ilaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2019 Perşembe

Her yıl aynı terane HALKIN SAĞLIĞIYLA OYNANIYOR

Her yılın ocak ayında eczaneye giden vatandaş bazı ilaçları bulamıyor. Sebebi ise; ilaç üreticileri ve Ecza depolarının, halkın sağlığına malolsa da daha fazla kar etmek pahasına kur güncellemesini bekliyor olmaları. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, "Bütün dünya piyasaları an be an takip edilebilirken kur güncellemesi yapılacak diye vatandaşı bir ay boyunca ilaçsız bırakmak doğru değildir" dedi.

Yılbaşıyla birlikte ilaç stoku haberleri rutin hale geliyor. Eczanelere giden vatandaşlar bazı ilaçları bulmakta sıkıntı çekiyor. Eczacılar konunun kendilerinden kaynaklanmadığını belirtirken ilaç üreticilerini ve ecza depolarını işaret ediyor. Sorunun kur güncellemesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz ise halk sağlığını tehdit eden durumun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini belirtiyor.

İLAÇ ÜRETİCİLERİ VE ECZA DEPOLARI KUR GÜNCELLEMESİNİ BEKLİYOR
Her yıl yaşanan ilaç bulamama sıkıntısı bu yıl da yaşanıyor. Vatandaşlar özellikle diyabet, kanser ve tansiyon ilaçlarının piyasada bulunmadığından şikayet ediyor. Eczacılar ise yaşanan sıkıntının kendilerinden kaynaklanmadığını belirtiyor. İlaç üreticilerini ve ecza depolarını adres gösteren eczacılar durumdan kendilerinin de mağdur olduklarını ifade ediyor. İlaç üreticileri ve Ecza depoları ise şubat ayında yeniden ele alınacak kur güncellemesini bekliyor. Gelecek zammı bekleyen üreticiler, daha fazla kar etmek pahasına halkın sağlığıyla oynuyorlar. Aynı şekilde ecza depoları da düşük fiyata aldıkları ilaçları zamlı fiyata satabilmek için ilaç stoku yapıyor.

“SAĞLIK BAKANLIĞININ BU KONUYU ACİLEN ÇÖZMESİ GEREKİYOR”
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent DENİZ, “Her yıl ocak ayında vatandaşlardan talep ettikleri bazı ilaçları bulamadıklarına yönelik şikayetler geliyor. Bu yıl da aynı şikayetler geliyor. Bunun sebebi ise Şubat ayında kur güncellemesi yapılması. İlaç firmaları ve ecza depoları kur güncellemesi gelecek diye ilaç stoku yapıyor. Bu yıl kur güncellemesine ek olarak ülkemizin yaşadığı kur şoku da eklendi. Bazı ilaç firmalarının çekinik davrandıklarına dair bilgiler aldık. Bir taraftan kamu sağlığı söz konusu bir taraftan da ilaç firmalarının kendilerince ‘haklı sebepleri' söz konusu. Tabi burada vatandaş mağdur oluyor. Özellikle yüksek segmentli ilaçlarda sıkıntı yaşanıyor. Sağlık Bakanlığının bu konuyu acilen çözmesi gerekiyor. En azından bu yıl geçici bir çözüm için konunun taraflarıyla bir araya gelmesi gerekiyor. Bu ilaçların piyasaya yeniden sürülmesinin sağlanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“VATANDAŞI İLAÇSIZ BIRAKMAK DOĞRU DEĞİL”
Bazı ilaçlar için yurt dışından sipariş edildiğine dair bile haberler aldıklarını da ifade eden Deniz, “Sağlık konusu şakaya gelmez. Vatandaşın sağlığını korumakla yükümlü olan bir yönetim biçimimiz var. Bu konu kur farkı veya başka bir etken dinlemez. Bu sıkıntının her yıl tekrar etmesi aynı delikten birkaç kere ısırılmak demektir. Bütün dünya piyasaları an be an takip edilebilirken kur güncellemesi yapılacak diye vatandaşı bir ay boyunca ilaçsız bırakmak doğru değildir” ifadelerini kullandı.

30.01.2019, Muhsin Şenol Doğru Haber

21 Şubat 2010 Pazar

"Ne Hasta Bekler Sabahı..."

Necip Fazıl’ın Beklenen şiirinin ilk dörtlüğü çoğumuzun ezberinde;
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı
Seni beklediğim kadar.

Sektör dergisinde aşk, vuslât üzerine yazacak değiliz.
Bu şiirin çağrışım yapmasının nedeni, sadece kıyasıya süren “ilaç meydan savaşları”nda, arada bir yerde, birilerinin telef olma olasılığı…

Konu mâlum.
Bir türlü giderilemeyen sosyal güvenlik sistemindeki açığın azaltılmasına yönelik iktidarın aldığı önlemler sadedinde, referans ilaç uygulaması ile ilaç fiyatları ortalama yüzde otuz beş düşürüldü.
İlaç fiyatları düşünce, eczacıların depolarında bulunan yüksek fiyattan alınmış ilaçların oluşturacağı zararın ne olacağı, nasıl giderileceği üzerine başlayan kavga, iktidar-eczacılar arasında meydan savaşına dönüştü.

