25 Eylül 2014 Perşembe

Gelirler Azalınca Vatandaş, Açığı Borçla Kapattı

Enflasyon, çift hanenin eşiğine geldi. 2006’da 100 liraya doldurulabilen bir alışveriş sepetinin tutarı 2014 yılında 188 liranın üzerine çıktı. Tüketici, enflasyonun erozyon uğrattığı satın alma gücünü bankalara borçlanarak ayakta tutuyor. 2009’dan bu yana kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı 3 milyonu aştı.
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2006 yılı Ağustos ayında 129,15 lira olan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2014 yılının aynı ayında 243,4’e yükseldi. Böylece 2006 yılında çeşitli ürünler doldurularak oluşturulan bir sepetin maliyeti yüzde 88,4 arttı. Diğer bir ifadeyle 2006 yılı Ağustos ayında 100 liraya sepetini doldurabilen vatandaşın bu yılın aynı ayında sepetini doldurabilmesi için ödemesi gereken ücret miktarı, 188,4 liraya yükseldi. Vatandaşın satın alma gücü, diğer bir ifadeyle reel geliri ve yatırıma dönüştürülmeden yastıkaltında bekletilen paraların değeri azaldı. Türkiye Bankalar Birliği’nin temmuz ayı verilerine bakıldığında ise bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişiler içerisinde halen borcu devam eden kişi sayısının 2009’dan bu yana 3 milyon 85 bin 125’e ulaştığı görüldü.
 
Bu durumun en çok sabit maaşla çalışanları etkilediğini belirten Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, reel ücreti gerileyen vatandaşın yaşam standardını devam ettirebilmek için bireysel kredi veya kredi kartına başvurmak durumunda kaldığını anlattı. Macit, “Yani enflasyon nedeniyle ortaya çıkan reel gelir kaybı vatandaşa borçluluk olarak yansımış oldu.” dedi. Vatandaşın günlük yaşamın yürütülmesi için acil kaynağa ihtiyaç duyduğunu belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Kullanılan kredilerdeki artışın yanında daha vahim olanı, ödenmeyen kredi ve kredi kart borçlarındaki artış bizi korkutuyor.” diyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin temmuz ayı verilerine bakıldığında ise bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişiler içerisinden halen borcu devam eden kişi sayısının 2009’dan bu yana 3 milyon 85 bin 125’e ulaştığı görülüyor.
 
Macit, enflasyonla ilgili değerlendirmeler yapılırken enflasyon hedeflemesinin başladığı 2006 yılını dikkate almak gerektiğini söylüyor. Macit, Merkez Bankası’nın son 8 yıldır açık enflasyon hedeflemesi yaptığını ve bu dönemde sadece 3 defa hedefi tutturabildiğini belirtiyor. Reel ücreti gerileyen vatandaşın da belli bir yaşam standardını devam ettirebilmek için bireysel kredilere veya kredi kartına başvurmak durumunda kaldığını belirten Macit, bu dönemde tüketici kredilerinde ve kredi kartlarındaki artışta bunun da payının büyük olduğunu düşünüyor. Yani enflasyon nedeniyle ortaya çıkan reel gelir kaybı, vatandaşa borçluluk olarak yansımış oluyor.
 
Bülent Deniz, yaptıkları çalışmalarda eylül ayından itibaren ekonomideki olumsuz tablonun artmaya başladığını, tüketicilerin artan enflasyon nedeniyle günlük hayatta sıkıntıya düştüğünü söylüyor.
 

20 Eylül 2014 Cumartesi

Büyükada'ya Konuk Oluyoruz...


Yumurtaya Bir Ayda Yüzde 20 Zam Geldi

Rusya’nın Avrupa Birliği’ne ambargo uygulamasıyla en yakınındaki Türkiye için önemli bir ihracat fırsatı ortaya çıktı.
 
Ancak ihracatçılar için fırsat olarak gösterilen bu gelişme, vatandaşa pek de olumlu yansımadı. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Yum-Bir), eylülün ilk günü itibarıyla ortaya çıkan yumurta fiyatlarını geçtiğimiz gün açıkladı. Buna göre peşin fiyatlarla gerçekleşen yumurta fiyatları bir aylık sürede yüzde 20’lik artış gösterdi. Okulların açılma döneminde meydana gelen bu artışın geçen yılın aynı döneminde yüzde 5’ler seviyesinde kalması ise Rusya etkisini ortaya çıkardı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “İhracat yapacağız diye, iç pazardaki fiyatları, arz eksikliği nedeniyle yükseltmek kabul edilebilir değil.” yorumunda bulunurken, Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, fiyat artışında Rusya’ya ihracat fırsatının ortaya çıkmasından ziyade okul dönemiyle yumurtaya artan talebin etkili olduğunu savundu.
   
Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika’nın ekonomik yaptırımlarına karşı tarım ürünü ve ham madde alımını bir yıllığına yasakladı. Yaklaşık 43 milyar dolarlık gıda ithalatı yapan Rusya’nın ihtiyacını karşılayacağı ülkelerin başında Türkiye’nin yer alması ise fiyatların yukarı yönlü tırmanışa geçmesine neden oldu. Halihazırda kuraklık ve don nedeniyle gıdada yüzde 30’lara varan enflasyonla mücadele eden Türkiye’deki yumurta fiyatları bir ayda yüzde 20 arttı. Yum-Bir verilerine göre geçtiğimiz ağustos ayında 17 kuruş olan beyaz piliç yumurtasının fiyatı bir eylül itibarıyla yüzde 17’lik artışla 20 kuruşa yükseldi. En düşük artışın gözlendiği bu yumurta tipinde gözlenirken artış miktarı en yüksek olan yumurta tipi ise yüzde 22 ile beyaz yarka tipi yumurta oldu. Kahverengi ve beyaz yumurtaların fiyatlarında yaşanan fiyat değişimlerinin ortalaması ise yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti.
 
Ülkenin ihracat yapmasının, cari açığın kapatılması için gerekli olduğunun altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Ancak gıda, enerji ve benzeri stratejik kalemlerde, öncelikle iç pazardaki ihtiyacın karşılanması ve bu sağlanırken de, fiyatların toplumun alım gücüne paralel şekilde olması beklenir.” dedi.
 

31 Ağustos 2014 Pazar

Faturada Kaçak Elektriğe Ödenen Paranın Gizlenmesi Kanuna Aykırı

Elektrik faturasının yaklaşık yüzde 10’u kayıp ve çalınan elektrik için ödeniyor. Ancak dağıtım şirketleri, abone tepkisinden çekindiği için bu bilgiyi gizliyor. Kayıp-kaçağa ödenen bedelin faturada açık biçimde yer almaması Tüketici Kanunu ve Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları Bildirgesi’ne aykırı. Sektörün otoritesi konumundaki EPDK’nın bu çarpıklığa son vermesi gerekiyor.
 
Dağıtım şirketlerinin, elektrik faturalarında çalınan elektrik için ödenen parayı saklaması tüketicilerin tepkisini çekiyor. Abonelere gönderilen fatura ayrıntısında tüketim, satış fiyatı, sayaç okuma, TRT payı, Belediye Tüketim Vergisi, dağıtım bedeli gibi bilgiler yer alıyor. Ancak kayıp-kaçak için ödenen para faturada gösterilmiyor.
 
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, elektrik kayıp-kaçak bedelinin faturada gizlenmesinin tüketici hukukuna aykırı olduğunu söyledi. Deniz’e göre kayıp ve çalınan elektriğin faturada gizlenmesi aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan ‘bilgilendirme’ hakkının da açık ihlali niteliğinde. Tüketicinin ne için ve ne kadar para ödediğinin ayrıntısını faturasında görmesi gerekiyor. EPDK, faturalara yeniden kayıp-kaçak bedelinin gösterilmesini sağlamalı. Enerji yönetimi verilerine göre halen elektrik faturalarının yüzde 9,2’si kayıp enerji bedeli olarak ödeniyor. Son beş yıllık dönemde ise faturalarda ödenen kaçak elektrik parasında 0,5 puan artış gösterdi.
 
Enerji yönetimi, 2011 yılı başından itibaren elektrik faturalarının maliyet bazlı hesaplamalara göre hazırlanmasına karar verdi. Bu çerçevede elektrik dağıtım şirketleri, faturalarda bütün maliyet kalemlerine yer vermeye başladı. Faturalarda, abonelerden tahsil edilen elektrik kayıp-kaçak bedeli ‘K.K BEDELİ’ başlığıyla yer aldı. Ancak aboneler, kayıp ve çalınan elektrik için ödedikleri parayı görünce sert tepki gösterdi. Tartışmalar üzerine dağıtım şirketleriyle bir araya gelen Enerji Yönetimi, faturalarda kayıp-kaçak bedeline yer verilip verilmeyeceğini şirketlerin kararına bıraktı. Bunun üzerine şirketler faturalardan bu kalemi çıkardı. Zaman Gazetesi, 7 Eylül 2014 tarihinde ‘Elektrik faturasında kaçak bedeli gizlendi, kriz çözüldü’ başlığı ile konuyu kamuoyunun gündemine taşıdı.
 
TÜKETİCİ KANUNUNA AYKIRI
Elektrik faturalarında kaçak parasının saklanması, Tüketici Birliği Federasyonu’nun da tepkisine neden oldu. Federasyon Başkanı Bülent Deniz, faturalarda tüketicilerin parasını ödediği bütün ayrıntıların yer alması gerektiğini söyledi. Deniz, şöyle konuştu: “Son dönemde toplumdan gelen tepki üzerine EPDK tarafından kayıp-kaçak bedelinin faturalarda ayrıntılı olarak belirtilmemesi yönünde bir uygulama başlatıldı. TRT payı, dağıtım bedeli ve benzeri bütün kalemler faturada dururken, sadece kayıp-kaçak bedelinin faturada belirtilmemesi EPDK’nın gelen tepkilerden ne kadar rahatsız olduğunu ve bu bedelin haksız olduğunun EPDK tarafından da kabul edildiğini gösteren bir uygulama. Ayrıca kayıp-kaçak bedelinin iadesi için binlerce tüketici tarafından açılan davaların büyük çoğunluğunda tüketici lehine karar verildi. Son olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, bu bedelin hukuk devleti anlayışı ve adalet ile bağdaşmayacağı yönünde bir içtihat oluşturdu.” Deniz’e göre, kayıp-kaçak bedelinin faturada gizlenmesi, Tüketici Hukuku ve BM Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’ne de aykırı. Bu bedel, tüketicin göreceği şekilde faturada yer almalı.

