8 Eylül 2018 Cumartesi

Fırsatçılara da ders zili çaldı

Ekonomideki döviz kuru fırsatçıları, bu defa okul alışverişinde ortaya çıktı. Okul ihtiyaçlarındaki fiyat araştırmasında, hem ithal ürünlerde hem de ithal girdi maliyetinin olmadığı ürünlerde fahiş artış tespit edildi.

Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasına sayılı günler kaldı. Veliler ilk ders zilinin çalacağı 17 Eylül öncesi okul hazırlıklarına başlarken; kırtasiye, üniforma ve çanta gibi ürünlerdeki fiyat artışı da dikkat çekti. Zam şikayetleri üzerine saha araştırması yaptıklarını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı avukat Bülent Deniz, önceki döneme göre kırtasiye ürünlerinde yüzde 60-65’lik bir fiyat artışı belirlediklerini söyledi. 

DENETLEME ZAMANI
Döviz kurundan etkilenmeyen ürünlerin bile zamlandığını ifade eden Deniz sözlerini şöyle sürdürdü: “Yurtdışından ithal edilen ürünler de mevcut ancak bu ürünlerde de yapılması gerekenin çok üstünde bir zam tarifesi uygulandığı görülüyor. Bu krizi fırsata çevirmeye çalışan tüm firma ve satıcılar ülkemize büyük bir kötülük yapıyor. Tekstil ülkesi olmamıza rağmen okul forma fiyatlarındaki artışı da gözlemlemekteyiz. Çocuk sağlığı için zararlı ancak ucuz olan ikâme ürünlerin üretilmesi ve pazara girmesiyle de ciddi bir sorun daha ortaya çıkıyor. Veliler ucuza yönelelim derken çocuklarının sağlıklarından olmasınlar. TSE damgası olmayan ürünler alınmamalı. Piyasanın denetlenmesinin tam zamanıdır” 

SOSYAL MEDYADA İFŞA EDiN
Okul fırsatçılarından korunmak için velilere önerilerde bulunan eğitim uzmanı Erol Erdoğan ise haksız fiyat talebinde bulunan fırsatçıların tüketici heyetlerine şikayet edilmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Veliler fiyatlarını makul tutan satıcıları tercih etmeli, diğer fahiş zam uygulayıcılarına da daha önceki fiyatları hatırlatarak pazarlığa girişmeli. Acil olmayan ihtiyaçların satın alınmasının ertelenmesi ve piyasanın dengelenmesini beklemenin daha hesaplı olacağını düşünüyorum. Kriz fırsatçılarını tespit edip bu durumdan emin olduktan sonra tüketici komisyonlarına şikayette bulunulmalı. Tepkileri doğru bir şekilde sosyal medyada dile getirmek ve sesini duyurmak da yetkililere ulaşmanın bir diğer yolu”

FİYATI CAZİP ALBENİSİ YÜKSEK
Alışveriş merkezleri, çarşı ve pazarlarda satışa sunulan kırtasiye malzemelerinin çizgi film kahramanlarının yer aldığı ürünlerle süslendiğini söyleyen Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Adem Şahin “Çocukların ilgisini çeken bu ürünlerden bir kısmı markasız ya da kaynağı belirsiz. Çocuklar için albenisi, veliler için fiyatları nedeniyle cazip görünen bu ürünler sağlık açısından ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Risklerden korumanın en güvenilir yolu, alışverişlerde TSE markalı ürünleri tercih etmektir. Tüketicilerin okul alışverişlerinde ve oyuncaklarda araması gereken bir başka marka ise CE işaretidir” değerlendirmesinde bulundu.

