basinaciklamasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basinaciklamasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2009 Pazartesi

""17 Kasım'da, Yüzbinlerce Cep Telefonu Kapanacak"


5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunun Geçici 5. maddesini değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; “yasa ile öngörülen sürenin, 10 Kasım 2009’da sona ermesiyle birlikte yüzbinlerce cep telefonu kapanma olasılığı ile karşı karşıyadır” dedi.

Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıkla-mayı yapmıştır:

10 Kasım 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunun Geçici 5. maddesi;

“GSM mobil telefon hizmeti sunan işletmeciler nezdinde tutulan abonelik kayıtlarının tam, doğru ve güncel bilgilerden oluşmasını teminen, tüm abonelik kayıtları bu Kanunun yayımından itibaren bir yıl içinde güncellenir. Bu kapsamda ilgili işletmeciler nezdindeki bilgi ve belgelerinde eksiklik ve yanlışlıkları bulunan tüm aboneler, bu süre içerisinde kimliklerini is-patlayıcı belgelerle birlikte ilgili işletmeciye başvururlar. Başvuru esnasında abonelerden kimliklerini ispata yarar belgelerin birer örneği ile birlikte bireysel abonelerden Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaraları, kurumsal abonelerden ise vergi numaraları alınır. Bu madde kapsamında bilgileri güncellenemeyen hatların elektronik haberleşme şebekesi ile bağlantısı kesilir” hükmünü getirmektedir.

Yasanın bu maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK) tarafından çıkarılan 14.10.2009 tarihli Abonelik Kayıtlarının Güncellenmesi ve Son Kullanıcıların Aboneliğinin Gerçekleştirilmesi İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar gereğince; 10 Kasım 2009 tarihine kadar GSM işletmecileri nezdindeki abonelik kayıtlarındaki eksiklikleri gidermeyen, güncellemeyen, adına kayıtlı olmayan GSM hattını kullanıp da, gerekli devir işlemlerini yapmayan tüketicilerin hatları, 10 Kasım 2009 tarihinden itibaren sadece gelen aramalara açık tutulacak, nihayetinde 17 Kasım 2009 tarihinde görüşmeye kapatılacaktır.

Hukukun temel ilkesi olan“kanunu bilmemek mazeret olmaz” kuralı gere-ğince GSM hizmeti alan tüketicilerin, yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeden haberdar olduğu varsayılmalıdır.

Ancak yasanın yürürlüğe girdiği bir yıl öncesinden bu güne, gerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK) ve gerekse her üç GSM işletmecisi tarafından kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediği gözlemlenmektedir.

BTİK ve her üç GSM işletmecisine ait internet sitelerinde yapılan araştırmada, söz konusu yasal düzenleme ve düzenleme kapsamındaki tüketicilerin yapmaları gereken işlemlere ilişkin duyurulara, ana sayfalarda veya ziyaretçilerin kolaylıkla görebilecekleri konumlarda rastlanmamaktadır.

Yine her türlü yeni ürün ve tarifeyi kamuoyuna duyurmak için büyük reklâm ve duyuru kampanyaları düzenleyen GSM firmaları, bir yıllık süre içinde bu konuda kamuoyunu bilgilendirici, uyarıcı çalışmaları gerçekleştirmemişlerdir.

Kamuoyunun ve özellikle yasal düzenleme kapsamındaki tüketicilerin yeterince bilgilendirilmemiş olmaları nedeniyle özellikle başkasına ait GSM hattını kullanan tüketicilerin gerekli devir işlemlerini yapmamaları, hatlarının kapanması sonucunu doğuracak ve yüzbinlerce tüketici mağdur olacaktır.

Yasanın getirdiği ücretsiz devir işlemleri için son tarih 10 Kasım 2009 olup, tüketicinin kullanmakta olduğu hat ile ilgili GSM işletmecisine kimliklerini kanıtlayıcı belge ve kullanmakta oldukları hat ile birlikte başvurmaları halinde, devir işlemleri ücretsiz olarak gerçekleştirilecektir.