28 Ağustos 2014 Perşembe

Tüketiciyi Korumasız Bırakarak Soyguna Zemin Hazırlanıyor

TBF Başkanı Av. Deniz, BDDK'nın yeni taslağının tüketici koruyan yasaları saf dışı bıraktığını söyledi. Taslağı değerlendiren bir banka yetkilisi de yasal boşluktan yararlanılarak soyguna zemin hazırlandığını savundu.

Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu’nun (BDDK) internet sitesinde kamuoyunun görüşüne sunduğu ‘Finansal Tüketicilerden Faiz Dışında Alınacak Ücret, Komisyon ve Masraflara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik Taslağı’na ilişkin yankılar sürüyor. 

 
Yargı kararlarıyla haksız bulunan 60'a yakın ücret ve komisyon kalemini 20'ye indiren yeni taslağa ilişkin konuştuğumuz bir kamu bankası üst düzey görevlisi; bankacılık sisteminde ücret ve dosya masrafının başka adlarla alınmasının tüketiciler açısından kabul edilemez olduğunu söyledi.

HESAP İŞLETİM ÜCRETİ HAKSIZ
“Yargıtay’ın içtihat haline gelmiş kararlarında açıkça, bankaların tüketicilere kredi kullandırırken faiz dışında sözleşmede yer verilmek sureti ile yalnızca o kredi için yasal ve zorunlu masrafları alabilmeleri mümkün görülmüştür'' bilgisini veren yetkili BDDK'nın yeni taslağına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: ''Yasal zorunluluk nedeniyle bankayla işlem yapan tüketicilerin hesap işletim ücreti veya benzer isimler altında birtakım bedelleri ödemek zorunda bırakılması da haksız ve hukuksuzdur.

Bankalara var olan hukuk düzenindeki boşluktan yararlanarak ve buna yasal kılıf uydurularak soyguna zemin hazırlanmaktadır. BDDK’nın taslağı ilan etmesinin bir anlamı yoktur. Uygulamanın tarafı olan sade vatandaş taslağı alıp irdeleyemez, irdelese de karşı taraf olan bankalar ve finans kurumları kadar sesini duyuramaz.

 
TASLAK BİR SONUÇ YARATMAZ
Taslak, bir yaptırım getirmediği için mevzuat halinde geldiği zaman bile bir sonuç yaratmayacaktır.

Birincisi müşteri ihtiyaç halinde iken her şarta mecburdur, onu BDDK’nın koruması ve ihtiyaç durumunun istismara yol açmamasını temin etmesi gerekir.

Masraf türlerinin adı ya da adedi değil, kullanılan kredi ya da alınan hizmete göre oranı sınırlandırılmalıdır. Paranın 29 yerine 20 kalemde tahsil edilmesi sadece şekildir, özü değiştirmez.

İlan edilen masrafların yüzde 20’ye kadar artması makul sayılmıştır. Oysa bu en fazla enflasyonla sınırlanmalıdır. Ücretlerde 'makul' tanımı 'bankalarca makul' anlamında ise bu bir ölçü olamaz. Aslında 'makul’ün BDDK tarafından baştan belirlenmesi gerekir. Ancak o, enflasyonu ikiye katlayan bir rakamuı bile makul saymıştır.

 
Sürekli olmayan işlerde ücret serbest bırakılmıştır. Müşteri her gün kredi alıp her gün transfer yapmayacağına göre 'sürekli' işlem diye bir şey olamayacağı için taslak bu konuda bankalara açık kapı bırakmıştır.''

 
BANKALARA ENFLASYONUN 2 KATI ZAM YETKİSİ
Yeni taslakla birlikte 60 kalemden alınan ücret ve masrafların 20'ye indiriliyor olmasının yanılıcı olduğunu ifade eden eden Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz de, ''Tüketici kredilerinde, dosya masrafı da dahil 4-5 ayrı kalemden alınan masraf ve ücretler tahsis ücreti adı altında toplanıyor'' dedi.

 
Yeni taslakla beraber dosya masrafı, kart aidatı gibi yargı kararlarıyla hakız bulunan ücretlerin ''tüketiciyi koruyan yasalar ekarte edilerek'' yasal hale getirildiğini ifade eden Av. Deniz, ''Taslakta, SMS ücreti vs. gibi ufak kalemler tıraşlanmış. Bunun yanında ise bankalar, aldıkları bazı masraf ve ücretlere yüzde 20'nin altında zam yaptıklarında izne tabi tutulmayacaklar. Asgari ücret ve maaşlara enflasyon kadar zammı çok görenler, bankaların enflasyonun iki katı izinsiz zam yapma hakkı veriyor'' diye konuştu.

