9 Ağustos 2018 Perşembe

Tüketici, Ankara'dan Daha Yiğit...

Hepimizin dikkati ekonomide; rakamlar, dolar kuru, altın fiyatları…
Kurdaki çılgın yükseliş, başlayan durgunluk derken, hepimiz bir şeyler söylemeye, anlatmaya, anlamaya çalışıyoruz.

Ekonomik gerçeklikler, devlet aygıtını yönetenlerin politikalarının sonucu.
Ama sosyal ve siyasi sonuçlarına göre, sadece rakamların olduğu, gelişmeleri değerlendirirken tarafı olduğumuz yerin değil, rakamların ortaya koyduğu sonuçlara ulaşmayı zorunlu kılıyor.

Geçtiğimiz gün yayınladığımız Yastığın Üstünde Ne Var? yazısı ile ekonomideki derin ve güçlü dolarizayon iklimini, rakamlarla anlatmaya çalışmıştık.

Bugün de sokaktaki vatandaşın, yani hane halkının borçlarına bakalım;

Ekonomi kurumlarının verilerine göre 2018/Mart sonu itibariyle sokaktaki vatandaşın bankalara borcu 574,6 Milyar liraya ulaşmış durumda.
Bu rakama, ekonomik dalgalanmanın başladığı Nisan-Ağustos ayları verisi dahil değil üstelik.

Tüketici en çok borcu, nakit ihtiyacını karşılamak için almış.
222,5 Milyar TL. lık ihtiyaç ve diğer kredi borcunu, “dünyada mekan, ahirette iman” diyerek konut almak isteyen tüketicinin aldığı 215,2 Milyar TL. lık konut kredisi izliyor.
Taşıt kredisi, kredi kartı derken, tüketicinin bankalara toplam 574,6 Milyar TL. borcu bulunuyor.

574.6 Milyar TL. ne anlama geliyor?
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 2018 yılı bütçe büyüklüğü 762,8 Milyar TL.
Yani devletin bütün bir yıl boyunca güvenlik, sağlık, ulaşım, eğitim, yatırım aklınıza ne gelirse, harcamak için öngördüğü rakamın yüzde 75’i kadar tutarı, tüketici olarak sadece bankalara borçlu durumdayız.

Rakam yeteri kadar çarpıcı mı?

PS/Yazıya başlarken 1 Amerikan Doları 5.38 TL. idi. Şimdi 5.50 TL.
Yukarıdaki değilse, bu çarpıcı mı?... 

Borcu borçla kapatamıyoruz

Tüketici Postası’nın, Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine dayanarak yayınladığı kredi kartı ve bireysel kredi borçlarına ilişkin verileri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve tüketici hakları uzmanı Av. Mehmet Bülent Deniz değerlendirdi. Tüketici Postası’na açıklama yapan, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz, “Açıklanan veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz’in, Tüketici Postası için kaleme aldığı değerlendirmesini okurlarımızla paylaşıyoruz:

Türkiye Bankalar Birliği’nin , 2018 yılının ilk yarısına ilişkin açıkladığı veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır. Yılın ilk altı ayında kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısında azalma yaşanırken, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısında aynı oranda artış kaydedilmiştir.

Yaklaşık olarak bir yıl önce “kredi kartında deniz bitti” diyerek kamuoyuna yapmış olduğumuz uyarı ile birlikte, kredi kart borcu olanların daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak kredi kartı borçlarını kapatmaları çağrısında bulunmuştuk. Çağrımız karşılığını bulmuş olmalı ki, kredi kartı borçlarını ödeyemeyenler, daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak, kredi kartı borçlarını ödeme gayreti içine girmişler.

Ancak gelinen noktada daha düşük faiz maliyeti olmasına karşın, tüketicinin bireysel kredi borcunu da ödeyemediği görülüyor. 2018/Ocak-Haziran verilerine göre, kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe uğrayanların sayısı yüzde 16 oranında azalırken, bireysel kredi ödemesi yapamayan tüketicilerin sayısı neredeyse aynı oranda, yüzde 15 artmıştır.