Ancak yasa tarafından öngörülen sürenin bitimine çok az bir zaman kalmış olması ve kamuoyunun yeterince bilgilendirilmemiş olması nedeniyle ve tüketicilerin yaşanması muhtemel yoğunluktan olumsuz etkilenmemeleri amacıyla yasada öngörülen sürenin uzatılması, kamuoyuna yeterli şekilde duyurulması ve böylelikle yüzbinlerce tüketicinin mağdur olmasının önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

Av. M. Bülent Deniz
Tüketici Hakları Uzmanı

23 Ekim 2009 Cuma

Hastalanmadan Haklarınızı Bilin

1 Ağustos 1998 tarihinde yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği ile hasta ve hasta yakınlarının; sağlık hizmetinden faydalanma, tıbbi bakım hakkı, eşitlik içinde sağlık hizmetine ulaşma, bilgi isteme, sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme, personeli tanıma, seçme ve değiştirme, bilgi alma hakkı, mahremiyet ve özel yaşama saygı, tıbbi kayıtların saklanması, onay, güvenlik, dini vecibeleri yerine getirme, insani değerlere saygı gösterilmesi, ziyaretçi kabul etme, refakatçi bulundurma, müracaat, şikayet ve dava hakkı, sürekli hizmet hakkı bulunduğu kabul edilmiştir.

Hasta ve hasta yakınlarının yukarıda sayılan haklarının ihlâllerinin giderilmesi ve ihlâli gerçekleştirenler için yaptırım uygulanmasına karar vermek üzere il merkezlerinde bütün kamu hastaneleri, ilçe merkezlerinde de 100 yatak üzerindeki hastanelerde Hasta Hakları Kurulları oluşturulmuştur.

Ülkemizde halen 800 civarında Hasta Hakları Kurulu faaliyette bulunmaktadır. Hasta Hakları Kurullarına gelen başvuru sayıları şu şekildedir:
Yıl Görüşülen Başvuru Yerinde Çözülen Başvuru Toplam
2007 12.789 65.844 78.633
2008 14.098 73.464 87.562
*Görüşülen Başvuru : Hasta Hakları Kurullarına yapılan yazılı başvuru
*Yerinde Çözülen Başvuru : Sözlü yapılan ve olay anında çözümlenen başvuru

2009 yılına ilişkin dönemsel raporlama henüz yapılmamıştır. Ancak 2009 yılı için toplam başvuru sayısının 100.000 civarında olması beklenmektedir.

2008 yılında Hasta Hakları Kurullarına gelen 87.562 başvurunun yüzde 54’ünde hasta hakları ihlâli olmadığına, yüzde 18’inde ihlâl olduğuna karar verilmiştir.

Hasta hakkı ihlâlinin olduğuna ilişkin verilen kararlarda ihlâlin yüzde 59’unun sağlık personelinden, yüzde 23’ünün sistemin işleyişinden kaynaklandığı, yüzde 13’ünün teknik (tıbbi) konu, yüzde 5’inin adli konu olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan araştırmalarda, çok sayıda Hasta Hakları Kurulunun faaliyete geçirilmediği, faal durumda olanların da kurul üyelerindeki eksiklerinin tamamlanmadığı gözlenmiştir.

Hasta Hakları Kurullarına gelen başvuru sayısı da, ülke nüfusu ve sağlık sisteminin işleyişindeki aksaklık ve eksiklikler dikkate alındığında, oldukça yetersizdir. Konu ile ilgili Sağlık Bakanlığı ve illerdeki Hasta Hakları İl Koordinatörlüklerinin topluma yönelik yoğun bilgilendirme çalışmalarına rağmen, hasta ve hasta yakınlarının başvurularda beklenen şekilde istekli olmadığı görülmektedir.

Eski çağ hukuklarından bu yana korunmakta öncelikli haklar arasında ön sıralarda yer alan hasta ve hasta yakını haklarının korunması, gözetilmesi ve ihlâllerin giderilmesi için kamu otoritesinin daha etkin çalışma yapması, öte yandan hasta ve hasta yakınlarının da, haklarının korunması ve uğradıkları ihlâllerin giderilmesi için oluşturulan ücretsiz hak arama mekanizmalarını harekete geçirmeleri ve haklarını aramakta ısrarlı olmaları gerekmektedir.

