24 Temmuz 2020 Cuma

Zehirli Ağacın Meyvesi

Sizinle gerçek yaşamda tanışmamış, karşı karşıya gelmemişsek, sosyal medyadaki hesaplarımın profil bilgilerine de tıklamamışsanız, muhtemelen bir hukukçu olduğumu bilmiyorsunuz.
Aslında bilmemenizi istediğimdendir; özellikle sosyal medyadaki görünürlüğümde, paylaşımlarımda, mesleğimin avukat olduğuna olabildiğince değinmemeye çalışırım.

Ama bu kez farklı...

25 Şubat 1988’de kaydoldum İstanbul Barosu’na, 30 yılı aşmış…
Savunma mesleğini yerine getirerek ekmek paramı kazandım.
Sadece bir meslek olarak görmedim avukatlığı; coğrafyamda olan bitene kayıtsız kalmamaya, yaşamı güzelleştirmeye, adaletin yaşamın dokusuna işlemesi için de mücadelemi verdim.

Bu çabalarım arasında, meslek örgütümde, İstanbul Barosunda, adalete, hukuka, eşitliğe inanan yönetimlerin olması, her görüşün meslek örgütü yönetiminde temsil edilmesi de yer aldı.

1999 yılından itibaren, yıllarca baro seçimlerinde bu düşüncemi paylaştığım, ortaklaştığım meslektaşlarımla birlikte yönetime aday olup seçimlerde yarıştım, aday olmadıklarımda da, ortaklaştığım meslektaşlarımın adaylıklarını destekledim, kazanmaları için gayret ettim.

Olmadı; ne aday olduğum, ne de aday olan meslektaşlarımı desteklediğim seçimlerde yönetime seçilemedik, seçimleri kazanamadık.
Seçim yarışına girmek, kazanmak için çabalamak, yanlışı dile getirmek, doğruya işaret etmek bu mücadelenin getirisi oldu sadece. 

Gönül kazanmaktan yanaydı elbet; statükocu anlayışın egemen olduğu meslek örgütlenmelerindeki bu yapının değişmesi, adalet, hukuk ve eşitlik anlayışının sözden ileri gidip somut uygulamalarla görünür olmasına neden olmayı hep arzuladım.
Olmadı. Olsun, her seçim sonucu saygımı ve kabulümü hak  ediyordu.

Bilmeyenlerimiz için söyleyelim.
Baro seçimlerinde hangi liste kazanırsa, sadece o listede yer alan isimler yönetimi oluşturur. Diğer listeler kaç oy alırsa alsın, yönetimde yer alamazlar, yani hepi topu “1 oy" farka dayanır seçim sonucu.

Bunu hep eleştirdim, onbinlerce üyesi olan bir topluluğu, belki de “1 oy” fazlalıkla sadece bir listenin yönetimine terk etmenin adil olmadığını, kendi kendini yönetecek olan bir toplulukta farklı görüşlerin yönetimde seslendirilme olanağının olmadığını…

“1 oy” fark olmaz, "nisbi temsil” dedim; “her liste aldığı oy oranında yönetimde söz sahibi olsun. Yetmedi mi, yeni organlar kurulur, Baro Meclisi gibi, orada seçime katılan gruplar temsil edilir, şimdiki seçim sistemi adil değil…”

Şimdi çoklu baro kuruluyor, ikibin avukat bir araya gelirse kendi barolarını kuruyor.

Çok şey söylendi; bu düzenlemenin siyasi refleks olduğundan, çoklu baronun nimetlerine; binlerce yıllık geleneğin üzerinde duran baro örgütlenmesinin ayarlarının değiştirilmesinden, statükonun ancak bu şekilde yenilebileceğine…

Uzun yıllar seçimi kaybeden grupta mücadele verdiğim, hatta çoğu kez aday olduğumu bilen dostlarım, meslektaşlarım çoklu baro ortaya çıkınca tebrik ettiler; “gözün aydın” diye… 

“Gözümüz aydın değil” dedim, "çünkü zehirli ağacın meyvesi yenmez…"

