11 Kasım 2013 Pazartesi

Tüketici Örgütlerinden Cumhurbaşkanı'na Çağrı..

Kamuoyuna "devrim" diye sunulan yeni tüketici yasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
 
Tüketici haklarında geriye gidişi yasallaştıran ve tüketicileri bankalara teslim eden bu yasa; devrim değil, bir "karşıdevrim"dir.
 
Yasa şimdi Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül'ün önünde..
Aşağıda imzası olan tüketici örgütleri sayın Cumhurbaşkanı'na yasayı veto etmesi çağrısında bulunuyoruz:
 
Sayın Cumhurbaşkanı,
 
TBMM. tarafından kabul edilmiş bulunan yeni Tüketici Kanunu bugünlerde onayınıza sunulacaktır.
 
Yüce Meclis tarafından onaylanan bu Yasa bazı önemli ve geniş kitleleri ilgilendiren hususlarda, özellikle finansal hizmetlerin sunumunda tüketici beklentilerine uygun bulunmamaktadır.
 
Şöyle ki;
Yasa; yıllardır tüketicilerle bankalar arasında yaşanan çekişmeleri giderecek düzenlemelerden yoksun olup, kullanımdaki 57 milyona yaklaşan kredi kartından aidat alınmasını önleyecek hükümler içermemektedir. Yalnızca, bankaların aidat içermeyen bir kredi kartını da müşterilerine sunmasını öngörmekte, vatandaşların cebindeki kredi kartlarından ücret alınmasını adeta yasal duruma getirmektedir. Kredi Kartı yıllık aidatını düzenleyen madde, içtihatları ve hukuk düzenini altüst etmiştir.
 
Oysa, yasaya eklenecek geçici bir maddeyle kullanımdaki kredi kartları aidatsız hale getirilerek, bankaların kart kullanıcılarla müzakere etmek suretiyle aidat alabilmelerine imkan sağlanabilirdi.
 
Diğer yandan, kira ödemesi, öğrenci harcı, maaş ödemesi, emekli aylığı, icra tahsilatı gibi yasal zorunluk nedeniyle bankalarca yapılacak işlemlerin ücretsiz olacağına dair bir hüküm de bulunmamakta, tüketiciler bankalar ve BDDK’nın insafına terk edilerek, çaresiz bırakılmaktadır.
 
Yaşananlarla görülmüştür ki, 19.10.2005 yılında kabul edilmiş 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76. “Müşteri Hakları” başlıklı maddesine rağmen bankalar, kendilerince yapılan işlemlere dair belge talep eden müşterilerden ücret istenebilmiş, BDKK ise tüm şikayetlere rağmen duruma müdahale etmemiştir. Yine 23.02.2006 yılında kabul edilen 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun gerek kredi kartı dağıtılmasına ve limitlerine yönelik, gerekse 24. Maddesinde yer alan sözleşmede bulunmayan ücretlerin alınamayacağına dair hükümlerine riayet edilmemiş, BDDK da bu hukuksuzluğa da sadece seyirci kalmıştır.
 
Ayrıca onayınıza sunulan bu yasa mevcut haliyle; ekonomik nedenlerle ihtiyaç veya konut kredisi kullanmak durumunda olan tüketicilerden faiz ve zorunlu gider unsurları dışında, bankalarca talep edilen komisyon, dosya masrafı, kredi değerlendirme ücreti, vb. onlarca kalem ek maddi külfetin alınmasını önleyecek hükümlerden de yoksundur.
 
Kredi kullanma ihtiyacındaki vatandaş ilan edilen faiz oranlarına göre banka tercihini yapmakta, karşısına çıkan ek ücretler yüzünden reel faiz, ilan edilenin üzerine çıkmaktadır. Ülkemiz tüketicisinin finans bilgi düzeyinin düşüklüğü göz önüne alındığında, kredi için zorunlu gider unsuru olmadığı halde alınan faiz dışındaki bedellerin yanıltıcılığı ortadadır. Bu tür işlemlerin kabulü mümkün değildir, aynı zamanda adil olmayıp, evrensel hukuka da aykırıdır. Dışarıdan masumane gözükse de tüketiciler, bankaların haksız ücretlendirmelerini yargıya taşıyamayacak, BDDK doğrudan tüketici aleyhine müdahalede bulunabilecektir. Bankalar adına adeta imtiyaz oluşturulmaktadır. 
 
Yukarıda açıkladığımız finans sektöründe sunulan ürün ve hizmetlerdeki haksız, adil olmayan ücretlendirmeler yüzünden tüketicilerin başta ayıplı mal ve hizmet sorunlarını çözmek için kurulmuş bulunan Tüketici Hakem Heyetleri iş yapamaz hale gelmiştir. 2012 yılında Tüketici Heyetlerine yapılan şikayetlerin yaklaşık % 60’ı bankalarla ilgili olup, bu oran 2013’ün ilk altı ayında % 70’e ulaşmıştır. Bu nedenle sistem tıkandığından, dosya yükü altında ezilen Tüketici Hakem Heyetleri, kendilerine gelen şikayetleri almamak için tüketicilere engel çıkarmakta, mağdur tüketiciler “Hacet kapısı” olarak gördükleri merciden geri çevrilmektedir. Kredi kartı aidatının iptali için Tüketici Hakem Heyetine başvurmuş yüzbinlerce tüketicinin müracaatı “Aidatsız kredi kartı alsaydın” gerekçesiyle olumsuz sonuçlanabilecektir. Geçmişten günümüze kadar yaşananlardan yarına baktığımızda görünen o ki; hak ihlalleri gün geçtikçe artacak, tüketiciler, tüketici örgütleri, iyi niyetle çalışan hakem heyetleri ve bakanlık personeli çırpınmaya devam edecektir.
 
Gazetelere yansıyan “Tüketicinin zaferi” başlıklarına aldanılmamalıdır. Satır aralarına inildiğinde tüketicinin kendisinden haksız yere kesilen bir ücreti aylar hatta bazen yıllar sonra geri alabildiği; hem maddi hem de manevi yönden hırpalandığı gibi, davayı kazansa bile bile aslında kazananın satıcı/sağlayıcı olduğu aşikardır. Bunun için yeni yasaya, mağdur edilen tüketicinin maddi kayıplarını tazmin eden hükümlerin yanına, onun uğraşısını; mücadelesini; zaman kaybını tazmin edecek-diğer bir deyişle “Tüketicinin Tam Tazminine” yönelik hükümler konmalıdır.
 
Bankalar başta olmak üzere, sabit ve cep telefonu hizmeti sunan operatörler; enerji sektöründeki işletmeler; çok uluslu şirketlerin oluşturduğu mevcut durum bize şunu söylemektedir: Yasaya tüketici lehine ne tür hükümler konursa konsun “Tüketicinin Tam Tazmini”ne yer vermeyen bir yasaya “yeni” demek de doğru olmayacaktır.
 
Malumunuz üzere, köhnemiş ortaçağ zihniyetiyle salt maddi kazanç peşindeki kişi ve kurumlara karşı tüketicinin korunması ve örgütlenmelerinin teşvik edilmesi Anayasa’mızın 172. Maddesinin emredici hükmüdür. Buna rağmen, Kanunun asıl muhatabı ve öznesi olan tüketici örgütlerinin Kurul ve konseylerdeki temsil imkanı ortadan kaldırılmıştır.
 
