21 Nisan 2013 Pazar

Aydınlar Şiwan Perver'e 'Geri Dön' Çağrısı Yaptı

39 yıldır yurtdışında yaşayan Kürt ozan Şivan Perwer'i Türkiye'ye dönmeye çağıran İzmir ve Diyarbakır 'küçük Millet Meclisleri'nin davetine aydınlardan destek geldi.
 
Perwer’i yurduna dönerek barış sürecine katılmaya çağıran davete imza veren 32 aydın şöyle:
1. Abdurrahman Dilipak 2 .Ahmet Taşgetiren 3. Aydın Engin 4. Baskın Oran 5.Bülent Deniz 6. Cem Mansur 7. Cemal Uşşak 8.Doğu Ergil 9. Ercan İpekçi 10. Fadime Özkan 11. Fatoş Güney 12.Fuat Keyman 13. Gençay Gürsoy 14. Haluk Bilginer 15. Hülya Gülbahar 16. İbrahim Betil 17. Lale Mansur 18. Lokman Ayva 19. Mehmet Atak 20.Mehmet Emin Ekmen 21. Mehmet Uçum 22. Melike Demirağ 23. Murat Belge 24. Mustafa Sütlaş 25. Orhan Alkaya 26. Oya Baydar 27. Roni Margulies 28. Şanar Yurdatapan 29. Şefik Beyaz 30. Şenol Karakaş 31. Zeki Kentel 32. Zeynep Tanbay

Şanar Yurdatapan’ın koordinatörlüğünü yaptığı ‘küçük Millet Meclisi’nin İzmir ve Diyarbakır çalışma gruplarınca ortaklaşa hazırlanan metinde Perwer’e “Toplumun her kesiminden yükselen ‘barış’ çağrıları, senin sesinle daha da güçlenecek. Artık vatanına dön, barış içinde, huzur içinde yaşayabileceğimiz yeni bir toplumun inşasına burada, kendi toprağında katıl” deniliyordu.

1955’te Urfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı Sori Köyü’nde doğan Perwer üniversite yıllarına kadar Şanlıurfa’da yaşadı. Ankara Üniversitesi Matematik Bölümü’nü kazandı ancak siyasi nedenlerden tamamlayamayıp 1974’te Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. 39 yıldır Türkiye dışında yaşan Perwer çeşitli röportajlarında ülkesine dönme isteğini dile getirmişti.
 
20.04.2013, Radikal

16 Nisan 2013 Salı

Ulufeden, Sadakaya...

Nasılsa yazabileceğim bir medya köşesi var…
Kanser hastası genç üniversiteli genç kızımız ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar arasında yaşanan “yardımlaşma (!)” iletişiminin ardından; ani gelişen gündemlere bayılan ve bayıldığı kadar 24 saat bile geçmeden gündemi iyice ezerek suyunu çıkaran köşe yazarlarımızın arasında, cılız da olsa bir ses edelim, bu yardım olayı üzerine ne hissettik yazalım istedik.
Dedim ya, nasılsa yazabileceğim bir medya köşesi var…

Basiretin Bağlandığı An…
Sayın Bayraktar’ın yerinde olmak, herhalde bir insanın isteyebileceği son şey olmalı.
Basiretin bu kadar bağlandığı nadir zamanlar vardır, insan yaşamında.
Bakan Beyin başına gelen de, böyle nadirattan…

Yaşanan bu talihsizliği kişiselleştirmeden değerlendirmeli.
Bakan Beyin davranışının nedeni, kişisel olarak bakıldığında, basiret bağlanması, vesaire, şu-bu…
Nedeni ne olursa olsun, Bakan Beyin iyiniyetli olduğunu düşünmek, durumundayız.
İyiniyet, kabul.

