tüketim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüketim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2020 Cuma

Tüketicilere önemli uyarı! Efsane Cuma kandırmacasına dikkatli yaklaşın


Sahte indirim kampanyaları tepkilerin odağında. Aldatıcı kampanyalara itibar edilmemesi gerektiğinin altını çizen tüketici hakları savunucularından da vatandaşlara sürekli “Ambarlarda veya depolarda kalan ürünleri pahalıdan satın almayın” ikazı geliyor.

Yılın son aylarında artan indirim hileleri pek çok şikâyete konu oluyor. Bu hileleri fark edip küplere binen tüketiciler tarafından sosyal medyadan “Dolandırıcılar devrede” ve “İndirimle değil, bindirimle karşı karşıyayız” paylaşımlarında bulunuluyor.

Yakınmalar artıyor
Tüketici derneklerinin yetkilileri ise her platformda indirim oyunlarıyla ilgili yakınmaların arttığına işaret ediyorlar. Yetkililer, ilgili birimleri yakınmalara kulak vermeye ve ilave önlemler almaya çağırıyorlar.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de Yeni Akit’e yaptığı açıklamada sahte kampanyalara itibar edilmemesi gerektiğini belirtti. Deniz, “İndirim palavralarına kanılmamalı. Bu yalanlarla ambarlarda veya depolarda kalan ürünleri satmanın, elden çıkarmanın amaçlandığı unutulmamalı” dedi.

Ahlaksız çok
Tüketicileri dikkatli olmaya davet eden Deniz, “Ne yazık ki normalde 50 liradan satışa sunulan bir ürünü ‘Kampanya öncesi fiyatı 80 lira’ yalanını ortaya atıp 60 liradan vitrine çıkaran ahlaksızlar var. Bu ahlaksızlar Alo 175‘e şikâyet edilmeli” diye konuştu.

Kritik ikaz
Deniz, mağazalarda ve vitrinlerde yer alan ‘Yüzde 80 indirim’ ya da ‘İki al bir öde’ yazılarına şüpheyle bakılması gerektiğini dile getirdi. Ayrıca “Örneğin bir tekno markette indirimli olarak lanse edilen ve 70-80 liradan satışa sunulan bir ürün tercih edilmemelidir. Bu ürünün yakında modasının geçeceği, 2021 başlarında 10-20 liradan fiyatlanacağı bilinmelidir” şeklinde konuştu.

Bilinçli tüketimin önemini vurgulayan Deniz, “İsraftan kaçınılmalıdır. Gereksinim duyulan ürün satın alınmalıdır. Ürünün fiyatı kadar kullanışlı ve kaliteli olup olmadığına da bakılmalıdır” diye ekledi.

Fiyat araştırması yapın
Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ise yalancı indirimlere ve yanıltıcı reklamlara inanmamak gerektiğinin altını çizdi. Ağaoğlu, “Art niyetli satıcılarca hemen her hafta ‘Süper İndirim’ yahut ‘Efsane Cuma’ başlıklı kampanyalar ilan ediliyor. Ne yazık ki bu kampanyalarla indirim değil, bindirimden indirim yapılıyor” ifadelerini kullandı.

Denetimler yaygınlaşıyor
Sahte indirimler uygulayanlara ağır yaptırımlar uygulandığını hatırlatan Ağaoğlu, “Şükür ki denetimler artmış, yaygınlaşmış durumda. Reklam Kurulu aktif. Kurul, tüketicilerden gelen ihbarları tek tek ele alıyor ve yanıltıcı reklamlar yayınlayanların ya da sanal kampanyalara start verenlerin canlarını yakıyor” dedi. Kamu kurumlarınca ürün ve fiyat kontrollerine de ağırlık verildiğini anlatan Ağaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vurguncuların ceplere el atmalarını, halkı yolmalarını önlemek için gerekli her adım atılıyor, atılmalıdır. Tabii tüketiciler de ihtiyatlı olmalıdırlar. İndirimli pantolonların, sweatshirtlerin, ayakkabıların, telefonların, tabletlerin fiyatlarını ve muadillerinin bedellerini araştırmalıdırlar.”