Sayın Cumhurbaşkanı; Yeni Tüketici Kanunu’nu onaylamayarak, yukarıda saydığım hususlarda gerekli düzenlemelerin yapılması için yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade etmenizi diliyoruz.
 
Saygılarımızla,
 
Aydın Ağaoğlu
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı
 
Mehmet Bülent Deniz
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı

9 Kasım 2013 Cumartesi

içinden elektrik geçen fuar..


32. fuar..
İlkini biliyorum, o zamanki adıyla Etap Marmara Oteli’nin altında, Vakkorama diye bir yerin yanında açılmıştı.
Sadece ilkini değil, kalan 31’ini de biliyorum.
32 yıldır yapılan bütün kitap fuarlarına gitmişliğimle, kendimce bir rekorum var.
 
”Osmanlı Kimliği”ni seksenli yıllarda mı almıştım, hatta okumuştum?..
O yaşıma göre ciddi görünüşlü, ciddi içerikli, “yeni” bir şeyler söyleyen bir kitaptı.
Okuduğumda, kitabın farklı olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.
O zaman tanışmıştım Taner Timur’la.
Bu yılki fuarın onur konuğu.
Tarih, felsefe, sol üzerine yazmış ben tanıştıktan sonraki yıllarda..
 
Bir dönem kitap fuarına gitmek bayağı bayağı stres oluşturuyordu bende.
Hafta arası gitsem, hamamböcekleri gibi ortalığa yayılmış öğrenciler; hafta sonu gitsem oraya varıncaya kadar çekilen trafik ve içerdeki hafta sonu kalabalığı kitap fuarını gezmeyi eziyete dönüştürüyordu.
Bu yıl da geleneği bozmadım, hafta arasını göze aldım.
Hamamböceklerinin yoğun olmadığı, mutedil bir fuar.
 
Sakinliğin yanında, sanki standlar bu yıl daha özenli yerleştirilmiş, üst üste yığılan kitap ve insan kalabalığını azaltan bir konsept mi seçilmiş nedir, rahat ve zevk alarak gezdim.
 
Şükür bu yıl, o nefret ettiğim kitap dağıtım firmaları ve onların maydanoz satar gibi “beş kitap on lira” türünden pazarlama çalışmaları yoktu.
Ya da en azından benim fark edemeyeceğim kadar azdı.
Yine koridorlara çıkıp yaka-paça çekiştirerek standın yanına götürenlere de rastlamadım.
Fuarın demirbaşları Şemsettin Yeşil yayınları, Bahailer, Ruh ve Maddeciler, Oğuz Yayınları yine vardı.
Fuar biter, bir dahaki yıla kadar bunlardan haber alamam, merak ederim…
 
Senin grafiker kankine eksi not verdim.
“Şerlok Holms oku” demişti sana yanılmıyorsam.
Şerlok kitapları dünya edebiyatının demirbaşlarından.
Ama dedektiflik maceraları olarak bilinir ve edebi değeri her zaman göz ardı edilir.
Kitabını alıp okumaktansa, çevrilen filmleri ile heyecan yapar insanlar.
Bu nedenle grafiker kankine “aferim” demiştim.
Şimdi aferim’i geri alıp, bir de eksi not veriyorum.
Meğerse tüm standlar Şerlok Holms kitaplarından geçilmiyormuş.
Ülkemin yayınevleri Şerlok Holms’u keşfetmiş, yığmışlar standlara.
Anlayacağın, senin grafiker iyi, hoş, entel falan ama; bir ara ona, trend izleyenin sağlıklı düşünemeyeceğini, üretemeyeceğini hatırlatıver..
 
Şöyle-böyle 8 yaşından beri kitap almaya başladıysam; demektir ki, kırk yıldan fazladır bu işi yapıyorum.
70’ler, 80’ler, 90’lar ve sonrası.
Eskiden aldığım kitaplar hala durur.
70’li, 80’li yıllarda aldığım kitaplar, sırf içindeki bilgi insana ulaşsın telaşıyla en ucuz kağıda, en kötü matbaa tekniği ile basılıp ciltlenmiş kitaplardır.
O yıllar Türkiye için yokluk yıllarıydı ve defter, kitap, kağıt lüks tüketimdi neredeyse.
Kitapların façası biraz biraz 90’lı yıllarda düzelmeye başladı.
Bu yıl faça maksimumda, en güzel ciltlerin içinde en pahalı kağıtlara basılmıştı kitaplar.
Böylesi bir kitabı okumaya kıyabilir mi insan?..
 
32 yıldır gide-gele kitap fuarlarına özgü bir öngörü geliştirdim kendimce.
En çok olan ve/veya en çok ziyaretçisi olan, hareketli standların sahibi yayınevlerinin ve yayınlarının temsil ettiği düşüncenin, yelpazedeki yerine göre önümüzdeki günler için ülke siyasetinde gelişmeler olacağını düşünürüm.
Komik ve iler tutar yanı yok belki.
Ama hadi, buna da benim "kitap fuarı oyunum" diyelim...
 
Bu yıl sol düşünce, gezi, Zizek, Boaudiou gibi yeni dönem anlatıcılarının düşünürlerin kitapları resmi geçitteydi sanki..
Buna karşın yelpazenin diğer tarafında konumlanan yayınların sergilendiği tasarım harikası standlar ise sinek avlıyordu.
Hem arz ve hem de talebin yoğunlaştığı yere bakıp önümüzdeki günlerde siyasetin mevcut yapısını değişime zorlayacak veya değiştirecek bir seçmen eğilimin ortaya çıkmasını olası görüyorum.
Haa, bir de; herkes dinini bihakkın öğrenmiş olduğundan dini yayınlar satan yayınevleri de yakında iflas ederlerse hiç şaşırmam.
 
Yine fuarın vazgeçilmezi gazetelerin standları.
Kitap ekleri verdikleri için uğramadan geçmem.
Bir gazetenin standı güzeldi. Çin harfleri ile dolu kitap şeklinde bir masa..
Bazı gazetelerin kitap ekini bedava verip, gazeteyi para ile satmaya çalışmaları komik bir anı olarak kayıtlarıma da girdi.
 
Elimdeki torbaların sayısı ve ağırlığı artınca bir tur arabaya gidip gelmek..
Torbaları büyüten Türk Tarih Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi devletin yayınevlerinin inanılmaz indirim yapmasıydı.
Haliyle el durmaz, raflardan beşer-onar indiririm kitapları.
 
Bu arada, başka bir salonda benim bilmediğim bir ikinci standları yoksa, TÜBİTAK standı yıllardır gördüğüm en zayıf ve en kötü standını açmıştı bu yıl.
Yeni yayının hiç olmadığı eski yayınlardan da birkaç çeşidin yer aldığı bir stand.
"Devr-i iktidara göre şekillenen bir bilim yayıncılığı anlayışı yoktur" diye söze başlayacağım, ama buna kendim bile inanmayacağım.
Evrim teorisi ile kafayı yemiş bir takım bürokratların TÜBİTAK yayınlarına el atmış olması ne yüksek olasılık.
Ve ne kadar da yazık!
 
Yapı Kredi Yayınlarının görevlisine çıkıştım; bazı kitapları yatay değil de, dikey dizmişler.
Sordum, tahmin ettiğim gibi “yer yok ondan” olayı..”
“İyi de fuara kitap kapaklarını görmek, hatta kolayca görmek, ellemek için geliyoruz. Bi daha yapmayın” dedim.
Söz verdiler, gelecek yıl asla…
 
Gez gez, bitmiyor.
Standlarda yaşıma, yakın gözlüğüme, beyaz sakalıma hürmeten okur-yazar olduğum düşüncesiyle stand içine davet edilip sohbetlerin yapıldığı küçük molalar olmasa, yorgunluktan yere yığılacaktım bir süre sonra.
Standların altından geçen elektrik akımı yoruyor insanı.
Yoksa binlerce kitabın olduğu bir yeri gezmekten nasıl yorulur insan?
 
