17 Temmuz 2013 Çarşamba

Tüketici Dernekleri: Kredi Kartından Azade Olamayız, Bilinçli Kullanım Önemli

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kredi kartı almayın‘ çağrısı tüketici derneklerince gerçekçi bulunmadı. Nakdin yerini kartlara bıraktığı görüşünde birleşen dernekler, bilinçli kullanımın, harcamanın önemli olduğunu vurguladı.

Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz, kredi kartından azade olmanın pek mümkün görünmediğine işaret ederken, “Belki 1-2 kart bulundurmak, finanse edilecek oranda harcamak daha yerinde.” dedi.
Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu da Bülent Deniz gibi kartın terk edilemeyeceğini belirtip, bireyleri giderlerini ayarlamaya davet etti.

Türkiye’de kredi kartı borçları artıyor. Borçların tam ya da vadesinde ödenememesi yer yer mağduriyetlere neden oluyor. Bu duruma duyarlı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şehit yakınları ve gazi ailelerine verdiği iftarda “Faiz dışı gelirle abad olanlar var. Kredi kartı var ya. Bunları almayın ya.“ ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın bu cümleleri tüketici dernekleri tarafından uygun bulunmadı.

Konu ile ilgili Cihan’a açıklamalarda bulunan TBF Genel Başkanı Bülent Deniz, kredi kartı kullanmamanın mümkün olmadığını dile getirerek, “Nakit yerini kart ile ödemeye bıraktı. Kartın kayıt dışı eylemlere de darbe vurduğu ortada. Erdoğan’ın kredi kartı ile ilgili sözlerinden biz kartı bilinçli kullanmayı anlıyoruz. Çünkü karttan azade olmak mümkün değil. Belki 1-2 kart bulundurmak, finanse edilecek oranda harcamak daha yerinde.” yorumunu yaptı.
Kredi kartı borçlarında yukarı yönlü oynama olduğunu anlatan Bülent Deniz, şöyle devam etti:

“Kart borcunu hiç ödemeyenlerin adedi 1,5 milyon. Bir de borcun asgari bölümünü ödeyen, büyük bölümünü öteleyen 9 milyon var. Bunlar her ay borcunu güç bela ödeme derdinde. Esas sorun burada. Kredi kartı borçlarını yapılandırma adına 3 yasa yürürlüğe girdi. Bu yasalar borcunu hiç ödemeyenleri muhatap aldı. Hâlbuki 9 milyonun sorunu daha büyük. Bunlar, güç bela borçlarını karşılıyor. Maalesef yasalardan yararlanamadı. Gelinen aşamada 9 milyon mağdur var, bunlar aileleri ile 20-25 milyon demek.

Biz Eylül ve Ekim ayında ekonomide sorunların belireceğini tahmin ediyoruz. Bu durumda kredi kartı borç oranları daha da artar. Tabii burada temennilerimiz var. Yeni Tüketici Kanunu Ekim ayı gibi ele alınacak. Burada ümidim geçici madde eklenerek borcunu hiç ödemeyenlere ya da aksamalı ödeyenlere ya da dileyenlere borç oranlarını eritme adına uygun faiz oranları ve vadelerin tanınmasıdır.”

Kredi kartı asgari ödeme tutarından da dertli olan Deniz, “1.000 lira gibi bir harcamada bulundunuz. Asgari ödemelerle bu borcu anca 54 ayda yani 4,5 senede kapatmanız mümkün.” örneğini verdi; bu derde deva bulunmasını talep etti.

TÜDER Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu ise Erdoğan’ın ‘kredi kartı almama’ çağrısını “Kartı kullanmayalım da ne yapalım? Halk temel giderlerini karşılama derdinde. Nakdi olmadığı için kredi kartından yararlanıyor.” diye cevapladı.

Aydın Ağaoğlu, tüketicilere 1-2 kart kullanmayı, bütçesini kasacak harcamalar yapmamayı önerdi.

Bankaların kredi kartı gelirlerine değinen Aydın Ağaoğlu, şunları kaydetti:

“Bankaların 2011 faaliyet dışı geliri 17,2 milyar lira iken 2012’de 19,3 milyar lira oldu. Yani Türkiye’de ilk 500 şirketin tamamının gelirleri bir banka kadar değildir. 2012 Ağustos ayında Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bankaların tüketicilerden 31 kalem ücret aldığından yakındı, bunların deli dumrul vergisi olduğunu beyan etti. Aradan geçen 1 senede deli dumrul vergilerin adedi 66 kaleme çıktı. Burada büyük bir artış var, 2 katı geçti.