KOKULU ÜRÜNDEN KAÇININ
Şahin, velilerin bu risklere karşı çocukları korumak için okul alışverişi yaparken dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıraladı:

- Üreticisi bilinmeyen hiçbir ürün satın alınmamalı.
- Çocuğun yaş grubuna uygun ürünler tercih edilmeli.
- Kokulu ürünler tercih edilmemeli. Oyuncaklarda, ağır metallerin belirlenen sınırlar dahilinde kullanıldığını gösteren EN71-3 işareti aranmalı.
- Yumuşatılmış oyuncaklarda fitalat gibi sağlığa zararlı maddeler belirlenen limitlerin üzerinde olmamalı.
- Yüz boyası, dövme kalemi gibi deri üzerine uygulanan kozmetik ürünlerde dermatolojik testlerden de geçmiş, güvenilir markalar tercih edilmeli.
- Markasız boyalı ve plastik baskılı okul ve beslenme çantaları, mataralar tercih edilmemelidir. Özellikle yoğun boya kokusu içeren, plastik baskılı beslenme çantası ve matara alınmamalıdır.
- Solvent içermeyen yapıştırıcılar tercih edilmeli.

06.09.2018, İrem Erbaş Star Gazete

Şarbon Krizinden, Şarbon Tehlikesine

Şarbon krizi giderek büyüyor. Karantinalar başladı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı son gelişmeleri ARTI TV, Odak programında değerlendiriyor.

İzlemek için tıklayın...

Kıyafette fırsatçılara dikkat

Doların aşırı artışını gerekçe gösteren firmalar, okul kıyafetlerinin fiyatını yüzde 70 artırdı. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin giyim harcamaları 400 ila 800 lira iken, liselilerin 500 ila 900 lira.

20 milyon öğrenciyi yakından ilgilendiren okul kıyafetinin 6-7 milyar liralık bir ekonomi oluşturduğu tahmin ediliyor. Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Bülent Deniz, okul ürünlerinin fiyatlarını yakından takip ettiklerini belirterek, “Ne yazık ki kıyafetlerin, kırtasiye malzemelerinin fahiş bedellerden satışa sunulduğunu görüyoruz” dedi. Okul kıyafetlerinin 2017’ye göre yüzde 70 zamlandığından yakınan Deniz, “Ekonomik olarak fırtınalı, sıkıntılı bir dönemdeyiz. Dolara bağlı olarak ithal ürün fiyatlarını yüzde 60 arttıranların tepki topladığı bir ortamda yerlileşme adımları atan, dışa bağımlılığını daraltan tekstilcilerin çocuk ve genç kıyafetlerini yüzde 70 pahalıya satması yanlıştır, haksız bir uygulamadır” ifadelerini kullandı.

TÜKETİCİYİ ALDATANLAR BELİRLENMELİ
Formaların velilerin bütçelerini zorlamaması adına okul idarelerini anlayışlı davranmaya, perakendecileri de indirim yapmaya davet eden Deniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maalesef ki okulların isimlerinin geçtiği her ürünün fiyatı arttı, artıyor. Tişörttür, gömlektir okulun adı yer aldığı için emsallerinden pahalı. Anlaşılamayan, anlatılamayan bir fiyat artışı görülüyor. Bu artışın bahanesi kur artışları olamaz. Ticaret Bakanlığı, stokçu ve manipülatör firmalara karşı denetimlerini yoğunlaştırmalı, tüketicileri aldatanları bir bir belirlemelidir.”

05.09.2018, Buğra Kardan Yeni Akit

3 Eylül 2018 Pazartesi

Halk İster, Halkbank Yapar

Günlerden Cuma.
Yazın son günlerinde, son hafta sonlarından biri başlıyor.
Hafta geride kalmış. Cuma gününden Cumartesiye yolculuk başlamış.
Böyle geceler, çoğumuz için aynıdır; dinlenme, ailemiz, hobilerimiz, gezme, eğlence…

Ancak aramızdan 1763 kişi için 31 Ağustos Cuma gecesini 1 Eylül'e bağlayan gece farklıydı. 1763 kişi, gece tam 22:01’de; bir hafta sonu gecesinde o saatte fatura ödemesi, bakiye sorgulaması, EFT ve benzeri herhangi bir bankacılık işleminin yapılmasına ihtiyaç olmayacağı, yani Halkbank’ın yüzbinlerce müşterisi için internete bağlanıp bankanın sitesine girmeyi tercih etmeyeceği saatte, www.halkbank.com.tr sitesine girerek döviz alımı yaptılar.

