boykot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boykot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2016 Pazar

'abd'ye tüketici darbesi...'

İstanbul, 30.07.2016

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi sonrası, Türkiye kamuoyunun ABD’nin izlemiş olduğu politikaya olan tepkisini dile getirmek amacıyla ‘ABD’ye Tüketici Darbesi’ kampanyasını başlatıldığını açıklayan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

Ülkemiz 15 Temmuz 2016’da, büyük bir felâketin kıyısından dönmüştür.
Milletin iradesine darbe yapılmak istenmiş; tankın önüne çıkan halk, iradesi dışında hiçbir vesayeti kabul etmediğini kendi kanıyla darbecilere haykırmıştır.
Kazanan, milletimiz ve Türkiye olmuştur.

Yaşanan darbe sürecinde İncirlik Üssünün aktif olarak kullanıldığı, darbe girişiminin hemen öncesinde ABD’li bazı görevlilerin darbe planlaması sürecinde çalıştıklarına ilişkin bilgiler medyada yer almış, tarihinde bir çok ülkede darbe gerçekleştiren, sabıkalı ABD tarafın, Türkiye kamuoyunda oluşan bu değerlendirmeye karşı inandırıcı olmayan itirazlar ileri sürülmüştür.

En önemlisi darbe girişiminin, halen ABD’de bulunan Fetullah Gülen isimli kişi tarafından yönetildiğine ilişkin iddia ve kanıtlar üzerine, bu kapsamda ülkemiz yargı makamları tarafından soruşturma yapılmaya başlanmış, uluslararası anlaşmalara uygun olarak bu kişinin Türk yargı makamlarınca yargılanabilmesi için ülkemize iadesi istenmiştir. Ancak ABD yönetimi, işi yokuşa süren tutumuyla iade işlemini gerçekleştirmeyeceğini ortaya koymuş bulunmaktadır.

Darbe girişiminde ABD’nin oynadığı rol ve ülkemizin iade istemine karşı gösterilen direnç, halkımız tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Bu tepkinin dile getirildiği meydanların sesine ortak olmak amacıyla ABD’nin anlayacağı dilden konuşacağız; Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), önceki yıllarda başarı ile uygulanmış ve sonuç vermiş olan tüketici boykot eylemini yeniden yaşama geçirerek, ‘ABD’ye Tüketici Darbesi’ kampanyası başlatmış bulunmaktadır.

Uluslararası ilişkilerin yönünün belirlenmesinde, önemli bir etken olan tüketici boykotu; küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında gerçekleştirilmek zorundadır. Önceki yıllarda, gerçekleştirilen bütün tüketici boykotlarında bu gereklilikler dikkate alınmış ve hepsinde de olumlu sonuçlar alınmıştır.

Bu nedenle Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) tarafından başlatılan ‘ABD’ye Tüketici Darbesi’ boykotu kapsamında, Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, Amerikan yaşam tarzının en temel simgeleri olan hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir.

‘ABD’ye Tüketici Darbesi’ kampanyası; İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca, Çince, Rusça ve Kürtçe dillerine çevrilerek, dünyanın çeşitli ülkelerindeki tüketici örgütleri bu haklı eyleme davet edilecektir.

‘ABD’ye Tüketici Darbesi’ kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz.
  
Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

5 Ağustos 2014 Salı

"Cephane Bizden Değil" Boykotunda İkinci Aşamaya Geçeceğiz



İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım devam ediyor.
Emperyalizme uşaklık yapan devlet adamlarına inat, dünya halkları soykırıma tepkisini göstermeye devam ediyor.
Dünya halklarının ortak vicdanı, soykırımı lânetliyor.
İnsanlığın ortak vicdanı, Türkiye'de başgösteren "CEPHANE BİZDEN DEĞİL" boykotunda birleşiyor.
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, "CEPHANE BİZDEN DEĞİL" boykotunda ikinci aşamaya geçmek için hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.
 
Tüketicinin Gazze tepkisi ile ilgili tüm gelişmeler; Ulusal Kanal'da, Çetin Ünsalan'ın hazırlayıp sunduğu EkoPolitik'te konuşuldu.
 
