hukuk ajansı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk ajansı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

İndirim Tuzağına Düşmeyin!

Yaklaşan yeni yılla birlikte firmaların da yeni yıl kampanyaları başladı. Peki, tüketiciler alışveriş yaparken nelere dikkat etmeli? Tüketici Hakem Heyetleri’ne ve Tüketici Mahkemeleri’ne yapılacak başvurularda parasal sınırlar 1 Ocak 2016 itibariyle değişiyor. Tüketici Mahkemelerine başvuru yapılırken neleri göz önünde bulundurmalıyız? Bu konularda merak edilenleri, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat M. Bülent Deniz Hukuk Ajansı'na değerlendirdi.

- Tüketici Mahkemelerine başvuracaklar nelere dikkat etmeli?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Ülkemizde tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerine başvuru süresi her geçen gün artıyor. Tüketici hukukuna ve Tüketici Yasasına göre tüketici, hakkını aramak için öncelikle Tüketici Hakem Heyetine, ardından Tüketici Mahkemesine gitmelidir. Bunun bir parasal sınırı dahilinde; tüketicinin probleminin miktarı önem taşıyor. 

2015 yılı için 3 bin 3 yüz TL’ye kadar olan problemlerde tüketici önce kaymakamlıkta veya illerdeki Gümrük ve Ticaret Bakanlığı evresindeki Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapıyor. 3 bin 2 yüz TL’ye kadar olan problemler için hakem heyetinin verdiği kararlar kesin ve mahkeme kararı niteliğindedir. Sadece satıcı veya üretici firma bu konuda tüketici mahkemesine itiraz yolunu kullanabiliyor. 

"Tüketici için önemli bir ‘kanıt’ niteliğinde"
3 bin 3 yüz on TL üzerindeki problemlerde ise hakem heyeti tüketicinin talebini kabul etmişse, bu bir mahkeme kararı değil ama tüketici için önemli bir ‘kanıt’ niteliğinde. Tüketici, bu hakem heyeti kararından yola çıkarak tüketici mahkemesine dava açıp hakkını arayabilir. Bütün bu işlemlerden daha önce, mutlaka tüketicinin talebini ‘yazılı’ bir şekilde ya da ilettiğini kanıtlayabilecek şekilde üretici firmaya, bankaya mutlaka iletmesi gerekiyor.

- "Yılbaşına özel indirim" adı altında müşteri çekip mevcut fiyat üzerinden satış yapanlara karşı vatandaşları nasıl uyarırsınız? Tüketiciler alışveriş yapmadan önce neleri göz önünde bulundurmalı?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Yılbaşı, bayram gibi toplum için önemli günlerde, bir taraftan bankalar bir taraftan da satıcılar yoğun kampanyalara başlıyorlar. Özellikle bankalar; geleneksel bayram kredisi gibi bize ters sloganlarla tüketici kredisi pazarlıyorlar. Satıcılar da o tarihe özel indirim yapmış gibi kampanya başlattıklarını ilan ediyorlar. 

Halbuki dikkatli bir tüketici, kampanya başlamadan evvel fiyatları hatırlıyorsa, kampanyada ilan edilen fiyatların artı ‘indirim’ değil, hatta çoğu kez karşımıza çıkıyor, kampanyadan önceki fiyattan daha ‘yüksek’ olduğunu görebilir.

"Ucuza alabileceği ürünü pahalıya almamalı"
Dolayısıyla bu tür reklamlar, duyurular ve ilanlarla ilgili tüketicinin dikkatli olması gerekir. Örneğin; firmalar vitrinin camına "%60 yılbaşı indirimi" diyor ama altına küçük harflerle "%60’a varan" ibaresini ekliyor tüketiciyi o yazıyı görmüyor veya bütün ürünlerde %80 indirim diye giriyor sadece %80 indirim yapılan şey; tüketicinin belki hiç tercih etmeyeceği, çok az sayıda sergilenen ürün olabiliyor. Burada amaç tüketiciyi, mağazanın içerisine çekmek biz buna "ortalama" diyoruz. 