 
'YAZIKLAR OLSUN'
Taslağın yürürlüğe girmesi halinde Danıştay'a dava açacaklarını belirten Av. Deniz, ''Biz BDDK'ya da gerekli itirazlarımızı yapacağız. Buna ilişkin bir rapor hazırlıyoruz. Fakat, her ne kadar düzeltilirse düzeltilsin Yeni Tüketici Kanunu ile aynı mantıkla hazırlanan bu taslağın tüketiciden yana bir hal alması mümkün değildir. Biz bu taslağa ilişkin 'yazıklar olsun' diyoruz'' ifadelerini kullandı.

DOLANDIRICILARA FIRSAT TANINIYOR
Bankalardan, geçmiş dönemlere ait dosya masrafı ve kredi kartı aidatlarının yargı yoluyla geri almak isteyen tüketiciler bazı dolandırıcıların ağına düşüyor. Kurdukları merdiven altı çağrı merkezleri aracılığıyla tüketicilere kısa mesaj veya telefonla arayarak ulaşan çıkarcılar adeta vatandaşı sömürüyor.

Bankaların aldıkları bu ücret ve masraflar konusunda toplumun vicdanında ciddi bir rahatsızlık olduğunu ifade eden TBF Başkanı Av. Bülent Deniz, ''Bankaların bu uygulamalarına karşı tüketicinin çığlığını duymayan siyasi iktidar bankalarla kol koladır. Bir takım dolandırıcılar tüketicinin zaten internet vasıtasıyla kolaylıkla ve bedava ulaşabileceği hazır dilekçe örneklerini 100-180 TL karşılığında kargo ile göndererek satıyorlar. Geriye dönün hesaplandığında 4-5 bin TL'yi bulan bu masrafları alacağını düşünen tüketici de bu tuzağa düşüyor'' dedi.

Bunun yanında bazı avukatların da vekalet toplamak suretiyle bu tür işler içinde olduğu yönünde haberler aldıklarını anlatan Av. Deniz, ''Bu paralar tüketiciye iade ediliyor mu, edilmiyor mu bilmiyoruz'' diye konuştu.
 
 
 

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Tüketici Bankaya Teslim Edildi!

BDDK, bankacılık işlemlerinde tüketicilerden alınan ücretler ile ilgili yaptığı değişikliklere ilişkin taslağı yayımladı. Tüketici lehine gibi gösterilen taslak, aslında alınan haksız ücretleri meşru hale getirecek; kazanan taraf yine bankalar olacak.
 
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), bankaların tüketicilerden aldığı hesap işletim ücreti, banka kartı parası, komisyon ve dosya masraflarına ilişkin yönetmelik taslağını yayınladı. Taslakta yer alan maddelere göre, bankaların aldığı 49 kalem ücret iptal edilse de, geri kalan 23 kalem ücrete izin çıktı. Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat M. Bülent Deniz, BDDK’nin yayınladığı taslağın 28 Mayıs’ta çıkan Tüketici Yasası’nın zorunlu bir sonucu olduğunu, BDDK’nin yasanın uygulanma şekline ilişkin bir taslak yayınlamış olduğunu söyleyerek, öngörülen düzenleme ve uygulamaların kesinlikle tüketici lehine olmadığını belirtti.

HAKSIZ ÜCRETLER MEŞRU OLDU
Daha önce 62 kalemden haksız ücret alabilen bankaların, bu düzenleme ile 23 ücret alacakları bilgisinin yayılması ile bir algı yönetimi yapıldığını belirten Deniz, “Tüketici lehine büyük bir adım gibi gösterilen bu taslak, aslında bankalrın aldığı haksız ücretlere aynen devam edeceğinin, daha da kötüsü artık bu ücretlere karşı tüketicinin itiraz edemeyeceği şekilde hukuki meşrutiyet kazandırıldığına işarettir” şeklinde konuştu.

BDDK’DEN ALGI YÖNETİMİ
Deniz, BDDK’nin yayımladığı taslağı şu şekilde özetledi: “Taslakta bankaların alacağı hizmet bedelleri ile ilgili gruplandırma yapılmış. Yaklaşık 23 tane hizmet bedeli alınması ile ilgili düzenleme yapılmış. O hizmet bedelleri incelendiğinde daha önce 62 adet olan bu bedeller nasıl 23’e düştü diye bakıldığında gerçekten bazı akıldışı kalemlerin iptal edildiğini görebiliyoruz, ancak daha önceden farklı isimlerle alınan hizmet bedelleri bir araya getirilmiş. Yani, örneğin, kredi çekerken ‘borcu yoktur’ belgesi, operasyon belgesi, dosya masrafı gibi bazı bedeller, farklı isimler altında alınacak. Taslakta tahsis ücretleri tek bir grup altında toplanmış, dolayısıyla BDDK 62 tane bedelden çok az bir kısmını kaldırmış, kalanı da yalnızca gruplandırdırdığı halde, ‘Bankaların aldığı ücretleri kısıtladık’ diye bir algı yönetimi yapmıştır.”

