kur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2020 Cuma

Rakamlar yalan söylemez; yoksullaşıyoruz!..


Türk Lirasındaki değer kaybını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “ekonomi yönetimi, “Alice’in Harikalar Diyarı”nda yaşıyor” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Tüketici Birliği Federasyonu tarafından, siyasi iktidarın ekonomiyi yönettiği 2003-2020 tarihleri arasındaki zaman dilimine ilişkin asgari ücret/USD kuru/EURO kuru, gram altın rakamları çizelgesi, ücretli ve dar gelirli milyonların son dönemde hızla yoksullaştığını göstermektedir.

2016 yılında asgari ücretli 430,79 USD alabilirken, 6 Kasım 2020 tarihinde ücreti, 271,28 USD olmuştur. Yine asgari ücretlinin maaşı 2016 yılında 389,52 EURO’ya denk gelirken, bu rakam 6 Kasım 2020’de 229,10 EURO’ya gerilemiştir. Aynı şekilde 2004 yılında 16,84 gram altın alabilen asgari ücretli, 6 Kasım 2020 tarihinde ancak 4,29 gram altın alabilmektedir.

Bu rakamlar ücretlerin, ekonominin temel kıyas ve maliyet unsuru olan kur ve altın karşısında eridiğini ortaya koymakta, tüketici için hızla yoksullaşma anlamına gelmekte, pandemi sonrası kış mevsimi arefesinde tüketiciyi zorlu bir dönem beklemektedir.

Bu süreçte siyasi iktidar TÜİK üzerinden kamuoyunda artık inandırıcılığını yitiren endeksler açıklayıp ekonominin rayına girdiği, güçlendiği iddiasında bulunsa da, gerçek tüm çıplaklığıyla ortadadır.

Yoksullaşma döngüsüne girmiş milyonlarca insanımıza aktarılması gereken kaynaklar, üretime katkısı olmayan yatırımlara harcanmakta, gövde gösterisi yapılarak açılışı yapılan geçiş garantili otoyollar, tüketicinin mutfağındaki aşın miktarını arttırmamaktadır.

Adeta “Alice’in Harikalar Diyarı”nda yaşayan ekonomi yönetiminin milyonlarca tüketiciye masal anlatmayı bir kenara bırakarak, derin yoksullaşma sürecindeki ülke için çözüm üretecek kararlar alması, uygulaması gereklidir.

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

Tüketici Birliği Federasyonu, 08.11.2020

17 Ağustos 2018 Cuma

Devalüasyon bitmeden zamlar peş peşe yağacak

Kur artışı sonrası yeni zam dalgası başladı. Enflasyonun yüzde 20’nin üzerine çıkması bekleniyor. Birçok üründe tedarik sıkıntısı yaşanabileceği bildirildi. TBF ise kur fırsatçılarını sert bir dille uyardı.

Türk lirası geçen hafta dolar karşısında yüzde 21 oranında değer kaybetti. Dolardaki artış cuma günü kur 4.82’yi aştığında yüzde 25’leri bulmuştu. Kur haftayı 4.63’ten kapattı. Ancak Türk piyasalarında yaşanan “Kara Cuma”nın ardından, bugün Türkiye-ABD cephesinde yaşanacak yeni gerilimler sonrası günün tarihe “Kırmızı Pazartesi” olarak geçmesi olası. Konuştuğumuz iş dünyası, ekonomistler ve piyasa uzmanlarında, dolar/TL’nin bu ay içerisinde 7 TL’nin üzerini göreceği beklentisi hakim.

DOLARDA 7 TL BEKLENTİSİ
Bilindiği üzere kur artışı hem üretici hem de tüketici fiyatları üzerinde bir maliyet baskısı yaratarak enflasyona neden oluyor. Temmuz ayı tüketici enflasyonu yüzde 15.85, üretici enflasyonu da yüzde 25’ti. Ay başında yapılan elektrik ve doğalgaz zamlarının etkisiyle enflasyonun sonbaharda yüzde 17’leri görmesi bekleniyordu. Geçen hafta görülen hızlı kur artışı ve 7 TL beklentisi dikkate alındığında temmuz-ağustos döneminde TL’de yüzde 30’luk bir devalüasyon söz konusu olacak. Bu durumda çok kaba bir tahminle yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 20’nin, üretici enflasyonunun da yüzde 30’un üzerine yükselmesi beklenir.

