15 Mart 2019 Cuma

Küçükçekmece’de Bilinçli Tüketim konulu panel yapıldı

Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi.

15 Mart 1962 yılında ABD’nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin Temsilciler Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi ile başlayan süreçte Birleşmiş Milletlerin 1985 yılında aldığı bir karar ile 15 Mart tüm dünyada Dünya Tüketiciler Günü olarak kabul edildi. Her yıl ülkemizde de tüketicilere atfedilen bu özel günde ve ilişkili haftasında tüketici dernekleri, kamu kurumları, ilgili sivil örgütler tüketici bilincini, farkındalığını ve önemini anlatan etkinlikler düzenliyor.
Bu bağlamda Küçükçekmece Belediyesi, tüketici dernek ve federasyon başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı “İsraf, Tasarruf, Bilinçli Tüketim” konulu bir panel gerçekleştirdi. Küçükçekmece Zahide Nine Semt Konağı’nda gerçekleşen panelin izleyici çoğunluğunu kadınlar oluşturdu.

Moderatörlüğünü Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler’in yaptığı panelde, Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan, Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal ve Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz katılımcıları tüketici meselelerinin farklı konularında bilgilendirdiler.

Paneli izleyen kadınların da kendi deneyimlerini paylaştığı, cevap aradıkları soruları sorduğu panelde ilk konuşmayı Uluslararası Tüketiciler Derneği (UTD) Genel Başkanı Sebahattin Doğan yaptı.

Dünyadaki israf oranlarına dikkat çekerek konuşmasına başlayan Doğan, tüketim doyumsuzluğuna geldiğimiz süreci çarpıcı bir video sunumu görsel hafızlara yerleştirdi. Doğan video sunumu sonrası devam ettiği konuşmasında dünyadaki ve ülkemizdeki israfın boyutlarına söyle dikkat çekti;

“Günde 4 milyon 900 bin ekmek israf ediliyor. Bu öyle büyük bir rakam ki, dörtte biri ile 870 milyon insan doyabiliyor. İsrafa ilişkin yayınlar televizyonlarda defalarca yayınlanıyor, rakamlar açıklanıyor, uyarılar yapılıyor ve bizler bütün bu yayınları izliyor, görüyoruz. Buna rağmen sonrasında çok hızlı bir şekilde yine bilinçsizce tüketime devam ediyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde ciddi yoksulluk çeken insanlar var. Bir günde bir öğün yemek bulamayan insanların sayısı yaklaşık olarak günlük 500 milyon insanın üzerinde. OECD ve FAO verilerine göre üretilen gıdaların üçte biri çöpe gidiyor. Yani her yıl 1,3 milyon ton gıda çöpte.

2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar olacağı, beslenmek için gıda üretiminin yüzde 50 artacağı düşünülüyor. Bütün bu gerçeklere rağmen israf alışkanlığımız son bulmuyor. Ülkemizde günde 1486 ton ekmek israf ediliyor. En çok israf ekmekte ve ilginç olan Türkiye’nin üretmiş olduğu tahıl ve buğday maalesef Türkiye’nin ihtiyacını göremez hale geldi. Şu anda tahılı en çok Rusya’dan olmak üzere birçok ülkeden ithal eder hale geldik.

Yine OECD ve FAO verilerine göre ABD’de üretilen gıdaların yıllık yüzde 40’ı yenmeden çöpe atılıyor. Avrupa Birliğinde de yaşayan insan sayısı yaklaşık 741 milyon ve burada da çok ciddi israf var. Kişi başına düşen 400 gram gıdanın 274 gramı israf ediliyor.

İSRAF ETME DÜNYA DOYSUN
Türkiye’de israfa çekilen dikkat ilk defa Bakan Hayati Yazıcı’nın “İsraf etme dünya doysun” sloganıyla başladı. “Avrupa’da israf edilen gıda ile Afrika beslenir” demişti. Bu çok önemliydi. Türkiye’deki israf için de aynı şey söz konusu. Türkiye’de de israf dünya ortalamasının çok üzerinde. Biz 1985 yılına kadar böyle değildik. 1985 sonrasında teknolojinin artmasıyla, batıyla olan entegrasyon sürecinde yaptığımız israfta büyük bir artış oldu. Şu çok net bir gerçek ki, israf etmezsek okulumuzu da hastanemizi de yapabiliriz. Dünyada herkese yetecek kadar gıda var, kıyafet var. Yeter ki ihtiyacımızdan fazla tüketmeyelim.