Ulusal Kanal, EkoPolitik (05.08.2014)
http://www.youtube.com/watch?v=R2uzdm_JAEY

20 Temmuz 2014 Pazar

#israiliçinboykotvakti

İsrail Gazze'ye ölüm yağdırmaya devam ediyor.
Bebekler, kadınlar, erkekler ölmeye devam ediyor.
Şehit sayısı üç haneli rakama doğru hızla ilerliyor.
 
Basiretsiz, duyarsız yöneticilerine inat, dünya halkları ayakta.
Alanlarda Gazze için ağıtlar yakılıyor.
 
Şimdi, bu vahşet için bir şeyler yapma zamanı..
Ağıtlarımıza, alanlardaki çığlıklarımıza bir şeyler ekleme zamanı..
Gelin kapitalizmin anladığı dilden konuşalım.
Kapitalizmin imanının yöneldiği nesneyi, parayı konuşalım.
 
Biliyoruz ki; kapitalizm, emperyalizm halkların cebinden aldıkları ile  hükümranlığını devam ettiriyor.
Biliyoruz ki; "saadet zinciri" örneği, sömürmeye devam etmesi için cebimizdeki paraya gereksinimi var.
Tüketim artmalı, kapitalizmin cepleri dolmalı, yeni sömürüler için pazarlar oluşturulmalı, tüketim daha da artmalı, haklar daha çok tüketmeli..
 
Ve şimdi Gazze soykırımı ile gerçek yüzüne bir kez daha tanık olduğumuz kapitalist, emperyalist sömürüye "DUR" diyor ve bu sömürünün sembollerini artık satın almıyoruz.
 
Biz, dünyanın tüm halkları; biliyoruz ki, kolasını, hamburgerini, sigarasını almadığımızda sömürenin beslendiği kaynak kesilecek.
Atardamarı olan tüketicinin cebinden kendisine akan para kesildiğinde, ölüm olup Gazze'ye yağamayacak.
 
Şimdi bazı sorulara yanıtlar:
1-Neden boykot listesi kola, hamburger ve sigara ile sınırlı?
Boykot listesindeki bu üç tüketim kanalının temel özelliği, bu kanlı savaşın asıl sahibi kapitalizmin sembolleri olmasıdır. Bu nedenle boykot bunlarla başlıyor.

Diğer yandan, boykotun toplum tarafından sahiplenilmesi için uygulanabilir olması gözetilmelidir. Kola, hamburger ve sigaranın yerine geçebilecek onlarca marka ve cins ürün bulunuyor. Dolayısıyla boykot listesindeki ürünleri satın almayan tüketicinin yaşamında herhangi bir eksiklik, değişiklik olmayacak, ama ölüm tacirleri için bir şeyler değişecektir.
 
2-Sosyal medyada dolaşan boykot listeleri ne kadar güvenli?
Boykot çağrıları yapıldığında elden ele, ekrandan ekrana bir sürü markanın yer aldığı listeler dolaşıyor.
Deneyimlerimiz; bu listelerde yer alan markaların çoğunun boykot edilen ülke ile ilgisinin olmadığı, bazı markaların rakipleri tarafından listeye dahil edildiğini bize söylüyor.

Kurunun yanında yaşın yanmaması, gözetilmesi gereken önemli bir noktadır. Milliyetinden emin olmadığımız bir markayı boykot ederken, ilgisi olmayan bir ticari kuruluşa zarar veriyor olabiliriz.

3-Boykot listesinde yer alan ürünlerin sayısı artacak mı?
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), bu aşamada kola, hamburger ve sigaradan oluşan boykot listesinin etkili bir şekilde yaşama geçirilmesi durumunda, arzu edilen sonuca ulaşılabileceğini öngörmektedir. Bu nedenle boykot ile tepkisini göstermek isteyen herkes için basit, yalın ve uygulanması kolay bu listede ısrarlı olunması düşüncesindeyiz.

4-Boykot süreci ile ilgili güncel bilgilere nasıl ulaşacağız?
Boykot ile ilgili güncel bilgiler ve olası listedeki değişiklikler için Twitter'da; #israiliçinboykotvakti tagı, @tuketicigundemi ve @mbulentdeniz hesapları ile Facebook'da Tüketiciler Birliği Federasyonu sayfalarının izlenmesini öneriyoruz.
 

25 Ekim 2012 Perşembe

"Tüketici, Migros'u Hizaya Getirmeli..."