Bir Dışavurum mu?
Ama o davranışın altında, refleks kökenli bir dışavurumun olup olmadığını bir tartışalım!
İşte bu noktada, refleks olarak gelişen bu dışavurumla birlikte somutlaşan bir başka açıyı da görmek gerek; o da son on yıldır iyice belirginleşen, ama yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan insanları yönetenlerin sadakada, lütufta, ihsanda bulunma içgüdüsü…

Yazık ki, bizi yönetsin diye seçtiklerimizin bize hizmet etmeleri için harcamak üzere, kasalarına koyduğumuz paranın, bizim paramız olduğu gerçeğinden hep birlikte uzak bir şekilde yaşayıp gidiyoruz.
Ne yönetenler, ne yönetilenler ortadaki paranın yönetilenlere ait olduğunu düşünmeksizin hareket ediyoruz.

İcraatı Vasfiye Teyze Finanse Ediyor
Ne zaman icraatlarıyla övünen bir yönetici, bakan görsem, izlesem hep şunu derim iç sesimle; “övüne şişine anlattığın işlerin parasını, yapasın diye ben sana verdim. Yapıcan tabi, mecbuuuur.”

Sanıyorum; yaptığı icraatla, hizmetiyle övünen yöneticiyi, bu haksız övünce iten, yaptığı hizmeti bu topraklarda yaşayan insanlara ihsan olarak görmesinden kaynaklanıyor.
Yoksa, kim, zaten yapmakla mükellef olduğu hizmetleri yaptı diye, hizmeti finanse edenlere hava atmaya cesaret edebilir ki.

Bu sakat zihniyet bir sonraki adımda, yöneticilerin yaptıkları toplumsal veya bireysel hizmet, yarar veya uygulamalarını sadaka olarak görmeleri noktasına varıyor.
Bakan beyin o olayda ağzından dökülen sözlerde somutlaşan tam da budur.

Kömür, beyaz eşya yardımlarıyla, öğrenci burslarıyla başlayan ve nihayetinde ilaç bulunması için gelen yurttaşının cebine para koymaya varan yaklaşımın dokusunda; verileninin, yapılanın bu halka sadaka vermek olarak algılanmasından başka bir şey değildir.
Hadi haddimizi bilelim, iddia etmeyelim öyledir diye; en azından benim hissettiğim budur…

Şimdi; yurttaş olmak üzerine yeniden düşünmek zamanıdır.
Bu işe; “benim verdiğim parayı idare etmesi için seçtiklerimin yaptığı her güzel iş, zaten yapmaya mecbur olduğu; her kötü iş de bana sonuna kadar hesap vermeye mecbur olduğu iştir” diyerek başlasak mı?...
 

15 Nisan 2013 Pazartesi

Halkın Ekonomisi'nde Son Gelişmeler...

2013'ün ilk çeyreği geride kaldı.
Halkın Ekonomisi'nde ilk dört ay nasıl geçti?
Açıklanan büyüme rakamları, Halkın Ekonomisi'ne nasıl yansıdı?
Tüketici-banka savaşlarına son vereceği söylenen yeni tüketici yasası taslağına ne oldu?
Bankaların taslağa müdahalesi mi var?
 
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz,
Çetin Ünsalan'ın hazırlayıp sunduğu EkoPolitik'te değerlendiriyor.
 
15.04.2013 Ulusal Kanal, EkoPolitik

14 Nisan 2013 Pazar

"Benzinde İndirimi Yine Unuttular!"

Zam yapmaya gelince koşuyorlar, sıra indirime gelince emekliyorlar... Tüketici dostu Avukat Mehmet Bülent Deniz akaryakıt fiyatlarında oynanan “ince ayar” senaryosunu işte bu sözlerle tarif ediyor.
 