BANKA ÇALMAYA DEVAM EDECEK
28 Mayıs’ta yürürlüğe giren Tüketici Yasası gibi bu taslağın da tüketici lehine bir taslak olmadığına dikkat çeken Deniz, “Bu taslak ile birlikte ne yazık ki bankaların aldığı bu haksız ücretler, hukuki zeminde meşru hale getirilmiştir. Taslak, bankanın aldığı ücretlere bir sınırlama getirmiyor, sadece alınacak ücretlere asgari ve azami bir sınır koyuyor” diye konuştu. Bankaların bu ücretlere zam yapabildiklerini de vurgulayan Deniz, “Hatta zam yaparken yüzde 20’nin üzerinde zam yapmak zorundalar, yüzde 19 oranında zam yapabilmek için BDDK’den izin almak zorundalar. Sadece yüzde 20’nin üzerinde yapılan zamlara BDDK’ye danışılmadan onay verilebiliyor. Yani bankaların eskisi gibi çalıp oynayacakları düzen aynen devam ettiriliyor, hatta daha kötüsü legal hale
getiriliyor” dedi.

‘TÜKETİCİ ÇARESİZ BIRAKILDI’
Bu taslağın yürürlüğe girmesi ile birlikte tüketicinin karşı çıkabileceği bir mecra kalmayacağını belirten Deniz,Artık maalesef bu ücretlere karşı dava açmak da mümkün değil. Bankacılık sektörünü tüketiciye karşı bu kadar koruyan bu düzenleme tarihe geçecek bir düzenlemedir. Şu anda tek bir dileğimiz var, bankalar aldıkları bu ücretler hakkında, aralarında anlaşmadan rekabete girerlerse bu ücretlerin miktarları belki azalabilir. Maalesef tüketicinin de başka çaresi kalmış değil” diye konuştu.
Bankaların almaya devam edeceği ücretler
Bireysel krediler
»Tahsis
»Ekspertiz
»Taşınır ve taşınmaz rehin
Mevduat
»Hesap işletim
»Para çekme
»EFT
»Havale
»Swift
Kredi kartları
»Yıllık üyelik
»Ek kart yıllık üyelik
»Kart yenileme
»Nakit avans çekim
Diğer
»Kiralık kasa
»Kampanyalı ürün ve hizmet
»Fatura ödeme
»Arşiv-araştırma
»Onaya bağlı bildirim
»Bakiye sorgulama
»Kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan ödeme
»Üçüncü kişilere yapılan ödeme
 
 
 

Bozuk Para Tümleme Ücreti Kalktı, Kart Aidatı Devam Edecek

Geçtiğimiz yıl bankalara yaklaşık 22,5 milyar liralık getiri sağlayan bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonları, BDDK’nın yönetmelik taslağıyla 62 kalemden 20’ye düşürüldü. “Hizmet kalemleri azalmış olmadı, birçoğu gruplandırıldı.” diyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, BDDK’nın tüketici lehine bir şey yapmadığını söyledi.
 
Bankaların en çok eleştirildiği konu olan hizmet gelirleri ve komisyonlarla ilgili düzenlemelerin yer aldığı taslak dün görüşe açıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların aldığı ücret ve komisyonlarla ilgili yayınladığı yönetmelik taslağıyla, sektörde bankalara göre değişen ortalama 60’ın üzerindeki ücret ve komisyon kalemlerinin sayısını 20’ye düşürürken, bu kalemlere tüm bankalar için bir standart getirdi. Ayrıca bankalara, tüketiciye yıllık üyelik ücreti bulunmayan bir kredi kartı sunma zorunluluğu taslağa koyulurken, dosya masrafı, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, kredi dekont ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı gibi ücret kalemleri yasaklandı.
Taslağa göre vatandaşların bankalar ve diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişkilerinde karşılaştıkları ücret, komisyon ve benzeri masraf kalemleri sadeleştirilerek sayıca azaltıldı. Yönetmelik ekinde yer alan 20 ücret kalemi dışında hiçbir ücretin alınamayacağı bir model oluşturuldu. Ücretler, 5 farklı grupta sınıflandırıldı. Makul olmayan ücret taleplerinin önüne geçildi. Yeni bir ücret konulabilmesi için kurumdan izin alınması zorunlu hale getirildi. Bankaların aynı işlemi farklı adlar altında birkaç defa ücretlendirmeleri önlendi, ücret talep edilebilecek her ürün ve hizmet için vatandaştan ayrı ayrı onay alma zorunluluğu getirildi.
 
