2 Mayıs 2015 Cumartesi

2015/Nisan Ayı Elektrik Kesinti Endeksi (EKE), Yüzde 8,36 Arttı

İstanbul, 01.05.2015

Nisan Ayı Elektrik Kesinti Endeksi (EKE)’ni açıklayan Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “2015/Nisan döneminde, toplam 54.197 saat elektrik kesintisi gerçekleşmiştir” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Son aylarda elektrik kesintilerinde gözle görülür artış yaşanmakta ve bu durum nihai elektrik tüketicisinin yoğun yakınmasına neden olmaktadır. Bu nedenle elektrik enerjisi hizmetinin sunumundaki artan kalitesizlik ve istikrarsızlığa dikkat çekmek amacıyla Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) tarafından 2015/Mart ayında ‘Elektrik Kesinti Endeksi (EKE)’ oluşturulmuştur.

Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Genel Bilgiler:

-Elektrik Dağıtım Firmaları, 21.12.2012 tarihli Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği’nin 3/e. maddesi ve 24.01.2015 tarihli Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 9. maddesi gereğince, yapılması planlanan kesintilerini en az kırksekiz saat öncesinden nihai tüketicilere duyurmak zorundadırlar.
Endeks hesaplamasında elektrik dağıtım firmaları tarafından bu düzenleme gereğince duyurulan planlı kesintiler dikkate alınmakta olup planlama dışı, arıza ve benzeri nedenlerle gerçekleşen kesintiler endekse dahil edilmemiştir.

-Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu tarafından, elektrik dağıtım firmalarının “planlı kesintiler” olarak kamuoyuna duyurduğu bilgiler her gün taranmakta ve veri tabanına işlenmektedir.

-Veriler; her ayın 11. günü ve 21. günü, on günlük dönem verileri olarak kamuoyuna açıklanmaktadır.
Her ayın son günü, aylık veriler oluşturulmakta ve kamuoyuna açıklanmaktadır.


-Elektrik Kesinti Endeksi (EKE)’nin oluşturulmaya başlandığı 2015/Mart ayı verisi olan 50.016,0 saat kesinti süresinin endeks karşılığı 100 olup sonraki aylara ilişkin kesinti süreleri bu endekse eklenmekte veya eksiltilmektedir.

-Elektrik Kesinti Endeksi (EKE); Jale Yanılmaz (Tüketici Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu üyesi/Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu Başkanı), Nihat Altay (Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı/Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu Üyesi), Enver Aytaç (Siirt İli Tüketiciyi Koruma Derneği Genel Başkanı/Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu Üyesi), Hakan Pulsever, (Tüketici Güvenliği Derneği Enerji Komisyonu Üyesi /Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu Üyesi), Ebrar Kıymet Özgüney (TBM Tüketici Başvuru Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi/Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Çalışma Grubu Üyesi) ‘den oluşan Çalışma Grubu tarafından hazırlanmaktadır.

Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) 2015/Nisan Dönemine İlişkin Veriler.

-2015/Nisan Dönemi Firma Bazında Kesinti Süreleri
FİRMA
TOPLAM
AKDENİZ EDAŞ
3453,5
AKEDAŞ
331,5
ARAS EDAŞ
1073,0
AYDEM
5260,5
AYEDAŞ
1046,5
BAŞKENT EDAŞ
2062,5
BEDAŞ
1888,0
ÇEDAŞ
226,0
ÇORUH EDAŞ
593,0
DİCLE EDAŞ
678,0
FIRAT EDAŞ
615,5
GEDİZ EDAŞ
4161,5
KCETAŞ
1449,0
MEDAŞ
10003,5
OSMANGAZİ EDAŞ
1565,0
SEDAŞ
3142,5
TOROSLAR EDAŞ
3614,5
TREDAŞ
157,5
UEDAŞ
5955,0
VEDAŞ
145,0
YEDAŞ
6775,5
TOPLAM
54197,0


-2015/Nisan Döneminde Kesinti Süresi En Fazla Olan İlk Üç Firma:
FİRMA
TOPLAM
MEDAŞ
10003,5
YEDAŞ
6775,5
UEDAŞ
5955,0

-2015/Nisan Döneminde Kesinti Süresi En Az Olan İlk Üç Firma:
FİRMA
TOPLAM
VEDAŞ
145,0
TREDAŞ
157,5
ÇEDAŞ
226,0

-2015/Nisan Döneminde Kesinti Süresi En Fazla Olan İlk Üç İl:
İLLER
NİSAN
KONYA
5671,0
İZMİR
3947,5
ORDU
2988,5

-2015/Nisan Döneminde Kesinti Süresi En Az Olan İlk Üç İl:
İLLER
NİSAN
ARTVİN
0,0
GÜMÜŞHANE
0,0
UŞAK
0,0

-Elektrik Kesinti Endeksi (EKE) Verisi:
AY
SÜRE
ENDEKS
MART
50016,00
100,00
NİSAN
54197,00
108,36
MAYIS
0,00
0,00

ELEKTRİK KESİNTİSİ ENDEKSİ (EKE) VERİ TABANI İÇİN

Mehmet Bülent Deniz

Genel Başkan

SMS Bombardımanı Bitiyor

Tüketiciyi bunaltan istenmeyen SMS, Eposta ve Call Center aramaları sona eriyor.
1 Mayıs 2015'de yürürlüğe giren Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun yürürlüğe girdi.

Peki, bundan sonra ne olacak?
Tüketici ne yapmalı?