Akaryakıt fiyatlarında 2005 yılında uygulanmaya başlanan Serbest Fiyatlandırma Sistemi, malesef sürekli vatandaşın aleyhine çalışıyor. Uluslararası piyasalarda dolar ve petrol fiyatlarındaki yükselişe paralel olarak fiyatlar anında yükseltilirken, dış piyasalardaki düşüş, aradan günler geçmesine rağmen pompa fiyatlarına yansıtılmıyor. Yılbaşından bu yana yaşanan fiyat hareketleri, aynı senaryonun yeniden sahnelendiğini gösteriyor bizlere. İşte rakamlar; Ham petrolün varil fiyatı 113 dolara çıkınca 24 Ocak 2013'te benzine 9 kuruş zam yapıldı. Sadece bir hafta sonra, 1 Şubat'ta petrol 116 dolar oldu diye 10 kuruş daha zam yapıldı. Bir litre benzin 4.84 Lira oldu. Motorine de 7 kuruş zam yapıldı. Onun litresi de 4.30 Lira oldu. Şimdi ise, 20 Şubat'tan bu yana dünyada ham petrol fiyatları sürekli düşüyor.
Petrol 110 doların da altına geriledi. Ama gelin görünki, yükselirken, zam yapan 'ayar' mekanizması 15 gündür indirime yanaşmıyor. Eğer indirim konusunda da aynı hassasiyet gösterilmiş olsaydı, benzine yapılan 19 kuruş zam ile motorine yapılan 7 kuruşluk zammın çoktan geri alınmış olması gerekiyordu. Yetkililer, her zaman yaptıkları gibi yine bir gerekçe bulacaktır mutlaka. Mesela TL/Dolar grafiğindeki yükseliş, bu gecikmenin gerekçesi olarak gösterilebilir. Ama o zamanda adama şunu hatırlatırlar ; Bundan tam 1 yıl önce, 10 Mart 2012'de 1 varil petrolün fiyatı 123 dolara kadar yükselmişti. Dolar kuru ise 1.80 Lira idi. Buna rağmen o gün Türkiye'de benzinin litresi 4.53, motorin ise 4 liradan satılıyordu. Aradan tam 1 yıl geçti. Dolar o günkü ile aynı değerinde. Ama petrolün varili tam 13 dolar aşağıda. Türk halkının bugün 1 litre benzine ödediği para ise, o günkünden tam 31 kuruş yukarıda.

Ercan Seki-Türkiye, 05.03.2013 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/haberdetay.aspx?NewsID=35172

11 Nisan 2013 Perşembe

Çıkar Sağlamak için 'Türk' İbaresi Kullanılıyor


‘Türk’, ‘Türkiye’, ‘Cumhuriyet’ ve ‘Milli’ kelimelerinin şirketlerden çıkarılacağı haberleriyle barış sürecine darbe vurmaya çalışan kartel medyasına tokat gibi cevap Tüketiciler Birliği Federasyonu’ndan geldi.
 