Şu an TBMM’de olan yeni Tüketici Kanunu’na rağmen 56 milyon kredi kartından aidat alınacağı anlaşılıyor. Yani aidat devam edecek. Yargıtay’ın hukuksuz bulduğu kart adatı yasallaşacak. Onun için kanun tekrar ele alınmalı. Kullanımda bulunan tüm kartlar kanunun yürrlüğü ile yalın kart haline gelmelidir. Bankalar da konuyu ticari faaliyet olarak görmemeli. Askerde olan yakınına grubette okuyan çocuğuna 50 lira harçlık gönderenlerden 25 lira havale ücreti kesilmesi adil değildir. “
 
Cihan Haber Ajansı-Buğra Kardan, 17.07.2013

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Konut ve Otomobil Alacaklara Uyarı



-"Tüketiciler harcamayı da yatırımı da dikkatli yapmalı"
-TBF Genel Başkanı Deniz: "Bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisi, işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerliyor. Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz"
- "Otomobil ev gibi yatırım planlaması içinde olan tüketiciler, eylül ve ekim ayını görmeden bu konuda karar vermemelidir" 
-"Şubenin önünden geçtin para ver' bankacılık anlayışının yasal olarak engellenmesi gerektiğini düşünüyoruz"

İSTANBUL (AA) - Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisinin, işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerlediğini belirterek, "Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz" dedi.
Küresel ekonominin tüketicilere etkisi ve gündeme ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Deniz, mayıs ayından itibaren tüketici için sıkıntılı bir dönemin başlayacağını ifade ettiklerini ve bu öngörülerinin global ekonomideki sorunlara dayandığını anımsattı.

Bu yılın ilk 6 ayının tüketicinin borcunun arttığı bir dönem olduğunu belirten Deniz, Türkiye'de hemen hemen herkesin bankalara borçlu durumda olduğunu kaydetti.

Deniz, bankalar ile tüketici arasındaki borç ilişkisinin işin içinden çıkılamayabilir bir noktaya hızla ilerlediğini ifade ederek, şunları söyledi: "Tüketiciyi daha sakin olma ve harcamalarını dikkatli yapması konusunda uyarıyoruz. Bankacılık verileri bizde endişe uyandırıyor. Tüketici borçlu iken bir zam dönemi ile karşı karşıya kaldığında yeniden borçlanma talep edecektir ki bu da yüksek faiz oranlarıyla tüketicinin borçlanması demektir. 

Bu dönemin biraz sakin ve huzurlu geçirilebilmesi adına tüketicilerin yatırım planlarını gözden geçirmesi gerekir. Otomobil ev gibi yatırım planlaması içinde olan tüketiciler, eylül ve ekim ayını görmeden bu konuda karar vermemelidir. Çünkü faizlerdeki artışın devam etmesi yönünde kaygılarımız var."

- "Tüketiciyi sıcak ve sıkıntılı bir yaz bekliyor"
Kamu maliyesinin topladığı vergilerle ilgili düzenleme yapması gerektiğine de dikkati çeken Deniz, "Akaryakıttan cep telefonuna kadar tüketiciye ulaşan bütün mal ve hizmetlerden vergi alınıyor. Dolaylı vergi dediğimiz bu vergilerin oranları Türkiye'de yüzde 65-70 civarındadır. Batıda ve diğer ülkelerde yüzde 25-30 seviyesindedir. Toplanılan bu dolayları vergilerde bir miktar geriye giderek piyasada bir denge oluşturabilir. Bu da tüketicinin ekonomiden kopmamasını sağlayacaktır. Sıcak ve sıkıntılı bir yaz tüketiciyi bekliyor" şeklinde konuştu.  

