21 Ağustos 2014 Perşembe

Mutfakta Yangın Var!

Son dönemde yükselen enflasyonda gıda fiyatlarının etkisi giderek artıyor. Marketlerdeki ürün fiyatlarından derlenerek hazırlanan rapora göre ortalama bir ailenin mutfak masrafı bir önceki yıla göre yüzde 28 artmış. Bu artışın düşük gelirliyi zenginden daha fazla etkilediğini belirten uzmanlara göre TÜİK enflasyonu gerçeği yansıtmıyor.
 
Ekonomist Uğur Gürses’e göre gıda fiyatlarındaki artış, zenginden daha çok düşük gelirli vatandaşları olumsuz etkiliyor. Türkiye’de Ağustos 2013 ve Ağustos 2014’te marketlerdeki raf fiyatlarından derlediğimiz rapor, Gürses’i haklı çıkarıyor. Nitekim, rapora göre geçen bir yılda üzümün fiyatı yüzde 115, limonun fiyatı yüzde 112, sivri biberin fiyatı yüzde 94, salatalığın fiyatı yüzde 54, pirincin fiyatı yüzde 50, kuru fasulyenin fiyatı yüzde 52, unun fiyatı yüzde 55 arttı. Tavuk ve et fiyatlarındaki ortalama artış ise yüzde 6’yı geçti. Buna karşılık kavunun fiyatı yüzde 38, elmanın fiyatı yüzde 14, karpuzun fiyatı yüzde 11, nohudun fiyatı ise yüzde 9 düştü. Rapora göre gıda enflasyonu ortalama bir ailenin mutfak masrafını bir önceki yıla göre yüzde 28 artırdı.
 
Bu araştırmanın ortaya çıkarmış olduğu verilerin Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her ay açıkladığı enflasyon rakamlarının aksine tüketiciye yansıyan gerçek enflasyonu verdiğini belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Müdürü Mehmet Bülent Deniz’e göre TÜİK, iki haneli rakam açıklamamak için oranı manipüle ediyor. Yanlış oran açıklamasının da iki nedeni olduğunu ifade eden Deniz, “İlki, seçim ortamı, siyasi kaos ve iktidarda kalma çabası etrafında birleşiyor. İkincisi ise işçi ve memur zammının bu oran esas alınarak yapılması ile alakalı. Bu sebeple oranı düşük tutmaya gayret ediyorlar. Ama biz TÜİK’in son birkaç yıldır açıkladığı rakamlara şaşırmaya ve gülmeye devam ediyoruz. Tüketici enflasyonu gerçekte en az yüzde 15. Bunu herkes biliyor.” açıklamasında bulundu.
 
Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı çalışan sayısı 13 milyona yakın. Bu rakamın yarısı asgari ücretli çalışanlardan oluşuyor. CHP milletvekili Umut Oran’a göre kayıtsız çalışanlar da dikkate alındığında asgari ücret ve altında maaş alarak çalışanların oranı toplam istihdamın yüzde 70’ini oluşturuyor. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) gelir adaletsizliği üzerine yaptığı araştırma Oran’ı destekliyor. Nitekim bu araştırmaya göre Türkiye’deki nüfusun en iyi gelir elde eden yüzde 10’luk kesimi ile en az gelir elde eden yüzde 10’luk kesimi arasındaki gelir farkı 9 kat. Ekonomistler Şili ve Meksika ile en fazla gelir adaletsizliğinin yaşandığı Türkiye’de bu durumu ‘uçurum’ diye nitelerken, gıda fiyatlarındaki artışın da en çok en az gelirliyi etkilediğine vurgu yapıyor. Harcamalarda gıdanın payı dikkate alındığında bütün OECD’ye üye ülkeler arasında en fazla payın Türkiye’de olması düşük gelirlinin karşı karşıya olduğu enflasyon etkisini daha iyi anlatıyor. Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu’na göre de nüfusun en yoksul yüzde 20’lik kesimi parasının yüzde 29’unu gıda harcamalarına ayırıyor. Yüzde 33,4’ünü ise ulaşım, konut ve kira gideri olarak ayırıyor. Kira, ulaşım ve gıda, düşük gelir elde eden ailelerin kazandıklarının üçte ikisini oluşturuyor. Dolayısıyla gıda fiyatlarının artması, düşük gelire sahip çalışan için hastalık, çocuk bakımı ve diğer gereksinimler için yaptığı harcamalardan kısmasına sebep olabiliyor. Ekonomi profesörü Deniz Gökçe ise et, süt, ekmek, patlıcan ve tavuk gibi ürünlerdeki artışın düşük gelirli için önemli olduğunu belirtti.
 