‘Türk’ ibaresinin 1957 tarihli Türk Ticaret Kanunu ve 2011 tarihli Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 46’ıncı maddesinde de şirketler tarafından kullanılamayacağı ve bunun ancak bakanlar kurulu kararı ile verilebileceğini göz ardı ederek yaygara koparan kartel medyasına bir cevap da Tüketiciler Birliği Federasyonu’ndan geldi. ‘Türk’, ‘Türkiye’, ‘Cumhuriyet’ ve ‘Milli’ kelimelerinin çıkar sağlamak amacıyla özel işletmeler tarafından kullanıldığını ve bunun haksız rekabete yol açtığını belirten Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, tüketicileri yanıltan bu firmaların iç yüzünü Akit’e anlattı.
DENİZ: HAKSIZ REKABET OLUYOR
‘Türk’, ‘Milli’, ‘Türkiye’ ve ‘Cumhuriyet’ gibi kelimelerin aslında 1957 yılından beri yasak olduğuna dikkat çeken Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Son dönemde bu barış süreci ile ilgili bir takım duyarlılıklar nedeniyle yersiz olarak kamu kurumları açısından toplumda bir tepki oluşturulmaya çalışılıyor. Özel kuruluşlar açısından zaten haksız bir rekabet durumu söz konusu. Bu ibareler zamanında Bakanlar Kurulu’nun kararıyla politik yaklaşımlarla bazı firmalara bu ibarelerin kullanılması yetkisi verilmiş. Örnek vermek gerekirse Türk Demir Döküm gibi. Bu konuda bir sürü şirket sayabiliriz. Bunlar aynı sektörde faaliyet gösteren diğer şirketlere göre bir avantaj sağlıyor. Tüketiciyi yanıltan bir durumdur bu. Örneğin derneklerde bile Türk ve Türkiye kelimelerinin kullanılması için bile Bakanlar Kurulu’nun kararı gerekiyor. Tüketici algısı bu kelimeleri gördüğü zaman bunun devlete ait olduğunu düşünerek daha fazla güven ve daha olumlu bir şekilde ürünlere yöneliyor. Burada yasağın uygulanması gerekir. Hangi firmalar bu ibareleri kullanılıyor tespit edilip, kimin izni olup kimin izni olmadığı ortaya konulmalıdır. Mutlaka siyasi yaklaşımların, o zamanki iktidarların kendi tercihleri doğrultusunda verdiği görülecektir” şeklinde konuştu.
ŞİRKET TÜRK İBARESİNİ KULLANIYOR AMA ADI BAŞKA SANI BAŞKA
Bu durumun bundan sonra daha fazla düzene sokulabileceği inancının arttığını söyleyen Deniz, şunları söyledi: “Aslında biz bunu bankalarda en fazla görüyoruz. Bankaların tüzel kişiliği aslında bizim mahallemizdeki bakkalın tüzel kişiliği kadardır ticaret alanında. Bankaları tüketici devlet kuruluşu olarak denetlenen ve devlet tarafından kontrol altında tutulan ve onun bir parçası olarak görüyor. Halbuki bankalar özel hukuka tabiidir. Türk olmayan ulusal bir firmanın yerelleşme ve pazardan daha çok pay alabilme adına bu unvanları kullanması haksız rekabetin geldiği son nokta. Ekonominin küreselleşmesiyle birlikte zaten firmaların milliyetini tespit etmek zor. Biz İsrail’i boykot etmek istediğimizde bu durumla karşılaştık. Fransız malı diye bildiğimiz mallar başka ülkelerin malı çıkıyor. Adı başka sanı başka. Fakat firmalar buna rağmen çeşitli ulusal ibareleri kullanmak suretiyle tüketici algısında bir yanıltma yapıyorlar. Tamamen pazarda pay kapma telaşıyla ilgili bir durum bu. Türk, Türkiye, Cumhuriyet ve Milli gibi kelimelerin kullanılması kabul edilebilir gibi değil, burada yasanın uygulanması gerekir. Özel kuruluşlar açısından bunların uygulanması gerekir. Ayrıca bu yasa yeni bir şey de değil, kopartılan fırtınalara anlam vermek ise hiç mümkün değil. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın da geriye dönük olarak bunları tespit etmesi ve müdahale etmesi çok mümkün.”
 

bir mektup geldi...


Bir mektup geldi.
İstanbul Barosu Başkanlığı antetli…
“… bu yıl Avukatlık mesleğinde 25 yılı geride bırakıyorsunuz. Bir “meslek ustası” olarak bunca yılın biriktirilmiş bilgilerinden oluşan deneyiminiz, İstanbul Barosu’nun evrensel kabule ulaşmış gücünün de simgesidir. … Bu onurlu geçmişi birlikte kutlamak … için … düzenleyeceğimiz törene …" 
 

Daha dün yemin edilmiş avukatlık ruhsatı alınmıştı.
Çok uzakta değildi, cübbeyi ilk kez giyip duruşmaya çıkmak…
Hepsinin, her şeyin üzerinden 25 yıl geçmiş oysaki…
ius Honorarium (şerefli meslek) diye nitelenirmiş Avukatlık, eski Roma’da.
Fakültenin ilk yılındaki Roma Hukuku dersinden akılda kalan bu nitelemeyi 25 yıl hiç unutmadan yaşamak.
Ve;
İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun (Özdemir Asaf/Adalet)
diyerek yılları arkada bırakmak…

 
796 meslektaşımla birlikte, bu onurlu meslekte 25, 30 ve 35 yılı geride bıraktık.
Ne mutlu bize…

7 Nisan 2013 Pazar

Faiz Düştü Ama...

Kredi faiz oranlarını yüzde 0.80'e kadar düşüren bankalar, indirimin faturasını da vatandaşa kesti. Kredisini azaltacağını sanan vatandaş, bin türlü hileyle kandırılıyor
Bankalar konut ve otomobil kredisi faiz oranlarını yüzde 0.80'lere kadar düşürdü ama indirdikleri faizleri vatandaştan geri almanın yolunu da buldu. Düşük faizlerden yararlanmak için bankaya gidenleri yeni sürprizler bekliyor. Yüzde 0.80'in üzerinde faiz ile kredi kullananlar, bunları yeniden yapılandırmak için bankaya gittiklerinde ekstra masraflarla karşılaşıyor.