15.11.2020, Buğra Kardan, Yeni Akit

23 Nisan 2017 Pazar

Markaların ‘Y/Z’ İmtihanı

2000 ve sonrasında doğanların oluşturduğu kuşak için kullanılıyor, ‘Z Kuşağı’ nitelemesi.
Yani en yaşlıları, bugün 16-17 yaşında.
Bir de, bir önceki kuşak var; ‘Y Kuşağı.’
Onlar da, 1980-1999 arasında doğanlar, yani şimdinin 18-35 yaş arasındakiler…

Bu iki kuşağın insanları, insanlık nüfusunun en dinamik yani yeryüzünde satın alma işini en çok gerçekleştiren grubu oluşturuyor.
Dolayısıyla insana ulaşan her türlü ürünün potansiyel alıcısı durumundalar.
Yani tüketici tercihinde ön sırada olmak isteyen tüm markaların da gözüne kestirdiği insanlar.

Bu iki kuşağın insanları bir garip.
Kendisinden önceki neslin yaşam düzeninin dışında, kendileri için ürettikleri bir yeni yaşam oluşturmuş durumdalar:

Bilgiye ulaşmak onlar için sorun değil, en hızlı nasıl ulaşacaklarını dert ediyorlar.

Ana akım medya yerine tüm insanlıkla iletişim kurdukları, haber alıp verdikleri sosyal medyayı tercih ediyorlar.

‘Mağaza dolaşmak’ deyince, firmaların internet sitelerinde sörf yapmayı anlıyorlar.

Ve en önemlisi, kurdukları dünyayı tek bir boşluk bırakmadan sardıkları ağları sadece hangi markayı tercih ettikleri veya markalardan beklentilerini anlatmak için değil, önemsedikleri markaların pazarlama ve markalaşma süreçlerine etki etmek için de kullanıyorlar.

Önceki kuşaklara satış yapan markalar, yaşama dair hedefleri kendileri koyuyorlar, tüketiciye örneğin ‘bizi satın alırsan havalı olacaksın’ mesajlarıyla ne giyeceğimizi, ne yiyeceğimizi belirliyorlardı.
Yani tüketicinin tarzına, isteğine markalar karar veriyordu.

Oysa durum şimdi farklı.
Y ve Z kuşağı insanları, markaların bu rol model olma özelliklerini ellerinden alıverdiler.
Artık marka değil, Y ve Z kuşağının insanları markalara hükmediyor.
Kurdukları kesintisiz, yoğun ve anında iletişimle ne istediklerini markalara dayatıyorlar.

Markaların işi artık zor.
Tüketiciye yaşam hedefi ve tarzı koymak yerine, tüketicinin onlara biçtiği hedefin gereğini yapmak zorundalar.

Şimdi kral gerçekten tüketici mi oldu acaba?


27 Eylül 2009 Pazar

"Ben Tüketmezsem, O Yok Olur..."


Ekonomik kriz, yeni tüketim ahlâkıyla çözülecek
Gülizar Baki/Zaman 27.09.2009


Global ekonomik kriz büyük firmaların iflas etmesine, fabrikaların daha az üretim yapmasına dolayısıyla ekonomi çarklarının yavaşlamasına sebep oldu.

Boşuna mı ekonomi kurmayları ekranda bakkal, oyuncakçı, simitçi veya çiçekçi kılığında, "Ekonomiye can verin!" çağrısında bulunuyor. Çünkü ekonomik kriz sadece büyük şirketleri değil, tüketici davranışlarını da etkiledi. Daha az alışveriş yapmak, tasarruf etmek gibi basit etkiler değil bunlar. Uzmanlara göre global kriz, yeni bir tüketim anlayışı geliştiriyor. Yani tüketim ahlakı/davranışları değişiyor.

Dünyaca ünlü trend uzmanı Reiner Evers, önümüzdeki yılın tüketici eğiliminin, mavi renk elbise veya topuklu ayakkabı değil, "daha az harcamak ve daha fazla satmak" olduğunu söylüyor. Hatta bu durumu "sellsumers" olarak kavramlaştırıyor. Sellsumers, seller (satıcı) ve consumer (tüketici) kelimelerin birleştirilmesinden oluşturulmuş. Anlamı "satan tüketici" demek. Yani fikirleri kurumlara satan, düşüncelerini diğer tüketicilerle paylaşan veya kullanmadıkları eşyaları kiralayan tüketicilere deniyor. Ekonomiye "tüketici katkısı" olarak da tanımlanabilir.