Arif Bayraktar-Gökmen Köse, Zaman 20.08.2014 KONOMİ http://www.zaman.com.tr/ekonomi_mutfakta-yangin-var_2238588.html

Polis, Çekerken Zarar Verdiği Araba İçin Tazminat Ödedi

Araçları çekme sırasında oluşan maddî hasarlar, sürücüleri zor durumda bırakıyor. Çekiciler tarafından aracı düşürülen Haber Türk TV spikeri Veyis Ateş, 3 yıl önce açtığı davada 10 bin TL tazminat kazandı. Yargının yavaş işlediğine dikkat çeken Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu, vatandaşları haklarını aramaları konusunda uyardı.
 
Başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye’de her gün onlarca araç yol kenarına park edildiği gerekçesiyle çekiliyor. Çekme işlemi sırasında araçlarda meydana gelen maddi hasarlar ise araç sahiplerinin mağduriyetine yol açıyor. Bu durumdan mağdur olan Haber Türk TV spikeri Veyis Ateş, 2011 yılı Ekim ayında aracını çekerken düşüren Şişli Polis Hizmetleri Geliştirme ve Destekleme Derneği hakkında tazminat davası açmıştı. Ateş, 3 yıl önce açtığı tazminat davasını bir ay önce kazandı ve 10 bin liralık maddi zararını tazmin etti. Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu, Türkiye’deki yargının yavaş işlemesinin bu şekilde sorunlara neden olduğunu söyledi. Ağaoğlu, “Davayı açan vatandaşlar kazanır. Çekmeyle ilgili ödedikleri bedelleri geri alır ve zararlarını tazmin ettirirler. Fakat insanların zaman ayırıp yargısal süreci takip etmek suretiyle karşı tarafın yaptığı haksızlığın giderilmesini sağlamaları pratikte pek de mümkün olmuyor. Malum Türkiye’de yargı yavaş işliyor. Bugün en kısa mahkeme bir yıl, bunun Yargıtay sürecini de eklerseniz iki seneye çıkıyor.” dedi.
 
3 yıl önce açtığı tazminat davasını yaklaşık bir ay önce kazanan ve 10 bin liralık maddi zararını tazmin eden Haber Türk TV spikeri Veyis Ateş, “O bölgede ‘park edilemez’ işareti olmadığı halde aracımı oradan çeken polis memuruna açtığım davanın 2. kısmı ise maalesef savcılığın gönderdiği yazıya rağmen kaymakam bey tarafından engellendi. Bürokratik yargıya olan isyanım hâlâ sürüyor.” dedi. Bu kararın, aracı çekiciler tarafından çekilirken, aracı zarar gören sürücüler için emsal niteliğinde olduğunu aktaran Veyis Ateş, sürücülere şu tavsiyelerde bulundu: “Vatandaş, ‘Nasıl olsa ben haksızım, yapılan işlem doğrudur, hukuk bana hak vermez’ diye şikâyet etmiyor. Aracınızı yanlış yere park etmiş olsanız bile otoparktan alırken mutlaka zarar görüp görmediğine bakın. Eğer zarar varsa bunu çekme işlemini yapan kurum karşılamak zorunda. Bunun gibi durumlarda maddi tazminat davası açıldığı takdirde kazanılma ihtimali yüksek.” diye konuştu.
 
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz ise sorunun İstanbul’daki araç çekme işinin sadece Trafik Vakfı’na verilmesinden kaynaklandığını söyledi. Trafik Vakfı gibi kendisinden başka rakibi olmayan kuruluşların hizmet kalitesinin düştüğü bilinirken Deniz, “Bir kere emniyet, araç çekme işini sadece Trafik Vakfı’na değil birçok firmaya vermeli yani Trafik Vakfı’nın bu konudaki fiyat ve hizmet kalitesini tek başına belirleme serbestiyetini ortadan kaldırmalı, aksi takdirde ortada tam bir Trafik Vakfı terörü var.” diye konuştu. İstanbul’da Trafik Vakfı adı altında hizmet yapan çekicilerin, insanların araçlarını para kazanmak uğruna yangından mal kaçırır gibi çektiklerini ifade eden mağdur Özer S. ise “Herhangi bir şekilde sokakta levha var mı yok mu bakmadan araçları kaçırıp para kazanıyorlar.” dedi.
 