Başörtülü Nurdan Delibaş’ın çalışmasını engelleyerek depoya kapatan Migros’a boykot çağrısı geldi.
Başörtülü Nurdan Delibaş’ın çalışmasını engelleyerek depoya kapatan Migros’a boykot çağrısı geldi. Migros ve benzeri kuruluşların, başörtülüleri çalıştırmayıp İslami usullere göre kurban satışı ve kesimi yapabilecek kadar ikiyüzlü olduğunu vurgulayan Tüketiciler Birliği Federasyon Başkanı Bülent Deniz, “Tüketici kendi değerlerine saygı duymayan firmalarla ilgili olarak, tüketimden gelen gücünü kullanmalı ve boykot etmelidir” dedi.
Migros’un başörtülü Nurdan Delibaş’ı mağazasında çalıştırmayarak depoya kapatmasına tepkiler çığ gibi büyürken, Türkiye Tüketiciler Birliği Federasyonu’ndan boykot çağrısı geldi. Türkiye Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, tüketicilerin insanların inançlarına ve değerlerine saygı duymayan Migros ve Carrefour gibi firmaları boykot etmeleri gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin geldiği hukuk ve demokratik düzey noktasında firmaların başörtülü diye bir ayrım yapmaması gerektiğinin altını çizen Bülent Deniz, “Migros ve benzeri firmalar ne yazık ki satış yapabilmek için ateist, başörtülü, başörtüsüz ayrımı yapmıyor. Hatta onların en büyük müşterileri inancına saygı duymadığı başörtülü kesim. Fakat çalıştırmaya ve istihdama gelince veya şirket içerisinde yükselmeye gelince başörtülüler ikinci sınıf muamele görüyor. Tüketici, kendi değerlerine saygı duymayan firmalarla ilgili olarak tüketimden gelen gücünü kullanıp onları hizaya getirmelidir” dedi.
 
ALIN TERİNİZİ MİGROS’A KAPTIRMAYIN
Geçmişte bunun gibi birçok örnekle karşılaştığını vurgulayan Deniz, boykot ve tepkilerin gücünü şöyle anlattı: “Anadolu Grubu geçmişte Efes Pilsen markası için bardak altlığı yapmıştı. Orada ‘BirAllah’ diye bir slogan yazmıştı. Biz buna çok sert tepki göstererek Anadolu Grubu’na özür diletmiştik.”
Dini kimlik veya sembolleri ikinci sınıf muameleye tabi tutan firmaları eleştiren Deniz, “Bu tür firmalar, tüketicinin gücüyle karşı karşıya kaldığında çok kez geri adım atmaktadırlar. O marketlerden alışveriş yapmayacağını ilan etmek dahi onları hizaya getirir. Tüketici akıllı ve bilinçli olmalıdır. Helal mesaiyle kazandığı alın terinin karşılığı olarak aldığı parayı, kendisini ikinci sınıf olarak gören Migros’a kaptırmamalıdır” açıklamasında bulundu.
Deniz, başörtülüleri çalıştırmayan Migros ve Carrefour gibi marketlerin İslami usullere göre kurban satışı ve kesimi yapmasını da ikiyüzlülük olarak değerlendirdi.
Şuayip Albay-Yeni Akit, 25.10.2012

4 Ocak 2012 Çarşamba

"Cebimizdeki Parayı, Yüzde Yirmibeş Arttırmak..."

2012 vergi zamlarıyla geldi.
Hangi vergi, ne kadar arttı? Yeni vergiler yolda…
Yüksek enflasyon kapıda!...
Eski Hesap Uzmanı Bülent Soylan’dan uyarılar…

“Soykırım yok” demek, Fransa’da suç.
Fransa Meclisinden geçen yasa, Senato yolunda.
2006 da oynanan senaryo yineleniyor.
Türkiye tüketicisi, “Onuruna Fransız Kalmıyor.”
Tüketiciler Birliği Antalya Şube Eş başkanı Neşet Gündüz, Fransız mallarına boykotu anlatıyor.

Cebimizdeki paranın yüzde 25 artması mümkün mü?
Alışverişin üç şifresi.