Ücret artışlarını keyfiyeti önlemek amacıyla, yıllık yüzde 20’nin altındaki artışlarda tüketicinin bilgilendirilmesi zorunlu tutuldu, hiçbir ek maliyete katlanmadan ürün veya hizmetin kullanımından vazgeçme imkanı tanındı. Ücretlerde yıllık yüzde 20’nin üzerindeki artışlarda ise finansal kuruluşların tüketiciye ulaşarak yeniden tüketicinin onayını alması şartına bağlandı. Bankalara tüketiciye ‘yıllık üyelik ücreti’ bulunmayan bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirildi. Ayrıca 180 gün ve daha uzun süre kredi kartını kullanmayan vatandaşlardan ücret tahsil edilmesi engellendi. Banka kartlarından ve sanal kredi kartlarından da ücret alınması yasaklandı. Tüketicinin kendi bankasının ATM’lerinden ve şubelerinden kendi hesabına para yatırma, bakiye sorgulama ve banka tarafından belirlenen limit dâhilinde ATM’lerinden para çekme işlemlerinden ücret alınmasının önüne geçildi.
 
Tüketici Yasası’nın birçok kısmının bu taslağa zorunluluk nedeniyle koyulduğunu belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, “BDDK bu düzenlemeleri sanki yeni yapıyormuş gibi bir algı yönetimi yapıyor.” yorumunda bulundu. Bankaların aldıkları ücretlere bir yıl içerisinde yüzde 20’den az zam yaptığında herhangi bir yerden izin almasına veya tüketici onayına ihtiyacı olmadığını savunan Deniz, “Bu hükmü biz çok tehlikeli buluyoruz.” dedi. 20 kalemden ücret alınmasıyla ilgili, “BDDK’nın düşündüğü şey şu: Tahsis ücreti adı altında istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme değiştirme ücreti, değişken taksit ödeme planı ücreti gibi 62 kalemdeki ücretleri bir isim altına getirdi. Yani bu hizmet kalemlerini azaltmış olmadı, birçoğunu gruplandırdı. BDDK burada çok da tüketici lehine bir şey yapmış değil.” ifadelerini kullandı.

Petrol Fiyatlarındaki Düşüş Benzine Yansımıyor

Petrol fiyatlarında son iki aydır yaşanan düşüş pompaya yansımadı. Benzin fiyatı yerinde saydı. Aynı dönemde dolar yüzde 1.5 artarken pompa fiyatı sadece yüzde 2.2 düştü.

Petrol fiyatlarındaki artışını bahane göstererek her fırsatta zam gazına basan akaryakıt firmaları, düşüşleri dikkate almıyor.Son 2 aydır brent petrolün varil fiyatı yüzde 10.1 gerilerken, benzindeki indirim sadece yüzde 2.2’de kaldı. Üstelik, aynı dönemde doların da sadece yüzde 1.5 değer kazanması, bahanelere de fırsat tanımayacak seviyede.

11.5 dolarlık düşüş
Dünya petrol fiyatlarındaki hızlı düşüşe rağmen, en ufak bir dalgalanmayı bile fırsata çevirerek bir gün bile beklemeden zam yapan akaryakıt dağıtım firmaları bu dönemde sessiz kaldı. Petrol fiyatları istikrarlı şekilde azalmaya devam ederken, 1 Ağustos’ta 5 kuruşluk indirimle 4.98 liraya düşürülen benzin fiyatı, 20 gündür değişmedi. Bu dönemde brent petrolün varil fiyatı tam 11.5 dolar geriledi.

İndirimde kaplumbağa hızı
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, akaryakıt şirketlerinin zamda koşaradım hareket ettiğini, indirimde ise kaplumbağa hızına düştüklerini söyledi. Bu durumu Enerji Bakanlığı’na sorduklarında, petroldeki değişikliklerin birkaç ay içinde benzin fiyatına yansıya-bileceği cevabını aldıklarını ifade eden Deniz, akaryakıttaki dolaylı vergilerin yüksekliği sebebiyle devletin de bu işe karışmadığını kaydetti.

Vergiden vazgeçemiyor
Vergi silahının devlet için bir düzenleyici olduğunu vurgulayan Deniz, pompa fiyatlarının düşmesinin enflasyon ve genel fiyatlarda düşüşe neden olacağını fakat devletin akaryakıttan gelen vergiden vazgeçemediğini kaydetti.

Vergisiz fiyatta ikinciyiz
EPDK’nın temmuz ayına ilişkin Petrol Piyasası Fiyatlandırma Raporu’na göre, Türkiye'de vergisiz benzin fiyatı AB ortalaması olan 1,97 liranın, vergisiz motorin fiyatı da AB ortalaması olan 2,01 liranın üzerinde gerçekleşti. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında vergilendirme öncesi, litre başına 2,12 lira ile benzinin en pahalı satıldığı ikinci, litre başına 2,15 lirayla da motorinin en pahalı satıldığı dördüncü ülke oldu. Vergilendirme öncesi benzinin en pahalı olduğu ülke, 2,18 lirayla Danimarka olurken, motorinde ise 2,22 lirayla Yunanistan zirvede yer aldı.

22 Ağustos 2014 Cuma

Deprem Vergileri Geçiciydi, Kalıcı Oldu

Marmara depremi için getirilen geçici vergilerin toplanmasına, 15 yıl geçmesine rağmen son verilmedi. Bugüne kadar bu yolla 60 milyar lira vergi tahsil edildi. Gelirlerin yol yapımı ve farklı alanlarda kullanıldığını söyleyen yetkililer, ‘devlet bütçesinde birlik’ ilkesi nedeniyle toplanan vergilerin özel bir harcamaya tahsis edilemeyeceğinin altını çizdi.

