar toplanan deprem vergisinin 60 milyar lirayı aştığı hesaplanıyor. 1999 yılında getirilen ve geçici olduğu ilan edilen vergilerden bazıları, 2003 yılından sonra sürekli hale getirildi. İktidara aday olduğu günden itibaren vergi yükünü azaltacağı vaadini veren AKP, Özel İletişim Vergisi, Özel İşlem Vergisi gibi vergileri sürekli hale getirerek vaadinin tam tersini yaptı. Kişi başı vergi yükü bu vergilerle artırılmış oldu. Cep telefonu, ev telefonu, internet, televizyon hizmetleri gibi alanlarda alınan ÖİV abone başına ortalama 50 TL ek yük getiriyor. Cep telefonlarında yüzde 25, sabit hatlarda yüzde 15, internette yüzde 5, uydu ve TV yayınlarında yüzde 15 oranında Özel İletişim Vergisi var. İletişimde konuşma ücreti üzerinden ÖİV kesiliyor. 100 TL’lik bir cep faturasında ÖİV’nin payı 15 TL’yi buluyor. Üstelik diğer deprem vergileri gibi bu vergilerden elde edilen gelirler de farklı alanlarda kullanılıyor. Devletin depreme karşı alınan tedbirler için ne kadar harcama yaptığı ve bu harcamaların bütçeye etkisini sürekli şekilde paylaşması gerekir. Yönetimlerin bu harcamaları sadece bugünü değil geleceği de etkiler. Kısa vadeli getiriler yerine uzun vadeye odaklanıp öncelik sırasını (deprem gibi) en hayati olanlara vermek gerekir. Aksi takdirde muhtemel bir deprem hizmet olarak sunulan tüm yapıları yok etme riskini taşımaktadır.

Koray Tekin, Zaman 21.08.2014 http://www.zaman.com.tr/ekonomi_deprem-vergileri-geciciydi-kalici-oldu_2238869.html

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Kredi Kartı Borcu Patladı


Bankaya olan kredi borcu taksitini zamanında ödeyemeyenlerin sayısında 2014 yılı itibarıyla kaydadeğer bir artış görüldü. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne göre 2013 yılında 344 bin kişi olan borcunu ödeyemeyen kişi sayısına, bu yılın ilk beş ayında yaklaşıldı. Ocak-mayıs döneminde 306 bin 914 kişi taksitini zamanında yatıramadığı için bankaların riskli listesine girdi.
 
Banka kredisi kullananlardan borcu ödeyemeyenlerin sayısında artış yaşanıyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre kredi kartının borcunu ödememiş kişi sayısı 2014 Mayıs ayında 82 bin 989 kişiye yükseldi. 2014’ün ilk 5 ayındaki kredi kartları borcunu ödememiş kişilerin toplam sayısı 306 bin 914 kişiye ulaştı. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısındaki artışın bu hızla devam etmesi halinde 344 bin 945 kişi olan 2012 yılına ait toplam rakam, bu yılın 6 aylık döneminde aşılmış olacak.
   
2014’ün ilk 5 ayında bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı ise 225 bin 167’ye, bireysel kredi veya kredi kartları borçlarını ödememiş gerçek kişi sayısı ise 532 bin 81’e ulaştı.
 
2014 yılı Nisan ayında bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 55 bin 942 kişi iken, bu rakam mayıs ayında 59 bin 450 kişiye yükseldi. Nisanda 77 bin 369 kişi olan kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı mayısta 82 bin 989’a çıktı.
 
Tüketiciyi Koruma Derneği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, ödenemeyen kredilerdeki artışı şöyle değerlendirdi: "Halkın borçluluğu kırmızı alarm seviyesinde. Bunu kontrol eden de yok. Türkiye, bankalara borçlandırarak büyüme politikasının sonucu olarak bu noktaya geldi. 'Türkiye büyüyor' diyorlar, evet büyüyor ama borçlanarak büyüyor. Hane halkı borçlandı, tüketici kredileri arttı, 2013'te hükümet bu işe uyandı. İç talebi kısmak için taksit sınırlaması getirdi. Kredi kartı alımını zorlaştırdı ama atı alan Üsküdar'ı geçti. Bankalara, kredi kartına teslim olan bir ülke Türkiye. Tüm küresel ekonomistler Türkiye'yi değerlendirirken cari açıkla beraber hane halkı borçluluğunu da dikkate alır. Borçlanarak büyümenin sonu iflastır. Türkiye bunu yaşayacak diye korkuyoruz. 2-3 yıldır bu borçların yapılandırılması için iktidara çağrı yapıyoruz. Fakat iktidar bankacılık lobisine karşı direnemediği için yapılandırma konusunda adım atamıyor. Atamadığı için de borcunu ödeyemeyenlerin sayısı artıyor. İcraya verilen sayısı patlıyor. Veriler ödenemeyen borcun artacağını gösteriyor.
 
Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit ise ödenemeyen borçlarla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Özel kesimin tasarrufları son otuz yılın en düşük seviyesine geriledi. Ekonomi büyüdü fakat vatandaşın kazandığından daha fazla harcaması ile büyümüş oldu. Ekonominin hızlı büyüdüğü dönemlerde bu borçlanma sıkıntı oluşturmazken son birkaç yıldır ekonomik büyümenin yavaşlaması ile birlikte borcunu ödemeyenlerin sayısı artmış oldu. Enflasyonun hedefin üstünde kalması özellikle özel sektör çalışanlarının reel ücretlerinin gerilemesine neden oldu. Bu da bireysel kredilerde ve kredi kartlarında geri dönüşleri azaltmış oldu. Ailelerin karşılaştığı bu durum doğal olarak ailelerin dağılması gibi başka sosyal problemlere de neden oluyor.”
 

