17 Ekim 2015 Cumartesi

Tüketici Hareketi Liderleri Buluşuyor

Zor zamanların ikliminde, kutuplaşmanın, hak ihlâllerinin zirevesinde, seçime "5" kala; Türkiye tüketici hareketine yön verenler bir araya geliyor.

Ülkemizin en etkin, "gerçek" tüketici örgütü liderleri, TÜKODER Tüketiciyi Koruma Derneği Bağcılar Şubesinin evsahipliğinde, yaşanabilir bir ülkeyi konuşuyorlar.

18 Ekim 2015 saat 14:00'de başlayacak büyük buluşmaya bekliyoruz.

Açılış Konuşması
Aziz Koçal, Tükoder Genel Başkan Yrd ve Bağcılar Şube Başkanı 

Moderatör 
Şükran Eroğlu, Tükoder Disiplin Kurulu Başkanı 

Panelistler
Hasan Atak, Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı
Mehmet Bülent Deniz, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı
Haşmet Atahan, Tüketiciyi Koruma Derneği Genel Başkanı
Turhan Çakar, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı
Aydın Ağaoğlu, Tüketici Sorunları Derneği Başkanı
Kemal Arslan, Burdur Hasta ve Tüketicileri Koruma Derneği Başkanı


18/10/2015 Pazar, 14.00-17.30 
Abdurrahman ve Nermin Bilimli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Konferans Salonu 

Barbaros Mah. 7. Sok. No:11 Bağcılar İstanbul

11 Ekim 2015 Pazar

Haberleşme Özgürlüğünü Engellemek Anayasa Suçudur

İstanbul, 11.10.2015

İnternet erişiminin yavaşlaması ve sosyal medya ağlarına erişimin engellenmesini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “Anayasal güvence altındaki haberleşme özgürlüğünü engelleyenler anayasa suçu işliyorlar” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

Haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesi ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden biridir. Yine Türk Ceza Yasasının 124. maddesi, haberleşmeyi engelleyenler için bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörmektedir.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile hangi durumlarda ve hangi makamların kararı ile internet erişimine sınır getirilebileceği düzenlenmektedir. Buna göre; Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Cumhuriyet Savcıları ve yargıç kararı ile internet erişimine sınır getirilebilmektedir.

Bir süreden beri internet ortamında bazı sitelere erişimin zorlaştığı savının yanında, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da yaşanan katliam sonrası özellikle sosyal medya ağlarına erişimin kesintili olarak sağlanması, çoğu kez de erişimin sağlanamadığı görülmektedir.

Ankara’da yaşanan katliam sonrası internet ağlarında yaşanan engelleme ve kesintinin, yasa ile yetkilendirilmiş yargı veya idari organların kararından kaynaklandığı düşünülmüş ise de, Erişim Sağlayıcıları Birliği Genel Sekreteri Bülent Kent tarafından sosyal medya ağlarının kapatılmasının söz konusu olmadığı, bu konuda herhangi bir mahkeme kararının da olmadığı açıklanmıştır.

Bu durumda yasa ile yetkilendirilmiş idari veya yargı organı kararına dayanmayan bu sorunun nedeninin açıklanarak kamuoyu zihnindeki soru işaretlerinin yanıtlanması, bu duruma neden olanların da soruşturularak cezalandırılması gerekmektedir.

Ülkemiz bir hukuk devletidir.
Hiç kimse yasalar ile belirlenmiş düzenlemelerin kapsamı dışında değildir. Bir hukuk devletinde olmaması gereken yetkisiz ve keyfi bir tutumla internet erişimini sınırlayan, engelleyen kamu veya özel kişilerin tespit edilerek cezalandırılması, yaşanan sorunun gecikmeksizin giderilerek, Anayasal güvence altındaki haberleşme özgürlüğünün tüm yurttaşlar için sağlanması gereklidir.

Ülkemizin yaşadığı olağanüstü günler ve özellikle genel seçimlere az bir zaman kala yaşanan bu olumsuzlukların giderilmemesi ve bu eylemi yapanların tespit edilerek cezalandırılmamaları durumunda, fiili bir sansür uygulaması yaşandığına ilişkin kamuoyu kanaatinin pekişeceği unutulmamalıdır.

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

10 Ekim 2015 Cumartesi

Tüketicinin Gücü Harekete Geçiyor

İstanbul, 09.10.2015

Dijital yayın platformu hizmeti sunan firmaların, bazı TV. kanallarını yayından kaldırmalarını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “ekran karartan firmalar bir an önce ayıplı hizmet vermekten vazgeçmelidirler” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:

TİVİBU, Turkcell TV. ile başlayan ekran karartma operasyonunun son aşaması, DİGİTÜRK firmasının yedi ayrı TV. kanalını yayından kaldırmasıyla yaşanmıştır.

Genel seçimlere üç hafta kala, iktidar tarafından muhalif olduğu değerlendirilen medya kanallarının sesinin kısılması için başlatılan bu uygulama, “sansürün ta kendisidir.”

Öte yandan ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’nde, temel tüketici haklarından biri olarak belirlenen “bilgilenme hakkı”nın açık bir ihlâli karşı karşıya bulunmaktayız.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 13. maddesi gereği; “hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklâm ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan … hizmetler ayıplıdır.” Reklâm, ilan ve duyurularında, abonelerine ulaştıracağı medya kanallarını duyuran firmaların, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın bazı kanalları kapatması, sözü edilen bu düzenlemeye göre, ayıplı hizmet niteliğindedir.

Buna göre; abonesi olduğu dijital yayın platformunun bazı medya kanallarını yayından kaldırarak ayıplı hizmet sunması nedeniyle hak ihlâline uğrayan tüketiciler, yasanın kendilerine tanıdığı hak arama yollarını kullanarak, ödedikleri paranın karşılığında vermesi gereken hizmeti sağlamayan firmalara yaptırım uygulayabileceklerdir.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), hak ihlâline uğrayan tüketicilerin haklarını arama sürecinde yardımcı olmak amacıyla izlenecek yolları ve dilekçe örneklerini www.tuketici.org.tr adresinde yayınlamaktadır.

Önceki yıllarda boykot, dava açma ve benzeri eylemliliği ile tüketici haklarına aykırı davranan firmalara, devletlere geri adım attıran Türkiye tüketicisi, bu kez de ayıplı hizmet sunmayı göze alarak sansür anlayışının bir parçası olmayı tercih eden firmalara, anlayacakları dilden gerekli tepkiyi mutlaka verecektir.