Senin Paulo’na rastladım.
Yarım işlerinden biri de bu değil mi?
Keşfettin, ama dostluğu ilerletemedin.
Bundan sonraki yaşamında olur mu ki?
 
Ah şimdi düşünme zamanı; eski zaman Sone’lerinden birini karşılıklı okumadığın biriyle ne yapılabilir?
Trene binip Lizbon’a gitmediğin, “dans edemiyorsam, o devrim benim devrimim değildir” diyen feminist yazara aşık olup eşcinsel hayaller kurmadığın, Bolivya dağlarında devrim marşı dinlemediğin bir yaşam için ne yaparsan mutlu olursun?
 
Anımsadım; ayağımıza geçirdiğimiz toplum, çevre, aile, namus prangalarının zincirlerini şakırdatıp “aklanıp evden çıkmak” ritüeli eşliğinde, yaşam dışarıda tüm canlılığıyla, çılgınlığıyla, coşkusu ile akarken; büyüyen karnımızdaki bebeğe heyecanlanmak, iki-üç akşamda bir yakın aile ziyaretlerinde çay yapıp ikramda bulunmak, "hamile kaldın, hayırlı olsun"; "doğurdun, hayırlı olsun" türü ziyaret sebeplerinin hiç bitmeyecek olduğuna inanmak, kalçalarımızı eşin aldığı arabaya sokuşturup iadei ziyaretlere gitmek..
Sen bu musun?
 
Sensiz fuar gezmek hiç güzel değil.
Özlemek bir yandan, gördüğüm onca güzel şeyi seninle paylaşamamak, konuşamamak boktan bir durum.
Tiyatroda elin akıllısı telefonuyla oynayıp neyi kaçırdığını bilemezken, hep olduğumuz yerlerde, fuarda “elimde olamayan” için kahırlandım.
 
Kendime teselli armağanı vereyim dedim; danışma’da Melis isimli cici kıza ismini verdim, anons etmesi için.
Sadece okullar için genel anons yaparlarmış, yasakmış.
Durumu anlattım. “Gerçekten kaybettiğim aşkımı bulurum belki bu anonsla.”
Cici kız, arka arkaya üç kere seslendi ismini.
Yoktun, gelmedin, göremedim…
İstanbul, 6 Kasım’13

20 Ağustos 2013 Salı

Halkın Cebinde Limit Yetersiz

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen yurttaş sayısında son aylarda görülen hızlı artışa dikkat çekerek, "Bankaların 90 gün içinde icra takibine başlaması zorunluluğu var. Ekim ayında icra davaları başlayacak. Büyük bir tehdit yükseliyor" dedi.
 
 
 
Bülent Deniz, mevcut ortamda, BDDK'nin kredi kartlarına getirmeyi planladığı düzenlemenin ise düşünülenin aksine yurttaşın borç sıkıntısını artıracağını kaydetti.
 
Deniz, "Bir girdap oluşuyor. Burada tek çözüm yeniden yapılandırma. BDDK'nin planladığı düzenleme hayata geçmeden, daha önemlisi ekim ayı gelmeden Meclis harekete geçmeli. Kredi kartı borçluları için bir yeniden yapılandırma yasası çıkarılmalı" diye konuştu. Kredi kartları için daha önce dört kez yeniden yapılandırma yasası çıkarıldığını hatırlatan Bülent Deniz, "Bu yasalar hep kara listede bulunanlar için çıkarıldı. Oysa 17 milyon kart sahibinin 9,5 milyonu kara listeye girmemek için asgari tutarlarını ödüyor. Yeniden yapılandırmaların bu insanları kapsamaması büyük hata, borçları giderek büyüyor" uyarısında bulundu.

SIKINTI BÜYÜYECEK
Avukat Bülent Deniz, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu'nun (BDDK) kredi kartlarına gelir seviyesine göre limit koyma ve asgari ödeme tutarlarını artırma planı ile son dönemde yükselen borç sorununu BirGün'e değerlendirdi.
 
BDDK'nin taslak düzenlemesinde yer alan 'limit koyma' girişimini, tüketici derneklerinin yıllardır talep ettiğini hatırlatan Bülent Deniz, şöyle konuştu:
"Bu düzenlemeyi biz istiyorduk. Ancak bu dönemde bu düzenleme tek başına ele alındığında yurttaşların sorunu çözülmeyecek, aksine büyüyecek. İnsanların zaten ödeme sıkıntısı varken, asgari ödemeyi yukarı çekmek, üç ay borcunun yarısını ödemeyene kısıtlama getirmek, sıkıntıyı büyütecek."
 
54 AYDA ÖDENEBİLİYOR
Bülent Deniz, kredi kartında asgari ödeme tutarının 'tam bir girdap' olduğunu belirterek, "Bu girdaba giren kurtulamıyor. Diyelim ki bu ay 1000 lira kredi kartı harcaması yaptınız. Bundan sonra kartı hiç kullanmamaya ve her ay sadece asgari tutarı ödemeye karar verdiniz. Asgari ödeme tutarı yüzde 23. Bu borcu kapatmanız tam 54 ayı alıyor" dedi.
 
YENİDEN YAPILANDIRMA
BDDK'nin yeni taslağının kredi kartı borçlarına fren getirme amacı taşıdığını kaydeden Bülent Deniz, "Fakat bu düzenleme yapılırken mutlaka stok haline gelmiş, birikmiş borcun da eritilmesi gerekiyor. Şu anda Türkiye'de banka borcu olmayan yurttaş neredeyse yok. Bu borçlar için bir yeniden yapılandırma yasası çıkarılması şart" diye konuştu.
 
Bülent Deniz, kredi kartı borçlarının daha önce dört kez yapılandırıldığını hatırlatırken, bu uygulamaların hep borcunu ödemeyi bırakan ve 'kara listeye' giren kişileri kapsadığını, asgari tutarı ödeyerek yaşayan insanların 'girdapta kalmaya' devam ettiğini ifade etti.

9,5 MİLYONLUK SORUN
Deniz şöyle konuştu:
"Türkiye'de 17 milyon kişi kredi kartı kullanıyor. 56 milyon da kredi kartı var. 9-9,5 milyon kişi asgari ödeme tutarını yatırarak borcunu çeviriyor ve kara listeye girmiyor. Türkiye'de daha önce yapılan kart borcu yapılandırma uygulamaları bu kişileri hiç kapsamadı. Oysa bu kişiler her ay bir bileziğini satıp, birinden borç alıp ya da bir başka karttan nakit çekip asgari tutarını yatırıyor. BDDK yeni düzenlemeyi çıkarırken, bu kişilerin durumu da düşünülmeli."
 
EKİM AYI FELAKETİ
Bülent Deniz, banka borçlarının yeniden yapılandırılması ihtiyacı konusunda, daha önemli bir soruna dikkat çekti. Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısının bu yıl hızla arttığını, son aylarda ise ivmenin önü alınamaz şekilde yükseldiğini ifade eden Deniz, "Bankacılık Yasası'na göre bankalar, ödenmeyen borçlar için 90 gün içinde icra takibi başlatmak zorunda. Bu durumda ekim ayından itibaren icra dairelerinde dava patlaması yaşanacak. Bu, sadece borçlu yurttaşları ilgilendiren bir durum değil. Tüm ekonomiyi etkileyecek, tüketimi etkileyecek bir durum" uyarısında bulundu.