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, ON4 TV. Ana Haber Bülteninde anlatıyor.

30.04.2015, ON4 TV. Ana Haber


29 Nisan 2015 Çarşamba

Kâbus, Saatler Sonra Bitiyor!...


İnternetten Alışveriş Yapanlar Dikkat! 1 Mayıs'tan İtibaren Yeni Düzenleme Geliyor


Alışverişin yeni gözdesi internet.
Ancak sanal ortamda yapılan alışverişin kolaylıkları kadar tehlikesi de var. Kredi kartı bilgilerinin 3. kişilerin eline geçmesi bu tehlikelerden sadece biri.
İşte o tehlikeleri önlemek için 1 Mayıs'tan itibaren yeni yasal düzenlemeler geliyor.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz,
Ulusal Kanal Ana Haber'e anlattı.

27.04.2015, Ulusal Kanal Ana Haber

Haber: Hüsna Sarı, Kamera Şengül Derin
http://www.ulusalkanal.com.tr/bilim-teknoloji/internetten-alisveris-yapanlar-dikkat-1-mayis-tan-itibaren-yeni-duzenleme-geliyor-h58198.html

28 Nisan 2015 Salı

‘Bankaları İcraya Verin’

Tüketiciler, hakem heyetlerinin kararına rağmen bankaların kart aidatları iade etmemesinden şikayetçi. Tüketici dernekleri başkanları ise, ‘mahkeme kararı varsa bankaları icraya verin’ diyor.

Bankalar, müşterilerinden tahsil ettikleri kredi kartı aidatı ve dosya masraflarını iade etmeye yanaşmıyor. Tüketici Hakem Heyetleri’nden kredi kartı aidatı ve kredi dosya masrafı gibi “deli dumrul’’ ücretlerinin iade edilmesi yönünde karar çıkartan vatandaşlar, karar ile bankalara mücaraat ettiklerinde bankaların kendilerini oyaladıklarını dile getiriyorlar. 

Konuya ilişkin Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın, Genel Müdürü olduğu bankaya ilişkin, Şubat ayında yaptığı bir açıklamada, “Zaten kaybediyoruz, bürokrasiyi de kaldıralım aradan bunu ödeyelim dedik. Bunu talep edilince bir daha mahkeme kararı olmaksızın geri veriyoruz” demişti. 

BANKA OYALAMIŞ!
Müşterisi olduğu bankanın kendisinden kestiği kart aidatını geri almak için Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurduğunu dile getiren Tacettin G., kesilen ücretin iade edilmesi yönünde karar verildiğini bildirdi. Bize ulaşarak, ilgili özel bankayla yaşadığı sorunu anlatan emekli öğretmen Tacettin G., “Kararı bankaya götürdüm. Bankadaki görevli sistemden bakarak sırada olduğumu yakında iade işlemini gerçekleştireceklerini söyledi. Daha sonra tekrar gittiğimde sistemde bulmakta zorlandı ve ‘banka karara itiraz edecek’ dedi’’ şeklinde yaşadığı süreci anlattı. 

İCRA TAKİBİ BAŞLATIN
“Paramı nasıl alacağım?’’ diye soran okurumuz Tacettin G.’nin yaşadığı soruna ilişkin Tüketiciler Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz ile görüştüğümüzde, çok sayıda bu tür şikayetin kendilerine de geldiğini kaydetti. “Tüketici Hakem Heyeti eğer bu ücretlerin iade edilmesi yönünde karar verdiyse bu mahkeme kararıdır’’ diyen Deniz, ilgili bankaların karara karşı 15 gün içinde itiraz etme hakkı bulunduğunu sözlerine ekledi. Deniz, “Eğer banka bu süre içinde itiraz etmediyse, tüketiciler alacaklarının tahsili için bankaları icraya verebilirler. Yapacakları ilk iş icra dairesine gidip icra takibi başlatmak olmalıdır’’ dedi. 

EKİM 2014’TEN SONRAYA DİKKAT
Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel BaşkanıTurhan Çakar da, bankaların Tüketici Hakem Heyeti kararı sonrası 15 gün içerisinde Tüketici Mahkemesi’ne karşı dava açma hakkının bulunduğunu belirterek, “Eğer bu sürede dava açılmazsa ve tüketiciye iade yapılmazsa, tüketiciler bankayı icraya vermelidir’’ diye konuştu. 

Kendilerine de bu yünde çok fazla şikayet geldiğini belirten Çakar, şu bilgileri verdi: “Özellikle dosya masrafı konusunda çok oluyor. Bankalar 3 Ekim 2014’te çıkan yasa sonrası tüketicilerden alacakları kart aidatlarına ilişkin bunu açıkça belirlemeliler ve müşterileriyle aralarında sözleşme olmalı. Dosya masrafını ise yasa sonrası kredi tahsis ücreti adı altında yasallaştırdılar. Ancak geçmişte alınanlar için dava açılabiliyor. Bankalar Tüketici Mahkemesi’ne açtıkları davayı kazanırlarsa vatandaş, 3 bin 300 TL’yi aşan miktarlarda bir üst mahkemeye itiraz edebilir.’’

M. Recep Erçin, 27.04.2015 Aydınlık http://www.aydinlikgazete.com/ekonomi/bankalari-icraya-verin-h68543.html

24 Nisan 2015 Cuma

Dolardaki Artışın Bedeli Henüz Ödenmedi

25 Nisan 2014’de, yani tam bir yıl önce 1 dolar almak için 2,13 TL. vermek gerekiyordu.
Bugün, yani 24 Nisan 2015’de aynı doları almak için 2,72 TL. harcamak gerekiyor.
Yani ulusal paramız bir yılda, yüzde 27,69 oranında değer kaybetmiş durumda.