- "Şubenin önünden geçtin para ver anlayışı engellenmeli"
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Taslağı'nın yeni yasama yılına kalmasını beklediklerini belirten Deniz, şunları anlattı:
"Biz yasanın bu haliyle çıkamayacağına sevindik. Yeni yasa taslağı hangi hizmetlerden para alınacağına ilişkin takdir hakkını bakanlığa ve BDDK'ya bırakıyor. Bu da bankaların yargı kararıyla iade ettikleri paraları almaya bile yasal olarak hakkı olabileceği anlamına geliyor. Bankalar göstermelik olarak yasal mecburiyet gereği yalın kart teklif edecekler. Hiç bir özelliği olmayacak. O karta uyguladıkları sözleşme faizi de merkez bankasının ilan ettiği faiz kadar olacak. Ama aidat aldıkları kartlarda taksit imkanı, daha düşük faiz uygulayarak tüketiciyi bu karta sevk edecekler."

Deniz, 56 milyon kredi kartı bulunduğunu ve bankaların ortalama 50 lira yıllık aidat parası topladığını ifade ederek, "Bankalar bu tatlı pastadan vazgeçmek istemiyor. 'Şubenin önünden geçtin para ver' bankacılık anlayışının yasal olarak engellenmesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi. 
 
Anadolu Ajansı- Elif Ferhan Durmuş, 05.07.2013

18 Haziran 2013 Salı

Hayat Ağacı'ndan Veda Vakti...

"artı bir tv." de, Pazartesi'den-Perşembe'ye her gün 10:30-12:30 arasında yayınlanan olan Tamay Kılıç'la Hayat Ağacı'nın her Çarşamba konuğu; Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz...
 
Ve sekizinci program ile Hayat Ağacı'ndaki Tüketici Köşesi, sezonu kapatıyor...
 
Hayat Ağacı'nda Son Çarşamba..
19 Haziran...

Klimanızın Ayarları ile Oynayın..
Sıcaklar bastırdı. Şimdi klima zamanı...
En uygun klimayı nasıl seçeriz?
Klima kullanımında püf noktası...
Verimli kullanım için ne yapmalı?
 
Tüketici Haklarında Final..
Ayıplı ürün ne demektir?
Aldığımız üründe ayıp varsa...
Haklarımız neler?
Satıcı sinirimizi bozarsa...
19 Haziran Çarşamba, saat 10:30-12:30'da, "artı 1 tv." Tamay Çelik'le Hayat Ağacı'nda...
"artı bir tv." yi Digiturk-51. Kanal'da, D-Smart 141. Kanal'da, Türksat3A-Frekans:12541 MHz-Polarizasyon:H (Yatay)-Symbol Rate:-30000-Fec:3/4 ile uydudan ve buradan  izleyebilirsiniz...

Taksim Gezi Parkı Eylemleri Hakkında Açıklama (İmzacı Listesiyle)


Emek ve Adalet Platformu’nun çağrısıyla, 13 Haziran 2013 Perşembe akşamı saat 7′de Vefa’da Mazlum-Der İstanbul Şubesi’nde kamuya açık olarak gerçekleştirilen istişareden çıkan sonuç metni ve imzacılar aşağıdaki gibidir. Bu metin bir imza kampanyası metni olarak değil, irtibatlı olduğumuz bir grup müslümanın imzasıyla yayınlanan bir metin olması niyetiyle hazırlanmıştı. İmzacılar listesi, alınan teyitler doğrultusunda güncellenmiştir ve son hali verilip imzaya kapatılmıştır, yorumlarınızla metne katkıda bulunabilirsiniz.
 
 
Taksim Gezi Parkı’nı dönüştürme, AVM’yle, otelle doldurma yönündeki niyetin şehri rant alanı olarak düşünmekten kaynaklandığını biliyoruz. Dönüştürülen her kentsel alanda paranın gücüne dayanan belki biraz muhafazakar, biraz modern ama yeni ve seçkin yaşam kültürlerine yer açılmaya çalışıldığını da görüyoruz. Ayazma’da, Sulukule’de ya da Tarlabaşı ve Taksim’deki kentsel dönüşümün, şehrin yoksullarının ve diğer sakinlerinin yaşamında iyileştirici hiçbir etkisi olmadığı gibi onları sadece öfkelendirdiğine şahit oluyoruz.
 