Panelin moderatörlüğünü de yapan Tüketici Hakları Merkezi derneği (TÜMER) Genel Başkanı Fatih Dinler de tüketim ve alışveriş aşamasında kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız diyerek sistemin götürdüğü kaçınılmaz sona dikkat çekti. Dinler,

“Dünyada tüketimin önüne geçebilecek tek duygu tasarruftur” diyen Dinler sözlerini şöyle sürdürdü: “İmkânı olan insanların hem üreterek tüketmeye hem tüketerek tüketmeye ve dünyanın sonunu getirmeye çok hızlı bir şekilde çabaladığını görüyoruz. Tüketirken satın aldığımız ürünlerin tüketime yetiştirilirken üretim aşamasındaki kapitalist süreçleri göz önünde bulundurmalıyız.

Örneğin, bir markete veya bir elektronik mağazasına gittiğimiz zaman mesela karşınıza otuz tane cep telefonu sergiliyorlar. Satış taktiklerinde sizi “bu sizin için iyi değil, bunu alın” diyerek yönlendiriyorlar. Size iyi olmayanı göstererek aslında satmak istedikleri ürüne yönlendiriyorlar. Sergilenen diğer telefonlar aslında hedefteki telefonun satılmasına hizmet ediyor. Burada bu kapitalist sürecin farkındalığında olmak, bilinçli tüketici olmak, ihtiyacımızın ne olduğunu ve tabi haklarımızı bilmek çok önemli.”

Özellikle özel günlerde yapılan tüketim miktarına dikkat çeken Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı Aziz Koçal konuşmasına, “İhtiyaçlarımızı kim belirliyor, biz mi belirliyoruz, ihtiyaçlarımızı belirleyen etkenler nelerdir?” sorularına cevap vererek başladı.

Koçal, “Genelde ihtiyaçlarımızı bir belirliyor gözüksek de ihtiyaçlarımızın tamamını biz belirlemiyoruz. İhtiyaçlarımızı, komşular, çevre, arkadaş grubu, reklamlar, televizyonlar, görseller gibi iletişim araçları belirliyor” dedi.

Kapitalist ülkelerin gelişmesi geri kalmış ülkelerin ilerlemelerini istemediklerini hatta buna engel olacak sistemler geliştirdiklerini söyleyen Koçal sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kapitalist sistemin yürümesi ve daha fazla kazanç elde edilmesi için mutlaka bir üretim gerekiyor ve bu üretimi tüketecek bir toplum gerekiyor. Dolayısıyla az maliyetli faza satışlı bir üretim ve bunu üreten bir toplum olması gerekiyor onlar için. Kapitalist ülkeler, bizim gibi gelişmekte olan yani teknolojik, sanayi gibi alanlarda geri olan ülkelerin ilerlemesini istemezler. Kendilerinin ihracatını, o ülkelerin ise ithalatını çoğaltmak isterler.

İhtiyaçlarımızı belirlerken örneğin, iphone alıyoruz, bir sene sonra başka bir versiyonu çıkıyor ve onu da alıyoruz. Oysa amaç iletişimse ve elimizdeki telefon iletişim kurmanızı sağlıyor ise bir küçük özellik değiştiği için yeni versiyonunu almak yerine elimizdeki telefonu ömrü bitene kadar kullanmamız gerekiyor. Ama televizyonlarda o kadar hızlı reklamlar dönüyor, o telefonun albenisi beynimize öylesine işleniyor ki, biz istemeseniz çocuğumuz istiyor. Neden, çünkü onun arkadaşlarında o telefon var. İşte ihtiyaçlarımızı bu şekilde komşularımız, çevremiz, arkadaşlarımız belirlemiş oluyor. Ne aracılığı ile, reklam aracılığı ile.