2008 YILINDA ARAÇ ÇEKME KALDIRILMIŞTI
İstanbul’da park ihlali yapan araçların çekim işini İstanbul Trafik Vakfı yapıyor. 2008’de İçişleri Bakanlığı’nın çıkardığı bir genelge ile araç çekme işlemi yasaklandı ve sadece park cezası kesilmesine karar verildi. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Karayolları Trafik Kanunu ve yönetmeliğinde belirtilen yer ve haller dışında kalan ve sadece park yasağını ihlal ettiği tespit edilen araçların çektirilmemesini ve bu şekilde park etmiş araçların tescil plakasına ceza tutanağı düzenlenmesini istemişti. Ancak bu karar, 21 Mart 2012’de değiştirildi. Eski düzen, araçların çekilmesine devam ediliyor. İstanbul Trafik Vakfı’nın sitesinde yayınladığı araç çekme ücretleri ise el yakıyor. Listede “Araç çekme ücreti (park yasağı) 70,00 TL, özel taşıma (5 km kadar) 100,00 TL, km başına 5,00 TL alındığı belirtiliyor. Bu rakamlar toplanınca ortaya 175 TL gibi bir ücret çıkıyor. Vatandaşlar bu ücreti ödedikten sonra araçlarını geri alabiliyor.
 

14 Ağustos 2014 Perşembe

Erken Genel Seçim Tarihi Belli Oldu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 13 Ağustos 2014 tarihli birleşiminde, TBMM. nin 1 Ekim 2014 tarihine kadar tatile girmesi kararı aldı.
 
Aslında yasama dönemini çoktan geçmiş, fazladan çalışan TBMM. nin aldığı bu kararın garipsenmemesi gerekiyor.
Ancak Meclis gündeminde bulunan ve içinde kamu maliyesine olan borçların yapılandırılmasından, işçi haklarıyla ilgili kimi düzenlemelere kadar bir çok maddeyi barındıran 'torba yasa'nın tümünün görüşülüp kabul edilmesinden sonra Meclis'in tatile gireceği beklenirken,  Meclis'in ani tatil kararı, önümüzdeki günler için bir çok ipucunu barındırıyor.
 
"Af Yasaları" Seçim Yatırımıdır
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Meclis'e sunulan torba yasa, geçmişte örneklerini sıkça gördüğümüz bir siyasi hamle aslında.
Hemen her seçim öncesi böyle bir yasa tasarısı Meclis'e sunulur; vergi, SGK primi, traik cezası ve benzeri tüm kamu alacakları uygun faiz ve taksitlerle yapılandırılırdı. 
Bu türden yasaların ardından gerçekleşen seçimler için iktidarın oy kazanmasına yönelik bu taktik her zaman uygulanmış ve doğal olarak seçimlerde, iktidar lehine yarar sağlamıştır.
 
Bu kez de, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi iktidar partisi için son derece önemli  bir seçim öncesi Meclis'e sunulan son torba yasa tasarısı da, aynı taktik anlayışın bir ürünüydü.
 
Seçim Kazanıldı, Yasaya Ne Gerek Var!
Ancak bu kez tasarının yasalaşması seçimlere kadar bitirilemedi ve seçim sonrasına kaldı.
 
Seçimin sonucu biliniyor.
İktidar partisi seçimi kazandı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildi.
 