Müşterilerini ve dolayısıyla ticari kazançlarını kaybedecek olan firmalar haksız uygulamalarını derhal sonlandırmalıdırlar. Bu firmaların tüketiciyi yok sayan ayıplı hizmet sunmaktaki ısrarlarının devamı durumunda, bağlı oldukları holdinglerin sattığı ürünlerin de tüketici tarafından boykot edilebileceği unutulmamalıdır.

Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

Dijital Medya Platformu Firmalarının Ayıplı Hizmeti Nedeniyle
Hak Arama Kılavuzu

1-Adım: Tüketici fatura üzerinde yer alan firma isim ve adres bilgilerini kullanarak, ilgili firmaya aşağıda örneği verilen dilekçeyi iadeli taahhütlü mektup, teyidli faks ile göndermeli veya müşteri hizmetlerini arayarak aboneliğin sonlandırılması istemini bildirmelidir.

(buraya fatura üzerinde yazan firma ismi yazılacaktır)…….. AŞ. ne,

Firmanızın (buraya yayından kaldırılan medya kanallarının ismi yazılacak)...... kanallarını yayından kaldırmış olması, 6502 sayılı yasanın 13. maddesine göre ayıplı hizmet niteliğindedir.

Bu nedenle aboneliğimin sonlandırılmasını, tarafımdan verilmiş herhangi bir taahhüt var ise, hiçbir cezai koşul veya ilave ödeme talep edilmemesini dilerim.

Tüketicinin Adı, Soyadı, Adresi, İmzası.

2-Adım: Tüketicinin aboneliğin sonlandırılması istemine karşı aboneliğin sonlandırmayıp fatura tahakkuk ettirilmesi ya da abonelik sonlandırıldığı halde taahhütlü kampanya gerekçesiyle tüketiciden ek ödeme isteyen firma hakkında, tüketicinin yerleşim yerindeki Kaymakamlık binasında bulunan Tüketici Hakem Heyeti’ne, ücretsiz başvuru yapılmalıdır.

(buraya yerleşim yeri ilçe ismi yazılacaktır)
Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığı’na,

Başvuran           :(buraya tüketici isim, TC kimlik no ve adresi yazılacaktır.)
Karşı Taraf        :( buraya fatura üzerinde yazan firma ismi ve adresi yazılacaktır)
Olay                    :Hakkında başvuruda bulunduğum firmanın abonesiyim. Firma tarafından, firmanın reklamlarında duyurduğu (buraya yayından kaldırılan medya kanallarının ismi yazılacak)... kanalları yayından kaldırılmıştır. Bu durum 6502 sayılı yasanın 13. maddesi gereğince ayıplı hizmet niteliğinde olup aboneliğimin sonlandırılmasını, tarafımdan verilmiş herhangi bir taahhüt var ise, hiçbir cezai koşul veya ilave ödeme talep edilmemesi için firmaya bildirimde bulundum. Ancak firma tarafından “aboneliğimin sonlandırılmaması/aboneliğim sonlandırıldığı halde taahhüt gerekçe gösterilerek” ödeme istenmektedir. Faturaya karşı itiraz edilmiş ve fatura ödenmiştir.

Bu nedenle abonelik sözleşmesinin sonlandırıldığının tespiti ile yapılan haksız ödemenin tarafıma iadesine karar verilmesini dilerim.

Tüketicinin Adı, Soyadı, Adresi, İmzası
Adres,.

Ek:Sözleşme, firmaya bildirim, fatura, ödeme belgesi

3 Ekim 2015 Cumartesi

Emisyon Hilesi Pahalıya Patladı

Alman otomotiv devi Volkswagen, ABD'de egzoz emisyon testlerinde hile yapan bir yazılım kullandığını açıklamasıyla dünya gündemine bomba gibi düştü. Nedir bu Volkswagen’in çıkardığı emisyon krizi? Konuyla ilgili merak edilenleri Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı avukat Bülent Deniz Hukuk Ajansı'na anlattı.

- Volkswagen’in emisyon skandalı dünya basınına bomba gibi düştü. Alman otomotiv devinin emisyon ölçümlerini olduğundan düşük göstermesi şirkete milyarlarca dolara malolacağı düşünülüyor. Öncelikle konuyu sizden dinleyebilir miyiz? Nedir bu Volkswagen’in çıkardığı emisyon krizi?

Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Bu iklim değişikliği ile ilgili endüstriyel yönetimde bir takım sınırlamalar getiriliyor. Bu sınırlamaların, yeryüzündeki bütün şirketlerin sözleşmede adı geçen bütün ülkeler tarafından uyulması gerektiğine ilişkin bazı hükümler var. Volkswagen bir dünya devi ve açıkçası piyasalar bir dünya devinin uluslararası sözleşmelerde belirlenmiş kuralların dışında üretim yapacağını aklına bile getirmezdi. Bu açıdan dünya kamuoyu için büyük bir sürpriz ve şaşkınlığa yol açtı.

"Skandal ortaya çıkmasaydı üretim devam edecekti" 
Ancak burada güzel bir şey var ki ortaya çıkan bu skandal üzerinden piyasalar kendi denetimini ve yaptırımlarını uygulamaya başladı. 

VW hisseleri Amerika’daki sürdürülebilirlik endeksinden çıkartıldı, VW CEO’su istifa etti ve şirket aleyhine çok büyük tazminat talepleri gündeme geldi. 

Uluslararası ekonominin kendi içindeki denetim mekanizmasının çok hızlı bir şekilde çalıştığını görüyoruz. 

Ancak öte bir dünya devinin böyle bir skandala imza atmış olması sistemin kendi denetimi bakımından ne kadar yetersiz olduğunu da ortaya koyuyor. Bu skandal ortaya çıkmasaydı üretim bu şekilde devam edecekti.

Tüketici de otomobil konusunda, belirlenen standartların dışında üretim yapıldığına ilişkin çok fazla tereddüt var. Bundan yaklaşık 15 yıl önce bizim Volkswagen’le ilgili Tüketiciler Birliği olarak yapmış olduğumuz bir çalışma vardı. Bize gelen bir ihbar üzerine bir çalışma yaptık. Volkswagen’in Caravelle model araçlarında frenle gaz pedalı arasındaki mesafenin belirlenen standartlardan daha kısa olduğunu tespit etmiştik. 