Bu değişimin zorbalığına muhalefet edenler daha önce yalnızlaştırılmıştı. Gezi Parkı’nda sesi daha gür çıkan ve sahiplenilen bir muhalefet ortaya çıktığında ise bu başarılamadı. Şehrin merkezinde bulunan, şimdiye dek ancak yoksulların altında barındığı ağaçları korumaya çalışan insanlar, bu yeşil alanın kendilerine sorulmadan paraya tahvil edilmesine itiraz ettikleri için devlet kibrinin en sert yüzüyle, tahkir edici bir polis şiddetiyle buradan atılmaya çalışıldılar. Oysa daha önce gayet makul taleplerle ve meşru yollarla bu parka dair fikirlerini duyurmaya çalışmışlardı. Fakat kimseyi dinlemek sorumluluğu hissetmeyen, semboller üzerinden çatışan Kemalist iktidar dilini devralıp bu dili sürdürmeyi tercih eden muhafazakar iktidar partisi bu sesleri duymadı. Makul ve meşru her eylemin polisin şiddetiyle bastırılması alışkanlığı insanları daralttı ve öfkenin hakim olduğu bir siyasi iklime çekti. Daha önce hiç görmediğimiz yaygınlıkta kendiliğinden birleşen bir muhalefet bloğu yeni bir muhalefet tarzıyla kendini açığa vurdu.
 
Henüz 28 Şubat darbecilerinin yaptıkları hafızalarda çok tazeyken ve yapılan zulümlerin hesabı sorulmamışken, mazlumların sesi olma iddiasıyla iktidara gelen bir partinin benzer bir hoyratlıkla davranması, hukuksuzluğun yeni ellerde devam ettiğinin göstergesidir. Bu nedenle son on altı gündür yaşanan gerilimlerin esas müsebbibi; halkı dikkate almadan şehri dönüştürmeye kalkışanlar ve polis şiddetinin kontrolsüz kullanılmasını emredenlerdir.
Biz insanların kendi hayatlarına dair alınan kararlara müdahil olmak için sokaklarda yürüttükleri sivil siyasetin meşruiyetinin tartışılamayacağını ve seçimle işbaşına gelen iktidarların bu sesleri muhatap kabul etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Halkın siyasete katılımı sadece dört yılda bir oy vermeye indirgenemez. Hükümet meşru itiraz kanallarını tıkayarak sokaktaki muhalefeti terörize etmekten vazgeçmelidir.
 
Öte yandan geçmişteki zulümlerinin hesabını vermeden, seçimle işbaşına gelmiş bir hükümetin meşruiyetini tartışmaya açan ve bu tür haklı talepleri kullanarak hükümet düşürme rüyaları gören eski Kemalist muktedirlerin tutumlarının adalet talebiyle ilgili olmadığının da farkındayız. Darbe umudu veya korkusuyla yeniden dindar-laik çatışmasının yükseltilmesini kınıyor, karşılıklı kin ve nefreti körükleyerek toplumsal gerilimlere yol açanları sükunete davet ediyoruz. Gezi Parkı eylemlerini fırsat bilerek başörtülü kadınları tacize varan davranışlar sergileyenleri lanetliyor ve bu olayların siyasi tartışmalarda suistimal edilmesini de doğru bulmuyoruz.
 
Gezi Parkı eylemcilerinin taleplerini görmezden gelip, kamuoyu nezdinde onları ”çapulcu” olarak tanımlamak kendini memleketin sahibi gören bir kibri yansıtmaktadır. Oysa çevrenin, araçların ve dükkanların tahrip edilmesi, polisin eylemcilere sert müdahalesiyle ortaya çıktığı; polis müdahalesinin durduğu andan itibaren eylemlerin barışçıl bir yöne kaydığı da bilinmektedir.
 
İktidarda bulunan kim olursa olsun, polis şiddetinin halka karşı kullanılmasını kınıyoruz. Halkın taleplerinin şiddetle bastırılmasını engelleyecek hukuki düzenlemeler acil bir şekilde yapılmalıdır. Bu ülkede henüz Kürtlerle helalleşilmedi, Alevilerle barışılmadı, işçi ve yoksulların hakkı hâlâ gözetilmiyor, iş kazalarıyla ölümler devam ediyor, birileri devlet eliyle zenginleştirilirken toplumun önemli bir kesimi yoksullaştırılıyor. Her şeyin zenginlik ve güç ekseninde değerlendirildiği, siyasal güç ve ekonomik büyümenin kutsallaştırıldığı bir siyaset dili Müslümanların ahlakını yansıtan bir dil değildir.
 
