17 Ağustos 2018 Cuma

Deniz: Firmalar kur fırsatçılığı yapmamalıdırlar

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yaşanan ekonomik kriz ortamında firmaların kur fırsatçılığı yaparak sattıkları mal ve hizmetlere zam yapmamaları çağrısında bulundu. 81 milyon kişinin ortak bir tepkiyle yaşanan krize karşı mücadele ortaya koyduğunu belirten Deniz; "tüketicinin hafızası güçlüdür, bu sıkıntı sona erdiğinde herkesin ortak mücadele çabasında olduğu bu süreçte, karlarından fedakarlık yapmayarak, kuru bahanesiyle sattıkları ürünlere zam yapan firmaları unutmayacağız" dedi.


16 Ağustos 2018 Perşembe

“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”

İstanbul, 16.08.2018 

ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi. 

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır: 

Ülkemiz, ABD kaynaklı küresel bir ekonomik saldırı ile karşı karşıyadır. 
ABD küresel ekonomik sistemdeki gücüne güvenerek, tarihte benzeri görülmemiş bir saldırganlık sergilemekte; bağımsız bir ülke olan Türkiye’ye dayatmalarda bulunarak, patronluk taslamaktadır. Akıldışı bu saldırganlığa karşı Türkiye, devleti ve milleti ile direnmiş, ulusça sağduyulu tepkiler ve önlemler ile gereken ilk yanıtı vermiştir. 

ABD’nin bu ekonomik darbe girişimine karşı, Türkiye tüketicisinin örgütlü yapısı Tüketici Birliği Federasyonu, kapitalizmin anlayacağı dilden karşı koymaya karar vermiş ve ekonomik boykotu başlatmış bulunmaktadır; “ABD’ye Tüketici Darbesi” 

ABD menşeli ürünlerin ülkemizdeki yaygınlığı, küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında; “ABD’ye Tüketici Darbesi” boykotunu ilk aşamada ABD’nin yaşam tarzının sembol markalarıyla başlatıyoruz. 

Bu kapsamda öncelikli olarak; Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir. Kapitalizmin sembollerinden oluşan bu küçük listenin tüketici tarafından katı bir şekilde boykot edilmesi ile ABD’ye anladığı dilden en sert yanıtın verilmiş olacağı ve bu saldırgan tutumun sona ereceği kuşkusuzdur. 

Ancak ABD kaynaklı bu saldırgan tutumun devam ettirilmesi durumunda, “ABD’ye Tüketici Boykotu” kampanyası, yeni markaların eklenmesiyle büyüyerek devam ettirilecektir. 

“ABD’ye Tüketici Darbesi” kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz. 

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

10 Ağustos 2018 Cuma

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde...

Günler sonra sayın Erdoğan’ın Bayburt’ta, sayın Albayrak’ın da İstanbul’da ilk kez açıklama yapacağı günde, dolar kuruna rekor üstüne rekor kırdıran ABD bununla da yetinmedi. Aynı dakikalarda Trump tweet atarak, alüminyum ve çelik vergisini arttırdığını ve Türkiye ile ilişkilerinin iyi olmadığını açıkladı.

Görünen o ki, diplomatik süreç bitti. Kılıçlar çekildi. 

Dolar kurunun geldiği yer ve önümüzdeki günlerde geleceği seviyelere ilişkin öngörüler dikkate alındığında, yaşanan süreçte, geriye gidiş seçenekleri tükenmişe benziyor.

Küresel güç, kapitalizm vargücüyle üzerimize yükleniyor ve daha sert yüklenmeye devam edecek.

İçimizdeki sorunlar, eleştiriler, muhalefetimiz vesaire, ne varsa; onları toprağa gömme anındayız.
Biz kendimizle yüzleşir, hesaplaşırız.
Ama şimdi kapitalizme direnme zamanıdır.

Yapılacaklar listesi uzun değil.

İncirlik masamızda. Askıya alacağız.

Bankaların, süreci ağırlaştıracak yaklaşımlarını engelleyecek, geçici nitelikte düzenlemeleri hızla karara bağlayacağız. Elbet, kredilerin tahsilatında sıkıntı olacak. "Zarar etmeyin, ama kârlarınızdan özveride bulunun" diyeceğiz.

Fırsatçılar, ayağınızı denk alın. Canı yanan bir halkın tokadı iz bırakmaz, öldürür. Bu ülkede iş yapacaksanız, sattığınızın arkasında duracaksınız.

Yurtdışındaki dostlar; paralarınızın yabancı banka yerine, ülkemizdeki bankalarda yine döviz olarak kalmasında hiçbir sakınca yok.

Alacaklı komşularımız, iş ortaklarımız, paydaşlarımız; evet, sizin gırtlağınıza çöküldü. Ama size borcu olanın gırtlağına siz de çökerseniz, paranız gelmez, sadece kriz büyür.

Yaşam için gerekli, zorunlu olmayan hiçbir ithal ürünü satın almayacağız.

Elbisemizi, yediğimiz yemeği, bindiğimiz arabanın markasını değil; yüreğimizi ve beynimizi ortaya koyacağız.

Paylaşmak güzeldir. Ellerimiz, birbirimizin sırtında olacak.

Tüneldeyiz, ama çıkacağız.
Ve kapitalizme direnirsek, kazanacağız.
Deneyelim, göreceğiz. 

9 Ağustos 2018 Perşembe

Tüketici, Ankara'dan Daha Yiğit...

Hepimizin dikkati ekonomide; rakamlar, dolar kuru, altın fiyatları…
Kurdaki çılgın yükseliş, başlayan durgunluk derken, hepimiz bir şeyler söylemeye, anlatmaya, anlamaya çalışıyoruz.

Ekonomik gerçeklikler, devlet aygıtını yönetenlerin politikalarının sonucu.
Ama sosyal ve siyasi sonuçlarına göre, sadece rakamların olduğu, gelişmeleri değerlendirirken tarafı olduğumuz yerin değil, rakamların ortaya koyduğu sonuçlara ulaşmayı zorunlu kılıyor.

Geçtiğimiz gün yayınladığımız Yastığın Üstünde Ne Var? yazısı ile ekonomideki derin ve güçlü dolarizayon iklimini, rakamlarla anlatmaya çalışmıştık.

Bugün de sokaktaki vatandaşın, yani hane halkının borçlarına bakalım;

Ekonomi kurumlarının verilerine göre 2018/Mart sonu itibariyle sokaktaki vatandaşın bankalara borcu 574,6 Milyar liraya ulaşmış durumda.
Bu rakama, ekonomik dalgalanmanın başladığı Nisan-Ağustos ayları verisi dahil değil üstelik.

Tüketici en çok borcu, nakit ihtiyacını karşılamak için almış.
222,5 Milyar TL. lık ihtiyaç ve diğer kredi borcunu, “dünyada mekan, ahirette iman” diyerek konut almak isteyen tüketicinin aldığı 215,2 Milyar TL. lık konut kredisi izliyor.
Taşıt kredisi, kredi kartı derken, tüketicinin bankalara toplam 574,6 Milyar TL. borcu bulunuyor.

574.6 Milyar TL. ne anlama geliyor?
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 2018 yılı bütçe büyüklüğü 762,8 Milyar TL.
Yani devletin bütün bir yıl boyunca güvenlik, sağlık, ulaşım, eğitim, yatırım aklınıza ne gelirse, harcamak için öngördüğü rakamın yüzde 75’i kadar tutarı, tüketici olarak sadece bankalara borçlu durumdayız.

Rakam yeteri kadar çarpıcı mı?

PS/Yazıya başlarken 1 Amerikan Doları 5.38 TL. idi. Şimdi 5.50 TL.
Yukarıdaki değilse, bu çarpıcı mı?... 

Borcu borçla kapatamıyoruz

Tüketici Postası’nın, Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine dayanarak yayınladığı kredi kartı ve bireysel kredi borçlarına ilişkin verileri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı ve tüketici hakları uzmanı Av. Mehmet Bülent Deniz değerlendirdi. Tüketici Postası’na açıklama yapan, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz, “Açıklanan veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz’in, Tüketici Postası için kaleme aldığı değerlendirmesini okurlarımızla paylaşıyoruz:

Türkiye Bankalar Birliği’nin , 2018 yılının ilk yarısına ilişkin açıkladığı veriler ekonomide yaşanan olumsuzluğu net şekilde ortaya koymaktadır. Yılın ilk altı ayında kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısında azalma yaşanırken, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısında aynı oranda artış kaydedilmiştir.

Yaklaşık olarak bir yıl önce “kredi kartında deniz bitti” diyerek kamuoyuna yapmış olduğumuz uyarı ile birlikte, kredi kart borcu olanların daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak kredi kartı borçlarını kapatmaları çağrısında bulunmuştuk. Çağrımız karşılığını bulmuş olmalı ki, kredi kartı borçlarını ödeyemeyenler, daha düşük faizli bireysel kredi kullanarak, kredi kartı borçlarını ödeme gayreti içine girmişler.

Ancak gelinen noktada daha düşük faiz maliyeti olmasına karşın, tüketicinin bireysel kredi borcunu da ödeyemediği görülüyor. 2018/Ocak-Haziran verilerine göre, kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe uğrayanların sayısı yüzde 16 oranında azalırken, bireysel kredi ödemesi yapamayan tüketicilerin sayısı neredeyse aynı oranda, yüzde 15 artmıştır.

Bir yıl önceki oldukça düşük faizli bireysel kredi borcunun bugünlerde ödenemeyecek noktaya gelmiş olması, ekonomide yaşanan derin krizin tüm gerçekliğini ortaya koymaktadır. Borcunun maliyetini düşürerek borçlanan tüketici, düşük maliyete karşın borcunu ödeyemez noktadadır. Ülke ekonomisinin son dönemde yaşadığı süreç, borcun daha düşük maliyetle dahi olsa çevrilemediğini, kapatılamadığını ortaya koymaktadır.

Bu veriler önümüzdeki dönemler için bizi daha karamsar öngörüde bulunmaya zorlamaktadır. Özellikle Mayıs-Ağustos dönemine ilişkin veriler açıklandığında göreceğiz ki, sadece bireysel kredilerini değil kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı da artmış olacaktır. Bu dönemde ödenemeyen borçlar için bankaların önümüzdeki Eylül-Ekim ayından sonra yasal takibe geçmeleri de güçlü bir olasılıktır. Bayram sonrası tüketicilerin evlerinde, işyerlerinde icra memurlarını görmeye başlayacağız. Bankaların, yasal zorunluluk nedeniyle alacaklarını tahsil etmeye çalışırken, hepimizin aynı gemide olduğunu anımsamaları gerekiyor.

09.08.2018, Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/borcu-borcla-kapatamiyoruz/2348/

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Yastığın Üstünde Ne Var?

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda, serbest piyasada bir Amerikan Doları için 5.21 TL. ödemek gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yılın başında, 2 Ocak 2018’de, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir Amerikan Doları için 3,77 TL. ödemenin yeterli olduğunu ilan etmişti.

Ocak/2018’den bu yana Türkiye’de çok şey oldu. Erken seçimler, ABD ile yaşanan krizler, ekonomideki makro, mikro ne varsa bozulan tüm göstergeler, ekonomide giderek büyüyen panik ortamı… 

Tüm bu süreçte yeni sistem, yeni yönetim kadrosu, 100 günlük program vesaire ile her şeyin rayına gireceği beklentisinin kamuoyunda hâkim olması umuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 100 günlük çalışma programını açıklarken, daha önceki kur yükselişlerinde yaptığı çağrıyı yineledi; “yastık altındaki dövizlerinizi çıkartın, gelin bunları TL’ye çevirin…” 
Çağrı güzel, iyi, hoş da; dolarize olmuş bir ekonomide, kim elindeki yabancı para cinsinden varlığını, ulusal parayla değiş tokuş edecek? 

Evet, dolarizasyon bir iktisat kavramı. 
Paranın hesap birimi olma ve ödeme aracı olma gibi en temel işlevlerini, yabancı paranın yerine getirmesi, yani ulusal paranın yerini yabancı paranın alması olarak tanımlanıyor. 

Bir yandan yastık altı dövizlerinin ulusal paraya çevrilmesi çağrısı, bir yandan dış ticarette kimi ülkelerle Amerikan Doları dışında ticaret yapma gayretleri, beri yanda milliyetçilik kayığına bindirilmek istenen toplumsal ekonomik refleksin konsolide edilmesi isteği… 
Bunlar varken, bu yazıda “Türkiye tam bir dolarizasyon iklimini yaşamaktadır” diye öne süreceğim görüş, çokça eleştirilecek, hatta kınanacak. 

Ancak iktisat bilimin ışığında, verilerle konuşmak gerek. 
Bir ülkede dolarizayon olgusunun var olup olmadığını anlamak için basit bir formül uygulanması yeterli. 
Ülkedeki yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduat içindeki oranı, ülkede dolarizayonun söz konusu olup olmadığını ortaya koyan en basit gösterge. 

TCMB 2018/Haziran verilerine göre; ülkemizdeki yerli/yabancı para cinsinden toplam mevduat miktarı 1.673.245 milyon TL. 
Bu mevduatın 740.419 Milyon TL’sı yabancı para cinsinden mevduat. 
Yabancı para cinsinden mevduatın, toplam mevduata oranı yüzde 44,25.

Daha geniş spektrumlu bir başka formül ise, döviz mevduatlarının geniş anlamda para arzına oranını dikkate alıyor. 
TCMB’nın 2018/Haziran ayına ait verilerine, dolaşımdaki para ve toplam mevduat toplamı 1.808.026 Milyon TL. 
Yabancı para cinsinden mevduatın bu rakama oranı da yüzde 40,95.

İktisatçılar bu oranların yüzde 30 üzerinde olması durumunda, o ülkede yüksek derecede dolarizayon süreci yaşandığını söylüyorlar. 
İktisatçıların geçmiş yıllar ve çok sayıda ülke için yaptıkları araştırmalar ile belirledikleri yüzde 30 rakamının çok üzerinde bir rakama sahip Türkiye. 
Yani yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomi söz konusu. 

Soru şu; bu denli yüksek derecede dolarizasyonun egemen olduğu bir ekonomide, ulusal para birimi TL’ye nasıl dönülecek? 

Yüksek dolarizasyon sürecinde, ulusal para biriminin yerini almış olan Amerikan Doları’nın sahibi olan ABD’nin, dış politika ve dış ticaret alanında, üzerimizdeki etkisi nasıl kontrol edilecek? 

Bu temel soru ortada dururken; dolarizasyon nedeniyle kurun kontrol edilememesi ve doğal olarak faiz artışı, enflasyon, istihdam gibi sorun ve sorulara yer bile kalmıyor. 

İşimiz zor, vaktimiz az...

Yazı bitti, şu anda bir Amerikan Doları 5.28 lira olmuş. 
Yani cebimdeki 100 lira, bir saat içinde 98,65 liraya düştü.

1 Temmuz 2018 Pazar

Çiftlik Bank Türevlerine Dikkat

Tüketici Birliği Federasyonu Tarafından Ülkenin En Önemli Sorunlarından Birinin Yoksulluk Olarak Belirtildiğini Söyleyen Bandırma Tüketicileri Koruma Derneği Başkanı Mehmet Tanrıkut, Bu Yoksulluğun Da İnsanları Dolandırıcı Şebekelerine İttiğini Vurguladı.

Şu an Türkiye’de aktif olarak faaliyet gösteren en az 11 tane daha Çiftlik Bank benzeri yapılaşmaların olduğunu söyleyen Bandırma Tüketicileri Koruma Derneği Başkanı Mehmet Tanrıkut tüketicileri uyardı. Giderek büyüyen yoksullaşmanın Çiftlik Bank türevi dolandırıcılık şebekelerine yönelen insan sayısını arttırdığını dile getiren Tanrıkut, hükümetin bu tür yapılaşmalara acil el atması gerektiğini ifade etti.

Konuşmasında bir Tüketici Bakanlığı kurulması gerektiğini de belirten Tanrıkut, şu sözlere yer verdi, “Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Konsey toplantısında yaptığı değerlendirmede, ülkenin en önemli sorununun yoksullaşma olduğunu söyledi.

Yoksullaşmanın beraberinde gelir dağılımı adaletsizliğini artıyor. Açlık ve yoksulluk sınırındaki artış ürkütücü boyutlarda. Gelir dağılımı adaletsizliği de giderek keskinleşmektedir. Bu sürecin doğal sonucu sınıf atlama, yoksulluğunu dindirme telaşında olan tüketicilerin Çiftlik Bank ve benzeri dolandırıcılık şebekelerinin eline düşmeleridir. 24 Haziran seçimleri sonrasında göreve gelecek olan iktidarın en önemli işi, yoksullaşma sürecine çare bulmaktır.

Çiftlik bank olayında asıl suçlu gerekli denetimi yapmayan kamu otoritesidir. Arkalarında hangi mafya şebekesinin olduğu bilinmeyen birtakım insanlar para toplayıp tüketicileri dolandırırken, ne Bakanlık, ne BDDK, ne SPK olaya müdahil olmamış, fatura tüketicinin saf olmasına çıkarılmıştır.

Tüketici Örgütleri Genel Başkanı Fuat Engin konseyde yaptığı konuşmada yıllardır bahsettiği Tüketici Bakanlığının kurulması gerektiğini belirtmişti. Tüketici sorunlarını çözümlemek için, tüketicileri mağdur etmemek için Tüketici Bakanlığı kurulması artık zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca hükümetlerin Tüketici dernekleri ve federasyonlarını kamu dernekleri statüsü içerisine alıp desteklemeleri gerekmektedir.”

Ahmet Türkmen-Umut Sunci, 12.05.2018 Bandırma Yaşam
http://www.bandirmayasam.com.tr/HD22762_ciftlik-bank-turevlerine-dikkat.html

TBF Başkanı Mehmet Bülent Deniz: Tüketici Koruma Kanunumuz dünyada sayılı kanunlardan biridir

Reel sektör ile tüketici ilişkisine baktığınızda masanın iki tarafında iki farklı aktör olarak görsek de aslında masanın aynı tarafındalar diyen Mehmet Bülent Deniz, Reel Piyasalar programımızın konuğu oldu.

Tüketici Güven Endeksinin tarihin en dip seviyesine geldiğini söyleyen Mehmet Bülent Deniz, reel sektörün tüketicisine güven vermesi gerektiğini belirtti. Reel piyasa – tüketici arasındaki güvene dayalı iyi bir ilişkinin ülke ekonomimize neler kazandıracağı üzerine Mehmet Bülent Deniz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Yayını dinlemek ve haber kaynağı için:

28 Haziran 2018 Perşembe

52,6'dan MHP çıkarsa...

Seçim fırtınası devam ediyor. 
Sayın Erdoğan ve AKP seçmenlerinin “zafer şarkıları” daha dinmemişken, sayın İnce seçmenlerinin moral bozukluğuna eklenen sayın Kılıçdaroğlu’nun koltuk savaşına çevrilen gözlerin atladığı bir nokta var; sayın Erdoğan tarihi bir zafer mi kazandı? 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun anlık verisine göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’ın aldığı oy 26.325.188. 
Bu sayı toplam oyların yüzde 52,6'sına denk geliyor. 

Öte yandan Cumhur İttifakının bileşeni MHP’nin milletvekili seçimi için aldığı oy 5.564.517. 
Bu da, MHP için yüzde 11.1 oran demek. 

MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı çıkarmadığı, bu partinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sayın Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklaması karşısında, milletvekilliği seçiminde MHP’ye oy veren seçmenlerin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy verdiğini varsaymak gerekiyor. 

Bu varsayımdan hareketle sayın Erdoğan’ın aldığı 26.325.188 oydan MHP oylarını ayrıştırdığımızda, Cumhurbaşkanlığı yarışında sayın Erdoğan’ın aldığı oy sayısının 20.760.671 olduğu sonucuna ulaşılıyor. 
Bu da Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan geçerli oy sayısı olan 50.059.249 rakamının yüzde 41,47’si demek. 

Yani MHP’ye oy veren seçmenin Cumhurbaşkanlığı seçiminde sayın Erdoğan’a oy vermemesi durumunda, Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir aday salt çoğunluğu elde edemeyecek ve seçim için ikinci kez sandığa gidilecekti. 

Bir diğer ilginç durum da, AKP/Erdoğan oy oranlarına ilişkin yapılan karşılaştırmada. 
Sayın Erdoğan’ın, partisinden daha fazla oy aldığı yönündeki saptama da tersyüz oluyor. 
Çünkü Akparti’nin milletvekili seçimlerinde aldığı oy 21.335,579. 
Yani sanılanın aksine, partisi oy sayısı bakımından sayın Erdoğan’ı geçmiş durumda. 

Tabi ki bu iki analizin temeli, MHP seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçiminde eksiksiz olarak sayın Erdoğan’a oy verdiği kabulüne dayanıyor. 
Ancak görünen tablo, bu kabulün yaklaşık olarak gerçekleştiğini ortaya koymakta.

Peki, bu durumun "hükümet etme"ye etkisi nedir?
Belki başka bir yazıda...

22 Haziran 2018 Cuma

Seçim Yok!...

24 Haziran için genel beklenti ve açıkçası muhalefetin umudu, Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirmek yönünde... 
Böylelikle Cumhurbaşkanlığı/TBMM arasındaki uyumsuzluğun yakalanıp tarafların çalışamaz duruma gelmesi ve sistemin kilitlenmesi ile bir erken seçimin Türkiye’nin önüne gelmesi sonucunun üretilebileceği düşünülüyor. 

"Erken/baskın", adı ne olursa olsun, yerel yönetim seçimlerine kadar Türkiye’nin önünde herhangi bir seçim olasılığı yok. 

Anayasa gereği, erken seçim kararını Cumhurbaşkanı ve TBMM’den hangisi alırsa alsın, her iki taraf da seçime gidiyor. 
Henüz milletvekillerine tanınan özel emeklilik için gerekli süre geçmeden, milletvekili koltuğu henüz ısıtılmadan ve açıkçası “gidip de gelmemek” olasılığı karşısında, TBMM tarafından erken seçim kararının alınması olanaksız. Bu nedenle Cumhurbaşkanı açısından “erken seçime giderim” kozu, TBMM’ye karşı kullanabileceği bir siyaset silahı olarak elinde bulunuyor.

Deneyimi, koşulları gerçekçi değerlendirip kendi siyaseti için en gerçekçi kararı alma konusunda tartışılmaz üstünlüğü bilinen Recep Tayyip Erdoğan’ın elindeki bu kozu, TBMM’nin kendisi ile uyumlu çalışması yönünde kullanacağı son derece açık.
Kimi zaman muhalefetin istediği tavizlerin küçük küçük verilmesi, ama çoğu zaman da, kendisi ile birlikte TBMM’ni erken seçime götürme olasılığını ucundan göstermesi ile uyumsuzluk yerine aksine müthiş bir uyumun yakalanması dahi olası. 

Cumhurbaşkanlığı kaybedilse dahi TBMM’nde çoğunluğu ele geçirip sistemi kilitleyerek yeni bir sandığın erkenden önümüze geleceğini hayal edenler için notumu düşmek adına…