Tüketici bu kampanya ilanlarına kanarak, aslında kampanya dışında ucuza alabileceği ürünü pahalıya almamalı. Öte yandan firmalar, bankalar gibi kuruluşların ilk tarihlere göre kampanyaları, tüketiciyi tüketime sevk eden, aslında hiç hesapta olmayan ürünleri satın almasına, krediler çekmesine neden olan bir uygulama haline de dönüşüyor. Bu tarihler gelip geçici, seneye tekrar bayram ve yılbaşı gelecek dolayısıyla tüketici, planladığı şeyler dahilinde alışverişini gerçekleştirmelidir.

- Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, kart aidatları ve dosya masrafı konusunda tüketicileri rahatlatacak yeni bir düzenleme için ocak ayında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Bankalar Birliğiyle görüşeceklerini belirterek, "Tüketici hakem heyetlerinin üzerindeki yükü almanın bir yolu da bu kart aidatlarının bir kurala bağlanması" dedi. Size göre hakem heyetlerinin üzerindeki yükü nasıl azalır, bakanın bu düzenlemesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mehmet Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Tüketici Hakem Heyetinin önünde on binlerce, yüz binlerce dosya var bu dosyaların birçoğu bankalarla ilgili. Birkaç yıldır tüketici ve banka ilişkisinin son derece bozuk olduğunu, toplumu gerdiğini ve tüketici moralinde negatif etki oluşturduğunu ifade ediyoruz. Bankaların bankacılık faaliyetleri dışındaki gelirlerine baktığımız zaman, parayı alıp-satma nedeni ile elde ettikleri kardan daha çoğunu komisyon, kart aidatı ve dosya masrafı gibi ürünlerden aldığını görmekteyiz. Bunlar tüketiciyi çok rahatsız ediyor, bu paraların alınması ile ilgili birtakım yargısal başvurular yapıldı, yüz binlerce tüketici yargı yoluna gitti.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu kararlara kadar yansıyan süreçlerde, tüketicinin kart aidatı, dosya masrafı gibi bankaların adeta haraç niteliğinde tüketiciden aldığı paraların, tüketiciye iadesine karar verildi. Bütün bunlar yaşanırken 2014 yılında yürürlüğe giren “Tüketici Yasası” ile bu problemin çözüleceği, bankaların bu tip masraf kalemlerinin azaltılacağı veya adil hale getirileceği zamanın Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya ifade edilmiş, bir taslak hazırlanmış ve gerçekten de bankaların aidat başlığı olmak üzere, tüketiciyi rahatsız eden bu haraçların önüne geçeceği ümidi uyanmıştı. 2013 Kasım ayında TBMM’de kabul edilen ve 2014 Mayıs ayında yürürlüğe giren “Tüketici Yasası”na baktığımızda tam tersi bir sonuçla karşı karşıya kaldık. 

"Bankalar tüketiciye aidatsız kredi kartı teklif etmek zorunda ancak..."
Bankaların aldığı bu paraların hangi kalemden ne kadar alınacağı kararının BDDK’ya verildiğini, dolayısıyla yasal hale getirildiğini görüyoruz. Ufak bir düzenleme yapıldı, bankalar kredi kartlarıyla beraber bir tane ‘aidatsız kredi kartı’ vermek zorunda bu da aynı yasa ile gündeme gelen yasalaştırılan bir konu. Bankalar tüketiciye aidatsız kredi kartı teklif etmek zorunda ancak aidatsız kredi kartının taksit imkanı, puan, bonus gibi imkanları olmuyor, yalın kart dediğimiz bir kart tipi. Bu durum 2014’ten beri yürürlükte. Yeni bakanımızı görevinden dolayı tebrik ediyoruz, kendisinin Gümrük ve Ticaretin Bakanı olduğu kadar, tüketicin de bakanı olduğuna inanıyoruz. 