MERKEZ UYARDI
Merkez Bankası uzmanlarının yayınladığı “İthal girdi kullanımı kur ve ithalat fiyatı geçişkenliğini nasıl etkiliyor?” başlıklı araştırmada bulguların, döviz kurunun enf-lasyon üzerinde maliyet yönlü etkilerinin ötesinde beklenti, finansman şekli, piyasa yapısı, vb. kanallarla da etkili olabileceğine işaret ediyor. Buna göre üretim maliyeti haricinde, yabancı para cinsinden borçluluk ve yatırım maliyeti gibi fiyatlamayı ve firma bilançosunu etkileyebilecek başka unsurların varlığı nedeniyle fiyatlar üzerinde döviz kuru geçişkenliği oldukça yüksek.

DETERJAN ZAMLANACAK
Cuma günkü devalüasyon sonrası konuştuğumuz plastik sektöründe faaliyet gösteren bir üretici, “Üç önce sözleşme yaptık, o günkü kurla bugünkü kura bakarsak maliyet anlamında yüzde 100 zarardayım” dedi. İstanbul’da üretim yapan bir başka plastik fabrikasının müdürü de, “Hammadde alamıyoruz, alsak da bu fiyatlardan mal üretip satamayız” diye konuştu. Piyasadan öğrendiğimize göre, özellikle yurtiçinde üretim yapan yabancı temizlik ve kozmetik şirketleri dolar nedeniyle zamlanan hammadde sonrası ciddi zamlara hazırlanıyor ve geçen hafta itibarıyla pazara mal vermeyi kestiler. Medikal malzeme tedarikçileri de SGK’dan sabit kuru yukarı çekmesini aksi halde bu kurdan mal veremeyeceklerini bildirdiler. Eczacıların en büyük tedirginliği ise ithal ilaçların tedariğinin yapılamaması sonucu bir süre sonra raflarda ilaç kalmaması.

EYLÜLDE GİYİM ZAMMI
Hazır giyim sektörü zaten haziran itinarıyla yüzde 40-50 artan maliyetleri nedeniyle ürünlere yüzde 20 düzeyinde zam yapmıştı. Yeni kur artışı sonrası okulların açıldığı eylül ayıyla beraber giyim ve ayakkabıda yüzde 20-25 düzeyinde yeni bir zam dalgası bekleniyor. İthal girdi kullanılan tavuk ve hayvan yeminin zamlanlması sonucu et ve süt ürünlerine birkaç ay gecikmeli de olsa zam yapılacak. Konuştuğumuz üreticilerin şimdilik en büyük tesellisi ise akaryakıt fiyatlarının ÖTV indirimi ile sabitlenmiş olması. Hızla artan kurlar sonrası dövize endeksli yeni köprü ve otoyol, Avrasya Tüneli’ne de Hükümet onay verirse zam yapılması gerekiyor.

OTOMOBİLDE ZAMLI TARİFE BUGÜN BAŞLIYOR
Döviz kurlarında yaşanan artış tüm taşıt fiyatlarında artışlara yol açtı. Yapılan zammın şimdilik yüzde 10-15 arasında olduğunu kaydeden firma yetkilileri, bu zammın yeterli olmayacağını, daha sonra yeni zamların da devreye girebileceğini bildirdiler.

Ünlü bir otomotiv firmasının Türkiye yetkilileri Aydınlık’a yaptıkları açıklamada, “Bazı araçlarımız tamamen ithal, bazı araçlarımızın da önemli ölçüde ithal parçaya dayalı. Diğer firmalarda da durum benzer. Otomotivde bir ara yerli katkı oranı yüzde 60’ları aşmıştı. Ama dövizin baskı altında tutulduğu yıllarda ithalat ucuz hale gelince yerli katkı oranı hızla düştü. Şimdi döviz kurları hızla arttığı için maliyetlerimiz de arttı. Ama piyasada ciddi bir durgunluk var. Bu nedenlerle zamları düşük tuttuk. Ancak bu fiyatlar uzun süre gitmez. Döviz böyle devam ederse yeniden zam yapmamız zorunlu olacak” dediler. Otomotiv firmalarından bazıları yeni zamları yürürlüğe sokarken, bazılarının da zamları bugünden itibaren yürürlüğe koyacağı öğrenildi. Yeni zamlarla birlikte binek otomobillerin fiyatları ortalama 8 bin lira ile 30 bin lira arasında arttığı bildirildi.

İKİNCİ EL DE ZAMLANDI
Bu arada ikinci el otomobillerinde de fiyatlar arttı. Galerici Remzi Salman otomobil satışlarında ciddi daralma olduğunu kaydederek, “Buna rağmen fiyatlarda pek düşme yaşanmıyor. Döviz kurlarında yaşanan hızlı yükseliş anında ikinci ele de yansıdı. Aracını satanlar genelde yeni model almak için satar. Şimdi yenilerinin fiyatı artınca vatandaş da elindeki aracının fiyatını arttırıyor. Satamazsa yeni model almayı erteliyor” diye konuştu.