Av. M. Bülent Deniz
Onursal Başkan

http://www.tuketiciler.org/


1 Eylül 2009 Salı

"tüketicinin olmadığı yerde, bankaların borusu ötüyor..."


Türkiye Bankalar Birliği Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti’nin son bir yıllık raporunu değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; “heyetten çıkan kararların çoğunluğunun tüketici aleyhine olması, heyette tüketici temsilcisinin olmamasından kaynaklanmaktadır” dedi.

Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından “birlik üyeleri ile bireysel müşterileri arasındaki ihtilâfların değerlendirilmesi ve çözüme kavuşturul-ması” amacıyla 01.09.2007 tarihinde, Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti kurulmuştur.

Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti’nin 01.09.2008-14.08.2009 tarihleri arasındaki son bir yıllık çalışma dönemindeki çalışmalarına ilişkin açıklanan rapora göre; 2.450 başvuru heyete iletilmiş olup ilgili bankalara yönlendirilen, kabul edilmeyen, bilgi ve belgesi eksik olan başvurular dışında 239 başvuru hakkında karar verilmiş olup, 239 başvurudan 78 adedi için tüketici lehine, 161 adedi için banka lehine karar verilmiştir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereğince kurulan Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine bankacılık hizmetlerini şikâyet eden tüketicilerin kahir ekseriyetinin haklı bulunduğu gerçeği karşısında, Türkiye Bankalar Birliği Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti tarafından sadece yüzde 33 oranında tüketicinin haklı olduğuna karar verilmesi ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuçtur.

Türkiye Bankalar Birliği tarafından yayınlanan Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyetinin Oluşumu, Çalışma Esas ve Usulleri Hakkında Tebliği’in 5. maddesi gereğince, beşi kişiden oluşan heyet üyeleri, bankalarca gösterilen üyeler arasından seçilmektedir. Yani tüketici sorunları hakkında karar vermek üzere oluşturulan bu heyette tüketici temsilcisi bulunmamaktadır.

Tüketicinin temsilcisinin bulunmadığı, tek taraflı olarak oluşturulmuş bu heyetten verilen kararların güvenilir olduğu tartışmalıdır. Nitekim son bir yılda tüketici tarafından iletilen başvuruların sadece yüzde 33 ünde tüketicinin haklı bulunması, bu tereddüdü kuvvetlendirmektedir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereğince kurulan Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri, oluşumu itibariyle iletilen başvuruların tüm taraflarına yer veren ve çoğu durumda mahkeme kararı niteliğinde kararlar üreten yasal bir kamu kuruluşudur.

Yasal bir kamu kuruluşu ile aynı görevi yerine getirmek üzere Türkiye Bankalar Birliği tarafından başkaca bir heyet kurulması, mevcut Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri’nin işlevsizleştirilmesi amacına yöneliktir.

Oluşumu itibariyle tüketicinin temsil edilmediği, objektif kriterlerin gözetilmediği ve yasal dayanaktan yoksun Türkiye Bankalar Birliği Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti ortadan kaldırılmalı, bu heyetlerin çalışmasında ısrar edilecekse, heyet içinde tüketici temsilcisine yer verilmelidir.

Bankacılık hizmetleri nedeniyle hakkını aramak isteyen tüketiciler, yaptırım gücü bulunmayan karar veren Türkiye Bankalar Birliği Müşteri Şikâyetleri Hakem Heyeti yerine, icra kabiliyetini haiz kararlar veren ve her Kaymakamlık binasında faaliyet gösteren Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvuru yapmalıdırlar.

Av. M. Bülent Deniz
Tüketici Hakları Uzmanı

26 Ağustos 2009 Çarşamba

"GECİKME FAİZ ORANLARI DÜŞÜRÜLMELİ"


Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Bülent Deniz, kamusal hizmet bedellerine uygulanan gecikme faiz oranlarının yeniden düzenlenmesini istedi.

ANKA

Ankara- Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Av. M. Bülent Deniz, yaptığı açıklamada, "Yıllık enflasyon oranının çok üzerindeki olan gecikme faiz oranları makul seviyeye çekilmelidir" dedi.

