1 Mart 2016 Salı

Tüketici Yasası Müşteriye Yaramadı

Tüketiciler 2015 yılında bankalara kredi ücret ve komisyonu olarak 6,5 milyar lira ödedi. Bu tutar önceki yıllara kıyasla daha da arttı. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “2014 yılında çıkarılan tüketici yasası 61 kalemde alınan bu ücret ve komisyonları kaldırmadı, gruplandırarak devam ettirdi.” dedi.

Tüketici Yasası da çare olamadı ve beklentilerin aksine bankaların hizmet ve komisyonlardan aldığı ücretler artarak devam ediyor. Vatandaş 2015 yılında bankalara kredilerden alınan ücret ve komisyonlar için 6,5 milyar lira, bankacılık hizmetleri için ise 21,5 milyar lira ödedi. Bu iki kalem için 2015'te ödenen toplam tutar 28 milyar lirayı aştı. Bu rakam 2010'da 14,4 milyar liraydı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre Türk bankacılık sektörünün dönem net kârı 2015'te 26 milyar 62 milyon lira olarak gerçekleşti. Bankaların gelirleri içinde en dikkat çeken kalemler ise vatandaşın bankalardan geri alabilmek için mücadele verdiği bankacılık hizmet ücret ve komisyonları oldu. 2014 yılında 5 milyar 880 milyon lira olan kredilerden alınan ücret ve komisyonlar kalemi, 2015'te 6 milyar 471 milyon liraya yükseldi. 2014'te 19 milyar 853 milyon lira olan bankacılık hizmet gelirleri ise 2015 yılında 21 milyar 587 milyon liraya çıktı. Bu iki kalemin toplam tutarı ise 28 milyar lirayı aştı. Bu tutar 2014'te 25 milyar 734 milyon lira, 2010'da ise 14 milyar 386 milyon liraydı.


Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bilançolarının Türkiye'deki bankacılık sektörünün nereden para kazandığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Deniz, asıl faaliyeti “para almak-para satmak” olan bankaların esas kârını bu işten değil; ücret, aidat, komisyon gibi kalemlerden sağladığını belirtti. Bu durumun restoran işleten birinin esas kârını özel otoparkı için aldığı ücretlerden sağlamasına benzeten Avukat Bülent Deniz, “2014'te çıkan Tüketici Yasası ile 61 kalem ücretin kaldırılacağı vaat edilmişti. Ama ortaya çıkan düzenleme uygulamayı kaldırmak yerine 61 kalem ücreti gruplandırarak tüketiciden almaya devam edilmesi oldu. Örneğin dosya parası, komisyon gibi birkaç kalem ücret ‘kredi tahsis ücreti' adı altında birleştirildi. Tüketicinin cebinden çıkan parada herhangi bir değişiklik olmadı.” dedi.

HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALINMAYACAK
Tüketici Sorunları Derneği, 3 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği yargıya taşıdı. Danıştay İdari Dava Daireleri de sayıları 112 milyonu aşan banka hesabından işletim ücreti alınmasının yürütmesini geçtiğimiz günlerde durdurdu. Hesap işletim ücretini Danıştay'a taşıyan Tüketici Sorunları Derneği'nin Başkan Vekili avukat Rıdvan Yıldız, bu konuda şunları söyledi: “Açtığımız davada yönetmelikle belirlenen bazı ücretlerin yürütmenin durdurulmasını ve iptalini istemiştik. Danıştay İdari Dava Daireleri yaptığımız itirazı haklı görerek bankaların aldığı hesap işletim ücretinin haksız olduğu değerlendirmesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar, bankaların artık tüketicilerden hesap işletim ücreti alamayacağı ve bu yönetmeliğe dayanarak tahsil ettiği bedellerin dayanaksız kaldığı anlamına geliyor. Bankalar artık Danıştay'ın nihai kararına kadar tüketicilerden hesap işletim ücreti tahsil edemeyecekleri gibi tahsil ettikleri hesap işletim ücretlerini iade etme yükümlülüğü altında. Hesap işletim ücretinden bankaların bir yılda elde ettiği yaklaşık gelir 10 milyar TL civarında olup, bu kararla bankaların haksız elde ettiği büyük bir meblağa dur denmiş oldu.”

Yasa, dava açmayı engelledi
2014'te çıkarılan Tüketici Yasası'nın uygulamada tüketici aleyhine sonuç verdiğini anlatan Deniz şunları söyledi: “Ortaya çıkan bu durum yazık ki, 2007'den bu yana tüketici örgütlerinin yürüttüğü hukuk mücadelesini de ortadan kaldırdı. 2014 yılından önce dava açıp bu ücretleri geri alabiliyorduk. Şimdi yasal zemine oturduğu için artık tüketicinin dava açma hakkı da söz konusu değil. Tüm bu yapılanlar faiz lobisinden yakınan iktidarın bankacılık sektörünü güçlü bir şekilde koruduğunu göstermekte.”

Koray Tekin, 03.02.206 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tuketici-yasasi-musteriye-yaramadi_2341746.html

29 Şubat 2016 Pazartesi

İletişimde Modayı Yakalayın

Pazarlama iletişim dünyasında akımları, trendleri izlemek ve buna uygun bir stratejiyle ilerlemek büyük önem taşıyor.

