20 Ağustos 2017 Pazar

'Mikrofonunuz Düştü Galiba!'

Mikrofon bu.

Yeryüzünde yaşayan her şey gibi yerçekimi yasasına itaat zorunda.
5 Ocak 2017'de, teve2'de Armağan Çağlayan ile birlikte mikrofon/yerçekimi yasası arasındaki ilişkiye tanık olduk.

Hafta içi her akşam teve2 ekranlarında yayınlanan ve Armağan Çağlayan'ın sunduğu "Hepsi Bugün Oldu" programına Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz katıldı. Deniz, 2017'yle birlikte güncellenen vergileri açıklamaya çalışırken bir aksilik yaşandı ve sesi duyulmadı. Çağlayan, "Mikrofonunuz düştü galiba" diyerek Deniz'in yanına gitti. Fakat mikrofonu bulamayınca kendisine el mikrofonunu verdi. Deniz el mikrofonuyla açıklamalarına devam etti.




10 Ağustos 2017 Perşembe

Yaşamı Seçmek... Ama Neden Böyle Bir Şey Yapmayı İsteyeyim ki?

Yeraltı edebiyatının ‘mümtaz’ yazarlarından biri Irvin Welsh.
Türkçesi olmayan bir sözcük; trainspotting…
Oyun, takıntılı hobi gibi anlamları içeren bir deyim.
Welsh’in 1993’de yazdığı ilk romanı.

Roman uyuşturucu kullanan, ezilmiş, dışlanmış, suç makinesi beş İskoç gencinin öyküsünü anlatıyor ve 1996’da sinemaya konu oldu.
Film büyük gürültü kopardı. ‘Uyuşturucu kullanımına özendiriyor/hayır, uyuşturucu karşıtı’ tartışmaları başladı.

Öykü her ne kadar ‘uyuşturucu’ya odaklanıyor olsa da, beş gençten biri olan Mark Renton’un ‘altın vuruş’a giden yolda; Hayatı seç. Mesleğini, kariyerini seç. Kocaman bir televizyon seç. Otomatik çamaşır makinesini seç. Arabanı, CD çalarını ve elektrikli ev aletlerini seç. Sağlığını, düşük kolesterolü ve dişlerine ilk günkü gibi bakmayı, yatırıma en yüksek faiz veren ve borçlara en az faiz uygulayan bankayı seç. Pembe panjurlu bir ev seç. Arkadaşlarını dikkatli seç. İyi bir tatili, en güzel elbiseleri seç. Dini ve dua ederken ne olduğumuzu düşünmeyi seç. O aptal televizyonun karşısında oturup, o aptal programları seyrederken sürekli tıkınmayı seç. Sonunda da sefil bir evde yalnız başına geberip giderken yerini, senin yerine geçmek için seni kandıran bencillere bırakmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin veletlere rezil olacak biçimde kendi altına etmeyi seç. Geleceğini seç. Hayatı seç... Ama neden böyle bir şey yapmayı isteyeyim ki?’ manifestosuyla ‘yaşamı seçmemeyi seçmek’le noktalanır.

Filmin en çarpıcı iki sahnesinden (diğeri klozetin içine giriş sahnesi) biri olan Mark Renton’un derin sarhoşluk içinde hastaneye götürülmesi bölümünde çalan şarkı, en az film kadar hafızlarda yer etti; Lou Reed söyledi, Perfect Day’i…
Ve bu şarkı U2, Bono, David Bowie, Pavarotti, Coldplay, Duran Duran gibi sanatçılar tarafından da seslendirildi.

Belki de, bazen ‘seçmemeyi seçmek seçeneği’nin olduğunu anımsamak gerekiyor.

mavi notanın günlüğü

Binlerce yıl önce yaşamıştı Thales.
Felsefenin ve bilimin öncülerinden biriydi.
Matematikte adıyla anılan çözümlemeleri onlarca.
Thales diyor ki; 'bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha değerlidir.'

Evet, müzik.
İnsanlığın evrensel dili.

Ve notalar, müziğin alfabesi.
Müziğin alfabesini yazan da yine binlerce yol önceden, tine bir matematikçi; Pisagor.