FAZLASINI ÖDÜYOR

Yapılandırma için; mahkeme ve Yargıtay kararlarına aykırı olarak dosya masrafı, yapılandırma ücreti, erken ödeme cezası gibi kalemlerde yeni ücretler talep eden bankalar, vatandaşı pişman ediyor. 'Faiz düştü, borcum azalacak' diye sevinen vatandaş, aslında hiçbir şey kazanamadan geri dönüyor. Hatta cebinden fazladan para çıkıyor.

MASRAF YAĞMURU

Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı Bülent Deniz, faiz oranlarının düşmesinin vatandaş için dezavantaj olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Vatandaş kredisini yapılandırmak istediğinde, banka çekilen ikinci kredi için tekrar bir dosya masrafı ve yeniden yapılandırma ücreti talep ediyor. Ayrıca ilk kredi için erken ödeme cezası veriyor. İlk çekilen kredinin de dosya masrafı eklendiğinde tüketici zarar ediyor."
TÜKETİCİYE KREDİ ÖNERİSİ

Bülent Deniz, vatandaşa şu yolu önerdi: "Önce başka bir bankadan düşük faizli yeni bir kredi çekin. Çektiğiniz bu para ile, diğer bankadaki mevcut kredinizi kapatın. Bu noktada da Tüketici Yasası'na göre erken ödeme halinde uygulanan indirimden faydalanabilirsiniz."
Özlem Kamer Tercanlı-Takvim, 03.04.2013

19 Mart 2013 Salı

Bülent Deniz Gıda Reformunu Kudüs TV. ye Değerlendirdi

Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz Gıda Reformunu Kudüs TV Ana Haber'e Değerlendirdi.
 
 


18 Mart 2013 Pazartesi

"Soyguna Dur Diyeceğiz"

Tüketici örgütleri bankaların aldığı ücretlere isyan etti
Bankaların, 40’ın üzerinde işlemden aldığı ücretlere karşı mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden tüketici örgütleri, yalnızca boykotlarla değil açacakları davalarla da bu soyguna artık dur diyeceklerini söylediler
 
Dünya Tüketiciler Günü’nde tüketici dernek ve federasyonları çeşitli etkinliklerle yurttaşları bilinçli olmaya çağırıyor. Özellikle son günlerde bankaların haksız ve yargı kararlarını hiçe sayan uygulamalarına karşı yurttaşları tepki göstermeye ve hak aramaya çağıran kitle örgütleri temsilcileri, 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü dolayısıyla Aydınlık’a açıklamalarda bulundu.
 
İhtiyacımız kadar tüketmeliyiz
Bugün saat 12.00’de İstanbul Kadıköy’de Boğa Heykeli’nin önünde düzenleyecekleri basın açıklamasına bütün yurttaşları davet eden Tüketici Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Başkanı Avukat Şükran Eroğlu, bundan sonra da bankaları boykot eylemlerini sürdüreceklerini açıkladı.
 
Tüketicinin korunmasına ilişkin yeni yasanın bir türlü çıkarılamamasını taslakta bankaların aleyhlerine olan bir takım maddelere karşı itiraz etmelerine bağlayan Eroğlu, şunları söyledi: ‘’Bankalar işletme giderlerinin yüzde 60’ını tüketicilerden kestikleri masraflardan karşılıyorlar. Bu çok ciddi bir rakam. Geçenlerde şahit oldum bir bankada 82 lira havale yapmak isteyen müşteriden 32 lira masraf istediler. ‘Bu rakam neye göre belirleniyor?’ diye itiraz ettik. Ama cevap alamadık.
 