Güzel eski günlerde ‘moda’ giyim sanayiinde kullanılan bir terimdi. Artık hemen ker sektörün kedine özgü modaları var. Modadan kastımız dönemsel olarak herkesin ilgi duyduğu akımlar… İletişim dünyasında da bu akımların sıkılıkla etkisi altında kalıyoruz. Bu akımları hızla yakalayıp buna uygun bir içerik yaratarak, jargonu yakalamak zamanın ruhu denilen peri tozuna da yüz sürmek anlamına geliyor. Son dönemde sosyal dünyamızın bir hayli zengin olması bu akımların çoğalmasını da sağlıyor. Bir dönem kafamızdan aşağı buz kovaları döküp birbirimize meydan okuduk, bir başka dönem sosyal medya profillerimizi gökkuşağı renkleriyle süsleyip hümanist mesajlar verdik, dans eden bebeklerle çeşit çeşit markanın reklamlarını izledik… Peki şu anda hangi akımların etkisine girdik, kim neler yapıyor? Akımlar bizlere neler söylüyor… 

Hayvan dostu olmak 
Dünyanın giderek daha kötü bir yer haline geldiğini hissettiğimizden midir bilinmez, başka türlere olan duyarlılığımız her geçen gün artıyor. Hemen herkes sokakta kedi, köpekleri besliyor, markalar, kurumlar, belediyeler ardı ardına kedi evleri projeleri yapıyor, soğukta kalmamaları için kampanyalar düzenleniyor. Şişli, Kadıköy, Beşiktaş Belediyesi gibi duyarlı kamu kurumları hayvan projeleriyle gündeme geliyor, N11, Adore Mobilya gibi kurumlar yine hayvan dostu projelerle tüketicisinin kalbini yumuşatıyor. Adore Mobilya üretimden arta kalan parçalarla kedi evi yapıp, 10TL kargo ücretini ödeyenlere gönderiyor. Sosyal medyaya o kadar çok beğeni aldı ki, şirket bir günde 2 bin kedi evinin tükendiğini açıklayıp hayvan severlere teşekkür etti. Hayvanları sevin, saygı duyun, koruyun… Bütün bunları yaparken işinizle bağdaştıracak bir projeyle çıkagelin, sonrasını sosyal dünyaya bırakın… 

Be like Bill (Bill gibi olun) 
İnternet meme internette hızlıca yayılan viral anlamına geliyor. 2016’nın ilk memesi olarak görülen ‘Be like bill’ de bu akımlardan biri… Genel olarak sosyal medyada insanların sinir bozucu davranışlarına odaklanan bir çöp adam olan Bill, eğriyi doğruyu hatırlatıyor, kulağa küpe önerilerle geliyor. Aslında, çok uyaranlı dünyanın az düşünen günümüz insanlarına bir nevi basit, eğlenceli taktiklere yol gösteriyor. Bill, kadar büyük bir hızla yayılıyor ki, her dilde her konuda çevrelerin ilgisini çekmiş durumda. Markalar da eminim bu meme çılgınlığından nasibini alacak. Bill’in yaratcıları şimdiden markalarla işbirliği için kolları sıvamış durumda. 

Geçen seneniz nasıl geçti 
Kişiye özel içerik, ürün, servis yaratmak markaların gündeminde…Herkes kendinden bir şeyler bulmak istiyor. Yemeksepeti bir önceki yılki siparişlerinizin listesini çıkarıp bunu da kişiye özel bir virale dönüştürmeyi başardı… Kişiler bir önceki yıl ne yediklerini, özel bir video kurguyla görme şansı elde ederken, paylaştıkça paylaştılar… Yine Vodafone benzer bir uygulamaya ünlü Şovmen Beyaz ile imza attı. Gecesenem.vodafone adresine giren Vodafone kullanıcıları geçen senelerinin nasıl geçtiğini Beyaz’dan dinleme fırsatı buldular.

Tüketici, meseleye tamamen duygusal bakıyor
‘Bir ünlü bul, ürününü sat’ devri geride kalıyor. Tüketici markanın sosyal değerini, topluma katkısını ürünün niteliğinden daha fazla sorguluyor. Pazarlama departmanları açısından ders niteliğinde bir örnek Oba Makarna’dan geldi. Oba Makarna’nın reklam filmi için Esra Erol’a 3 milyon TL ödediğini belirten Tüketici Birliği Federasyonu anında sert bir kampanya ile cevap verdi. ‘Oba Makarna yemiyor, Esra Erol seyretmiyoruz’ kampanyası internette yankı uyandırdı, konuyla ilgili açıklama yapan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Sosyal gerçeklikleri göz ardı eden bu reklâm anlaşması, tüketiciyi rahatsız etmiştir” dedi. Adına ister meme, ister akım, ister moda diyelim belli dönemlerde insanları etkileyen bir ideolojik, felsefi veya tamamen magazinsel akımlar oluyor. 

İnternet ile hızlanan iletişim de bunları yakalayıp, hassas bir terzi edasıyla üzerine uyduran her ölçekte marka için fırsat eşitliği yaratıyor. Gelecek teknolojiyle şekillenedursun, Unilever ile Adore Mobilya’nın eşitlendiği bir dünyada, gördüklerimiz henüz bir başlangıç…

Sevda Yüzbaşıoğlu, 02.02.2016 Dünya http://www.dunya.com/ozel-dosyalar/isim-iletisim/iletisimde-modayi-yakalayin-289119h.htm 

'OBA Makarna Yemiyor, Esra Erol'u Seyretmiyoruz'

İstanbul, 24.01.2016
  
Bir evlilik programı sunucusu Esra Erol’a, OBA Makarna ürününün tanıtımı için üç milyon lira ödenmesini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “sosyal gerçeklikleri göz ardı eden bu reklâm anlaşması, tüketiciyi rahatsız etmiştir” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

OBA Makarna isimli ürünün tanıtımı için hazırlatılan kırkbeş saniyelik reklâm filmi yayınlanmaya başlamıştır. Medyada yer alan haberlere göre, kırkbeş saniyelik reklâm filminde görünmesi karşılığında, bir evlilik programı sunucusu olan Esra Erol’a üç milyon lira ücret ödenmiştir.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), ekonomide serbestlikten ve tam rekabetten yana olup serbest girişimi desteklemektedir. Ancak bir makarnanın tanıtımı için hazırlatılan reklâm filmi için bir kimseye üç milyon lira ücret ödenmesi, ülke gerçeklerinden uzak, sosyal adalet ve paylaşım duygusunu zedeleyecek boyutta bir yaklaşımdır.

Firmaların ürünlerinin satışını arttırmak için reklâm ve tanıtım çalışmaları yapılması, rekabetin ve ekonominin doğası gereği ve tüketici yararınadır. Firma ve ürünün toplumda yaygınlaşması ve kabullenilmesi için reklâm çalışmalarının yanında, sosyal sorumluluk projeleri de gerçekleştirilmektedir.

Sosyal sorumluluk; firmaların çalışma yaptıkları alanda, ortamı koruma ve geliştirme konusundaki yükümlülüklerini kapsamaktadır. Doğal çevreyi koruma, tüketicilere kaliteli ve güvenli ürünler sunma, çalışan haklarını tanıma, toplumun refah seviyesi ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini desteklemek, günümüzde çok sayıda firma tarafından gerçekleştirilen ve ekonomiye ilişkin genel kabul içinde yer alan sosyal sorumluluk uygulamalarıdır.

Elbette bir firmanın parasını nereye harcayacağına ilişkin tercihlerine karışmak kimsenin hakkı değildir. Ancak firmanın tercihlerini sorgulamak ve firma ve ürünleri için satın alma kararını vermek de, tüketicinin en doğal hakkıdır.

Bu nedenle ülkemizdeki gelir paylaşımı adaletsizliğini, sosyal gerçekliğini göz ardı eden, kırkbeş saniye için verilen üç milyon lira ile yayınlanacak bir reklâm filmi yerine bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirme tercihinde bulunmayan OBA Makarnacılık San. ve Tic. AŞ. ve bu firmanın ürettiği OBA Makarna markalı ürünleri ve üç milyon lira ücretin muhatabı Esra Erol ve kendisinin ATV’de yayınlanan İzdivaç isimli evlilik programını protesto ediyoruz.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF); OBA Makarnacılık San. ve Tic. AŞ. ve Esra Erol’a, tüketicinin tüketimden gelen gücünün harekete geçmesi ile satışların artması yerine pazar payının azalacağı uyarısını yapmaktadır.
  
Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

7 Şubat 2016 Pazar

Tarladan aldım 7 lira markete geldim 27 lira

Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar dört kat arttı. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı markette 27 liraya çıktı. Tüketici ve üretici arasındaki aracılar nedeniyle fiyatların arttığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın bu soruna çözüm bulamadığını söyledi.



Üreticiyle tüketici arasındaki aracılar nedeniyle sebze meyve fiyatları artmaya devam ediyor. Tarlada 50 kuruş olan portakal, markete gelene dek yüzde 347 zamlanarak 2 lira 24 kuruşa yükseldi. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı ise markete gelene dek yüzde 284 artarak 27 liraya yükseldi. Vatandaşın sepetindeki ürünlerin fiyatlarında yaşanan aşırı artış nedeniyle mutfakların yangın yerine döndüğünün altını çizen tüketici hakları savunucuları, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirtti. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidar haldeki bu yapılanmayı yok edemedi.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), üretici ile market fiyatları arasında meydana gelen uçurumu ortaya koyan bir çalışma yaptı. Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar üç-dört kat arttı. Üreticilerin sattığı fiyat ile marketteki fiyat farkı portakalda 4,5 katı, maydanozda 4,2 katı, patateste 3,9 katı, kuru incirde 3,8 katı, kuru kayısıda 3,6 katı, elmada 3,4 katı, havuç ve mandalinada 3,3 katı buldu. Aralık ayında üreticide, 50 kuruş olan portakal markette 2 lira 24 kuruşa, üreticide 27 kuruş olan maydanoz markette 1 lira 10 kuruşa, üreticide 44 kuruş olan patates markette 1 lira 71 kuruşa, üreticide 7 lira olan kuru incir markette 26 lira 93 kuruşa satıldı. Tarladan sofraya gelene kadar kuru kayısının fiyatı 9 lirada 32 lira 40 kuruşa, elmanın fiyatı 96 kuruştan 3 lira 24 kuruşa, havucun fiyatı 54 kuruştan 1 lira 79 kuruşa, mandalinanın fiyatı ise 66 kuruştan 2 lira 15 kuruşa çıktı. 

Üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirten Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Parsayı aradaki aracılar topluyor.” vurgusu yaptı. Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın haldeki bu yapılanmayı yok edemediğini söyleyen Deniz, bu konuda kooperatifleşme başta olmak üzere cesur adımlar atılması gerektiğini ve zaman kaybetmeden müdahale edilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

RUSYA'YA ÜRÜN SATILAMAYINCA FİYATLAR DÜŞTÜ
Hem üreticide hem markette fiyatı en fazla artan ürün olan kabağın bu dönemde örtü altında üretildiğini, hava sıcaklıklarının düşmesiyle bitki gelişiminin yavaşladığını bildiren TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bitki gelişiminde yavaşlamayla hasat edilen ürün miktarının azaldığını bunun da fiyatlara yansıdığını belirtti. Patlıcan, sivri biber, salatalık, domates gibi ürünlerde de benzer bir durumun söz konusu olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Kışlık sebzelerden ıspanak, pırasa, lahana, karnabahar gibi ürünlerde de düşük hava sıcaklıkları nedeniyle yavaş gelişme yüzünden fiyatlarda artış yaşandı. Hasat döneminde olan havuçta, arzın artması nedeniyle fiyatlar geriledi. Rusya ile yaşanan durumdan kuru kayısı ve kuru üzüm de etkilendi. İhracata gidecek ürün iç piyasaya yönelince fiyat düşüşü yaşandı.” dedi.

Koray tekin, 04.01.2016 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tarladan-aldim-7-lira-markete-geldim-27-lira_2336268.html

6 Şubat 2016 Cumartesi

Elektrikte Fatura Şoku

Hükümet yılbaşına elektrik zammıyla başladı. Doğalgaz ve petroldeki şok düşüşe rağmen elektriğe yüzde 6,8 zam yapıldı.

Türkiye’de tüketilen elektriğin yarısı doğal gazdan üretiliyor. Petrol fiyatlarının dip yaptığı bir dönemde doğalgaza yüzde 20 indirim beklenirken elektriğe zam geldi. EPDK sanayide kullanılan elektriğe yüzde 6,8, konutlarda kullan elektriğe ise yüzde 3,8 zam yaptı. EPDK, zamma gerekçe olarak da elektrik dağıtım şirketlerinin yapması gereken zorunlu yatırım ve işletme giderleri, iletim yatırım ihtiyacı ve enerji maliyetlerindeki artışı gösterdi. Zam, 1 Ocak 2016’dan itibaren geçerli olacak. 

İNDİRİM BEKLENİYORDU 
EPDK, geçen ay başında dağıtım şirketlerinin işlettiği şebekeler üzerinden elde ettiği reklam, kira ile baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim altyapısı kullanım gelirlerinin yanı sıra yapacağı danışmanlık hizmetlerinden kaynaklanan gelirlerinin tüketiciye indirim olarak yansımasını öngören bir karar almıştı. Bu kararın elektrik fiyatlarına indirim olarak yansıması bekleniyordu.

KALİTE DÜŞÜK 
Tüketiciler Birliği Başkanı Mehmet Bülent Deniz, zamma tepki göstererek, 2016’nın fiyatlar ve hizmetler açısından zor geçeceğini söyledi. Deniz, “Elektrik hem pahalı hem de çok ciddi bir kalite düşüklüğü var. Asgari ücret 1300 lira yapılırken hemen arkadan elektriğe zam yapıldı” dedi. 

YARISI DOĞAL GAZDAN ÜRETİLİYOR KAYIP KAÇAĞI DA VATANDAŞ ÖDÜYOR
Elektriğe gelen zammın yanında kayıp-kaçaklar da vatandaşa fatura ediliyor. 2014 yılında en yüksek kayıp kaçak oranları yüzde 74 ile Dicle, yüzde 61 ile Vangölü ve yüzde 26 ile Aras bölgesinde gerçekleşmişti. En düşük ise yüzde 6,33 ile Trakya dağıtım bölgesinde gerçekleşti

01.01.2016, Özgür Düşünce
http://www.ozgurdusunce.net/ekonomi/elektrikte-fatura-soku-h9068.html

4 Şubat 2016 Perşembe

"İçenin canı, satanın özgürlüğü gidiyor"

Yılbaşı öncesi kaçak içki satışının önlenmesine yönelik denetim ve operasyonlar artarken uzmanlardan "Ucuz diye yapılan tercihler, yaşama mal olabilir" uyarısı geldi. 

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, değişik aroma ve boyalarla rakı, votka ve viski gibi içkilere benzetilerek damacana ve pet şişelere doldurulan sahte içkiler, bandrollü içki fiyatının yaklaşık üçte biri fiyatına bakkal, manav ve seyyar tezgahlarda satışa sunuluyor.

Özellikle alkol bağımlılarının talep ettiği sahte içkileri, bazı turistik işletmelerin de müşterilerine servis ettiği belirtiliyor.

Sahte içkiye özellikle sahil kesimlerde daha sık rastlanıyor, operasyonlarda ele geçirilen sahte içki miktarında Adana, İzmir ve İstanbul başı çekiyor.

Sahte içki üreticileri, tarımsal ürünler damıtılarak elde edilen etil alkol yerine, risklerini gözardı edip dörtte biri fiyatına alabildikleri, kimya sanayisinde yararlanılan, odun, kömür hatta doğalgaz damıtılarak oluşturulan, çeşidi ve kullanım miktarına göre insan sağlığına değişik oranlarda zarar veren metil alkol kullanabiliyor.

"Ruhsatsız içki almayın"
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yılbaşı nedeniyle alkollü içki tüketiminde artış beklendiğine işaret ederek, "İçki alacakların, mutlaka kayıtlı iş yerlerinden, marketlerden, bandrolü olan içkileri tercih etmeleri gerekiyor. Yakın zamanda yaşanan ölümlerin, tekrar yaşanmaması gerekir. Ucuz diye yapılan tercihler, kişinin yaşamına mal olabilir" diye konuştu.

İzmir Halk Sağlığı Müdürü Bediha Kızılkaya da olumsuz durumlarla karşılaşmamak için öncelikle ruhsatsız içki alınmaması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Metil alkol zehirlenmesi, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, görmede bozukluk, böbrek sorunu, idrara çıkamama veya bilinç bulanıklığı belirtileriyle ortaya çıkabiliyor. İçtiğini kusturmak belki pratikte düşünülebilir ama belirtiler çıktıysa zaten bunun için geç kalınmıştır. O yüzden zehirlenme şüphesi olanlar, vakit geçirmeksizin sağlık kuruluşlarına götürülmeli."

Emre Umurbilir, 30.12.2015 Anadolu Ajansı http://aa.com.tr/EN/turkiye/icenin-cani-satanin-ozgurlugu-gidiyor/498340

18 Ocak 2016 Pazartesi

"Kuyruğa girip düşünce suçu(!) işledik"

Bir grup aydın ve sanatçı, tepkilere yol açan “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imzalarını atarak, kendileri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Geçtiğimiz günlerde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan bin 128 akademisyen hakkında başlatılan soruşturmalara tepki gösteren bir grup aydın ve sanatçı Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde toplandı.

Grup adına müzisyen Şanar Yurdatapan, kısa bir açıklama yaptı. Akademisyenlerin hazırlamış olduğu bildiriyi hatırlatan Yurdatapan, “Bu bildirinin başına gelenleri herkes biliyor. Vatan haini ilan edildiler. Şimdi biz bu bildirinin altına imzalarımızı atarak, gidip içeride savcıya ‘Bu bir suçsa biz de suçluyuz. Buyrun’ diye kendimizi ihbar etmeye geldik. Yapacağımız iş bundan ibarettir” dedi.

Yurdatapan’ın ardından gazeteci Ceyda Karan, akademisyenlerin hazırladığı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini okudu. Grup daha sonra, kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmak üzere adliyeye giriş yaptı.

BİLDİRİYE İMZALARINI ATTILAR
Başsavcılığa sunulan dilekçeye, Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, yazarlar Ayşegül Devecioğlu, Necmiye Alpay, emekli subay Bahadır Altan, gazeteciler Ceyda Karan, Erol Önderoğlu, Gürhan Ertür, Halim Bulutoğlu, avukat Mehmet Bülent Deniz, yönetmen Melek Özman, Necmi Demir, Nergis Savran, müzisyenler Pınar Aydınlar, Şanar Yurdatapan Ferhat Tunç, ve dansçı Zeynep Tanbay imzalarını atarak kendileri hakkında suç duyurusunda bulundular.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATMIŞTI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçtiğimiz hafta, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinde imzası bulunan bin 128 akademisyenden, İstanbul Adalet Sarayı’na bağlı ilçelerdeki üniversitelerde çalışan akademisyenler hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlarından re’sen soruşturma başlatmıştı.
                           


17 Ocak 2016 Pazar

maris'in dişleri 01/17 ocak'16 #filgunlugu

Viyana Filarmoni 1842’de kurulmuş.
Orkestranın özelliği tüm kararlarının üyeleri tarafından alınıyor olması.
Üyeleri Viyana Devlet Operası Orkestrası’nda üç yıl deneme süresini tamamlayanlar arasından belirleniyor.

Ve bu orkestranın 1940’dan bu yana aksatmadan gerçekleştirdiği yeni yıl konseri, her yılın ilk gününde.

Muhteşem bir salonda, Strauss ailesinin eserlerinin ağırlıkta olduğu polkalar, ufak bir bale gösterisi ve Avrupa’nın asilzadeleri, jet sosyetesinin doldurduğu salonun alkışlarıyla eşlik ettiği Kaiser-Walzer ile müthiş final.

Biletleri 2 Ocak-28 Şubat arası satılır ve bu tarihte bileti satın alabilen şanslı sanatseverler onbir ay sonraki konseri canlı izleyebiliyor.

Ama konser doksan ülkede konser canlı veriliyor.
TRT de yaklaşık yirmi yıldır yayınlar.
Benim için de yılın ilk günü klasiği.

Bu yıl Maris Janson şef olarak sahne aldı.
Olağanüstü, sıcak bir konser.
Tek sorun Janson’un takma olduğu hissine kapıldığım ön dişleri oldu.
…..

Geçen seferki yeni anayasa girişimi, bir çok açıdan hayalkırıklığı oldu, özellikle toplumun sürece katılımı anlamında.
TBMM Anayasa Komisyonu sivil toplumdan görüş almaya çalıştı. Ancak hem görüş alma yöntemi, hem de katılım bakımından beklenen olmadı.

2016 Anayasa yılı olacağa benziyor.
Anayasa üzerine okumalara zaman ayırmak gerek.
Bilmiyorsak, müdahil olamayız.

En önemli paradoks başkanlık sistemi.
“Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün, 7 Haziran’daki sonucunu biliyoruz, HDP oylarındaki artış.
Ancak “O’nu başkan yaptırmamak” sadece Kürtlere ihale edilmiş bir iş midir?
…..

Şehitler ölmez.
Amenna.

Siviller şehit olmaz.
Onlar sadece ölür.
…..

Şiddet, şiddeti doğuruyor.
Net.
…..

Ülkede işler yolunda gitmediğinde, merak edenler aynaya baksınlar.
İlk nedeni orada görecekler.
…..

90’lı yıllardı.
Kimileri düşündüğü ve düşündüğünü söylediği için “TCK. 312. madde”den yargılanıp ceza alıyor ve hapse atılıyordu.
Eleştirinin, muhalefet etmenin önünde karabasanların olduğu, sisteme dair “bir şey diyen” için başına neler gelebileceğinin meçhul olduğu zamanlardı.

O dönem, bir şeyler yapmak adına açıkladığı düşünceleri nedeniyle yargılanan ve ceza alan kişiler için sivil itaatsizlik eylemleri yapılıyordu. Amaç, o dönemin TCK. 312. maddesi nedeniyle bu özgürlüğün tepesinde sallanan Demokles’in kılıcının yok edilmesiydi.

Birkaç eyleme ben de katılmış, hatta Murat Bozlak, Hasan Celal Güzel, Necmettin Erbakan ve birkaç kişi için yapılan ve onbinlerce imzanın toplandığı bir kampanyayı da yürütenler arasında yer almıştım.
Şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yaşar Kemal ve daha niceleri için kendimizi Savcılığa ihbar edip düşündüğünü açıkladığı için yargılanan kimselerin suçuna iştirak ettiğimizi açıklıyor ve yargılanmak istiyorduk. Çıkış noktası Voltaire idi; “Düşüncelerinizi hiçbirine katılmıyorum, ama bunu özgürce ifade edebilme hakkınızı sonuna kadar destekliyorum. Çabalar sonuç verdi ve 2002’den sonra, düşünceyi açıklama özgürlüğünün önündeki engeller kaldırıldı.

Yazık ki, dönüp dolaşıp yıllar sonra aynı yere geldik.
Şimdi, 1128 hain edindik.
Bu kadar sayıda akademisyen bir bildiri açıkladı.
Ne yabancı işbirlikleri kaldı, ne de vatan hainlikleri.
Savcılık soruşturma açtı, bildiride imzası olanlar evlerinden alınıp ifadeleri alındı. Bir kaçı üniversitelerinden kovuldu, kimilerinin kapıları “X” ile işaretlendi, dahası adı çetecilikle anılan birisi tarafından “kanlarının oluk oluk akıtılacağı ve akan kanlardan duş alınacağı” açıklandı.
Ve işin trajik yanı, bütün bu ateşin fitili, kendisi de düşüncesini açıkladığı için hapis yatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tutuşturuldu.

Metni okudum.
Sorunlu bir metin.
Ancak evrensel kurallar ve anlayış açık; içeriğine katılmasam da, şiddete çağrı veya nefret suçu içermeyen her düşünce açıklamasının özgürce açıklanabilmesinin yanındayım.
Kavgam budur.
Bu bildirinin altına imzamı atıp kendimi Savcılığa ihbar edip yargılanma isteminde bulunacağım.
Yani kavgamı vereceğim.
…..

Akademisyen tartışmasına denk geldi, “Ne ders Olsa Veririz Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü” elimde. (“Ne Ders Olsa Veririz” Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü, Aslı Vatansever-Meral Gezici Yalçın, İletişim, İstanbul, 2015, 3. Baskı)
Bildiri sonrası Vakıf üniversitelerindeki kovulma öyküleri ışığında okumaya başladım.
Kitap “vakıf üniversitesi” saçmalığından (ya da ticarileşen sözde vakıf üniversitesinden) yola çıkmış. Akademisyen emeğinin yani vasıflı emeğin değersizleşmesine, güvencesizleştirilmesine göz atıyor.

Vakıf üniversiteleri.
YÖK’ün sitesine baktım; şu anda 193 üniversite var. Bunların 109’u devlet, kalanı vakıf üniversitesi.
İlk üniversite 1933’de açılmış.
İlk vakıf üniversitesi de, 1992’de.
İlk zamanlar vakıf üniversitelerinin açılması çok yavaş. 2000’lerden sonra yağmur gibi üniversite kuruluş izinleri verilmeye başlanıyor.