Halkın Ekonomisi, KRT., 4 Ocak Çarşamba, saat 21:00’de…

"Halkın Ekonomisi"ni izlemek için: D-Smart 151. Kanal, TiVibu, TÜRKSAT 3A 11096 Vertical 30000, iPhone, iPad, BlackBerry, Android, Windows Phone 7, internet üzerinden

Canlı yayına bağlanmak için: 0212 356 99 92 halkinekonomisi@krtkaradeniz.com

24 Ağustos 2010 Salı

"gaza geldik!..."


Hep öyle oldu.
Kimi zaman Danimarka’ya, kimi zaman Fransa’ya, kimi zaman ABD. ye ekonomik savaşlar açtık, onları iflas ettirecek denli kararlı, sürekli ve etkili tüketici boykotları yaptık…
Sahi, kaçını hatırlıyoruz bu boykot girişimlerinin?..
Arkamızda bıraktığımız bu boykotlarda neler oldu, hatırlıyor muyuz?
Gelin geriye doğru, on yıllık bir yolculuk yapalım, Tüketiciler Birliği’ndeki aktif çalışma yıllarımıza…

Cami Resmi, Sigara Paketinde Olursa..
2002 yılı.
Chesterfield marka sigara paketini inceliyoruz. Üzerinde Ortaköy Cami resmi var.
Bir basın açıklaması yaparak, paketteki bu resmin kaldırılmasını, aksi takdirde boykot uygulanacağı konusunda firmayı uyardık ve kamuoyunu da bilgilendirdik.
Açıklamamızın bir gün sonrasında sigarayı üreten firmadan yazılı cevap geldi ve dünyanın dev şirketlerinden olan Philip Morris firmasının, 111 ülkede Ortaköy Camii resmi ile sattığı Chesterfield marka sigara paketindeki Cami resmi kaldırıldı.

Onuruna Fransız Kalmayınca…
2006 yılında, “Ermeniler soykırıma uğramamıştır” diyene hapis cezası öngören bir yasa tasarısı Fransa Parlamentosu’na gelince, Türkiye ayağa kalktı.
Tasarının Parlamento’da kabul edilmesi üzerine, aynı gün boykot kararı alıyoruz.
Her hafta bir Fransız ürününü açıklama kararı alıyoruz.
İlk hafta açıkladığımız Total markası ile Avrupa borsaları yere çakılıyor. Firmanın Avrupa borsalarındaki hisse senetleri, ilk gün yüzde beş değer kaybediyor.
Fransa ile ilişkili markalar hangi hafta kendilerini açıklayacağımız endişesi ile Fransa üzerinde lobi yapmaya başlıyorlar gecikmeksizin.

Boykotun sekizinci haftasında, Parlamento’da kabulüne karar verilen yasa, Senato’da onaylanmak için yola çıktı. Ama bir türlü Senato gündemine gelmedi(!) ve tasarı yasalaşmadı.

Bu iki boykot örneği gibi, geçmiş on yıl içinde başarıya ulaşmış onlarca tüketici boykot eylemi anısını yazabilirim.
İsteyince, doğru bir söylemle, doğru zeminde “haydi tüketiciler, boykota” dendiğinde sonuç alınıyor.
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

2009 Gazze/2010 Mavi Marmara..
Geçtiğimiz yılın ilk ayları, İsrail ordusunun Gazze’ye girip binlerce sivili öldürdüğü günler.
Ortalıkta bir “boykot” heyecanı dalgası.
Listeler havada uçuşuyor.

Ve şimdi.
Bayrağımızı taşıyan bir gemiye saldırıyor İsrail.
Dokuz kardeşimizi katlediyor.
Ve biz yeniden hatırlıyoruz, “İsrail’e boykot” yapmayı…

2009 yılının Ocak ayından, 2010 yılının Haziranına…
İsrail, Gazze’ye saldırısını geri mi çekti? Hayır!
Ablukayı mı kaldırdı? Hayır!
Peki geçen yılın başında haykırdığımız “İsrail’e boykot” nidalarına ne oldu, arada yaşanan bir buçuk yılda?..

Sürdürülebilir Olmak…
Sizi temin ederim, Gazze’ye saldırının gerçekleştiği 2009 yılının ilk günlerinden bu güne, İsrail ordusuna açıkça destek verdiğini açıklayan ve adını hemen her listede gördüğünüz kolalı içeceği, evet sadece bir kolayı Türkiye olarak onsekiz aydır satın almıyor olsa idik, bugün belki de dokuz vatandaşımız yaşıyor olacak, dahası belki de Gazze sorunu aylar önce çözülmüş olacaktı.