Olağan koşullarda, torba yasayı kabul edip tatile girme kararında olan Meclis'in bu yasayı çıkarması gerekirdi.
Dolayısıyla bir kaç aydır kamu maliyesine olan borçların yapılandırılmasına ilişkin kamuoyunda oluşan beklenti nedeniyle kimsenin vergi, ceza, prim ödemediği bir dönemde, bu düzenlemenin yapılmadan Meclis'in tatile girmesi, hiç de olağan bir durum değil.
Yine Bakan Ali Babacan tarafından hazine kasasına önümüzdeki bir yıl içinde 220 milyar USD. para gerektiğinin dillendirildiği, derecelendirme kuruluşlarının Türkiye için risk öngördüğü bir ekonomik ortamda, birikmiş borçların ödenmesini sağlayacak bir yasal düzenlemeyi ertelemek, anlaşılabilir bir hamle değil...
 
Birbiri Ardına Siyasi Hamleler...
Ancak görünen o ki, seçim sonrası iktidar partisinde başlayan Genel Başkan ve Başbakanın belirlenmesi süreci, bu süreçte iktidar partisi içinde yaşanmaya başlayan tartışmalar ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili belirsizlik, bu gelişmenin nedenleri arasında.
 
İktidar partisinin içinde bulunduğu bu zorlu sürecin oluşturduğu siyasi riskin, ekonomik verilerdeki olumsuz seyrin ortaya koyduğu ekonomik risk ile birleşmesi, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunun rüzgarından yararlanmak isteyen iktidar partisi için erken ve baskın genel seçimi zorunlu kılıyor.
 
27 Ağustos'ta yapılacak kongre ile Genel Başkan ve Başbakanı belirleyecek olan iktidar partisinin, erken genel seçim ile yeni seçilen Genel Başkan ve Başbakan'ın seçim sınavından geçmesi ve dolayısıyla seçmen tarafından da onaylanmasının istemesi yanında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün partinin başına geçmesi ve Başbakan olmasının istenmediğine ilişkin yaygın bir gözlem ve değerlendirmenin olduğu bir ortamda, bu hamle ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün partinin başına geçmesi olasılığının tamamen bertaraf edilmesi de yapılan hesaplamalar içinde olmalı...
 
Ne Olacak?
-Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan'ın yemin töreni için 28 Ağustos 2014 tarihinde toplanacak TBMM. Genel Kurul'una erken genel seçim yapılmasına ilişkin bir yasa taslağı sunulur.
 
-Genel Kurul bu taslağı yasalaştırır ve büyük olasılıkla Ekim ayı içinde yapılacak bir genel seçim sürecine girmiş oluruz.
 
-Torba yasa beklentisindeki kamuoyu için de yasal düzenleme gerektirmeyen, örneğin borçlu yurttaşların üzerine gidilmemesi gibi kimi idarî tâlimatlar ve düzenlemeler uygulamaya konur, yurttaş küstürülmez.
Öte yandan seçim sonrası için yeni bir 'torba yasa' çıkarılacağı beklentisi de, seçim yatırımı kapsamında canlı tutulmaya devam edilir. Bu beklentiye bir de bedelli askerlik eklenince, seçim yatırımı hamlesi tamamlanmış olur.
 
Ne Olmayacak?
'Ne olacak' sorusuna verebileceğimiz yanıtlardaki 'kesinlik' savı, 'ne olmayacak' sorusu için geçerli değil.
 
Abdullah Gül'ün siyaset sahnesinde alacağı, almaya çalışacağı rol, yeni seçilecek Genel Başkan ve Başkanın seçmen tarafından ne denli kabul göreceğine ilişkin risk, erken genel seçimlere kadar ekonomideki olumsuz seyrin giderek artması gibi gelişmeler, iktidar partisi için bırakın Anayasa değişikliğini sağlayacak çoğunluğun elde edilmesi, tek başına iktidar sonucunun bile garantilenemeyeceği bir seçim sonucunu da ortaya çıkarabilir.
 
Böyle bir değişken verinin söz konusu olduğu zeminde, siyasetin nasıl şekilleneceği ve bu şekillenmenin nelere yol açacağını bugünden kestirmek zor.
 
Ne Yapacağız?
Görünen o ki, bizi sonbaharda bir ekonomik kriz veya iyimser nitelemeyle daralma bizi bekliyor.
Şimdiden başını yukarı çeviren faiz oranları, kurak geçen mevsim nedeniyle gıda fiyatlarında oluşacak artışlar, siyasi belirsizlik nedeniyle her zaman Türkiye'nin imdadına (!) yetişen yabancı paranın nazlanacak olması, sonbahar ile birlikte ayağımızın boyunun, yorganın boyundan uzun olmaya başlayacağı günlerin uzakta olmadığını gösteriyor.
 