Bir yıl önceki oldukça düşük faizli bireysel kredi borcunun bugünlerde ödenemeyecek noktaya gelmiş olması, ekonomide yaşanan derin krizin tüm gerçekliğini ortaya koymaktadır. Borcunun maliyetini düşürerek borçlanan tüketici, düşük maliyete karşın borcunu ödeyemez noktadadır. Ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı süreç, borcun daha düşük maliyetle dahi olsa çevrilemediğini, kapatılamadığını ortaya koymaktadır.

Bu veriler önümüzdeki dönemler için bizi daha karamsar öngörüde bulunmaya zorlamaktadır. Özellikle Mayıs-Ağustos dönemine ilişkin veriler açıklandığında göreceğiz ki, sadece bireysel kredilerini değil kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı da artmış olacaktır. Bu dönemde ödenemeyen borçlar için bankaların önümüzdeki Eylül-Ekim ayından sonra yasal takibe geçmeleri de güçlü bir olasılıktır. Bayram sonrası tüketicilerin evlerinde, işyerlerinde icra memurlarını görmeye başlayacağız. Bankaların, yasal zorunluluk nedeniyle alacaklarını tahsil etmeye çalışırken, hepimizin aynı gemide olduğunu anımsamaları gerekiyor.

09.08.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/borcu-borcla-kapatamiyoruz/2348/

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.

1 Temmuz 2018 Pazar

Çiftlik Bank Türevlerine Dikkat

Tüketici Birliği Federasyonu Tarafından Ülkenin En Önemli Sorunlarından Birinin Yoksulluk Olarak Belirtildiğini Söyleyen Bandırma Tüketicileri Koruma Derneği Başkanı Mehmet Tanrıkut, Bu Yoksulluğun Da İnsanları Dolandırıcı Şebekelerine İttiğini Vurguladı.

Şu an Türkiye’de aktif olarak faaliyet gösteren en az 11 tane daha Çiftlik Bank benzeri yapılaşmaların olduğunu söyleyen Bandırma Tüketicileri Koruma Derneği Başkanı Mehmet Tanrıkut tüketicileri uyardı. Giderek büyüyen yoksullaşmanın Çiftlik Bank türevi dolandırıcılık şebekelerine yönelen insan sayısını arttırdığını dile getiren Tanrıkut, hükümetin bu tür yapılaşmalara acil el atması gerektiğini ifade etti.

Konuşmasında bir Tüketici Bakanlığı kurulması gerektiğini de belirten Tanrıkut, şu sözlere yer verdi, “Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Konsey toplantısında yaptığı değerlendirmede, ülkenin en önemli sorununun yoksullaşma olduğunu söyledi.

Yoksullaşmanın beraberinde gelir dağılımı adaletsizliğini artıyor. Açlık ve yoksulluk sınırındaki artış ürkütücü boyutlarda. Gelir dağılımı adaletsizliği de giderek keskinleşmektedir. Bu sürecin doğal sonucu sınıf atlama, yoksulluğunu dindirme telaşında olan tüketicilerin Çiftlik Bank ve benzeri dolandırıcılık şebekelerinin eline düşmeleridir. 24 Haziran seçimleri sonrasında göreve gelecek olan iktidarın en önemli işi, yoksullaşma sürecine çare bulmaktır.

Çiftlik bank olayında asıl suçlu gerekli denetimi yapmayan kamu otoritesidir. Arkalarında hangi mafya şebekesinin olduğu bilinmeyen birtakım insanlar para toplayıp tüketicileri dolandırırken, ne Bakanlık, ne BDDK, ne SPK olaya müdahil olmamış, fatura tüketicinin saf olmasına çıkarılmıştır.

