pankart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pankart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2018 Perşembe

Muharrem İnce'ye teşekkür ediyorum

Bugün 30 Ağustos.
Yani Zafer Bayramı.
Coşkuyla kutladık, alanlarda ve tabi sosyal medyada.

Kutlayanlardan biri de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde en fazla ikinci oyu alan  sayın Muharrem İnce.
Kutlama mesajını görünce, derin bir "oh" çektim.

Fazla söze gerek yok; bu konu ile ilgili yazdığım iki makale tıklamanız için aşağıda.

(M) ve (N) arasındaki savaşa kafayı takmış bir blog yazarı ve seçmeni olmadığım halde ana muhalefet partisi kadrosunu işgal eden CHP'yi dert etmiş bir yurttaş olarak, sayın Muharrem İnce'nin 30 Ağustos mesajı;  açık seçik yazdığım halde bu konuda ne demeye çalıştığımı anlamazdan gelen, fildişi kulesi sakinlerinin sosyal medyada bana uyguladıkları linç girişimine en güzel yanıt oldu.

Sayın İnce, size içtenlikle teşekkür ediyorum.





22 Ağustos 2018 Çarşamba

“M”nin Gör Dediği...

Neredeyse dokuz yıl olmuş; “Pankartın “GÖR” Dediği" ni yazalı…

O zamandan bu yana bayram, kandil gibi günlerde, siyasi partilerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin yollara astığı kutlama ya da anma mesajlarını içeren pankartlara bakar dururum. Sosyal medya çıkalı, bir de sosyal medyadaki mesajlar takılır oltama.

Klasik kutlama, anma mesajlarıdır hepsinde yer alan.
Ama bir harf, evet tek bir harf gözüme batar hep.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP adına yarışıp en fazla ikinci oyu alan Muharrem İnce’nin Kurban Bayramı mesajında da, o tek haf takıldı en son.
Aldım, sosyal medyaya koydum yorumumla... 

Paylaşımıma gelen tepkilere bakınca, “nerede hata ettim” diye düşündüm.
Dilbilgisi ve alışagelen kutlama kalıpları bakımından karşımızdakine bir kutlama dileğinde bulunuyorsak, elbette “M” yerine, “N” harfi egemenliğini koruyor.
Ama burada durum başka olmalı!..

İlkokuldan beri bize, millet olmanın tanımı faslında öğretilen, “tasada bir, kıvançta bir olmak” vurgusuna atıf yapmak değil niyetim.
O kavramlarla, millet olabilmenin yolunun açılabileceğinin olanaksızlığını, yeryüzünde işgal ettiğim elli küsur senenin ardından bellemiş bulunuyorum.
Dahası millet olabilmekten önce birbirine tahammül ederek, yaşayabilme sanatını kavramış insan topluluğu olabilmenin erdemine inanıyorum. Ancak bu iki kapıdan hangisini çalarsak çalalım, “ortaklaşma”nın es geçilemeyecek bir vurgu olduğu açık.

İşte “M”nin “N” ile maçında bu vurguyu arıyorum.
Hangi kademede, hangi beklenti, irade, yetki, yükümlülük, sıfat olursa olsun; toplumu, onlardan aldığı vekâletle yöneten ya da yönetmeye talip olanların, toplumu oluşturan bireylerle alabildiğine ortaklaşması, “biz” demeyi becerebilmeleri, yüksek amaçlara daha gelmeden, politika sanatının doğasında olması gereken bir durum.

Vekaletini istediğimiz asile, “birlikteyiz, ortağız ve birbirimizin göz hizasındayızdemenin en kolay yolu, bazen tek harften geçiyor. 







PS/Makaleyi bitirip bloguma koymaya hazırlanırken, telefonum çaldı. Kayıtlı olmayan, tanımadığım birinden... Bir erkek sesi, tanıttı kendini; “ne demek istediğinizi anlıyorum, o nüansı görmüşsünüz ve öyle de olması gerekir. Topluma tepeden bakmamayı hepimizin öğrenmesi gerek” dedi. "Göz hizasında olabilmek" tam da budur işte...