Bugün, açlık sınırı asgari ücretin de üzerine çıktı. Gelirimize göre ihtiyaçlarımızı da belirlemeye alışmamız gerekiyor. Kapitalist sistem bize gelirimizin üstünde yani gelecekteki gelirimizi de elimizden alan bir sistem geliştirdi. Ne sundu, kredi kartı sundu. Cebimizdeki plastik kartları sanki para gibi görmemizi sağladı. Bu plastik kartlarla önümüzdeki aylarda alacağımız geliri harcıyoruz. Ay başı geldiğinde aldığımız maaşın büyük bölümünü kredi kartlarına yatırıyoruz. Ay sonunu getirmek için yine kart kullanıyoruz ve bir süre sonra faturaları süresinde ödeyemeyecek duruma geliyoruz. Bozulan aile huzurları, eve gelen hacizler hızla artıyor.

Diğer yandan, israfın büyük kısmı gelir seviyesi yüksek olan kesimlerde görülüyor. Dolayısıyla biz bilinçli tüketiciyi şöyle tanımlıyoruz; ihtiyacına göre harcama yapan, alışveriş yapmaya giderken ne alacağını bilerek ve listesini yaparak giden ve onun dışına çıkmayandır.

En fazla bir haftalık ihtiyacınızı giderecek gıda alışverişi yapmalısınız, yapmazsanız sadece sermaye kesimine para kazandırmış olursunuz çünkü ihtiyaç fazlası çöpe gidiyor.

Tüketimi arttıran diğer etken özel günler. Sevgililer günü, anneler günü, kadınlar günü, babalar günü gibi. Geçen yıl 12,3 milyon işlem adedi ile rekor kırılmış anneler gününde. Yine sevgililer gününde 8,3 milyarlık harcama gerçekleşmiş. Bu insanların ihtiyacı olan bir şey değil çünkü sevgili, anne, baba, kadın bizler için yılın her günü önemlidir, önemli olmalıdır. Bu günleri biz icat etmedik. Bu günler, daha fazla para kazanmak, daha fazla tükettirmek için kapitalist ülkelerce toplumun önüne konan sistemlerdir.

Peki kısaca ne yapacağız?
-İhtiyaçlarımızı başkaları değil biz belirleyeceğiz.
-Atalarımızın dediği gibi ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Yani gelir ve gider dengemizi kuracağız.
-Alışverişlerimizi ne alacağımızı bilerek, belirleyerek ve onun dışına çıkmayarak yapacağız.
-Bilinçli tüketiciler olarak haklarımızı bileceğiz, öğreneceğiz ve tüketici derneklerinde örgütleneceğiz.

Panel’de son konuşmayı yapan Tüketici Birliği federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Panelin şu ana kadarki sürecinde alacağımız bireysel önlemlerle kendi aile bütçemizi nasıl yöneteceğimizi öğrendik. Şimdi size söyleyeceklerimizle, şu anda vermekte olduğumuz ekonomik savaşı ülke olarak nasıl kazanacağımızı anlamaya çalışacağız” diyerek katılımcıların büyük bölümünün ilk defa farkında olacakları bir konuyu ele aldı.

“Lütfen çantalarınızdan bir kâğıt ve demir para çıkarın ve üzerinde yazanı okuyun.” Sözleri ile meraklandıran Deniz katılımcılara paraların üzerinde yazan banka isimlerini okuttu. Deniz” Gördüğünüz gibi, demir parada Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, kâğıt parada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazıyor. Aradaki fark “i” harfi. Neden biliyor musunuz?” diyerek durumu tarihsel süreci ile anlattı;

“Bundan tam 400 yıl önce İngiltere ve Fransa çok büyük bir savaşa tutuşmuş. Savaş yıllarca sürmüş. Savaşın uzunluğu İngiltere hazinesini iflas ettirmiş. Artık hazinenin savaşı finanse edecek parası kalmamış. Bunun üzerine İngiliz Kralı üç Yahudi bankere giderek borç para almış ve savaşı ancak bu şekilde yürütebilmişler. Bundan 200 yıl sonra ise Kırım Savaşında Osmanlı Devleti’nde hazine öylesine boşalmış ki, askerlerin yiyeceğiniz karşılayamaz hale gelmişiz, halk fakirleşmiş. Osmanlı Devleti de yine Yahudi kökenli Fransız bankerlerinden borç para istemiş. Yedi cihana hükmeden imparatorluk üç tane Fransız bankerden borç para temin etmiş. Ama bu durum sadece bizim başımıza mı gelmiş. Hayır, Amerika’nın da başına gelmiş.