Cumartesi sabahı çoğu medya kuruluşunun henüz yazmadığı (belki de yazamadığı) zaman diliminde, Cuma gecesi neredeyse yarı fiyatlarla yapılan döviz alım işlemleri sosyal medyada yayılmaya başladı. Kimsenin inanamadığı bu olayla ilgili sosyal medyada çığ gibi yayılan paylaşımların üzerinden saatler sonra Halkbank’tan açıklama geldi.
Bu ilk açıklama kamuoyunun daha fazla meraklanmasına ve sorgulamasına yol açtı;
1-Sistemde hataya yol açan “dış kaynak” neydi?
2-“Kısa bir süre” ne kadarlık bir süreydi?
3-“Kısıtlı sayıda işlem” derken, kriter neydi? Bu işlemlerin parasal büyüklüğü ne kadardı?
4-“Müşterilerin zararına sebebiyet verilmemiştir” ne anlama geliyordu? Kaç kişi olduğu bilinmeyenlerin yaptıkları işlemlerin akıbeti neydi?

Bankadan yapılan bu duyurudan tatmin olmayan kamuoyu sosyal medyada bu soruları sormaya devam ederken, nihayet medyanın büyük kısmının görmezden gelmeye gayret ettiği bu sıra dışı olay haber olarak yayınlanmaya başladı. Sorgulamanın ve tepkinin dozu artması üzerine, ilk açıklamanın üzerinden yine birkaç saat geçtikten sonra banka, akşamüstüne doğru ikinci bir açıklama daha yaptı.
Sabahın erken saatlerinden itibaren kamuoyunun tepkili olarak sorduğu sorulardan bir tanesinin yanıtı bu açıklama ile verildi; “… hatalı döviz kurları ile gerçekleştirilen müşteri döviz alım-satım işlemlerinin hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır.” 

Diğer soruların yanıtı için de ertesi günü beklemek, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan’ın NTV’de canlı yayına çıkmasını beklemek gerekiyordu. 2 Eylül, Pazar, saat 11:18’de canlı yayında konuşan Genel Müdür, 31 Ağustos Cuma gecesi saat 22:01-22.39 arasında 1763 kişinin toplam 4.600.000 dolarlık döviz aldığını ve bu işlemlerin tamamının iptal edildiğini duyurdu.

Genel Müdür Arslan’ın bu açıklamasıyla kamuoyunun merakla beklediği soruların büyü kısmı yanıtlanmış oldu. Ancak kamu bankası niteliğinde ve payları borsada işlem gören bir bankanın, meydana gelen bu sıra dışı olaya ilişkin olarak kamuoyu ile zamanında ve doğru iletişim kurmaması, açıklamanın neredeyse iki güne yayılması nedeniyle halen dahi kamuoyunun yapılan açıklamalar ile ikna edilmemiş olduğu görülüyor.

Bankacılık Yasası, Türk Ticaret Yasası, Kişisel Verilerin Korunması Yasası, ticari sır gibi nedenlerle kamuoyu hafta sonu gecesi, gecenin yarısında bankanın sitesine girip döviz alımı yapma gereği duyan 1763 kişinin kimliğini asla öğrenemeyecek. Sistemde meydan gelen bu hatanın hangi nedenden kaynaklandığı belki de hiç bilemeyecek. Ve açıkçası halen ABD mahkemelerinde davaya konu olan bankada, bu hatanın niye yaşandığını anlayamayacak.

Kamuoyu bir yana, kişisel olarak benim tek merak ettiğimse, bu sıra dışı olay sosyal medyada yer almasaydı, kamuoyunun bu işten haberinin olup olmayacağı ile sınırlı.