'G' Jenerasyonu

Evers'ın öngörüsüne göre satıcı ile tüketici arasındaki keskin ayrılık bitiyor. Tüketici aynı zamanda satıcı, satıcı ise tüketici olacak. Aslında bu anlayış, internet sayesinde yavaş yavaş başlamıştı. Kriz sebebiyle nakit sıkıntısı çekilince daha hızlı bir şekilde yayıldı.

Evers, ekonomik krizin "g jenerasyonu" adı verilen yeni bir nesil ortaya çıkardığından da bahsediyor. Yani generous generation/cömert nesil, "Cömert ve insancıl tüketici olmak" diye açıklanabilir. Cömert nesil, adil davranan ve insan emeğine saygı gösteren kurumlardan alışveriş yapmak istiyor. Yani ileride üretim ve satışta daha şeffaf firmalar kazançlı olacak. Çünkü g jenerasyonu insancıl yaklaşımlardan etkileniyor. Ülkemizdeki durum da Evers'ın teziyle paralellik gösteriyor. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı'na göre tüketim ahlakı ve kültürü Türkiye'de de krizin etkisiyle hızla değişiyor. Hatta tüketici zihinsel dönüşüm yaşıyor. Odabaşı, krizin, tüketici ahlakında yaşanan değişimi sadece hızlandırdığını düşünüyor. Ona göre teknolojik gelişmeler, internetin sağladığı sosyal iletişim ağları böyle bir dönüşümü gerçekleştiriyordu zaten.

Yeni tüketicinin özellikleri

Odabaşı, yeni tüketicilerin özelliklerini şöyle sıralıyor: "Daha hassas ve duyarlı. Gereksiz harcamalara ve tüketime karşı bilinçli. İhtiyaç duyduğu ürünlere ve markalara yöneliyor. Üretime dahil olmak istiyor. Pasif kalmak istemiyor. İnsanî değerlere önem veriyor, materyalist bir bakış açısıyla yapılan uygulamalara tepki gösteriyor." Odabaşı, yeni nesil tüketicinin ruh halini ise şöyle tanımlıyor: "Kendisinin sadece 'parası olan varlıklar' olarak görülmesine duygusal içlenme diyebileceğim bir tavır gösteriyor. Duygu dünyasındaki bu halin ise iş dünyası tarafından fark edilmesini bekliyor. Tüketimin dünya sorunlarına çözüm üreten bir yapıda olmasını bekliyor. Çevreye zarar vermek istemiyor. Etik ve adil ticaret istiyor."

Daha eğitimli ve önceki nesillere göre gözü doymuş yeni nesil tüketiciler, samimi bir üretici istiyor. İkiyüzlü iş dünyasının karşısında duruyor. Üreticilerin ekolojik dengeyi gözetmesini neredeyse şart koşuyor. Tüketici olmanın kendisine bahşettiği büyük gücün farkında ve ona göre talepte bulunuyor.

Peki bu talepler ne işe yarayacak? Öncelikle etik ticaret yaygınlaşacak. Üretici, elemanlarının çalışma koşullarını bile düzeltmek zorunda kalacak. Tüketici otoriteye ve iş dünyasına yön verecek. Aslında devletlerin yaptığı/yapması gerektiği denetim işini, artık tüketici yapacak.

Yeni nesil tüketici gücünün farkına vardı

Tüketiciler Birliği'nin onursal başkanı Bülent Deniz de tüketicinin, "ben tüketmezsem o yok olur" diyerek gücünün farkına vardığını söylüyor. Deniz, yeni tüketicilerin kandırılması zor, satış sonrası unutulmaya tahammül etmeyen ve de imkan vermeyen bilince sahip olduğunu vurguluyor. Avukat Hamza Türkmen ise yeni tüketici ahlakının elit kesimlerin bir eğilimi olduğunu düşünüyor. Türkmen'e göre Batı'da "başka bir dünya mümkün" diyen küresel kapitalizmin karşıtı akımlar gündeme gelse de, bu söylemden en başta kendi bedenleri etkilenen elitler yararlanıyor. Organik tarım, gönüllü sadelik gibi akımlar onlara yönelik başladı. Gönüllü sadelik, 1970'lerden beri gelir seviyesi üst kesimde yaygın bir kavram. Parayı ve sınırsız satın alma gücünü elinde tutanlar, bilinçli olarak az tüketmeyi, sade yaşamayı tercih ediyordu. 2008 global krizi, bu akımın geniş kitleler tarafından mecburen benimsenmesine sebep oldu.