1 Temmuz 2018 Pazar

TBF Başkanı Mehmet Bülent Deniz: Tüketici Koruma Kanunumuz dünyada sayılı kanunlardan biridir

Reel sektör ile tüketici ilişkisine baktığınızda masanın iki tarafında iki farklı aktör olarak görsek de aslında masanın aynı tarafındalar diyen Mehmet Bülent Deniz, Reel Piyasalar programımızın konuğu oldu.

Tüketici Güven Endeksinin tarihin en dip seviyesine geldiğini söyleyen Mehmet Bülent Deniz, reel sektörün tüketicisine güven vermesi gerektiğini belirtti. Reel piyasa – tüketici arasındaki güvene dayalı iyi bir ilişkinin ülke ekonomimize neler kazandıracağı üzerine Mehmet Bülent Deniz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Yayını dinlemek ve haber kaynağı için:

28 Haziran 2018 Perşembe

52,6'dan MHP çıkarsa...

Seçim fırtınası devam ediyor. 
Sayın Erdoğan ve AKP seçmenlerinin “zafer şarkıları” daha dinmemişken, sayın İnce seçmenlerinin moral bozukluğuna eklenen sayın Kılıçdaroğlu’nun koltuk savaşına çevrilen gözlerin atladığı bir nokta var; sayın Erdoğan tarihi bir zafer mi kazandı? 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun anlık verisine göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’ın aldığı oy 26.325.188. 
Bu sayı toplam oyların yüzde 52,6'sına denk geliyor. 

Öte yandan Cumhur İttifakının bileşeni MHP’nin milletvekili seçimi için aldığı oy 5.564.517. 
Bu da, MHP için yüzde 11.1 oran demek. 

MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı çıkarmadığı, bu partinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sayın Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklaması karşısında, milletvekilliği seçiminde MHP’ye oy veren seçmenlerin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy verdiğini varsaymak gerekiyor. 

Bu varsayımdan hareketle sayın Erdoğan’ın aldığı 26.325.188 oydan MHP oylarını ayrıştırdığımızda, Cumhurbaşkanlığı yarışında sayın Erdoğan’ın aldığı oy sayısının 20.760.671 olduğu sonucuna ulaşılıyor. 
Bu da Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan geçerli oy sayısı olan 50.059.249 rakamının yüzde 41,47’si demek. 

Yani MHP’ye oy veren seçmenin Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy vermemesi durumunda, Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir aday salt çoğunluğu elde edemeyecek ve seçim için ikinci kez sandığa gidilecekti. 

Bir diğer ilginç durum da, AKP/Erdoğan oy oranlarına ilişkin yapılan karşılaştırmada. 
Sayın Erdoğan’ın, partisinden daha fazla oy aldığı yönündeki saptama da tersyüz oluyor. 
Çünkü Akparti’nin milletvekili seçimlerinde aldığı oy 21.335,579. 
Yani sanılanın aksine, partisi oy sayısı bakımından sayın Erdoğan’ı geçmiş durumda. 

Tabi ki bu iki analizin temeli, MHP seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçiminde eksiksiz olarak sayın Erdoğan’a oy verdiği kabulüne dayanıyor. 
Ancak görünen tablo, bu kabulün yaklaşık olarak gerçekleştiğini ortaya koymakta.

Peki, bu durumun "hükümet etme"ye etkisi nedir?
Belki başka bir yazıda...

22 Haziran 2018 Cuma

Seçim Yok!...

24 Haziran için genel beklenti ve açıkçası muhalefetin umudu, Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirmek yönünde... 
Böylelikle Cumhurbaşkanlığı/TBMM arasındaki uyumsuzluğun yakalanıp tarafların çalışamaz duruma gelmesi ve sistemin kilitlenmesi ile bir erken seçimin Türkiye’nin önüne gelmesi sonucunun üretilebileceği düşünülüyor. 

"Erken/baskın", adı ne olursa olsun, yerel yönetim seçimlerine kadar Türkiye’nin önünde herhangi bir seçim olasılığı yok. 