"Standart dışı üretimler skandala yol açıyor"
Bunun zararı şu; ayak ölçüsü 40 numaradan büyük olan bir tüketici VW Caravelle’yı kullanırken, fren yapması gerektiğinde gaz ve fren arası mesafe kısa olduğu için gecikmeli olarak frene basıyor ve kaza olasılığı artıyordu. Biz bunun benzer bütün otomobillerdeki, fren-gaz arasındaki mesafelerin ölçülerek ve Türk Standartları Enstitüsü ile AB’nin bu konudaki standartlarını inceleyerek VW Caravelle’nın standart dışı üretim yaptığını tespit etmiştik. Bu raporu AB’ne gönderdik ve rapor üzerinden VW şirketi, Caravella marka minibüslerinin fren-gaz pedalı arasındaki mesafeyi standarda uygun hale getirdi. 

Bu iki olayı yan yana koyduğumuz zaman çok bilindik büyük markaların dahi standart dışı üretim yapabilme konusunda gözü kara davrandığını görüyoruz. Dolayısıyla herhangi bir ihbar, tespit veya deneyim üzerine ortaya çıkan bu standart dışı üretimler skandala yol açıyor. Demek ki ekonomi ve üretim endüstrisi kendi içindeki bu denetim mekanizmasını daha sağlıklı çalıştırmak zorunda, aksi taktirde otomobil gibi insan hayatını ilgilendiren hassas bir üretim noktasında ciddi sorunlar çıkabilir. 

Tüketicilerden ülkemizdeki otomobillerle ilgili de bize zaman zaman, “motor hacmi belirtilen hacimde değil, kılavuzda yazılı olan özellikler yok” gibi bilgiler de geliyor. Ülkemizde de dışarıdan gelen bu araçların denetimiyle ilgili bir mekanizma oluşturulması gerekiyor. Ülkemizde üretilen yabancı marka otomobillerle ilgili denetimin doğru ve sağlıklı bir şekilde yapıldığına dair çok net kanaatimiz yok.

- Birkaç ülke VW marka dizel araçların satışını durdurdu. Türkiye’de böyle bir şey olur mu? Almanya böyle büyük bir markanın batmasına izin verir mi?

"Tüketici için tazminat yolları açık"
Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Türkiye’de böyle bir şey olmaz. VW’nin bu skandalı üzerine, yeryüzünün neresinde olursa olsun emisyon standartlarına uygun olmayan bütün otomobillerin geri çağırılması gerekiyor. Bu anlamda buna Türkiye’de dahildir çünkü emisyon uluslararası ölçekte belirlenen bir standart ve Türkiye’ye veya herhangi bir ülkeye satılan bir VW için de aynı uygulamanın yapılması gerekiyor. Ancak ülkemizde emisyon dışında üretilmiş VW’lerin geriye çağırılmasıyla ilgili herhangi bir bilgi henüz yok. Standart dışında üretilmiş bir aracı satın alan tüketici için tazminat yolları açık görülmektedir. 

- Bundan sonraki hukuki süreç hem Volkswagen markası, hem de marka yetkilileri için nasıl işleyecek?

Av. M.Bülent Deniz (TBF Gen. Bşk.): Son gelen bilgiye göre VW bütün dizel araçlarını geri çağırma kararı aldı ve bu konudaki operasyona başladı. Bir iki gün daha şirketin bu konuyla ilgili tutumunu görmek gerekiyor. Ancak ülkeler gördüğümüz kadarıyla VW aleyhine yüksek miktarlı tazminat davaları açıyor. Bir de uluslararası ticari kuruluşlar (devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu ticari örgütler) bu konuda VW’e yaptırım uygulamaya başlayacaklar. Sanıyorum Türkiye’de bu halka içerisinde kendisine bir yer bulacaktır. Ortada ekonomiye verilen bir zarar söz konusuyla devlet olarak bu zararın şirketten talep edilmesinden daha doğal bir şey olamaz.

VW skandalı nasıl ortaya çıktı?
VW’nin dizel motorlara yerleştirdiği, çevreye ve sağlığa zararlı egzoz gazı değerlerini düşük gösteren aletin adı “Electronic Diesel Control 17”. Gizli bir bilgisayar yazılımı. VW’nin skandalı nasıl ortaya çıktı? ICCT adlı Uluslar arası çevre vakfında görevli Berlinli kimyager Peter Mock, Almanya’nın ABD için ürettiği otomobillerin Avrupa’dakinden çok daha temiz ve çevreye uygun olduğu görüşünden hareketle test yapmak istedi. ICCT, West Virginia Üniversitesi’ne 2014 Mart’ında görev verdi. Bir profesör, bir mühendis, iki öğrenci ve bir üniversite çalışanından oluşan 5 kişilik bir araştırma grubu kuruldu. 

Grup, elektrikli süpürgeye benzeyen, İki ölçüm aletinden oluşan, jeneratörlü ve hortumlu aleti aracın bağajına yerleştirerek, test için trafiğe çıktı. Araçlar 4 bin km trafikte kullanıldı. Egzoz gazının Avrupa’dakinden daha temiz olduğu düşüncesinden hareket eden araştırmacılar, tam tersi bir sonuç üzerine kendilerinin hata yaptığını sanarak, kim hata yaptı diye kavgaya tutuştu. İki ay sonra değerlerin doğru olduğu sonucuna varan araştırma grubu, Amerikan Çevre Ajansı’nı (EPA) alarma geçirdi. 2012 yapımı VW Jetta ve 2013 yapımı VW passat aracındaki egzoz gazı değerleri çok yüksek dedi. BMW X5 modelinin değerlerinin ise tuttuğunu belirtti. ABD Çevre Ajansı, 2014 Aralık ayında VW’ye bunun kaynağını sordu. VW değerlerin yüksek olmasına teknik bir sorunun neden olduğunu gösterdi ve Jetta, Golf, Beetle, Audi A3 model 482 bin aracı egzoz servisi adı altında tamire çağırdı. Ama araçlarda herhangi bir değişiklik yapılmadı. 3 Eylül 2015’te VW, Amerikan Çevre Ajansı’na dizel motorların yazılımında manipülasyon yaptığını itiraf etti.