Gelişmeleri sıcak yaz günlerinin neminde ve rehavetinde izlemekle görevlendirilen yurttaş için Ekim ayına, daha doğrusu sonbahara ilişkin temel önerimiz, özellikle banka ile ilişkilerin dikkatle kurulması, borçlanmaktan kaçınma ve harcamaları gözden geçirme üzerine kurulu.
 
Yaşanacak sürecin siyaset aktörleri tarafından doğru yönetilememesi halinde, faturanın yurttaş tarafından ödendiğine ilişkin geniş bir hafızaya sahip bu coğrafyanın sâkinlerinin diyecek sözleri elbette vardır.
Bekleyip, göreceğiz...

5 Ağustos 2014 Salı

"Cephane Bizden Değil" Boykotunda İkinci Aşamaya Geçeceğiz



İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım devam ediyor.
Emperyalizme uşaklık yapan devlet adamlarına inat, dünya halkları soykırıma tepkisini göstermeye devam ediyor.
Dünya halklarının ortak vicdanı, soykırımı lânetliyor.
İnsanlığın ortak vicdanı, Türkiye'de başgösteren "CEPHANE BİZDEN DEĞİL" boykotunda birleşiyor.
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, "CEPHANE BİZDEN DEĞİL" boykotunda ikinci aşamaya geçmek için hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.
 
Tüketicinin Gazze tepkisi ile ilgili tüm gelişmeler; Ulusal Kanal'da, Çetin Ünsalan'ın hazırlayıp sunduğu EkoPolitik'te konuşuldu.
 
Ulusal Kanal, EkoPolitik (05.08.2014)
http://www.youtube.com/watch?v=R2uzdm_JAEY

3 Ağustos 2014 Pazar

Türk Firmaları Hatalı Ürünlerini Geri Çağırmaya ‘Gönüllü’ Olmadı

Dünyada sanayi devlerinin sıklıkla başvurduğu hatalı ürünlerini geri çağırma yöntemi Türkiye’de uygulanamıyor. Ülkenin tüketici hakları konusunda Batı’yı çok geriden takip ettiğine işaret eden Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, firmaların can ve mal kaybı tehlikesini büyük bir risk olarak algılamadığını söyledi.
 
Dünyada birçok kurumsal ve büyük firmanın kullandığı hatalı ürünlerini geri çağırma uygulaması Türkiye’de karşılık bulmadı. Tüketici Kanunu’nda da yer almasına rağmen şimdiye kadar Türkiye’de hatalı ürününü geri çağıran firma olmadı. Konuyu araştıran Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı sanayi ve teknoloji uzman yardımcısı Gülbanu Gökçe, üreticiler tarafından gönüllü geri çağrılan ürünlerin ‘ayıplı mal’ tanımında değerlendirilmemesi ve üreticilerin gönüllü geri çağırmaya teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de temel sorunun denetimsizlik olduğu vurgusunu yapan eski Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Sıtkı Yılmaz, Türkiye’de haklı ve haksızın güce göre belirlendiğini ve güçlü olanın kanunlara uymadığını söyledi. Gönüllü çağırma faaliyetinin bir anlayış ve uygarlık meselesi olduğuna vurgu yapan Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz ise Türkiye’de can ve mal kaybının tehlikeye girmesinin firmalar tarafından büyük bir risk olarak algılanmadığını söyledi.
   
Tüketiciye güvenli bir piyasanın sağlanması için yıllardır çalışmalar sürüyor. Birçok bakanlık Türkiye genelinde piyasa gözetimi ve denetimi yapıyor. Bunun yanında ürünün piyasadan geri toplanması sağlanıyor ve üreticinin sorumluluklarını gerektirdiği gibi yerine getirmemesi nedeniyle idari yaptırım uygulanıyor. Gönüllü geri çağırma sistemi üreticilere bu idari süreci yaşamadan düzeltici faaliyette bulunma imkânı sağlıyor. Tüketiciye güvenli bir piyasanın sağlanmasında etkin olarak kullanılması gereken bu sistem yıllardır var fakat şimdiye kadar hayata geçirilen ciddi bir uygulama bulunmuyor. Gönüllü geri çağırma, piyasaya sunulan bir ürünün tüketicilere karşı bir risk oluşturması halinde tüketicilerin en kısa sürede bilgilendirilmesi ve ürünün piyasadan toplanmasına deniyor. Geri çağrılan ürünler uygun hale getirilmeden tekrar piyasaya sürülemez ve uygun hale getirilemeyen ürünlerin imha edilmesi gerekiyor. Fakat uluslararası markaların geri çağırmaya karar verdiği ve Türkiye’yi de ilgilendiren ürünler dışında ülkemizde yerli firmalardan kamuoyuna yansıyan geri çağırma faaliyeti hiç yok.
   
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde her ay yayınlanan Kalkınmada Anahtar Verimlilik dergisinde geçtiğimiz aylarda gönüllü geri çağırma faaliyetleri üzerine ilginç bir makale yayınlandı. Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı Gülbanu Gökçe, makalesinde Türkiye’de gönüllü geri çağırma faaliyetlerinin ülkemizde hâlâ çok fazla kullanılmayan bir sistem olduğuna dikkat çekti. Üreticilere mevzuat ve uygulamalar hakkında düzenli olarak bilgilendirme yapması gerektiğini söyleyen Soylu, bu şekilde üreticilerin gönüllü geri çağırmaya teşvik edilmesi gerektiğini anlattı. Üreticilerin gönüllü geri çağırma faaliyetlerine katılmak için geri çağrılan malların ‘ayıplı mal’ kapsamından çıkarılmasını istediklerini söyleyen Soylu, üreticiler tarafından gönüllü geri çağrılan ürünlerin yeni bir düzenlemeyle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan ‘ayıplı mal’ tanımında değerlendirilmemesinin bir teşvik unsuru olacağını ifade etti.
   
Devletin farklı konularda kararlar aldığını fakat uygulama noktasında eksiklikler yaşandığını vurgulayan eski Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Sıtkı Yılmaz, “Devlet, kararı almasının sonrasında da denetlemekle yükümlüdür. Denetim sonucunda uygun olmayan ürünler toplanmalıdır.” dedi. Yılmaz ayrıca, tüketicinin bilinçlendirilmesinde de devletin sorumlu olduğunu söyledi.
   
Türkiye’de ayıplı mal yaptırımının etkili ve yeterli seviyede olmadığının altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, “Türkiye’de can ve mal kaybının tehlikeye girmesi büyük bir risk olarak algılanmıyor.” şeklinde konuştu. Tüketicilerin haklarını tam manasıyla bilmediklerini ileri süren Deniz, “Türkiye, tüketici hakları konusunda Batı’yı çok geriden takip ediyor.” diye konuştu.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Invito a tutti i popoli del mondo: "Le munizioni non provengano da noi!"

Il terrore che Israele semina a Gaza è stato trasformato in un  genocidio. I bambini, le donne, gli uomini di Gaza sono le vittime del genocidio di massa. Quelli che non hanno ancora perso la vita cercano di sopravvivere senza elettricità, acqua, cibo nè una casa.
 
Tutti i popoli del mondo da giorni scendono in piazza per manifestare contro i rispettivi governi che rimangono in silenzio e favoriscono questo genocidio. E piangono per Gaza.
 
Contro il genocidio condotto dai governi egemoni e dai loro complici, noi, la gente di tutto il mondo, dichiariamo che non saremo lo sponsor di questo genocidio.
 
Invitiamo tutti coloro che sostengono di non voler finanziare le bombe e i proiettili che piovono su Gaza e dicono che "LE MUNIZIONI NON PROVENGONO DA NOI!" , a boicottare come consumatori.
 
Noi, i consumatori da tutto il mondo, non compriamo da questi marchi, Coca Cola, Pepsi Cola, Mc Donalds, Kentucky Fried Chicken, Burger King, Marlboro, Camel, Winston, Parliament, finché Israele e gli egemoni conniventi con esso non cesseranno il genocidio.
 
Mehmet Bülent Deniz
Federazione di Unione Consumatori
Istanbul Turchia
 
 

Una llamada para todas las naciones del mundo : "La munición de la masacre no debe ser nuestra".

El terrorismo que el estado de Israel ha mantenido desde hace mucho tiempo se ha convertido ahora en un negocio, un exterminio sistemático, una destrucción total contra los niños, las mujeres y todos los palestinos de Gazza. Aquellos que aún no han perdido la vida están tratando de vivir sin las necesidades bàsicas como la electiricidad, el agua o la comida, y sin la asistencia médica necesaria ni sin medicamentos; muchos de ellos también sin un hogar ni una família. 

A causa de esta masacre, todas las naciones del mundo están llorando y lamentando lo que está pasando a los palestinos, estan unidas para mostrar su reacción contra el silencio de los gobiernos, que siguen callados e incluso apoyan el estado terrorista de Israel.

Y nosotros, los habitantes del mundo,comenzamos a tomar iniciativa para no dejarlo todo a manos de los goviernos que se mueven por intereses. Queremos anunciar que no patrocionaremos ni colaboraremos en esta operación que se ha convertido en un genocidio contra personas inocentes y contra los derechos humanos básicos.

Todos los que no quieren ayudar a este bombardeo y los que dicen "La munición, las balas y las bombas, que caye encima de los palestinos en Gazza NO DEBE SER NUESTRA" les invitamos a un boicot mundial contra los productos de Israel y de los que conspiran y apoyan a este país.
Por este motivo, y hasta que termine esta masacre en Gazza, no compraremos más: Coca cola, Pepsi cola, Mc Donalds, Kentucky Fried Chiken, Burger King, Marlboro, Camel, Winston, Parliament, y otras muchas marcas.

Mehmet Bülent Deniz
La unión de Federación de Consumidores
İstanbul Türkiye

25 Temmuz 2014 Cuma

"cep telefonunda uyarı tonuna son"


Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun Numara Taşınabilirliği Yönetmeliği’nde değişiklik öngören taslağını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “uyarı tonu,  sadece tercih eden tüketici için olmalı ve ancak uyarı tonu yerine aranan GSM. operatörünün ismi belirtilmelidir.” dedi.
 
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
 
Bilindiği gibi 2008 yılından bu yana, numara değiştirilmeksizin hizmet alınan GSM. operatörü değişikliği yapılabilmektedir.
 
Bu uygulama sonucunda GSM. operatörleri arasında oluşan rekabet ortamından tüketici yararlanmış ve iletişim hizmet bedelleri düşmüştür.
 
Bu uygulama başladığında, tüketicinin serbestçe hizmet aldığı GSM. operatörünü belirleyebilmesi için numara taşınabilirliği yanında, numaranın taşındığını kullanıcıya bildiren uyarı tonu (NTS) uygulaması da, sürecin o anki koşulları gereği devreye sokulmuş olup halen uygulanmaktadır.
 
Şimdi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından, Numara Taşınabilirliği Yönetmeliği’nin; farklı GSM. operatörlerine ait numaralar arasında iletişim kurulduğunda, arayan tüketiciye “farklı GSM. operatöründen hizmet alan numarayı aradığına” ilişkin ayrıt edici uyarı tonu zorunluluğunu düzenleyen 18. maddesinde değişiklik çalışması yapılarak; uyarı tonunun, arzu eden tüketici için uygulanmasına ilişkin düzenleme kamuoyu görüşüne sunulmuştur.
 
Numara taşınabilirliği uygulamasının başladığı dönemde tam rekabet ortamının oluşmasında büyük yarar sağlayan uyarı tonu uygulamasının, ilerleyen süreçte ve günümüzde, bu ortamın oluşmasını olumsuz yönde etkilemektedir.
 
Şu anda tüketiciye hizmet veren her üç GSM. operatörünün tarifeleri incelendiğinde; “her yöne” uygulamasının oldukça yaygın olduğu, oluşan rekabet ortamı nedeniyle bu durumun daha da yaygınlaşmakta olduğu ve tüketicilerin tarife seçiminde “her yöne” paketlerini tercih ettikleri gözlemlenmektedir. Dolayısıyla uyarı tonu uygulamasının işlevi, gerekliliği ve özelliği, amaca uygun olmaktan uzaklaşmaya başlamıştır.
 
Öte yandan tüketicilerden ulaşan isteklerde, uyarı tonu uygulamasının rahatsız edici olduğu ve kimi zaman da GSM. operatörü değişikliğinin yanlış izlenimlere yol açacağı belirtilmektedir.
 
Yine yapılan kamuoyu araştırmaları;
-Her üç abonenin ikisinin uyarı tonu uygulamasını istemediği,
-Her üç aboneden birinin, operatör değişikliği yaptığının anlaşılmasını istemediği,
-Numarasını hiç taşımamış abonelerin yüzde 41’nin, uyarı tonu uygulaması nedeniyle numarasını taşımadığı,
-En önemlisi uyarı tonunu duyan abonelerin yüzde 40’nın, uyarı tonunun ne anlama geldiğini bilmedikleri sonucunu göstermektedir.
 
Ancak farklı GSM. operatöründen hizmet alan bir aboneyi arayan “her yöne” paketinin dışında tarifeye tabi tüketicinin, uyarılmasının, tüketicinin evrensel haklarından olan “bilgilenme hakkı”nın gereği olduğu da, kuşkusuzdur.
 
Tüketici Birliği Federasyonu olarak bu saptamalar ışığında;
-Numara Taşınabilirliği Yönetmeliği’nin 18. maddesinde öngörülen değişikliği desteklediğimizi, arayan abonelerden tercih edenler dışındaki aboneler için uyarı tonu uygulamasının sona erdirilmesi,
-Uyarı tonu almayı tercih eden tüketiciler için de, uyarı tonu (NTS) yerine aranan GSM. operatörünün isminin söylendiği uyarı sesi uygulamasının başlatılmasının tüketici yararına olacağı görüşündeyiz.
 
Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

"CEPHANE BİZDEN DEĞİL" Boykotu, Tüm Ayrıntıları ile Moral FM. de...

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırıma karşı Tüketici Birliği Federasyonu'nun başlattığı CEPHANE BİZDEN DEĞİL boykotu, tüm dünyada dalga dalga yayılıyor.
 
Moral FM. de her sabah, saat 07:00 de yayınlanan Sabah Gündemi'nin 24 Temmuz 2014 tarihindeki konuğu, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz oldu.
 
CEPHANE BİZDEN DEĞİL boykotunun güncel tüm detaylarının konuşulduğu Sabah Gündemi'ni Fethi Çağıl hazırlayıp sunuyor.
 
http://www.moralfm.com.tr/#programlar/sabah-gundemi
 

„მსოფლიოს ყველა ხალხს მოვუწოდებთ

ისრაელი ბაზაში სახელმწიფო ტერორს გენოციდს ანხორციელებენ,კლავენ ყველას ბავშვები, ქალები და ვაჟები მთლიანად გენოციდის შედეგად გარდაიცვლებენ.
ვინც ცოცხლები არიან ,,ბავშვები,, უშუქოთ, უწყლოთ, უსაკვებათ, უწამლოთ და უსახლოთ ცხოვრობენ.
მსოფლიო გაჩუმებულლია ამ ყველაფრის მიუხედავად, თითქოს და მხარს უჭერენ, რომელიც დღეებია აპროტესტებენ და სამძიმარს გამოთქვამენ.
 
გაზაში ომია, მსოფლიოს ხელმძღვანელები და მინისტრები მხოლოდ სამძიმარს გამოხატავენ,სხვას არაფერს აკეთებენ ამ ოპერაციის წინააღმდეგ, ჩვენ მსოფლიოს სხვადასხვა რეგიონებში მცხოვრები ადამიანები; გენოციდის სპონსორი არ ვიქნებით და ამისკენ მოუწოდებთ მთელ მსოფლიოს. მსოფლიოს მოუწოდებთ ბოიკოტი გამოუცხადებთ გენოციდს.
 
ჩვენ ისრაელს მხარს უჭერს გლობალური გაბატონებულ ძალებს გაზაში გენოციდების დამთარვამდე კოკა კოლა, პეპსი კოლა, მაკდონალდს, კენთუჯკ ფრიედ ჯიჰჯკენ, ბურგერ კინგ, მარლბორო, ჯამელ, ვინცტონ, პარლიამენთ მარკებს არ ვიყიდით„.
მეჰმეთ ბულენთ დენიზი
კავშირის ფედერაცია (TBF)
სტამბული-თურქეთი