Anayasa gereği, erken seçim kararını Cumhurbaşkanı ve TBMM’den hangisi alırsa alsın, her iki taraf da seçime gidiyor. 
Henüz milletvekillerine tanınan özel emeklilik için gerekli süre geçmeden, milletvekili koltuğu henüz ısıtılmadan ve açıkçası “gidip de gelmemek” olasılığı karşısında, TBMM tarafından erken seçim kararının alınması olanaksız. Bu nedenle Cumhurbaşkanı açısından “erken seçime giderim” kozu, TBMM’ye karşı kullanabileceği bir siyaset silahı olarak elinde bulunuyor.

Deneyimi, koşulları gerçekçi değerlendirip kendi siyaseti için en gerçekçi kararı alma konusunda tartışılmaz üstünlüğü bilinen Recep Tayyip Erdoğan’ın elindeki bu kozu, TBMM’nin kendisi ile uyumlu çalışması yönünde kullanacağı son derece açık.
Kimi zaman muhalefetin istediği tavizlerin küçük küçük verilmesi, ama çoğu zaman da, kendisi ile birlikte TBMM’ni erken seçime götürme olasılığını ucundan göstermesi ile uyumsuzluk yerine aksine müthiş bir uyumun yakalanması dahi olası. 

Cumhurbaşkanlığı kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirip sistemi kilitleyerek yeni bir sandığın erkenden önümüze geleceğini hayal edenler için notumu düşmek adına…

17 Haziran 2018 Pazar

Borç, artık borçla kapanamayacak

Merkez’in faiz adımı sonrası tüketici kredi faizlerinin de yakın zamanda yüzde 2’ye tırmanacağı öngörülüyor. TBF Başkanı Deniz, düşük faiz sayesinde borcun borçla çevrildiği dönemin bittiğini söyledi.

Vatandaşın borç tutarı her geçen gün artıyor. Bayram öncesi bankaların düzenlediği “bayram kredisi” kampanyaları da zaten borca batmış olan tüketiciyi borcu borçla kapatmaya özendiriyor. Merkez Bankası’nın son 43 günde faizleri 500 baz puan artırdığı ve Hazine tahvil faizlerinin yüzde 19’u geçtiği ortamda, “Şimdi alın 3 ay sonra ödeyin”, “Anında 15 bin TL’den başlayan nakit kredi”, “Yüzde 1.50’nin altında uygun faizli bayrama özel kredi” gibi başlıklarla düzenlenen kredi kampanyaları Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın’ın, geçen yıl Ağustos ayında dile getirdiği “Elde, avuçta, cepte ne varsa hepsini krediye verdik” sözlerini akıllara getirdi. Anlaşılan bankaların tüketiciyi daha da borçlandıracak kadar dayanma gücü var.

BORÇ ALDIK HARCADIK
Bankalarda bu iştah var ama tüketici de var mı? TBB verilerine baktığımızda 2017 Nisandan 2018 Nisana kadarki dönemde bireysel kredi borçlusu 1.7 milyon kişi artarak 30.4 milyona yükseldi. Kişi başına düşen ortalama borç tutarı 18 bin TL’yi buldu. Geçen yıl nisanda 470.5 milyar TL düzeyinde bulunan toplam bireysel kredilerin Nisan 2018’de 531.7 milyar TL’ye ulaştığı görülüyor.

Aynı dönemde 186.9 milyar TL olan bireysel tüketici kredisi tutarı 222.6 milyar TL’ye yükseldi. Kredi kartlarıyla yapılan harcamalar da 91.9 milyar TL’den 100.2 milyar TL’ye çıktı. Aynı dönemde bankacılık kesiminin sağladığı toplam kredi tutarı 1.9 trilyon TL’den 2.3 milyar TL’nin üzerine yükseldi. Bu verilere göre toplam kredi tutarı yüzde 20.1 oranında arttı. Bireysel kredilerdeki artış oranı yüzde 13 oldu. 390 milyar TL’yi aşan kredi artışının 61 milyar TL’si yani yüzde 15’i bireysel kredilerden oluştu. Toplam 531 milyar TL’lik bireysel kredi tutarı içerisinde tüketici ihtiyaç kredisi ve kredi kartının oranı yüzde 60’ı geçiyor. Geçen yıl bu oran yüzde 59’du.

BATIKLARA VARLIK AYARI!
Bireysel kredilerde dikkat çeken bir gelişme geçen yıla kıyasla tasfiye olunacak yani batık kredi tutarının 21.1 milyar TL’den 17.5 milyar TL’ye düşmesi oldu. Düşüşün 3.5 milyar TL’lik kısmı tüketici kredisi ve kredi kartlarından kaynaklandı. Ancak bu yanıltmasın çünkü son yıllarda bankalar tahsil edemedikleri alacaklarını varlık yönetim şirketlerine devrediyor. Nisan 2018 tarihli son veriye göre 2017 yılında 8.5 milyat TL’lik batık kredi bu şiketlere devredilerek bankaların bilançosundan temizlendi. Bugüne kadar 21.2 milyar TL’si bireysel, 16.5 milyar TL’si ticari KOBİ kredisi olmak üzere 38 milyar TL’ye yakın batık kredi bu şirketlere devredildi. Buna göre geçen yıl devredilen 8.5 milyarlık kredinin en az yarısı bireysellerden oluştu. Yani aslında bankaların batık kredilerinde azalma olsa da vatandaşın batığında azalma yok.

SONBAHARDA BELLİ OLUR
Merkez Bankası’nın faiz artırımı sonrası tüketici kredilerindeki görünümü değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Düşük faizle borcun borçla çevrildiği dönem bitti” dedi. Bugüne kadar kredi kartı borçlarının, tüketici kredisi çekilerek kapatıldığını ancak geliri düşük olan tüketicinin mecburen yeniden karta sarıldığını kaydeden Bülent Deniz, şunları söyledi: “Şimdilerde kredi faizleri yüzde 1.59’larda. Bu oranın yüzde 2’ye çıkmasını bekliyoruz. Son büyüme verisini de gördük. Tüketimle büyüyoruz. Bu da borçla sağlanıyor. Ama eylül veya ekim gibi durum ortaya çıkmaya başlar. Kredi ve kartlardaki batık tutarları belirginleşir. Çünkü bu sefer tüketicinin iki borcu birden artan faizle birlikte çevirmesi zor.”

Recep Erçin, 17.06.2018 Aydınlık,
https://www.aydinlik.com.tr/borc-artik-borcla-https://www.aydinlik.com.tr/borc-artik-borcla-kapanamayacak-ekonomi-haziran-2018-1kapanamayacak-ekonomi-haziran-2018-1

10 Haziran 2018 Pazar

o beyaz gömlekli herif...

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, geçtiğimiz günlerde parlamentoya girişte elindeki kahveyi yere döktü.
Olabilir, elimizde dosya, çanta, telefon gibi eşyalar varken, elimizdeki kahveyi yere dökmüşüzdür bir çoğumuz.

Ancak bundan sonrası ilginç.
Dünya ticaretini yönlendiren bir ülkenin Başbakanı, temizlik görevlilerinden paspası alıp döktüğü kahveyi temizlemeye başlıyor.

Rutte'nin bu temizlik eylemi video çekilip sosyal medyada yayınlanınca,  geçtiğimiz günlerin en çok izlenen haberi arasında girdi.

Video kaydı bu yazının sonunda.
Videoyu ben de kezlerce izledim.
Evet, koca Başbakan yerleri paspaslıyor.
Ülkemizde, bırakın Başbakanı, bir ilçenin bilmemne müdürünün bile asla  böyle bir eyleme tevessül etmeyeceğini; bakanların, şunun-bunun çakarlı araç konvoyuyla bir yerden bir yere, onlarca kişiyle yer değiştirdiğini anımsadığımızda, Rutte gerçekten de ezber bozuyor.

Ancak bu videonun ezber bozan başka bir kahramanı var.
Rutte paspası alıp kahve lekeleriyle savaşa başladığında sağda, geriden gelen beyaz gömlekli bir adam görünüyor.
Sakince yürüyor, Rutte'ye şöyle bir bakıyor yanından geçerken. Sonrasında elindeki geçiş kartı turnikeye okutup geçip gidiyor.
Bir ülkenin Başbakanı iki metre ötenizde, koşup onunla selfi çektirmek, tayin istemek, "bana bir iş bulun" gibi isteklerle ona sürtünmek varken; bir Başbakanın elinde paspasla yerleri temizlemesi son derece olağanmış gibi yanında geçip işine gücüne bakmak...

Evet, şeyh uçmaz, müritler uçurur.







Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş

Merkez Bankası, Para Politikaları Kurulu toplantısından %1,25 oranında faiz artışı kararı çıktı. Bu artış ile, gösterge faiz oranı 16,50 ‘den 17,75’e ulaşmış oldu. Kararın ardından Dolar 4.46'ya, Euro ise 5.29 liraya kadar geriledi. Uzmanlar, Merkez Bankasının faiz artırımını Tüketici Postası’na yorumladı.

Merkez Bankasının faiz artımına gitmesini beklemediğini ifade eden Ekonomist Uğur Civelek: “Bu karar, Merkez Bankasının nerenin etkisinde olduğunun göstergesidir” dedi.

Uluslararası piyasaların 100 baz talebini de aşan 125 bazlık artışın, durumun göründüğünden de kötü olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Civelek: “Dolar kurunun yükselmesine tahammülleri yok, maliyet baskılı yüksek enflasyonu kontrol etmeye çalıştıkları görülüyor. Fakat bu müdahaleye rağmen dolar kuru 4,40’ın altına düşmezse başka şeyler düşünmek zorunda kalacaklar” uyarısında bulundu.

Bu faiz artışının vatandaşın davranışında bir değişiklik yaratmayacağını, krediye ihtiyacı olanın yükselen faize rağmen, ihtiyacını karşılama mecburiyetinden kredi almaya devam edeceğini ifade eden Civelek: “Krediye ihtiyacı olan yine alacak ama ekonomik bunalım ve çaresizlik büyüyecek. Kaynak sıkıntısı ciddi boyutlarda artacak. İş dünyası uzun zamandır bir ölüm sessizliğinde. Durumun göründüğünden çok daha kötü olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Sonuç ortada
Merkez Bankasının faiz artışı ile ilgili görüşünü aldığımız Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz: “Ekonomik durum bildiğimizden de kötüymüş” dedi.

Deniz görüşlerini: “Merkez Bankası beklentilerin de üzerine çıkarak faizi arttırdı. Beklenti 100 baz civarındaydı. 125 baz puanlık artış, durumun bildiğimizden de kötü olduğunu açıkça gösteriyor. Küresel ekonominin bir parçası olmak veya bilek güreşine tutuşmak? Sonuç ortada” sözleri ile ifade etti.

07.06.2018, Tüketici Postası

24 Mayıs 2018 Perşembe

Kalıcı hasarlar oluştu!

Dolar kurundaki artış, tüketiciye ulaşan tüm ürünlerin maliyetlerinin artmasına ve tüketici için yaşamın daha pahalı hale gelmesine yol açıyor. Mal ve hizmet satanlar gün içinde birkaç kez etiket değiştirmeye başladıklarını ifade ederken, bu durumdan en çok etkilenen sokaktaki vatandaşın, tüketicinin sesine kulak verdik. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz yaşananları Tüketici Postası için değerlendirdi.

Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerin sürpriz olmadığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Türkiye, sıradan bir ekonomik kriz değil, ciddi bir ekonomik kaos, buhran içindedir” dedi.

“TBF sekiz ay önce uyarmıştı”
Ülke tarihinin en önemli ekonomik buhranlarından birini yaşadığını kaydeden Deniz; “sokaktaki yurttaş yaşananın adını koydu ve artık bir kaos olduğunu kabul etti. Biz, bugünlerin olacağını 2017 yılında, sonbaharda söylemiş ve uyarmıştık. Uygulanan ekonomi politikasının üretim ve yatırım odaklı olmaktan hızla uzaklaştığını; ithalata dayalı, popülist bir ekonomik modelin tercih edildiğini, ülke ekonomisinin bu tercihi kaldıramayacağını ve geminin karaya oturma olasılığını güçlü bir şekilde geçtiğimiz sonbaharda ifade etmiştik. Ancak başkanlık sistemi, seçimler, dış politikada alınan kimi yersiz kararlar nedeniyle ekonomi gitgide kırılgan hale geldi ve yaşanan kaos patlak verdi” dedi.