Sinem Sena Aydın, 30.09.2015, http://www.hukukajansi.com/ozel-haber/emisyon-hilesi-pahaliya-patladi-h22219.html

1 Ekim 2015 Perşembe

Tivibu Son Bir Yıl İçinde 227 Bin Abone Kaybı Yaşadı

Tivibu, Avrupa ve Şampiyonlar Ligi maçlarını yayın haklarını almasına rağmen dünyada abone sayısı sürekli düşen tek platform oldu. Sebep ekranda donma, kopma, kart hatası, yanlış fatura ve kalitesiz hizmet.

Türk Te­le­kom bün­ye­sin­de fa­ali­yet gös­te­ren TTNet'in di­ji­tal ya­yın plat­for­mu Tivibu, UE­FA Şam­pi­yon­lar Li­gi ve Av­ru­pa Li­gi maç­la­rı­nın 3 yıl bo­yun­ca Tür­ki­ye ya­yın hak­kı­na sa­hip ol­ma­sı­na rağ­men abo­ne kay­be­den tek plat­form ola­rak ta­ri­he geç­ti.

Türk Te­le­ko­m’­un özet fi­nan­sal ve ope­ras­yo­nel ve­ri­le­ri­ne gö­re ge­çen yı­lın 2. çey­re­ğin­den bu yı­lın ikin­ci çey­re­ği­ne ka­dar 227 bin ki­şi Tivibu­’yu bı­rak­tı. Plat­for­mun abo­ne sa­yı­sı böy­le­lik­le 1 mil­yon 690 bin ki­şi­ye ka­dar düş­tü.

4K di­yor­lar ek­ran do­nu­yor
Yı­lın ba­şın­da ba­zı maç­lar­da uy­du ya­yın­la­rın­da Ul­tra HD’­nin 4 ka­tı çö­zü­nür­lü­ğe sa­hip 4K ya­yın da ya­pa­ca­ğı­nı be­lir­ten TTNet, bu alan­da da sı­nıf­ta kal­dı. Çün­kü maç es­na­sın­da sü­rek­li do­nan ek­ran kul­la­nı­cı­la­rı çi­le­den çı­kar­dı. “Can­lı maç­lar­da don­ma yü­zün­den gol se­si­ni kom­şu­dan du­yu­yo­ru­z” şek­lin­de şi­ka­yet­var.co­m’­a yüz­ler­ce şi­ka­yet yağ­dı.

Tü­ke­ti­ci mağ­dur ol­du
Tü­ke­ti­ci­ler Bir­li­ği Fe­de­ras­yo­nu Ge­nel Baş­ka­nı Meh­met Bü­lent De­niz, Tivibu­’nun ka­nal­lar­la il­gi­li ya­yın­dan kal­dır­ma ka­ra­rı­nın tü­ke­ti­ci­ler­de şi­ka­ye­te ne­den ol­du­ğu­nu söy­le­di. De­niz, “Tü­ke­ti­ci ile fir­ma ara­sın­da im­za­la­nan abo­ne­lik söz­leş­me­sin­den her ne ka­dar fir­ma­nın ya­yın plat­for­mun­da ya­yın­la­ya­ca­ğı ka­nal­la­rı de­ğiş­tir­me hak­kı sak­lı tu­tul­muş ise de tü­ke­ti­ci abo­ne olur­ken fir­ma­nın rek­lam­la­rın­da be­lirt­ti­ği ka­nal­la­rı sey­re­de­ce­ği ümi­diy­le abo­ne ol­mak­ta­dır. Fir­ma da­ha son­ra rek­lam­la­rın­da va­det­ti­ği ka­nal­lar­da de­ği­şik­lik yap­tı­ğın­da sö­zü­nü ye­ri­ne ge­ti­re­me­miş du­ru­ma düş­mek­te­dir. Bu da ka­na­ati­miz­ce ayıp­lı bir hiz­met su­nu­mu­du­r” di­ye ko­nuş­tu.

Ha­kem he­yet­le­ri ha­zır
Tü­ke­ti­ci­le­rin bu ko­nu­da­ki yo­ğun baş­vu­ru­la­rı­nın ol­ma­sı ha­lin­de ge­rek fir­ma­nın ge­rek­se tü­ke­ti­ci ha­kem he­yet­le­ri­nin tü­ke­ti­ci le­hi­ne ha­re­ket ede­ce­ği­ni an­la­tan De­niz şun­la­rı söy­le­di: “Bu­nun için tü­ke­ti­ci ön­ce­lik­le fir­ma­ya ya­zı­lı baş­vu­ru ya­pa­rak her han­gi bir ce­za­i şart öde­mek­si­zin abo­ne­li­ği­nin son­lan­dı­rıl­ma­sı­nı ve­ya öde­di­ği ay­lık be­del­den bir kıs­mı­nın ia­de­si­ni ta­lep et­me­li. Ta­le­bi kar­şı­lık gör­mez ise bu­lun­du­ğu il­çe­ni­n tü­ke­ti­ci ha­kem he­ye­ti­ne üc­ret­siz baş­vu­ru yap­ma­lı­dır. Tü­ke­ti­ci­ler, ör­gü­tü­mü­ze baş­vu­ru yap­ma­sı ha­lin­de on­lar­la bir­lik­te hak ara­yış­la­rın­da des­tek ola­ca­ğız."

Şikayet yağmuru
Tür­ki­ye'nin en bü­yük tü­ke­ti­ci plat­for­mu si­ka­yet­var.com'a Ti­vi­bu ile il­gi­li son 1 yıl­da 2 bin 353 şi­ka­yet ka­le­me alın­dı. Ya­yı­nın kop­ma­sı, yük­sek fa­tu­ra üc­re­ti, don­ma, ku­tu­nun ça­lış­ma­ma­sı, ek­sik pa­ket hiz­me­ti, smart kart ha­ta­sı gi­bi yüz­ler­ce şi­ka­yet ge­len plat­form­la il­gi­li son bir haf­ta­da ge­len ba­zı mağ­du­ri­yet­ler şöy­le:

Dal­ga ge­çi­yor­lar
Ali D.: "Ya­yın­lar­da sü­rek­li don­ma­lar olu­yor. 16/09/2015 sa­lı ta­ri­hin­de arı­za kay­dı ver­dim. 48 sa­at için­de tek­nik ekip­le­ri­miz ge­le­cek de­me­le­ri­ne rağ­men sa­yı­sız te­le­fon gö­rüş­me­le­ri yap­tım. Ama ekip so­ru­nu çöz­me­di. En son 20/09/2015 Pa­zar gü­nü ak­şam tek­rar ara­dım ba­na hâlâ ma­sal oku­ma­ya de­vam et­ti­ler. Res­men dal­ga ge­çi­yor­lar.