Çok değil altı ay öncesine gidelim; 24 Ekim 2014’de 1 dolar almak için 2,23 TL. ye gereksinim vardı. Yani altı aylık devalüasyon oranı yüzde 21,97. Bu rakamı yıllık bazda düşünürsek, yüzde 44’lük bir değer kaybına işaret ediyor.

Ulusal para biriminin yabancı paralara karşı değer kaybının beklenen en önemli sonucu, ülkemiz gibi cari açık sorunu bulunan bir ülkede ödenecek dış borç miktarının artması, sermaye ürünleri, enerji ve teknoloji ithalatını pahalılaştırması sonucunda fiyatlarda artış ve sonuçta enflasyona yol açmasıdır.
Yani bir ülkenin ekonomisini yönetenler için arzu edilmeyen durum…

Sakin Dolar’a ne Oldu?
Onüç yıllık AKP yönetiminde, iktidarın ilk yıllarındaki 2001 krizinin devam eden etkisi, Irak Savaşı, sonuncusu 2008’de yaşanan irili-ufaklı birkaç küresel kriz dışında, dolar fiyatı genellikle sakin bir salınım içindeydi. Bu dönem yaşanan kur artışındaki hız, hiçbir dönemde yaşanmadı. Kurdaki artış hızının yanında daha önemlisi, bu sürecin devam edeceğine ilişkin beklenti. Şimdiden kurun 2,80-3,00 TL. olacağına yönelik endişeli beklentiler ifade edilmeye başlandı.

Beklentiler gerçekleşir ve kısa dönemde bu hızla paramız değer kaybetmeye başlarsa, ekonomideki bozulma gitgide derinleşecek, yaşam pahalılaşacak, yoksullaşma artacaktır.

Çaresizliğin Yeni Adı: Merkez Bankası
Ulusal paranın değerini, ekonominin selâmeti yönünde korumak için Merkez Bankası’nın devreye girmesi, elindeki silahlarla bu artışın önüne geçmesi gerekiyor.

Merkez Bankası’nın elinde iki temel silah var:
-Kasasındaki doları piyasaya sürüp kuru düşürebilir.
-Faizi arttırıp yabancı paranın ülkemize gelmesini sağlayabilir.

Merkez Bankası’nın son dönemde piyasaya dolar sürme, yani kasasındaki doları satmaya yönelik birkaç girişimi oldu. Ancak bu hamleler sonuç vermedi ve kurdaki yükseliş devam ediyor.

Merkez Bankası’nın diğer silahını kullanıp faizi arttırması ise, Cumhurbaşkanından iktidarın tüm aktörlerine kadar, ağır eleştirilerle engellendi. Bırakın faizin artması, faizin düşmesi için Merkez Bankası üzerinde yoğun baskı uygulanıyor. Son yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında da, faizlerin aynen kalmasına karar verildi. Haliyle toplantıdan faiz artırımı kararı çıkmayınca, kurdaki hararet de artmaya devam etti.

Olağanüstü bir toplantı olmazsa, 7 Haziran seçimlerine kadar 20 Mayıs 2015’de gerçekleştirilecek bir tane Para Politikası Kurulu toplantısı var. Kurulun, iktidarın faiz konusundaki bu baskısının devam edeceği varsayımıyla bu toplantıda da faiz artırımına yönelik bir hamle yapması olanaklı görünmüyor. Bu durumda, Haziran seçimlerine kadar doların 3,00 TL ve üzerinde bir seviyeye gelmesi hiç de sürpriz olmayacak.

Faiz İnadının Sırrı
Peki tüm bu ekonomik gerçekler ortada iken, iktidarın faiz konusundaki bu katı ve baskıcı tutumu niye?
Akla gelen ilk önemli neden, mevcut iktidarın “faizin haram olduğu”na ilişkin inanç sistemine sahip kişilerden oluşması.
Bunu geçelim. Bu söylemin gereğini yeryüzünde yapabilecek hiçbir yönetim şu anda yok.
Faizsiz sistem diye yutturulmak istenen politikalar da, sistemin isminin değişmesinden öteye gitmiyor.

İktidarın faiz konusundaki bu tutumunun temel nedeni, yaklaşan genel seçimler.
Şunu tespit etmek gerek; AKP muhafazakâr orta sınıf, kendi dönemlerinde yükselişe geçen Anadolu burjuvazisi, bir tutam KOBİ’ler, esnaflar ve hepsinin üzerinde inşaat baronlarına sırtını dayamış durumda. İktidarın sınıfsal dayanağı bu olunca, her seçim döneminde bu sınıfların tatmin edilmesi gerekiyor. (*)

Sayılan bütün bu sınıfların hareketli olabilmesi, ülkede faizlerin düşük olması ile olanaklı. Faizlerin artması, “inşaat” konusunda tarihin hiç görmediği bir iktidara sahip siyasal ve sınıfsal katman için en istenmedik durum olsa gerek. Yine faizlerin bırakın artması, daha da düşürülmesi, yükselen Anadolu burjuvazisinin, KOBİ’lerin, bir kısım esnafın düşük maliyetlerle borçlanabilmesinin tek yolu.
Dolayısıyla iktidar, dayandığı sınıfları mutlu etmek ve sonuçta genel seçimlerden başarı ile çıkabilmek için faiz artışına giden tüm yollara bariyerler kurma gayretinde.

Bu gayretin sonu ne olur; seçimden belki yine tek başına AKP iktidarı çıkacaktır.
Ama 8 Haziran sabahında yeni yönetimin önünde yıllık yüzde 44, belki yüzde 60’lara dayanmış devalüasyon, başta gıda olmak üzere yaşamsal harcamalarda rekor artışlar ve yükselen enflasyon rakamları olacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Ve yine kuşku duymamamız gerekenlerden biri de, Haziran sonrasında kemerlerimizde yeni delikleri açmak zorunda kalacağımızdır.

(*) Taner Timur, AKP'nin Önlenebilir Karşı Devrimi, Yordam Kitap, İstanbul, 2014, sayfa 157-158.

19 Nisan 2015 Pazar

Büklüm Beyin Saçmalıkları


Bazı köşe yazarlarını kıskanırım, Ankara’nın derin kulislerinden haber getiren kaynakları vardır.
Kiminin “minik kuşu”, kiminin “Genelkurmay’ın üst düzey yetkilisi”, kiminin de “Taha Kıvanç”ı…

Bu “kaynak”lar hep bir adım öndedir. Kamuoyunca bilinmeyen, gelecekte olacakları önceden söyleyen ve genelde de hep doğru çıkan böylesi kaynağa sahip olmak bir gazeteci için ne büyük şanstır diye düşünürüm. Hani “Fuat Avni’si olan gazetecinin, kâhinlikte Nirvana yapması gibi bir şey…

Biz sıradan okuyucular, geleceğe dair umutsuz medya okuryazarlığı işiyle uğraşırken, bu şanslı köşe yazarlarının kaleminden; yarına, haftaya, gelecek altı ay içinde olacaklara ilişkin satırlar dökülüverir.

Ama hep flu bilgilerdir, ya da “yazarı cimridir” diye düşünürüm.
O gizemli kaynaklarından öğrendiklerinin, “bilmem yüzde kaçını yazıyorlar” diye kıskançlık içinde hayıflanmak da cabası.


Şans Kapıyı Kırınca…
Neyse ki, bir köşe yazarı ve gazeteci olmasam da, şans bana da güldü.
Geçenlerde Ankara’ya iş için gittiğimde, Kızılay’da yönümü bulmaya çalışırken, bir el dokundu sırtıma..
Yıllar öncesinden, lise arkadaşım.
Benden dört sıra önde oturup işi gücü haylazlık olan bir ergen dönem arkadaşı.

Hoşbeş için bir kafeye sığınıp içilen kahveye yıllar öncesinin anıları eşlik ederken, bomba patladı; meğerse lisedeki haylaz arkadaşım Ankara’da siyasilere danışmanlık hizmeti veren bir şirketin sahibiymiş ve de kulakları da bayağı delikmiş.


AKP, Yüzde 35’i Zor Alır
Eh, her şeyi önceden bilebilecek birine denk gelmişken, 7 Haziran’ı konuşmamak olmazdı. Müstakbel kaynağımı ürkütmeden deşmeye başladım.
“AKP tek başına iktidar olacak, kesin” dedim. Gürültüyle kahkaha atınca, yan masalardan çekinip siniverdim, ama haylaz arkadaşım sesini iyice kısarak; “kesin mi, bence değil” dedi. “Anketlerin yüzde 40’ları işaret etmesini dikkate alma. Yüzde 35 büyük başarı olacaktır iktidar için…”

İnanmayan gözlerime bakarken, başladı dökülmeye; “Bakma sen onüçyıldır bütün seçimleri kazanmasına, 2010 yılına kadar gerçekten yıllardır yapılamayanlar yapıldı. Demokratikleşme, insan hakları, yatırımlar, falan filan.. Ama, saat o seçimden beri geri sayıyor.”

Millet Erdoğan’a Borcunu Ödedi
“İyi de” dedim, “2010’dan sonra yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de aldılar.”
“O seçimler, milletin Recep Tayyip Erdoğan’a olan borcun son taksitleriydi” yanıtını alınca, aklım hepten karıştı ve arkadaşımın benimle “kafa bulduğuna” kanaate ettim. Biraz da kızgınlıkla söylediğim; “ne borcu kardeşim, biz zaten bunları yapsınlar diye seçmiyor muyuz bu insanları” sözüm üzerine, yine o gürültülü kahkahalarından birini atıverdi ve soluksuz dökülmeye başladı;
”Kızma ya, seninle kafa bulduğum falan yok.
Olay şu; ülkedeki dindar kesime, hadi biraz yumuşatayım, diniyle ilgili insanlara sistemin yaptığı eziyeti biliyorsun.
Hatta sen bile bu yüzden yıllarını insan hakları için harcamadın mı?
28 Şubat’ta rejimin karşısına dikiliveren az sayıdaki insandan biriydin. Örtüsü yüzünden okullarının kapısından geri çevrilenler, mesleğinden atılan öğretmenler, örgüt diye basılan camiler, evler, kanıt diye toplanan Kur’an-ı kerim’ler.. Bunları sana anlatmama gerek yok, hepsini benden daha iyi biliyorsun, birebir yaşadın. Sistem tüm ağırlığı ile milyonların üzerine çökmüştü.