Her ne kadar iktidar kanadı, firmalarla anlaşma yapıldığını ve eczacıların stok zararının firmalar tarafından karşılanacağını açıklasa da, gerek firmaların bu konudaki yaklaşımlarının netlik kazanmaması ve gerekse sosyal güvenlik kapsamındaki yurttaşların ilaç alımında eczaneler ile yurttaşı karşı karşıya getiren bir yığın bürokrasi ve külfet, eczacıları bir günlük grev noktasına getirdi.

Eczacıların bir günlük kapama eylemine iktidarın yanıtı hayli sert oldu ve Türkiye Eczacılar Birliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasındaki sözleşmenin 16 Ocak 2010 itibariyle feshedildiği, bundan sonra meslek örgütü yerine eczanelerin kendisi ile sözleşme yapılacağı açıklandı.
Bununla da kalmadı sert yanıt, ilaçların marketlerde satılabilmesi konusu da gündeme getirildi.
Biz bu satırları yazarken, Danıştay sözleşmenin feshine ilişkin iktidar kararının yürütmesini durdurdu, ama siz bu satırları okurken, son durum nedir, onu kestiremiyoruz; yürütmeyi durdurma kararı kesinleşti mi, 16 Ocak sonrası sosyal güvenlik sistemindeki yurttaşlar ilaçlarını nasıl, nereden temin ettiler ve benzeri konular umarız çözümlenmiştir.

Ama gelin biz bu meydan savaşını bir kenara bırakalım ve ilaç konusundaki tabulardan birini, marketlerde ilaç satılması zemininde tartışmaya açalım…
İlacın Reklâmı Olur mu?
Sağlık sektöründeki temel sorun, verilen hizmetlerin bedelinin yüksek olması.
İlaç fiyatları sosyal güvenlik kapsamında olmayan hastanın cebini, sosyal güvenlik kapsamındaki hasta nedeniyle de, sosyal güvenlik sisteminin kasasını delip geçiyor.

Bir taraftan araştırma, geliştirme ve üretim için anlaşılabilir maliyet yüksekliği, ama diğer taraftan da ilaç sektörünün rekabete kapalı olması nedeniyle fiyatların, ürünü sunan firmalarca rahatça belirlenebilmesi, bu fiyat yüksekliğinin temel nedeni.

Hepimiz biliyoruz ki, bir ürünün fiyatı piyasada arz/talep dengesine göre belirleniyor. Ama ürün fiyatını etkileyen diğer önemli faktör, ürünü satanların fiyat/kalite bağlamında rekabet içinde olup olmamaları.
Tüketicinin tercihini serbestçe yapabilmesinin sağlandığı, firmaların ürünlerinin tercihi için tüketiciye reklâm, promosyon, kalite vaadi, ucuz fiyat teklifinin geçerli olduğu tam rekabet ortamında, tüketiciye ulaşan ürün fiyatlarında “damping”, ürün kalitesinde de iyileşme olduğu bir gerçek.

Şimdi akla gelen ilk soru şu; “ilaçta reklâm olsun, ama doktor reçeteye ne yazarsa, o ilacı almaya çalışmıyor muyuz?”
Hayır!
İlaç reklâmlarının kontrollü olarak yapılabildiği piyasa ortamında, doktorlar reçetelere ilacın markasını yazmak yerine, ilacın etken maddesini yazacaklar.
Hasta/tüketici de ilacı alırken, kullanması gereken etken maddeyi içeren ilaçlar arasında kendi tercihini yapacak.
Bu tercihin yapılmasında, fiyat/kalite bağlamında hasta/tüketiciye en iyisini vaad eden, reklâmları ile tüketiciyi doğru ve etkin şekilde bilgilendiren firmaların ilaçları tercih konusu olacak ve sağlanan bu rekabet ortamında, ilaç fiyatları füze gibi aşağı inecek.

Üstelik ilaç firmalarının, kendi ürünlerinin sürümünü arttırmak için doktor-firma arasındaki, kamuoyunu rahatsız eden ilişki biçimi de ortadan kalkacak, bu ilişki biçiminin fonları hasta/tüketicinin bilgilendirilmesi, ona ulaşılabilmesi için reklâm ve kampanyalar için olarak kullanılacak.

Bu yol haritasına bakınca, ilaçta reklâmın “bal” gibi olacağı açık.
Ülkemizin bu “tabu”sunun artık tartışılması gerekiyor.
Tıpkı, marketlerde “ilaç satılabilir mi” tabusunun tartışılmaya başladığı gibi.
Şimdi marketlerde ilaç satılsın/satılmasın tartışmasını, ilaçta reklâm olanağının sağlandığı bir zeminde, sakince tartışmaya açmak gerek.

Biz de buna niyetliydik, ama yerimiz yetmedi.
Yerimizin geniş olduğu bir yazımızda bu konuyu ele almak üzere…
(Makale, Bizim Market Derigisi'nin 2010/Şubat sayısında yayınlanmıştır.)