Tüketici Örgütleri Genel Başkanı Fuat Engin konseyde yaptığı konuşmada yıllardır bahsettiği Tüketici Bakanlığının kurulması gerektiğini belirtmişti. Tüketici sorunlarını çözümlemek için, tüketicileri mağdur etmemek için Tüketici Bakanlığı kurulması artık zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca hükümetlerin Tüketici dernekleri ve federasyonlarını kamu dernekleri statüsü içerisine alıp desteklemeleri gerekmektedir.”

Ahmet Türkmen-Umut Sunci, 12.05.2018 Bandırma Yaşam
http://www.bandirmayasam.com.tr/HD22762_ciftlik-bank-turevlerine-dikkat.html

TBF Başkanı Mehmet Bülent Deniz: Tüketici Koruma Kanunumuz dünyada sayılı kanunlardan biridir

Reel sektör ile tüketici ilişkisine baktığınızda masanın iki tarafında iki farklı aktör olarak görsek de aslında masanın aynı tarafındalar diyen Mehmet Bülent Deniz, Reel Piyasalar programımızın konuğu oldu.

Tüketici Güven Endeksinin tarihin en dip seviyesine geldiğini söyleyen Mehmet Bülent Deniz, reel sektörün tüketicisine güven vermesi gerektiğini belirtti. Reel piyasa – tüketici arasındaki güvene dayalı iyi bir ilişkinin ülke ekonomimize neler kazandıracağı üzerine Mehmet Bülent Deniz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Yayını dinlemek ve haber kaynağı için:

28 Haziran 2018 Perşembe

52,6'dan MHP çıkarsa...

Seçim fırtınası devam ediyor. 
Sayın Erdoğan ve AKP seçmenlerinin “zafer şarkıları” daha dinmemişken, sayın İnce seçmenlerinin moral bozukluğuna eklenen sayın Kılıçdaroğlu’nun koltuk savaşına çevrilen gözlerin atladığı bir nokta var; sayın Erdoğan tarihi bir zafer mi kazandı? 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun anlık verisine göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’ın aldığı oy 26.325.188. 
Bu sayı toplam oyların yüzde 52,6'sına denk geliyor. 

Öte yandan Cumhur İttifakının bileşeni MHP’nin milletvekili seçimi için aldığı oy 5.564.517. 
Bu da, MHP için yüzde 11.1 oran demek. 

MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı çıkarmadığı, bu partinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sayın Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklaması karşısında, milletvekilliği seçiminde MHP’ye oy veren seçmenlerin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy verdiğini varsaymak gerekiyor. 

Bu varsayımdan hareketle sayın Erdoğan’ın aldığı 26.325.188 oydan MHP oylarını ayrıştırdığımızda, Cumhurbaşkanlığı yarışında sayın Erdoğan’ın aldığı oy sayısının 20.760.671 olduğu sonucuna ulaşılıyor. 
Bu da Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan geçerli oy sayısı olan 50.059.249 rakamının yüzde 41,47’si demek. 

Yani MHP’ye oy veren seçmenin Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy vermemesi durumunda, Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir aday salt çoğunluğu elde edemeyecek ve seçim için ikinci kez sandığa gidilecekti. 

Bir diğer ilginç durum da, AKP/Erdoğan oy oranlarına ilişkin yapılan karşılaştırmada. 
Sayın Erdoğan’ın, partisinden daha fazla oy aldığı yönündeki saptama da tersyüz oluyor. 
Çünkü Akparti’nin milletvekili seçimlerinde aldığı oy 21.335,579. 
Yani sanılanın aksine, partisi oy sayısı bakımından sayın Erdoğan’ı geçmiş durumda. 

Tabi ki bu iki analizin temeli, MHP seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçiminde eksiksiz olarak sayın Erdoğan’a oy verdiği kabulüne dayanıyor. 
Ancak görünen tablo, bu kabulün yaklaşık olarak gerçekleştiğini ortaya koymakta.