Marmara depreminde zarar görenlerin yaralarını sarmak için getirilen geçici vergiler, aradan 15 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. Alınan vergilerin vaat edildiği şekilde kullanılmamasına rağmen toplanmaya devam ediyor olması tepki çekiyor. Bu konuda ahlaki olarak da vicdani olarak da yanlış yapıldığının altını çizen Akdeniz Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Ulutürk, deprem yaralarının sarılması adına toplanan vergilerin “duble yol” yapımı gibi yatırımlar için kullanılmaması gerektiğini belirtti. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise geçici olarak getirilen bu vergilerin zenginlerin ve düşük gelirliler tarafından aynı oranda ödenmesinin gelir dağılımı adaletsizliğini de olumsuz etkilediğini kaydetti. 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara depreminden sonra bir kereliğine getirilen ve halk tepki göstermeden toplanan deprem vergisinin 60 milyar lirayı aştığı Maliye bürokratları tarafından da ifade edildi. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, depremle ilgili çalışmalar ve yardımlar sona ermesine rağmen bu vergilerin günümüzde dahi alınmaya devam ettiğini aktardı. Deniz, “Dönemin yetkililerinden Mesut Yılmaz, bu konuda alınan vergilerle IMF’ye olan borcun ödenmeye başlandığını ifade etmişti. Bu açık ikrar depremde elde edilen paranın depremzedeler için harcanması gerekirken başka kaynaklara aktarılmış olması nedeniyle ortada bir suç söz konusuydu.” dedi. Öte yandan tahsilatının kolay olması nedeniyle, her gelen iktidarın bu deprem vergisini devam ettirdiğini belirten Deniz, “İlk yapıldığı 30 Haziran 2000’e kadar bu verginin alınacağı belirtilmişken daha sonra her defasında görülen lüzum üzerine uzatıldıkça uzatılmış.” dedi. Deniz, zenginlerin ve düşük gelirlilerin getirilen bu vergi kalemlerinde aynı oranda vergi ödediğini belirterek, “Halbuki vergide mali güce göre almak esastır. Dolayısıyla herkesin aynı vergiyi verdiği bir toplumda gelir dağılımı adaletsizliği çok ciddi bir şekilde artıyor.” dedi.

Kamu harcamalarını finanse edebilmek için iktidarın ek gelire ihtiyaç duyduğunu söyleyen Akdeniz Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Ulutürk, “Başka bir vergi koymaktansa insanların ödemeye alıştığı vergiyi sürekli hale getirmek kamuoyunda çok fazla fark edilmezdi ve ses getirmezdi. AKP iktidarı da bunu tercih etti.” dedi. Ulutürk, ‘devlet bütçesinde birlik’ ilkesi nedeniyle toplanan vergilerin özel bir harcamaya tahsis edilemeyeceğinin altını çizerek, “O nedenle toplanan vergilerin deprem için harcanacağını söylemek teknik olarak mümkün değil.” dedi. Yollar için de bir finansmana ihtiyacı olduğunu dolayısıyla bütçeden bunun için kaynak ayrıldığını söyleyen Ulutürk, aslında depreme ayrılması gereken kaynağın yol yapımına ayrıldığını söyledi.

Deprem Vergileri Nereye Gitti?
Bugüne kadar toplanan deprem vergisinin 60 milyar lirayı aştığı hesaplanıyor. 1999 yılında getirilen ve geçici olduğu ilan edilen vergilerden bazıları, 2003 yılından sonra sürekli hale getirildi. İktidara aday olduğu günden itibaren vergi yükünü azaltacağı vaadini veren AKP, Özel İletişim Vergisi, Özel İşlem Vergisi gibi vergileri sürekli hale getirerek vaadinin tam tersini yaptı. Kişi başı vergi yükü bu vergilerle artırılmış oldu. Cep telefonu, ev telefonu, internet, televizyon hizmetleri gibi alanlarda alınan ÖİV abone başına ortalama 50 TL ek yük getiriyor. Cep telefonlarında yüzde 25, sabit hatlarda yüzde 15, internette yüzde 5, uydu ve TV yayınlarında yüzde 15 oranında Özel İletişim Vergisi var. İletişimde konuşma ücreti üzerinden ÖİV kesiliyor. 100 TL’lik bir cep faturasında ÖİV’nin payı 15 TL’yi buluyor. Üstelik diğer deprem vergileri gibi bu vergilerden elde edilen gelirler de farklı alanlarda kullanılıyor. Devletin depreme karşı alınan tedbirler için ne kadar harcama yaptığı ve bu harcamaların bütçeye etkisini sürekli şekilde paylaşması gerekir. Yönetimlerin bu harcamaları sadece bugünü değil geleceği de etkiler. Kısa vadeli getiriler yerine uzun vadeye odaklanıp öncelik sırasını (deprem gibi) en hayati olanlara vermek gerekir. Aksi takdirde muhtemel bir deprem hizmet olarak sunulan tüm yapıları yok etme riskini taşımaktadır.