İnternet yok fatura var
Em­re C.: İn­ter­ne­tim ka­pa­lı ol­ma­sı­na rağ­men iki adet fa­tu­ra da­ha çık­tı. Sor­du­ğum­da ise Ti­vi­bu üc­ret­le­ri den­di. Ka­pa­lı olan bir in­ter­ne­te na­sıl olu­yor da iz­len­me­yen Ti­vi­bu üc­re­ti çı­kı­yor? İz­len­me­yen Ti­vi­bu üc­re­ti çı­kar­tı­yor­su­nuz?"

Bu­rak A: Ti­vi­bu uy­du üye­li­ğim için sü­rek­li ola­rak smart kart ha­ta­sı al­mak­ta­yım. Bu­nun­la il­gi­li sa­yı­sız kez müş­te­ri hiz­met­le­ri­ni ara­ma­ma rağ­men ta­ra­fı­ma ser­vis yön­len­dir­me iş­le­mi ger­çek­leş­ti­ril­mi­yor.

Rah­mi S: "Ti­vi­bu ku­tu­su 4 gün­dür ça­lış­mı­yor, müş­te­ri hiz­met­le­ri­ne bil­dir­di­ği­miz hal­de bi­ze sü­rek­li yan­lış bil­gi ve­ri­yor­lar, mağ­dur edi­yor­lar mem­nun de­ği­liz söz­leş­me­miz bit­ti­ği gün ip­tal et­ti­re­ce­ğiz.

Tuğ­çe Ö: "Elek­trik­ler ke­sil­di­ği za­man bir da­ha ken­di­ne gel­mi­yor. 2 gün­dür sü­rek­li gün­cel­le­me ya­pı­yor gü­ya! Bu so­run­lar­la da­ha ön­ce de kar­şı­laş­tık. Çok sı­kıl­dık ger­çek­ten."

Murat Gülderen, 30.09.2015 Bugün http://www.bugun.com.tr/gundem/tivibu-son-bir-yil-icinde-1852817.html

27 Eylül 2015 Pazar

Yargıtay'dan 'Cezalı Faturanın Üzerine Ceza olmaz' Kararı

Yargıtay, kaçak elektrik kullandığı tespit edilen bir çiftçinin açtığı davada dikkat çekici bir karar verdi. Elektrik dağıtım şirketi, çiftçiye 33 bin 500 liralık bir ‘kaçak’ faturası çıkardı. Çiftçi faturaların iptali için dava açtı. Ancak yerel mahkeme şirketi haklı buldu. Dosya Yargıtay'a gitti. Yargıtay kararında “Fatura zaten cezalı tarifeden kesilmiş. Bunun üzerinde kayıp-kaçak, dağıtım, perakende satış gibi ilave bedeller yüklenemez. Bu durum eşitlik ilkesine aykırı” diyerek yerel mahkeme kararını bozdu.

Şanlıurfa’da çiftçilik yapan S.D.nin tarımsal sulama aboneliği bulunuyor. S.D.’nin bağlı olduğu DEDAŞ İl Müdürlüğü, yaptığı denetimler sonrası kaçak elektrik kullanıldığını tespit etti. Düzenleme tarihi 4 Ekim 2010 olan iki ayrı fatura ile S.D.’nin toplam 33 bin 500 TL ödemesi istendi. S.D. kesilen iki fatura için de iptal davası açtı. DEDAŞ İl Müdürlüğü avukatı ‘Dava reddedilsin” derken, Şanlıurfa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişi raporu talep etti. Gelen rapor doğrultusunda da mahkeme davayı reddetti. S.D.’nin avukatı kararı temyiz etti.

'KAYIP-KAÇAK BEDELİNİ ALAMAZSIN'
Temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi milyonlarca elektrik abonesini ilgilendirebilecek bir karar verdi. Daire kararında, benzer bir davada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) geçtiğimiz yıl mayıs ayında ortaya koyduğu içtihadı hatırlatarak özetle şu hükmü kurdu: "Elektrik enerjisinin nakli esnasında meydana gelen kayıp ile kaçak kullanılan elektrik bedellerinin abonelerden tahsili yoluna gitmek, hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmaz. Öte yandan, nihai tüketici olan abonenin; kayıp-kaçak bedeli gibi dağıtım şirketi tarafından faturalara yansıtılan; dağıtım bedeli, perakende satış hizmeti bedeli ve iletim bedelinin hangi miktarda olduğunu apaçık denetleyebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödediğini bilmesi, hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır.” 

'ZATEN YÜKSEK TARİFEDEN ÖDÜYOR'
Kayıp-kaçak bedelinin faturalara yansıtılmasının hukuka uygun olmadığına işaret edilen kararın devamında “Elektriği kaçak kullananlar kurul (EPDK) kararı gereğince, kaçak bedelini cezalı bedel üzerinden ödemektedirler. Bu durumda; elektriği kaçak olarak kullanmayan abonelerin ödemediği bedelleri, daha yüksek (cezalı) tarife üzerinden ödeyen kaçak kullanıcılardan tahsil etmek; hak ve nesafet (insaf), eşitlik ve genel hukuk ilkeleri ile bağdaşmaz. Söz konusu bedellerin, elektriği kaçak kullananlardan alınmaması, kaçak kullanımı teşvik veya kaçak elektrik kullananları koruma gibi de algılanamaz. Zira, kaçak kullananlar, zaten, daha yüksek tarife üzerinden elektrik tüketim bedeli ödemektedirler” denildi. Yerel mahkemenin verdiği kararı oybirliği ile bozan Yargıtay 3. Hukuk Daire yeni bir bilirkişi raporunun istenmesinde karar verdi. 

'O TARTIŞMAYA SON NOKTAYI KOYDU'
Kararı değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Av. Bülent Deniz, “Karar, YHGK’nun geçtiğimiz yıl verdiği kayıp-kaçak bedelinin almanın hukuk devleti ve adalet düşüncesiyle bağdaşmayacağına ilişkin kararını teyit ediyor. YHGK, 'dürüst aboneden kayıp-kaçak bedeli almanın yanlış olduğuna hükmetmiş olduğuna göre, kaçak elektrik kullanan için de cezalı tarife öngörülmüşse bu cezanın üzerine ayrıca kayıp-kaçak bedeli eklenmesi adalet, eşitlik hak ve nesafet (insaf) ile bağdaşmaz' diyor. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararı ile, uzun süredir tartışmalı olan ‘YHGK kararı bağlayıcı mıdır, değil midir’ tartışmasına da son noktayı koyuyor ve diyor ki; ‘Ben 3. Hukuk Dairesi olarak YHGK kararını benimsedim” diyor. Bu demektir ki, ‘Yerel mahkemeler ve Tüketici Hakem Heyetleri de artık YHGK’na uysun. Uymazlar ise, dosya bana geldiğinde ben bu kararları bozacağım.’ Karar bu yönüyle tüketiciler için kayıp-kaçak bedeli konusunda yargıya gitmeleri halinde paralarını iade alabileceklerine işaret ediyor" dedi.

Dinçer Gökçe, 24.09.2015 http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/30147707.asp

26 Eylül 2015 Cumartesi

arnold’un uçan dairesi 19/25 eylül'15 #filgunlugu

MHP kontenjanından geçici seçim hükümetinde bakan olan Tuğrul Türkeş, partisinden istifa etti ve AKP’ye geçerek, milletvekili adayı oldu.
Anayasa’nın 114. maddesi gereği, Türkeş’in yerine dışarıdan veya TBMM içinden bağımsız bir kişinin bakanlığa atanması gerekiyor.
Ancak bu açık anayasa ihlâline kimse ses etmiyor.

Anayasayı “bir kere (daha) deliverelim gitsin” şarkısı yeniden listelerde…
…..

Bizde yangın devam ederken, Kolombiya’da itfaiyenin sireni çalmaya başladı.
Kolombiya hükümeti ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında barış anlaşması altı ay içinde imzalanacak. İmza sonrası altmış gün içinde FARC silah bırakacak.

Geçmişe bakalım; FARC hareketi 1964’de silahlı eylemlere başlamış. O günden bugüne, 220 bin kişi yaşamını kaybetmiş. Beş milyon insan göç etmek zorunda kalmış.

Sonrasında bugün; 2012 de barış görüşmeleri başlamış. Süreçte Norveç, Küba ve ABD arabulucu olarak katkı yapmış. Yani kitabına uygun, işin doğasına uygun…

Niyet barış olunca, bu niyetin yaşama geçmesinin önünde hiçbir engel duramaz.
…..

Uçan daire ile ilgili ilginç bir bilgiye rastladım.
İlk “uçan daire gördüm” olayı, 24 Haziran 1947’de, ABD’de olmuş.
Gördüğünü söyleyen kişi, sivil bir pilot olan Kenneth Arnold.
İşin tuhafı Arnold, “uçan daire gördüm” dememiş.
Gördüğü cisimlerin “daire şeklinde bir cismi alıp suyun üzerinde fırlatır” gibi hareket ettiklerini söylemiş. Bu tanımlamayı yaparken amacı da, gördüğü cismin hızını betimlemek.
Ama Arnold’un bu tanımlaması, gökte görüldüğü savlanan tüm yabancı cisimlerin uçan daire olduğu ya da uçan daireye benzediği olarak günümüze kadar geliyor.

Olan mı önemli, olandan ne algıladığımız mı?
…..

Kurban Bayramı.
Hac’da facia.
Veganların tepkileri.
Kendini kesen kasaplar.
Değişen bir şey yok.

Pardon, ulusal piyasa kapalı iken, küresel piyasada USD/TL 3.07 eşiğini geçti. 
3.20’ye yolculuk başladı.

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

19 Eylül 2015 Cumartesi

TRT'nin 500 Milyon Lira Kaçak Elektrik Bedelinin Aboneye İadesi Gerekiyor

Danıştay, ‘TRT'nin kayıp enerji bedelinden de pay alması uygulamasını' iptal etti.

Karar, TRT'nin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) aleyhine açtığı ‘yürütmeyi durdurma' davasının sonuçlanmasıyla netleşti. Kararla; EPDK'nın 2011'de aldığı ve TRT'nin başvurusu ile yürürlüğü durdurulan ‘kayıp enerji bedelinden TRT payı alınmaması' uygulaması yeniden başlamış oldu. EPDK, şirketlere yazı yazarak Danıştay kararının işleme konulması uyarısı yaptı. Tüketici Hukuku Uzmanı Avukat Bülent Deniz'e göre bugüne kadar TRT payı hesaplanırken kayıp-kaçak bedeli dahil edildi. Mahkeme davayı reddetti. Yapılması gereken, geriye doğru 4 yıllık dönem için TRT payı kayıp-kaçak bedeli dikkate alınmaksızın hesaplanmalı ve fazla alınan tutar tüketiciye iade edilmeli. Öte yandan Sayıştay verilerinden hareketle yapılan hesaplamaya göre de kaçak elektrik bedeli, TRT'nin elektrikten aldığı paranın yaklaşık 5'te 1'ine denk geliyor. Geçmiş 4 yıllık dönemde TRT elektrik faturalarından yaklaşık 2,5-3 milyar lira bir tahsilat yaptığı dikkate alındığında 500-600 milyon civarı bir paranın abonelere iade edilmesi gerekiyor. Uzmanlara göre Danıştay'ın yeni kararı; konut abonelerinin faturalarına düşük, fazla tüketimi olan sanayi kuruluşlarının faturalarında ise önemli oranda iyileşme sağlayacak.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), EPDK'nın Şubat 2011'de aldığı ve ‘kayıp enerjiye ilişkin bedelleri TRT payı dışında bırakan' kararının iptali için Danıştay'a başvurmuş ve yürütmeyi durdurmuştu. TRT bu kararla EPDK'ya başvurarak Kurul kararının işlemden kaldırılmasını istemiş ve EPDK da bu gelişme üzerine yeni bir mahkeme kararı çıkana kadar kararını askıya almıştı. Danıştay 13. Dairesi (2015-722 sayılı) son kararında ise, TRT'nin başvurusunu reddetti. Yüksek Mahkeme gerekçe olarak ‘tüketilmeyen bir unsurun abonelerden alınmasını' yasalara aykırı buldu. TRT halen elektrik faturalarından yüzde 2 pay alıyor. Öte yandan yıllık 67 milyon lira ile reklam-ilan geliri (2013) çok sınırlı olan TRT'nin ana kazanç kapısını elektrik faturalarından alınan para oluşturuyor. Sayıştay'ın son verilerine göre TRT'nin elektrikten aldığı pay yıllık 1 milyar liraya yaklaştı.