Müzik bir sihir, evrenin çoğu kez fark etmediğimiz uyumunun dili.
'mavi notanın günlüğü'nde, o sihirli uyumu arıyorum.

Ezgiler seçtim, açık kaynaklardaki bilgileri bendeki duygularla yorumladım.
Buyrun, birlikte arayalım o uyumu...










4 Ağustos 2017 Cuma

Bundan 50 Yıl Önce, 1968...

Tren rayının küçük güneydoğu kentini ikiye böldüğü; demiryolunun bir tarafında köy/kasaba arası, ucube bir yerleşimin yer aldığı kısım, diğer tarafından bir petrol rafinerisinin yükseldiği modern bir şehir.

Rafinerinin çalışanları için inşa edilmiş –zamanın ölçülerinde- bir uydu kent; restoranı, okulları, hastanesi, sinema salonları ve hatta yüzme havuzunun olduğu…
Restoranda geceleri yemekler verilir, fonda altı gençten oluşan TPAO Batman Orkestrası müzik yapar; muhafazakar bir yer olan Batman’da jazz ve tango tınıları yükselir.
O yılların popüler kültürünü oluşturan olaylardan biri de, Altın Mikrofon Şarkı Yarışması. TPAO Batman Orkestrası da, o yıllarda moda olan Anadolu Pop akımından etkilenerek türküleri jazz ve rock tarzında yorumlayarak bu yarışmaya katılır.
İlk iki yıl finale kalıp kazanamayan grup, 1968 yılında, Aşık Veysel’in Kara Toprak deyişini beş sesli yorumlayarak, hem de Moğollar ve Erkin Koray gibi müzisyenleri geride bırakarak birinci olurlar.
1960’ların Türkiye’sine dair okuyacak, yazacak ve konuşacak çok şey var ve kuşkusuz ‘istenirse, her başarı mümkün’ sözüne güvenmek gerek.


24 Haziran 2017 Cumartesi

Deniz, Tuba Emlek ile İstanbul'da...

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, usta gazeteci-yazar 'Tuba Emlek ile İstanbul'un konuğu oldu.

02.06.2017, Halk TV. Tuba Emlek ile İstanbul


26 Mayıs 2017 Cuma

İstanbul'da pide kaç TL?

Ramazan ayı geldi çattı ancak İstanbul'daki pide fiyatı netleşmedi. İki farklı açıklama var. Türkiye Fırıncılar Federasyonu, 300 gram pide 2 lira olacak" dedi. İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğiyse 350 gram pideye 1 lira 80 kuruş istedi. Tartışmaya Tüketiciler Birliği Başkanı Bülent Deniz de dahil oldu.

Tartışma Türkiye Fırıncılar Federasyonu'nun açıklamasıyla başladı. "Türkiye genelinde 300 gramlık pide 2 lira olacak" dedi. 

Sonra da İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Faik Yılmaz konuştu. O da bir fiyat açıkladı. 

Ancak fiyat yine netleşmedi. Yaklaşık 4 bin fırının bulunduğu İstanbul'da sadece 900'ü odaya bağlı. Yani açıklanan rakam 3 bin 200 fırını bağlamıyor..

Netleşmeyen fiyata ilişkin Ekmek Sanayi ve İşverenler Sendikasi 2. başkanı Çetin Keçeli'den de bir açıklama geldi. 

Ulusal Kanal'ın sorularını yanıtlayan Keçeli, Odalar Birliği'ne tepki gösterdi. 

Keçeli, "piyasa serbest pide 1,5 lira da olabilir 3 lira da" dedi.

Pide tartışmasına en son ise Tüketiciler Birliği Federasyonu dahil oldu. 

Federasyon Başkanı Bülent Deniz, pidede taban değil, tavan fiyatının belirlenmesini istedi. 

Tüketicileri de uyardı Bülent Deniz.."Ucuz ve sağlıklı olanı tercih edin" dedi. 

Peki, vatandaş ne diyor?

26.05.2017, Ulusal Kanal Ana Haber



5 Mayıs 2017 Cuma

Sanayide elektriğin maliyeti yükseldi

Dağıtım şirketleri fabrikalarla olan sözleşmelerini zamlı olarak yenileyince sanayide elektrik kullanımı Türkiye genelinin çok altında arttı. İstanbul’da fabrikaların tükettiği elektrik miktarı ise yüzde 3,63 düştü.