Sivil Topluma Düşen Görev
Sondan bir önceki sözümüz, sivil toplum örgütlerine, özellikle tüketici örgütlenmelerine.
Ülkemiz tüketicisi, hiçbir dönemde tanık olmadığımız kadar boykota hazır, istekli ve kararlı idi.
Ama aradan iki ay geçmiş olmasına rağmen “boykot”un esamisi yok ortada.

Dahası, İsrail karşı boykot ile bize meydan okuyabilecek cesareti kendisinde buldu.
Dahası İsrail’den ithalatımız yüzde 32 arttı.

Bir yerlerde hata mı yaptık acaba?
Söylem mi doğru değildi, söyleyenler mi, yoksa zemin mi?
Özeleştiri gerekir mi acaba, tüketiciyi duyarsızlıkla suçlamadan önce.

Ve son söz tüketiciye;
Bir şişe kola içmezsek ölmeyiz. Ama içeceğimiz bir kola ile kaç cana kıyarız, biliyor musunuz?

5 Haziran 2010 Cumartesi

BOYKOT HİKÂYELERİ


Bir kez daha dört bir yanda boykot broşürlerinin dağıtıldığı, internette “boykot edelim” mesajlarının dolaştığı günleri yaşıyoruz.
İsrail’in yardım filosuna saldırısı sonrası, kabaran yüreğimiz için elimizden gelenin meydanlara doluşup öfkemizi haykırmak, enikonu öfkemizin hedefi olanlara para kazandırmamayı dert ettiğimiz günlerdeyiz.

Ne zaman boykot konusu ülke gündemine gelse, “başarılamaz” söylemi ile ortaya çıkanların çokça olduğunu biliyoruz.
Ya da başlayıp, ömrü saman alevinin ömrü kadar olan boykot girişimlerinin tanığı olduk çoğu kez.

Gelin, kurucusu ve halen Onursal Başkanı bulunduğum Tüketiciler Birliği’ndeki Genel başkanlık görevimiz esnasında gerçekleştirdiğimiz boykot çalışmalarına bir göz atalım.
Yol haritası doğru belirlenmiş bir boykotu örgütlediğimizde neleri başarabiliyoruz, görelim…

Chesterfield’in Ambalajı
2002 yılıydı.
Bir tüketici elinde Chesterfield sigarası ile bize geldi.
“Bu sigaranın üzerinde Cami resmi var. Paket bitince yerlere atılacak, üzerine basacağız, bunun değiştirilmesini istiyorum” diye yakındı.
Konuyu bizden önce Diyanet İşleri Başkanlığı’na bildiren tüketicinin başvurusu üzerine, Diyanet İşleri Başkanlığı sigarayı üreten Philip Morris firmasının Türkiye’deki üretici kuruluşuna mektup yazmış, rica etmiş.
Ama nafile. Kulak asan olmamış.

Sigara paketini inceledik.
Gerçekten üzerindeki resim, Ortaköy Cami resmi.
Bir basın açıklaması yaparak, paketteki bu resmin kaldırılmasını, aksi takdirde boykot uygulanacağı konusunda firmayı uyardık ve kamuoyunu da bilgilendirdik.
Açıklamamızın bir gün sonrasında sigarayı üreten firmadan bir yazılı cevap geldi.

Sonuç; Dünyanın dev şirketlerinden olan Philip Morris firmasının, 111 ülkede Ortaköy Camii resmi ile sattığı Cehsterfield marka sigara paketindeki Cami resmi kaldırıldı.

Dünya Devi’nin Özrü
2005 yılındayız.
Ülkemizde Şampiyonlar Ligi final maçı oynanacak.
Maç nedeniyle binlerce yabancı gazeteci ülkemize geliyor.
Gelen gazetecilere dağıtılmak üzere, Türkiye’yi tanıtan bir kitapçık hazırlanıyor.
Kitapçıkta Türkiye ile ilgili olarak; “şark zihniyetli”, “taksicileri soyguncu”, “muhafazakâr yapı nedeniyle eşiyle, arkadaşlarıyla dolaşanlara karışan” bir ülke tasviri yapılarak “Kürt” ve “Ermeni” konularının sorun olarak yaşandığı bir ülkeden söz ediliyor.