Deniz, Gerçekleşen yıllık enflasyon rakamları ile firmaların alacaklarına uyguladıkları aylık gecikme faiz oranları arasında büyük bir uçurum bulunduğunu ifade ederek, "Gerçekleşen yıllık enflasyona yakın bir oranda, aylık gecikme faizinin tüketiciden alınması, ekonominin gerçekleri ve insafla bağdaşmamaktadır."değerlendirmesinde bulundu.

Tüketiciye sunulan iletişim, ısıtma ve benzeri kamusal hizmet bedellerinin zamanında ödenmemesi nedeniyle firmaların gecikme faizi tahakkuk ettirmelerini haklı bulan Deniz, şunları kaydetti:
"Halen bankacılık sektöründe bir yıllık mevduat için ortalama olarak yüzde 8-10 faiz ödenmektedir. Firmaların tahakkuk ettirdikleri gecikme faiz oranları yıllık bazda değerlendirildiğinde, bankaların bir yıllık mevduata verdikleri faiz oranının çok üzerinde bir oran uyguladıkları görülmektedir.

2008 yılının son çeyreğinde başlayan küresel ekonomik kriz nedeniyle oluşan işsizlik süreci, tüketicilerin ödemelerindeki istikrarı bozmuş, fatura ödemelerinde önceki dönemlere göre ödemelerdeki gecikmelerde artış gözlenmiştir.

Küresel ekonomik kriz ile mücadelede siyasi iktidar tarafından uygulamaya konulan önlemlerin bir kısmı kamu alacaklarının çok düşük faizler ile taksitle ödenerek, tasfiyesi amacına yöneliktir. Nitekim bu kabil önlemler yurttaşların borçlarını tasfiye etmelerini kolaylaştırmıştır."

Ancak özel sektör firmalarının kendi alacaklarına uyguladıkları gecikme faiz oranlarını ekonominin diğer tüm parametreleri ile uyumsuz olarak tespit etmiş olmaları, küresel ekonomik kriz ile mücadelede doğru ve uygun bir yaklaşım değildir. Her biri kamusal nitelikte hizmet veren bu firmaların, makul seviyelerde ve ekonominin diğer parametreleri ile uyumlu oranların tespiti, 'aynı gemide olma' duygusunun yansıması olacaktır."
http://yhs.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=77876
26 Ağustos 2009

13 Nisan 2008 Pazar

"6802 ayıbı ne zaman düzelecek?"


İletişim hizmetlerinden alınan “özel iletişim vergisi”ni değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "özel iletişim vergisi kaldırılmalıdır” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

17 Ağustos 1999 Depreminin ardından ortaya çıkan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla 2002 yılı sonuna kadar geçici olarak uygulanmak üzere cep telefonu abonelerinden % 25 oranında Özel İletişim Vergisi (ÖİV) tahsil edilmeye başlanmıştır. Bu verginin ihdasında öngörülen süre bitmiş olmasına rağmen, yürürlüğü iki kez uzatılmış ve nihayetinde ÖİV. kalıcı hale getirilmiştir.

Şu anda cep telefon iletişiminden % 25 ÖİV., % 14 maktu vergi, % 18 KDV. ve hazineye yatırılan % 15 oranındaki Hazine Payı üzerinden de, % 25 ÖİV. Ve % 18 KDV. alınmaktadır.

Bu vergi oranları ile Türkiye, cep telefonu iletişiminden en fazla vergi alan ülke durumundadır. Ülkemizi % 30 vergi oranı ile Uganda, % 28 vergi oranı ile Zambiya ve Brezilya izlemektedir. Gelişmiş ülkelerde ise, cep telefonu hizmetinden alınan vergi oranı % 15-25 arasında bulunmaktadır.

Ülkemizdeki abone sayısı dikkate alındığında cep telefonu hizmeti toplum tarafından temel bir ihtiyaç olarak kabul edilmektedir. Tüketicinin temel bir ihtiyaç olarak kabul ettiği cep telefonu hizmetinden bu denli yüksek oranda vergi alınması; temel ve evrensel tüketici haklarından biri olan "temel ihtiyaçların karşılanması hakkı”nı engellediği gibi yüksek oranda alınan bu dolaylı vergi nedeniyle vergide ve dolayısıyla gelir dağılımında adaletsizliğe neden olunmaktadır.