Geçtiğimiz yılı elektrik kesintileriyle kapatan ve aynı problemle 2017’ye başlayan Türkiye’de enerji maliyetlerinin yükselmesi serbest piyasayı bitirme noktasına getirdi. Geçtiğimiz yıllarda sanayicilerle serbest tüketici kapsamında 16-18 kuruştan sözleşmeler yapan elektrik dağıtım (toptancılar) şirketleri, fiyatlardaki yükseliş nedeniyle santralden elektriği 14-16 kuruşa almaya başladı. Dağıtım maliyetleri de eklendiğinde 20 kuruşa yükselen elektrik fiyatı nedeniyle zarar etmeye başlayan şirketler, sanayi kuruluşlarıyla sözleşmelerini sonlandırmaya başladı. Yeni sözleşmelerde yüzde 20 zam yapan dağıtım şirketleri, hem sanayide maliyetleri yükseltti hem de bu yıl Türkiye ekonomisinin kırılganlığını artıran en büyük etken olarak enflasyonun ateşine bir odun daha ekledi. Enerjide yaşanan sıkıntıların rakamlara yansıması şöyle oldu:

TÜİK’e göre 2013 yılında 35,7 kuruş olan konutlardaki elektriğin kwh fiyatı 2016’da 41,3 kuruşa yükselerek yüzde 15,7 zamlanmış oldu. Bu oran sanayi kuruluşlarında ise yüzde 4,6 seviyesinde gerçekleşti.

Enerji fiyatlarında geri çekilme yaşansa da konutlarda ve sanayide kullanılan doğalgazın faturası da yükseldi. Aynı süre zarfında konutta kullanılan doğalgaz yüzde 6,7, sanayide ise yüzde 3,4 artmış oldu. Enerji faturalarındaki yükseliş Türkiye ekonomisine ciddi zarar verdi. Geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde elektrik kullanımı yüzde 5,86 artmasına rağmen bu oran sanayi kuruluşlarında yüzde 2,62 seviyesinde gerçekleşti. Yani sanayideki elektrik kullanım oranındaki artışın genelin oldukça altında kaldı.

Şehirler itibariyle dağılımda ise İstanbul’da yer alan sanayi kuruluşlarındaki düşüş dikkat çekti. İstanbul’da yer alan sanayicilerin elektrik tüketimi şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,63 azaldı. İzmir’de yüzde 4,05, Ankara’da yüzde 2,73, Bursa’da ise yüzde 17,87’lik yükseliş görüldü. Elektrik kullanan sanayi kuruluşu sayısı ise 1.077 adetlik azalışla 60 bin 976’ya geriledi. EPDK verilerine göre, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında üretim azalmasına karşılık ödeme tutarı arttı ve 973 milyon liradan 1 milyar 54 milyon liraya yükseldi. Böylece YEKDEM’de birim maliyet 231,25 liradan 306,12 liraya yüzde 32,4 oranında artış gösterdi. YEKDEM fiyatındaki artış elektrikte tüketicilerin daha yüksek maliyetle elektrik kullanmalarına yol açıyor.

Elektrik fiyatlarındaki yükseliş üretim şeklini de değiştirdi. Örneğin, geçen yıl şubat ayında elektrik üretiminin %33,14’ü doğalgaz santrallerinden üretilirken, bu yıl bu oran %34,68’e yükseldi. İthal kömürden üretilen elektrik ise geçen yıl %16,57 paya sahipken bu yıl üretimdeki payı %18,63’e yükseldi. Böylece geçen yıl Şubat ayında elektrik üretiminin ithal ürünlere bağlılık oranı %49,71 iken, bu yıl Şubat ayında bu oran yüzde 53,31’e yükseldi.