Kitapçığı hazırlayan maçın ana sponsoru ve aynı zamanda bir dünya devi; Master Card firması.

Bir basın açıklaması yaptık ve dedik ki; “Türkiye tüketicisi Master Card kullanmaktadır. Bu ticari gerçeklik nedeniyle Master Card, dağıtmış olduğu kitapçıkla ülkemize ve bu topraklarda yaşayan insanlara yapmış olduğu hakaretler için özür dilemelidir. Aksi halde… firmanın hizmetlerini satın alma konusundaki tutumumuzu gözden geçireceğiz.”

Sonuç; Dünya devi firma 24 saat içinde geri adım attı ve bize ve tüm medyaya bir yazı göndererek, Türk halkından özür diledi.

Korku Dağları Sarınca…
Yıl 2006.
Bir bira firmasının reklâm amacıyla ürettiği bardak altlıklarını inceliyoruz.
Güya çeşitli ülke lisanlarına benzetme yapılarak içki adı ile türetilmiş hayali futbolcu adları yazılı.
Arap futbolcu için kullanılan ibare, (Hâşâ) “Biraullah.”
Hemen harekete geçtik.
Hem firma yöneticileri hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunduk, hem de birayı üreten Anadolu Grubu’nun tüm markalarına boykot başlatacağımızı kamuoyuna ilan ettik.

Sonuç; Anadolu Grubu bize bir yazı gönderdi: “Efes Pilsen olarak kamu vicdanını rahatsız edici bir etki yaratmış olmaktan büyük üzüntü duyduğumuzu ve çalışma ile birlikte bardak altlıklarını bütünüyle yok ettiğimizi kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz."

Buraya kadarki boykot anılarımızda, daha boykota başlamadan, sadece boykot edeceğimizi ilân etmekle amaca ulaştık.
Bir de fiilen gerçekleştirdiğimiz boykotlar oldu; “Cephane Bizden Değil”, “Danimarka”, “Onuruna Fransız Kalma” boykotları…

Irak İşgal Ediliyor, Tüketici Boykota Başlıyor
Irak’ın işgalinin yaklaştığı günler.
ABD. tüm pervasızlığı ile geriye sayımı başlatmış durumda.
Savaş karşıtı dünya kamuoyu ayakta.
Bize de, yurttaşlardan “boykot edelim” talebi geliyor yoğun olarak.

Düşünüyoruz, yaşamımızdaki ABD. kökenli malları.
Hangisinden vazgeçelim dersek, tüketici arkamıza düşer?
Başarısız bir boykot girişiminden kurtulmanın çarelerini arıyoruz.
Yaşamımızı işgal etmiş binlerce ABD. malını, mesela bilgisayardaki Windows yazılımını artık kullanmıyoruz dersek, başarabilir miydik?

Sonu olmayan bir girişim yerine, ABD. nin emperyalist yayılmacılığının simgelerini boykot etmeye karar veriyoruz: ABD. nin doları, havayolu American Air Lines ilk aklımıza gelenler. Hamburgeri, kolayı ve sigarasını da listeye ekleyip beş kalemlik bir boykot listesi ile kamuoyuna duyurumuzu yapıyoruz.

Sonuç; ABD. nin ve diğer emperyalistlerin Irak’ı işgaline engel olamadık, işgal sona ermedi.
Ama işgalden dört-beş ay sonra, ABD. de yayın yapan ekonomi kanalı CNBC, ABD. kökenli ürünlerin Türkiye’de satışının yüzde yirmi civarında düştüğünü haber olarak geçti.
Boykot kapsamındaki Mc Donalds firması, Türkiye’de yeni şube açma sürecini durdurdu, dahası varolan şubelerini azaltma kararı aldı.
En önemlisi de, o dönem kadar ekonomik ilişkilerimizde temel parametre olarak kullandığımız “dolar”ın egemenliği sona erdi.