Ve şimdi, bunca vakıf üniversitesinin “sözde” üniversite olduğuna ilişkin saptamalar; “ “Sözde” dememizin nedeni, bu kurumların çoğunun ismen “vakıf” üniversitesi olmasına rağmen, bir vakıftan farklı olarak kamu yararından önce ve had safhada kâr amacı gütmeleri ve dahası üniversiteden sağlanan kârı, üniversite sahiplerinin diğer sektörlerdeki yatırımlarına aktardıklarının düşünülmesidir.” (“Ne Ders Olsa Veririz” Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü, Aslı Vatansever-Meral Gezici Yalçın, İletişim, İstanbul, 2015, 3. Baskı, Sayfa 22/dn.7)

#filgunlugu
Bütünü için tıklayın

Vatandaşlar 44 milyon lira dolandırıldı

2015'in iz bırakan olaylarından biri telefon dolandırıcılığı oldu. Emniyetin verilerine göre vatandaşlar toplam 44 milyon lira dolandırıldı. Tüketiciler Birliği Federasyonu'na göre bu rakam buzdağının sadece görünen kısmı. Çoğu kişinin şikayetçi olmak bir yana, dolandırıldığını en yakınındakilere bile söyleyemediği belirtiliyor. 

Türkiye'de telefon dolandırıcılığıyla elde edilen kazanç sadece 2015 yılında 44 milyon lira. Ancak Tüketiciler Birliği Federasyonu'na göre bu miktar buzdağının görünen kısmı. Emniyet verilerine göre bu yıl dolandırıcılık suçlamasıyla 100 kişi tutuklandı ancak yine de dolandırıcılığın önüne geçilemiyor. Akıllı telefon kullananların daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü uygulamalar nedeniyle vatandaşların kimlik numarası, ev adresi gibi bilgileri açığa çıkıyor ve bu da dolandırıcıların işine yarıyor.

24.12.2015, NTV Ana Haber
24.12.2015, NTV http://www.ntv.com.tr/ekonomi/vatandaslar-44-milyon-lira-dolandirildi,aDeVV_4iP0O0CUsTSUr9Dg

5 Ocak 2016 Salı

İndirim Tuzağına Düşmeyin!

Yaklaşan yeni yılla birlikte firmaların da yeni yıl kampanyaları başladı. Peki, tüketiciler alışveriş yaparken nelere dikkat etmeli? Tüketici Hakem Heyetleri’ne ve Tüketici Mahkemeleri’ne yapılacak başvurularda parasal sınırlar 1 Ocak 2016 itibariyle değişiyor. Tüketici Mahkemelerine başvuru yapılırken neleri göz önünde bulundurmalıyız? Bu konularda merak edilenleri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat M. Bülent Deniz Hukuk Ajansı'na değerlendirdi.

- Tüketici Mahkemelerine başvuracaklar nelere dikkat etmeli?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Ülkemizde tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerine başvuru süresi her geçen gün artıyor. Tüketici hukukuna ve Tüketici Yasasına göre tüketici, hakkını aramak için öncelikle Tüketici Hakem Heyetine, ardından Tüketici Mahkemesine gitmelidir. Bunun bir parasal sınırı dahilinde; tüketicinin probleminin miktarı önem taşıyor. 

2015 yılı için 3 bin 3 yüz TL’ye kadar olan problemlerde tüketici önce kaymakamlıkta veya illerdeki Gümrük ve Ticaret Bakanlığı evresindeki Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapıyor. 3 bin 2 yüz TL’ye kadar olan problemler için hakem heyetinin verdiği kararlar kesin ve mahkeme kararı niteliğindedir. Sadece satıcı veya üretici firma bu konuda tüketici mahkemesine itiraz yolunu kullanabiliyor. 

"Tüketici için önemli bir ‘kanıt’ niteliğinde"
3 bin 3 yüz on TL üzerindeki problemlerde ise hakem heyeti tüketicinin talebini kabul etmişse, bu bir mahkeme kararı değil ama tüketici için önemli bir ‘kanıt’ niteliğinde. Tüketici, bu hakem heyeti kararından yola çıkarak tüketici mahkemesine dava açıp hakkını arayabilir. Bütün bu işlemlerden daha önce, mutlaka tüketicinin talebini ‘yazılı’ bir şekilde ya da ilettiğini kanıtlayabilecek şekilde üretici firmaya, bankaya mutlaka iletmesi gerekiyor.

- "Yılbaşına özel indirim" adı altında müşteri çekip mevcut fiyat üzerinden satış yapanlara karşı vatandaşları nasıl uyarırsınız? Tüketiciler alışveriş yapmadan önce neleri göz önünde bulundurmalı?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Yılbaşı, bayram gibi toplum için önemli günlerde, bir taraftan bankalar bir taraftan da satıcılar yoğun kampanyalara başlıyorlar. Özellikle bankalar; geleneksel bayram kredisi gibi bize ters sloganlarla tüketici kredisi pazarlıyorlar. Satıcılar da o tarihe özel indirim yapmış gibi kampanya başlattıklarını ilan ediyorlar. 

Halbuki dikkatli bir tüketici, kampanya başlamadan evvel fiyatları hatırlıyorsa, kampanyada ilan edilen fiyatların artı ‘indirim’ değil, hatta çoğu kez karşımıza çıkıyor, kampanyadan önceki fiyattan daha ‘yüksek’ olduğunu görebilir.