Peki, bu durumun "hükümet etme"ye etkisi nedir?
Belki başka bir yazıda...

22 Haziran 2018 Cuma

Seçim Yok!...

24 Haziran için genel beklenti ve açıkçası muhalefetin umudu, Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirmek yönünde... 
Böylelikle Cumhurbaşkanlığı/TBMM arasındaki uyumsuzluğun yakalanıp tarafların çalışamaz duruma gelmesi ve sistemin kilitlenmesi ile bir erken seçimin Türkiye’nin önüne gelmesi sonucunun üretilebileceği düşünülüyor. 

"Erken/baskın", adı ne olursa olsun, yerel yönetim seçimlerine kadar Türkiye’nin önünde herhangi bir seçim olasılığı yok. 

Anayasa gereği, erken seçim kararını Cumhurbaşkanı ve TBMM’den hangisi alırsa alsın, her iki taraf da seçime gidiyor. 
Henüz milletvekillerine tanınan özel emeklilik için gerekli süre geçmeden, milletvekili koltuğu henüz ısıtılmadan ve açıkçası “gidip de gelmemek” olasılığı karşısında, TBMM tarafından erken seçim kararının alınması olanaksız. Bu nedenle Cumhurbaşkanı açısından “erken seçime giderim” kozu, TBMM’ye karşı kullanabileceği bir siyaset silahı olarak elinde bulunuyor.

Deneyimi, koşulları gerçekçi değerlendirip kendi siyaseti için en gerçekçi kararı alma konusunda tartışılmaz üstünlüğü bilinen Recep Tayyip Erdoğan’ın elindeki bu kozu, TBMM’nin kendisi ile uyumlu çalışması yönünde kullanacağı son derece açık.
Kimi zaman muhalefetin istediği tavizlerin küçük küçük verilmesi, ama çoğu zaman da, kendisi ile birlikte TBMM’ni erken seçime götürme olasılığını ucundan göstermesi ile uyumsuzluk yerine aksine müthiş bir uyumun yakalanması dahi olası. 

Cumhurbaşkanlığı kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirip sistemi kilitleyerek yeni bir sandığın erkenden önümüze geleceğini hayal edenler için notumu düşmek adına…

17 Haziran 2018 Pazar

Borç, artık borçla kapanamayacak

Merkez’in faiz adımı sonrası tüketici kredi faizlerinin de yakın zamanda yüzde 2’ye tırmanacağı öngörülüyor. TBF Başkanı Deniz, düşük faiz sayesinde borcun borçla çevrildiği dönemin bittiğini söyledi.

Vatandaşın borç tutarı her geçen gün artıyor. Bayram öncesi bankaların düzenlediği “bayram kredisi” kampanyaları da zaten borca batmış olan tüketiciyi borcu borçla kapatmaya özendiriyor. Merkez Bankası’nın son 43 günde faizleri 500 baz puan artırdığı ve Hazine tahvil faizlerinin yüzde 19’u geçtiği ortamda, “Şimdi alın 3 ay sonra ödeyin”, “Anında 15 bin TL’den başlayan nakit kredi”, “Yüzde 1.50’nin altında uygun faizli bayrama özel kredi” gibi başlıklarla düzenlenen kredi kampanyaları Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın’ın, geçen yıl Ağustos ayında dile getirdiği “Elde, avuçta, cepte ne varsa hepsini krediye verdik” sözlerini akıllara getirdi. Anlaşılan bankaların tüketiciyi daha da borçlandıracak kadar dayanma gücü var.

BORÇ ALDIK HARCADIK
Bankalarda bu iştah var ama tüketici de var mı? TBB verilerine baktığımızda 2017 Nisandan 2018 Nisana kadarki dönemde bireysel kredi borçlusu 1.7 milyon kişi artarak 30.4 milyona yükseldi. Kişi başına düşen ortalama borç tutarı 18 bin TL’yi buldu. Geçen yıl nisanda 470.5 milyar TL düzeyinde bulunan toplam bireysel kredilerin Nisan 2018’de 531.7 milyar TL’ye ulaştığı görülüyor.