“Enflasyon, ardından büyük bir durgunluk yaşanacak”
Seçim kararı alınmasıyla birlikte siyasi belirsizlik ve seçim ekonomisi uygulamasının piyasalarda güvensizlik ortamı oluşturmasının yanında tüketicinin güveninde de büyük bir aşınmaya neden olduğunu vurgulayan Deniz; “Kurdaki artış yıl sonunda yüzde 30’lar civarında bir enflasyon oranına işaret ediyor. Mayıs ayında Tüketici Güven Endeksi adeta çakıldı ve bir önceki aya göre yüzde 2.8 oranında düşüş kaydetti. Tüketici Birliği Federasyonu olarak, bu endeksi öncü göstergelerden biri olarak kabul ediyoruz. Buna göre, en az altı aylık dönem için tüketicinin mevcut ekonomik gidişat ve yönetim iradesine ilişkin güveninin ciddi ölçüde azaldığı, tüketicinin zorunluluk dışında harcama yapmaktan şiddetle kaçınacağı ve dolayısıyla ekonomide durağan bir döneme girileceği ortaya çıkmıştır” dedi.

“Panik, bunalımı içinden çıkılmaz hale getiriyor”
Yaşanan gelişmelerin hangi faktörlerden kaynaklandığı sorusunu; “yaşanan kaosun dış kaynaklı operasyon olduğunu bir an için varsaydığımızda dahi, ülkeyi 16 yıldır yöneten iradenin bu operasyona neden mahal verdiği, bu operasyona karşı gerekli çözümleri neden üretmediği ve böyle bir operasyona yenik düşecek bir ekonomiyi neden oluşturduklarının da sorulması gerek. Dış güçler diyerek bu işten sıyrılmak, bu milletin aklıyla alay etmekle eşdeğerdir” diyerek yanıtlayan Deniz sözlerine şöyle devam etti:

“Ülkeyi yöneten iradenin günlerdir suskun kalmış olması, gerek iktidar ve gerekse ekonomi yönetimine dahil olan kuruluşların hiçbir adım atmamaları nedeniyle halkın zihninde “bu işi çözemeyecekler” algısı oluştu. Bu nedenle tüketici ekonomide bir yönetim iradesinin olmadığına karar vererek, çözümünü kendi üretme noktasına geldi ve kendince önlemler almaya başladı. Yaşanan panik ortamının, bunalımı daha da körükleyeceği bilindiği halde serbest piyasa kuralları içinde alınması gereken önlemlerin zamanında, küçük müdahaleler şeklinde alınmamış olması nedeniyle artık radikal müdahalelerin yarar getirmesi neredeyse olanaksız hale geldi. Güvensizlik had safhaya çıktı. Ekonomik bunalım, müdahale eşiğini hızla geçti ve kalıcı hasarlar oluştu. Ne yazık ki, Türkiye önümüzdeki birkaç yılını bu hasarları gidermekle kaybedecek”

24.05.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kalici-hasarlar-olustu/1284/

22. Tüketici Konseyi Ankara'da toplandı

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 22. Tüketici Konseyi Ankara’da toplandı.

10 Mayıs 2018 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen 22. Tüketici Konseyi’ne Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih Çiftçi, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Ahmet Erdal, Tüketici Örgütü Başkanları ve temsilcileri katıldı. Konseyde geçtiğimiz yılın değerlendirilmesi yapılırken tüketici sorunları ve çözüm önerileri görüşüldü.