Bu nedenle siyasi iktidar 6802 sayılı Gider Vergileri Yasasının 39. maddesini yürürlükten kaldıracak girişimi yaparak, ülkemiz tüketicisine reva görülen bu ayıbı temizlemelidir.

Mehmet Bülent Deniz

30 Mart 2008 Pazar

"KREDİ KARTINDA FAİZ SORUNU ARTIK ÇÖZÜMLENMELİDİR"


TBMM. gündemindeki Türk Ticaret Yasa Tasarısı çalışmalarını değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "kredi kartı faizinde, sorunu köklü biçimde çözecek yaklaşımlar desteklenmelidir” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Kredi kartında 2001 yılından bu yana yaşanan toplumsal ölçekteki sorunun ana kaynağı, bankalarca uygulanan yüksek oranlı gecikme ve temerrüt faizidir. Ekonominin diğer parametreleri ile uyumsuz, yüksek oranlı faiz uygulamaları nedeniyle 2003 ve 2006 yıllarında olmak üzere, iki kez kredi kart borçlarının yeniden yapılandırılarak ödenmesini sağlayacak yasa çalışması yapılmış, nihayet 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası çalışmalarında, kredi kartında uygulanacak gecikme ve temerrüt faizi konusu ayrıntılı bir şekilde tartışılmıştı.

O süreçte, kredi kartlarına uygulanacak gecikme ve temerrüt faiz oranının, ekonominin diğer parametreleri ile koşut olarak belirlenmesine ilişkin toplumsal talepler yasakoyucuya iletilmiş; örneğin faiz oranının “mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının iki katı, tüketici kredisi oranı” gibi çok çeşitli önerilerde bulunulmuştu.

Ne yazık ki, 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası bu taleplerin uzağında bir düzenleme ile çıkarılmış, kredi kartına uygulanacak azami faiz oranının, her üç ayda bir Merkez Bankası tarafından belirlenmesi hükmü getirilmişti. Bu düzenleme kredi kartındaki faiz sorununu çözememiştir. Çünkü Merkez Bankası tarafından açıklanan oranlar, yüksek bulunarak, eleştiri konusu olmuştur. Örneğin; Merkez Bankası tarafından ilan edilen son rakamlar gereğince, gecikme faiz oranı % 4.93, temerrüt faiz oranı ise % 5.68 olarak belirlenmiştir. Yıllık enflasyon oranı, diğer kredilerde uygulanan faiz oranları gibi ekonominin diğer bütün parametreleri dikkate alındığında, yapılan bu belirlemenin gerçeklerden uzak ve fahiş olduğu görülmektedir.

2006 yılında çıkarılan yasa gereğince yeniden yapılandırılarak tasfiye edilen kredi kart borçları ve borçlu sayısında kısmi bir rahatlama sağlanmasına rağmen, yüksek faiz oranları nedeniyle çok kısa süre sonra kredi kart borçlularının ve borçlarının sayısında ciddi artışlar meydana gelmeye başlamıştır.

Yüksek faiz sarmalında sıkışan ve sayısı yüzbinlerle ifade edilen kredi kart hamili icra takiplerine maruz kalmıştır. Tahminlere göre bir milyon civarındaki kredi kart hamilinin de, icra takibi aşamasına geldiği düşünülmektedir.

Geçtiğimiz günlerde TBMM. gündeminde bulunan Türk Ticaret Yasa Tasarısı’na eklenecek bir hüküm ile kredi kartlarında faiz oranlarının, tüketici kredisi faiz oranlarına endekslenmesinin düşünüldüğü konusu basına yansımıştır.

Bu gelişmeyi olumlu olarak nitelendiriyor ve destekliyoruz. Bankaların uyguladıkları yüksek kredi kartı faiz oranları nedeniyle toplumsal huzuru zedeleyen gelişmenin köklü şekilde engellenmesini sağlayacak bir yasal düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

Ancak Türk Ticaret Yasası çalışması bünyesinde yapılması düşünülen bu çalışmanın;

-Türk Ticaret Yasası’nın temel yasa niteliğinde olması ve hacmi nedeniyle tasarının görüşülmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesinin uzun zaman alabileceği,
-Halen yürürlükte bulunan 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası’nın konuyu düzenleyen özel yasa olması,

nedeniyle öncelikle mevcut 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, bankaların kredi kartlarına uygulayabilecekleri azami gecikme ve temerrüt faizi oranlarının belirlenmesi yetkisi Merkez Bankası’ndan alınarak, ekonominin herhangi bir temel parametresine bağlanmalıdır.

“Tüketici kredisi faiz oranı, mevduata uygulanan en yüksek faizin iki katı, gerçekleşen enflasyon oranının iki katı, vb.” kurumların ve kişilerin keyfi değerlendirmelerine kapalı bir belirleme yöntemi ile kredi kartında yaşanan faiz kabusunun sona ereceği açıktır.

Mehmet Bülent Deniz

24 Şubat 2008 Pazar

"sağlıkta GERİYE dönüşüm"


Sağlık Bakanlığı’nın 15.02.2008 tarihli Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği’ni değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "rekabet koşullarını ortadan kaldıran bu yönetmelik, tüketicilerin kaliteli ve ucuz sağlık hizmeti almasını engellemektedir” dedi.
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Sağlık Bakanlığı tarafından 15.02.2008 tarihinde yayınlanan bir yönetmelik ile Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak; özel hastanelerin nüfus ve hasta sayısı ile hastalık yüküne göre, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak planlama doğrultusunda açılabileceği hükmü getirilmiştir.

2002 yılında AKP iktidarı ile başlatılan “sağlıkta dönüşüm” projesi ile kamuya bağlı sağlık kuruluşlarından sağlık hizmeti edinenlerin, sosyal güvenceleri kapsamında özel sağlık kuruluşlarından da yararlanması sağlanmış, böylelikle kamu eli ile sunulan ve her bakımdan yetersiz olan sağlık hizmeti üzerindeki yığılmanın önüne geçilmesi ve yurttaşın kaliteli sağlık hizmetine ulaşması amaçlanmıştı.

Bu proje nedeniyle çok sayıda özel sağlık kuruluşu gelişen sektörde yerini almaya başlamış, sektörde ciddi yatırım süreci başlamıştır. Ancak Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan bu yönetmelik ile sağlık sektöründeki özel girişimin önü kesilmek istenmektedir.

Buna göre; nerede özel sağlık kuruluşunun açılabileceği Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenecek, özel sağlık kuruluşlarının belli bölgelerde yığılmasının önüne geçilmesi gerekçesi ile bu sektördeki serbest girişimin önü kesilecektir.

Serbest ekonomi düzeninde yatırımcı faaliyetinin kamu tarafından planlanmaya ve giderek yasaklanmaya kalkılması, sonuçta gerekli rekabet ortamının sağlanmaması nedeniyle hizmeti edinen yurttaş bakımından “kaliteli ve ucuz” hizmete ulaşmasını engelleyecektir

Öte yandan aynı yönetmelik ile getirilen kriterlerin ağırlaştırılması ile ancak çok büyük sermaye gruplarının özel sağlık sektörü alanında yatırım yapabilmesinin önü açılmakta, bu sektörde faaliyet yapma niyetindeki diğer küçük sermaye gruplarının önü kesilmekte, sonuçta “tekelleşme”nin önü açılmaktadır.

Bu durum başta Anayasa olmak üzere tüketici haklarına ilişkin düzenlemelere aykırı olduğu gibi, AKP iktidarı ile başlayan “sağlıkta dönüşüm” projesinde, geriye doğru gidişi ifade etmektedir.

Yönetmelikten etkilenen ilgili sektör kuruluşlarının konuyu yargıya taşıması halinde, bu düzenlemenin yargı kararı ile ortadan kaldırılması kuvvetle muhtemeldir.

Mehmet Bülent Deniz