1906 yılında Amerika’da çok büyük bir deprem oluyor, San Francisco depremi. Bu depremle Amerika ciddi ölçüde yıkılıyor ve ekonomisi büyük zarar görüyor ve Amerika artık devleti yönetecek bir kaynağa ulaşamıyor. 7 tane Yahudi tefeciye gidiyorlar ve onlardan borç para alıyorlar.

İşte İngiltere’ye, Osmanlı’ya, Amerika’ya borç para veren bu Yahudiler verdikleri borçlar için hem faiz alıyorlar hem de şunu söylüyorlar “bundan sonra parayı basma yetkisini bizim bankamıza vereceksiniz, sizin devletinizin parasını biz basacağız.”

Yani bugün Amerika’da da, İngiltere’de de, Türkiye’de de kağıt parayı basma yetkisi devlete ait değil. Oysa biz kâğıt paramızı Merkez Bankası basıyor zannediyorduk. Parayı devletin bastığı düşünülsün, sanılsın diye “i” harfi eksik olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazılıyor. Bir algı operasyonu yapılmış oysa ki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası etrafta gördüğümüz diğer bankalardan farklı değil. Bireysel olarak kurulan ve Türkiye’ye borç para veren bir banka. Devlet bu bankanın sadece yüzde 51 hissesine sahip.

Küresel ekonomik sistem bugün bütün devletlerin ekonomilerini ele geçirmiş, merkez bankaları üzerinden devletlerin ekonomilerini canlarının istediği gibi idare etmiş vaziyettedir. Bu nedenle bütün devletlerin ekonomik olarak boyunduruk altında kalması için elimize Dolar adını verdikleri bir kâğıt parçası vermişler. Bugün her şey dolara göre hareket ediyor. Ama Dolar dediğin Amerika’daki 7 tane Yahudi’nin kurduğu Amerikan Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan bir kâğıt paradır. Dünyada 15 trilyon Dolar dolaşıyor ve bu kadar Doların karşılığı Amerika’da altın olarak yok. Yani bizim ekonomimizi idare eden, Amerika Merkez Bankasının bastığı, karşılığı olmayan, kâğıt parçası olan Dolardır.

Onun için şu anda büyük bir ekonomik savaş veriliyor. Onun için küresel ekonomiye karşı ayağa kalkma savaşı veriliyor. Onun için milli paramızı önemseyelim, koruyalım diye devlet büyüklerimiz çağrı yapıyorlar. Onun için Müslüman ülkeler ve dost ülkeler arasında kendi paramızla alışveriş yapalım deniliyor. Onun için artık bu Doların yani Amerika’nın egemenliğinden kurtulalım istiyoruz. Bunun için evimizde işimizde yerli malı kullanmak zorundayız. Ne kadar çok yerli ürün tercih edersek dolara ve dışa olan bağımlılığımız o denli azalacaktır. Bugün burada anlatılan tedbirlerle sadece evinizin değil, ülkenin ekonomisini de korumuş olacaksınız. Yiyin, için, israf etmeyin. 10 emire de uymuş olacaksınız.

2 Mart 2019 Cumartesi

Tüketicinin Hak Aramasına Çelme

Tüketici uyuşmazlıklarına zorunlu arabuluculuk mu geliyor?
Tüketici örgütleri bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyor?
Zorunlu arabuluculuk, tüketici için ne getirecek, ne götürecek?

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Tüketici Postası Genel Yayın Yönetmeni Çetin Ünsalan’ın hazırlayıp sunduğu ve her Salı Kanal Ekonomi’de yayınlanan Tüketici Postası’nda değerlendiriyor.


16 Şubat 2019 Cumartesi

Ortalığı Tanzim Edelim!...

Arapça kökenli bu sözcük, tanzim…
Sıraya koyma anlamına geldiği gibi bugünlerde düzen verme, yoluna koyma eylemine ışık tutuyor.