5 Haziran 2020 Cuma

Ete Ramazan’da zam yapmadılar bayramdan sonra coştular

Corona virüsünü (Covid-19) bahane eden vurguncular, Ramazan Bayramı’nın ardından kırmızı et fiyatlarına zam üstüne zam yaptı. Üreticiden 37- 40 liraya çıkışı olan kıymanın perakende fiyatının 75 lirayı bulması şaşkınlıkla karşılandı. Zamlara tepkili olan tüketici hakları savunucularından hükümete “Piyasa denetimleri sıklaştırılsın, fiyat hilelerinin önüne geçilsin” çağrısı geldi.

Temel gıda ürünlerinden kırmızı et cep yakıyor. Ticaret Bakanlığı tarafından alınan tedbirler sayesinde oyun alanları daralan, Ramazan ayında fiyatları arttırma girişimleri boşa çıkan spekülatör şahıslar ile firmalar, bayramın akabinde tekrar sahneye çıktı.

Fiyatlar fırladı
Corona virüsü (Covid-19) tehdidini öne sürerek et ürünlerine zam yağdıran perakendeciler yüzünden üretici fiyatı 30 ila 40 lira olan dana kıymanın kilosu marketlerde 60 liradan, kasaplarda 75 liradan satışa sunuluyor. Dana kuşbaşında ise uçurum daha da derin. Nitekim ürün marketlerde 70 liradan, kasaplarda 90 ila 100 liradan alıcı buluyor.

Yakın takip şart
Dana bonfilenin perakende fiyatının 120 lirayı, antrikotun 100 lirayı, kontrafilenin 95 lirayı, biftek ve sotenin 90 lirayı aşması da garipseniyor. Tüketici derneklerinin yetkilileri, fahiş fiyat artışlarına karşı ilave önlem alınmasını talep ediyor. Aracıların ve perakendecilerin yakından takip edilmesi gerektiğini belirten aynı yetkililer, “Covid-19’u bahane ederek mutfaklarda yangın çıkarmaya yeltenenler tek tek belirlenmeli ve ifşa edilmeli” görüşünü paylaşıyor.

Spekülatörler devrede
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de Yeni Akit’e yaptığı açıklamada et fiyatlarının bir ayda böylesine fahiş artmasının anormal bir durum olduğuna işaret etti. Gıda spekülatörlerinin yeniden devrede olduğunu kaydeden Deniz, “Geçen sene soğana ve patatese zam üstüne zam uygulayanlar mübarek Ramazan Bayramı’nı takiben de et fiyatını arttırma gayretindeler” dedi.

Zamları önlemek için ek adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Denetimlere ağırlık verilmeli. Yeri geldiğinde de dışarıdan et ithal etme yoluna gidilmeli” diye konuştu.

Hal Kanunu çıksın
Fiyatların aracılar tarafından şişirildiğini dile getiren Deniz, “Yeni Hal Kanunu bir an evvel parlamentodan geçmeli ve komisyoncu adedi sınırlanmalı” ifadesini kullandı. Deniz, tüketicilere de “Fiyat araştırmaları, karşılaştırmaları yapın. Pahalıdan ürün satan marketlere, kasaplara gitmeyin. Sıkıntılı hallerde de Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na başvurun” uyarılarında bulundu.

Fatura kasaba kesilmesin
Türkiye Kasaplar, Besiciler, Et ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Fazlı Yalçındağ ise üretici fiyatlarının arttığına dikkat çekti. Karkas etin besicilerden 40 liraya çıktığını aktaran Yalçındağ, “Sorun satış değil, üretim noktasındadır. Faturanın kasaba kesilmesi de çok yanlıştır” şeklinde konuştu.

Maliyetler yüksek
“Ürünler alındığı fiyata satılmıyor, satılamıyor” diyen Yalçındağ, şunları söyledi: “Karkas etten örnek verelim. Kasap, üreticiden 38 liraya aldığı eti 60 liradan tüketiciyle buluşturuyor buluşturmasına ama kâr edemiyor. Kasabın elinde para kalmıyor. Kira, fatura ve KDV ödemeleri çıkarın elinde 40 lira kalıyor. Maliyetler yüksek. Zaman zaman yüzde 50’yi geçen masraf silsilesi var. Gelinen aşamada hiçbir kasap fahiş fiyattan ürün satmıyor, satamaz da. Sorun ise maliyetlerini aşağıya çekemeyen üreticide.”

03.06.2020, Buğra Kardan, Yeni Akit,

TD Tüketici Dostu Röportaj 5 // TBF Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz

TD Tüketici Dostu Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Nilüfer Tuba Akman ile Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, 26/05/2020 tarihinde “Konut Mağduriyeti” konulu röportaj gerçekleştirdi.



27.05.2020, Tüketici Dostu
https://www.tuketicidostu.com.tr/video/td-tuketici-dostu-roportaj-5-tbf-genel-baskani-mehmet-bulent-deniz/

Bayramda konuşamadık!

Pandemi nedeniyle evde geçirdiğimiz Ramazan Bayramı’nda telefon sistemleri çöktü.

Bayram ziyaretlerinin 81 ilde sokağa çıkma yasağı nedeniyle yapılamadığı Ramazan Bayramı’nda, bayramlaşmak için telefon açmak isteyenler uzun süre iletişim kuramadı.

Sistemde yaşanan aksaklık nedeniyle her üç GSM operatörü tarafından yapılan açıklamada, sorunun kendi şebekelerinden değil diğer şebekelerden yapılan aramalarda yaşandığını öne sürdüler.

Savaş, deprem ve benzeri sıra dışı gelişmelerde iletişimde yaşanacak olumsuzluğun habercisi olan bu gelişmeyi Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'e sorduk.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise, çarpıcı bir istekte bulundu.

21 Mayıs 2020 Perşembe

Deniz: “Pandemi kredisini gören var mı?”

Pandemi nedeniyle ekonomideki olumsuzluğu gidermek için açıklanan Ekonomiye İstikrar Kalkanı paketinde yer alana bireysel destek ihtiyaç kredisinin dağıtımıyla ilgili sorunlar olduğuna işaret eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; "Güzel bir proje olan pandemi kredisi maalesef hayal kırıklığına yol açtı" dedi.



20.05.2020, Artı TV, Haber Aktüel

20.05.2020, Tüketici Postası

Çetin Ünsalan Yazdı: “Kredilendiremediklerimiz”

Televizyonlarda reklamlar dönüyor; yetkililer arka arkaya açıklama yapıyor; her isteyenin krediye ulaştığını, bu süreçte yalnız bırakılmadığını dile getiriyor. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, özrü kabahatinden büyük bir durumla karşı karşıyayız.

Pandemi süreci içerisinde ekonomik olarak yaşanan ve yaşanacakların yeterince anlaşıldığı konusunda şüphelerim var. Bir ‘reklamları izlediniz’ havası içerisinde, yapılıp edilenden söz ediliyor ama, gerçek şu ki tek vaat edilen şey kredi.

Gerek reel sektör bazında, gerekse de bireysel anlamda, geliri kesilen insanların desteklenmesi yerine, borca batmış insanlara kredi havucu sunmak, bankacılık sisteminin de kendi rasyolarının bundan uzak olduğu gerçeğini görmemek ya bilgisizlik ya da aldatmacaya girer.

Öncelikle neden desteklenmeleri gerektiğini hatırlayalım. Çünkü insanlara ‘evde kal’ dedik. Aklı başında insanların da buna uyum gösterdiği, reel sektörün gıkını çıkarmadan sürece destek verdiği, bunun da sonuçta sağlıktaki başarıyı getirdiğini unutmamak gerekir. Ama siz, bir mücadele için evde kal dediğiniz insanlara, dünyadaki örneklerinde olduğu gibi yaşam maliyetlerini karşılayacak kaynağı aktarmazsanız, yeni bir sorun biriktirirsiniz.

Türkiye’de insanların zaten yeterince tasarruflarının olmadığını, reel sektörün tabir yerindeyse kılı kılına döndüğünü, hatta kazanılmamış paralar üzerinden vadelerle piyasanın kendi iç finansmanını sağladığını göz ardı edemezsiniz.

Peki hibe niteliğinde destekler verilmek yerine kredi olanaklarının sunulduğu söylendi de ne oldu? Reel sektörü temsil edenlerin söylediklerinin tersine, bu kredilere ulaşmak o kadar mümkün olmadı. Zira farklı sektörlerden aynı sesi duyuyorsak, ortada bir sorun var demektir.

Nitekim son olarak KOBİ’lere üretim yaptıran bir ilaç firmasının sahibi Ayşe Ünal, kimseye sesini duyuramadığı için sosyal medyasından ‘işte gerçekler’ diyerek yaşananları tek tek sıraladı ve sesine ses istedi. Anlattıkları, diğer iş insanlarının sohbet sırasında paylaştıklarıyla örtüşüyordu.

İşin reel sektör boyutu bu da, halkın ekonomisi farklı mı? Ne yazık ki hayır… Son olarak yoğun talep ve şikayetler üzerine bir açıklama yapan Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, kredi alamayan yurttaşların başvurularının yoğunlaştığını dile getirirken, bence açıklamasında kritik bir cümle kullandı.

Temel ihtiyaç desteği kapsamında 3 milyon 977 bin kişiye, 22 milyar 295 milyon TL’lık kredi verildiğine dair açıklamayı hatırlatan Federasyon Başkanı diyor ki: “Bakan Albayrak’ın açıklaması kamuoyunu bilgilendirmede önemli bir adım olmasına karşın eksiktir. Bu kredi için toplam başvuru sayısı ve başvurusu reddedilen kişi sayısının ne olduğunun da açıklanması gereklidir.”

Kaç kişinin başvurusunun, ne gerekçeyle reddedildiğini soruyor. Aslında bu tablo borca batık vatandaşın durumunu çok net ortaya koyacaktır. Ama bunun kişisel sır olduğu belirtilerek yok sayılan bir durumu var. Oysa istenen şahısların bireysel durumu değil, onlardan oluşan topluluğun genel durumuna dair istatistik. Yani kişisel bir sır söz konusu değil. Gelen başvurulardaki yakınmalar da çok dikkat çekici.

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı’nın açıklamasında şu cümlelerle durum aktarılıyor: “…tüketicilerden gelen yakınmalarda; aradan haftalar geçmiş olmasına karşın kredi başvurusuna olumlu/olumsuz hiçbir yanıt verilmediği, krediyi kullanmak için kamuoyuna açıklanan koşulları taşıdığı halde başvurunun reddedildiği, reddedilme gerekçesinin tüketici ile paylaşılmadığı, koşulları taşımadığı halde birçok kişinin kredi başvurusunun olumlu sonuçlandığı, hatta aynı ailenin fertlerine ayrı ayrı kredi verildiği dile getirilmektedir…”

Sizce de cevaba muhtaç bir durum yok mu? Hatta 10 binlik başvurulara 3 bin TL, 25 bin TL’lik ticari kredilere 10 bin TL önerilen onlarca örneğin de olduğunu biliyoruz. Velhasıl kelam ortada bir sıkıntı olduğu belli. Bunun açıklamasının da yapılması gerekiyor. Hem reel sektör hem de vatandaş nezdinde aynı başlıklara dikkat çekiliyorsa, birinin da bunun izahatını yapması şart.

Elbette hepsi bir yana insanların yiyecek ekmek ya da ödeyecek fatura için krediye başvurmak zorunda kalmaları da ayrı bir utanç tablosu. Zira bu geleceğe yönelik olası gelirleri tüketmek ve bugünkü açmazı aşmak için, yarın ödeyemeyeceği veya ödemekte sıkıntı çekeceği borçların altına girmek, bütçelerin bir kez daha alt üst olma ihtimalini ortaya koymak demektir. Şüphesiz tahmin edeceğiniz gibi burada tek sıkıntıyı da borcu alan yaşamaz.

Ama siz insanları çaresiz bırakırsanız, onlar da ‘denize düşen yılana sarılır’ oynar. Peki burada bankalara kızmak gerekiyor mu? Bence dün için evet, ama bugün için hayır. Zira herkes bu krediler içinde büyük bir şüpheli alacak potansiyeli olduğunu görüyor. Kısacası ekonomi yönetimi kendi sağlamadığı desteği unutturmak için, zaten yakın geçmişte aşırı oranda zorladığı bankalara kredi pası atıp, onların da veremeyeceğini bilerek sorumluluktan kaçıyor.

Kredilendiremediklerimizi yaratırken daha önceki batıklara ister kredi alsınlar, isterse alamasınlar yeni sorunlar ekliyoruz. Sonuç mu? Yazık oluyor dolaylı vergilerle kazansın kazanmasın vergi vererek, aslında vergi rekortmeni olan bu insanlara…

20.05.2020, Çetin Ünsalan, Para Analiz

“pandemi kredisini gören var mı?”


Pandemi nedeniyle Ekonomik İstikrar Kalkanı uygulaması kapsamında yurttaşlara verileceği açıklanan bireysel temel ihtiyaç destek kredisini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “kredinin dağıtımıyla ilgili tüketicilerden yoğun şekilde yakınma gelmektedir” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Covid-19 nedeniyle ekonomide yaşanan olumsuzlukları bertaraf etme amacıyla Cumhurbaşkanı tarafından, 18 Mart 2020 tarihinde, Ekonomik İstikrar Kalkanı paketi açıklanmış; bu kapsamda kamu bankaları olan Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası aracılığı ile 3-10 bin TL., ilk altı ayı ödemesiz, yüzde 0,49 faizle bireysel temel ihtiyaç destek kredisi verileceği kamuoyuna duyurulmuştur.

Kredinin verilmesine yönelik olarak Tüketici Birliği Federasyonu’na ulaşan yakınmalar üzerine, 24 Nisan 2020 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bilgi edinme yasası kapsamında başvuru yapılarak;

1-23.04.2020 tarihine kadar yapılan başvuru sayısı nedir?
2-Bu başvuruların kaç adedi kabul edilerek kredi verilmiştir?
3-Başvurusu reddedilen kişi sayısı kaçtır?
4-Başvurusu kabul edilenlere verilen toplam kredi miktarı nedir?

soruları yöneltilmiş, ancak bilgi edinme istemimiz “bankacılık yasası, müşteri sırrı” gerekçe gösterilerek yanıtlanmamıştır.

Bilgi edinme başvurumuzun Hazine ve Maliye Bakanlığı’na gönderilmesinden bir gün sonra, Bakan Berat Albayrak tarafından kamuoyuna açıklama yapılarak; temel ihtiyaç desteği kapsamında 3 milyon 977 bin kişiye, 22 milyar 295 milyon TL. lık kredi verildiği açıklanmıştır.

Bakan Albayrak’ın açıklaması kamuoyunu bilgilendirmede önemli bir adım olmasına karşın eksiktir. Bu kredi için toplam başvuru sayısı ve başvurusu reddedilen kişi sayısının ne olduğunun da açıklanması gereklidir.

Çünkü tüketicilerden gelen yakınmalarda; aradan haftalar geçmiş olmasına karşın kredi başvurusuna olumlu/olumsuz hiçbir yanıt verilmediği, krediyi kullanmak için kamuoyuna açıklanan koşulları taşıdığı halde başvurunun reddedildiği, reddedilme gerekçesinin tüketici ile paylaşılmadığı, koşulları taşımadığı halde birçok kişinin kredi başvurusunun olumlu sonuçlandığı, hatta aynı ailenin fertlerine ayrı ayrı kredi verildiği dile getirilmektedir.