TBF: KUR FIRSATÇIĞI YAPMAYIN
Yeni zam dalgasına ilişkin Aydınlık’a konuşan Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, kur fırsatçılarını uyardı. Kurlar bahane edilerek, Türkiye’nin topyekün girdiği bu ekonomik kriz savaşında bazı şirketlerin kârlarından feragât etmek yerine fırsatçılığa soyunduklarını ifade eden Bülent Deniz, “Bugün fırsatçılık yapanlar tüketicinin kara listesine gireceklerdir. Girdiğimiz bu ekonomik savaşta kârlarını düşünenler bu mücadeleye en hain darbeyi vurmaktadırlar” dedi.

M. Recep Erçin, 13.08.2018

Deniz: Firmalar kur fırsatçılığı yapmamalıdırlar

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yaşanan ekonomik kriz ortamında firmaların kur fırsatçılığı yaparak sattıkları mal ve hizmetlere zam yapmamaları çağrısında bulundu. 81 milyon kişinin ortak bir tepkiyle yaşanan krize karşı mücadele ortaya koyduğunu belirten Deniz; "tüketicinin hafızası güçlüdür, bu sıkıntı sona erdiğinde herkesin ortak mücadele çabasında olduğu bu süreçte, karlarından fedakarlık yapmayarak, kuru bahanesiyle sattıkları ürünlere zam yapan firmaları unutmayacağız" dedi.


10 Ağustos 2018 Cuma

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde...

Günler sonra sayın Erdoğan’ın Bayburt’ta, sayın Albayrak’ın da İstanbul’da ilk kez açıklama yapacağı günde, dolar kuruna rekor üstüne rekor kırdıran ABD bununla da yetinmedi. Aynı dakikalarda Trump tweet atarak, alüminyum ve çelik vergisini arttırdığını ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmadığını açıkladı.

Görünen o ki, diplomatik süreç bitti. Kılıçlar çekildi. 

Dolar kurunun geldiği yer ve önümüzdeki günlerde geleceği seviyelere ilişkin öngörüler dikkate alındığında, yaşanan süreçte, geriye gidiş seçenekleri tükenmişe benziyor.

Küresel güç, kapitalizm vargücüyle üzerimize yükleniyor ve daha sert yüklenmeye devam edecek.

İçimizdeki sorunlar, eleştiriler, muhalefetimiz vesaire, ne varsa; onları toprağa gömme anındayız.
Biz kendimizle yüzleşir, hesaplaşırız.
Ama şimdi kapitalizme direnme zamanıdır.

Yapılacaklar listesi uzun değil.

İncirlik masamızda. Askıya alacağız.

Bankaların, süreci ağırlaştıracak yaklaşımlarını engelleyecek, geçici nitelikte düzenlemeleri hızla karara bağlayacağız. Elbet, kredilerin tahsilatında sıkıntı olacak. "Zarar etmeyin, ama kârlarınızdan özveride bulunun" diyeceğiz.

Fırsatçılar, ayağınızı denk alın. Canı yanan bir halkın tokadı iz bırakmaz, öldürür. Bu ülkede iş yapacaksanız, sattığınızın arkasında duracaksınız.

Yurtdışındaki dostlar; paralarınızın yabancı banka yerine, ülkemizdeki bankalarda yine döviz olarak kalmasında hiçbir sakınca yok.

Alacaklı komşularımız, iş ortaklarımız, paydaşlarımız; evet, sizin gırtlağınıza çöküldü. Ama size borcu olanın gırtlağına siz de çökerseniz, paranız gelmez, sadece kriz büyür.

Yaşam için gerekli, zorunlu olmayan hiçbir ithal ürünü satın almayacağız.

Elbisemizi, yediğimiz yemeği, bindiğimiz arabanın markasını değil; yüreğimizi ve beynimizi ortaya koyacağız.

Paylaşmak güzeldir. Ellerimiz, birbirimizin sırtında olacak.

Tüneldeyiz, ama çıkacağız.
Ve kapitalizme direnirsek, kazanacağız.
Deneyelim, göreceğiz. 

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.

14 Nisan 2018 Cumartesi

Kriz geçici, hasarı kalıcı olacak

ABD ve Rusya’nın savaşın eşiğine gelmesi ile patlak veren krizin sonuçları Türkiye’de doların 4 liranın üstüne Euro’nun ise 5 liranın üzerine çıkması ve akaryakıta gelen zamlarla etkisini göstermeye başladı. Yaşanan gelişmeleri ve tüketicileri nelerin beklediğini konunun uzmanlarına sorduk.

