9 Kasım 2009 Pazartesi

""17 Kasım'da, Yüzbinlerce Cep Telefonu Kapanacak"


5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunun Geçici 5. maddesini değerlendiren Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; “yasa ile öngörülen sürenin, 10 Kasım 2009’da sona ermesiyle birlikte yüzbinlerce cep telefonu kapanma olasılığı ile karşı karşıyadır” dedi.

Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıkla-mayı yapmıştır:

10 Kasım 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunun Geçici 5. maddesi;

“GSM mobil telefon hizmeti sunan işletmeciler nezdinde tutulan abonelik kayıtlarının tam, doğru ve güncel bilgilerden oluşmasını teminen, tüm abonelik kayıtları bu Kanunun yayımından itibaren bir yıl içinde güncellenir. Bu kapsamda ilgili işletmeciler nezdindeki bilgi ve belgelerinde eksiklik ve yanlışlıkları bulunan tüm aboneler, bu süre içerisinde kimliklerini is-patlayıcı belgelerle birlikte ilgili işletmeciye başvururlar. Başvuru esnasında abonelerden kimliklerini ispata yarar belgelerin birer örneği ile birlikte bireysel abonelerden Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaraları, kurumsal abonelerden ise vergi numaraları alınır. Bu madde kapsamında bilgileri güncellenemeyen hatların elektronik haberleşme şebekesi ile bağlantısı kesilir” hükmünü getirmektedir.

Yasanın bu maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK) tarafından çıkarılan 14.10.2009 tarihli Abonelik Kayıtlarının Güncellenmesi ve Son Kullanıcıların Aboneliğinin Gerçekleştirilmesi İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar gereğince; 10 Kasım 2009 tarihine kadar GSM işletmecileri nezdindeki abonelik kayıtlarındaki eksiklikleri gidermeyen, güncellemeyen, adına kayıtlı olmayan GSM hattını kullanıp da, gerekli devir işlemlerini yapmayan tüketicilerin hatları, 10 Kasım 2009 tarihinden itibaren sadece gelen aramalara açık tutulacak, nihayetinde 17 Kasım 2009 tarihinde görüşmeye kapatılacaktır.

Hukukun temel ilkesi olan“kanunu bilmemek mazeret olmaz” kuralı gere-ğince GSM hizmeti alan tüketicilerin, yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeden haberdar olduğu varsayılmalıdır.

Ancak yasanın yürürlüğe girdiği bir yıl öncesinden bu güne, gerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK) ve gerekse her üç GSM işletmecisi tarafından kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediği gözlemlenmektedir.

BTİK ve her üç GSM işletmecisine ait internet sitelerinde yapılan araştırmada, söz konusu yasal düzenleme ve düzenleme kapsamındaki tüketicilerin yapmaları gereken işlemlere ilişkin duyurulara, ana sayfalarda veya ziyaretçilerin kolaylıkla görebilecekleri konumlarda rastlanmamaktadır.

Yine her türlü yeni ürün ve tarifeyi kamuoyuna duyurmak için büyük reklâm ve duyuru kampanyaları düzenleyen GSM firmaları, bir yıllık süre içinde bu konuda kamuoyunu bilgilendirici, uyarıcı çalışmaları gerçekleştirmemişlerdir.

Kamuoyunun ve özellikle yasal düzenleme kapsamındaki tüketicilerin yeterince bilgilendirilmemiş olmaları nedeniyle özellikle başkasına ait GSM hattını kullanan tüketicilerin gerekli devir işlemlerini yapmamaları, hatlarının kapanması sonucunu doğuracak ve yüzbinlerce tüketici mağdur olacaktır.

Yasanın getirdiği ücretsiz devir işlemleri için son tarih 10 Kasım 2009 olup, tüketicinin kullanmakta olduğu hat ile ilgili GSM işletmecisine kimliklerini kanıtlayıcı belge ve kullanmakta oldukları hat ile birlikte başvurmaları halinde, devir işlemleri ücretsiz olarak gerçekleştirilecektir.

Ancak yasa tarafından öngörülen sürenin bitimine çok az bir zaman kalmış olması ve kamuoyunun yeterince bilgilendirilmemiş olması nedeniyle ve tüketicilerin yaşanması muhtemel yoğunluktan olumsuz etkilenmemeleri amacıyla yasada öngörülen sürenin uzatılması, kamuoyuna yeterli şekilde duyurulması ve böylelikle yüzbinlerce tüketicinin mağdur olmasının önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

Av. M. Bülent Deniz
Tüketici Hakları Uzmanı

5 Kasım 2009 Perşembe

"Doğalgaza Fahiş Zam, Ekonomiye Darbe Vurur"


BOTAŞ'ın döviz ve ham petrol fiyatları tahminleri doğrultusunda gelecek yıl şubat ayında doğalgaza yüzde 50 ile 70 oranında zam yapmaya hazırlanması tüketici ve sanayiciler tarafından tepkiyle karşılandı.

Ekonomideki durgunluk ve krizin devam ettiğine işaret eden Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, yeni yılda doğalgaz fiyatlarına kesinlikle zam yapılmaması gerektiğini kaydetti. Gelecek yıl gaz birim fiyatının enflasyon ve petroldeki artışa paralel belirlenmesini isteyen Tüketici Hakları Uzmanı Avukat Bülent Deniz de, kamu hizmetlerinin sosyal devlet anlayışı içerisinde vatandaşlara eşit sunulmasının önemine işaret etti.

Zaman Gazetesi'nde dün yayınlanan 'BOTAŞ doğalgaza yeni yılda yüzde 70 zam istiyor' başlığıyla duyurduğu haber büyük yankı uyandırdı. Televizyonlar zam haberine geniş yer verirken, internet siteleri de olayı okuyucularına Zaman kaynaklı haberle duyurdu. Habere göre, kamu şirketi Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ), Hazine'nin petrol, dolar gibi girdi maliyetleri öngörüleri doğrultusunda 2010'da gaz fiyatlarındaki artışı belirlemek için çalışmalara başladı. Yapılan ilk hesaplamalara göre fiyat artışının yüzde 50 civarında olabileceği tespit edildi. Ancak, ucuz alınan Azerbaycan ile yapılan fiyat düzeltme görüşmelerinde şirket yüksek fark ödemesi durumunda zam oranı daha da yukarı çıkabilecek. Doğalgaz fiyatlarının geçen yıl toplam yüzde 74 artırılması büyük tepki çekmiş, bu yıl ise şubat ve mayısta fiyatlarda toplam yüzde 40 indirim yapılmıştı. Gelecek yıla yönelik zam öngörüleri de kamuoyunda eleştiri konusu oldu. TESK Başkanı Bendevi Palandöken, krizde olan esnafın doğalgaz zamlarıyla daha da zora gireceği uyarısında bulundu. Krizde esnaf, sanatkâr ve tüccarın yükünün daha da hafifletilmesini isteyen Palandöken, "Bu zor zamanda, özellikle krizin daha çok hissedileceği 2010'da doğalgaza yapılacak zamlar kabul edilemez, kesinlikle böyle bir zamdan yapılmamalı. Esnafı nefes aldıracak uygulamalar yapılmalı." dedi. Tüketici Hakları Uzmanı Bülent Deniz de, verimsiz çalışan kamu kuruluşlarının faturasının vatandaşa ödetilmesinin 'haksızlık' olduğunu kaydetti. BOTAŞ'ın bütçe yapısındaki açığı kapatmak için gelecek yıl yüzde 50 zam hesabından vazgeçilmesini isteyen Deniz şöyle konuştu: "Kamu hizmetleri, sosyal devlet anlayışı içerisinde yapılmalı. Bu hizmetlerden anormal kâr hedeflemek yanlıştır. Gaza yapılacak zamla, BOTAŞ'ın mali yapısı kuvvetlendirilecek. Kesinlikle doğru değil." Deniz'e göre gelecek yıl doğalgaz fiyatları en fazla enflasyon ve petroldeki artışa göre ayarlanmalı.

BOTAŞ'IN KÂR HEDEFİ 1,4 MİLYAR LİRA
Doğalgaz fiyatları 1 Temmuz 2008'den itibaren her ay Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararıyla yeniden belirleniyor. Bunun için Hazine Enerji KİT'lerine dolar, ham petrol, enflasyon gibi girdileri bildiriyor. Kamunun enerji şirketleri de buna göre fiyat ayarlaması yapıyor. BOTAŞ da, geçen yıl sonuna doğru 2009 İş Programı'nı hazırladı. Hazine, 2009 İş Programı için şirkete 28 Ekim 2008 tarihli yazısıyla dolar kuru ve ham petrol ortalama varil fiyatını iletti. BOTAŞ Hazine'nin resmi yazıyla bildirdiği temel varsayımlar ve program büyüklükleri esas alarak çalışmalarını tamamladı. Buna göre BOTAŞ 2009'u 1,4 milyar lira (yaklaşık 1 milyar dolar) dönem kârıyla kapatacak. BOTAŞ, 2010 yılı İş Programı çalışmalarına da yeni başladı ve yıl sonuna kadar Hazine öngörüleri kapsamında mali verilerini netleştirecek.

Fiyatı siyasî irade değil, otomatik sistem belirliyor
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız dün Meclis'te gazetecilerin zamla ilgili sorusuyla karşılaştı. Doğalgaz fiyatlarının otomatik fiyat mekanizmasıyla belirlendiğine işaret eden Yıldız, "Şu anda bunları öngörmek mümkün değil ve doğru da değil. Şu anki elimizdeki rakamlar, otomatik fiyat mekanizmasına gelen doneler, bir fiyat zammı şeklinde görülmüyor. Ama bu fiyat zammını belirleyen biz değiliz." dedi. Azerbaycan ve İran'dan alınan gazın otomatik fiyatlandırmaya tabi olduğunu ifade eden Yıldız, "İki yıldan beri uygulanan otomatik fiyatlamayla beraber bu kural devam ediyor. Bunu belirleyen bizim siyasi irademiz değil. O yüzden bunu hep beraber takip edeceğiz. Bunu dediğimde de 'fiyatı bilmiyor musunuz?' deniyor. Açıkça söylüyorum, otomatik fiyatlandırma mekanizması her zaman yürürlüktedir ve bu devam ediyor." diye konuştu. Azeri gazındaki yeni artışla birlikte zam olup olmayacağına ilişkin soruyu da cevaplandıran Yıldız, "2008 yılının Nisan ayından bu tarafa zaten gelebilecek fiyat farkı hesaba katılmıştı. Bu bizim için sürpriz değil. O açıdan bunun getireceği çok artı bir fiyat oluşmayacak. Doğalgazla alakalı otomatik fiyat mekanizması devam edecektir." dedi. Yıldız, bu hafta gelecek Azeri heyetiyle görüşmelerin son olmayacağını, görüşmelerin sürdürüleceğini açıkladı.

2 Kasım 2009 Pazartesi

"Pankartın "GÖR" Dediği..."


Üstteki fotoğrafta iki siyasi partinin, geçtiğimiz Cumhuriyet Bayramı kutlamaları nedeniyle sokaklara astıkları pankartlar var.

Bu iki pankart arasında kocaman bir fark var.
Gözünüze çarpıyor mu?
Öyle parti ismi, amblemi ya da pankartın boyutları bakımından değil, bu fark...
Dikkatli bakın lütfen..
Hala mı göremediniz?...

Farkı bulduysanız, yanıtınızın doğru olup olmadığını teyid etmek; bulamadysanız da, doğru cevabı öğrenmek için lütfen yazının sonundaki fotoğrafa bakın...

Tek bir harfin farklılığı sizde ne uyandırdı bilmiyorum; ama bu tek harf ne yazık ki, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu topluma bakışını ortaya koyması bakımından çok ilginç bir dışavurum.

"Cumhuriyetin partisi, devletin partisi" olmakla her daim övünen, ama toplumdan ve değerlerinden kopuk olduğu, uzak olduğu için eleştirilen ve insanımız tarafından yıllardır iktidar yetkisi verilmeyen CHP, topluma nereden baktığını bu pankartıyla ortaya koymuyor mu sizce?..

Elitist, "bu ülkeye komünizm gelecekse bile biz getiririz" anlayışının sahibi, halkı; devlet için var gören, yönetilmesi gereken insan topluluğu olarak algılayan bu siyasi yaklaşım, demokrasilerde yetki sahibi olabilir mi sizce?

Merkez sağı olabildiğince kaplamış AKP iktidarı için alternatifler üretilmesi gerekliliğinden haklı olarak söz edilirken, ana muhalefeti oluşturan CHP yerine, yine merkez sağda (örneğin; DP-ANAP birleşmesi gibi) alternatif aranması, demokrasimiz için ne kadar sağlıklı?

Sağlıklı demokrasinin ön koşulu, iktidar odağını dengeleyecek, denetleyecek ve her zaman için alternatifi olabilecek çözümü üreten, karşıt siyasi gövdenin var olmasıdır.

Batı'da, halkın içinden gelmiş, halk adına, halk için sosyal demokrat çözümler üreten siyasi partileri görüp de, imrenmemek mümkün mü?
Kendimize dönüp iktidara alternatif sosyal demokrat çözümleri, bu CHP nin üretebileceğini hayal edebilir miyiz?

Yazılarımızda siyasete bulaşmamaya, hele ki herhangi bir siyasi parti eleştiri veya övgüsüne girmemeye özen gösteriyoruz. Bu özenimizi koruyalım ve bu kadarla yetinelim.
Ancak tek bir harfin bize çağrıştırdıklarının, yazdıklarımızdan çok daha fazla olduğunu da dikkatinize sunalım efendim.





23 Ekim 2009 Cuma

"Sahi, Bir Yıl Geçmiş..."



Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz, aylık dergi Bizim Market'de, ekonomik gelişmeleri değerlendiriyor...

İşte 2009/Ekim sayısında yer alan makalesi:


"Sahi, Bir Yıl Geçmiş..."

Geçtiğimiz sonbaharda başladı küresel ekonomik kriz.
Haber vere vere gelen küresel kriz nedeniyle bir yıldır tüm dünya, bu “yeni durum”u anlamaya, çözmeye çalışıyor.

Şirket iflâsları, işsizlik, giderek ülke iflâsları noktasına kadar getirdi küresel ekonomiyi. Kimilerince insanlık tarihin tanık olduğu en büyük ekonomik deprem, kimilerince küresel ekonominin mimarisinin yeniden tasarlanması süreci olarak algılanan bu deprem sona erdi mi?
Şimdilerde herkesi sorduğu temel soru bu.

Bu sorunun yanıtını doğru bilenler, özellikle perakende sektörünün aktörleri, önümüzdeki dönemdeki tercihleri nedeniyle rakiplerinden bir, belki de birkaç adım öne çıkacak.
Ama bütün mesele, sorunun yanıtını doğru verebilmekte.

Birkaç ay öncesine giderek, sorunun yanıtını kendimizce aramaya çalışalım.
Nisan ayından itibaren tüm ekonomik göstergelerde hissedilir iyileşmeler başladı. Göstergelerdeki “tepetaklak düşüş”, yerini “düşüş”e bıraktı.

Eh şimdi, “düşüş devam ediyorsa, iyileşme bunun neresinde” diye sormamız hayli yerinde.
Bu sorunun yanıtını ileriki satırlara bırakarak, Nisan ayında başlayan bu gelişme üzerine olan-bitene bakalım:
Başta ABD Başkanı Obama olmak üzere IMF., OECD, Dünya Bankası, FED gibi ekonominin baş aktörlerinden gelen açıklamalar dünyayı rahatlatmışa benziyor. Hatta “krizi bilen adam” olarak anılan Nouriel Roubini’den bile, iyimser açıklamalar gelmeye başladı. “Kriz bitti, dibi gördük, düşüş yavaşladı” tarzında bize yansıyan bu açıklamaların, moralleri yükselttiği bir gerçek…

Ama bizim dikkatimizi çeken bir nokta var; bu açıklama sahiplerinin ifadelerindeki temkinli iyimserlik. Dahası başta Roubini olmak üzere, bir gün basına yansıyan iyimser açıklamaların tekzip edilircesine, ertesi gün aynı ağızlardan “kriz daha geçmedi” söylemleri…
Bakıldığında, bizim medyamıza yansıyan bu iyimser/kötümser açıklamaların aslında, haberi yapan gazetecinin meşrebine, beklentisine göre çevirisinin yapılarak haberleştirildiği gibi vahim bir durum söz konusu.

Ekonominin baş aktörlerinin ağzından çıkacak her sözün borsaları uçuracağı veya yere çakacağı gerçeği nedeniyle bu konumdakilerin söylemlerinin her zaman temkinli olması, satır aralarının dikkatli okunması gerekiyor. Bu durumda da, bu açıklamaların ülkemiz insanına servis yapılması noktasında, servis yapanın kişisel tercihleri bizi de, ülke ekonomisini de olumsuz etkileyebilecek niteliktedir.

Dünyanın Sonu mu Geliyor?
Biz, küresel depremi kötümser yorumlayanlar grubundayız.
Yaşanan, sıradan veya sıradan olmayan bir ekonomik kriz olmak yerine, insanlık tarihinin yazının keşfi, Fransız İhtilâli ve benzeri önemli kırılma noktalarından biri niteliğinde.
Yüzyıllardır süregelen kapitalist ekonomik model yerine, insanlık bu deprem sonrasında dünyanın ekonomik düzenini, ekonomik ilişkilerini yeniden biçimlendirmek, tasarlamak ve açıkçası küresel ekonominin mimarisinin yeniden kurgulamak zorunda.
Bu sürecin bir-iki hatta on yıl sürmesini beklemek de, mümkün değil. Tarihin önemli kırılma noktalarına baktığımızda, sürecin 50-100 yıllık dönemlere yayıldığını görüyoruz. Eğer bizim bu iç karartıcı öngörümüz doğru ise, şimdilerde dünya coğrafyasını paylaşan insanlık önemli bir olaya tanıklık ediyor. Ama tanık oldukları bu olayın sonuçlarını bizler değil, torunlarımızın görmesi kuvvetle muhtemel…

Zor Dönemlerin İnsanı Olmak…
Peki biz ne yapacağız?
Öyle ya da böyle, kriz ortamında yaşamak, kazanmak ve gelişmek, en azından mevcudumuzu korumak zorundayız.
Ama bunun için küresel krize ilişkin öngörülerimizin yanında, ülkemize ilişkin öngörülerimizin de olması gerekiyor.

2010-2012 dönemine ilişkin Orta Vadeli Ekonomik Plan geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bir kısmı iyiniyetli öngörülerin yanında, açıkçası siyasi iktidarın dahi önümüzdeki iki yıllık döneme ilişkin beklentileri olumlu görünmüyor.
Nitekim geçtiğimiz günlerde yapılan elektrik zammı, bu kışın zorlu geçeceğinin habercisi sanki.
Tüm mal ve hizmet üretiminin temel girdisi olan enerjiye yapılan ve daha da yapılması kuvvetle muhtemel bu zam, maliyetlerin artması, dolayısıyla tüketiciye ulaşan mal ve hizmet bedellerinin artışı anlamına geliyor.

İşte bu noktada öngörü yeteneğimizi kullanmak gerekiyor:
İlk ve olmasını tercih edeceğimiz seçenek, mal ve hizmet bedellerinin artmış olmasına rağmen ekonomi yönetiminin halkın ekonomik seviyesinin düşmesini, en azından mevcut konumunu korumasını sağlayacak önlemleri alması. Ancak bütçede son dönemde oluşan yüzde 800 lük açık karşısında, bu seçeneğin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Hazine kendi cebindeki deliği kapatmanın telaşında iken, toplumun alım gücünün mevcut seviyede kalması için önlem alabilmesi, kaynak aktarması, uzaktan da öte bir olasılık..

Diğer ve ne yazık ki, gerçekleşme olasılığı yüksek senaryoda ise, zaten bir yıldır yaşanan ekonomik kriz nedeniyle alım gücü zayıflayan ve hatta işsizlik olgusu karşısında alım gücünün sıfır noktasında bulunan toplumun büyük kesimi için satın alma eğiliminde azalma söz konusu olacaktır. Bu da, daha derin bir resesyon veya en azından mevcut resesyondan çıkış olasılığımızın orta vadede dahi gerçekleşmeyeceği anlamına geliyor.

Küçülme, Büyük Olasılık
Yani, tüketici satın alırken daha cimri olacak, zorunluluk dışındaki harcamalarında kesinti yapacak, belki de zorunlu harcama eğilimine dahi kısıt getirecektir.
Bu da reel sektör için kırmızı alarm anlamına geliyor. Talep azlığı üretimi yavaşlatacak, üretimin azalması kapanan işyerleri ve işsizliğin artmasına, yani satın alamayan toplum halinde dönüşmemize yol açacaktır.

Şimdilerde ekranlarda sıkça gördüğümüz “al-ver, ekonomi canlansın” reklâmlarının çıkış noktası da, yukarıda dile getirmeye çalıştığımız kötü senaryo…

Sorumuzu yeniden soralım; “peki, biz ne yapacağız?”
Aynı gemideyiz.
Ülke olarak üreteni-satanı-tüketeni ile aynı gemide olduğumuz gerçekliğini, önümüzdeki dönemde deniz feneri olarak kabul edecek ve tüm projeksiyonlarımızı buna göre yapacağız.
Yani az geriye gidecek, 2001 krizinde kendisini aynı gemide kabul etmeyenlerin uğramış oldukları trajik sonu hatırlayacağız.
Kriz zamanında “ne koparırsam kârdır” anlayışıyla hareket edip üretiminin kalitesinden ödün verenlerin, acımasız vade farklarıyla sektörde boy gösterenlerin, üretiminin tüketici için vazgeçilmez olduğu yanılgısına düşüp istediği gibi at oynatanların, satış sonrasında bayisini, tüketicisini unutanların bugün gelmiş oldukları noktayı görüp, şimdilerde bu olumsuz yaklaşımdan uzak durarak, işe başlayacağız.

Panik ve endişe ile çok da gerekli olmadığı durumlarda küçülmeyi tercih etmeyeceğiz. Alacağımız küçülme kararlarının, hanelerdeki işsizliğe katkı yapacağını ve hanelerde yaşayanlar arasında yayılacak işsizliğin, işyerimizde ürettiğimiz-sattığımız mal ve hizmetlerin daha az satın alınması sonucunu doğuracağı gerçekliğini unutmayacağız.
Küçülmek yerine, akılcı tasarruf önlemleri ile zor zamanların aktörleri olduğumuzu ortaya koyacağız.

Ve hep birlikte, kriz zamanlarının “kötü adamları”nı hatıra defterimize kaydedip zamanı geldiğinde bu defteri okumaya başlayacağız.

Durum budur efendim…

Hastalanmadan Haklarınızı Bilin

1 Ağustos 1998 tarihinde yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği ile hasta ve hasta yakınlarının; sağlık hizmetinden faydalanma, tıbbi bakım hakkı, eşitlik içinde sağlık hizmetine ulaşma, bilgi isteme, sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme, personeli tanıma, seçme ve değiştirme, bilgi alma hakkı, mahremiyet ve özel yaşama saygı, tıbbi kayıtların saklanması, onay, güvenlik, dini vecibeleri yerine getirme, insani değerlere saygı gösterilmesi, ziyaretçi kabul etme, refakatçi bulundurma, müracaat, şikayet ve dava hakkı, sürekli hizmet hakkı bulunduğu kabul edilmiştir.

Hasta ve hasta yakınlarının yukarıda sayılan haklarının ihlâllerinin giderilmesi ve ihlâli gerçekleştirenler için yaptırım uygulanmasına karar vermek üzere il merkezlerinde bütün kamu hastaneleri, ilçe merkezlerinde de 100 yatak üzerindeki hastanelerde Hasta Hakları Kurulları oluşturulmuştur.

Ülkemizde halen 800 civarında Hasta Hakları Kurulu faaliyette bulunmaktadır. Hasta Hakları Kurullarına gelen başvuru sayıları şu şekildedir:
Yıl Görüşülen Başvuru Yerinde Çözülen Başvuru Toplam
2007 12.789 65.844 78.633
2008 14.098 73.464 87.562
*Görüşülen Başvuru : Hasta Hakları Kurullarına yapılan yazılı başvuru
*Yerinde Çözülen Başvuru : Sözlü yapılan ve olay anında çözümlenen başvuru

2009 yılına ilişkin dönemsel raporlama henüz yapılmamıştır. Ancak 2009 yılı için toplam başvuru sayısının 100.000 civarında olması beklenmektedir.

2008 yılında Hasta Hakları Kurullarına gelen 87.562 başvurunun yüzde 54’ünde hasta hakları ihlâli olmadığına, yüzde 18’inde ihlâl olduğuna karar verilmiştir.

Hasta hakkı ihlâlinin olduğuna ilişkin verilen kararlarda ihlâlin yüzde 59’unun sağlık personelinden, yüzde 23’ünün sistemin işleyişinden kaynaklandığı, yüzde 13’ünün teknik (tıbbi) konu, yüzde 5’inin adli konu olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan araştırmalarda, çok sayıda Hasta Hakları Kurulunun faaliyete geçirilmediği, faal durumda olanların da kurul üyelerindeki eksiklerinin tamamlanmadığı gözlenmiştir.

Hasta Hakları Kurullarına gelen başvuru sayısı da, ülke nüfusu ve sağlık sisteminin işleyişindeki aksaklık ve eksiklikler dikkate alındığında, oldukça yetersizdir. Konu ile ilgili Sağlık Bakanlığı ve illerdeki Hasta Hakları İl Koordinatörlüklerinin topluma yönelik yoğun bilgilendirme çalışmalarına rağmen, hasta ve hasta yakınlarının başvurularda beklenen şekilde istekli olmadığı görülmektedir.

Eski çağ hukuklarından bu yana korunmakta öncelikli haklar arasında ön sıralarda yer alan hasta ve hasta yakını haklarının korunması, gözetilmesi ve ihlâllerin giderilmesi için kamu otoritesinin daha etkin çalışma yapması, öte yandan hasta ve hasta yakınlarının da, haklarının korunması ve uğradıkları ihlâllerin giderilmesi için oluşturulan ücretsiz hak arama mekanizmalarını harekete geçirmeleri ve haklarını aramakta ısrarlı olmaları gerekmektedir.

Av. M. Bülent Deniz
Onursal Başkan

http://www.tuketiciler.org/


21 Ekim 2009 Çarşamba

"Elektrik Sayaçlarında Haksız Uygulama..."


Elektrik Dağıtım Şirketleri görevlileri, bugünlerde haberiniz olmadan evinize veya işyerinize gelip çalışır durumdaki sayacını sökmüş ve yerine son model bir dijital sayaç takmış olabilir.

Her gün sayacınızın yerinde durup durmadığını kontrol etmek gibi sıra dışı bir alışkanlığınız yok ise, çalışır durumdaki sayacınızın sökülüp yerine yenisinin takıldığını, ancak faturanızdaki 80 TL. lık fazlalığı görünce fark edebilirsiniz.

Bu haksız uygulama Tüketiciler Birliği tarafından yapılan bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıklandı.

Ardından Kanal 24 de yayınlanan ve usta gazeteci Selçuk Geçer tarafından hazırlanıp sunulan "24 Ekonomi" programına konuk olan Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz, bu haksız uygulama için tüketicilerin haklarını nasıl arayacakları konusunda bilgi verdi.

Canlı yayına telefonla bağlanan BEDAŞ Genel Müdürü Abdullah Atalay, sayaç değişimini tüketiciye haber vererek yaptıklarını anlatarak uygulamayı savundu.

Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz ve BEDAŞ Genel Müdürü Abdullah Atalay canlı yayında, bir kez daha karşı karşıya...

21 Ekim 2009, Çarşamba
Saat: 16:20
Kanal 24, "24 Ekonomi"

11 Ekim 2009 Pazar

Hani Dünya Bankaları Tek Rakibimizdi!

Piyasaya kredi vermeyen ve kendilerini 'biz sağlamız, dünya bankalarına rakibiz' diye savunan finans sektörüne dünyadan kötü haber

Global Finans Dergisi 2009 yılı Dünyanın En İyi Bankaları'nı belirledi. Seçilen 2009'da Dünyanın En İyi Bankaları listesi: En iyi Özel Banka Credit Suisse Zürih, İsviçre, En İyi Kurumsal Banka JP Morgan Chase NY, ABD, En İyi Ticaret Finansmanı Bankası BNP Paribas Paris, Fransa, En İyi Tüketici Bankası HSBC Londra, İngiltere, En İyi Gelişmekte Olan Pazarlar Bankası Standard Chartered Bank Londra, İngiltere. Avrupa kategorisinde de Türkiye'yi temsilen Akbank ödüle layık görüldü. Öte yandan Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, 1-8 Ekim arasında başka banka kartlarının farklı ATM'lerde kullanılması kapsamında yapılan nakit işlem adedinde yüzde 36,3'lük, nakit ciroda ise yüzde 12,4'lük artış gerçekleşti.
Tasarruftan Bedel Alıyorlar
BKM Genel Müdürü Sertaç Özinal, bankaların, müşterilerine uygulayacakları hizmet ücretini serbest piyasa ekonomisi gereği kendilerinin belirlediğini vurgulayarak, 'Bankaların bu alandaki ek yatırımının maliyeti yaklaşık 300 milyon dolar civarında. ATM yatırımı ATM olmayan yerlerde yapılacak. Dolayısıyla 300 milyon dolarlık tasarrufun esas kaynağı bu... Yani verimlilikten kaynaklanan bir tasarruf söz konusu'

Ticari Banka Anlayışı Ölmek Üzere!
Ülkemizdeki bankaların uyumlu çalışmadıklarını belirten Tüketici Birliği Onursal Başkanı Av. Bülent Deniz, 'Bu krizde sanayi ülkesi olan Türkiye'ye kapısını kapatan finans sektörü değil dünya ile rakiplerine de rakip olamaz. Bu süreçte bankalarımız maalesef sanayiden kestiği krediyi bireysele çevirdi. Resmen Türkiye'de ticari bankacılık anlayışı ölüyor. Ne rekabeti? Yatırım ve sanayi yalnız bırakıldı' dedi.

http://yenisafak.com.tr/Ekonomi/?i=215911

6 Ekim 2009 Salı

Sizin İçin Yazıyor

Türkiye’de tüketici bilincinin oluşmasında ve gelişmesinde en büyük emek harcayanlardan birisi O.

Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz
, artık sizin için yazıyor. Deniz Bizim Market'de okurlarıyla buluşuyor.

"Perakende, Pazarlama ve Ekonomi" sloganıyla yayın hayatının yedinci yılına giren Bizim Market, sektörel yayıncılık konusundaki istikrarlı ve sürdürülebilir yayıncılık anlayışı ile okurlarına ulaşıyor.

Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz, çoğumuz için anlaşılmaz ve zor olan ekonomideki gelişmelerin insan üzerindeki izdüşümlerini, izleyicilerinin yakından bildiği yalın, kolay ve mizah tadında üslubu ile her ay Bizim Market okurları ile paylaşıyor.

http://www.barometre.com.tr/NewsRead.asp?Nid=11530

2 Ekim 2009 Cuma

"Deniz, Bizim Market'de..."


Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz, Bizim Market'de...


"Perakende, Pazarlama ve Ekonomi" sloganıyla yayın hayatının yedinci yılına giren Bizim Market, sektörel yayıncılık konusundaki istikrarlı ve sürdürülebilir yayıncılık anlayışı ile okurlarına ulaşıyor.


Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz, çoğumuz için anlaşılmaz ve zor olan ekonomideki gelişmelerin insan üzerindeki izdüşümlerini, izleyicilerinin yakından bildiği yalın, kolay ve mizah tadında üslubu ile her ay Bizim Market okurları ile paylaşıyor.

27 Eylül 2009 Pazar

"Ben Tüketmezsem, O Yok Olur..."


Ekonomik kriz, yeni tüketim ahlâkıyla çözülecek
Gülizar Baki/Zaman 27.09.2009


Global ekonomik kriz büyük firmaların iflas etmesine, fabrikaların daha az üretim yapmasına dolayısıyla ekonomi çarklarının yavaşlamasına sebep oldu.

Boşuna mı ekonomi kurmayları ekranda bakkal, oyuncakçı, simitçi veya çiçekçi kılığında, "Ekonomiye can verin!" çağrısında bulunuyor. Çünkü ekonomik kriz sadece büyük şirketleri değil, tüketici davranışlarını da etkiledi. Daha az alışveriş yapmak, tasarruf etmek gibi basit etkiler değil bunlar. Uzmanlara göre global kriz, yeni bir tüketim anlayışı geliştiriyor. Yani tüketim ahlakı/davranışları değişiyor.

Dünyaca ünlü trend uzmanı Reiner Evers, önümüzdeki yılın tüketici eğiliminin, mavi renk elbise veya topuklu ayakkabı değil, "daha az harcamak ve daha fazla satmak" olduğunu söylüyor. Hatta bu durumu "sellsumers" olarak kavramlaştırıyor. Sellsumers, seller (satıcı) ve consumer (tüketici) kelimelerin birleştirilmesinden oluşturulmuş. Anlamı "satan tüketici" demek. Yani fikirleri kurumlara satan, düşüncelerini diğer tüketicilerle paylaşan veya kullanmadıkları eşyaları kiralayan tüketicilere deniyor. Ekonomiye "tüketici katkısı" olarak da tanımlanabilir.

'G' Jenerasyonu

Evers'ın öngörüsüne göre satıcı ile tüketici arasındaki keskin ayrılık bitiyor. Tüketici aynı zamanda satıcı, satıcı ise tüketici olacak. Aslında bu anlayış, internet sayesinde yavaş yavaş başlamıştı. Kriz sebebiyle nakit sıkıntısı çekilince daha hızlı bir şekilde yayıldı.

Evers, ekonomik krizin "g jenerasyonu" adı verilen yeni bir nesil ortaya çıkardığından da bahsediyor. Yani generous generation/cömert nesil, "Cömert ve insancıl tüketici olmak" diye açıklanabilir. Cömert nesil, adil davranan ve insan emeğine saygı gösteren kurumlardan alışveriş yapmak istiyor. Yani ileride üretim ve satışta daha şeffaf firmalar kazançlı olacak. Çünkü g jenerasyonu insancıl yaklaşımlardan etkileniyor. Ülkemizdeki durum da Evers'ın teziyle paralellik gösteriyor. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı'na göre tüketim ahlakı ve kültürü Türkiye'de de krizin etkisiyle hızla değişiyor. Hatta tüketici zihinsel dönüşüm yaşıyor. Odabaşı, krizin, tüketici ahlakında yaşanan değişimi sadece hızlandırdığını düşünüyor. Ona göre teknolojik gelişmeler, internetin sağladığı sosyal iletişim ağları böyle bir dönüşümü gerçekleştiriyordu zaten.

Yeni tüketicinin özellikleri

Odabaşı, yeni tüketicilerin özelliklerini şöyle sıralıyor: "Daha hassas ve duyarlı. Gereksiz harcamalara ve tüketime karşı bilinçli. İhtiyaç duyduğu ürünlere ve markalara yöneliyor. Üretime dahil olmak istiyor. Pasif kalmak istemiyor. İnsanî değerlere önem veriyor, materyalist bir bakış açısıyla yapılan uygulamalara tepki gösteriyor." Odabaşı, yeni nesil tüketicinin ruh halini ise şöyle tanımlıyor: "Kendisinin sadece 'parası olan varlıklar' olarak görülmesine duygusal içlenme diyebileceğim bir tavır gösteriyor. Duygu dünyasındaki bu halin ise iş dünyası tarafından fark edilmesini bekliyor. Tüketimin dünya sorunlarına çözüm üreten bir yapıda olmasını bekliyor. Çevreye zarar vermek istemiyor. Etik ve adil ticaret istiyor."

Daha eğitimli ve önceki nesillere göre gözü doymuş yeni nesil tüketiciler, samimi bir üretici istiyor. İkiyüzlü iş dünyasının karşısında duruyor. Üreticilerin ekolojik dengeyi gözetmesini neredeyse şart koşuyor. Tüketici olmanın kendisine bahşettiği büyük gücün farkında ve ona göre talepte bulunuyor.

Peki bu talepler ne işe yarayacak? Öncelikle etik ticaret yaygınlaşacak. Üretici, elemanlarının çalışma koşullarını bile düzeltmek zorunda kalacak. Tüketici otoriteye ve iş dünyasına yön verecek. Aslında devletlerin yaptığı/yapması gerektiği denetim işini, artık tüketici yapacak.

Yeni nesil tüketici gücünün farkına vardı

Tüketiciler Birliği'nin onursal başkanı Bülent Deniz de tüketicinin, "ben tüketmezsem o yok olur" diyerek gücünün farkına vardığını söylüyor. Deniz, yeni tüketicilerin kandırılması zor, satış sonrası unutulmaya tahammül etmeyen ve de imkan vermeyen bilince sahip olduğunu vurguluyor. Avukat Hamza Türkmen ise yeni tüketici ahlakının elit kesimlerin bir eğilimi olduğunu düşünüyor. Türkmen'e göre Batı'da "başka bir dünya mümkün" diyen küresel kapitalizmin karşıtı akımlar gündeme gelse de, bu söylemden en başta kendi bedenleri etkilenen elitler yararlanıyor. Organik tarım, gönüllü sadelik gibi akımlar onlara yönelik başladı. Gönüllü sadelik, 1970'lerden beri gelir seviyesi üst kesimde yaygın bir kavram. Parayı ve sınırsız satın alma gücünü elinde tutanlar, bilinçli olarak az tüketmeyi, sade yaşamayı tercih ediyordu. 2008 global krizi, bu akımın geniş kitleler tarafından mecburen benimsenmesine sebep oldu.