Aynı dönemde 186.9 milyar TL olan bireysel tüketici kredisi tutarı 222.6 milyar TL’ye yükseldi. Kredi kartlarıyla yapılan harcamalar da 91.9 milyar TL’den 100.2 milyar TL’ye çıktı. Aynı dönemde bankacılık kesiminin sağladığı toplam kredi tutarı 1.9 trilyon TL’den 2.3 milyar TL’nin üzerine yükseldi. Bu verilere göre toplam kredi tutarı yüzde 20.1 oranında arttı. Bireysel kredilerdeki artış oranı yüzde 13 oldu. 390 milyar TL’yi aşan kredi artışının 61 milyar TL’si yani yüzde 15’i bireysel kredilerden oluştu. Toplam 531 milyar TL’lik bireysel kredi tutarı içerisinde tüketici ihtiyaç kredisi ve kredi kartının oranı yüzde 60’ı geçiyor. Geçen yıl bu oran yüzde 59’du.

BATIKLARA VARLIK AYARI!
Bireysel kredilerde dikkat çeken bir gelişme geçen yıla kıyasla tasfiye olunacak yani batık kredi tutarının 21.1 milyar TL’den 17.5 milyar TL’ye düşmesi oldu. Düşüşün 3.5 milyar TL’lik kısmı tüketici kredisi ve kredi kartlarından kaynaklandı. Ancak bu yanıltmasın çünkü son yıllarda bankalar tahsil edemedikleri alacaklarını varlık yönetim şirketlerine devrediyor. Nisan 2018 tarihli son veriye göre 2017 yılında 8.5 milyat TL’lik batık kredi bu şiketlere devredilerek bankaların bilançosundan temizlendi. Bugüne kadar 21.2 milyar TL’si bireysel, 16.5 milyar TL’si ticari KOBİ kredisi olmak üzere 38 milyar TL’ye yakın batık kredi bu şirketlere devredildi. Buna göre geçen yıl devredilen 8.5 milyarlık kredinin en az yarısı bireysellerden oluştu. Yani aslında bankaların batık kredilerinde azalma olsa da vatandaşın batığında azalma yok.

SONBAHARDA BELLİ OLUR
Merkez Bankası’nın faiz artırımı sonrası tüketici kredilerindeki görünümü değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Düşük faizle borcun borçla çevrildiği dönem bitti” dedi. Bugüne kadar kredi kartı borçlarının, tüketici kredisi çekilerek kapatıldığını ancak geliri düşük olan tüketicinin mecburen yeniden karta sarıldığını kaydeden Bülent Deniz, şunları söyledi: “Şimdilerde kredi faizleri yüzde 1.59’larda. Bu oranın yüzde 2’ye çıkmasını bekliyoruz. Son büyüme verisini de gördük. Tüketimle büyüyoruz. Bu da borçla sağlanıyor. Ama eylül veya ekim gibi durum ortaya çıkmaya başlar. Kredi ve kartlardaki batık tutarları belirginleşir. Çünkü bu sefer tüketicinin iki borcu birden artan faizle birlikte çevirmesi zor.”

Recep Erçin, 17.06.2018 Aydınlık,
https://www.aydinlik.com.tr/borc-artik-borcla-https://www.aydinlik.com.tr/borc-artik-borcla-kapanamayacak-ekonomi-haziran-2018-1kapanamayacak-ekonomi-haziran-2018-1

10 Haziran 2018 Pazar

o beyaz gömlekli herif...

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, geçtiğimiz günlerde parlamentoya girişte elindeki kahveyi yere döktü.
Olabilir, elimizde dosya, çanta, telefon gibi eşyalar varken, elimizdeki kahveyi yere dökmüşüzdür bir çoğumuz.