Suriye’nin Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı iddiaları ve bu iddiaları Rusya’nın yalanlaması ile ABD Başkanı’nın Twitter hesabından füze atma tehditleriyle bölgede sıcak saatler yaşanmaya devam ediyor. Bölgemizde yaşanan krizin etkileri ülkemizde etkilerini göstermeye başladı bile. Dolar dört liranın üzerine çıkarken, Euro da 5 lirayı geçti. Kurdaki yükseliş akaryakıta yapılan zamlar, tüketicileri zor günlerin beklediğinin habercisi oldu. Tüketici postası okurları için yaşanan gelişmeleri uzmanlarla değerlendirdik.

“Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler”
Ekonomi Profesörü Osman Altuğ, kurdaki yükselişin yaşanan son gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmadığını belirterek, “Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler. Bu nedenle kim kime ne demiş, kim kime bağırmış bunlar topu taca atmaktır” dedi. Bütçeler açık, ödemeler dengesi açık diyen Altuğ, “Bu kriz olsa olsa onbinde bir etkiler. Zaten ekonomik kriz vardı Türkiye’de. Ekonominin yolunda gittiği gibi bir algı yönetiliyor bu doğru değil. Her yıl ortalama yüzde 15 devalüasyon yaptı bu iktidar” diye konuştu.

“Tüketici bol bol yutkunacak”
İşsizlik, çekler senetler ödenmiyor, esnaf siftah yapmıyor, krizin belirtileri zaten ortada diyen Altuğ, bunun yüksek faiz modelinde soygun olduğunu vurguladı. Vatandaşın Kadıköy’den vadeli telefon alıp Gaziosmanpaşa’da peşin paraya sattığını ve nakit ihtiyacını bu şekilde giderdiğini aktaran Altuğ, önümüzdeki günlerde tüketicileri bol bol yutkunmanın beklediğini belirterek şunları söyledi:

“Geçecek vitrinin önüne yutkunacak, sanki yedik, sanki içtik, sanki giyindik diyecek. Sağlık sorunları artacak çünkü insanların morali bozulacak ve strese dayalı sağlık sorunlarında artış olacak.”

“Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor”
Herkesin özeleştiri yapması gerektiğine vurgu yapan Altuğ, “Vatandaş apartmanının yönetim toplantısına gitmiyor. Üye olduğu kooperatifin, derneğin toplantısına gitmiyor. Sonra da yönetimi eleştiriyor. Önce toplantıya git, aidatını öde, sonra da hesap sorarsın. Seçim sandığına gitmeyenler var, aynı şey” dedi.

“Siyasetin finansmanını halk yapmalı”
Siyasetin finansmanını halk yapmıyor, parası olanlar yapıyor diyen Altuğ, “Siyasetin finansmanında halk yok, siyasi partilerin finansmanında halk yok. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde siyasi partilerin finansmanı en önemli konu, bizde ise hikâye” şeklinde konuştu. Siyasi partilerin finansmanıyla ilgili bizim dışımızda konuşan yok diyen Altuğ, “Halkın olmadığı bir demokrasi. Halk üyesi olduğu partiye para öderse, hesap da sorar. Para vermediği için hesap sormuyor. Bu konuda yeniden yapılanma gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’deki kur artışının dünyayla paralel mi olduğu sorumuza ekonomist Atilla Yeşilada, “Dünya ile paralel olmadı. Dolar karşısında en fazla değer kaybeden Arjantin para birimi, son günlerde Rusya ve de Türkiye, bize mahsus nedenlerden dolayı. Çünkü enflasyon çok yüksek” dedi. Yeşilada, ekonomide yılbaşından beri sorun olduğunu ancak son gelişmeler ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olması, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nedeniyle Türkiye’deki etkilerinin yüksek olduğunu söyledi.

“Ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir”
Böyle devam ederse ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir diyen Yeşilada, “Bizim şirketlerimizin çok döviz borcu var, 225 milyar dolar. Kaba bir hesapla Türk lirasının her yüzde on değer kaybı bu insanlara 80-85 milyar lira bilanço zararı yazıyor. Şirket kar edemeyince istihdam ve yatırım yapamıyor” dedi. Enflasyonun artacağını kaydeden Yeşilada, “Türk lirasında yüzde on değer kaybı tüketici enflasyonunu yüzde 2 arttırır. Bu yıllardır ispatlanmış bir ilişki. Her şey daha pahalı olacak. Bunun üzerine bir de petrol fiyatlarının arttığını göz önüne alırsak, benzin ve sonrasında kışın da doğalgaz zamlanacak. Dar gelirli hatta orta gelirli çok ciddi sıkıntıya düşecek” diye konuştu.

“Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum”
Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum diyen Yeşilada, “Bir an önce seçime gidip arkasından kemer sıkma programı uygulamamız lazım başka çaremiz yok bu ortamda” dedi. Tüketicilere zaruri olmayan tüketimi kesmeleri tavsiyesinde bulunan Yeşilada, “Ben prensip olarak bütçemin yüzde 20’sinden fazlasını faiz ödemem. Dolayısıyla öyle bir kredi borcum varsa kapatmaya çalışırım. Tüketiciler elden geldiği kadar kredi kartı harcamasından feragat etmeliler” diye uyardı.

“Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak”
Küba krizinden bu yana Amerika ve Rusya arasında yaşanan en önemli krizlerden birini yaşadığımızı ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Krizin sınırımızda, Suriye de olması da bizim için önem taşıyor. Buna bağlı olarak bu krizin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkemizde her şey tepetaklak oldu” dedi. Krizin etkilerini hemen hissetmeye başladığımızı vurgulayan Deniz, “Akaryakıta zam geldi, zaten ülkemizde akaryakıt ürünlerine zam olduğunda bu tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerin otomatik olarak zamlanacağı anlamına gelir” diye konuştu. İktidarın “Türkiye ekonomisi güçleniyor” söylemleriyle aynı fikirde olmadığını vurgulayan Deniz şöyle devam etti:

“Bu krizin etkileri çok derin ve büyük olacaktır. Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak. Kişisel görüşüm, bu krizin sıcak savaşa dönmeden biteceği yönünde. Ancak krizin bitmiş olması Türkiye’deki ekonomik göstergelerin kriz öncesi zamana geriye dönüşü ne yazık ki sağlamayacak. Doları 3.80’ler seviyesinde göremeyeceğiz. Aynı şekilde akaryakıt fiyatları bakımından da öyle, yani kriz bittiğinde dolar 4.18, 4.20’lerden dönmüş olacak ancak 3.80 seviyesine değil 4.05 seviyesine gelecek diye tahmin ediyorum. Bu noktada Türkiye ekonomisinde yeni bir durum oluşmuştur. Bu yeni durumun ekonomi yönetimi bakımından çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bir taraftan Afrin harekatı ve benzeri dış gelişmeler bir taraftan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu mevcut sorunlar nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli bir bakış açısı, ekonomi yönetimi tarafından edinilmek zorunda.”

“Zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmayın”
Deniz, “Tüketicinin borçluluğu, hane halkı borçluluğundaki rekor seviyeler, gayrisafi milli hasıladaki artışın yeterli olmaması ve benzeri nedenlerle her ne kadar Türkiye ekonomisi geçtiğimiz çeyrekte yüzde 7 büyümüş gibi ilan edilse de, gıda ürünlerindeki enflasyon yüzde 20’ler seviyesinde” dedi. Bu krizle birlikte özellikle gıda, iletişim ve enerji harcamalarına çok ciddi artışlar gelecek diyen Deniz, sözlerini şöyle bitirdi:

“Yine hane halkı borçlanması göz önüne alındığında ödememe ve temerrüde düşme söz konusu olacak. Bu da finans kurumlarıyla tüketiciyi karşı karşıya getiren toplumsal bir probleme yol açacak kanaatindeyim. Bunları giderici önlemlerin çok hızlı ve çok radikal bir şekilde alınması gerekiyor. Tüketicilerin zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmamasını öneriyorum. Eğer yeni bir otomobil ya da yeni bir telefon almak ya da buna benzer düşünceleri varsa bu düşüncelerini gözden geçirsinler. Zorunlu harcamalar ekseninde önümüzdeki altı ayı geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde yoksullaşmanın etkisi, toplumun birçok kesimini maalesef saracaktır.”

13.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kriz-gecici-hasari-kalici-olacak/829/

23 Ağustos 2015 Pazar

"ekonomi, başı kesilmiş horoz gibi..."

Politikada koltuk kavgasının, güvenlikte yaşanan terörün sıcaklığının yaşandığı günlerde, "halkın ekonomisi"nde durum ne?

Artan dolar, peşpeşe gelen zamlar, halkın borç batağındaki mücadelesi..

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, gazeteci-yazar Çetin Ünsalan ile değerlendirdi.

20.08.2015, Ulusal Kanal, EkoPolitik