Bakan Bey’in dile getirdiği aidatın tek kaldırılmaya çalışıldığı, aidatsız bir kartın piyasaya sürüleceği için bankalarla görüşme yapıldığına ilişkin demecini, kendisinin yanlış bilgilendirilmiş olmasına bağlıyoruz. 2014’ten beri bu yasal olarak gerçekleştirilmesi gereken bir durum, bu durum aidatlarla ilgili başvuru sayısını azaltmayacaktır çünkü piyasada 60 milyona yakın kredi kartı var ve çoğu yalın kart dediğimiz bir kart tipinde değil yani eskiden almış olduğumuz kartlar. Tüketici de yalın kartı taksit ve benzeri imkanlar olmamasından dolayı tercih etmiyor.

Meryem Karadağ, 24.12.2015 Hukuk Ajansı http://www.hukukajansi.com/ozel-haber/indirim-tuzagina-dusmeyin-h27326.html

3 Ekim 2015 Cumartesi

Emisyon Hilesi Pahalıya Patladı

Alman otomotiv devi Volkswagen, ABD'de egzoz emisyon testlerinde hile yapan bir yazılım kullandığını açıklamasıyla dünya gündemine bomba gibi düştü. Nedir bu Volkswagen’in çıkardığı emisyon krizi? Konuyla ilgili merak edilenleri Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı avukat Bülent Deniz Hukuk Ajansı'na anlattı.

- Volkswagen’in emisyon skandalı dünya basınına bomba gibi düştü. Alman otomotiv devinin emisyon ölçümlerini olduğundan düşük göstermesi şirkete milyarlarca dolara malolacağı düşünülüyor. Öncelikle konuyu sizden dinleyebilir miyiz? Nedir bu Volkswagen’in çıkardığı emisyon krizi?

Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Bu iklim değişikliği ile ilgili endüstriyel yönetimde bir takım sınırlamalar getiriliyor. Bu sınırlamaların, yeryüzündeki bütün şirketlerin sözleşmede adı geçen bütün ülkeler tarafından uyulması gerektiğine ilişkin bazı hükümler var. Volkswagen bir dünya devi ve açıkçası piyasalar bir dünya devinin uluslararası sözleşmelerde belirlenmiş kuralların dışında üretim yapacağını aklına bile getirmezdi. Bu açıdan dünya kamuoyu için büyük bir sürpriz ve şaşkınlığa yol açtı.

"Skandal ortaya çıkmasaydı üretim devam edecekti" 
Ancak burada güzel bir şey var ki ortaya çıkan bu skandal üzerinden piyasalar kendi denetimini ve yaptırımlarını uygulamaya başladı. 

VW hisseleri Amerika’daki sürdürülebilirlik endeksinden çıkartıldı, VW CEO’su istifa etti ve şirket aleyhine çok büyük tazminat talepleri gündeme geldi. 

Uluslararası ekonominin kendi içindeki denetim mekanizmasının çok hızlı bir şekilde çalıştığını görüyoruz. 

Ancak öte bir dünya devinin böyle bir skandala imza atmış olması sistemin kendi denetimi bakımından ne kadar yetersiz olduğunu da ortaya koyuyor. Bu skandal ortaya çıkmasaydı üretim bu şekilde devam edecekti.

Tüketici de otomobil konusunda, belirlenen standartların dışında üretim yapıldığına ilişkin çok fazla tereddüt var. Bundan yaklaşık 15 yıl önce bizim Volkswagen’le ilgili Tüketiciler Birliği olarak yapmış olduğumuz bir çalışma vardı. Bize gelen bir ihbar üzerine bir çalışma yaptık. Volkswagen’in Caravelle model araçlarında frenle gaz pedalı arasındaki mesafenin belirlenen standartlardan daha kısa olduğunu tespit etmiştik. 

"Standart dışı üretimler skandala yol açıyor"
Bunun zararı şu; ayak ölçüsü 40 numaradan büyük olan bir tüketici VW Caravelle’yı kullanırken, fren yapması gerektiğinde gaz ve fren arası mesafe kısa olduğu için gecikmeli olarak frene basıyor ve kaza olasılığı artıyordu. Biz bunun benzer bütün otomobillerdeki, fren-gaz arasındaki mesafelerin ölçülerek ve Türk Standartları Enstitüsü ile AB’nin bu konudaki standartlarını inceleyerek VW Caravelle’nın standart dışı üretim yaptığını tespit etmiştik. Bu raporu AB’ne gönderdik ve rapor üzerinden VW şirketi, Caravella marka minibüslerinin fren-gaz pedalı arasındaki mesafeyi standarda uygun hale getirdi. 

Bu iki olayı yan yana koyduğumuz zaman çok bilindik büyük markaların dahi standart dışı üretim yapabilme konusunda gözü kara davrandığını görüyoruz. Dolayısıyla herhangi bir ihbar, tespit veya deneyim üzerine ortaya çıkan bu standart dışı üretimler skandala yol açıyor. Demek ki ekonomi ve üretim endüstrisi kendi içindeki bu denetim mekanizmasını daha sağlıklı çalıştırmak zorunda, aksi taktirde otomobil gibi insan hayatını ilgilendiren hassas bir üretim noktasında ciddi sorunlar çıkabilir. 

Tüketicilerden ülkemizdeki otomobillerle ilgili de bize zaman zaman, “motor hacmi belirtilen hacimde değil, kılavuzda yazılı olan özellikler yok” gibi bilgiler de geliyor. Ülkemizde de dışarıdan gelen bu araçların denetimiyle ilgili bir mekanizma oluşturulması gerekiyor. Ülkemizde üretilen yabancı marka otomobillerle ilgili denetimin doğru ve sağlıklı bir şekilde yapıldığına dair çok net kanaatimiz yok.

- Birkaç ülke VW marka dizel araçların satışını durdurdu. Türkiye’de böyle bir şey olur mu? Almanya böyle büyük bir markanın batmasına izin verir mi?

"Tüketici için tazminat yolları açık"
Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Türkiye’de böyle bir şey olmaz. VW’nin bu skandalı üzerine, yeryüzünün neresinde olursa olsun emisyon standartlarına uygun olmayan bütün otomobillerin geri çağırılması gerekiyor. Bu anlamda buna Türkiye’de dahildir çünkü emisyon uluslararası ölçekte belirlenen bir standart ve Türkiye’ye veya herhangi bir ülkeye satılan bir VW için de aynı uygulamanın yapılması gerekiyor. Ancak ülkemizde emisyon dışında üretilmiş VW’lerin geriye çağırılmasıyla ilgili herhangi bir bilgi henüz yok. Standart dışında üretilmiş bir aracı satın alan tüketici için tazminat yolları açık görülmektedir. 

- Bundan sonraki hukuki süreç hem Volkswagen markası, hem de marka yetkilileri için nasıl işleyecek?

Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Son gelen bilgiye göre VW bütün dizel araçlarını geri çağırma kararı aldı ve bu konudaki operasyona başladı. Bir iki gün daha şirketin bu konuyla ilgili tutumunu görmek gerekiyor. Ancak ülkeler gördüğümüz kadarıyla VW aleyhine yüksek miktarlı tazminat davaları açıyor. Bir de uluslararası ticari kuruluşlar (devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu ticari örgütler) bu konuda VW’e yaptırım uygulamaya başlayacaklar. Sanıyorum Türkiye’de bu halka içerisinde kendisine bir yer bulacaktır. Ortada ekonomiye verilen bir zarar söz konusuyla devlet olarak bu zararın şirketten talep edilmesinden daha doğal bir şey olamaz.

VW skandalı nasıl ortaya çıktı?
VW’nin dizel motorlara yerleştirdiği, çevreye ve sağlığa zararlı egzoz gazı değerlerini düşük gösteren aletin adı “Electronic Diesel Control 17”. Gizli bir bilgisayar yazılımı. VW’nin skandalı nasıl ortaya çıktı? ICCT adlı Uluslar arası çevre vakfında görevli Berlinli kimyager Peter Mock, Almanya’nın ABD için ürettiği otomobillerin Avrupa’dakinden çok daha temiz ve çevreye uygun olduğu görüşünden hareketle test yapmak istedi. ICCT, West Virginia Üniversitesi’ne 2014 Mart’ında görev verdi. Bir profesör, bir mühendis, iki öğrenci ve bir üniversite çalışanından oluşan 5 kişilik bir araştırma grubu kuruldu. 

Grup, elektrikli süpürgeye benzeyen, İki ölçüm aletinden oluşan, jeneratörlü ve hortumlu aleti aracın bağajına yerleştirerek, test için trafiğe çıktı. Araçlar 4 bin km trafikte kullanıldı. Egzoz gazının Avrupa’dakinden daha temiz olduğu düşüncesinden hareket eden araştırmacılar, tam tersi bir sonuç üzerine kendilerinin hata yaptığını sanarak, kim hata yaptı diye kavgaya tutuştu. İki ay sonra değerlerin doğru olduğu sonucuna varan araştırma grubu, Amerikan Çevre Ajansı’nı (EPA) alarma geçirdi. 2012 yapımı VW Jetta ve 2013 yapımı VW passat aracındaki egzoz gazı değerleri çok yüksek dedi. BMW X5 modelinin değerlerinin ise tuttuğunu belirtti. ABD Çevre Ajansı, 2014 Aralık ayında VW’ye bunun kaynağını sordu. VW değerlerin yüksek olmasına teknik bir sorunun neden olduğunu gösterdi ve Jetta, Golf, Beetle, Audi A3 model 482 bin aracı egzoz servisi adı altında tamire çağırdı. Ama araçlarda herhangi bir değişiklik yapılmadı. 3 Eylül 2015’te VW, Amerikan Çevre Ajansı’na dizel motorların yazılımında manipülasyon yaptığını itiraf etti.

Sinem Sena Aydın, 30.09.2015, http://www.hukukajansi.com/ozel-haber/emisyon-hilesi-pahaliya-patladi-h22219.html

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Sanal Alışverişte Yeni Dönem


İnternetten yapılacak alışverişlerde kredi kartı bilgilerinin korunması için firmalara “sırları saklama şartı” getirildi. Düzenlemeyle müşterinin hatalı verdiği sipariş için “geri al” ve “değiştir” seçeneğinin bulunması zorunlu olacak. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Türkiye’de 15 milyar liraya dayanan elektronik ticarette sözleşme ve siparişlerle ilgili yönetmeliği Resmi Gazete’de yayınladı. Yönetmeliğe göre tüketici, internetten yaptığı alışverişte vergi ve teslimat masrafları dahil ödeyeceği parayı görecek. Konuyu Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’le konuştuk.

"Tüketiciler teknolojik yöntemleri daha pratik buluyor"
İnternet üzerinden alışveriş son dönemde gittikçe artıyor. Yapılan araştırmalarda, mağazaya giderek yapılan alışverişlerden çok daha yüksek miktarda internet üzerinden alışveriş yapıldığı sonucu ortaya çıkıyor. Bu şu demek; özellikle büyük şehirlerde yaşayan tüketiciler, alışveriş için mağaza mağaza dolaşmak yerine, internet üzerinden bu ihtiyaçlarını gidermeyi tercih ediyor. İnternet üzerinden alışveriş yapmak yerine, mağazaya giderek, dokunarak, görerek, muayene ederek alışveriş yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Ancak tüketiciler teknolojik yöntemleri daha pratik buluyor ve gelişen şartlar tüketiciyi ister istemez internet üzerinden alışveriş yapmaya yönlendiriyor. 

"Tüketiciyi koruyan bir takım düzenlemeler var"


İnternet üzerinden alışveriş yapılamaz mı, yapılabilir ancak çok ciddi güvenlik önlemlerinin alınması gerekir. Biz internet üzerinden alışverişi yasamızda mesafeli satış olarak değerlendiriliyor. İnternet üzerinden alışveriş yapan tüketiciyi koruyan bir takım ilave düzenlemeler var. 

Konuya ilişkin düzenlemeler, koşulsuz malı iade hakkından başlayıp, internet üzerinden alışveriş yapan firmanın birtakım yükümlülükleri yerine getirmesine kadar uzuyor. Burada karşımıza çıkan iki tane temel problem var:

1. Sık sık karşılaştığımız sorunlardan ilki, internet üzerinden alışveriş yapıldığında kargoyla gelen ürün gerçekten sipariş edilen, satın alınan ürün olup olmadığı. Bu sorunu engellemek için tüketicilere bildikleri, marka haline gelmiş sitelerden alışveriş yapmaları gerektiğini ısrarla söylüyoruz.