Tüketicilerin artık tüketimden gelen gücünü kullanmaları gerekiyor. Yapacağımız boykotların yanında, tüketicilerden 40 üzerinde işlemden kesilen bedellerle ilgili de işte dosya masrafı, hesap işletim bedeli, kredi kartı aidatı gibi, 5 lira 10 lira demeden şikayetlerde bulunmalıyız. Dünyada bankalar batarken Türkiye’deki bankalar kar ettiler. Bunu da tüketicinin sırtına binerek yaptılar. Artık bu soyguna dur demenin vakti geldi. Türkiye her geçen gün borç batağına saplanıyor. Özellikle gençlerin harcamalarına dikkat etmesi gerekiyor. Bu nedenle artık ihtiyacımız kadar tüketmeyi öğrenmeliyiz.’’
 
‘Banka boykotu’ eylemleri hükümete de bir uyarıdır
Tüketici Hakları Derneği (THD) Başkanı Turhan Çakar, 2012 yılında özellikle bankaların haksız uygulamalarına karşı yapılan şikayetlerde patlama yaşandığını kaydetti. 2013’te bu şikayetlerin daha da artacağına işaret eden Çakar, ‘’Tasarı halinde olan tüketiciyi koruma yasasından bankaların aldığı bir takım ücretlere sınırlama getirilecek. Ancak tasarıya, bankaların tüketicilerden yeni ücretler almaması içinde bunu engelleyen maddeler konulması lazım’’ dedi. 13-14 Mart tarihlerinde gerçekleştirdikleri ‘bankaları boykot’ eylemlerine birçok kitle örgütünün destek verdiğini ifade eden bunun hem hükümete hem de bankalara bir uyarı olduğunu belirtti. Tüketicilerin yalnızca bankaların uygulamalarından kaynaklı sorunları olmadığına işaret eden Çakar, ‘’Enerji zamları, sağlıklı gıda ve su, telekominasyon şirketlerinin uygulamaları gibi daha çözüme kavuşmamış birçok mesele var. Bütün bu sorunlar ancak, kamu yararını gözeten ve tüketici haklarını koruyan ekonomik ve sosyal politikalarla çözülebilir’’ diye konuştu. Çakar, bundan sonra yapacakları faaliyetleri şöyle anlattı: ‘’Bugün Ankara Kızılay’da saat 11.30’da tüketicinin yedi önemli sorununa dikkat çekmek için bir gösteri düzenleyeceğiz. Bu yeni sorunla boğuşurken kendisi de bir sorun yumağı haline gelen tüketicinin sıkıntılarını anlatacağız. 16 Mart saat 13’te ise, Tüketiciler Federasyonu bünyesinde Ankara Türk-İş Konferans salonunda tüketici hakları yasasına ilişkin bir konferans düzenleyeceğiz.’’
 
Mahkeme kararları emsal teşkil etmeli
Dünya Tüketiciler Günü dolayısıyla gazetemize yaptığı açıklamada yurttaşların hakları konusunda artık daha bilinçli olduğunu söyleyen Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise, “Yurttaş bilinçli ama sistemin içerisinde kıskaca alınmış vaziyette. Şimdi bankaları boykot edebiliriz ancak, o gün ödememiz varsa ve son günüyse bunu yatırmaya mecburuz. Mevcut sistem tüketiciyi bir kıskaca almış durumda bundan kurtulmak lazım’’ dedi. Tüketicilerin sorunlarının yalnız bankalardan kaynaklanmadığına vurgu yapan Deniz, en önemli meselelerden bir diğerinin de gıda denetimi olduğunu kaydetti. “Birçok düzenleme yapılıyor ama bunları uygulayacak ne teknolojik alt yapı var ne de eleman’’ diyen Deniz, şöyle devam etti: “Bankalarla ilgili yaşanan mağduriyetlere gelirsek, tüketici mahkemelerine davalar açıyoruz. Ancak bu davaların bir bağlayıcılığı olmuyor her yurttaş gidip kendi özel durumu için dav aaçmak zorunda kalıyor. Hatta bu sene kart aidatının iadesine ilişkin dava açıp kazanmanıza rağmen gelecek yıl yeniden dava açmanız gerekiyor. Bu kararların emsal teşkil edip tüketici lehine işler hale getirilmesi gerekiyor.’’
 
Tüketici yeni kanununu bekliyor
Türkiye’de yaşanan tüketici sorunlarını değerlendiren Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya da, “Yetersizliğe rağmen mevcut yasaların uygulanmaması ve denetimlerin şekilde kalması kamu eliyle tüketici mağduriyetlerinin artmasına sebep olmaktadır” dedi. Anayasanın 172. maddesinde yer alan “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder” hükmünü hatırlatan Kaya, buna rağmen mevcut yasaların günün koşullarına göre uyarlanamaması sebebiyle tüketicilerin kötü niyetli satıcıların elinde kazanç makinesi haline getirildiğini bildirdi. Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Yapılan gayri kanuni işlemler ile bankalar, iletişim sektörü ve gıda sömürücülerinin tüketicilerin bilinçsizliğinden yararlanarak her anlamda tüketicileri sömürmeyi bir alışkanlık haline getirerek, haksız menfaat temin etmektedirler. Tüm bunların bağlamında yargı mercilerinin kararları da bahsedilen sektörlerce açık açık çiğnenmektedir. Dolayısıyla yeni kanun taslağının derhal meclisten geçirilerek yürürlüğe sokulması elzemdir.’’
 

10 Mart 2013 Pazar

"Bankalara, Kişi Başı 40 TL. Ceza..."


 
İstanbul, 10.03.2013
“bankalara, kişi başı 40 TL. ceza…”
 
Rekabet Kurulu’nun bankalar hakkında verdiği mahkûmiyet kararını değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “bu karar, bankacılık sektörünün topyekûn, tüketici haklarını ihlâl ettiklerinin en somut kanıtıdır” dedi.
 
Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:
 
Rekabet Kurulu tarafından bankalar hakkında yürütülen soruşturma sonunda, aralarında kamu bankalarının da bulunduğu oniki bankanın 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesini ihlâl ettikleri tespit edilerek, toplam olarak bir milyar yüzonaltı milyon dokuzyüzelliyedi bin lira para cezası verilmiştir.
 
Yıllardır Sürdürülen Mücadelede Önemli Gelişme
Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) çatısı altında örgütlenen ve uzun yıllardır tüketici hareketi içinde çalışmalarını yürüten bizler; 2007 yılı başından bu yana bankaların tüketici haklarına ilişkin saygısız, tüketiciyi yok sayan ve tüketici haklarını ihlâl etmekten çekinmeyen uygulamalarını kamuoyuna ısrarla duyurduk. Hak arayışımızın en somut yöntemi olan yargı yolu sıklıkla kullanılarak, 2007 yılından bu yana, bankaların hukuka aykırı uygulamalarını tespit eden yüzbinlerce yargı kararı verildi.
 
Bankacılık sektörünün müşterisi olan tüketicilerin sayısının çokluğu, ülkemiz hukuk sisteminde yargı kararlarının “emsal” olmakla birlikte, bir başkasının hakkının yerine getirilmesi için bağlayıcı nitelikte olmaması, hukuk düzenlemelerindeki kimi boşluklar ve her şeyden önemlisi sektörün kendisini hukukun üzerinde gören yaklaşımı nedeniyle tüketici-banka ilişkisi her geçen gün daha da gerginleşmiştir. Bir “güven kurumu” olması gereken bankalara karşı, tüketicinin güveni kalmamış; tüketici banka şubelerinin, ATM lerinin önünden geçmeye korkar hale gelmiştir.
 
Kamu, Görevini Yapmıyor, Tüketici Mağdur Olmaya Devam Ediyor
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı tarafından 2012/Temmuz ayında dile getirilen bankacılık uygulamalarındaki sorunların çözümü için hazırlanan yeni tüketici yasası taslağı, yasama organının önüne getirilememiş, her geçen gün bankaların mağdur ettiği tüketici sayısı artmaya devam etmiştir.
 
Sektörün düzenleyici ve denetleyicisi olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) nın kuruluş yasasında kendisine verilen, “tüketici hak ve çıkarlarını koruma” dışında her türlü görevini yerine getirdiği gözlemlenmekte, bir tebliğ yayınlayarak tüketicinin cebinden haksız yere para alınmasının engellenebileceği konularda, sessizlik tercih edilmiştir. BDDK nın ısrarlı sessizliği, tüketicileri artık şaşırtmamaktadır.
 