Şehirdeki yaşam alanlarına devletin keyfi müdahaleleri karşısında, öncelikle şehir yoksullarının gözetilmesi gerektiğini söylüyoruz. Aksi takdirde şehrin çeperlerine sürülen yoksullar bir gün haklarını almak için mutlaka geri geleceklerdir. Şehirdeki mekanların ıslahının tek yolu yok etme, küçümseme ve uzaklaştırma değildir. Dönüşüm, iktidarın zoru ile değil, halkın kendi yaşamını iyileştirmek için kendi iradesiyle katılabileceği süreçlerin güçlendirilmesi ile haklı ve kalıcı olacaktır.
 
Biz bütün siyasi aktörlerin eylemlerini sadece adalet-zulüm eksenine bağlı kalarak değerlendireceğimizi ilan ediyor ve bu sözleri, öncelikle Müslümanlığı vazgeçilemez bir aidiyet olarak gören insanlara söylüyoruz. Ve diyoruz ki:
 
Ey Müslümanlar!
Hayatımız değişiyor. Çocuklarımıza başka bir dünya bırakacağız. Diktiğimiz AVM’ler ve tükettiklerimiz üzerinden kendini değerli bulan bir nesil inşa ediyoruz. Kibirli, bencil, ahlak ve fedakarlık duygusundan yoksun, zalim bir topluluğa dönüşmemek için sadece güç, statü ve paraya önem veren yaşam idealinden sıyrılmalıyız. Mahallemiz parçalanıyor. Artık zenginlerle fakirlerin ayrı camilerde namaz kıldığı bir topluma doğru gidiyoruz. Çocuklarınızın bir yoksula, düşküne dost ve komşu olmasını istemiyor musunuz? AVM’ler ile simgeleşen bu tüketim kültürü hepimizi, yaralarını saramayacağımız günlere sürüklüyor.
 
Başbakan’ın Ağaoğlu’na nazire yaparcasına “ben istiyorum olacak” diyerek istediği kışla/AVM/rezidanslara dur diyen eylemcilere bir teşekkürü çok görmemeli, en azından bu eylemi anlamaya çalışmalıyız.
 
Daha 15 yıl önce Müslümanları karalayan medyanın bütün memleketi nasıl ifsat ettiğini, nasıl iftiralar attığını unutmadık, değil mi? Bugün muhafazakar ve merkez medya aynı haber dilini başkalarına karşı kullanıyor ve toplumun belli bir kesimini terörize ediyorsa dünden bugüne ne değişti? 15 yıl önce polis gücüyle çocuklarımıza ne yapıldığını unuttuk mu? Bugün aynı polis gücü bize benzemeyen insanlara gözlerimiz önünde zulmettiğinde niçin haklı olsun? Adalet her zaman nefrete karşı ayakta tutulması gereken ilahi bir emir değil mi?
Müslüman olmasa da komşumuza karşı sorumlu olduğumuzu unuttuk mu? Bize benzemeyen, bizim gibi düşünmeyen başkalarının hakkı da bize emanet değil mi? İktidar ve güç hesaplarıyla ya da nefretle bize zulmetmek isteyenlerin hakkını korumak da bize düşmüyor mu?
 
Eğer şehri ıslah etmek istiyorsak; yok ederek, sürerek, küçümseyerek değil, bize benzemeyen insanların sofrasına oturarak, adalete emin kılarak, onların yaşam kültürlerine saygı duyarak tebliğ sorumluluğu taşıdığımızı unutmayalım. Peygamberlerin herkese güzel sözle gittiğini hatırlayalım. Başkalarının haklarına riayet etmezsek, İslam’ın ahlakımıza hakim olduğunu nasıl düşünebiliriz?
 