Onurumuza Fransız Kalmadık
2006
yılının son ayları.
“Ermeniler soykırıma uğramamıştır” diyene hapis cezası öngören bir yasa tasarısı Fransa Parlamentosu’nda.
Tasarının kabul edilmesi üzerine, aynı gün boykot kararı alıyoruz.
Başımız yine dertte; boykotu nasıl tasarlamalıyız ki, gerçekten Fransız malı olan ve tüketicinin katılabileceği bir liste yapalım…
Her hafta bir Fransız ürününü açıklama kararı alıyoruz.
Amacımız, kapsamı giderek artan boykot ile Fransız kamuoyunun süreç içerisinde harekete geçmesini sağlamak ve dahası Türkiye tüketicisinin boykota katılımını diri tutmak.

İlk hafta açıkladığımız Total ile yer yerinden oynadı.
Firmanın Avrupa borsalarındaki hisse senetleri açıklamanın olduğu gün yüzde beş değer kaybetti.
Fransa ile ilişkili markalar hangi hafta kendilerini açıklayacağımız endişesi ile Fransa üzerinde lobi yapmaya başladılar.
İlerleyen haftalarda açıkladığımız kimi markaların Türkiye yöneticileri bize gelerek, satışların dibe vurduğunu, yasanın Senato’da yasalaşmaması için Fransa’da yoğun bir çalışma yaptıklarını itiraf ettiler.

Sonuç; Parlamento’da kabulüne karar verilen yasa, Senato’da onaylanmak için yola çıktı. Ama bir türlü Senato gündemine gelmedi ve tasarı yasalaşmadı.

Boykot Paradoksu
Boykot konusunda geçmişten gelen kimi anılarımız bunlar.
Boykot tasarlarken bir çok dinamiği bir arada değerlendirmek gerekiyor.
Dinamikleri doğru değerlendirip, doğru tasarlanan boykot çalışmalarında, amaca ulaşmak mümkün.
Ama bu dinamikler öylesine zorlu ki, kimi zaman boykot sürecinin bir paradoksa dönüşmesi de işten bile değil.
Boykot kampanyalarında olası paradoksları bir başka yazıya bırakıyoruz.

Ancak insanlığın vicdanının kanatıldığı bu günlerde, özellikle Tüketiciler Birliği’nin http://www.tuketiciler.org/ sitesinde duyurduğu ürünleri kullanmayarak, boykot sürecine katılımımızı kararlılıkla sürdürmenin bir borç olduğunu unutmamamız gerekiyor.
(Makale, Baran Dergisi'nde yayınlanmıştır.)

27 Eylül 2009 Pazar

"Ben Tüketmezsem, O Yok Olur..."


Ekonomik kriz, yeni tüketim ahlâkıyla çözülecek
Gülizar Baki/Zaman 27.09.2009


Global ekonomik kriz büyük firmaların iflas etmesine, fabrikaların daha az üretim yapmasına dolayısıyla ekonomi çarklarının yavaşlamasına sebep oldu.

Boşuna mı ekonomi kurmayları ekranda bakkal, oyuncakçı, simitçi veya çiçekçi kılığında, "Ekonomiye can verin!" çağrısında bulunuyor. Çünkü ekonomik kriz sadece büyük şirketleri değil, tüketici davranışlarını da etkiledi. Daha az alışveriş yapmak, tasarruf etmek gibi basit etkiler değil bunlar. Uzmanlara göre global kriz, yeni bir tüketim anlayışı geliştiriyor. Yani tüketim ahlakı/davranışları değişiyor.

Dünyaca ünlü trend uzmanı Reiner Evers, önümüzdeki yılın tüketici eğiliminin, mavi renk elbise veya topuklu ayakkabı değil, "daha az harcamak ve daha fazla satmak" olduğunu söylüyor. Hatta bu durumu "sellsumers" olarak kavramlaştırıyor. Sellsumers, seller (satıcı) ve consumer (tüketici) kelimelerin birleştirilmesinden oluşturulmuş. Anlamı "satan tüketici" demek. Yani fikirleri kurumlara satan, düşüncelerini diğer tüketicilerle paylaşan veya kullanmadıkları eşyaları kiralayan tüketicilere deniyor. Ekonomiye "tüketici katkısı" olarak da tanımlanabilir.

'G' Jenerasyonu

Evers'ın öngörüsüne göre satıcı ile tüketici arasındaki keskin ayrılık bitiyor. Tüketici aynı zamanda satıcı, satıcı ise tüketici olacak. Aslında bu anlayış, internet sayesinde yavaş yavaş başlamıştı. Kriz sebebiyle nakit sıkıntısı çekilince daha hızlı bir şekilde yayıldı.

Evers, ekonomik krizin "g jenerasyonu" adı verilen yeni bir nesil ortaya çıkardığından da bahsediyor. Yani generous generation/cömert nesil, "Cömert ve insancıl tüketici olmak" diye açıklanabilir. Cömert nesil, adil davranan ve insan emeğine saygı gösteren kurumlardan alışveriş yapmak istiyor. Yani ileride üretim ve satışta daha şeffaf firmalar kazançlı olacak. Çünkü g jenerasyonu insancıl yaklaşımlardan etkileniyor. Ülkemizdeki durum da Evers'ın teziyle paralellik gösteriyor. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı'na göre tüketim ahlakı ve kültürü Türkiye'de de krizin etkisiyle hızla değişiyor. Hatta tüketici zihinsel dönüşüm yaşıyor. Odabaşı, krizin, tüketici ahlakında yaşanan değişimi sadece hızlandırdığını düşünüyor. Ona göre teknolojik gelişmeler, internetin sağladığı sosyal iletişim ağları böyle bir dönüşümü gerçekleştiriyordu zaten.

Yeni tüketicinin özellikleri

Odabaşı, yeni tüketicilerin özelliklerini şöyle sıralıyor: "Daha hassas ve duyarlı. Gereksiz harcamalara ve tüketime karşı bilinçli. İhtiyaç duyduğu ürünlere ve markalara yöneliyor. Üretime dahil olmak istiyor. Pasif kalmak istemiyor. İnsanî değerlere önem veriyor, materyalist bir bakış açısıyla yapılan uygulamalara tepki gösteriyor." Odabaşı, yeni nesil tüketicinin ruh halini ise şöyle tanımlıyor: "Kendisinin sadece 'parası olan varlıklar' olarak görülmesine duygusal içlenme diyebileceğim bir tavır gösteriyor. Duygu dünyasındaki bu halin ise iş dünyası tarafından fark edilmesini bekliyor. Tüketimin dünya sorunlarına çözüm üreten bir yapıda olmasını bekliyor. Çevreye zarar vermek istemiyor. Etik ve adil ticaret istiyor."

Daha eğitimli ve önceki nesillere göre gözü doymuş yeni nesil tüketiciler, samimi bir üretici istiyor. İkiyüzlü iş dünyasının karşısında duruyor. Üreticilerin ekolojik dengeyi gözetmesini neredeyse şart koşuyor. Tüketici olmanın kendisine bahşettiği büyük gücün farkında ve ona göre talepte bulunuyor.

Peki bu talepler ne işe yarayacak? Öncelikle etik ticaret yaygınlaşacak. Üretici, elemanlarının çalışma koşullarını bile düzeltmek zorunda kalacak. Tüketici otoriteye ve iş dünyasına yön verecek. Aslında devletlerin yaptığı/yapması gerektiği denetim işini, artık tüketici yapacak.

Yeni nesil tüketici gücünün farkına vardı

Tüketiciler Birliği'nin onursal başkanı Bülent Deniz de tüketicinin, "ben tüketmezsem o yok olur" diyerek gücünün farkına vardığını söylüyor. Deniz, yeni tüketicilerin kandırılması zor, satış sonrası unutulmaya tahammül etmeyen ve de imkan vermeyen bilince sahip olduğunu vurguluyor. Avukat Hamza Türkmen ise yeni tüketici ahlakının elit kesimlerin bir eğilimi olduğunu düşünüyor. Türkmen'e göre Batı'da "başka bir dünya mümkün" diyen küresel kapitalizmin karşıtı akımlar gündeme gelse de, bu söylemden en başta kendi bedenleri etkilenen elitler yararlanıyor. Organik tarım, gönüllü sadelik gibi akımlar onlara yönelik başladı. Gönüllü sadelik, 1970'lerden beri gelir seviyesi üst kesimde yaygın bir kavram. Parayı ve sınırsız satın alma gücünü elinde tutanlar, bilinçli olarak az tüketmeyi, sade yaşamayı tercih ediyordu. 2008 global krizi, bu akımın geniş kitleler tarafından mecburen benimsenmesine sebep oldu.