Koray Tekin, Zaman 21.08.2014 http://www.zaman.com.tr/ekonomi_deprem-vergileri-geciciydi-kalici-oldu_2238869.html

21 Ağustos 2014 Perşembe

Mutfakta Yangın Var!

Son dönemde yükselen enflasyonda gıda fiyatlarının etkisi giderek artıyor. Marketlerdeki ürün fiyatlarından derlenerek hazırlanan rapora göre ortalama bir ailenin mutfak masrafı bir önceki yıla göre yüzde 28 artmış. Bu artışın düşük gelirliyi zenginden daha fazla etkilediğini belirten uzmanlara göre TÜİK enflasyonu gerçeği yansıtmıyor.
 
Ekonomist Uğur Gürses’e göre gıda fiyatlarındaki artış, zenginden daha çok düşük gelirli vatandaşları olumsuz etkiliyor. Türkiye’de Ağustos 2013 ve Ağustos 2014’te marketlerdeki raf fiyatlarından derlediğimiz rapor, Gürses’i haklı çıkarıyor. Nitekim, rapora göre geçen bir yılda üzümün fiyatı yüzde 115, limonun fiyatı yüzde 112, sivri biberin fiyatı yüzde 94, salatalığın fiyatı yüzde 54, pirincin fiyatı yüzde 50, kuru fasulyenin fiyatı yüzde 52, unun fiyatı yüzde 55 arttı. Tavuk ve et fiyatlarındaki ortalama artış ise yüzde 6’yı geçti. Buna karşılık kavunun fiyatı yüzde 38, elmanın fiyatı yüzde 14, karpuzun fiyatı yüzde 11, nohudun fiyatı ise yüzde 9 düştü. Rapora göre gıda enflasyonu ortalama bir ailenin mutfak masrafını bir önceki yıla göre yüzde 28 artırdı.
 
Bu araştırmanın ortaya çıkarmış olduğu verilerin Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her ay açıkladığı enflasyon rakamlarının aksine tüketiciye yansıyan gerçek enflasyonu verdiğini belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Müdürü Mehmet Bülent Deniz’e göre TÜİK, iki haneli rakam açıklamamak için oranı manipüle ediyor. Yanlış oran açıklamasının da iki nedeni olduğunu ifade eden Deniz, “İlki, seçim ortamı, siyasi kaos ve iktidarda kalma çabası etrafında birleşiyor. İkincisi ise işçi ve memur zammının bu oran esas alınarak yapılması ile alakalı. Bu sebeple oranı düşük tutmaya gayret ediyorlar. Ama biz TÜİK’in son birkaç yıldır açıkladığı rakamlara şaşırmaya ve gülmeye devam ediyoruz. Tüketici enflasyonu gerçekte en az yüzde 15. Bunu herkes biliyor.” açıklamasında bulundu.
 
Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı çalışan sayısı 13 milyona yakın. Bu rakamın yarısı asgari ücretli çalışanlardan oluşuyor. CHP milletvekili Umut Oran’a göre kayıtsız çalışanlar da dikkate alındığında asgari ücret ve altında maaş alarak çalışanların oranı toplam istihdamın yüzde 70’ini oluşturuyor. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) gelir adaletsizliği üzerine yaptığı araştırma Oran’ı destekliyor. Nitekim bu araştırmaya göre Türkiye’deki nüfusun en iyi gelir elde eden yüzde 10’luk kesimi ile en az gelir elde eden yüzde 10’luk kesimi arasındaki gelir farkı 9 kat. Ekonomistler Şili ve Meksika ile en fazla gelir adaletsizliğinin yaşandığı Türkiye’de bu durumu ‘uçurum’ diye nitelerken, gıda fiyatlarındaki artışın da en çok en az gelirliyi etkilediğine vurgu yapıyor. Harcamalarda gıdanın payı dikkate alındığında bütün OECD’ye üye ülkeler arasında en fazla payın Türkiye’de olması düşük gelirlinin karşı karşıya olduğu enflasyon etkisini daha iyi anlatıyor. Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu’na göre de nüfusun en yoksul yüzde 20’lik kesimi parasının yüzde 29’unu gıda harcamalarına ayırıyor. Yüzde 33,4’ünü ise ulaşım, konut ve kira gideri olarak ayırıyor. Kira, ulaşım ve gıda, düşük gelir elde eden ailelerin kazandıklarının üçte ikisini oluşturuyor. Dolayısıyla gıda fiyatlarının artması, düşük gelire sahip çalışan için hastalık, çocuk bakımı ve diğer gereksinimler için yaptığı harcamalardan kısmasına sebep olabiliyor. Ekonomi profesörü Deniz Gökçe ise et, süt, ekmek, patlıcan ve tavuk gibi ürünlerdeki artışın düşük gelirli için önemli olduğunu belirtti.
 
Arif Bayraktar-Gökmen Köse, Zaman 20.08.2014 KONOMİ http://www.zaman.com.tr/ekonomi_mutfakta-yangin-var_2238588.html