Gıda enflasyonu gözlerimizi ve dahi cebimizi patlatıp “aç mı kalacağız yoksa” dedirtince anımsayıverdik tanzim satış mağazalarını…

Ben küçüktüm, yaşadığımız kentteki tanzim satış mağazasını bulanık karede görüyorum.
Belediyenin bir çalışması olsa gerek; derme çatma bir dükkan ve raflar, yığılmış çeşitli ürünler…
Sahi, et de satılıyordu yanlış anımsamıyorsam.
Annemin elini tutup oraya uğradığımız oluyordu. Nedense çok fazla alışveriş yapamadan çıkardık. Ya ürünler bozuk, kalitesiz, ya da aradığımız ürün olmazdı çoğu kez.

Şimdi neredeyse ülke çapında, bir gecede açılıverdi bu satış yerleri.
Amaç gıdada göğe yükselen fiyatları tanzim edivermek…
İyi de oldu, marketler etiket değiştirmekle meşgul şimdilerde.

Ülkede bir ürünün fiyatı sıradışı hale gelince, tek tabancamız vardı, ithal ediyorduk hemencecik.
İthalat silahına tanzim satışı ekleyince, korksun bizden enflasyon canavarı.
Bir de, önden denetim/menetim bombalarını savurduk mu, bu savaşın galibi belli…

İyi de muhteremler, denetim yapmayı fiyatlar uçmadan akıl ediversek ya da “ithalattı, tanzimdi” diye icatlar çıkarmadan, uzun vadeli önümüze bakıp üretimi attırmak için erkenden önlemleri alıversek…

Ama şunu da teslim edelim, 2018 Haziran seçimlerine doğru da soğandı, patatesti diye birkaç kalem gıdada fiyat anomalisi yaşandı.
Bunu da, yerel seçimlere kırk gün kala not edelim.
Edelim de, sorunun sadece üretim yetersizliği olmayabileceğini de arada anımsayalım.

Bu makale 12.02.219 tarihinde

10 Şubat 2019 Pazar

Tüketiciye 14 Şubat Teklifi

14 Şubat geliyor.
Sevgilisi olan da, olmayan da dertli!

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, 14 Şubat için tüketicilere bir teklifte bulunuyor.


Poşet Nerede Paralı, Nerede Bedava?

Paralı poşet uygulaması başladı.

Peki paralı poşet uygulaması nerede zorunlu, yani paralı?
Nerede bedava?



Tüketici Güven Endeksi Düşüyor

Tüm zamanların en düşük seviyesine gelen Tüketici Güven Endeksi, ekonominin geleceği için neler söylüyor?
Düşen tasarruf eğilimi, ülke kalkınmasını nasıl etkileyecek?
Reel sektör ve tüketici ne yapmalı?

Tüketici Postası Genel Yayın Yönetmeni Çetin Ünsalan ve Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Kanal Ekonomi’de her Salı yayınlanan Tüketici Postası’nda anlatıyor.

31 Ocak 2019 Perşembe

Boş yere kredi kart aidatı ödemeyin

Kredi kart ekstrenizi bu ay dikkatle okuyun.

Göreceksiniz ki, 180-250 lira arasında yıllık kart ücreti veya aidatı ismiyle sizden para isteniyor.
Oysa ki, kart ücreti ödemek zorunda değilsiniz.


Her yıl aynı terane HALKIN SAĞLIĞIYLA OYNANIYOR

Her yılın ocak ayında eczaneye giden vatandaş bazı ilaçları bulamıyor. Sebebi ise; ilaç üreticileri ve Ecza depolarının, halkın sağlığına malolsa da daha fazla kar etmek pahasına kur güncellemesini bekliyor olmaları. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, "Bütün dünya piyasaları an be an takip edilebilirken kur güncellemesi yapılacak diye vatandaşı bir ay boyunca ilaçsız bırakmak doğru değildir" dedi.

Yılbaşıyla birlikte ilaç stoku haberleri rutin hale geliyor. Eczanelere giden vatandaşlar bazı ilaçları bulmakta sıkıntı çekiyor. Eczacılar konunun kendilerinden kaynaklanmadığını belirtirken ilaç üreticilerini ve ecza depolarını işaret ediyor. Sorunun kur güncellemesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise halk sağlığını tehdit eden durumun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini belirtiyor.