Halkbank bir kamu bankası. Kamuya ait bir kuruluşun zarar etmesi hepimizin zarar görmesi demek. Ekonomik krizde, kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkemizin finans kuruluşlarının kredi notlarını sürekli düşürdüğü bir dönemde bankalara kamuoyu güveninin sürdürülebilir olması gerekiyor. Dolayısıyla bu konu artık Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun üzerine eğilmesini gerektiren boyuttadır. BDDK çok hızlı bir şekilde konuyu araştırmalı, yasalar çerçevesinde açıklanabilecek tüm bilgileri kamuoyunun ikna olabileceği yöntem ve ayrıntılarıyla paylaşmalıdır.

30 Ağustos 2018 Perşembe

Muharrem İnce'ye teşekkür ediyorum

Bugün 30 Ağustos.
Yani Zafer Bayramı.
Coşkuyla kutladık, alanlarda ve tabi sosyal medyada.

Kutlayanlardan biri de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde en fazla ikinci oyu alan  sayın Muharrem İnce.
Kutlama mesajını görünce, derin bir "oh" çektim.

Fazla söze gerek yok; bu konu ile ilgili yazdığım iki makale tıklamanız için aşağıda.

(M) ve (N) arasındaki savaşa kafayı takmış bir blog yazarı ve seçmeni olmadığım halde ana muhalefet partisi kadrosunu işgal eden CHP'yi dert etmiş bir yurttaş olarak, sayın Muharrem İnce'nin 30 Ağustos mesajı;  açık seçik yazdığım halde bu konuda ne demeye çalıştığımı anlamazdan gelen, fildişi kulesi sakinlerinin sosyal medyada bana uyguladıkları linç girişimine en güzel yanıt oldu.

Sayın İnce, size içtenlikle teşekkür ediyorum.





29 Ağustos 2018 Çarşamba

İthal edilen büyükbaş hayvanlar şarbonlu çıktı

Ankara'da özel bir işletmeye Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen 3.959 adet büyükbaş hayvanda şarbon tespit edildi.

Et ve Süt Kurumu dün resmi sitesinden yaptığı açıklama ile, Ankara'daki özel bir şirket için ithal edilen 3.959 adet büyükbaş kesimlik hayvanın, yapılan muayene ve numune incelemesi sonucu şarbon hastalıklı olduğunun tespit edildiğini duyurdu.

Kurumun açıklamasına göre, Ankara Gölbaşı İlçesi Ahiboz Mahallesinde bulunan özel sektöre ait bir işletmeye Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen 3.959 adet büyükbaş kesimlik hayvan getirildi. Kesimi yapılan hayvanların veteriner hekimler tarafından yapılan muayenesi sonucu numune alınarak Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’ne gönderildi ve sonuç Anthrax (Şarbon) yönünden pozitif çıktı. Numune incelemesi için kesilen hayvanlar, Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü veteriner hekimleri gözetiminde imha edilirken, ilgili işletme, giriş ve çıkışlar yasaklanarak karantinaya alındı.

Et ve Süt Kurumu yaptığı açıklamada, geriye kalan hayvanların aşılama işlemlerinin yapıldığını, söz konusu etlerin piyasaya sürülmediğini, hastalığın çiftlik dışındaki başka hayvanlara bulaşmaması için gereken tüm tedbirlerin alındığını, endişe edecek bir durumun bulunmadığını ifade etti.

TBF Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konunun peşine düştü
Et ve Süt Kurumunun açıklaması sonrası Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konunun peşine düştü. Asıl sorunun kaynağında denetimin yapılmamış olması olduğunu söyleyen Deniz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)'e konuya ilişkin sorular sordu. 