Eğer ibadetimize, başörtümüze, mabedimize dokunulacağından korktuğumuz için, adalet ölçüsünden ayrılan yöneticileri her şartta haklı görmeye meylediyorsak bilmeliyiz ki, bir devlet ya da parti dinimizi koruyamaz. Allah’ın takdiriyle, bizi koruyacak olan sadece kendi imanımız ve adalet duygumuzdur.
Bir zamanlar mazlum olmak şimdi bizim de zalimleşmemizi ya da zalimin yanında yer almamızı gerektirmiyor! Tam aksine, başkalarının acı, korku ve taleplerine değer vermek herkesten önce bizim sorumluluğumuzdur. Yaşanan acılar hepimize aittir. Bu nedenle olaylar esnasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Mustafa Sarı ve beyin ölümü gerçekleşen Ethem Sarısülük’e Allah’tan rahmet diliyor, ismini bilmediğimiz yüzlerce yaralıya geçmiş olsun diyoruz.
 
Gezi Parkı eylemcilerinin dile getirdikleri şu beş talebi meşru görüyor, bu taleplerin eylemcileri temsil eden kişilerle müzakere edilmesini istiyoruz: Gezi Parkı, park olarak kalmalı ve yapılaşmaya kapatılmalı; yaşanan şiddetin sorumluları görevden alınmalı; gösterilerde haksız yere tutuklananlar derhal serbest bırakılmalı; sivil gösterilerde gaz bombası ve benzeri materyal kullanımı yasaklanmalı; Taksim Meydanı ve benzeri mekanlar gösteri ve toplantılar için kullanıma açılmalıdır.
 
Şahidi olduğumuz eylemlilik süreci göstermektedir ki, toplumun haklı taleplerine kulaklarını tıkayan ve çeşitliliğini görmezden gelen siyaset tarzı, sorun üretmeye devam etmektedir. Yine de ve her şeye rağmen, şayet insanların yaşadıkları mekanlar üzerinde karar verme hakları ve siyasi taleplerini ifade etme biçimi tehdit olarak algılanmayıp bu talepler doğru bir biçimde okunabilirse, bu süreç, Türkiye’nin daha adil ve özgür bir ülke olması için bir fırsata çevrilebilir.
Fatma Akdokur – Cihan Aktaş – Ümit Aktaş – Hilal Alkan – Nurten Ceceli Alkan – Kamile Batur – Mehmet Bekaroğlu – Ayhan Bilgen - Osman Bostan – Ali Bulaç – Sadi Celil Cengiz – Fatma Çiftçi – Yasemin Çoban – Mehmet Bülent Deniz – Mehmet Efe – Hikmet Eren – Alper Gencer – Ömer Faruk Gergerlioğlu – Cihangir İslam – Gülnur Kara – Gülsüm Kavuncu – Mualla Kavuncu – Hüda Kaya – Kadrican Mendi – Beytullah Emrah Önce – Ali Öner – Ahmet Örs – Yıldız Ramazanoğlu – Reha Ruhavioğlu - Cüneyt Sarıyaşar – Özkan Şahin – Abdülaziz Tantik – Mehtap Toruntay – Sabiha Ünlü – Ahmet Faruk Ünsal – Fatma Bostan Ünsal - Halil İbrahim Yenigün
 

11 Haziran 2013 Salı

"Telefonumla Başım Dertte..."

"artı bir tv." de, Pazartesi'den-Perşembe'ye her gün 10:30-12:30 arasında yayınlanan olan Tamay Kılıç'la Hayat Ağacı'nın her Çarşamba konuğu; Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz...

 
Hayat Ağacı'nda Bu Çarşamba..
12 Haziran...
Telefonumla başım dertte...
Cep telefonu alırken aklım karıştı... Hangisi işimi görüyor? Pahalı olan mı daha iyidir?
GSM firmamı seçerken, aklım bir kere daha karıştı... Bu tarifelerden anlayan birisi var mı?
Kampanyalar iyi-güzel de...
Hattıyla bereber telefon sattılar. Cihaz arıza yaptı. Sesimi duyan olacak mı?
İcradan kağıt geldi, bir sürü fatura borcum varmış. Adıma kayıtlı olan hatları nasıl öğreneceğim?
Bıktım şu reklâm mesajlarından..
Telefonuyla başı dertte olanlar için...
 
 12 Haziran Çarşamba, saat 10:30-12:30'da, "artı 1 tv." Tamay Kılıç'la Hayat Ağacı
"artı bir tv." yi Digiturk-51. Kanal'da, D-Smart 141. Kanal'da, Türksat3A-Frekans:12541 MHz-Polarizasyon:H (Yatay)-Symbol Rate:-30000-Fec:3/4 ile uydudan ve buradan izleyebilirsiniz...

9 Haziran 2013 Pazar

"Gezi İnsanları..."

Kim bu "Gezi İnsanları?"
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Gazeteci-Yazar Çetin Ünsalan'a anlatıyor..
 
06.06.2013 Ulusal Kanal EkoPolitik-Özel
 
 
 

4 Haziran 2013 Salı

Bugün Şanslı Gününüz...

"artı bir tv." de, Pazartesi'den-Perşembe'ye her gün 10:30-12:30 arasında yayınlanan olan Tamay Kılıç'la Hayat Ağacı'nın her Çarşamba konuğu; Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz...

Hayat Ağacı'nda Bu Çarşamba..

5 Haziran...
Bugün şanslı gününüz. Firmamızdan 24 saat ücretsiz ambulans hizmeti kazandınız. hemen "evet" yazıp bu mesajı cevaplayın...
Kapıya gelen pazarlamacılardan, telefonumuza gelen SMS lere...
Kapıdan pazarlama her seferinde yöntem değiştiriyor.
Mağazaya gitmeden, dokunmadan, görmeden ürün almak doğru mu?
Nasıl kandırılıyoruz?
SMS lerdeki tuzaklar...
Kapıdan alışverişle ilgili tüm haklarımız ve daha fazlası...
 5 Haziran Çarşamba, saat 10:30-12:30'da, "artı 1 tv." Tamay Kılıç'la Hayat Ağacı'nda...
"artı bir tv." yi Digiturk-51. Kanal'da, D-Smart 141. Kanal'da, Türksat3A-Frekans:12541 MHz-Polarizasyon:H (Yatay)-Symbol Rate:-30000-Fec:3/4 ile uydudan ve buradan  izleyebilirsiniz...

Tahir Özlenir: İndirim Aldatmacası

Akılalmaz rekabetin yaşandığı hazır giyim sektöründe bazı markaların daha çok müşteri çekmek için, 'büyük indirim' adı altında vatandaşı nasıl aldattıkları ortaya çıktı. Sektör temsilcileri bu durumun markaların itibarını zedelediğini düşünüyor 
Mağazaların yüzde 90'lara varan ve bitmek bilmeyen sözde indirim kampanyalarıyla vatandaşın nasıl kandırıldığını sektör uzmanları Bugün'e açıkladı. Tescilli Markalar Derneği Başkanı Tahir Özlenir, tüm sezon aralıksız süren indirimlerin halkı kandırmadan başka bir şey olmadığını belirterek, sektör olarak büyük itibar kaybı yaşadıklarını söyledi. Özlenir, bazı markaların vatandaşı 'kampanya' adı altında nasıl aldattığını şöyle sıraladı:

*Örneğin sezona 300 liradan giren bir ürünün birkaç gün sonra hemen yüzde 50 indirime girildiği ilan ediliyor. Ancak etiketin üzerinde 400 liraydı 200 lira oldu ibaresi yer alıyor.

Elde kalanı eritme taktiği!
*Bazı etiketlerde rakamlar çok büyük, yazılar çok küçük yazılıyor. Vatandaş vitrinlerde büyük puntolarla yüzde 80-90 rakamlarının yanında ufacık yazılan 'e varan' kelimesini görmüyor.

*Büyük indirim başladı ilanıyla tüm ürünlerde indirim var algısı oluşturuluyor. Halbuki o indirim sadece elde kalan ürünler için geçerli olabiliyor. Vatandaş yine hayal kırıklığına uğruyor.

*Yılbaşı, sevgililer günü, bayram gibi özel günlerde yapılan indirimlerde ise çoğunlukta normal günlerdeki fiyatlar uygulanıyor. Ancak vatandaş bunun güne özel yapıldığını sanıyor.

*Çoğu zaman etiketin üzerine yüzde 50 ibaresi konulup ürün zaten olması gereken fiyatan satılıyor.

10 yıldır bu kanunu bekliyoruz
Tüketiciler Birliği Başkanı Bülent Deniz de yaklaşık 10 yıldır bu kandırmacanın bitmesi için uğraştıklarını anlatarak "Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı haziranda bununla ilgili bir yasal düzenlemenin yapılacağını açıkladı. Bu tüketicinin zaferi anlamına geliyor. Bakanlığı gerekçemizi haklı buldu. Yasal düzenlemeyle artık sık sık kontroller de yapılabilecek" diye konuştu.

Hep kandırıldık
Deniz, yüzde 90'lara varan indirim mesajları alan tüteticinin mağazaya gittiğinde bu kampanyanın gerçek ürünlere değil elde kalmış ürünlere yapıldığını görünce hayal kırıklığı yaşadığını anlatarak "Bunun adı kandırmacadır. İndirimden önce zaten o mağazada o ürün satılmıyordu. Firmalar müşteriyi cezbetmek için indirim reklamları yapıyor. Uygun fiyatla alışveriş yapacağı sevinciyle mağazaya giren tüketicinin hayalleri, dev indirimlerin sınırlı üründe olduğunu gördüğünde yıkılıyor" diye konuştu.
Taslak gündemde
Pazartesi günü Bakanlar kuruluna sunulacak yeni Tüketiciyi Koruma Kanunu Tasarı Taslağı'na göre kampanya adı altında tüketiciyi kandırmaya yönelik reklamı yerel televizyonlarda yapanlara 10 bin, ulusal kanallarda 200 bin, yerel radyoda 5 bin, ulusal radyolarda 50 bin, internetten yapanlara 50 bin, kısa mesajla yapanlara 25 bin lira cezası öngörülüyor.
 
Murat Gülderen, Bugün-02.06.2013

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Bankalar 1-Hayati Yazıcı 0

 
Yeni Tüketici Yasa Taslağı, Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.
Düzenlediği basın toplantısı ile taslağın imzaya açıldığını belirten Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, taslakta yer alacak düzenlemeler hakkında bilgi verdi.
 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın açıklamaları, TV8 HaberAktif programında değerlendirildi. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, taslakta bankalarla ilgili yer alacak düzenlemelere çok sert tepki verdi...
 

"Tüketicinin Dediği Değil, Bankaların Dediği Oldu..."

Bankaların aldığı ücret ve komisyonlar engellenecek mi? Konut kredisinde hayat sigortası zorunluluğu kalkıyor mu? Birçok başlıkta değişiklik içeren "Tüketiciyi Koruma Kanunu"nu, Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz'e sorduk.

Üzerinde bir yıldır çalışılan Tüketiciyi Koruma Kanunu dün Bakanlar Kurulu'na sunularak imzaya açıldı. Kanun birçok mevcut düzenlemede değişikliği içeriyor.
Bugün kameralar karşısına çıkan Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, yeni kanun tasarısının en kısa sürede komisyonda görüşüleceğini ve Haziran ayı içerisinde yasalaşmasının beklendiğini söyledi. Bakan Yazıcı, kanunun içeriği hakkında da bilgi verdi.
Buna göre en dikkat çekici başlık bankaların aldığı ücret ve komisyonlara ilişkin. Taslağa göre, bankaların aldığı 65 kalem ücret artık BDDK tarafından belirlenecek ve bakanlıktan onay alınacak. Yapı ruhsatı almadan maketten konut satılamayacak. Konut kredisi kullananlar artık hayat sigortası yaptırmak zorunda olmayacak. Yeni tüketici koruma kanununa göre kapıdan satış yapanlar artık bakanlıktan izin alacak. Bunlar Tüketiciyi Koruma Kanunu'nun içinde yer alan bazı değişiklikler.
TÜKETİCİLER NASIL BAKIYOR?
Peki tüketici dernekleri yeni kanun taslağı hakkında ne düşünüyor?
Bu konuda Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz'e görüşünü sorduk. Deniz, öncelikle taslağın içeriği hakkında hiç kimsenin net bir bilgiye sahip olmadığının altını çizerek, taslağın beklentilerini karşılamadığını belirtti. Av. Bülent Deniz, yapılan düzenlemelerin Avrupa Birliği'ne uyum süreci kapsamında yapılması gereken değişiklikler olduğunu ifade ederek, özellikle bankaların tüketiciden aldıkları komisyon ve ücretler konusunda hiçbir olumlu adım atılmadığını kaydetti.
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz'in açıklamalarını ses barından dinleyebilirsiniz: