basınhaberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basınhaberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2011 Cuma

"Bu Tuzağa Düşmeyin"


BDDK'nın yeni düzenlemesi tefecileri atağa geçirdi.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun (BDDK) bir yılda en fazla 3 kez dönem borcunun yarısından daha az ödeme yapan tüketicilere nakit para çekme yasağı getirilerek kredi kartı asgari ödeme tutarının yüzde 20'lerden yüzde 40'a çıkarılmasına ilişkin düzenlemelerin 17 Eylül 2011 tarihinden itibaren günü kurtaran tüketiciler için büyük sıkıntı yaratacağı belirtildi.
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz, Gazeteport'a yaptığı açıklamada, Türkiye'de 17-18 milyon kişinin cebinde 50 milyon adet kredi kartı bulunduğunu ve yaklaşık 10 milyon tüketicinin kredi kartı borçlarında yalnızca asgari tutarda ödeme yaparak günü kurtaran tüketiciler olduğunu dile getirdi.

''ÖNEMLİ BİR DÜZENLEME''
Asgari ödeme tutarının alışkanlık haline dönüşmemesi, tüketicinin arada gidip borcunu kapatması için BDDK'nın bu tarz bir önlem aldığını belirten Deniz, bir tüketicinin 1000 liralık kredi kartı borcunun asgari tutarını ödeyerek borcunu 3,5 yılda kapayabildiğini söyledi. Yeni düzenleme kapsamında, yalnızca borcunun asgari tutarını ödeyen tüketicilerin kartlarının limitinin arttırılmayacağını ve sayısı 9-10 milyon civarında olan bir kredi kartından çekip diğer kredi kartını borcunu ödeyen günü kurtaran tüketiciler için nakit çekiminin kapatılacağını dile getirdi. Deniz, 17 Eylül tarihinden itibaren bir karttan çekip diğer karta yatıran tüketiciler için bu imkan ortadan kalkacağından dolayı 3-4 milyon kredi kartı kullanıcısı için icra takibi başlatılabileceğini söyledi. Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı, bu düzenleme ile başlangıçta bir çok sıkıntı ortaya çıkacak dahi olsa bilinçli bir tüketim toplumu haline dönüşme yolunda önemli bir düzenleme olarak gördüğünü sözlerine ekledi.

TEFECİLER İŞ BAŞINDA
BDDK'nın düzenlemesini fırsat olarak gören, tüketicilerin kredi kartı borçlarının tamamını daha düşük faiz oranından, kefil, sözleşme, formalite gerektirmeden ödeyeceklerini belirten danışmanlık şirketlerini atağa geçirdi. Tüketicilerin kredi kartı borçlarını 12 ay eşit taksite böleceklerini taahhüt eden şirketler bankaların aylık uyguladığı vade farkının altında sundukları oran ile tüketicilerin daha karlı çıkacağını iddia ediyorlar.
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı, tüketicileri bu tür şirketlere karşı tetikte olmaları konusunda uyardı.

TÜKETİCİLER DİKKAT!
Bir kurumun faiz karşılığında para verebilmesi için BDDK'dan izin alması gerektiğine değinen Deniz, bu kurumların tefecilik yaptıklarını söyledi. Deniz, 17 Eylül itibariyle tüketicilerin kredi kartı borçlarını kapama yoluna gitmesinden yararlanmak isteyen bu şirketlere karşı tüketicileri uyardı. Kredi kartı borçlarının kapatılıp kapatılmadığının denetlenmesinin mümkün olmadığını dile getiren Deniz, bu kurumların izinsiz para topladıklarından dolayı vergi vermediklerini bildirdi.

Kredi kartı faizlerinin yüzde 2,75 civarında, tüketici kredisi faiz oranlarının ise yüzde 1 civarında olduğunu belirten Deniz, tüketici kredisi kullanmanın 2 kat daha avantajlı olduğunu dile getirdi. Tüketicilerin icraya düşmemesi adına krediye ödeme yapmasını yararlı gördüğüne değinen Deniz, müşterilere bireysel kredilerle borçlarını kapatma yoluna gitmelerini önerdi.









11 Şubat 2011 Cuma

"KKDF Mağdurlarına Müjde"


Bilindiği gibi 28.10.2010 tarih ve 27743 sayılı resmi gazete'de yayımlanan 2010/974 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile bankalar ve finansman şirketlerince kullandırılan tüketici kredilerinde kaynak kullanımı destekleme fonu oranı %10'dan %15'e yükseltilmiş ve bu karar yayımı tarihinde yürürlüğe girmişti.

Bakanlar Kurulu'nun söz konusu kararında yeni oranın mevcut kredilere uygulanacağı konusunda herhangi bir ibareye yer verilmemesine rağmen Maliye Bakanlığı'nca Türkiye Bankalar Birliği'ne gönderilen 28.10.2010 tarih ve 97121 sayılı yazıda, yeni oranın kredi kullanım tarihine bakılmaksızın 28.10.2010 tarihinden itibaren tahakkuk ettirilecek faizler için uygulanması gerektiği belirtilmişti.
Bakanlık gelen tepkiler üzerine sonunda bu konuda tüketiciyi haklı bulan bir genelge yayınladı.Genelge ile alınan kararı tüketici lehine işlemesine karar verilerek geriye dönük işletilen yüzde 15'lik KKDF oranının tükecilere geri ödenmesine kararlaştırıldı.
Sanayi Bakanlığı Türkiye çapında tüketici hakem heyetlerine gönderdiği genelgede bankalarıngeriye dönük KKDF uygulamaların yönelik tüketici şikayetlerini kabul etmelerini istedi.
Buna göre,tüketiciler, 31 Ekim tarihinden önce geriye dönük işletilen yüzde 15'lik KKDF oranına bankalara itiraz ederek geri alabilecekler. Karar tarihinden önce yapılandırma yapanlarda bankalara ilgili genelgeyi gerekçe göstererek itiraz edebilecekler.
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı xxx Mehmet Bülent Deniz , GAZETEPORT'a yaptığı açıklamada kredi kullanan 12 milyon kişiyi ilgilendiren bu gelişme ile ilgili olarak şunları söyledi:
"Daha önce kredi yapılandırması yapan kişilerinde 31 Ekim 2010 öncesi alınan yüzde 15 kesinti için bankalara başvurarak fazla alınan miktarı talep edebilecekler.Kredi yapılandırması yapmamış olanların ise bu süreçte bankaya mutlaka itiraz dilekçesi vermelerini gerekmektedir.Bankaların itiraza sessiz kalmalar halinde oturdukları ilçe kaymakanlıklarında bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine bildirimde bulunmalılar"Deniz, iki hafta önce yayınlanan genelgeye rağmen başvuru sayısının 11 binlerde kaldığını belirterek kredi kullanan 12 milyon kişiyi haksız uygulamadan doğan geri alacakları için itirazda bulunmaya çağırdı.
Tüketiciler ne yapmalı?
1. KKDF konusunda ''tüketiciler mutlaka bankalara ödemelerini 'itirazi kayıtla' yapmalıdır.
2. Hesaplarında taksitleri otomatik olarak kesilen tüketiciler dilekçeleri bankalara taahhütlü olarak kredi kullandıkları banka şubesine göndermeli veya elden vermelidirler''.

3. Tüketiciler bu dilekçelerde Sanayi ve Ticaret Bakanlığının genelgesi ile Danıştaya açılan iptal davası hatırlatılarak fazladan kesilen yüzde 5 KKDF tutarının iadesinin istenmelidir.

4. Tüketiciler, tüketici sorunları hakem heyetlerine başvurularak şimdiye kadar fazladan kesilen yüzde 5 KKDF tutarının iadesi ile bundan sonra kesilecek tutarların iptali ve fon tutarının artışı önceki düzeye çeken yeni ödeme planının kendilerine verilmesi hakkında karar alınmasının talep etmelidirler.

http://www.gazeteport.com.tr/EKONOMI/NEWS/GP_851618
Hatice Nazlı Erdoğan 11.02.2011

27 Aralık 2010 Pazartesi

"Renkli Anlar"da Final Haftası


Bir yıl geride kaldı...
TRT Radyo1 de yayınlanan "Renkli Anlar"ın tüketici köşesinde final haftası.

Serpil Erim, Gülname Kurtgöz, Ali Kızan ve Nigari Erdem tarafından hazırlanan, Tülin Öztürk Ekici ve Saadet Baykal tarafından sunulan "Renkli Anlar" programının tüketici köşesi Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz'in program danışmanlığı ve sunumu ile; kredi kart borçlarından, kapıdan satışlara; engelli tüketicinin haklarından, kredilerdeki KKDF oranlarındaki artışa; trafik kazazedesinin haklarından, güvenli gıda tüketimine; hasta haklarından, enerji tasarrufuna onlarca konu dinleyicilere ulaştı.

Halkın Ekonomisi'nde, yılın son programı.
2010 yılı tüketici için nasıl geçti?

TRT Radyo1, 27 Aralık 2010 Pazartesi, Saat: 13:30

26 Aralık 2010 Pazar

Türkiye'nin Benzinle İmtihanı



Akaryakıta peşpeşe gelen zamlar, ülkenin ve medyanın gündeminde.

Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz konu ile ilgili olarak katıldığı programlarda, benzin fiyatlarındaki anormal yükselişin arka planını anlattı:

Akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin ülke ekonomisi için büyük tehlike oluşturduğunu dile getiren Deniz; "sorun hem akaryakıt dağıtım şirketlerinin fiyat politikalarından, hem de iyasi iktidarın benzin istasyonlarını vergi dairesi gibi görmesinden kaynaklanmaktadır" dedi.

1 Ocak 2005 den bu yana akaryakıt dağıtım şirketlerine fiyatları serbestçe belirleme olanağının tanınarak, sektörde rekabet ortamının sağlanmasının amaçlandığını belirten Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "ne yazık ki arzu edilen rekabet ortamının önü, akaryakıt dağıtım şirketlerinin aralarında adeta anlaşmış gibi fiyatları brbirine yakın belirlemeleri nedeniyle kesilmektedir. Şirketlerin fiyatları arasında çok cüz'i fiyat farklılıkları var. Bu durum şirketlerin birleşerek kartel gibi davrandıklarını göstermektedir. Oysa ki, tam rekabet ortamı sağlanabilmiş olsa idi, tüketici ucuz fiyatlı akaryakıtı tercih edebilecek ve bu da şirketlerin fiyat politikasını, tüketici lehine etkileyecekti" dedi.

Akaryakıt fiyatlarındaki yüksek fiyat seviyesinin diğer temel nedeninin, siyasi iktidarın akaryakıt satışından aldığı yüksek oranlı vergi olduğunu vurgulayan Deniz, bu konuda şu saptamalarda bulundu:

"Bir litre benzinden 2.2 TL. vergi alınmaktadır. Siyasi iktidar kolay gelir elde etmenin çaresi olarak gördüğü benzin fiyatı üzerine ÖİV. ve KDV. ekleyerek tüketiciye pahalı ulaşmasına neden olmaktadır. benzinin vergilendirilmesinde Anayasa ve temel vergi hukuku ilkeleri çiğnenerek, verginin vergisi dahi alınmaktadır. Ülkemiz, enerji, iletişim ve benzeri yaygın ve temel tüketim kalemlerinde alınan yüksek oranlı dolaylı vergilerde ilk sıralarda yer almaktadır. Dolaylı vergilerdeki yüksek oran, hazinenin kasasını doldurmakta, ama öte yandanülkedeki gelir dağılımı adaletini de yerle bir etmektedir. Cep telefonunu çeviren, benzin pompasına yanaşan işadamı ile daha düşük gelirli yurttaşın aynı vergiyi vermesi kabul edilemez. Bu durum, verginin gelire göre alınmasına ilişkn Anayasa ve vergi hukuku ilkelerine açıkça aykırıdır."

28 Eylül 2010 Salı

Deniz, Radyo Box'da...


Dünya ekonomisi nereye gidiyor? Genel seçimlere kadar
Türkiye ekonomisinde olası gelişmeler… Kredi kartına teslim olan Türkiye’de, borçlulukta son durum. Borçlu tüketiciler ne yapmalı?
Hepsi ve daha fazlası, Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz’in değerlendirmeleriyle
“Tuncay Mollaveisoğlu ile Söylenemeyenler”de…

Radyo Box, 28 Eylül 2010, Saat 14:00
(Tekrarı 3 Ekim 2010, Saat 11:00)
Radyo Box, Akdeniz Bölgesi 92.7 frekansı, online http://www.onlineyayin.net/FRadyoYayin.asp?id=311

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Şikâyet İçin Kuruldular, Birbirleriyle Davalık Oldular


Dünyada şirketler ile tüketici arasında yaşanan sorunları çözmek amacıyla kurulan sanal şikayet kavramı Türkiye’de iki şikayet sitesini birbirine düşürdü. Sikayetvar.com, isim benzerliği nedeniyle sikayetim.com sitesine haksız rekabet yarattıkları iddiasıyla dava açtı. Günde ortalama bin kişinin şikayet yazmak için tık’ladığı web sitelerinin arasında yaşanan ihtilaf, bu mecranın önemini de gözler önüne serdi.

Ancak üretici, müşteri ve son kullanıcı arasında etkin ve tarafsız bir ortam sağlayıcı ve çözüm platform olma iddiasıyla yola çıkan ve bugün milyonlara ulaşan kullanıcılara hizmet veren sitelerin işleyişi tüketicilerin ve tüketici derneklerinin de tepkisini çekiyor. Tüketici Derneği Onursal Başkanı Bülent Deniz, bu tip sitelerin manipülasyona açık ve şeffaflıktan uzak olduğunu savunarak, “Müşteri dostu firmalar’ gibi listeler yapıyorlar. Müşterisi olan firmaları sıralamak ne derece güvenilir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şirketlerden ücret alıyorlar
Türkiye’de şikayet alanında faaliyet gösteren iki site bulunuyor. Bunlar 2001 yılında Dr. Ömer Deveci tarafınan kurulan sikayetvar.com ve 2003 yılında Publika İletişim hizmetleri tarafından kurulan sikayetim.com. İki web sitesi de bireysel kullanıcılardan bir ücret talep etmezken, kurumsal kullanıcılardan belli bir ücret alıyor. Sikayetvar.com, her gün ortalama 25 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor. Sitenin 4 bin 500 civarında kurumsal, 450 bin civarında ise şikayetçi üyesi var. Şikayetim.com ise, ortalama 15 bin kişi tarafından ziyaret edilyor, 800 kurumsal ve 200 bin civarında şikayetçi üyesi bulunuyor.

Sikayetim.com sitesinin editörü ve Üye Hizmetleri Sorumlusu Metin Erdoğan, 800 civarında kurumsal üyelerinin olduğunu, bu kurumlardan 300 TL aldıklarını belirtiyor. Portalın devamlılığının sağlaması için bunun önemli olduğunu söyleyen Erdoğan, “Biz sivil toplum kuruluşu değiliz, tüketici portalıyız ve bir hizmet veriyoruz” dedi. Diğer web sitesinin kendilerine karşı olan tutumu konusunda şaşırdıklarını kaydeden Erdoğan, şunları söylüyor: “Sonuçta bu tip hizmetler ne kadar çok artarsa, tüketici memnuniyeti de o kadar artacak. Dava açılmasını anlamak güç. Bizim her şeyimiz açık, gizli saklı bir şey yok. Amaç diğer site ile rekabet değil, hizmet vermek. İki site birbirinden farklı. Biz şikayet geldikten sonra üyemiz olan kurumsal üyeye cevap vermesi için bir hafta tanıyoruz. Cevap verirse cevaplı yayınlıyoruz ve müşteri memnun olana kadar da yazışmalar devam edebiliyor.”

Veriler şeffaf değil, tüketici yanıltılıyor
Ancak sitelerin işleyişi tüketici dernekleri tarafından eleştiriliyor. Bu tip sitelerin manipülasyona açık ve şeffaflıktan uzak olduğunu savunan Tüketici Derneği Onursal Başkanı Bülent Deniz, “Bu siteler ‘müşteri dostu firmalar’ gibi listeler yapıyor. Müşterisi olan firmaları sıralamak ne derece güvenilir? Tüketici hakları ile ilgili çalışmalar yapanların verilerinin şeffaf olması uluslararası tüketici kurumunun etik kurallarının başında geliyor. Reklam ve spronsorluk olmaması gerekiyor. Mevcut sitelerin çalışma mantığını bilmiyoruz” diyor.

Sitelerden sikayet var.com, analizler ve müşteri dostu firmalar başlığı altında teknik analizler de yayınlıyor. Bülent Deniz’e göre, analizler objektifilkiten uzak. Bir tüketici hareketinin veya çalışmasının reklam ve sponsorluk içeremeyeceğini ve belli firmaları öne çıkaran çalışmaların güvenilirliği azalttığını belirten Deniz, “Mesela A firması reklam vermeyince onu kötüleyen şikayetleri yayınlayabilirler. Burada yeterince şaffaflık yok” değerlendirmesinde bulunuyor. Kamuoyunda şikayet edilince sorun çözülecek gibi bir algı olduğunu kaydeden Deniz, “Halbuki bunlar karar üreten makam, örgüt bile değil. Bilgilenme kısmı dışında tüketicinin izlemesi gereken yasal yollar, hakem heyetleri ve mahkelemerdir” diye konuşuyor.

Bu uygulamaları para ile adalet dağıtmak olarak gören Deniz, bu konuda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu’nun harekete geçmesi gerektiğini savunuyor. Dünyada ise, yasal mecralara başvurmadan sorunların çözüldüğü ve tüketcilerin çok bilinçili olduğunu belirten Deniz, “Almanya’da her ay bir test magazin dergisi yayınlanır. Mesela o ayki tüm çamaşır makineleri test edilir. ABD’de ise aldığınız ürünü koşulsuz iade hakkınız var. Yasal noktalara sirayet etmeden çözüm bulunur” açıklamasında bulunuyor.
Sevda Yüzbaşıoğlu/Referans 19.08.2010

27 Temmuz 2010 Salı

Gıda Paniği Büyüdü


Zehirli gıda satanların açıklanmaması halkı paniğe sürükledi. Telefonumuzu kilitleyen tüketiciler 'Kime güveneceğiz?' diye soruyor

Tarım Bakanlığı birçok ürünle ilgili yaptırdığı analizlerle gıdalarda zehirli maddeler olduğunu geniş bir rapor olarak açıkladı. TAKVİM ise sütteki zehirle ilgili bambaşka bir raporu daha yayımladı. Analizlerde birçok tanınmış markanın da ürettiği sütlerde zehirli jelatin madde olduğu tespit edildi. Ardından yoğurt başta olmak üzere peynir, sucuk salam, zeytin, yağ gibi her gün tükettiğimiz onlarca gıda maddesinde de hileler yapıldığını örnekleriyle ortaya koyduk.

ANAYASAL GÖREV
Bütün bu resmi raporlara rağmen hile yapan firmalar açıklanmadı. Tarım Bakanlığı, isimleri açıklama yetkisi olmadığını duyurdu. Hileli ürünlerin hala piyasada satılması, bu firmaların üretime devam etmeleri tüketicileri telaşlandırıyor. Vatandaşlar kimseye güvenlerinin kalmadığını belirterek, "Resmi raporlara göre birçok markada tehlikeli madde var. Biz ne süt, ne yoğurt ne de diğer gıdaları alabiliyoruz.
Hile yapan firmalar açıklanmalı" dedi. Hukukçular ise firmaların açıklanması gerektiğini bunun anayasal bir görev olduğunu belirtiyorlar.

HALK MERAK EDİYOR
Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği (TÜBİDER) Başkanı Fuat Engin, sağlığı tehdit eden gıda maddelerini üreten firmaların açıklanması gerektiğini kaydetti.Fuat Engin, "Tarım Bakanlığı bu firmalara yönelik hukuki süreç başlatarak, gerçekleri belgeleriyle birlikte kamuoyuna açıklamalıdır'' diye konuştu.

ÜRÜNLER TOPLATILMALI
Sağlıklı Gıda Platformu Başkan Yardımcısı Avukat Bülent Deniz, bakanlığın firma isimlerini açıklaması gerektiğini belirterek, "Firma isimlerinin açıklanması için yasalarda bir yasak varsa bile Tarım Bakanlığı kendi analizinden eminse bunun önemi kalmaz. Anayasa'nın 56'ncı maddesinin 3'üncü fıkrasına göre, devletin görevi toplumun sağlığını korumaktır. Tarım Bakanlığı firmaları ilan etmek zorunda.
Bakanlık firmaların isimlerini açıklasa suç işlemiş olmaz. Hem firmaları ilan etmeli, hem ürünü toplamalı, hem de o firmaya ceza vermeli. Aksi halde bakanlık görevi ihmal suçunu işlemiş olur" diye konuştu.

'ÇOCUKLARIMIZ TEHLİKEDE'
Takvim'in telefonlarını kilitleyen vatandaşlar yetkililerin bir an önce hile yapan firmaları açıklamasını bekliyor. Bazı görüşler şöyle:

* "Ben çocuğuma süt alırken korkuyorum. Güvendiğim markaları bile alamıyorum. İçlerinde ne var bilmek istiyoruz." (Mehtap Can)

*"Yoğurda mermer tozu kattıklarını okudum. Dehşete düştüm. Şimdi biz kime güvenelim.
Neden açıklanmıyor?" (A. İhsan Kara)

* "Bakanlığın analizinde 5 baldan 4'ü bozuk çıkmış. Bu insanlara hak ettikleri ceza verilmeli." (Meral Şan)

* "Gazetedeki raporları okudukça dehşete kapılıyoruz. Evde bir şey yiyemez olduk. Yetkililer bize yol göstermeli ve kime güveneceğimizi söylemeli." (Aydın Sümer)

* "Süte zehir katanların içinde ünlü markalar olması ne acı. Ama asıl acı olan bunların gizli kalması. Halk sağlığı ile kim oynuyorsa cezasını görmeli." (Ayşegül Tekin)

*"Bizler mahallede toplandık imza kampanyası düzenliyoruz. Bu imzaları Tarım Bakanlığı'na göndereceğiz. Yediğimiz burnumuzdan geliyor." (Mehmet Çelik)

* "Hangi vicdan insanların yiyeceğine zehirli katkı maddeleri koyar. Bunu yapanlar en ağır cezalarla cezalandırılmalı." (Musa Sarı)

*"Ürünlerinde sağlığa zararlı maddelerin bulunduğu firmaları bilmek istiyoruz, özellikle de süt ve süt ürünlerinde." (Ali Şükrü Uzun)

DENETİM YETERSİZ
NTV'ye konuşan Onkolog Dr. Yavuz Dizdar, 22 bin gıdada yapılan araştırmayla ilgili olarak, "Yapılan bu analizler bakanlık tarafından yeterli görülebilir fakat, AB ülkeleri daha kapsamlı analizlere imza atıyor.
Türkiye'de yapılan denetimler yılda sadece 1 defa oluyor. Bu sayı çok az.

http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2010/07/27/gida_panigi_buyudu


26 Nisan 2010 Pazartesi

"Yaşarken"e Büyük Ödül...


Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bu yıl 13. kez verilen “Geleneksel Tüketici Ödülleri Radyo-TV Programı” dalında, TRT Radyo 1’de yayınlanan “Yaşarken” programı, yılın radyo programı ödülü kazandı.

2009 yılında 52 hafta boyunca; kapıdan satışlardan, kredi kart borçlarına; enerji tasarrufundan, trafik kazazedesinin haklarına; hasta haklarından, güvenli gıda tüketimine; paket tur sözleşmelerinden, engelli tüketici haklarına; bilgi edinme hakkından, evrensel tüketici haklarına halkın ekonomisine dair her konunun anlatıldığı “Yaşarken” programını; Zehra Karabel, Hilal Ertan, Gülay Oktar hazırladı, Tülin Öztürk Ekici sundu, Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz program danışmanlığını yaptı ve uzman konuk olarak programı gerçekleştirdi.












19 Nisan 2010 Pazartesi

AVM'LER Danıştay Kararına Rağmen Otopark Ücreti Alıyor


Şehir merkezinde sayıları 70'i geçen AVM'ler mahkeme kararına rağmen ilk 3 saat ücretsiz otopark hizmeti sağlamadığı için bulundukları bölgelerde trafik sorunlarına sebep oluyor.

Vatandaşlar, AVM'lerdeki otoparka ücret ödememek için araçlarını yol kenarı ve kaldırımlara park ediyor. Trafikle ilgili sorun bugün olduğu gibi 2007 yılında da zirveye çıkınca İBB Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME), ilk üç saatin ücretsiz olması gerektiği şeklinde karar almıştı. Zabıta ekipleri, karara uymayan AVM'lere ceza kesmeye başlayınca bazı işletmeler, İdare Mahkemesi'ne başvurarak uygulamayı iptal ettirdi. İBB, İstanbul 12. İdare Mahkemesi'nin kararını Danıştay'a taşıdı. Danıştay 8. Dairesi, 13 Ocak 2010 tarihinde oybirliğiyle son noktayı koyarak AVM'lerin ilk 3 saatte vatandaştan otopark ücreti almaması gerektiğine karar verdi. Danıştay'ın bu kararına rağmen bazı AVM'ler hâlâ vatandaştan haksız bir şekilde otopark ücreti almaya devam ediyor. Mahkeme kararının ardından otopark denetimlerine yeniden başlayan İBB'nin zabıta ekipleri 15 Ocak ile 15 Mart 2010 tarihleri arasında uygulamaya aykırı hareket eden AVM'lere toplam 25 bin 308 TL ceza kesti.

Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, AVM'lerin hukuki düzenlemeye aykırı hareket ettiğini, belediyenin ise caydırıcı cezalar kesmediği için sorunun çözülmediğini dile getiriyor. AVM sahiplerinin 'Belediyeden arada bir denetlemeye geliyorlar, cezamızı ödüyoruz gidiyorlar' şeklinde umursamaz bir tavırda olduklarını aktaran Deniz, "Belediyenin AVM'yi mühürlemeye varıncaya kadar yaptırım gücü var." şeklinde konuştu.

Yetkililer, UKOME'nin kararına aykırı davranan AVM'lerin büyük bölümünün Bakırköy, Şişli ve Beşiktaş'taki AVM'ler olduğunu belirtiyor. Kimi AVM'ler ise otoparklarından süresiz olarak vatandaşın ücretsiz olarak faydalanmasına izin veriyor. Bazıları da belli bir miktarda alışveriş yaptığını fişiyle belgeleyen müşterilerine 3 saat otoparkını ücretsiz kullanmasına izin veriyor. Danıştay'ın kararına uymayan bazı AVM'ler kendi formüllerini şu şekilde uyguluyor: Capacity, Town Center ve Fly Inn AVM: 30 TL'lik alışveriş yapan müşterilerinden ilk 3 saat ücret almıyor. Kanyon ve Metrocity AVM, ilk 1 saat ücret almıyor. Nişantaşı City's AVM de ilk 1 saat ücret almıyor, ayrıca pazar günleri de otopark hizmeti ücretsiz.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Komşular Mahkemede Tanışıyor


Eski komşulukların kalmadığı hep söylenirdi ama işin bu raddeye geleceği beklenmezdi. Özellikle yeni sitelerde, lüks konaklarda neredeyse bütün komşular birbiriyle davalık.

Alttaki üstekini 'banyon akıyor' diye mahkemeye veriyor, kapı komşuları gürültüden dolayı karakola düşüyor, dava açacak parası olmayanlar komşusunu belediyeye şikâyet ediyor.

İstanbul'da özellikle yeni sitelerde oturanların birçoğu sabah işe gitmeden evvel adliyeye uğruyor. Ya üst komşusunu gürültüden dolayı şikâyet ettiği için açtığı davayı takip etmeye ya da yan dairedeki komşusunun kendisine dair şikâyeti üzerine savunmasını vermek için. Adalet Bakanlığı'nın davalara dair istatistik tutma gibi bir geleneği olmadığı için sayısal bilgi veremiyoruz ama son yıllarda komşuların birbirlerine dair şikâyetlerinin arttığı gözle görülebiliyor. Avukatlar, site ve apartman yöneticileri, sivil toplum örgütleri ve apartman sakinleri buna şahit. Mesela Demet Kömür, İstanbul Başakşehir'de oturduğu binada, ailecek görüştüğü üst kat komşusu tarafından mahkemeye verilmiş. Oğulları kavga etmiş. Kömür, kapıya gelen polisin onu şoke ettiğini söylüyor. "Yaşadığım durum ilişkilerin ne kadar zayıfladığının kanıtı. Deseydi ki, 'oğlun bir şey yapmış komşu.' Özür dilerdik. Mahcup olurduk. Karakola gitmekle kalmadılar, çocuğumu tehdit ettiler. Bu olay moralimizi bozdu, çok üzüldüm, evimden soğudum." Komşusu şikâyetini geri çekince dava bitmiş ama o apartmandan taşınan Kömür, "Komşuya ev anahtarı bırakma, çocuk emanet etme devri bitti." diyor.

Avukat Bülent Deniz, komşularıyla davalık olan birçok ev sahibinin davalarına bakıyor. Bu tür şikâyetlerin çok arttığını söylüyor. Deniz toplumsal değişimin bir sonucu olarak gördüğü davaların hukuk sistemine büyük yük getirdiği görüşünde. Bu sebeple komşuluk sorunları için hakemlik kurumuna benzer bir çözüm sisteminin geliştirilmesini öneriyor.

İşadamı Murat Köse, Büyükçekmece'de bir sitede yöneticilik yapıyor. Müteahhitle ve komşularıyla yaşadığı sorunlar sebebiyle bu görevi üstlenmiş. İnsanların haklarını bilmediği için başkalarının hukukuna da saygı göstermediklerini düşünüyor. Kavgalı komşuların yönetici olarak aralarına girip mahkemeye gitmeden sorunlarını çözmeye çalışıyor. Köse, yöneticilerin görevini layıkıyla yapmadığı için en ufak anlaşmazlıkta mahkemeye gidildiğini söylüyor. Mahkeme kapılarının bu kadar çok aşındırılmasını korkuya bağlıyor.

Deniz Aydeniz'in komşusundan muzdarip olanlara yol gösteren bir internet sitesi var: www.apartmansakinleri.com. Aydeniz, komşusuyla davalık olanların yanı sıra çok sayıda insanın da aidat ödemediği için icralık olduğunu vurguluyor. Aydeniz'in komşuluk hukuku, kat mülkiyeti kanunu ve medeni kanun hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı sitesinde, huzur vermeyen komşunun nasıl dize getirileceğine dair ilginç bilgiler de yer alıyor. Dava açmak zorunda kalanları avukat masrafından kurtaracak yöntemler anlatılıyor. Dava açmak için dilekçe örnekleri var.

"Apartmanlarda huzur yok kavga var"

Aynı çatı altında yaşayan ahlaki anlayışları, yaşam şekilleri farklı insanların anlaşamamasının normal olduğunu söyleyen Aydeniz'e göre insanlara bir arada yaşama kültürü, kul hakkı, demokrasi ahlakı üzerine eğitimler verilmeli.

Mahkemeye gitmek maddi imkânları olanların tercih ettiği bir yol. Bu imkânı bulamayan "komşu muzdaribi vatandaşlar" belediyelerin kapısını aşındırıyor. Zeytinburnu Belediyesi'nin beyaz masasına bu konuda çok şikâyet geliyor. En fazla, komşusu banyosundan sızan suyla ilgilenmediği için yardım isteyenler arıyor. Komşusunun halı silkelemesinden, bina içine çöp bırakmasından, merdivenlere ayakkabı dizmesinden, gürültüsünden rahatsız olan belediyeye koşuyor. Belediye'nin ise yapacak pek bir şeyi yok. Ancak Zabıta gidip şikâyet edilen komşuya uyarıda bulunabiliyor. Emlakçıların ev kiralayacak veya satın alacak kişilere şöyle bir önerisi var: "Evin ne kadar güzel olduğu, kaç odası bulunduğu, güneş alıp almadığı kadar alt ve üst katta oturanların nasıl insanlar olduğu, yan dairede kimlerin yaşadığına bakmak gerek. Yoksa güzel bir evde, huzursuz yaşarsınız." Komşu komşunun yalnızca külüne değil ahlâkına da muhtaç.

Gülizar Baki/Zaman 03.04.2010

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=968700&title=komsular-mahkemede-tanisiyor

30 Mart 2010 Salı

Halkın Ekonomisi; Kredi Kartları Sorunu ile Kanal D'de..


"Halkın Ekonomisi", sunuculuğunu Didem İnselel ve Fatih Portakal’ın yaptığı, "Ne Yapmalı?” programına konuk oluyor...
Kredi kart borçlarında son durum, kredi kart borcu olanları bekleyen tehlikeler, kredi kart borcundan kurtulmanın yolları...
Kredi kartlarına ilişkin bilinmesi gereken herşey, Kanal D-Ne Yapmalı programında...
Yeminli Mali Müşavir Dr. Nedim Türkmen, Psikiyatrist Dr. Ümit Yazman ve Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı/Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz'in katılacağı Nasıl Yapmalı, 31 Mart 2010 çarşamba, saat 13:30'da, Kanal D'de...

11 Mart 2010 Perşembe

Müşteri Hizmetleri mi, Oyalama Merkezi mi?


Bankaların, GSM şirketlerinin ve teknoloji markalarının çağrı merkezlerini aramaya görün! Sesten bir labirentte kaybolmuş gibi hissediyorsunuz kendinizi.
Şunun için 1'e, bunun için 2'ye, menüyü baştan dinlemek için 7'ye... Müşteri sayısının artmasından mıdır, şirketlerin çözüm üretmedeki yavaşlıklarından mıdır bilinmez müşteri hizmetlerini arayanlar artık sinir krizine giriyor.
İnternetin bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda fatura ödemek, havale yapmak ya da bir şikâyet için bankaya bizzat gitmek, sıra beklemek gerekiyordu. Tabii o zamanlar çağrı merkezleri yoktu. Eve telefon bağlatmak için bile aylarca bekleniliyordu. Satın aldığınız teknolojik cihaz bozulduğunda da mağazanın yolunu tutardınız. Şimdi öyle mi? Faturalarınızı internetten ödeyebiliyor, para transferi yapabiliyorsunuz. Herhangi bir sorununuzu dile getirmek için telefonu elinize almanız yeterli. Müşteri hizmetleri hattını çeviriyorsunuz, karşınıza çıkan elektronik sesin yönlendirmesine göre tuşlara basıyorsunuz. İlk başlarda bu büyük bir kolaylıktı. Ama zamanla çağrı merkezlerini aramak büyük bir strese dönüştü. Müşteri sayısının artmasından mıdır, şirketlerin çözüm üretmedeki yavaşlıkları mıdır bilinmez, artık müşteri hizmetlerini arayanlar sesten bir labirentte kayboluyor. Ya da sinir krizine giriyor.
Tüketiciler Derneği Başkanı Nazım Kaya, son zamanlarda çağrı merkezlerine dair şikâyetlerin arttığını söylüyor. Kaya, tüketicinin hızlı hizmet alması için kurulan çağrı merkezlerinin artık "Evet efendim, haklısınız efendim." üslubu ile tüketicinin avutulduğu yerler olduğunu düşünüyor.
Müşteri Hizmetleri Uzmanı Akın Başal, eleştirileri haksız buluyor. Bundan 15 yıl öncesine kadar işini halletmek için uzun zaman ve emek harcayan günümüz insanının telefonda 7 dakikada bir işlem yapmaya bile tahammül edemediğini düşünüyor. Sesli yanıtlama sisteminin tam da soracağı soruya uygun bir seçenek olmadığı için şikâyet edildiğini belirtiyor. Başal'a göre şirketler daha iyi hizmet vermek için çağrı merkezi birimlerinde çok sayıda müşteri temsilcisi istihdam ediyor. Başal, her soruya ve soruna özel sesli yanıtlama sisteminin geliştirilemeyeceğini belirtiyor ve "Bunun için 100 farklı tuşlama seçeneği koymak gerekir. Hatta bölgesel şivelere uygun menü oluşturulmasını ister mi acaba müşterilerimiz? Her telefonu açanı, hiç bekletmeden, hemen cevap verebilmek için de müşteri sayısı kadar müşteri temsilcisini telefon başında bekletmek gerekir." diyor. Başal, tüketiciye şu uyarıda bulunuyor: Sesli yanıtlama sistemlerinden bir çözüm beklemek doğru değil çünkü o sistem sadece kısa bilgi aktarımı için kuruluyor. Çözüm aradığınızda müşteri temsilcisiyle görüşmelisiniz. Hep aynı şeyi söylüyorlar diyenler, ürün veya hizmet satın alırken lütfen sözleşmelerini okusun.
Başal, sözleşmeye/garanti şartlarına aykırı durumda çözüm getirilmediğini iddia ederek, müşteri ilişkileri çalışanına bağıran/hakaret eden müşterileri kastediyor: "Haklı olduğunuzu düşündüğünüz durumda tüketici mahkemelerine başvurabilirsiniz. Müşteri her zaman haklı olsa bile hiçbir zaman haksız değildir."
Tüketici Hakları Uzmanı Avukat Bülent Deniz, geçtiğimiz yıl otomotivden bankaya, teknoloji ürünlerinden GSM'ye kadar onlarca sektörde bulunan firmaların çağrı merkezlerini arayarak raporlama yapmış. Bu çalışmadan şu üç sonuca ulaşmış: Çağrı merkezlerinin numaralarını düşürmek çoğu kez sorun. İkinci sonuç; cevap veren çağrı merkezlerinde canlı operatöre ulaşmak imkansız denecek kadar zor. Deniz, canlı operatöre ulaşmak için tüketicinin türlü hilelere başvurmak zorunda kaldığını söylüyor. Kendi yöntemi ise şöyle; banka çağrı merkezi arandığında canlı operatör için tahsis edilmiş sınırlı sayıdaki seçenekleri mesela kredi kartı kayıp ihbarı tuşluyormuş. Üçüncüsü ise; çağrı merkezlerinde çalışan personelin sınırlı bilgiye sahip olması.
Deniz, sınırlı olarak bilgilendirilmiş ve yetkilendirilmiş operatörlerin tüketicinin sorununu çoğu kez çözemediğini vurguluyor. Deniz, müşteri memnuniyeti için şirketlerin müşteri hizmetleri birimlerini daha çok geliştirmesi gerektiğini söylüyor. Çağrı merkezlerinde çalışanların durumu ise daha zor. Çözüm arayışındaki müşteri ile çözüm vaat eden şirket arasında kalıyor. Çağrı sisteminde 1-2-3 tuşlarına basarak kaybolmuş sinirli müşterinin hakaretlerine maruz kalıyor.
Çağrı merkezi çalışanları da muzdarip
Çağrı merkezi çalışanlarının çoğunlukla psikolojileri bozuluyor. Zaten uzun yıllar bu işi yapmak mümkün değil. En fazla 3 yıl. Çağrı merkezi çalışanları bu sorunlarını dile getirmek ve özlük haklarını iyileştirmek için dernek kurmuş. Çalışma saatlerinin uzunluğu, düşük ücret almaları gibi sorunlarını dile getiren derneğin adı Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği. Dernek yöneticisi Utku Dinç, firmaların çalışanlarının müşteri tarafından hakarete uğramaması için önlem alması gerektiğini söylüyor. Dinç, çağrı merkezi çalışanlarının da müşterinin de şirketler tarafından mağdur edildiğini düşünüyor.

14 Şubat 2010 Pazar

AVM.ler Yargı Kararını Hiçe Sayıyor


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) nin kararına göre, alışveriş merkezlerinin (AVM) otoparkları, ilk üç saat için ücretsiz.
Ancak bir çok AVM. de bu karara aykırı olarak, tüketicilerden otopark ücreti alınıyor.


Konuyla ilgili olarak ATV Haber'e konuşan Av. M. Bülent Deniz; "UKOME kararı gereğince, AVM. otoparklarında, üç saate kadar park etmek ücretsiz. UKOME'nin bu kararının iptali için AVM. lerin açtıkları davada, her ne kadar İstanbul 2. İdare Mahkemesi tarafından UKOME kararının iptaline dair karar verildiyse de, temyiz aşamasında Danıştay tarafından bu karar bozuldu ve UKOME kararı yeniden geçerlilik kazandı. Artık AVM. lerin, UKOME kararına uygun olarak, üç saati aşmayan süreler için tüketiciden otopark parası almaları mümkün değil. Ancak halen bir çok AVM. de, UKOME kararına aykırı olarak otopark ücreti alınıyor" dedi.

Otopark Parasını Nasıl Geri Alacağız?
Haksız alınan otopark ücretleri için başvuru yapılması halinde paranın geri alınabileceğini belirten Deniz; "alınan ücret küçük olabilir. Ama bir kaç kişinin haksız alınan bu ücretlerin iadesi için yapacakları başvurular, hem haksız alınan paranın iadesini sağlayacak, hem de bu konuda yanlış ve haksız uygulama içinde olan AVM. ler için uyarıcı nitelikte olacaktır. Haksız alınan paranın iadesi için tüketicinin ikametgahının bulunduğu ilçedeki Kaymakamlık binasında bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine yapılacak ücretsiz başvuru ile paranın iadesi işlemi sağlanmış olacaktır. Öte yandan AVM. hakkında İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve UKOME'ye yapılacak başvurular ile AVM. ler için yaptırımda bulunulması talep edilebilir" dedi.


9 Şubat 2010 Salı

Ete Boykot Çağrısı


Sivil toplum örgütleri et fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle boykot çağrısı yaptı.

Kırmızı et fiyatları füze ile yarışıyor. Son 1 yılda yüzde 60 artan et fiyatlarındaki yükseliş sivil toplum örgütlerini harekete geçirdi. Örgütler vatandaşa “Et boykotu yapın” çağrısında bulundu. Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Bülent Deniz, et fiyatlarındaki artışın spekülatif olduğunu söyledi. Fiyatları düşürmek için vatandaşa tüketimi azaltma çağrısında bulunan Deniz, “Fiyatlar spekülatörler yüzünden yükseliyor. Fiyatlar düşene kadar vatandaş et almasın” dedi.

DENETİM ARTSIN
Denetimle spekülatörlerin önüne geçilmesini isteyen Deniz, canlı hayvan ithalatının da serbest bırakılması gerektiğini kaydetti. Deniz, gıda denetimlerinin artırılarak, hileli ürünlerin önüne geçilmesini istedi. Tüketicileri Birliği Başkanı Nazım Kaya da, et fiyatlarının artmasına neden olarak gösterilen hayvan sayısındaki azalmanın yüzde 60 fiyat yükseltecek boyutta olmadığını savundu.

SPEKÜLATÖRE CEZA YOLDA
2009’da 25 milyon olan canlı hayvan sayısının bu yıl yüzde 1.8’lik düşüşle 24.5 milyona gerilediğini kaydeden Kaya, “Bu kadarlık düşüş fiyatları en fazla yüzde 10 arttırır. Besiciler ellerindeki hayvanları piyasaya sürmüyor” dedi. Fiyatların artmasında en büyük etkenin spekülatörler olduğunu ifade eden Kaya, konuyu Rekabet Kurulu’na taşıdıklarını bildirdi. Kaya, “Pirinçte de Rekabet Kurulu’na şikayette bulunmuştuk ve gerekli kişilere ceza kesilmişti. Birkaç güne kadar et konusunda da spekülatörlere ceza gelecektir” şeklinde konuştu.

Et yerine bakliyat tüketin
Reis Gıda Başkanı Mehmet Reis, son dönemde fiyatı artan et yerine bakliyat ürünlerinin yenilebileceğini söyledi. Etteki tüm proteinlerin nohut, fasulye, kırmızı ve yeşil mercimekte bulunduğunu hatırlatan Reis, “Özellikle kış ayları olması nedeniyle bu ürünler çok tüketiliyor. Son dönemde aldığımız 1 kilo etten yarım kilo su çıkarken, bakliyatta ise bu tam tersi. Yarım kilo bakliyata yarım kilo su katın 4 kişilik bir aileye 2 günlük yemek ortaya çıkar” dedi.

Ete Brezilya’nın 8 katı para ödüyoruz
Bugün Gazetesi’nin geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği habere göre, dünyada kırmızı eti en pahalı tüketen ülke Türkiye. Türk tüketicisi kemiksiz etin kilosuna 16 dolar öderken, Türkiye’den sonra kırmızı etin en pahalı tüketildiği ülke ise 7 dolarla Almanya. Kemiksiz eti 2 dolardan satın alan Brezilya ise Türkiye’den 8 kat daha ucuz et tüketiyor.

Zeynep Ceylan/Bugün
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/92473-vatandasa-et-uyarisi-ekonomi-haberi.aspx

3 Şubat 2010 Çarşamba

"Halkın Ekonomisi", Renkli Anlar'da, TRT1 Radyo'da


TRT1 Radyo'da, hafta içi her gün yayınlanan "Renkli Anlar"da; günlük yaşam, gündemdeki kültür ve sanat olayları, sanat ve sanat dünyası, sergiler, çocuklara ve gençlere yönelik edebiyat, sinema, müzik, tiyatro ve spor, geleneksel sanatlarımız, bilim, teknoloji, çevre ve çevre sorunları, iş, sanat, spor ve bilim dünyasında öne çıkan kişiler yer alıyor.

"Halkın Ekonomisi", artık "Renkli Anlar"da...

Serpil Erim, Gülname Kurtgöz, Ali Kızan ve Nigari Erdem tarafından hazırlanan, Saadet Baykal ve Tülin Öztürk Ekici tarafından sunulan "Renkli Anlar"ın tüketici köşesinde, "halkın ekonomisi" konuşuluyor.

Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; kapıdan satışlardan, sağlıklı gıda tüketimine; kredi kart borçlarından, temel tüketici haklarına, tüketiciyi ilgilendiren bütün konuları, "halkın ekonomisi"ni anlatıyor.

31 Ocak 2010 Pazar

Her Şey Daha Sağlıklı Gıda İçin



Yaklaşık 5 yıl önce tüketici hareketinin yılmaz savaşçısı Bülent Deniz, gıda sektörünün atom karıncası Hüseyin Bozdağ başta olmak üzere bir grup gönüllü tarafından oluşturulan Sağlıklı Gıda Platformu (SGP) önemli projelere imza atmaya devam ediyor.

Daha önce "tarladan çatala" gıdayı sorgulayan çok sayıda etkinliğe imza atan SGP geçtiğimiz günlerde 2010 eylem planını görüşmek üzere bir araya geldi. Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak'ın da katıldığı toplantıya sayıları 100'e yakalaşan SGP'yi destekleyen kuruluşlardan önemli bir bölümü katıldı.
Moderatörlüğünü yapmaktan onur duyduğum toplantıya katılan bazı önemli kuruluşlar şunlar:
. Latif Ünal (İstanbul Yaş Sebze Meyve İhracatçıları Birliği Başkanı)
. Ali Taş Gülen (BEYAZDER Başkanı)
. Selçuk Maruflu (TÜGİS Genel Sekreteri)
. Burhan Er (İstanbul Sebze Meyve Komisyoncuları Başkanı)
. Ayla Torun (ETBİR Genel Sekreteri)
. Bilgin Şahin (Perakendeci Kasaplar Odası Başkanı)
. Ahmet Turan Akkaya (İstanbul Sucular ve Meşrubatçılar Odası Başkanı)
. Turan Özbahçeci (İstanbul PERDER Başkanı)
. Necat Aydın (YESİDEF Başkanı)
. Öner Ilgaz (TDD - MEMYED Başkanı)
. Mehmet Reis (Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı)
. Ümit Güvenç (Tamek Yöneticisi)
. Engin Başaran (TÜDER Başkanı)
. Engin Akman (Şişli Belediyesi Başkan Yardımcısı)
Sayıları daha da fazla olan bu önemli kuruluşların Eylem Planı'na ilişkin açıklamaları ayrıntılı bir şekilde SGP sekretaryası tarafından yapılacak. Ancak ben çok önemli gördüğüm birkaç önemli başlığı onların izniyle sizlerle paylaşmak istiyorum.
. SGP önümüzdeki günlerde bir çalışma yaparak Milli Eğitim Bakanlığı'na sağlıklı tüketici başlığı ile bir ders konulmasını önerecek.
. Obezite, ülkedeki çocukları tehdit eden önemli bir sorun olarak görüldü toplantıda. Bu konuda okul kantinlerinden başlayarak doğru beslenmenin önünü açan bir kampanya yürütülmesi kararlaştırıldı.
Her iki adım da geleceğimiz kurtarmaya yönelik... Küçük adımlar gibi görülebilir. Ama unutmayın ki büyük hedeflere de küçük adımlarla ilerleniyor.
29.01.2010 Bugün/Celal Toprak

Kaynak: http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/91414-her-sey-daha-saglikli-gida-icin-makalesi.aspx


7 Ocak 2010 Perşembe

"Uyanıklığa Vurmaya Başladılar..."


Yüzbinlerce tüketici, bankaların haksız olarak aldığı kredi kart aidat ücretleri ile ilgili olarak hukuk mücadelesi verdi ve büyük çoğunluğu haksız alınan paraları geriye aldılar.
Ancak bankalar kredi kartlarından "kart aidatı", "yıllık kart bedeli" gibi çeşitli isimler altında tüketiciden haksız olarak para almaya devam ediyorlar.

Konu ile ilgili 8 Ocak 2010 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yer alan haberi dikkatinize sunuyoruz:

Bonusu da İstemiyoruz, Aidatı da Ödemiyoruz

Bankalar, tüketicilerin kredi kartı aidatına itiraz için açtığı yüzlerce davayı kazanmalarına rağmen aidat almaya devam ediyor. Bu durum da vatandaşa çok ciddi külfet olmaya devam ediyor. Vatandaşlardan bankalara kredi kartı aidatı adı altında herhangi bir para ödememelerini isteyen tüketici birlikleri ise bundan kurtulabilmek için mahkeme dahil her yolu deniyor. Ancak bu kez farklı bir öneri ile bankaların huzuruna çıktılar.


DERHAL İTİRAZ EDİN
"Eğer kredi kartı ekstrenize aidat yansıtılmış ise hemen Tüketici Sorunları Hakem Heyeti'ne müracaat edin" diyen birlikler, verilen bonusları iadeye hazırlanıyor. Yaklaşık olarak 40 milyon tane kart olduğunu tespit eden Tüketiciler Birliği, bu uygulamanın kanuna aykırı olduğunu bildirdi. Vatandaşın izni ve taahhüdü olmaksızın alınan bu kart ücretine karşılık, yapılan alış veriş karşılığında hediye gibi verdikleri bonusları ödememeleri istendi.

BEDEL AİDATTAN FAZLA DA OLSA...
Bonus uygulamasının da tıpkı kredi kartı yıllık aidatı gibi hiçbir bilgi ya da izin alınmaksızın hibe edasıyla vatandaşa sunulduğunu açıklayan Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya, "Verdiğiniz bonusu da istemiyoruz kart aidatını da ödemek istemiyoruz" dedi. Kaya, bunca davaya rağmen bankaların hukuku hiçe sayarak 40 milyon kredi kartından aidat ücreti aldığını açıklayan Kaya, "O bonuslar da zaten bizim alışverişimizin karşılığıdır. Ki zaten 40 liraya kadar çıkan aidattan da fazla olma ihtimali yüksektir. İşte biz buna da rağmen bu bonusu kesinlikle istemi-yoruz" ifadesini kullandı.


BANKALARDA TUTARSIZLIK VAR
"Bankalar ile yaptığımız görüşmelerde, bankalar arasında uygulamada birliktelik olmadığını gözlemledik" diyen Kaya, "Bazı bankalarımız bu ücreti yasal olarak aldıklarını, sözleşmelerinde bulunduğunu, bazı bankalar ise kartı kullanan müşterilerinin kendilerine otomatik ödeme talimatı vermelerinde, maaşlarını aynı bankadan almaları durumunda veya yüksek limitli kredi kartı kullanımında yıllık aidat bedelini almadıklarını belirttiler.

DENETLEME ŞART OLDU
Bu durumda iş BDDK'ya Sanayi Bakanlığı'na düşüyor. Eğer doğru ve istikrarlı bir denetim olursa bu tutarsızlık da kalmaz" dedi. Nazım Kaya sözlerini şöyle tamamladı: "Bu haksız uygulamaya artık bir son verilsin diye almayacağız tedbir yok. Yıllardır mahkeme mahkeme dolaşıyoruz. Bu aidatın komple kaldırılması için açtığımız dava sürüyor. Mart ayına ertelendi ancak bu kez olumlu bir sonuç bekliyoruz.

HAFTAMIZ ZAFER OLSUN
Aynı hafta zaten Tüketiciler Haftası olduğu için bizler haftamızı zaferle kutlamak istiyoruz. Bu haksız kazancı durdurmak ilk hedefimiz. Bankaların 10 aylık kârı 17 milyar 400 milyon olarak açıklandı. Bunun 1 milyar 200 milyonu kredi kartından elde ediliyor. Bu önemli bir rakam. Bankalar da bu zahmetsiz gelirden kolay kolay vazgeçmek istemiyorlar.”

Akaryakıtta eşantiyonu kaldırttık sıra bankalarda
Daha önce akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinin sebebinin de verilen eşantiyonlar olduğunu söyleyen Kaya, bu konunun da üzerine giderek başarılı olduklarını söyledi. "Akaryakıt fiyatları yüksekti. Biz bunu araştırdık ve dava açtık. Nihayetinde de kazandık" diyen Kaya, "Sonucunda da eşantiyonlar yani sözde hediyeler kaldırıldı ve fiyatlar küt diye düştü. Şimdi de aynısının kart aidatlarında olmasını istiyoruz" açıklamasında bulundu. Kaya, kart sahiplerine seslenerek şu bilgileri verdi: "Her banka kafasına göre 25-35 TL arasında ücret alıyor. Geçtiğimiz günlerde aidatını ödemeyen bir tüketiciye haber verilmeden kartı iptal edilmiş. Bir alışveriş sırasında kartının iptal edildiğini öğrenen vatandaş bankayı mahkemeye verdi. Mahkeme kart sahibini haklı buldu; bankayı tazminata mahkum etti. Bankaların yaptığı, karanlığa kurşun sıkmak. Bilinçli bir tüketici olalım ve hakkımızı arayalım. Kart aidatının hiçbir yasal gerekçesi yok. Bankayı arayın ve kartınızı iptal ettirin. Ya da en yakın tüketici hakem heyetine şikayet edin. Mutlaka haklı çıkarsınız."

Uyanıklığa vurmaya başladılar
Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Av. Bülent Deniz, kredi kartı aidatları hakkında yaptığı açıklamada, ilk kez 2007 Ocak ayında yargıya gittiklerini belirtti. 18 milyon tüketici ve 44 milyon kart olduğunun altını çizen Deniz, " Dava açan yüzlerce tüketici, ödediği ücreti geri alabiliyor. Ama sadece başvuru yapan bilinçli tüketiciler parasını geri alabiliyor. Bankalar kart ücretini ikiye bölerek alıyor ve tüketici göze küçük gelen bu ücretler için dava açmaktan kaçınıyor. Bankaların amacı da, aslında tüketiciyi caydırmak. Biz dernek olarak İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi'ne geçtiğimiz Eylül'de bir dava açtık. Dava 11 Mart 2010'a uzatıldı. Eğer kazanırsak, bundan sonra her tüketici, dava açmadan parasını geri alabilecek." Deniz, bankaların tüm bu davalara rağmen bu aidatları almakta neden ısrar ettikleri sorusunu ise, "Bankalara kart başına ortalama 40 lira aidattan 44 milyon kredi kartı ile beraber, çok büyük bir para kalıyor. Dolayısıyla bankalar bu parada ısrarcılar" diye cevapladı.

20 milyon kart kullanıcısı var
Yaklaşık 20 milyon kredi kartı kullanıcısı, adresine gelen yılın son hesap ekstresine konulan aidat ücretiyle şaşırıyor. Bankalar birçok yargı kararı olmasına rağmen müşterilerinden 25 ile 35 lira arasında değişen miktarlarda kart parası kesintisi yapıyor. Kredi kartı aidatlarının yasal hiçbir dayanağının bulunmadığını vurgulayan Başkan Kaya, Tüketiciler Birliği olarak, bu konuda 25 bankaya dava açtıklarını kaydetti. Kaya, "Bankalar, müşterilerine verdikleri kredi kartı sözleşmelerinde aidat alabileceklerine yönelik bir maddenin bulunduğunu gerekçe gösteriyorlar. Ancak 4077 sayılı yasanın 6.maddesi 'satıcı tarafından hazırlanan matbu sözleşmelerde tüketicinin müdahalesi veya tüketicinin özel onayı yoksa bu madde geçersizdir. Tüketiciye aidat alınacağına dair bilgi verilmesi gerekir. Bunu ispat edemiyorsa banka tüketiciye bilgi verilmediği kabul edilir' hükmü yer alıyor. Vatandaş bankayı arayıp ya da ihtarname gönderdiği takdirde aidatı iptal ediliyor. Kendisine iade ediliyor" açıklamasında bulundu.

400 bin kişi şikayet ediyor
Bankaların, yıllık aidat gelirinin 1 milyar 200 milyon lira olduğunu açıklayan Başkan Nazım Kaya, "Kredi kartlarıyla ilgili yılda 400 bin şikâyet alıyoruz. Bankalar, aidat yüzünden 20 milyon kart sahibini canından bezdiriyor" açıklamasında bulundu. Bunca kişinin sesinin hala bir yerlerde yankılanmamasının çok üzücü olduğunu söyleyen Kaya, kendilerinin birlik olarak bu konuda sonuna kadar gideceğini belirtti. Sesi çıkan vatandaş sayısının da azlığından yakınan Kaya, bu sömürüye kimsenin sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.
http://yenisafak.com.tr/Ekonomi/Default.aspx?t=07.01.2010&i=233582




24 Aralık 2009 Perşembe

"Halkın Ekonomisi"nde, Final Haftası


51 hafta, TRT 1 Radyosunda, her Cuma "halkın ekonomisi" konuşuldu.

Zehra Karabel, Hilal Ertan ve Gülay Oktar'ın hazırladığı, Tülin Öztürk Ekici'nin sunduğu "Yaşarken" programının danışmanı Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; kapıdan satışlardan, kredi kart borçlarına; enerji tasarrufundan, trafik kazazedesinin haklarına; hasta haklarından, güvenli gıda tüketimine; paket tur sözleşmelerinden, engelli tüketici haklarına; bilgi edinme hakkından, evrensel tüketici haklarına 51 değişik konu ile halkın ekonomisini anlattı.

Ve şimdi, halkın ekonomisinde final haftası...
Halkın ekonomisi için bir yıl önce başlayan yolculuk, 52. program ile sona eriyor.

TRT 1 Radyo
26.12.2009, 13:15
Yaşarken




14 Aralık 2009 Pazartesi

"Yasalar Yeterli, Kullanacak Tüketici Aranıyor..."


Cine 5’te her sabah, usta gazeteci Murat Erdin ve Pınar Canıyılmaz’ın sunumuyla ekrana gelen “Farklı Bir Gün”ün 10 Aralık 2009 tarihindeki konuğu, Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz oldu.

Kredi kartlarından, metrobüs zammına halkın ekonomisinin masaya yatırıldığı programda mevcut yasaları değerlendiren Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Av. M. Bülent Deniz; “yasalar yeterli, ancak bu yasaları kullanarak hakkını arayacak tüketiciye ihtiyaç var” dedi.

Tüketicilerin kendilerine sunulan tüm mal ve hizmetlere ilişkin gerekli sorgulamayı yapmalarının gerekliliğine işaret eden Deniz, ekonominin kralı olan tüketicinin, tüm ve mal hizmetler için maksimum kalite ve özeni talep etmesinin en doğal hakkı olduğunu belirtti

17 Kasım 2009 Salı

"Kredi Kartı Borcundaki Artış, Toplumsal Felaketin Habercisi"

Tüketici Hakları Uzmanı Bülent Deniz, kredi kart borcundaki artışa ilişkin, gerekli yapısal önlemler alınmaması ve özellikle tüketicinin kredi borçlarının oluşturduğu sarmaldan kurtarılmaması halinde, mevcut tablonun toplumsal felâketin yakın olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Deniz, "Türkiye, kredi kartlarına teslim oluyor." dedi.

Deniz, yatığı yazılı açıklamada, eylül sonu itibariyle kredi kart borcunu ödemeyenlerin sayısında rekor artış gerçekleştiğini söyledi. Deniz'in verdiği bilgiye göre, sadece Eylül ayında 103 bin 94 kişi kredi kart borcunu ödeyemedi. Bu yılın ilk dokuz ayı sonunda, kredi kart borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise, 722 bin 473 oldu. Bir tüketicinin ortalama olarak iki kredi kartı kullandığı düşünüldüğünde, bu yılın ilk dokuz ayında ödeme yapılmayan kart sayısı 1 milyon 450 bin'e ulaştı. Kredi kartları yanında ferdi kredi kullanan 435 bin 75 tüketici de, borcunu ödeyemedi. Ekim ayı itibariyle Türk halkının bankalara olan kredi kartı ve ferdi kredi borç stoku 120 milyar 2 milyon TL oldu.

"Türkiye'nin 2010 yılı bütçesi büyüklüğünün 287 milyar TL. olduğu hatırlandığında, hane halkı 2010 yılı bütçesinin yarısı miktarında borçlu bulunmaktadır" diyen Bülent Deniz, geçtiğimiz yıl Eylül ayında başlayan küresel ekonomik krizin, hane halkını yüksek borç stoku ile yakaladığını ifade etti. Geçen bir yıllık dönemde de, hane halkının borç stokunun artmaya devam ettiğini, ödememe durumunun da rekor seviyelere ulaştığını kaydetti.

Bu süreçte kredi kart borçlarının yapılandırılarak ödenmesi ve tasfiyesi amacıyla çıkarılan 5915 sayılı yasanın da kamuoyunun beklentilerini karşılamadığını savunan Bülent Deniz, kapsamı dar tutulan yasadan yararlanarak kredi kart borcunu yapılandıran tüketici sayısının, beklenenin oldukça altında kaldığını aktardı. Reel ekonominin canlanması için başlatılan "al-ver, ekonomiye can ver" kampanyasını da, bu borç tablosu içinde başarılamayacak bir kampanya olarak tarihteki yerini aldığını ifade eden Deniz, borcunu ödeyemeyen, ödemekte zorluk çeken tüketicinin ekonomiden, alışverişten çekilmesi ile yaşanmakta olan krizin derinleşerek, ekonominin bütününü etkilediğini söyledi. Deniz, "öte yandan toplu ulaşım, enerji ve benzeri kamusal hizmetlere yapılan ve yapılması düşünülen zamlar, dolaylı vergilerdeki artışlar, tüketici için kara kışın habercisi niteliğindedir" diye konuştu.

Gerekli yapısal önlemler alınmaması ve özellikle tüketicinin kredi borçlarının oluşturduğu sarmaldan kurtarılmaması halinde, mevcut tablonun toplumsal felâketin yakın olduğunu ortaya koyduğunu belirten Bülent Deniz, "Bu sürecin sonu, ülkenin kredi kartına teslim olması demektir." dedi.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=916101&title=kredi-karti-borcundaki-artis-toplumsal-felaketin-habercisi