"Ucuza alabileceği ürünü pahalıya almamalı"
Dolayısıyla bu tür reklamlar, duyurular ve ilanlarla ilgili tüketicinin dikkatli olması gerekir. Örneğin; firmalar vitrinin camına "%60 yılbaşı indirimi" diyor ama altına küçük harflerle "%60’a varan" ibaresini ekliyor tüketiciyi o yazıyı görmüyor veya bütün ürünlerde %80 indirim diye giriyor sadece %80 indirim yapılan şey; tüketicinin belki hiç tercih etmeyeceği, çok az sayıda sergilenen ürün olabiliyor. Burada amaç tüketiciyi, mağazanın içerisine çekmek biz buna "ortalama" diyoruz. 

Tüketici bu kampanya ilanlarına kanarak, aslında kampanya dışında ucuza alabileceği ürünü pahalıya almamalı. Öte yandan firmalar, bankalar gibi kuruluşların ilk tarihlere göre kampanyaları, tüketiciyi tüketime sevk eden, aslında hiç hesapta olmayan ürünleri satın almasına, krediler çekmesine neden olan bir uygulama haline de dönüşüyor. Bu tarihler gelip geçici, seneye tekrar bayram ve yılbaşı gelecek dolayısıyla tüketici, planladığı şeyler dahilinde alışverişini gerçekleştirmelidir.

- Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, kart aidatları ve dosya masrafı konusunda tüketicileri rahatlatacak yeni bir düzenleme için ocak ayında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Bankalar Birliğiyle görüşeceklerini belirterek, "Tüketici hakem heyetlerinin üzerindeki yükü almanın bir yolu da bu kart aidatlarının bir kurala bağlanması" dedi. Size göre hakem heyetlerinin üzerindeki yükü nasıl azalır, bakanın bu düzenlemesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Tüketici Hakem Heyetinin önünde on binlerce, yüz binlerce dosya var bu dosyaların birçoğu bankalarla ilgili. Birkaç yıldır tüketici ve banka ilişkisinin son derece bozuk olduğunu, toplumu gerdiğini ve tüketici moralinde negatif etki oluşturduğunu ifade ediyoruz. Bankaların bankacılık faaliyetleri dışındaki gelirlerine baktığımız zaman, parayı alıp-satma nedeni ile elde ettikleri kardan daha çoğunu komisyon, kart aidatı ve dosya masrafı gibi ürünlerden aldığını görmekteyiz. Bunlar tüketiciyi çok rahatsız ediyor, bu paraların alınması ile ilgili birtakım yargısal başvurular yapıldı, yüz binlerce tüketici yargı yoluna gitti.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu kararlara kadar yansıyan süreçlerde, tüketicinin kart aidatı, dosya masrafı gibi bankaların adeta haraç niteliğinde tüketiciden aldığı paraların, tüketiciye iadesine karar verildi. Bütün bunlar yaşanırken 2014 yılında yürürlüğe giren “Tüketici Yasası” ile bu problemin çözüleceği, bankaların bu tip masraf kalemlerinin azaltılacağı veya adil hale getirileceği zamanın Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya ifade edilmiş, bir taslak hazırlanmış ve gerçekten de bankaların aidat başlığı olmak üzere, tüketiciyi rahatsız eden bu haraçların önüne geçeceği ümidi uyanmıştı. 2013 Kasım ayında TBMM’de kabul edilen ve 2014 Mayıs ayında yürürlüğe giren “Tüketici Yasası”na baktığımızda tam tersi bir sonuçla karşı karşıya kaldık. 

"Bankalar tüketiciye aidatsız kredi kartı teklif etmek zorunda ancak..."
Bankaların aldığı bu paraların hangi kalemden ne kadar alınacağı kararının BDDK’ya verildiğini, dolayısıyla yasal hale getirildiğini görüyoruz. Ufak bir düzenleme yapıldı, bankalar kredi kartlarıyla beraber bir tane ‘aidatsız kredi kartı’ vermek zorunda bu da aynı yasa ile gündeme gelen yasalaştırılan bir konu. Bankalar tüketiciye aidatsız kredi kartı teklif etmek zorunda ancak aidatsız kredi kartının taksit imkanı, puan, bonus gibi imkanları olmuyor, yalın kart dediğimiz bir kart tipi. Bu durum 2014’ten beri yürürlükte. Yeni bakanımızı görevinden dolayı tebrik ediyoruz, kendisinin Gümrük ve Ticaretin Bakanı olduğu kadar, tüketicin de bakanı olduğuna inanıyoruz. 

Bakan Bey’in dile getirdiği aidatın tek kaldırılmaya çalışıldığı, aidatsız bir kartın piyasaya sürüleceği için bankalarla görüşme yapıldığına ilişkin demecini, kendisinin yanlış bilgilendirilmiş olmasına bağlıyoruz. 2014’ten beri bu yasal olarak gerçekleştirilmesi gereken bir durum, bu durum aidatlarla ilgili başvuru sayısını azaltmayacaktır çünkü piyasada 60 milyona yakın kredi kartı var ve çoğu yalın kart dediğimiz bir kart tipinde değil yani eskiden almış olduğumuz kartlar. Tüketici de yalın kartı taksit ve benzeri imkanlar olmamasından dolayı tercih etmiyor.

Meryem Karadağ, 24.12.2015 Hukuk Ajansı http://www.hukukajansi.com/ozel-haber/indirim-tuzagina-dusmeyin-h27326.html