Deniz'in CİMER' e yönelttiği sorular şu şekilde:
- Alınan 3.959 büyükbaş hayvan hangi ülkeden ithal edilmiştir?
- İthalat bedeli tutarı nedir?
- İthalatın kararlaştırılan koşulları gereğince, ithalat konusu hayvanların gerekli denetimlerinin hangi ülkede yapılması kararlaştırılmıştır?
- Şarbon hastalığı taşıdığı tespit edilen hayvanların sayısı nedir?
- Şarbon hastalığı taşımadığı tespit edilen hayvan sayısı nedir?
- Şarbon hastalığı taşıdığı tespit edilen ve Et ve Süt Kurumu'nun 27. 08. 2018 tarihli kamuoyu açıklamasında belirtildiği üzere etleri imha edilen hayvanlarla ilgili olarak ithalat bedeli iadesi, muayene sonrası imha masrafları, tazminat ve benzeri paranın ithalat bedelinden mahsubu veya ödenmişse iadesi söz konusu mudur?

28.08.2018, Tüketici  Postası
https://www.tuketicipostasi.com/ithal-edilen-buyukbas-hayvanlar-sarbonlu-cikti/2418/


26 Ağustos 2018 Pazar

Suya dolap farkı olur mu?

Gazetemizin Haber Araştırma Servisi Müdürü Pınar Aktaş’ın Çanakkale’de tatildeyken Lapseki’deki bir tekel bayiinden aldığı suya “dolap farkı” ödemesi tartışma yarattı. Aktaş’ın tweet’iyle duyulan olay, TV programlarının da gündemindeydi.

Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Müdürü Pınar Aktaş, önceki gün Çanakkale Lapseki’de girdiği bir tekel bayiinden 5 litrelik 2 adet su aldı. Kasaya yaklaştığında görevli, sular dolaptan olduğu için normalden daha yüksek bir fiyat alındığını belirtti. Aktaş’ın bu durumu sosyal medya hesabından paylaşması sonrası, suya dolap farkı alınması tartışılmaya başlandı. Bir kesim suyu dolapta soğutmanın da bir hizmet olduğunu ve bunun için enerji harcandığını belirtirken, bir diğer kesim ise uygulamayı eleştirdi.

‘FİYAT AÇIK OLMALI’
Görüşüne başvurduğumuz Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu’na göre, esnaf ürününü istediği fiyattan satabilir ancak etikette fiyatın anlaşılabilir olması şart; “Tüketici Kanunun 54. maddesinde Her ürünün etiket fiyatının yazılması gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamayan işletmelerden para cezası alınır. Tabii olayın bir de ahlaki boyutu var. Bu durumun hiç yaşanmamış olması gerekirdi. Zaten ürünlerin raf fiyatı belirli. Zaten fiyat farkı ile müşteriye satılıyor. Dolaptaki su ile dışardaki suya fiyat farklı konulması tirajikomik bir durum. Sıcak havada insanlar dışardan suyu zaten soğuk olduğu için alıyor. Tüketici bilinçli olmalı ve yasal hakkını kullanarak Tüketici Hakem Heyeti’ne bildirmeli. Şikâyetler internet yoluyla da yapılabiliyor.”

‘HAKKINIZI ARAYIN’
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de dolaptaki su ile dışardaki su arasında fiyat farkı olmaması gerektiğini söylüyor; “Ancak turizm sektörü ile ön plana çıkan bölgelerde maalesef bu tarz durumlar olabiliyor. Esnaf ürününü istediği fiyata tabii ki satabilir. Fakat ürün üstündeki etiket fiyatının net olması gerekir. Sıcak havanın fırsat bilinip soğuk suya fark almak gayri ahlaki bir durum. Biz tüketiciler da haklarımızı bilmeliyiz. Firmayı en yakın Tüketici Hakem Heyine bildirip, ücret farkı geri alınabilir. 1 lira 2 lira deyip geçmesinler. Halk da bu tarz yerlere tepki gösterip ürünlerini almazsa, bu da caydırıcı bir ceza olacaktır.”

'MÜŞTERİ VELİ NİMETTİR'
Dolaptan alınan suya fiyat farkı alınmasına yönelik görüşünü sorduğumuz Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu Başkanı Bendevi Palandöken de “Dolaptaki su için tabii ki fiyat farkı alınmamalı. Müşteri velinimettir. Ekonomik açıdan zor günler geçiren ülkemizde tüketiciler bu tarz esnaflar yüzünden de daha zor günler geçiriyor. Bu tarz haksızlıkla karşılaşıldığı zaman müşteri bilinçli olmalı. Haklarını bilmeli ve sonuna kadar savunmalı. Böyle bir durum tespit edilmesi durumunda esnaf ürün adedi kadar para cezası öder. Şikayetler de e-devlet üzerinden yapılabilir” açıklamasında bulundu.

25.08.2018, Milliyet

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Çocukları Kaybedilmiş Kadınlar...

20 Mart 1995.
Hasan Ocak o gün evine dönmedi.
55 gün sonra, işkence edilmiş cesedinin kimsesizler mezarlığında gömülü olduğu ortaya çıktı.
Hasan Ocak ilk değildi.
1990-2011 arasında, 1901 insan kaybedildi.

27 Mayıs 1995.
Otuz insan, kimliği belirsiz(!) kişilerce gözaltına alınıp, kaybedilenler için İstanbul/Galatasaray Meydanı'nda, her Cumartesi  oturmaya başladı.
Şiddet yok, slogan yok, yürüyüş yok; "çocuğumuz, eşimiz, babamız nerede" çığlıkları sessizdi...

Ülkenin iklimi kimi zaman bu çığlıkların arkasında durdu; çoklukla da cop, gözaltı, biber gazı...

15 Ağustos 1998-13 Mart 1999.
1093 çığlık gözaltına alındı.
Tam on yıl sustu Galatasaray Meydanı.

31 Ocak 2009.
Kaybedilenleri aramaya devam etti o meydan.
Her hafta sessizce.

5 Şubat 2011.
Devlet "o sessiz çığlığı duyuyorum" dedi.

25 Ağustos 2018
700. kez sessiz çığlık için gelenlere bağırdık; "eski Türkiye, statüko candır..."




22 Ağustos 2018 Çarşamba

“M”nin Gör Dediği...

Neredeyse dokuz yıl olmuş; “Pankartın “GÖR” Dediği" ni yazalı…

O zamandan bu yana bayram, kandil gibi günlerde, siyasi partilerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin yollara astığı kutlama ya da anma mesajlarını içeren pankartlara bakar dururum. Sosyal medya çıkalı, bir de sosyal medyadaki mesajlar takılır oltama.

Klasik kutlama, anma mesajlarıdır hepsinde yer alan.
Ama bir harf, evet tek bir harf gözüme batar hep.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adına yarışıp en fazla ikinci oyu alan Muharrem İnce’nin Kurban Bayramı mesajında da, o tek haf takıldı en son.
Aldım, sosyal medyaya koydum yorumumla... 

Paylaşımıma gelen tepkilere bakınca, “nerede hata ettim” diye düşündüm.
Dilbilgisi ve alışagelen kutlama kalıpları bakımından karşımızdakine bir kutlama dileğinde bulunuyorsak, elbette “M” yerine, “N” harfi egemenliğini koruyor.
Ama burada durum başka olmalı!..

İlkokuldan beri bize, millet olmanın tanımı faslında öğretilen, “tasada bir, kıvançta bir olmak” vurgusuna atıf yapmak değil niyetim.
O kavramlarla, millet olabilmenin yolunun açılabileceğinin olanaksızlığını, yeryüzünde işgal ettiğim elli küsur senenin ardından bellemiş bulunuyorum.
Dahası millet olabilmekten önce birbirine tahammül ederek, yaşayabilme sanatını kavramış insan topluluğu olabilmenin erdemine inanıyorum. Ancak bu iki kapıdan hangisini çalarsak çalalım, “ortaklaşma”nın es geçilemeyecek bir vurgu olduğu açık.

İşte “M”nin “N” ile maçında bu vurguyu arıyorum.
Hangi kademede, hangi beklenti, irade, yetki, yükümlülük, sıfat olursa olsun; toplumu, onlardan aldığı vekâletle yöneten ya da yönetmeye talip olanların, toplumu oluşturan bireylerle alabildiğine ortaklaşması, “biz” demeyi becerebilmeleri, yüksek amaçlara daha gelmeden, politika sanatının doğasında olması gereken bir durum.

Vekaletini istediğimiz asile, “birlikteyiz, ortağız ve birbirimizin göz hizasındayızdemenin en kolay yolu, bazen tek harften geçiyor. 







PS/Makaleyi bitirip bloguma koymaya hazırlanırken, telefonum çaldı. Kayıtlı olmayan, tanımadığım birinden... Bir erkek sesi, tanıttı kendini; “ne demek istediğinizi anlıyorum, o nüansı görmüşsünüz ve öyle de olması gerekir. Topluma tepeden bakmamayı hepimizin öğrenmesi gerek” dedi. "Göz hizasında olabilmek" tam da budur işte...

17 Ağustos 2018 Cuma

“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”


ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz;


“Türkiye Tüketicisi Harekete Geçiyor”

Mehmet Bülent Deniz
Tüketici Birliği Federasyonu
Genel Başkan

ABD kaynaklı küresel ekonomik saldırı sürecini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Amerika’nın değerlerine ve yaşam tarzının simgelerine olan boykot ile tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

Ülkemiz, ABD kaynaklı küresel bir ekonomik saldırı ile karşı karşıyadır.

ABD küresel ekonomik sistemdeki gücüne güvenerek, tarihte benzeri görülmemiş bir saldırganlık sergilemekte; bağımsız bir ülke olan Türkiye’ye dayatmalarda bulunarak, patronluk taslamaktadır. Akıldışı bu saldırganlığa karşı Türkiye, devleti ve milleti ile direnmiş, ulusça sağduyulu tepkiler ve önlemler ile gereken ilk yanıtı vermiştir.

ABD’nin bu ekonomik darbe girişimine karşı, Türkiye tüketicisinin örgütlü yapısı Tüketici Birliği Federasyonu, kapitalizmin anlayacağı dilden karşı koymaya karar vermiş ve ekonomik boykotu başlatmış bulunmaktadır; “ABD’ye Tüketici Darbesi”

ABD menşeli ürünlerin ülkemizdeki yaygınlığı, küreselleşen ekonomik sistemde üretilen mal ve hizmetlerin milliyetinin net olarak belirlenememesi, geniş ölçekli bir boykotun ülke girişimcisi ve çalışanı için olumsuz sonuçlara yol açma olasılığının olması ve en önemlisi uygulanabilir olması gibi zorunlu değerlendirmeler ışığında; “ABD’ye Tüketici Darbesi” boykotunu ilk aşamada ABD’nin yaşam tarzının sembol markalarıyla başlatıyoruz.

Bu kapsamda öncelikli olarak; Amerikan ulusal havayolu şirketi American Air Lines, ulusal parası dolar, hamburger, kola ve sigara markaları, Türkiye tüketicisi tarafından satın alınmayacak, tüketilmeyecektir. Kapitalizmin sembollerinden oluşan bu küçük listenin tüketici tarafından katı bir şekilde boykot edilmesi ile ABD’ye anladığı dilden en sert yanıtın verilmiş olacağı ve bu saldırgan tutumun sona ereceği kuşkusuzdur. 

Ancak ABD kaynaklı bu saldırgan tutumun devam ettirilmesi durumunda, “ABD’ye Tüketici Boykotu” kampanyası, yeni markaların eklenmesiyle büyüyerek devam ettirilecektir.

“ABD’ye Tüketici Darbesi” kampanyası ile kapitalizmin anladığı dilden konuşarak, tüketimden gelen gücümüzü harekete geçiriyoruz.

17.08.2018, İktisadi Dayanışma