Ekonomik İstikrar Kalkanı paketinin açıklanmasından bugüne 60 gün süre geçmiş olmasına karşın;
-Kamuoyuna duyurulan birçok destekleyici uygulamanın sadece sözde kaldığı,
-Elektrik, su, doğalgaz, iletişim, kira ve banka ödemelerinin faizsiz ötelenerek toplumun ekonomik sürdürülebilirliğinin sağlanması yönünde hiçbir somut adım atılmadığı,
-Bireysel temel ihtiyaç destek kredisi uygulamasının hedefine ulaşmadığı, kredinin verilmesiyle ilgili adil olmayan uygulamaların yapıldığına ilişkin kamuoyunda genel bir düşüncenin olduğu,
-Bireysel temel ihtiyaç destek kredisi uygulamasının toplumda hayal kırıklığı oluşturduğu gözlenmektedir.

Covid-19 ekonomiyi derinden ve olumsuz şekilde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Toplumun pandemi sonrasına erişebilmesi için sağlığının yanı sıra ekonomik sürdürülebilirliğinin de güvence altına alınması gereklidir.

Bu nedenle ve öncelikle siyasi iktidarın, toplumun ekonomik olarak desteklenmesine ilişkin uygulamalarını gözden geçirmesini, özellikle yoğun yakınmaya neden olan bireysel temel ihtiyaç destek kredisi ile ilgili olarak kamuoyunu şeffaflık ilkesine uygun şekilde bilgilendirmesi gerekmektedir.

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan


Bankalar ölü taklidi yapıyorlar…

Bankalar ölü taklidi yapıyorlar…
Yaşanan pandemi sürecinde, bankalar toplumsal dayanışmaya destek vermiyorlar.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Yeliz Şenyerli’ye anlatıyor.

22.04.2020, Bengü Türk TV., Ekonomide Gündem




03.05.2020, Tüketici Birliği Federasyonu

1 Mayıs 2020 Cuma

Çetin Ünsalan Yazdı: Geleceğin gölgesinde 100 yıl öncesi

Bu tatlı su analistlerine ve uzmanlarına bayılıyorum. Biraz doğru pazarlama, biraz reklamını iyi yapma, biraz da rüzgarı arkasına alma yoluyla, herkesin gördüğünü söyleyip, kahin unvanıyla kasayı dolduruyorlar.

Herkesin kendi tercihidir; kimin ne kazandığı da umurumda değil ama haksızlığa dayanamıyorum. 2008 krizinin kahini Roubini… Çıktı ve zaten patlayacağı belli olan bir krizi söyledi diye kahin ilan edildi.

Bizim çok sevgili uzmanlarımız da ithal sese hayranlıklarıyla ne dediğine baktılar. Oysa 90’lı yılların sonundan beri ekonomik modelleri masaya yatıran, Türkiye’nin özelinde yapılması ve yapılmaması gerekenleri yazan, çizen anlatan isimler vardı. Üstelik bunlar ithal dostlar gibi para da almadılar.

Belki iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaydılar. Ama Ekonomist Uğur Civelek, Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu ve Stratejist Mete Akıncı başta olmak üzere bize ait bu sesleri dinlememek ne kadar akılla bağdaştı? Hadi Roubini ekonomist… Bir tüketici mücadelesi yapan avukattan bahsedeyim.

Mehmet Bülent Deniz… Şu an Tüketici Birliği Federasyonu’nun Başkanı; o dönem de yine bir tüketici derneğinin başında. Roubini’den en az 1 yıl önce krizin haberini verdi. Diğerlerine haksızlık, Roubini’yi de kurban etmek istemem.

Ama şu bir gerçek ki Civelek, Uzunoğlu ve Deniz, yıllarca programlarıma konuk oldular ve dünyada her şey güllük gülistanlık iken uyarılarını yaptılar. Fakat sorumsuz sorumlularımız genellikle onları kötümser olarak nitelendirdi. Sonuç: 2008 krizi yaşandı, Roubini kahin oldu.