2. Tüketiciler, internet üzerinden alışveriş yaparken kredi kartları yerine, kredi kartlarına ek olarak oluşturacakları bir "sanal kart" üzerinden alışveriş yapmalılar. Bu öneriyi de sanal kartta daha düşük bir limit oluşturulacağı için herhangi bir güvenlik açığı söz konusu olduğunda tüketicinin kaybının minimuma indirilmesi için yapıyoruz.

Hukuk düzenlemelerinde, elektronik ticaretin düzenlemesine ilişkin mevzuatlarda birtakım yükümlülükler var. Firmaların elde etmiş olduğu kredi kart bilgilerini belli bir sürede saklaması, başkalarıyla paylaşmaması gibi. İnternetten yapılacak alışverişlerde müşterinin hatalı verdiği sipariş için “geri al” ve "değiştir"seçeneğinin bulunması tüketici lehine olan bir uygulamadır. Tüketici, internet üzerinden alışveriş süreçlerini tamamlarken herhangi bir anda geriye dönebilme imkanına sahip oldu, bu da sitelerde artık mecburi hale getirildi. Burada amaç, tüketicinin alışveriş işlemini yürütürken her aşamada geriye dönebilme ihtimalinin var olduğunu kabul etmek. Eskiden bazı siteler bunu tanımlıyordu, bazıları tuşa bastığınız anda geriye dönme şansı vermiyordu. Bu uygulamayla birlikte tüketici, internet üzerinden yaptığı alışveriş işlemlerini son ana kadar geriye alabilecek hatta son tuşa bastıktan yani alışverişi onayladıktan sonra geriye dönme imkanına sahip olacak.

Meryem Karadağ, 27.08.2015 http://www.hukukajansi.com/guncel/sanal-alisveriste-yeni-donem-h20140.html

24 Haziran 2015 Çarşamba

“AB, Yunanistan'ı Feda Etmez“

Euro Bölgesinden çıkarılma tehlikesi, ülkenin tekrar iflas ile karşı karşıya kalması ve altına onca imzaların atıldığı kredi sözleşmeleri… Yunanistan nereye doğru gidiyor? Ülkenin geleceği ve önünde bekleyen tehlikeler ne? Konuyu Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’le konuştuk.

-Yunanistan iflasın eşiğinde ve Euro bölgesinden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya. Yunanistan Euro bölgesinden çıkmasıyla neler olur? Para biriminin değişmesi Yunanistan’ı daha da olumsuz yönde etkiler mi? Ekonomisinin yerine gelmesi söz konusu mu? Türkiye’ye herhangi bir etkisi olması beklenir mi?

Av. Mehmet Bülent Deniz: Yunanistan’la ilgili ekonomik kriz endişeleri bir süredir devam ediyor ve devam edeceğe benziyor. Avrupa Birliği siyasi bir birlik olmaktan ziyade öncelikli olarak ekonomik bir birliktir. Yunanistan’daki bu gelişmeler, Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkma konusundaki eğilimi, AB’nin temel felsefesinin de artık çalışmaz hale geldiğini, bir nokta da iflas ettiğini gösteriyor. İngiltere’de AB ile ilgili referanduma gitme tartışmaları var, ayrılma tartışmaları var. Büyük ümitlerle yıllarca kurulan, oluşturulmak istenen Avrupa Birliği Projesi görünen o ki tam anlamıyla hayata geçirilebilmiş ve beklenen faydayı sağlayabilmiş değil.

Yunanistan özelinde 2008’de başlayan krizin hemen hemen bütün dünyadaki olumsuz etkileri giderilirken, Yunanistan’a ilişkin sıkıntı hala devam ediyor. IMF’ye olan borçların ödenmesi, AB’den alınan yardımların projeye uygun kullanılması konusundaki çıkan itilaflar ülkelerin artık Yunanistan’a yardım etmeleri konusunda daha çekingen davranmalarına yol açıyor.