2002’den sonra ne oldu? Tek başına oluşan bir iktidar ve AB süreci, demokratikleşme, vesayet ile mücadele derken, şimdi meslektaşların bile duruşmalara başörtüsüyle girebiliyor, okulların hepsinde serbest.
Dindar olmak, eskisi gibi rejimin hedef bellediği bir durum değil artık. Hatta dindar görünmenin prim yaptığı yılları yaşıyor insanlar.

Yıllardır biriken bu baskıyı, zulmü kaldıran da AKP iktidarı. Daha açık konuşayım, partiden çok kelleyi koltuğa alarak ülkeyi yöneten Recep Tayyip Erdoğan bu işin mimarı. Halk bunu öyle görüyor, biliyor. Kendisi için bunca riski göze almış, ülkeyi kendisi için yaşanabilir duruma getirmiş bir lidere borçlu hisseder halk. Bu da böyle bir şey.

İşte bu borcun kalan son taksitleriydi yerel seçimler, lideri Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmak.”


Borç Bitti, Seçmen Artık Özgür
Açıkçası arkadaşımın soluksuz anlattıklarını kesmeden dinlemek için kendisimi zorladım. Ama bir yere kadar, “kendin söylüyorsun, “borç ödemesi”ymiş diye, borcun kapandığını nereden biliyorsun” diye patladım.

“Sakin ol hele” dedi. “Bu ülkede gelinebilecek en yüksek makam şimdinin Beştepe’sidir. Ondan ötesi yok.
Seçmen kendisini, borcunu ödemiş ve özgür hissediyor artık. Borçlu olduğu kişiye siyaseten, hukuken tüm dokunulmazlıkları veren makama getirdikten sonra, şimdi cebine elini sokanlarla, artık çuvala sığmayan yolsuzluklarla, onüç yılda yapılan bütün demokratikleşme adımlarını, “paralel” feryadıyla tersine çevirip yalayan-yutan ve devlet partisi haline dönüşmüş iktidar partisi ile hesaplaşacaktır.

Bak bu hesaplaşmanın şiddeti ne olur bilemem, ama yüzde 35 AKP için mucizevi bir başarı olacaktır.”

Çalan telefon ağzım açık, aklıma yatmayan bu uçuk-kaçık analizi dinleme işine son verdi.
Apar topar, hesabı isteyip kalkma vakti.
“Bak” dedim, “bu saçma sapan analizlerini sağda solda yazarım, kızmayasın sonra.”
“Biliyorum, sosyal medyayı iyi kullanıyorsun” diye yanıtladı, hesabı öderken. “Rahatlıkla yazabilirsin. Ben sana bu anlattıklarımı, Ankara’da seçim yarışına girenlere parayla satıyorum. Ama beni faş etme.”
Kapının önünde vedalaşırken, “bu kadarla kalmaz” dedim. “Sana bir isim takarım, sendeki kulis bilgilerini, parayla sattığın analizleri emer, sağda solda yazar, havamı atarım.”

Arabasına koşarken döndü; “şu Ankara türküsündeki “büklüm” diye tanıt beni, unutmadan haftaya İstanbul’dayım, beni Boğaz’a götür, daha neler var anlatacağım.”

Uçuk-kaçık siyasi, senaryoları dinledim diye kendime kızarken, düşündüm; “ulan, haftaya İstanbul’a geldiğinde, seni Boğaz’da sarhoş edip tüm bildiklerini anlattırmazsam, yuh olsun bana…”

18 Nisan 2015 Cumartesi

Kayıp Kimlik Gelir Kapısı!

Vatandaş kimlik belgesini kaybettiğinde ya da çalındığında yeniden çıkarmak için para cezası ödüyor. Nüfus cüzdanında ceza tutarı 67 TL, ehliyette 119 TL. 2008 yılına kadar kimlik yenileme için zorunlu bağış alınıyordu. 2008’de hükümet zorunlu bağış yerine para cezası koydu. Yenilemenin vatandaşa külfeti arttı.

Hükümet, vatandaşının iradesi dışında kaybettiği kimlik belgelerini yenilemeyi de gelir kapısına dönüştürdü. Nitekim bir vatandaş eğer ehliyet ve nüfus cüzdanını kaybederse 219 TL harcamak zorunda kalıyor. Bu paranın 100 lirası nüfus cüzdanını yeniden çıkarmak için, 119 lirası ise ehliyetin yenilenmesi için cebinizde hazır olmalı. AKP hükümetinin 2008’de çıkardığı karar uyarınca nüfus cüzdanını kaybedenler, kaybettiği yahut çaldırdığı için hükümete 67 TL ceza ödemek zorunda. Diyelim ki yanınızda o kadar paranız yok. O halde cezanın ev ya da iş adresine posta ile gelmesini tercih etmek zorunda kalıyorsunuz. Bunun bedeli ise 89 TL. Ayrıca nüfus cüzdanı değişimi için ilçe nüfus müdürlüğüne 7,5 TL cüzdan değişim bedeli ödemek zorundasınız. Öncesinde ise ilgili muhtarlıktan 6,5 TL bedel karşılığında ‘kayıp nüfus cüzdanı talep formu’nu almak zorundasınız. Bunun için ise pasaport, basın kartı vesair gibi kimliğinizi doğrulayacak kimliğe ihtiyaç var, bunun da 2 adet fotokopisini çektirmeniz gerekiyor: 1 TL. Ayrıca nüfus cüzdanı için 2’si muhtarlığa ikisi de nüfus müdürlüğüne olmak üzere 4 vesikalık fotoğrafa ihtiyacınız olacak. Eğer yakın tarihte çekilmişi yoksa en az 6 adet vesikalık fotoğraf çektirmek zorundasınız. Bunun bedeli de 18 TL.

Ehliyeti kaybettiyseniz yahut çaldırdıysanız bunun için de 119 TL ödemek durumundasınız. Ancak öncelikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ilgili birimi cuma günleri saat 09.00’da kısa süreliğine açılıyor. Ehliyet değişimi için nüfus cüzdanını yanınızda götürmeniz şart. Bu sebeple eğer cüzdanınızı düşürüp ehliyet ve nüfus cüzdanınızı birlikte kaybettiyseniz, öncelikle nüfus cüzdanı çıkarmanız gerekiyor.

ÖĞRENCİ AKBİLİNİN İKİNCİSİ 30 TL!
Türkiye’de bankalar genellikle kredi kartını ilk iki sefer kaybedenden para istemiyor. Özel bankalar ancak üçüncü kez kaybeden tüketiciden 9 TL ücret kesiyor. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi, akbilini kaybeden öğrenci, öğretmen, 65 yaş üstü veya İstanbulkart kullanan bütün vatandaşlardan kaybettiği ilk sefer için 20 TL, ikinci ve üçüncü sefer için 30 TL, dördüncü ve beşinci sefer için ise 50 TL ücret kesiyor.

Tüketici Birliği Başkanı Mehmet Bülent Deniz, kaybetme yahut çaldırma gibi kişinin iradesi dışında kaybolan bir cüzdandan devletin hem evrak bedeli adı altında 7,5 TL hem de idari para cezası adı altında 67 TL kesmesinin hukuki mantığı olmadığını söyledi. Deniz, “Devlet onu gümüş tepsiye koyup kapıma getirecekken, ayağına çağırıp bir de üstüne para alması hizmetkar olmadığına işaret. Sonuçta cüzdanını yitiren ‘al kardeşim, cüzdanımı çal!’ demiyor kimse.” ifadelerini kullandı. Deniz, 2008’den önce idari para cezası olmadığını, nüfus müdürlükleri ve emniyet müdürlükleri bünyesinde kurulan derneklere zorunlu bağış yönteminin uygulandığını hatırlatarak, “Ancak biz de mücadele etmiştik ve kamudaki derneklerin kapatılması kararı çıkmıştı. O derneklere gelen para eksik olunca idari para cezasına geçildi demek ki!” diye konuştu.

Arif Bayraktar, 17.04.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_kayip-kimlik-gelir-kapisi_2289377.html

Garantili Cihazlarda Bu Oyuna Aman Dikkat

Yetkili servislerin, tamir için gelen cihazları en çok 20 gün süreleri olmasına rağmen tüketiciye zamanında ulaştırmadığı ortaya çıktı. Ayrıca 10 iş gününü geçen durumlarda tüketiciye yedek cihaz verilmesi zorunlu.

Tü­ke­ti­ci­le­ri ko­ru­mak için ye­ni­den dü­zen­le­nen Ga­ran­ti Bel­ge­si Yö­net­me­li­ği­’ne kar­şın, yet­ki­li ba­zı tek­nik ser­vis­le­rin ta­mir için ken­di­le­re ge­len ci­haz­lar­da tü­ke­ti­ci­yi oya­la­dı­ğı or­ta­ya çık­tı.

'Aza­mi sü­re­yi ge­çe­mez'
Oy­sa bu yö­net­me­li­ğe gö­re ser­vi­se gön­de­ri­len ci­haz­la­rın ta­mir sü­re­si en çok 20 gün. Sa­de­ce ağır va­sı­ta, oto­mo­bil ve iş ma­ki­ne­le­rin­de bu sü­re 30 iş gü­nü­ne çı­kı­yor. Yö­net­me­lik­te “Ü­rün­le­rin ta­mir sü­re­si aza­mi sü­re­yi ge­çe­me­z” ifa­de­le­ri yer alı­yor. Ay­rı­ca ta­mir sü­re­si 10 gü­nü geç­ti­ğin­de tü­ke­ti­ci­ye ye­dek ürün ve­ril­me­si ge­rek­li.

Be­del ia­de­si is­te­ne­bi­lir
Bil­gi ve­ren Tü­ke­ti­ci­ler Bir­li­ği Baş­ka­nı Ha­ti­ce Saa­det Kal­yon­cu, bu sü­re­le­re rağ­men tü­ke­ti­ci­le­rin oya­la­na­rak haf­ta­lar­ca bek­le­til­di­ğini ifa­de et­ti. Kal­yon­cu ay­rı­ca, yö­net­me­li­ğe gö­re ürü­nün ga­ran­ti sü­re­si için­de tek­rar arı­za­lan­ma­sı, ta­mir sü­re­si­nin aşıl­ma­sı ve­ya ta­mi­ri­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı du­rum­lar­da da tü­ke­ti­ci­nin sa­tı­cı­dan ürün be­de­li­nin ia­de­si­ni is­te­ye­bi­le­ce­ği­ni vur­gu­la­dı. Yö­net­me­lik "Sa­tı­cı, tü­ke­ti­ci­nin ta­le­bi­ni
red­de­de­me­z” di­yor.

Üre­ti­ci de bil­gi ver­mi­yor
Kal­yon­cu, üre­ti­ci fir­ma­la­rın, tü­ke­ti­ci­ye ye­dek ürün ve­ril­me­si ge­rek­ti­ği­ne da­ir bir bil­gi­len­dir­me yap­ma­dı­ğı­nı da di­le ge­tir­di. Kal­yon­cu, “Bu du­rum
va­tan­daş­la­rı mağ­dur edi­yo­r” de­di.