PARAYI İADE ETMELİ
Kayıp enerji bedelinden pay almak için 2011'de Danıştay'a yaptığı başvurudan yürütmeyi durdurma alan TRT, hemen EPDK'ya başvurarak kararı uygulattı. Danıştay'ın yeni kararıyla TRT'nin başvurusunu reddetmesi üzerine TRT aynı hızla aldığı kaçak elektrik paralarını abonelere iade etmesi gerekiyor. Tüketici hukuku uzmanı Avukat Bülent Deniz, yıllardır TRT'nin elektrik faturalarından aldığı payın tartışma konusu olduğuna dikkat çekti. Danıştay'ın son hükmüyle yeni bir durumun ortaya çıktığını söyleyen Deniz, konuya açıklık getirdi: “2011 yılında verilmiş bir yürütmeyi durdurma kararı var. Buna göre 2011'den bu yana 38 milyon abonenin elektrik faturasındaki TRT payı hesaplanırken kayıp-kaçak bedeli dahil edildi. Mahkeme davayı reddettiğine göre, bundan sonra geriye doğru 4 yıllık dönem için de TRT payı kayıp-kaçak bedeli dikkate alınmaksızın hesaplanmalı ve fazla alınan tutar tüketiciye iade edilmelidir. Bu nedenle elektrik abonesi olan herkes öncelikle EPDK'ya yazılı başvuru yaparak geçmiş 4 yıllık dönem için alınan TRT payındaki fazla tutarın iadesinin sağlanmasını talep etmeli. Ardından da bulunduğu ilçenin Tüketici Hakem Heyeti'ne ücretsiz başvuru yapmalıdır.” Sayıştay verilerinden hareketle (2014 yılı içinde 800 milyon TL civarı enerji bedeli tahsil edildiği varsayımı dahil) TRT'nin kayıp enerjiden 4 yılda 3 milyar lira civarı tahsilatı söz konusu.
İsmail Altunsoy, 18.09.2015 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_trtnin-500-milyon-lira-kacak-elektrik-bedelinin-aboneye-iadesi-gerekiyor_2317130.html

16 Eylül 2015 Çarşamba

otuz yıl sonra geldiğimiz NOKTA… 13/15 eylül'15 #filgunlugu

HDP, Burhan Kuzu’nun twitter hesabının engellenmesi için yargıya başvurdu.
Mahkeme bu istemi reddetti.
İyi ki reddetti.
Düşünmek, düşündüğünü yaymak temel insan haklarından biri.

“Düşünce özgürlüğü”nün çoğunlukla mağduru olan bir siyasi hareketin bu başvuruda bulunmasını da not düşmek gerek.
…..

Gordon Moore.
Intel şirketinin kurucularından.
1965 yılında yazdığı bir makalede, bir tümleşik devrenin fiziki boyutunu oluşturan transistör sayısının karesiyle değişeceği savında bulunmuş.

Moore’a göre, her onsekiz ayda bir tümleşik devre üzerine yerleştirilebilecek bileşen sayısı iki katına çıkacak, bu da bilgisayarların işlem kapasitelerinde büyük artış oluşturacak ve üretim maliyetleri aynı kalacak, hatta düşme eğilimi gösterecektir. Daha basit anlatımla, her onsekiz ayda bir bilişim kapasitesi iki katına çıkacak.

Moore’un bu savı, bu yılın Mart ayında ellinci yılını doldurdu. Aradan geçen elli yılda, bir milyardan fazla kapasite artışı oldu.
Kendimizden pay biçelim, elimizdeki telefonların ebatları küçüldü, yetenekleri arttı, pil ömürleri uzadı ve daha bir dolu gelişmeyi kişisel olarak deneyimledik.

Küçük harflerle konuşayım; en azından son dört yılımızı toplum olarak nelerle uğraşarak harcadığımızı anımsayıp “dünyanın yol aldığı güzergâhın neresindeyiz” sorusunu sormak için bile geç kaldığımızı hissediyorum.
…..

Yaygın bir sosyal medya tipi; Politik görüşüne, dünya algısına uygun yayın yapan çeşitli medya sitelerinde yayınlanan haberleri, çoklukla bulunduğu ortamlara ilişkin kareleri sofistike olmaya çabalayan birkaç sözcükten ibaret yorumlarla paylaşır. Yine çoklukla kime ait olduğu bilinmeyen ya da ünlü bir ozanın yazdığı ama altına başkasının isminin yazılı olduğu “derin(!)” yaşam felsefesi içeren dizelerin ekindeki romantik resimlerin hesabında yer alması kaçınılmazdır. Kendine ait özgün hiçbir şey yazmaz, paylaşmaz.

Ama bu sosyal medya kişiliğinin önemli bir özelliği vardır; emek vererek, düşünerek yazdığınız her şeye, özelikle de görüşünüz ona aykırı gelmişse, utanmadan, sıkılmadan kimi zaman hakarete varan ibarelerle ve her türlü nezaketten uzak sözcüklerle tepki göstermek…
Yazdıklarıma gelen tepkiler, yorumlar bu nitelikte olunca, ister istemez yanıt vermek gereği hissetmiyor, dikkate almıyor insan.
…..

Cizre’de yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Ne oluyor, neler oluyor?
Bilmiyoruz.
Bildiklerimiz de, tarafların dezenformasyon şehvetine bulanmış.
…..

Üstüste yığılmış ciltler, dergiler, kitaplar..
Saatlerdir arasına gömüldüm; bulmaya çalıştığım “Nokta”nın “Nokta” olduğu dönemlerdeki sayılarını toplayıp ciltlettiğim özel koleksiyonum.

Sözünü ettiğim dönem 1985-1990 arası.
Demek ki, üniversite üçüncü sınıftaymışım ilk almaya başladığımda.
Her sayıyı alır, saklar, sonra da hepsini ciltletirdim.

O kapağın olduğu cildi bulamadım.
Filistin Askısı denen şeyin ne olduğunu ilk kez Nokta’nın kapağında görmüştük. 1985 ya da 1986 olmalı.
O sayı büyük gürültü koparmıştı.