YÜZDE 20 ZAMLA YENİ SÖZLEŞME
Konu hakkında geçtiğimiz günlerde açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Doç. Selin Sayek Böke, Elektrik şirketlerinin kurun artması nedeniyle mevcut sözleşmelerdeki fiyatın kâr sağlamadığını öne sürerek başta OSB’ler olmak üzere iş dünyasıyla yaptıkları sözleşmeleri iptal etmeye başladığını ifade etti. Şirketlerin mevcut sözleşmeleri iptal edip yeni sözleşmeleri yüzde 20 zamlı fiyattan yapmayı teklif ettikleri yönünde şikayetler aldıklarını vurgulayan Böke, “Maliyet artışına, bu artışın da üretime ve fiyatlara yansıması kaçınılmaz görünüyor” dedi. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, son elektrik kullanıcılarının sözleşme iptaline zorlanamayacağını söyledi. Deniz, “Elektrik sözleşmeleri belirli süreler için yapılıyor. Borç ödenmezse sözleşme fesih olunur. Böyle bir şey söz konusu değilse hiçbir son kullanıcı yeni sözleşme yapmak zorunda değil. Baskılar da anlamsız. Sözleşme bitene kadar belirlenen bedel üzerinden elektriği satın alma hakkına sahipler” dedi.

EVLE FABRİKA ARASINDAKİ MAKAS AÇILDI
Konutlarda ve sanayide kullanılan elektrik fiyatları arasındaki makas 2016 yılında biraz daha açıldı. TÜİK’in “Elektrik ve Doğal Gaz Fiyatları” istatistikleri verilerinden yapılan hesaplamaya göre, elektrik fiyatında “konut ve sanayi makası” 4.5 puan daha açıldı. Buna göre, 2015 yılında konutlarda kullanılan elektrik için ortalama 38.9 kuruş, sanayide kullanılan elektrik için de ortalama 24.4 kuruş ödenirken, bu fiyatlar 2016 yılında konutlar için 41.3 kuruşa, sanayi için de 25.2 kuruşa çıktı. Böylece, iki fiyat arasındaki fark, 2015 yılında yüzde 59.4 düzeyindeyken, 4.5 puan artışla 2016 yılında yüzde 63.9 düzeyine yükseldi. Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Yeşil de bazı OSB’lerde elektrik fiyatlarına zam yapıldığını söyledi. Yeşil, “Tedarikçi firmalar bunu yapıyorlar. OSB’ler de bunları bırakınca mecbur dağıtımcı şirketlere gidecekler. Tedarikçilerin bir kısmı dağıtıcı şirketlerin yan kuruluşları. Orada daha ucuza değil de gittiği dağıtıcıdan daha pahalıya alsın diye de bu tür numaraları yapıyor olabilirler” diye konuştu.

27 Nisan 2017 Perşembe

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz "Taksimetre denetimleri sıklaştırılmalı"

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, mühürsüz taksimetre şikayeti üzerine harekete geçen Bilim Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin İstanbul’da taksilere yaptığı denetimlerin sıklaştırılarak devam etmesini gerektiğini söyledi.

Konuyla ilgili olarak bir yazılı açıklama yapan Federasyon Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Denetimler arttırılmalı ve düzenli hale getirilmelidir. Sık sık bazı taksicilerin vatandaşlardan ve özellikle turistlerden fazla para aldığı gündeme geliyor. Bu konuda bize de sıklıkla şikayet geliyor. Taksimetre zammından sonra yeni tarifeye geçmek için taksimetre ayar ve muayene servislerine giden taksiciler de işlemlerin prosedüre uygun yapılmadığını iddia etmişlerdi. Bizde bunu gündeme getirmiştik. Sürekli şikayet alıyoruz. Dün bir şikayeti değerlendiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri, İstanbul'da denetim yaptı ve bazı taksilerdeki taksimetrelerin mühürsüz olduğunu tespit etti. Vatandaşların şikayetleri önemseyen yetkililere, teşekkür ediyorum. Ancak, tüketiciler olarak, bu denetimlerin yurt genelinde ve sürekli yapılmasını istiyoruz”dedi.

23 Nisan 2017 Pazar

Markaların ‘Y/Z’ İmtihanı

2000 ve sonrasında doğanların oluşturduğu kuşak için kullanılıyor, ‘Z Kuşağı’ nitelemesi.
Yani en yaşlıları, bugün 16-17 yaşında.
Bir de, bir önceki kuşak var; ‘Y Kuşağı.’
Onlar da, 1980-1999 arasında doğanlar, yani şimdinin 18-35 yaş arasındakiler…

Bu iki kuşağın insanları, insanlık nüfusunun en dinamik yani yeryüzünde satın alma işini en çok gerçekleştiren grubu oluşturuyor.
Dolayısıyla insana ulaşan her türlü ürünün potansiyel alıcısı durumundalar.
Yani tüketici tercihinde ön sırada olmak isteyen tüm markaların da gözüne kestirdiği insanlar.