Va­tan­da­şın eli mah­kum
Kal­yon­cu'ya gö­re gü­nü­müz­de özel­lik­le akıl­lı te­le­fon­la­rın 20 iş gü­nü ser­vis­te kal­ma­sı kul­la­nı­cı­yı te­dir­gin edi­yor. Kal­yon­cu, "An­cak tü­ke­ti­ci­nin eli mah­kum, baş­ka ça­re­si yo­k” yo­ru­mu­nu yap­tı.

Bülent Deniz: Şikayet edin
Sü­re aşım­la­rıy­la il­gi­li ola­rak va­tan­da­şa bu sü­re­ci ta­kip et­me öne­ri­si ya­pan Tü­ke­ti­ci Bir­li­ği Fe­de­ras­yo­nu Baş­ka­nı Bü­lent De­niz, “Güm­rük ve Ti­ca­ret Ba­kan­lı­ğı­’na di­lek­çe ve­re­rek, ser­vis şi­ka­yet edil­me­li­” de­di. De­niz, bu du­rum­da so­run­la­rın çok da­ha hız­lı çö­zül­dü­ğü­nü di­le ge­tir­di. De­niz ay­rı­ca tü­ke­ti­ci­le­re, 20 iş gü­nün­de ta­mir edil­me­yen ci­haz­la il­gi­li Tü­ke­ti­ci Ha­kem He­ye­ti­’ne baş­vu­ru tav­si­ye­sin­de de bu­lun­du.

Ömer Önder, 14.04.2015 Bugün http://www.bugun.com.tr/ekonomi/sure-dolmasina-ragmen--haberi/1589597

12 Nisan 2015 Pazar

Batık Kredi Kartı Sayısı Kriz Yıllarına Yaklaştı

2014’te işsiz sayısı 3 milyonu, batık kredi kartı sayısı ise 1 milyonu geçti. Tüketici Birliği Başkanı Mehmet Bülent Deniz, 9 milyon insanın, kart borcunun yalnızca asgari tutarını ödeyebildiğini söyledi. Vatandaşın artan enflasyon karşısında çaresiz kalarak karta yüklendiğini belirtti, “Problem yanlış ekonomik politikalarda.” dedi.

Artan işsizlik ve kötüye giden ekonomik şartlar batık kredi kartı sayısında patlamaya yol açtı. Küresel krizin yaşandığı 2009’da 1 milyon 246 bine yükselen, sonraki yıllarda 671 bine kadar gerileyen batık kredi kartı sayısı, 2014’te 1 milyon 18 bine fırladı. 2009’da kredi kartı borcundan icralık olup halen borcunu ödeyemeyen 359 bin kişi bulunuyor.

Ödenmeyen kredi kartı borç toplamı da 2002’de 222 milyon lirayken, 25 kat artarak 5,8 milyar liraya ulaştı. Batık kredilerin, işsizliğin zirve yaptığı kriz dönemlerinde yükselmesi dikkat çekiyor. 2009’da 3 milyon 43 bine ulaşan işsiz sayısı daha sonra azalarak, 2012’de 2 milyon 518 bine inmişti. Geçen yıl ise bu sayı 3 milyon 64 bine yükseldi.

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı avukat Mehmet Bülent Deniz, kredi kartı borcundaki artışın felakete doğru gittiği uyarısında bulundu. 3 milyona yakın kişinin yasal takip altında olduğunu, 9 milyon insanın da kart borcunun yalnızca asgari tutarını ödeyebildiğini söyledi. Mutfaktaki enflasyonun açıklanandan fazla olduğunu belirtti ve “Vatandaş aç oturamayacağına göre, mecburen kartına yükleniyor. Problem, kartın bilinçsiz kullanılmasında değil, yanlış ekonomik politikalarda.” dedi.

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin yayınladığı istatistikler kredi kartından dolayı yasal takibe girenlerin sayısındaki tehlikeli artışı gözler önüne serdi. Kredi kartı borcunu ödemeyip yasal takibe düşenler küresel krizin yaşandığı 2009’da 1 milyon 246 binle zirve yaptı. 2010’da 824 bin, 2011’de 671 bin kişi kredi kartı borcundan dolayı icralık oldu. Söz konusu rakam 2012’de yeniden artışa geçti. 2012’de 907 bin, 2013’te 915 bin kişi hakkında bankalar kredi kartı borcundan dolayı yasal takip başlattı. Geçtiğimiz yıl ise icralık olanların sayısı 2013’e göre 100 bin artarak 1 milyon 18 bine yükseldi. Artış 2015’te de sürdü. Geçen yılın ilk iyi ayında 186 bin kişi kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe alınırken, bu yılın ilk iki ayında bu rakam 211 bine yükseldi. İcralık olmasına rağmen borcu halen devam edenlerin sayısı da ürkütücü boyutlara ulaştı. Hakkında 2009’da yasal takip başlatılan 359 bin kişi halen borcunu ödemedi. 2010’dan 207 bin, 2011’den 178 bin, 2012’den 316 bin, 2013’den 436 bin 2014’ten 710 bin, 2015’in ilk iki ayından ise 185 bin olmak üzere halen toplamda 2 milyon 391 bin kişinin ödenmemiş kredi kartı borcu bulunuyor.

‘Artık borçluluktan utanılmıyor’
Varlık Yönetim Şirketleri Derneği eski Başkanı Hilmi Güvenal, batık kredilerin iki yıl ödenmedikten sonra, bankaların bu kredileri varlık yönetim şirketlerine satıldığını anlattı. Batıkların yüzde 75’ini kredi kartı, geriye kalan yüzde 25’ini ise diğer kredilerin oluşturduğunu vurgulayan Güvenal, batıktaki yükselmenin getirdiği değişime de değindi. Artan sayının insanları borca alıştırdığına dikkat çeken Güvenal, “Borçlu sayısı az olduğunda insanlar ‘borçluyum’ demekten çekinirken, borçlu sayısının artması ile borçlu olma durumunu normalleşti.” dedi. Şimdiye kadar 500 bin kişinin varlık yönetimi şirketleri aracılığı ile borçlarını kapattığını belirten Güvenal, 2008-2014 yılları arasında bankaların varlık yönetim şirketlerine 19 milyar lira batık kredi sattığını, şirketlerin ise bu alım için 2,8 milyar lira ödediğini açıkladı. Anadolu’da yaşayanların işsiz kaldıklarında yeni bir iş bulma imkânlarının çok sınırlı olduğunu, bu sebeple borcunu ödeyemediğini ifade eden Güvenal, bankaların tahsil edemediği batıkların yüzde 60’ının Anadolu’dan çıktığını kaydetti. Güvenal, “Anadolu, krediyi daha az kullanıyor ama daha fazla yüzdesini batırıyor.” diye konuştu.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, geçen yıl temmuz ayından bu yana kredi kartı borçlarındaki büyük artışa dikkat çekmeye çalıştıklarını söyledi. 2014’ün Ekim, Kasım aylarında tüketici derneklerine kart borcunu ödemeyen vatandaşların yoğun başvuru yapmaya başladığına işaret eden Deniz, bu konuda gerekli uyarıları yaptıklarını ancak iktidarın önlem almak yerine, mevcut pozisyonunu sürdürme kararı aldığını söyledi. Batık kredi kartlarındaki artışı, tüketici güven endeksiyle incelediklerinde, sayının felakete doğru sürüklendiğine işaret eden Deniz, şu bilgileri verdi: “Bugün 3 milyona yakın insan yasal takip altında. 9 milyon insan da kart borcunun yalnızca asgari tutarını ödeyebiliyor. Yani, bu kadar insanın yasal takibe düşme tehlikesi söz konusu. Ailelerle hesapladığımızda, bu, nüfusun hemen hemen yarısının çok sıkıntı içerisinde olduğuna işaret ediyor.”

Kredi kartı borcunu ödemeyenlerin kart harcamalarının yüzde 60’ının gıda, ısınma ve iletişim gibi zorunlu yaşamsal kalemlere yaptığını belirten Deniz, “Vatandaş aç oturamayacağına göre, mecburen kartına yüklenerek yaşamını devam ettiriyor. Problem, vatandaşın kartı bilinçsiz kullanmasında değil, yanlış ekonomi politikası izlemesinden kaynaklanıyor.” saptamasını yaptı. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısının artmaya devam edeceği tahmininde bulunan Deniz, kamu borçlarının yapılandırması çalışmasında, kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin de eklenmesini istediklerini, fakat iktidarın bu taleplere kulak tıkadığını sözlerine ekledi.

Limit sınırlaması, borcu borçla kapatma dönemini bitirdi
Borcunu ödeyemeyenlerin sayısındaki artışta kredi kartı harcamalarına çekidüzen vermek için 2013 yılında hayata geçirilen limit sınırlaması da etkili oldu. Bir banka borcunu başka bankadan çektiği nakit avans ve kredilerle kapatan borçlular limit sınırlamasından dolayı bu yola başvuramıyor. Bankalardan batık kredilerini satın alıp tahsilini yapan şirketlerin oluşturduğu Varlık Yönetim Şirketleri Derneği’nin eski Başkanı, Turkasset’in Genel Müdürü Hilmi Güvenal, “Diyelim ki 20 bankadan kredi kartınız vardı. Birine borç taktığınızda diğerlerinden nakit çekerek borcu kapatıyordunuz. Bankaların 50-60 bin lira limit imkânı tanıdığı kredi kartı sahiplerinin limitleri bu düzenlemenin ardından bir anda birkaç bin liraya kadar düştü. Böyle olunca da kredi kartı borçlarını borçla kapatamaz hale geldiler.” dedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, (BDDK) Ekim 2013’te yaptığı düzenlemeyle kredi kartları için tanınacak toplam kredi kartı limiti, ilk yıl için aylık ortalama net gelirinin 2 katı, ikinci ve sonraki yıllar için ise 4 katı aşamayacak şekilde sınırlandırmıştı. Düzenleme ayrıca bir takvim yılı içinde asgari ödeme tutarı toplam üç kez ödenmeyen kredi kartlarının kullanıma kapatılmasına da imkan tanıdı. BDDK’nın Şubat 2014’te yaptığı diğer bir düzenlemeyle de gıda, yemek, akaryakıt, kuyum ve cep telefonu gibi ürünlerde taksitlendirmeyi kaldırmıştı. Düzenlemeyle mobilya ve beyaz eşya satışlarında ise taksit sayısı 9 ayla sınırlı tutulmuştu.

Selçuk Kapuci, 12.04.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_batik-kredi-karti-sayisi-kriz-yillarina-yaklasti_2288435.html