30.04.2020, Çetin Ünsalan, Para Analiz

Banka, e-ticaret ve ‘net’e şikayet yağdı

Koronavirüsle mücadele süreci tüketici şikayetlerini de etkiledi. İlk günlerde turizm ve özel okul konusunda yoğunlaşan şikayetler, son dönemde bankacılık, iletişim ve sanal satışta artış gösterdi.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı Mehmet Bülent Deniz, koronavirüs salgını döneminde, kredi ve kredi kartı ödemelerinin faizsiz ötelenmesi beklentisinin karşılanmayarak, bankaların öteleme için fahiş faiz hesaplamasının, en tüketici sorunu olarak öne çıktığını söyledi.

Deniz, “Mart ayı başından itibaren erken rezervasyon, uçak bileti ücret iadesi, özel okul taksitleriyle servis ve yemek ücretlerinin iadesi, internette hizmet kalitesinin düşmesi veya hizmetin verilmemesi konularında tüketici mağduriyetleri yoğunlaştı” dedi.

İki haftadır değişti
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Başkanı Aziz Koçal da, tüketicilerden en çok sözleşmelerle ilgili şikayet geldiğini belirterek, şunları söyledi:

“İnternette yetersiz servis ve altyapı şikayetleri, abonelik sorunları, faturalarda haksız fiyat farkı, taahhütlerden cayma sorunlarından şikayet arttı. Uygulamaya konan tedbirler başladığında yoğun şekilde, özel okul, yurt, düğün salonu, ve servislerden şikayet geldi. İki haftadır internet üzerinden yapılan alışverişlerden yoğun şikayet geliyor. Sosyal medyada ünlü markaların ürünleri üzerinden oluşturulan linklerle sahte satış yapılıyor.”

Dosyalar yığılıyor
Bu süreçte tüketici sorunlarının çözümünün zorlaştığını kaydeden Koçal, şöyle konuştu:

“Alınan tedbirler çerçevesinde oluşan mağduriyetler var, bunların birçoğu mücbir sebep nedeniyle. Bu sorunların başında özel okullar, yurtlar, servisler, kreşler geliyor. Tüketici sözleşme imzaladı diye almadığı ya da eksik aldığı hizmetin bedelini ödemek zorunda kalabilmekte. Tüketici hakem heyetlerinde dosyalar yığılmaya başlayacak. Hakem heyeti toplantıları da durduruldu. Şu anda hiçbir sorunun çözümü mümkün değil.”

Maske şikayeti arttı
Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu da, “Koronavirüs sürecinde tüketiciler en çok ekonomik destek taleplerine cevap verilmemesi, faturalarda artış, salgından korunmak için ihtiyaç duyulan maske, eldiven, dezenfektan, kolonya ve bazı temel gıda fiyatlarındaki artışlardan şikâyette bulundu. Maske satışının yasaklanması ve devlet eliyle maske dağıtılacağının açıklanmasına karşın vatandaşın bir bölümüne maske ulaştırılamamış olması da yoğun şikâyete yol açtı” dedi.

E-ticaret arttı, sorunlar da çoğaldı
Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Başkanı Deniz Öner, tüketici şikayetlerde taahhütlü aboneliklerin başı çektiğini kaydederek, “Banka kredileriyle ilgili şikayetler çok arttı. Kredi almakta sorun yaşayanlar çok. Fahiş ve haksız fiyat artışları nedeniyle, internetten alışverişte yoğunluk nedeniyle şikayetler var. Servis ve kurulumla ilgili şikayetler var. Kargo hizmetlerinde gecikme olabiliyor” dedi.

‘Bu dönemde üst kurullara başvurun’
Tüketici hakem heyetlerinin 30 Nisan’a kadar dondurulduğunu kaydeden Deniz Öner, şunları söyledi:
“Tüketici şikayeti gelse de toplantı yapamıyoruz. Tüketiciler bu süreçte ilgili en üst kuruma başvursun. Sigortayla ilgili BDDK Tahkim Kurulu’na, internetle ilgili BTK’ya yazsınlar. e-Devlet üzerinden TÜBİS sistemi var. Turizmle ilgili TÜRSAB’a başvurabilirler. CİMER’e yazabilirler. 175’i arayabilirler.”

28.04.2020, Hanife Baş, Milliyet