Öncelikli sorun yoksullaşma
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Konsey toplantısında yaptığı değerlendirmede, ülkenin en önemli sorununun yoksullaşma olduğunu söyledi. Yoksullaşmanın beraberinde gelir dağılımı adaletsizliğini arttırdığını belirten Deniz; "Açlık ve yoksulluk sınırındaki artış ürkütücü boyutlarda. Gelir dağılımı adaletsizliği de giderek keskinleşmektedir. Bu sürecin doğal sonucu sınıf atlama, yoksulluğunu dindirme telaşında olan tüketicilerin Çiftlik Bank ve benzeri dolandırıcılık şebekelerinin eline düşmeleridir. 24 Haziran seçimleri sonrasında göreve gelecek olan iktidarın en önemli işi, yoksullaşma sürecine çare bulmaktır" dedi. Çiftlik bank olayında asıl suçlunun gerekli denetimi yapmayan kamu otoritesi olduğunun belirten Deniz, “Arkalarında hangi mafya şebekesinin olduğu bilinmeyen bir takım insanlar para toplayıp tüketicileri dolandırırken, ne Bakanlık, ne BDDK, ne SPK olaya müdahil olmamış, fatura tüketicinin saf olmasına çıkarılmıştır" dedi.

Tüketici Bakanlığı kurulmalı
Tüketici Örgütleri Genel Başkanı Fuat Engin konseyde yaptığı konuşmada yıllardır Tüketici Bakanlığının kurulması gerektiğini söylediğini belirtti. Tüketicilerin sorunlarını aktaran Engin bu sorunların üstesinden gelmek için Tüketici Bakanlığının gerekli olduğunu vurguladı.

Tüketici Konfederasyonu kurulmalı
Bursa Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz ise tüketici derneklerinin önemine ve yapılanmasına dikkat çekti ve tüketici federasyonlarının bireysel tüketici sorunlarıyla değil tüketici politikalarıyla ilgilenmesi gerektiği söyledi.

Nejla Sakınmaz, 10.05.2018 Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/22-tuketici-konseyi-ankara-da-toplandi/1041/

8 Mayıs 2018 Salı

Sessizliğin Sesi

7 Mayıs.
Kişisel tarihimde çok acı kaybın, bitişin olduğu gün.

Ama yaşam kendi hediyesini her zaman yanında taşıyor.
Bitişler, kayıplara karşın yeni başlangıçları kucağımıza bırakıyor.

Bu '7 Mayıs'da, kişisel tarihimin karmakarışık gününde, beni boş geçmedi yaşam; bir şarkı getirip bıraktı kucağıma...

Sound Of Silence.
Paul Simon&Arf Garfunkel'in kült şarkısı.
İkilinin Paul olanı, 1964 yılında yazmış şarkıyı, yani benimle yaşıt.
1964'de yayınlandığında kimse farketmedi bu şarkıyı. 
İki yıl sonra Dustin Hoffman'ın oynadığı The Graduate (Mezun) filminde kullanılınca patladı ve şimdinin efsanelerinde biri oldu.

Nedense ikilinin söylediği değil, yıllar sonra bir başka müzik grubunun, Disturbed'in söylediği Sound of Silence'ı hep sevdim.

Ve şimdi kucağıma bırakılan hediye. 
Genç bir sanatçı, tiyatrocu Betül Tikbaş 'Sessizliğin Sesi'ni benim için yorumlamış. 
Her anında kayıpların karanlığına inat, "rahatsız edici rüyalarda yalnız yürüdüm" diyen çığlıklarıma inat, "sessizliğin sesini kırmaya" cür'et ediyorum.



14 Nisan 2018 Cumartesi

Kriz geçici, hasarı kalıcı olacak

ABD ve Rusya’nın savaşın eşiğine gelmesi ile patlak veren krizin sonuçları Türkiye’de doların 4 liranın üstüne Euro’nun ise 5 liranın üzerine çıkması ve akaryakıta gelen zamlarla etkisini göstermeye başladı. Yaşanan gelişmeleri ve tüketicileri nelerin beklediğini konunun uzmanlarına sorduk.

Suriye’nin Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığı iddiaları ve bu iddiaları Rusya’nın yalanlaması ile ABD Başkanı’nın Twitter hesabından füze atma tehditleriyle bölgede sıcak saatler yaşanmaya devam ediyor. Bölgemizde yaşanan krizin etkileri ülkemizde etkilerini göstermeye başladı bile. Dolar dört liranın üzerine çıkarken, Euro da 5 lirayı geçti. Kurdaki yükseliş akaryakıta yapılan zamlar, tüketicileri zor günlerin beklediğinin habercisi oldu. Tüketici postası okurları için yaşanan gelişmeleri uzmanlarla değerlendirdik.

“Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler”
Ekonomi Profesörü Osman Altuğ, kurdaki yükselişin yaşanan son gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmadığını belirterek, “Bir ülkenin parasının değerini o ülkenin üretim gücü belirler. Bu nedenle kim kime ne demiş, kim kime bağırmış bunlar topu taca atmaktır” dedi. Bütçeler açık, ödemeler dengesi açık diyen Altuğ, “Bu kriz olsa olsa onbinde bir etkiler. Zaten ekonomik kriz vardı Türkiye’de. Ekonominin yolunda gittiği gibi bir algı yönetiliyor bu doğru değil. Her yıl ortalama yüzde 15 devalüasyon yaptı bu iktidar” diye konuştu.

“Tüketici bol bol yutkunacak”
İşsizlik, çekler senetler ödenmiyor, esnaf siftah yapmıyor, krizin belirtileri zaten ortada diyen Altuğ, bunun yüksek faiz modelinde soygun olduğunu vurguladı. Vatandaşın Kadıköy’den vadeli telefon alıp Gaziosmanpaşa’da peşin paraya sattığını ve nakit ihtiyacını bu şekilde giderdiğini aktaran Altuğ, önümüzdeki günlerde tüketicileri bol bol yutkunmanın beklediğini belirterek şunları söyledi:

“Geçecek vitrinin önüne yutkunacak, sanki yedik, sanki içtik, sanki giyindik diyecek. Sağlık sorunları artacak çünkü insanların morali bozulacak ve strese dayalı sağlık sorunlarında artış olacak.”

“Herkesin özeleştiri yapması gerekiyor”
Herkesin özeleştiri yapması gerektiğine vurgu yapan Altuğ, “Vatandaş apartmanının yönetim toplantısına gitmiyor. Üye olduğu kooperatifin, derneğin toplantısına gitmiyor. Sonra da yönetimi eleştiriyor. Önce toplantıya git, aidatını öde, sonra da hesap sorarsın. Seçim sandığına gitmeyenler var, aynı şey” dedi.

“Siyasetin finansmanını halk yapmalı”
Siyasetin finansmanını halk yapmıyor, parası olanlar yapıyor diyen Altuğ, “Siyasetin finansmanında halk yok, siyasi partilerin finansmanında halk yok. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde siyasi partilerin finansmanı en önemli konu, bizde ise hikâye” şeklinde konuştu. Siyasi partilerin finansmanıyla ilgili bizim dışımızda konuşan yok diyen Altuğ, “Halkın olmadığı bir demokrasi. Halk üyesi olduğu partiye para öderse, hesap da sorar. Para vermediği için hesap sormuyor. Bu konuda yeniden yapılanma gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’deki kur artışının dünyayla paralel mi olduğu sorumuza ekonomist Atilla Yeşilada, “Dünya ile paralel olmadı. Dolar karşısında en fazla değer kaybeden Arjantin para birimi, son günlerde Rusya ve de Türkiye, bize mahsus nedenlerden dolayı. Çünkü enflasyon çok yüksek” dedi. Yeşilada, ekonomide yılbaşından beri sorun olduğunu ancak son gelişmeler ve Suriye’nin Türkiye’ye yakın olması, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu nedeniyle Türkiye’deki etkilerinin yüksek olduğunu söyledi.

“Ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir”
Böyle devam ederse ülke ekonomisi açısından kaldırılamaz bir yük haline gelebilir diyen Yeşilada, “Bizim şirketlerimizin çok döviz borcu var, 225 milyar dolar. Kaba bir hesapla Türk lirasının her yüzde on değer kaybı bu insanlara 80-85 milyar lira bilanço zararı yazıyor. Şirket kar edemeyince istihdam ve yatırım yapamıyor” dedi. Enflasyonun artacağını kaydeden Yeşilada, “Türk lirasında yüzde on değer kaybı tüketici enflasyonunu yüzde 2 arttırır. Bu yıllardır ispatlanmış bir ilişki. Her şey daha pahalı olacak. Bunun üzerine bir de petrol fiyatlarının arttığını göz önüne alırsak, benzin ve sonrasında kışın da doğalgaz zamlanacak. Dar gelirli hatta orta gelirli çok ciddi sıkıntıya düşecek” diye konuştu.

“Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum”
Ekonomiyi yönetenleri Allah’a havale ediyorum diyen Yeşilada, “Bir an önce seçime gidip arkasından kemer sıkma programı uygulamamız lazım başka çaremiz yok bu ortamda” dedi. Tüketicilere zaruri olmayan tüketimi kesmeleri tavsiyesinde bulunan Yeşilada, “Ben prensip olarak bütçemin yüzde 20’sinden fazlasını faiz ödemem. Dolayısıyla öyle bir kredi borcum varsa kapatmaya çalışırım. Tüketiciler elden geldiği kadar kredi kartı harcamasından feragat etmeliler” diye uyardı.

“Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak”
Küba krizinden bu yana Amerika ve Rusya arasında yaşanan en önemli krizlerden birini yaşadığımızı ifade eden Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Krizin sınırımızda, Suriye de olması da bizim için önem taşıyor. Buna bağlı olarak bu krizin ortaya çıkmasıyla birlikte ülkemizde her şey tepetaklak oldu” dedi. Krizin etkilerini hemen hissetmeye başladığımızı vurgulayan Deniz, “Akaryakıta zam geldi, zaten ülkemizde akaryakıt ürünlerine zam olduğunda bu tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerin otomatik olarak zamlanacağı anlamına gelir” diye konuştu. İktidarın “Türkiye ekonomisi güçleniyor” söylemleriyle aynı fikirde olmadığını vurgulayan Deniz şöyle devam etti:

“Bu krizin etkileri çok derin ve büyük olacaktır. Kriz geçici ama hasarı kalıcı olacak. Kişisel görüşüm, bu krizin sıcak savaşa dönmeden biteceği yönünde. Ancak krizin bitmiş olması Türkiye’deki ekonomik göstergelerin kriz öncesi zamana geriye dönüşü ne yazık ki sağlamayacak. Doları 3.80’ler seviyesinde göremeyeceğiz. Aynı şekilde akaryakıt fiyatları bakımından da öyle, yani kriz bittiğinde dolar 4.18, 4.20’lerden dönmüş olacak ancak 3.80 seviyesine değil 4.05 seviyesine gelecek diye tahmin ediyorum. Bu noktada Türkiye ekonomisinde yeni bir durum oluşmuştur. Bu yeni durumun ekonomi yönetimi bakımından çok dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bir taraftan Afrin harekatı ve benzeri dış gelişmeler bir taraftan Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu mevcut sorunlar nedeniyle her zamankinden çok daha dikkatli bir bakış açısı, ekonomi yönetimi tarafından edinilmek zorunda.”

“Zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmayın”
Deniz, “Tüketicinin borçluluğu, hane halkı borçluluğundaki rekor seviyeler, gayrisafi milli hasıladaki artışın yeterli olmaması ve benzeri nedenlerle her ne kadar Türkiye ekonomisi geçtiğimiz çeyrekte yüzde 7 büyümüş gibi ilan edilse de, gıda ürünlerindeki enflasyon yüzde 20’ler seviyesinde” dedi. Bu krizle birlikte özellikle gıda, iletişim ve enerji harcamalarına çok ciddi artışlar gelecek diyen Deniz, sözlerini şöyle bitirdi:

“Yine hane halkı borçlanması göz önüne alındığında ödememe ve temerrüde düşme söz konusu olacak. Bu da finans kurumlarıyla tüketiciyi karşı karşıya getiren toplumsal bir probleme yol açacak kanaatindeyim. Bunları giderici önlemlerin çok hızlı ve çok radikal bir şekilde alınması gerekiyor. Tüketicilerin zorunlu olmayan hiçbir harcamayı yapmamasını öneriyorum. Eğer yeni bir otomobil ya da yeni bir telefon almak ya da buna benzer düşünceleri varsa bu düşüncelerini gözden geçirsinler. Zorunlu harcamalar ekseninde önümüzdeki altı ayı geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde yoksullaşmanın etkisi, toplumun birçok kesimini maalesef saracaktır.”

13.04.2018, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/kriz-gecici-hasari-kalici-olacak/829/