Bu iki kuşağın insanları bir garip.
Kendisinden önceki neslin yaşam düzeninin dışında, kendileri için ürettikleri bir yeni yaşam oluşturmuş durumdalar:

Bilgiye ulaşmak onlar için sorun değil, en hızlı nasıl ulaşacaklarını dert ediyorlar.

Ana akım medya yerine tüm insanlıkla iletişim kurdukları, haber alıp verdikleri sosyal medyayı tercih ediyorlar.

‘Mağaza dolaşmak’ deyince, firmaların internet sitelerinde sörf yapmayı anlıyorlar.

Ve en önemlisi, kurdukları dünyayı tek bir boşluk bırakmadan sardıkları ağları sadece hangi markayı tercih ettikleri veya markalardan beklentilerini anlatmak için değil, önemsedikleri markaların pazarlama ve markalaşma süreçlerine etki etmek için de kullanıyorlar.

Önceki kuşaklara satış yapan markalar, yaşama dair hedefleri kendileri koyuyorlar, tüketiciye örneğin ‘bizi satın alırsan havalı olacaksın’ mesajlarıyla ne giyeceğimizi, ne yiyeceğimizi belirliyorlardı.
Yani tüketicinin tarzına, isteğine markalar karar veriyordu.

Oysa durum şimdi farklı.
Y ve Z kuşağı insanları, markaların bu rol model olma özelliklerini ellerinden alıverdiler.
Artık marka değil, Y ve Z kuşağının insanları markalara hükmediyor.
Kurdukları kesintisiz, yoğun ve anında iletişimle ne istediklerini markalara dayatıyorlar.

Markaların işi artık zor.
Tüketiciye yaşam hedefi ve tarzı koymak yerine, tüketicinin onlara biçtiği hedefin gereğini yapmak zorundalar.

Şimdi kral gerçekten tüketici mi oldu acaba?


7 Nisan 2017 Cuma

Acı Koro

Bir Pazar günüydü.
Aynaya baktığında, yüzündeki garipliği gördü.
Doktor kardeşini aradı; ‘nöbetteyim, gel bakalım..’

Bir Kulak Burun Boğaz asistanı baktı.
Bakar bakmaz, telefona sarıldı. Kürsünün en tepesine kadar herkesi aradı; ‘acil bir kolesteatom var…’

Şaşkın gözlerle etrafındaki koşuşturmaları izlemeye başladı.
Giyilen ameliyat önlüğü, kolunda açılan damar yolları.
Sekiz saatin ardından uyandığında, artık bir kulağından yoksundu…

*** 
Babası kalp krizi geçiriyordu.
Gecenin uğursuz bir vakti, hastanenin acil servisine ulaştılar.
İlk müdahale.
Ardından nöbetçi doktorun uyumak için odasına çekilmesi.
Birkaç dakika sonra gelen yeni bir kriz.
Sabah, cenazenin başında dökülen gözyaşları…

*** 
Yaşanmış milyonlarca öykünün sadece ikisi bu yazılanlar.
Birinde yitirilen bir yaşamsal organ, diğerinde kaybedilen bir baba.
1990’ların sonunda yaşanan bu iki olayın ardından akla düşen; ‘hastaların hiç mi hakkı yok’ sorusu…

Hukuk fakültesinin ilk yılında, geleceğin hukukçularına Roma Hukukunun bir saptaması öğretilir; En şerefli iki meslek vardır; biri avukatlık diğeri hekimlik… Her iki meslek erbabından yardım isteyen insan, malı, canı risk altındadır ve itaat etmeye hazırdır. Bu nedenle bu iki meslek erbabı, kendisine itaate hazır, acı içindeki insana şefkat ve sevgisini vermelidir…

*** 
‘Hastayız, haklıyız’ korosuna katılmak isteyenimiz var mı?

tüketicipostası 10. sayı; 'bir nefes sıhhat'