"AB artık yardımcı olmak istemiyor"
Yunanistan bilindiği üzere küçük bir ülke, üretimi az, halkın çalışmaya ilişkin eğilimi son derece düşük. Dolayısıyla bugüne kadar AB fonlarıyla yaşamını sürdüren Yunan halkı için AB artık yardımcı olmak istemiyor. Öte yandan Yunanistan’ın tarihten gelen bir takım iddiaları var. ‘Avrupa Birliği’nin en kilit ülkesiyiz ve binlerce medeniyetin doğduğu topraklarız ve bütün AB medeniyeti aslında bizden kaynaklanmıştır.’ diye bazı moral değerleri öne sürüyorlar.

 
"Bir şekilde kurtaracaklardır" 
Ben Avrupa Birliği’nin Yunanistan’ı feda edeceğini düşünmüyorum. Bir şekilde kurtaracaklardır. Kurtarmazlarsa bile bunu göze alacak cesarette bir AB yapısı düşünemiyorum. Öte yandan Yunanistan’da sol bir iktidar olması da bu süreci bir miktar daha zorlaştırıyor. Fakat sonuçta taraflar anlaşacak ve AB hem dini, hem uygarlık anlamında atası olduğunu düşündüğü Yunan halkıyla ilgili bir kurtarma operasyonu daha yapacaktır diye düşünüyorum. 

-Yunanistan’ın Euro bölgesinden ayrılması Avrupa Birliği’ni ne yönde etkiler?

Av. Mehmet Bülent Deniz: Mesele ayrılması değil. Avrupa Birliği projesi zaten çökmüş durumda, projenin yürümediği artık ortada. Sadece Yunanistan değil İngiltere de bu konuda arıza çıkartıyor. Fransa ve Almanya dönem dönem karşı karşıya geliyorlar. AB projesi oturmuş, yürüyen, daha da gelişecek bir proje olmaktan ziyade, artık varlığı tartışmalar haline gelmeye başladı. Zaten bu proje dünyadaki güçler dengesinde bir güç odağı olma iddiasıyla başlatıldı ama görüyorsunuz ki, dünyada AB bir güç odağı olmaktan ziyade bunun çok gerisinde kalan bir duruma geldi. 

-AB tarafından bu kadar desteklenen bir ülkenin sürekli ekonomik kriz halinde olmasını neye bağlıyorsunuz?

"AB’nin yardımlarıyla geçinen bir ülke"
Av. Mehmet Bülent Deniz: Yunanistan çalışma konusunda eğilimi zayıf bir ülke, tipik bir Akdeniz ülkesi, aynı zamanda AB’nin yardımlarıyla geçinen bir ülke. Kendisini uygarlık bakımından AB’nin sahibi olarak gördüğü için çalışma ihtiyacı hissetmeyen bir anlayışa sahip, çalışmayan ve üretmeyen bir ülke. 

Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da Avrupa Birliğindeki fonlarla ayakta duracaktır. Yunan halkı AB ülkelerinin kendisine muhtaç olduğunu düşünüyor. “Biz uygarlığın beşiğiyiz, atasıyız, biz bakılacaktır” düşüncesindeler. Çalışmayı sevmiyorlar zaten öğlen olduğu zaman bütün iş yerleri kapanır. Örneğin bir mobilyacıya girseniz size katalog gösterip sipariş üzerine üretim yaparlar, hiçbir zaman stokta ürünleri olmaz. Çalışma olmayınca üretim olmuyor, üretim olmayınca da kalkınma söz konusu değil.

Sinem Sena Aydın, 23.06.2015 Hukuk Ajansı http://www.hukukajansi.com/ozel-haber/ab-yunanistani-feda-etmez-h15425.html

23 Mayıs 2015 Cumartesi

"Kredi İçin Seçim Sonrasını Bekleyin“

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği, dün Resmi Gazete'de yayımlandı. 6 ay sonra yürürlüğe girecek olan Tüketici Kredisi alma konusunda vatandaşı neler bekliyor? Bankalar neden bu kadar yüksek faizlerle kredi veriyor? Tüketiciler kredi alırken nelerde dikkat etmeli? Hukuk Ajansı olarak konuyla ilgili merak edilenleri, Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’e sorduk.

İşte Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz'in verdiği o demeç...

"Yönetmelikler yasalara uygun çıkartılmak zorunda"
Ancak, bizim tüketici yasası ile ilgili temel eleştirimiz bankalarla ilgili düzenlemelerle, bankaları daha çok kollayan ve gözeten bir durum olmasıydı. Tüketici kredilerinde geçtiğimiz yasadan daha farklı bir şey yok. Tüketici kredisi sözleşmeleriyle ilgili, tüketiciyecayma hakkı getirilmesi yeniliği mevcut. Öte yandan tüketici erken ödeme yaptığı takdirde faiz indirimi yapılması söz konusu. Tüketicinin bilgilendirildiğine dair imzasının olduğu bir bilgilendirme formu hazırlanması ile ilgili bir değişiklik getirildi. Bunlar geçmiş döneme göre daha yeni şeyler.

"Şu durumda eksik olduğu söylenemez ama uygulamada nasıl olacak?" 
Örneğin geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın kredi alması gerekmişti, kendisi sözleşmenin bir nüshasını talep etmese verilmeyecekti. Uygulamada bankalar tüketici açısından bu yönetmeliklerin gereklerini yerine getirmiyorlar. Bankaya kredi için giden tüketici zaten zor altında gidiyor yani ihtiyacı olduğu için gidiyor. Böyle bir durumda bankadan herhangi bir talepte bulunması zaten söz konusu olmayacaktır. Dolayısı ile bu düzenlemelerin tüketiciyi feraha kavuşturması gibi bir durum olmayacaktır. 

Basına tüketiciyi rahata erdirecek bir yenilikmiş gibi yansıyor ama krediye ihtiyacı olan bir ülke zaten ekonomi yönetimi bakımından başarısız bir ülke demektir. Kredilerde ödeme kolaylığı yapılacağı söylenemez, zira iki kişi arasında yapılan bir sözleşme gibi düşünmek gerekir bu durumu, bir başkasının müdahalesi olamaz hukuka da aykırı olur. Tüketici hangi orandan kredi aldıysa ödemek durumunda. Tabi esas olan, tüketiciyi, hane halkını bu denli bankaların kucağına iten ekonomik durumu toparlamak, düzeltmektir. 

"Türkiye’de herkesin bankalara borcu var"
İnsanların bankalara olan borç miktarı gayri safi milli hasılayı geçti, neredeyse Türkiye bütçesi kadar oldu. Bu çok tehlikeli bir durum. Zaten seçim yarışındaki tüm partilerin bu borçlarla ilgili düzenleme yapma vaatleri de bu problemden kaynaklanıyor. Kredi kartı borçları alarm veriyor. O borçların bir an önce eritilmesi lazım, bir yapılandırma yasası çıkmalı. 

Borçların faizleri düşürülerek uzun vadeye yayılmalı. Borçlarla ilgili yapılandırma yapılırken temerrüde düşmüş olan borçlar değil tüm kredi kartı borçluları göz önünde bulundurulmalı. Asgari borcu ödeyerek günü kurtaran borçluları kapsamadı, hâlbuki asgari borcu ödeyen ve temerrüde düşmemiş olanları da kapsamalı ki bu borçlar eritilsin ve bu sorun ortadan kaldırılsın. 

"Kredi almak için seçim sonrasını bekleyin"
Seçim nedeniyle ekonomideki belirsizlik ortamlarında faizler hep yüksek seyreder, şu anda da tüketici kredisi faizleri oldukça yüksek. Vatandaşa, seçim arifesinde kredi kullanmamalarını öneriyoruz. Geçmiş dönemlerde mesela ekonominin daha stabil olduğu zamanlar faizlerde düşüş başlıyordu. O takdirde tüketici daha az maliyetle kredi kullanabilirdi. Şu an ekonomideki belirsizlikten dolayı bankalar çok yüksek faiz oranları kullanıyor. Tüketicilere önerim kredi almak için seçim sonrasını beklemeleri.

Sinem Sena Aydın, 22.05.2015 Hukuk Ajansı http://www.hukukajansi.com/guncel/kredi-icin-secim-sonrasini-bekleyin-h12697.html