EYLÜL'DE YASA ÇIKSIN
Bülent Deniz, 'ekim ayı felaketi' ve BDDK'nin yeni düzenlemesi öncesinde Meclis'i bir yeniden yapılandırma yasası çıkarmaya çağırdı. Yeni Tüketici Yasası'nın tasarı halinde Meclis gündeminde bulunduğunu belirten Deniz, "Meclis açılır açılmaz tasarı görüşülmeye başlanabilir ve tasarıya borç yapılandırmasını içeren geçici bir madde eklenebilir. Bu madde, asgari borç tutarını ödeyerek geçinen kişileri de kapsayabilir" dedi.

Gelire göre limit
BDDK, bankacılık mevzuatında değişiklik yapan 3 ayrı yönetmelik hazırladı.
Sektörün görüşüne sunulan taslağa göre; gelir düzeyi bin lira veya altında olanlarla geliri tespit edilemeyenlerin kredi kartı limiti, bin lira ile sınırlandırılacak.
Limiti 15 bin liraya kadar olan kredi kartlarının asgari ödeme tutarı, dönem borcunun yüzde 25'inden yüzde 30'una çıkarılacak.
15 bin liradan 20 bin liraya kadar limiti olan kredi kartlarının asgari ödeme tutarı ise, dönem borcunun yüzde 30'undan yüzde 35'ine çıkacak.
Yeni yönetmelikle taksitli kredi kartları için üstlenilen risk oranları da artırılıyor. Kredi kartlarıyla 1 ile 6 aya kadar olan taksitli alışverişlerde halen yüzde 75 olan risk ağırlığı, yüzde 100'e çıkarılıyor. 6 ile 12 ay arasındaki vadeler için risk ağırlığı yüzde 150'den yüzde 200'e çıkıyor. 12 ayı aşan taksitli alışverişlerde de risk ağırlığı, yüzde 250'ye çıkacak.
Bankalar, bu düzenlemeler için 26 Ağustos'a kadar BDDK’ye görüşlerini bildirecek.

Halk borcunu ödeyemiyor
 Bankalar Birliği'nin haziran ayı verilerine göre, yılın ilk altı ayda kredi kartı ve ferdi kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 680 bin 168'e çıktı. Geçen yılın tamamında (12 ayında) bu rakam 822 bin 87'ydi.
Kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 398 bin 310, kredisini ödeyemeyenlerin sayısı 281 bin 858 oldu.
Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı aydan aya giderek artmaya başladı. Kredi kartı borcunu ödemeyen kişilerin sayısı ocakta 75 bin, şubat ve martta 70 bin civarındaydı. Nisanda 87 bine çıktı, mayısta 100 bine dayandı. Haziran ayında bu sayı 120 bin 515 oldu.
Yıllar itibarıyla bakıldığında 2013 yılının sadece altı aylık sonuçları yıllık rakamları aştı. Kriz yılı 2009'un tamamında kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 277 bindi. 2010 ve 2011 yıllarında sayı 220 bin seviyelerindeydi. 2012 yılında ise 453 bin 656’ya yükseldi. Bu yıl altı ayda 398 bin 310 olan sayının, artış trendinin sürmesi halinde yıl sonu rakamı 700 bine ulaşabilecek.

 
Gezi’de azalan tüketime rağmen borçlar patladı
BÜLENT Deniz, borcunu ödeyemeyen kişi sayısının yılın ilk altı ayında hızla yükseldiğini ve mayıstan itibaren bu sayıya her ay 100 binden fazla insan katılmaya başladığını belirterek, “Aldığımız bilgiler ve yaptığımız hesaplama, ekim ayından itibaren icra davalarında patlama olacağını gösteriyor” dedi.
 
Deniz, haziran ayında Gezi Parkı isyanı nedeniyle tüketim azaldığı halde banka borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 120 bini geçtiğini belirterek, “Temmuz ve ağustosta Ramazan’ın da etkisiyle tüketici harcamalarının arttığına, borç ödeyemeyenlerin de yükseldiğine dönük bilgiler var. Bankaların ödenmeyen borçlar için 90 gün içinde icra takibine başlama zorunluluğu var. Yeniden yapılandırma yoluna gidilmezse kredi ve kredi kartı borçlularına açılan icra davalarında patlama yaşanacak” diye konuştu.” 
TÜİK verilerine göre haziranda perakende ciroları bir önceki aya göre yüzde 2,8 geriledi. Gıda harcamalarında gerileme düzeyi yüzde 5’e yakın oldu. 
Bülent Deniz, 'ekim ayı felaketi' ve BDDK'nin yeni düzenlemesi öncesinde Meclis'i bir yeniden yapılandırma yasası çıkarmaya çağırdı.
 
Gülşah Karadağ-Birgün, 19.08.2013

11 Ağustos 2013 Pazar

Kredi Kartı Sahibini Bekleyen Tehlike

Tüketici Hakları Uzmanı avukat Mehmet Bülent Deniz, milyonlarca kredi kartı sahibini yakından ilgilendiren tehlikeye dikkat çekti.
Deniz, kredi kartı faizlerindeki artışın asgari ödeme yaparak yaşamını sürdüren 10 milyon kredi kartı ve takipte olan 5 milyon kredi kartı sahibininin temerüte düşme ve icra takibine girme sürecini hızlandıracağını vurguladı.
 
Tek limit, kredi kartı asgari tutarının arttırılması, kredi kartı faizlerinin artırılması ve kredi kartı aidatı ile ilgili kararlarda çok geç kalındığını söyledi.
 
Büyümeye yönelik endişelerin arttığı bir süreçte alınan bu kararların tüketime olumsuz yansıyacağını ve kararların reel ekonomiyi zora sokacağının altını çizen Deniz,"Bu uygulamalar öyle bir zamanda hayata geçiriliyor ki, hem tüketiciye hem de reel ekonomiye faydadan çok zarar getirecek. Ekonomi yönetimini kangrene dönen kredi kartları için geriye dönük acil bir önlem almazsa hem tüketici hem de reel ekonomi bundan çok zarar görecek" dedi.
 
"FAİZ ARTIŞI HACİZLERİ ARTIRACAK"
Son 2 yıldır kredi kartı faizlerini düşüren Merkez Bankası'nın ani bir kararla kredi kartı faizlerini artırarak asgari ödeme yaparak yaşamını sürdüren 10 milyon kredi kartı ve takipte olan 5 milyon kredi kartı sahibininin temerüte düşme ve icra takibine girme sürecini hızlandıracağını vurgulayan Deniz, bankaların her üç ayda bir "hesabı katetmek" adını verdikleri işlemi yenilediklerini ve Aralık sonu itibariyle bu sürenin dolması ile birlikte kart borçlularına hacizlere başlayacaklarını söyledi.
 
SORUN CARİ AÇIKTAN DAHA ÖNEMLİ
"Ekonomi yönetimi yaklaşan tehlikenin farkında. Artan kredi kartı faizlerinden dolayı milyonlarca kredi kartının patlayacağını bazı bakanlarda dile getirdi" diyerek sözlerini sürdüren Deniz, şöyle konuştu:" 50 milyon kredi kart sahibinin yaklaşık 10 milyonu kredi kartına asgari ödeme yaparak yaşamını sürdürüyor. 5 milyonu ise haciz kıskacında. Hükümetin ekonomiyi soğutma çabaları maalesef yine bu kesimi vuracak. Bu Türkiye'nin artık kangrenleşen bir sorunu ve kalıcı bir çözüm gerekiyor. Bu sorun cari açıktan da daha ciddi bir konu. Ve hükümet yeni bir yapılandırma ile geçmişe dönük borçların temizlenmesine yönelik bir adım atarak yaklaşık 15 milyon kredi kartı sahibini mağdur olmaktan kurtarmak zorunda. Bu durumda durağanlaşan ekonomiye ciddi bir para akışı sağlanır. Şu anda yaklaşık 10 milyon kişi harcama yapamıyor.Bu kesimin harcamaları ise reel ekonominin ayakta kalması için çok önemli."
 
"MERKEZ BANKASI'NIN FAİZ POLİTİKASI HATALI"
Merkez Bankası'nın hatalı faiz politikasını ısrarla sürdürdüğünü ve kredi kartı faizinin piyasada geçerli faiz oranından yaklaşık 2-3 kat fazla olduğunun altını çizen Mehmet Bülent Deniz, şunları söyledi: "Sanayi ve reel kesimin baskısı ile faizleri düşük tutan Merkez Bankası nedense kredi kartı faizlerinde aynı hassasiyeti göstermiyor ve faiz enstümanları arasında ciddi bir dengesizlik yaratıyor.
 
"TEK LİMİT KANDIRMACASI SÜRÜYOR"
Aralık ayında gündeme getirilen kredi kartlarında tek limit uygulamasının 2006 yılından bu yana 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 9. maddesinde yer aldığını ancak bilinçli olarak uygulanmadığını ifade eden Mehmet Bülent Deniz, "Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi, tüketici aleyhine işletilen bu duruma göz yumdu ve ses çıkarmadı" diye konuştu. Deniz, "Tek limit uygulaması yıllardır yasada var ama uygulanmıyor. Şimdi ise yeni bir uygulamaymış gibi anlatılıyor. Oysa 6 yıldan fazla bir zamandır yasa da var olan bu madde görmemezlikten gelindi. Şimdi ise bunun faturası kredi kartı sahiplerine ödetilmeye çalışılıyor. Kararın alındığı tarihte etkili olabilecek bir uygulama üzerinden zaman geçtikten ve tüketici mağdur olduktan sonra akıllara geliyor. Milyonlarca insanının bugün 10'un üzerinde kartı var ve bu kartlar üzerinden dönerek yaşamını sürdürüyor. Şimdi bu yasa uygulamaya başlandığında hem tüketici hem de ekonomi sıkıntıya girecek." değerlendirmesinde bulundu.
 
"BİLANÇOLAR SEVİNDİRİCİ DEĞİL DÜŞÜNDÜRÜCÜ"
Türkiye'nin krizden bu yana ayakları yere basan bankacılık sektörü ile övündüğünü ancak büyük karlar yazan banka bilançolarının sevindirici değil düşündürücü bir görüntü sergilediğine de işaret eden Deniz, "Son yıllarda banka bilançolarına baktığınızda faaliyet dışı karların, faaliyet karlarından daha fazla olduğunu görürsünüz. Bu demektir ki, bankalar asıl işleri olan bankacılık faailiyetlerinden değil, kredi kartı aidatı, işlem ücreti, havale ücreti gibi bankacılık faaliyeti dışındaki işlerden ciddi karlar elde etmişler. Bu sevindirici değil tersine üzerinde düşünülmesi gereken bir durum" şeklinde konuştu.
 
YOK BÖYLE FAİZ!
Merkez Bankası'nın kredi kartı faiz oranlarını artırmasına yönelik bir uyarı da Tüketici Örgütleri Federasyonu'ndan geldi. Federasyon Başkanı Fuat Engin, artışın kredi kartında sorunların ve mağduriyetlerin artmasından başka bir işe yaramayacağının altını çizerek, Merkez Bankası'na yönelik şu eleştirilerde bulundu:"Yıllardır tüketicilerin yaşadığı sorunları dikkate almayan Merkez Bankası yetkilileri kredi kartı faizini bir anda yüzde 10,5 oranında artırarak milyonlarca kredi kartlıyı mağdur edecek bir süreci başlatmış oldu. Tüketici kredisinde faizlerinin aylık yüzde 1, yıllık yüzde 12 olduğu bir süreçte kredi kartı gecikme faizi yüzde 2,84, yıllık yüzde 34,08 ve yasalara ve hukuka aykırı olmasına rağmen yıllık bileşik faizi yaklaşık yüzde 40'a gelecek şekilde yeniden düzenledi.Bu kredi faizinin 3,5 katına, enflasyonun da 4 katına gelen bir rakam ve kabul edilebilir bir faiz oranı değil.Yıllık yüzde 40 faiz uygulamasının bir örneği dünyada yok."
 
"BİLEŞİK FAİZ YASAL DEĞİL"
3095 sayılı Faiz Kanunu, 308 sayılı Borçlar Kanunu ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 26. maddesinde bileşik faiz yasaklanmasına rağmen bazı bankalar tarafından uygulandığını dikkat çeken Fuat Engin, "Faizin faizi anlamına gelen bu uygulama ile yasalara ve hukuka aykırı bu uygulama tüketici aleyhine kullanılmaya devam ediyor" dedi.
 
"KREDİ KARTI SORUNU BİTMEZ"
"Tüm uyarılara rağmen haksızlığın ve hukuksuzluğun sonu gelmiyor.Yasaları hiçe sayan bu durum tamamen ortadan kalkmadığı sürece kredi kartı sorunu bitmeyecek" diyen Engin, 2003-2006 ve 2009 yapılandırmalarında olduğu gibi mevcut uygulamalar devam ettiği sürece kredi kartı sorunun kalıcı olarak çözülemeyeceğini söyledi.
 
28.12.2011

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Deniz: "Kredi Kartı Değil, AKP..."

 
Tüketici Birliği Başkanı Bülent Deniz, kredi kartı mağdurluğu sebebinin AKP iktidarı olduğunu açıkladı. Ulusal Kanal'a konuk olan Başkan Bülent Deniz, AKP'nin icraatlarını hatırlatarak, kredi kartı gündemiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
 
Ekopolitik programında, Çetin Ünsalan'ın sorularını yanıtlayan Tüketici Birliği Başkanı Bülent Deniz, Başbakan Erdoğan'ın kredi kartlarını savunduğunu belirtti.
Başkan Deniz, maaş ödemelerine banka zorunluluğunu AKP'nin getirdiğini hatırlattı.
Başkan Deniz, AKP'nin yaptıklarıyla söylediklerinin farklı olduğunu vurguladı.
 

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Bankaları Abat Eden Erdoğan Suçu Yurttaşa Attı


Başbakan Tayyip Erdoğan, faiz dışı gelirlerle abat olan bir lobinin olduğunu ifade etti. Tüketici dernekleri temsilcileri ise, Tüketici Kanun Taslağında bu gelirlerin yasalaştırıldığını hatırlatarak Erdoğan'ın açıklamalarının samimi olmadığını söylediler.

Her geçen gün ağırlaşan ekonomik sorunlara karşı mücadele eden yurttaşlar gelirleri yetmeyince kredi kartı kullanımına yöneliyor. Asgari ücretin 800 lira civarında olduğu ve birçok emekçinin bu ücretten çalışmak zorunda bırakıldığı Türkiye'de, son dönemde kredi kartı kullanımı iyice arttı.

Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre, Mayıs ayında kredi kartından nakit çekim tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18.5 artarak 3.5 milyar liraya ulaştı. Tüketici kredilerindeki artış da 2012 yıl sonuna kıyasla yüzde 28 oranında gerçekleşerek, 250 milyar liraya yaklaştı.

Yurttaştan aldıkları haksız komisyon ve aidatlarla abat olan bankalar da AKP iktidarı döneminde kârlarını artırdı. Bu yılın ilk beş ayında faaliyet dışı gelirlerini geçen yıla göree yüzde 16.7 artıran bankalarr bu gelirlerden toplam 13 milyar lira kâr elde etti.

Fakir fukara edebiyatına devam
Yurttaşın düştüğü durumu 11 yıldır görmeyen ve makarna, kömür dağıtarak oy avcılığı yapan AKP Hükümeti ise, artan sorunlar karşısında suçu başkalarına atıyor. Son olarak Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gece yaptığı açıklamada faiz dışı gelirlerle abat olan bir lobinin olduğunu dile getirdi. "Şu kredi kartları filan falan diyorsunuz ya, bunları almayın'' çağrısı yapan Erdoğan, ''Geçenlerde ben faiz lobisi derken boşuna demedim bunları, bir şeyler bildiğim için bunları söylüyorum. Zira faiz dışı gelirlerle abat olan bir lobi var. Şu kredi kartları filan falan diyorsunuz ya, bunları almayın. Kim ödüyor bu parayı, zengin değil, benim fakir kardeşim. Allah selamet versin, bayılıyor bir tane kredi kartı elime alayım. Bir tanesine onu söyledim; 'Ya' dedim 'Allah aşkına, faizden elde ettiğin gelir tamam, fakat bu faiz dışı gelirden elde ettiğin parayı, gömüleceğin mezara doldurmaya kalksak, o mezar almaz bunu. Ne yapacaksınız bu parayı ya? Vatandaştan bu komisyonları almayın.' Ama yok, doymazlar. Onların gözünü ancak kara toprak doyuracak" diye konuştu.

Başbakan samimi değil
Erdoğan'ın bu açıklamalarını tüketici dernekleri temsilcilerine sorduk. Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, bir türlü yasalaşmayan Tüketiciyi Koruma Kanunu Taslağına işaret ederek, ''Taslağın 4'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasının 2'inci bendinde bankaların aldıkları bu komisyon ve faaliyet dışı gelirler yasal hale getiriliyor. Üstelik bu taslağın ilk halinde yokken daha sonradan bizim bütün karşı çıkmalarımıza rağmen eklendi'' dedi. Erdoğan'ın açıklamalarının samimiyetten uzak olduğunu ifade eden Çakar, şöyle konuştu: ''Bu talihsiz bir açıklamadır. TÜİK'in verilerine göre yaptığımız araştırmaya göre, Türkiye'de 15 milyon yurttaş açlık, 37.5 milyon da yoksulluk sınırında yaşıyor. Satın alma gücü düşen yurtaşlar ücretleri yetmeyince kredi kartına sarılıyor. En temel ihtiyaçlarını geliri yetmediği için kartla almaya başlıyor. Bankaların da her yerde kart kullanımını özendiren reklamları vs. var. Yurttaş açık ve yoksulluk içinde bu kıskaca itilmiştir. Buna çözüm üretmesi gereken Başbakan, Türkiye'de yaşamıyor mu?''

Şaşkınlıkla karşıladım
Başbakan'ın açıklamalarını şaşkınlıkla karşıladıklarını ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz de, ''Başbakan sanki iktidarda değil gibi şikayet ediyor. Bu aidatlar yasa ile de değil BDDK'nın yapacağı bir düzenlemeyle çözülebilir'' diye konuştu. Ülkede 56 milyon kredi kartı sahibi olduğunu hatırlatan Deniz, TBMM'deki Tüketici Kanunu Taslağının Genel Kurul'a TBMM tatile girdiği için gelmediğini, o taslakta bu ücretlerin yasalaştırılacağını bildirdi. 2002'den bu yana uygulanan politikalarla kredi kartı kullanımının yaygınlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Deniz, şunları söyledi: ''Kayıt dışılığı önceleyeceğiz diye kağıt paranın kullanımını azaltarak kredi kartlarını yaygınlaştırdılar. Bu kartların yanlış kullanımından doğan zararları ortaya koyduk. Yetki Başbakan'da ama başkası iktidardaymış gibi konuşuyor.''

Sıcak paracıları Başbakan abat etti
Başbakan Erdoğan'ın kredi kartı kullanan yurttaşları suçlayan açıklamalarına ilişkin bir açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak da, ''Yurttaşı kredi kartı cambazı olmaya zorlayan Başbakan, kendisi iktidarda değilmiş gibi konuşarak sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor'' dedi. 

Ekonominin çarklarını 10.5 yıldır sıcak para ve borçla döndüren, yurttaşın geliri ile umudu arasındaki farkı borçla kapatan Başbakan’ın, sıcak paracıları abat ettiğini söyleyen Öztrak, ''Benzinin litre fiyatı 1.76 liradan AKP elinde 3 kat artarak bugün 5 liraya gelmiş ve yeni bir rekor daha kırmıştır. Bunun sorumlusu vergi alanında reformları yapmayarak vergiyi fakir fukaraya yükleyen, benzin pompalarını vergi dairesine dönüştürerek vatandaşına dünyanın en pahalı benzinini satan Başbakandır. Ancak Başbakan sorumluluğunu yok sayıyor, vatandaşı suçlayarak kredi kartı kullanma, ayağını yorganına göre uzat diyor. Artık gerçekler ortaya çıkmıştır. Sıcak para ile yelkenleri şişiren ve 2009’da karşılaştığı ilk krizde ekonomiyi yüzde 4.8 yere çakan bu iktidardır. Bugün de aynı iktidar sıcak para rüzgârının kesilmesi ile yaşanan dalgalanma karşısında şaşkınlık içindedir. Bu şaşkınlık ile çareyi millete ayar vermekte, milleti ayrıştırmakta, ötekileştirmede arayan Başbakanın tel tel dökülen iktidarının şifresini artık millet çözmüştür. Deniz AKP için artık bitmiştir” diye konuştu.
 
Aydınlık-Recep Erçin, 18.07.2013

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Benzin 5 Lirayı Geçti

Akaryakıt fiyatlarındaki artışın temel sebebi ne? Türkiye neden en pahalı benzini kullanıyor? Bu soruların yanıtını Ekonomist Ali Ağaoğlu, RS FM'e verdi. Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz de enerji fiyatlarındaki zamları değerlendirdi.

Uluslararası petrol fiyatları yükselişe geçerken, Türkiye’de de benzin fiyatları artmaya devam ediyor. Türkiye'de benzine bir hafta aradan sonra 8 kuruşluk bir zam daha yapıldı. 95 oktan benzinin litre fiyatı 4 lira 83 kuruştan 4 lira 91 kuruşa çıktı. 98 oktan benzinin fiyatı ise 5.1 liraya kadar yükseldi. Böylece benzinde 5 lira sınırı aşılmış oldu. Benzin fiyatlarına en son 8 Temmuz'da 11 kuruş zam yapılmıştı. Türkiye, 5 liranın üzerindeki bu fiyatla "dünyanın en pahalı benzinini satan ülke" konumunu koruyor. Türkiye'den sonra en pahalı benzin Norveç ve Hollanda'da satılıyor. Akaryakıt fiyatının yüzde 65'ini vergi, yüzde 2'ye yakınını rafineri işleme karı ve yüzde 7'sini bayi dağıtıcı karı oluşturuyor. Yani 100 liralık benzinin 26 lirası petrole, 9 lirası rafineri ve dağıtıcılara, 65 lirası ise ÖTV ve KDV olarak devletin kasasına giriyor.
 
Peki akaryakıt fiyatlarındaki artışın temel sebebi ne? Türkiye neden en pahalı benzini kullanıyor? Bu konuda Ekonomist Ali Ağaoğlu'nun görüşüne başvurduk. RS FM'e konuşan Ağaoğlu, petrol fiyatlarının yükselmesi konusunda iki temel sebebe dikkati çekti. Dünyada petrol fiyatlarının artmadığını aslında Amerika'da petrol fiyatlarının artığını belirten Ali Ağaoğlu, brent tipi petrol ile Amerika petrolünün yılbaşında 22 dolar olan fiyat farkının 1,5 dolara düştüğünü söyledi. Türkiye'de akaryakıt fiyatlarının artmasında ise kurlardaki artış ve ödenen vergilerin etkili olduğunun altını çizen Ali Ağaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Biz petrol fiyatının yaklaşık yüzde 62’sini vergi olarak ödüyoruz. Hatta dönem dönem maktu vergilerle ilgili ayarlamalar yapılınca bu rakam yüzde 67’ye kadar çıkıyor. Böyle baktığımız zaman biz vergi ödüyoruz aslında, petrol fiyatı ödemiyoruz. Burada mesele petrol fiyatlarını artışı değil vergideki inatlaşma birazcık, onun bence biraz düzelmesi lazım."
 
"AKARYAKIT ÜRÜNLERİNE YAPILAN ZAM ENFLASYONU ARTTIRIR"
Vergilerin düşürülmesi gerektiğinin altını çizen Ekonomist Ali Ağaoğlu, akaryakıt fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki olumsuz etkisine de dikkati çekti. Ağaoğlu, "Bir başka önemli nokta daha var aslında petrol fiyatlarındaki artış ister kurdan olsun ister petrol fiyatlarından, ki bana göre şu andaki artışın en önemli sebebi kur, Türkiye’de enflasyonu artıran bir unsur. Çünkü baktığınız zaman akaryakıt fiyatlarındaki artış hemen hemen her kalemde direkt, doğrudan artış getiriyor ve Merkez Bankasının işini daha da zorlaştıran bir durum bu."
 
TÜKETİCİLER, VERGİDE İNDİRİM İSTİYOR
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz de enerji fiyatlarındaki zam konusunu RS FM'e değerlendirdi. "Döviz kurundaki dalgalanmalar ister istemez ithal ettiğimiz ürün olan enerjiye de yansıyor ve bu da tüketiciye ulaşan nihai fiyatın artmasına yol açıyor." diyen Deniz, vergi yüküne dikkati çekti. Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, "bizde benzinin üzerindeki vergiler çok yüklü. Rafineriden çıkış fiyatı ile tüketiciye ulaştığı fiyat arasında yaklaşık yüzde 200 - 230 civarında vergi yükü var. Dolayısıyla 1’e 3 vergi yüküyle tüketicinin ucuz benzin tüketmesi zaten çok mümkün görünmüyor." dedi. Av.Deniz, sözlerini şöyle sürdürdü: " Biz enerji fiyatlarına zam yapılması gündeme geldiğinde her seferinde hükümete aynı çağrıyı yapıyoruz. Diyoruz ki: Akaryakıt çok temel bir ürün, bu temel ürünü kullanmadan yaşamı sürdürmek mümkün değil. Dolayısıyla fiyat artışı gündeme geldiğinde akaryakıttan aldığınız vergi oranlarına geçici olarak dahi olsa bir miktar indirim yapsanız gelecek olan zamlar o oranda değil, daha düşük oranlarda gerçekleşecek. Bu da Türkiye’deki enflasyonun düşük kalmasına ilişkin ekonomik mücadeleye önemli katkı sağlayacaktır. Fakat hükümet her nedense bunu yapmıyor. Siyasi iktidar çünkü benzin istasyonlarını vergi dairesi gibi çalıştırıyor."
 
BENZİN ZAMMI BOYKOT EDİLEMEZ
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, akaryakıtın ekmek, su gibi temel ihtiyaç olduğu için tüketicinin akaryakıt zamlarını boykot edemeyeceğini ama tasarruf yapmaya gidebileceğini söyledi. Deniz, "Akaryakıtın boykot edilememesi nedeniyle hükümet de aslında bu noktada daha rahat, daha keyfi davranabiliyor. Türkiye olarak biz beş gün boyunca arabalarımıza benzin koymamayı başarabilsek ben inanıyorum 6’ncı gün fiyatlar düşecektir. Fakat bu boykotun gerçekleşme olasılığı son derece düşük ve bir ütopya. " dedi. Deniz, hükümete yaptıkları "akaryakıttan aldığınız bu ağır vergileri hiç olmazsa bu zam dönemlerinde indirin, hem enflasyonu azdırmamış olursunuz, hem de tüketiciyi perişan etmemiş olursunuz." çağrısını da yineledi.
 
BU FİYATLAR KALICI OLABİLİR Mİ?
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, benzin fiyatlarının sekiz gün içerisinde iki kez zamlanarak 5 liranın üzerine çıkmasını değerlendirdi. Babacan, "ham petrol fiyatlarındaki artış devam ederse bu fiyat kalıcı olabilir" diye konuştu.
 
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz'in açıklamalarını ses barından dinleyebilirsiniz:
 
Derya Yaşar 17.07.2013

Tüketici Dernekleri: Kredi Kartından Azade Olamayız, Bilinçli Kullanım Önemli

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kredi kartı almayın‘ çağrısı tüketici derneklerince gerçekçi bulunmadı. Nakdin yerini kartlara bıraktığı görüşünde birleşen dernekler, bilinçli kullanımın, harcamanın önemli olduğunu vurguladı.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz, kredi kartından azade olmanın pek mümkün görünmediğine işaret ederken, “Belki 1-2 kart bulundurmak, finanse edilecek oranda harcamak daha yerinde.” dedi.
Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu da Bülent Deniz gibi kartın terk edilemeyeceğini belirtip, bireyleri giderlerini ayarlamaya davet etti.

Türkiye’de kredi kartı borçları artıyor. Borçların tam ya da vadesinde ödenememesi yer yer mağduriyetlere neden oluyor. Bu duruma duyarlı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şehit yakınları ve gazi ailelerine verdiği iftarda “Faiz dışı gelirle abad olanlar var. Kredi kartı var ya. Bunları almayın ya.“ ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın bu cümleleri tüketici dernekleri tarafından uygun bulunmadı.

Konu ile ilgili Cihan’a açıklamalarda bulunan TBF Genel Başkanı Bülent Deniz, kredi kartı kullanmamanın mümkün olmadığını dile getirerek, “Nakit yerini kart ile ödemeye bıraktı. Kartın kayıt dışı eylemlere de darbe vurduğu ortada. Erdoğan’ın kredi kartı ile ilgili sözlerinden biz kartı bilinçli kullanmayı anlıyoruz. Çünkü karttan azade olmak mümkün değil. Belki 1-2 kart bulundurmak, finanse edilecek oranda harcamak daha yerinde.” yorumunu yaptı.
Kredi kartı borçlarında yukarı yönlü oynama olduğunu anlatan Bülent Deniz, şöyle devam etti:

“Kart borcunu hiç ödemeyenlerin adedi 1,5 milyon. Bir de borcun asgari bölümünü ödeyen, büyük bölümünü öteleyen 9 milyon var. Bunlar her ay borcunu güç bela ödeme derdinde. Esas sorun burada. Kredi kartı borçlarını yapılandırma adına 3 yasa yürürlüğe girdi. Bu yasalar borcunu hiç ödemeyenleri muhatap aldı. Hâlbuki 9 milyonun sorunu daha büyük. Bunlar, güç bela borçlarını karşılıyor. Maalesef yasalardan yararlanamadı. Gelinen aşamada 9 milyon mağdur var, bunlar aileleri ile 20-25 milyon demek.

Biz Eylül ve Ekim ayında ekonomide sorunların belireceğini tahmin ediyoruz. Bu durumda kredi kartı borç oranları daha da artar. Tabii burada temennilerimiz var. Yeni Tüketici Kanunu Ekim ayı gibi ele alınacak. Burada ümidim geçici madde eklenerek borcunu hiç ödemeyenlere ya da aksamalı ödeyenlere ya da dileyenlere borç oranlarını eritme adına uygun faiz oranları ve vadelerin tanınmasıdır.”

Kredi kartı asgari ödeme tutarından da dertli olan Deniz, “1.000 lira gibi bir harcamada bulundunuz. Asgari ödemelerle bu borcu anca 54 ayda yani 4,5 senede kapatmanız mümkün.” örneğini verdi; bu derde deva bulunmasını talep etti.

TÜDER Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu ise Erdoğan’ın ‘kredi kartı almama’ çağrısını “Kartı kullanmayalım da ne yapalım? Halk temel giderlerini karşılama derdinde. Nakdi olmadığı için kredi kartından yararlanıyor.” diye cevapladı.

Aydın Ağaoğlu, tüketicilere 1-2 kart kullanmayı, bütçesini kasacak harcamalar yapmamayı önerdi.

Bankaların kredi kartı gelirlerine değinen Aydın Ağaoğlu, şunları kaydetti:

“Bankaların 2011 faaliyet dışı geliri 17,2 milyar lira iken 2012’de 19,3 milyar lira oldu. Yani Türkiye’de ilk 500 şirketin tamamının gelirleri bir banka kadar değildir. 2012 Ağustos ayında Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bankaların tüketicilerden 31 kalem ücret aldığından yakındı, bunların deli dumrul vergisi olduğunu beyan etti. Aradan geçen 1 senede deli dumrul vergilerin adedi 66 kaleme çıktı. Burada büyük bir artış var, 2 katı geçti.

Şu an TBMM’de olan yeni Tüketici Kanunu’na rağmen 56 milyon kredi kartından aidat alınacağı anlaşılıyor. Yani aidat devam edecek. Yargıtay’ın hukuksuz bulduğu kart adatı yasallaşacak. Onun için kanun tekrar ele alınmalı. Kullanımda bulunan tüm kartlar kanunun yürrlüğü ile yalın kart haline gelmelidir. Bankalar da konuyu ticari faaliyet olarak görmemeli. Askerde olan yakınına grubette okuyan çocuğuna 50 lira harçlık gönderenlerden 25 lira havale ücreti kesilmesi adil değildir. “
 
Cihan Haber Ajansı-Buğra Kardan, 17.07.2013

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Konut ve Otomobil Alacaklara Uyarı



-"Tüketiciler harcamayı da yatırımı da dikkatli yapmalı"
-TBF Genel Başkanı Deniz: "Bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisi, işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerliyor. Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz"
- "Otomobil ev gibi yatırım planlaması içinde olan tüketiciler, eylül ve ekim ayını görmeden bu konuda karar vermemelidir" 
-"Şubenin önünden geçtin para ver' bankacılık anlayışının yasal olarak engellenmesi gerektiğini düşünüyoruz"

İSTANBUL (AA) - Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisinin, işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerlediğini belirterek, "Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz" dedi.
Küresel ekonominin tüketicilere etkisi ve gündeme ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Deniz, mayıs ayından itibaren tüketici için sıkıntılı bir dönemin başlayacağını ifade ettiklerini ve bu öngörülerinin global ekonomideki sorunlara dayandığını anımsattı.

Bu yılın ilk 6 ayının tüketicinin borcunun arttığı bir dönem olduğunu belirten Deniz, Türkiye'de hemen hemen herkesin bankalara borçlu durumda olduğunu kaydetti.

Deniz, bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisinin işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerlediğini ifade ederek, şunları söyledi: "Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz. Bankacılık verileri bizde endişe uyandırıyor. Tüketici borçlu iken bir zam dönemi ile karşı karşıya kaldığında yeniden borçlanma talep edecektir ki bu da yüksek faiz oranlarıyla tüketicinin borçlanması demektir. 

Bu dönemin biraz sakin ve huzurlu geçirilebilmesi adına tüketicilerin yatırım planlarını gözden geçirmesi gerekir. Otomobil ev gibi yatırım planlaması içinde olan tüketiciler, eylül ve ekim ayını görmeden bu konuda karar vermemelidir. Çünkü faizlerdeki artışın devam etmesi yönünde kaygılarımız var."

- "Tüketiciyi sıcak ve sıkıntılı bir yaz bekliyor"
Kamu maliyesinin topladığı vergilerle ilgili düzenleme yapması gerektiğine de dikkati çeken Deniz, "Akaryakıttan cep telefonuna kadar tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerden vergi alınıyor. Dolaylı vergi dediğimiz bu vergilerin oranları Türkiye'de yüzde 65-70 civarındadır. Batıda ve diğer ülkelerde yüzde 25-30 seviyesindedir. Toplanılan bu dolayları vergilerde bir miktar geriye giderek piyasada bir denge oluşturabilir. Bu da tüketicinin ekonomiden kopmamasını sağlayacaktır. Sıcak ve sıkıntılı bir yaz tüketiciyi bekliyor" şeklinde konuştu.  

- "Şubenin önünden geçtin para ver anlayışı engellenmeli"
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Taslağı'nın yeni yasama yılına kalmasını beklediklerini belirten Deniz, şunları anlattı:
"Biz yasanın bu haliyle çıkamayacağına sevindik. Yeni yasa taslağı hangi hizmetlerden para alınacağına ilişkin takdir hakkını bakanlığa ve BDDK'ya bırakıyor. Bu da bankaların yargı kararıyla iade ettikleri paraları almaya bile yasal olarak hakkı olabileceği anlamına geliyor. Bankalar göstermelik olarak yasal mecburiyet gereği yalın kart teklif edecekler. Hiç bir özelliği olmayacak. O karta uyguladıkları sözleşme faizi de merkez bankasının ilan ettiği faiz kadar olacak. Ama aidat aldıkları kartlarda taksit imkanı, daha düşük faiz uygulayarak tüketiciyi bu karta sevk edecekler."

Deniz, 56 milyon kredi kartı bulunduğunu ve bankaların ortalama 50 lira yıllık aidat parası topladığını ifade ederek, "Bankalar bu tatlı pastadan vazgeçmek istemiyor. 'Şubenin önünden geçtin para ver' bankacılık anlayışının yasal olarak engellenmesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi. 
 
Anadolu Ajansı- Elif Ferhan Durmuş, 05.07.2013