İLAÇ ÜRETİCİLERİ VE ECZA DEPOLARI KUR GÜNCELLEMESİNİ BEKLİYOR
Her yıl yaşanan ilaç bulamama sıkıntısı bu yıl da yaşanıyor. Vatandaşlar özellikle diyabet, kanser ve tansiyon ilaçlarının piyasada bulunmadığından şikayet ediyor. Eczacılar ise yaşanan sıkıntının kendilerinden kaynaklanmadığını belirtiyor. İlaç üreticilerini ve ecza depolarını adres gösteren eczacılar durumdan kendilerinin de mağdur olduklarını ifade ediyor. İlaç üreticileri ve Ecza depoları ise şubat ayında yeniden ele alınacak kur güncellemesini bekliyor. Gelecek zammı bekleyen üreticiler, daha fazla kar etmek pahasına halkın sağlığıyla oynuyorlar. Aynı şekilde ecza depoları da düşük fiyata aldıkları ilaçları zamlı fiyata satabilmek için ilaç stoku yapıyor.

“SAĞLIK BAKANLIĞININ BU KONUYU ACİLEN ÇÖZMESİ GEREKİYOR”
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent DENİZ, “Her yıl ocak ayında vatandaşlardan talep ettikleri bazı ilaçları bulamadıklarına yönelik şikayetler geliyor. Bu yıl da aynı şikayetler geliyor. Bunun sebebi ise Şubat ayında kur güncellemesi yapılması. İlaç firmaları ve ecza depoları kur güncellemesi gelecek diye ilaç stoku yapıyor. Bu yıl kur güncellemesine ek olarak ülkemizin yaşadığı kur şoku da eklendi. Bazı ilaç firmalarının çekinik davrandıklarına dair bilgiler aldık. Bir taraftan kamu sağlığı söz konusu bir taraftan da ilaç firmalarının kendilerince ‘haklı sebepleri' söz konusu. Tabi burada vatandaş mağdur oluyor. Özellikle yüksek segmentli ilaçlarda sıkıntı yaşanıyor. Sağlık Bakanlığının bu konuyu acilen çözmesi gerekiyor. En azından bu yıl geçici bir çözüm için konunun taraflarıyla bir araya gelmesi gerekiyor. Bu ilaçların piyasaya yeniden sürülmesinin sağlanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“VATANDAŞI İLAÇSIZ BIRAKMAK DOĞRU DEĞİL”
Bazı ilaçlar için yurt dışından sipariş edildiğine dair bile haberler aldıklarını da ifade eden Deniz, “Sağlık konusu şakaya gelmez. Vatandaşın sağlığını korumakla yükümlü olan bir yönetim biçimimiz var. Bu konu kur farkı veya başka bir etken dinlemez. Bu sıkıntının her yıl tekrar etmesi aynı delikten birkaç kere ısırılmak demektir. Bütün dünya piyasaları an be an takip edilebilirken kur güncellemesi yapılacak diye vatandaşı bir ay boyunca ilaçsız bırakmak doğru değildir” ifadelerini kullandı.

30.01.2019, Muhsin Şenol Doğru Haber

Deniz'den Tüketicilere Boykot Çağrısı

Patlıcan, biber, domates gibi sebzelerin fiyatlarında görülen anormal artış üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, marketlerdeki fiyat artışlarının sıkı bir şekilde denetleneceğini açıkladı.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, marketlerdeki olası kriz fırsatçılığını değerlendirirken tüketicilere çağrıda bulundu: "Sebzeleri mevsiminde tüketelim. Talep düşerse, kriz fırsatçıları beklediklerini bulamayacaklar."

İşte Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz’in A Haber TV. canlı yayınındaki değerlendirmeleri.

 29 Ocak 2019, AHaber TV.

Kredi kart borcunuzu ödemekte zorlanıyor musunuz?

Ziraat Bankası'nın başlattığı ve Vakıfbank ve Halkbank'ın da katıldığı yapılandırma kredisinden yararlanmayı unutmayın.


Hem uygulanacak faiz, kredi kart borcunuz için ödediğiniz faize göre daha az, hem de vade 60 aya kadar...

25.01.2019, Tüketici Postası
https://www.tuketicipostasi.com/kredi-kart-borcunuzu-odemekte-zorlaniyor-musunuz/4178/https://www.tuketicipostasi.com/kredi-kart-borcunuzu-odemekte-zorlaniyor-musunuz/4178/