6 Temmuz 2014 Pazar

"Üretici Mahsulü Doğrudan Pazara Ulaştırırsa Fiyatlar Düşer"


Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin hazırladığı rapora göre, meyve sebze fiyatları tarladan tüketiciye ulaşana kadar katlanarak artıyor. Yükselişte aracı sayısının artmasının etkili olduğunu belirten Tüketiciyi Koruma Derneği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, üreticilerin tüketiciye doğrudan ulaşabileceği alternatif sistem kurulmasını önerdi.
 
Sebze ve meyvelerin fiyatları, tarladan market raflarına ulaşıncaya kadar katlanarak artıyor. Son market fiyatları araştırması da üretici fiyatı ile market fiyatı arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Üreticide kilogramı 60 kuruş olan domatesin fiyatı, market raflarına ulaştığında 2,02 liraya kadar çıkıyor. Market ve üretici fiyatı arasındaki fark, domateste yüzde 236 olarak açıklanırken, bu oran haziran itibarıyla salatalıkta yüzde 297, kabakta yüzde 312, patateste yüzde 130, maydanozda ise yüzde 487’yi buluyor. Bakliyatta da durum değişmiyor. Üreticiden markete gelene kadar nohudun fiyatı 2,15 liradan 6,14 liraya, kırmızı mercimeğin fiyatı 1,70 liradan 4,83 liraya, pirincin fiyatı ise 2,14 liradan 7,50 liraya yükseliyor.
   
Son dönemde yaşanan kuraklık, dolu ve don felaketleri sebebiyle birçok ürünün fiyatında ciddi artışlar meydana geldi. Fakat Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) 1 Temmuz’da yayımladığı üretici-market fiyatları araştırması fiyatlarda ortaya çıkan artışlarda meydana gelen afetlerin yanı sıra aracıların da etkisi olduğunu gözler önüne serdi. Ürün fiyatlarının üreticiden markete ulaşana kadar katlanmasıyla ilgili Zaman’a konuşan Tüketiciyi Koruma Derneği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bu fiyat artışına sebep olarak aradaki aracıların sayısının artmasını ve marketlerin raf kirası gibi uygulamalarını gösterdi. Marketteki sebze ve meyvelerle ilgili tüketicilerden şikayetlere maruz kaldıklarını belirten Deniz, tüketicilere ihtiyaçlarını yerel pazarlardan gidermeleri tavsiyesinde bulundu. Ürünlerin, yıllardır fiyatı şişerek tüketiciye ulaştığını kaydeden Mehmet Bülent Deniz, “Pazar biraz daha ucuz ama yine de alınması gereken rakamlarda değil bizce. Meslek örgütü, korporasyon yöntemini biz yıllardır söylüyoruz. Üreticilerin birlikler halinde tüketiciye doğrudan ulaşabileceği alternatif sistemin mutlaka oluşturulması gerekiyor diyoruz.” dedi. Deniz, pazar gıdaları konusunda çok ciddi bir sektörün bulunduğunu, hal komisyonları ve kabzımalların fiyatları kendi düşüncelerine göre planladığını ve bazı yöntemlerle de tüketicinin pazar gıdalarına daha uygun fiyatlarla ulaşmasının engellendiğini savundu.
   
Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar da Türkiye’de bir düzen oluştuğunu ve bunun hem küçük çiftçiyi hem de tüketicileri mağdur ettiğini kaydetti. Bu düzenden çıkar sağlayanın aracılar olduğunu belirten Çakar, “Hal kanunu var, ticaret kanunları var, bu kanunlar buna cevaz veriyor.” dedi. Çakar, “80 öncesi bu konuda iyi bir gidişat vardı ama maalesef 80’den sonra tepetaklak oldu. Çözüm kırsal kesimde küçük çiftçinin, üretim kooperatiflerinin örgütlenmesidir, en önemlisidir.” diye konuştu. Çakar, kırsal kesimde küçük çiftçilerin durumunun çok kötü olduğunu, büyük bir göçün yaşandığını ve bunun çözülerek kentten köye göçün gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
   
TZOB’un araştırmasına göre birçok ürünün fiyatı, üreticiden tüketiciye ulaşana kadar katlandı. Örneğin, üreticide 65 kuruş olan sivri biberin fiyatı markete geldiğinde 2,17 lirayı buldu. Sivri biber pazarda ise 1,73 liraya alıcıya ulaştı. Market ve üretici fiyat arasındaki fark, sivri biberde yüzde 231 olarak açıklanırken, bu oran haziran itibarıyla kabakta yüzde 312, kuru soğanda yüzde 279, marulda yüzde 239, maydanozda ise yüzde 487’yi buldu. Bakliyatta da aradaki uçurumun boyutları değişmedi. Üreticiden markete gelene kadar nohudun fiyatı 2,15 liradan 6,14 liraya, kırmızı mercimeğin fiyatı 1,70 liradan 4,83 liraya, pirincin fiyatı ise 2,14 liradan 7,50 liraya yükseldi. Bazı ürünlerdeki farklar oran olarak düşük olsa da fiyat olarak dudak uçuklattı. Örneğin kuru kayısının fiyatı üreticiden markete gelene kadar yaklaşık 19 lira artış gösterdi ve 14 liradan 33 liraya çıktı. Bu fiyat farkı kuzu etinde 17 lira, kuru fasulyede 6 lira, nohutta 4 lira, yeşil mercimekte 3 lira olarak ortaya çıktı.