Ancak bundan sonrası ilginç.
Dünya ticaretini yönlendiren bir ülkenin Başbakanı, temizlik görevlilerinden paspası alıp döktüğü kahveyi temizlemeye başlıyor.

Rutte'nin bu temizlik eylemi video çekilip sosyal medyada yayınlanınca,  geçtiğimiz günlerin en çok izlenen haberi arasında girdi.

Video kaydı bu yazının sonunda.
Videoyu ben de kezlerce izledim.
Evet, koca Başbakan yerleri paspaslıyor.
Ülkemizde, bırakın Başbakanı, bir ilçenin bilmemne müdürünün bile asla  böyle bir eyleme tevessül etmeyeceğini; bakanların, şunun-bunun çakarlı araç konvoyuyla bir yerden bir yere, onlarca kişiyle yer değiştirdiğini anımsadığımızda, Rutte gerçekten de ezber bozuyor.

Ancak bu videonun ezber bozan başka bir kahramanı var.
Rutte paspası alıp kahve lekeleriyle savaşa başladığında sağda, geriden gelen beyaz gömlekli bir adam görünüyor.
Sakince yürüyor, Rutte'ye şöyle bir bakıyor yanından geçerken. Sonrasında elindeki geçiş kartı turnikeye okutup geçip gidiyor.
Bir ülkenin Başbakanı iki metre ötenizde, koşup onunla selfi çektirmek, tayin istemek, "bana bir iş bulun" gibi isteklerle ona sürtünmek varken; bir Başbakanın elinde paspasla yerleri temizlemesi son derece olağanmış gibi yanında geçip işine gücüne bakmak...

Evet, şeyh uçmaz, müritler uçurur.







Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş

Merkez Bankası, Para Politikaları Kurulu toplantısından %1,25 oranında faiz artışı kararı çıktı. Bu artış ile, gösterge faiz oranı 16,50 ‘den 17,75’e ulaşmış oldu. Kararın ardından Dolar 4.46'ya, Euro ise 5.29 liraya kadar geriledi. Uzmanlar, Merkez Bankasının faiz artırımını Tüketici Postası’na yorumladı.

Merkez Bankasının faiz artımına gitmesini beklemediğini ifade eden Ekonomist Uğur Civelek: “Bu karar, Merkez Bankasının nerenin etkisinde olduğunun göstergesidir” dedi.

Uluslararası piyasaların 100 baz talebini de aşan 125 bazlık artışın, durumun göründüğünden de kötü olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Civelek: “Dolar kurunun yükselmesine tahammülleri yok, maliyet baskılı yüksek enflasyonu kontrol etmeye çalıştıkları görülüyor. Fakat bu müdahaleye rağmen dolar kuru 4,40’ın altına düşmezse başka şeyler düşünmek zorunda kalacaklar” uyarısında bulundu.

Bu faiz artışının vatandaşın davranışında bir değişiklik yaratmayacağını, krediye ihtiyacı olanın yükselen faize rağmen, ihtiyacını karşılama mecburiyetinden kredi almaya devam edeceğini ifade eden Civelek: “Krediye ihtiyacı olan yine alacak ama ekonomik bunalım ve çaresizlik büyüyecek. Kaynak sıkıntısı ciddi boyutlarda artacak. İş dünyası uzun zamandır bir ölüm sessizliğinde. Durumun göründüğünden çok daha kötü olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Sonuç ortada
Merkez Bankasının faiz artışı ile ilgili görüşünü aldığımız Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz: “Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş” dedi.

Deniz görüşlerini: “Merkez Bankası beklentilerin de üzerine çıkarak faizi arttırdı. Beklenti 100 baz civarındaydı. 125 baz puanlık artış, durumun bildiğimizden de kötü olduğunu açıkça gösteriyor. Küresel ekonominin bir parçası olmak veya bilek güreşine tutuşmak? Sonuç ortada” sözleri ile ifade etti.

07.06.2018, Tüketici Postası