12 Eylül karanlığının devam ettiği günler.
İlk kez darbecilerin işkence yöntemleri resimli, ilk elden anlatımlarla yazılıyordu.
Fakülteye giderken, “ne olur, ne olmaz” diyerek, kapıdaki polisten gizlediğimiz, kitabın arasına sıkıştırdığımız bir sayıydı.
Ama o sayıya ilişkin ne bir toplatma kararı, ne dergi yayıncılarının gözaltına alındığına ilişkin hiçbir bilgi yok hafızamda.
Tıpkı, Özal, Doğramacı, Keçeciler, Demirel, İnönü, Ecevit gibi dönemin önemli siyasi figürlerinin kılıktan kılığa sokulduğu diğer sayılar gibi…

Yıl 2015.
Günün konusu, cenazenin önünden selfie çeken Erdoğan kapaklı Nokta dergisi sabahtan toplatıldı, yayın sorumlusu gözaltına alındı.
Otuz yıl sonra geldiğimiz NOKTA…
…..

Özal demişken…
Şimdilerdeki “Menderes-Özal-Erdoğan” üçlemesinin iki numarası.
Bürokratik ahlâksızlığın alenileşmesi, köşeyi dönme edebiyatının, rüşvetin legalleşmesinin, toplumun genlerine nakşedilmesi operasyonunun mimarı.

“Hemen Selim Edes’i arattırıyorum. “Selim, Hong Kong’ta bir dükkandan 50.000 dolarlık alışveriş yaptın mı?” diyorum. Edes’ten gelen cevap beni iyice şaşırtıyor “Valla Metinciğim, bir sürü bürokratla bir elektronik dükkanına girdik. Ne istiyorsanız alın dedim. Kaç para tuttuğunu hatırlamıyorum!” demez mi?” (Zoraki Bankacı, Metin Berk, ABM., İstanbul, 2014, 2. Bası, s. 268)

Başbakanlıkta namaz kılan, Cumaya giden ilk sivil Cumhurbaşkanı, öyle mi?

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

12 Eylül 2015 Cumartesi

Hukukçular Derneği'nden Teröre Tepki

Üyesi bulunduğumuz Hukukçular Derneği'nin 9 Eylül 2015'de, İstanbul/Çağlayan Adliyesi'nde gerçekleştirdiği basın toplantısı ile terör konusundaki tepkimizi gösterdik.

Ülkemizde artan terör olayları sebebiyle şehit olan tüm kardeşlerimize Allah'tan rahmet şehitlerimizin ailelerine ve milletimize sabır diliyoruz. 

Farklı etnik unsurdan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Pomak gibi bu coğrafyayı paylaşan bizler yüzyıllar boyunca aynı acılarla üzülen, aynı sevinçlerle mutlu olan, vatan bildiğimiz bu topraklarda iç içe yaşamışızdır. Bizler, farklı etnisiteden oluşumuzu ayrıştırıcı değil aksine zenginlik olarak görmüşüzdür. Yakın geçmişte oluşturulan suni gündem ile farklı etnik yapıdan gelen halkların arası açılmaya çalışılmıştır. Bu çabalar barış sureci ile değerini yitirmiş, silahsızlanma sureci yaşanması arzulanmıştır. Türkü Kürdü tüm kardeşlerimiz barış ortamının devamını arzulamışlardır. Zaten bir arada yaşayan insanların yürekleri de barış diye birlikte atmıştır. Ancak kandan ve gözyaşından beslenen hain ve alçak terör örgütü, müsamaha ortamını sığınak yapılması gereken bir zaman dilimi olarak geçirmiştir. Bu hain örgüt ve yandaşlarının barış süreci denen zamanı silahlanma ve Türk ve Kürt kardeşlerimizin arzusunun dışında gelecekte tasarladığı hain saldırıları için bir zaman kazanma olarak kullanmıştır. Devlet olmanın gereği bu hain örgütün eylemlerine karşı gereken en ağır cevabın verilmesidir.

Birkez daha görülmüştür ki, sorun Kürt halkının sorunu olmanın dışında terör ve şiddet sorunu ile karşı karşıya olduğumuzdur. Devlet hukuk içinde kalmak suretiyle şiddetin tarafı olmuşlara gereken en ağır cevabı vermesidir. Diğer yandan terör ve şiddet olaylarının en fazla mağduru Kürt kardeşlerimizdir. Sahte kaza ihbarı ile gelen trafik polisine, sağlık personeline pusu kurmak aslında kendi halkına pusu kurmaktır. Yarın sosyal ihtiyaçlarını karşılamada yine masum Kürt kardeşlerimiz sıkıntı yaşayacaktır.

Herkes farklı bir siyasi görüşü benimseyebilir veya farklı bir sistem, bir dünya düzeni isteyebilir. Kabul edilemez olan bunu şiddet yoluyla dayatılmasıdır. Silahın hiçbir görüşü olamaz. Çünkü silahların sesi bütün fikirlerin sesini boğar, fikirlerin olmadığı yerde barıştan insanlıktan bahsetmekte mümkün değildir. Silahla ve şiddetle hak arayışının hiçbir masum yanı olamaz. Bu sadece mevcut acıyı derinleştirir ve aradaki mesafeyi arttırır, daha zor dönülecek yerlere varılır. Hele ki seçilmiş insanların terörü övmesi veya haklılık payesi vermesi asla kabul edilemez bir durumdur. Tüm dünyada güvenliği meşru otorite sağlar, bunun aksini kabul eden bir sistem yoktur. Bunun ötesine geçerek kendi güvenliğimiz gibi söylemlerle, silahlı eylemleri meşru kılmaya çalışmak suçtur. Ülkemiz sınırları içerisinde silahlı eylem yapmayı meşru gören ve bunu destekleyen herkes suç işlemektedir.

Şiddet kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Siyasi parti başkanı sıfatıyla, attığı twitlerle, devleti ve devleti idare edenleri tehdit etmek, hiçbir seçilmiş vekilin görevi ile bağdaşmaz. Terörü ve teröristi övmek suretiyle, toplumsal barışı bozarak kaos ortamına sebep olanların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini ve ilgili savcıların derhal hareket geçmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla ilan ederiz.

Hukukçular Derneği adına
Başkan
Av. Mehmet Sarı

http://www.hukukcular.org.tr/basin-aciklamalari-2/son-gunlerde-artan-teror-olaylari-hakkinda-basin-aciklamasi-yaptik-80.html