Ceza Miktarı Az, Ama Yine de Teşekkürler Rekabet Kurulu…
Bu ortam içinde Rekabet Kurulu tarafından yürütülen soruşturma sonucunda verilen mahkûmiyet kararı özel bir önem ve anlam taşımaktadır. Karar ile bankaların rekabeti engelleyici ve dolayısıyla tüketici haklarını ihlâl eden tutumlarının varlığı tespit edilmiştir. Karar tüketicileri sevindirmiş ve yıllardır yürütülen mücadelenin boşa olmadığını ortaya koymuştur.
 
Ancak verilen bir milyar yüzonaltı milyon dokuzyüzelliyedi bin lira para cezası, bankacılık hizmetlerini kullanan otuz milyon yurttaşımız için kişi başına kırk lira anlamına gelmekte, rekabetin engellenmesi ile elde edilen haksız kazancın büyüklüğü yanında hiçbir anlam ifade etmemektedir. Sadece kredi kart aidatı adı altında her yıl alınan iki milyar beşyüz milyon lira dikkate alındığında dahi verilen cezanın yeterli olmadığı görülmektedir.
 
Bankasını Seçemeyen Tüketicilerin Ülkesi
Rekabet Kurulu kararına konu olan “bankaların rekabeti engelleyici tutumları” yanında daha önemli olan sorun, ülkemiz tüketicisinin çalışmak istediği bankayı serbestçe seçme olanağının da bulunmamasıdır. Büyük çoğunluğunu ücretli kesimin oluşturduğu tüketiciler, ücretlerini banka üzerinden almakta, kendilerinin değil işverenlerinin seçtikleri bankanın müşterisi olmaktadırlar. Böylelikle ücretlerini almanın yanında kredi kartı, tüketici kredisi ve diğer bankacılık hizmetleri için zorunlu olarak ücretin yattığı bankayla çalışan tüketicinin serbestçe karar verme iradesi açıkça ihlâl edilmektedir.
 
Yok Aslında Birbirimizden Farkımız
Öte yandan bankaların uyguladıkları faiz oranları, aldıkları masraf ve komisyon miktarları neredeyse birbirinin aynıdır. Örneğin, halen dahi bugün itibariyle kredi kartına uygulanan faiz oranı, kredi kart hizmeti veren yirmi bankada da aynı miktarda uygulanmaktadır. Tüketici hangi bankanın kapısını çalarsa çalsın aynı oranlarla, miktarlarla karşılaşmaktadır.
 
Bankaları Boykot Edebilir miyiz?
Temel ve yaşamsal gıda ürünlerine zam yapıldığında, tüketiciden bu malları almayarak boykot etmesi istenmesinin uygulanabilir olmaması gibi yolu bir şekilde bankadan geçen, geçmek zorunda kalan tüketici için, banka hizmetlerini satın almamak da, yaşamın gerçekleri ile bağdaşmamaktadır.
 
Aynı şekilde tüketici haklarını ihlâl eden bankalar için kara listeler oluşturmaya ilişkin önerileri de, yaşama geçirilmesi olanaklı görünmemektedir.
 
Çözüm
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yaptığı bankalarla ilgili açıklaması, tarafımızdan kuvvetli bir şekilde desteklenmiş, bankaları hizaya getirecek her türlü düzenleme için siyasi iktidarın yanında olduğumuz belirtilmiştir. Rekabet Kurulu kararı ile siyasi iktidarın eli daha da güçlenmiştir.
 
Yapılacak iş bellidir.
Siyasi iktidar tarafından yeni tüketici yasası taslağı TBMM. ne getirilmeli ve bankaların otuz iki ayrı kalemde aldıkları “deli dumrul haracı”nı engelleyecek hükümler en kısa zamanda yasalaştırılarak, tüketicinin cebine haksızca uzatılan bu eller kesilmelidir.
 
Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) konuyla ilgili tüm gelişmeleri yakından izlemekte ve her türlü katkıyı sağlamak için çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.
 
Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan