19 Ekim 2011 Çarşamba

Güncel Komedi

“Güncel Komedi”de son durum…
Prof Dr. Esfender Korkmaz, güncellemelerle gelen zam yağmurunu değerlendiriyor.
“Güncelleme” diye yapılan zamlar, kimlerin canını yakacak?
“Halkın Ekonomisi”nde yeni delikler mi açılıyor?

Benzinde “Kültür Vergisi”ne devam…
2008 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tasfiye edildi, ama vergisi devam ediyor.
Gazete Habertürk Muhabiri Ahmet Kıvanç, kültür vergisi skandalını anlatıyor.

Emek ve Adalet Platformu üyesi Delil Cizreli’den, “Wall Street’e Selam, Direnişe Devam”.
Bankalara sülüklü protesto.

7. KOBİ Verimlilik Zirvesi, İstanbul’da toplanıyor.
İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Asuman Sönmez, Zirve ile ilgili son notları paylaşıyor.


Halkın Ekonomisi, KRT.,
20 Ekim Perşembe, saat 20:00’de…

Halkın Ekonomisi"ni izlemek için:D-Smart 151. Kanal, TiVibu, TÜRKSAT 3A 11096 Vertical 30000, internet üzerinden

17 Ekim 2011 Pazartesi

"sıkı durun, zamlar kapıda"

"ÖTV zamları fakiri mi zengini mi ilgilendirir?" polemiği sürerken uzmanlara göre, bütçe tutturma kaygısına düşen hükümet gelirlerini artırmak için yeni zamlara hazırlanıyor.

"ÖTV zamları zengini değil asıl dar ve sabit gelirli vatandaşı vurdu" diyerek tartışmalara katılan uzmanlar, yeni vergi artışı ve zamların hükümet gündeminde yer aldığını belirterek, "OVP'de zamların sinyali verildi. Bunlar iyi günlerimiz, yeni zamlar geliyor, vatandaşı zor bir kış bekliyor" uyarısında bulundular.

Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan şok zamların hemen ardından otomobil, sigara, alkol ve cep telefonuna yapılan ÖTV zammı polemikleri de beraberinde getirdi. Piyasalar ve vatandaş yapılan zamları sindirmeye çalışırken hükümet kanadından zamma yönelik yapılan açıklamalar ise tartışmaları iyice alevlendirdi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, "ÖTV zamları fakirleri ilgilendirmez" sözleri ise tartışmaları bambaşka bir boyuta çekti.

Arınç'ın sözlerine katılmadıklarını, ÖTV zamlarının doğrudan dar ve sabit gelirliyi ilgilendirdiğini kaydeden vergi uzmanları, bu zamlardan en çok bu kesimin zarar göreceği belirterek, "bu zamlar zenginleri ilgilendirmez. Zamların mağduru yine vatandaş, kambur yine onları sırtına yüklendi" dediler.

Yapılan ÖTV zamları ile cari açık sorunun kapanacağı yönündeki açıklamalara da katılmadıklarını belirten uzmanlar, yüksek zamların özellikle sigara, içki ve cep telefonunda kaçakçılığı, kayıtdışılığı destekleyeceğini ve zamlarla kaçakçıların ekmeğine yağ sürüldüğüne dikkat çekiyorlar.

Hükümetin vergide adaletsizlik ve eşitsizliği önleyecek kalıcı reformlar yapmak yerine kolaya kaçarak dolaylı vergilerle gelir vergisine tabi dar ve sabit gelirli vatandaşa yüklendiği değerlendirmesinde bulunan uzmanlar, anayasanın 73. maddesine atıfta bulunarak, "73. madde geliri az olandan daha az, geliri fazla olandan daha fazla vergi alınmasını öngörür.Ancak, Türkiye'de fakir zenginle aynı oranda vergi ödemeye mahkum ediliyor. Açıkça anayasa ihlal ediliyor" görüşünü savunuyorlar.

Açıklamaları ile zamların arkasında duran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sözlerini Gazeteport için değerlendiren uzmanlar konu ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundular.

"FAKİRLERLE ZENGİN AYNI VERGİYİ ÖDÜYOR”
Tüketici Hakları Uzmanı xx. M. Bülent Deniz
"Vergiye zam konusu başlı başına vergi hukukuna ayrı bir konu. Bunu bir kenara bırakarak toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kullanılan sigara, içki ve cep telefonundaki ÖTV artışının fakiri ilgilendirmediği sonucuna varmak mümkün değil. Verginin gelir durumuna göre ödenmesi anayasada belirtilmesine rağmen Türkiye'de fakir bir vatandaşla Türkiye'nin en zengin isimlerinden Rahmi Koç aynı oranda vergiye tabii tutuluyor. Önce bu adaletsizliğin çözülmesi gerekiyor.
İkincisi, bir ülkenin ekonomisi ile ilgili bir değerlendirme yapılırken bakılacak en önemli kriterlerden biri dolaylı-dolaysız verginin toplam vergiye oranıdır. Dolaylı vergi oranının yüzde 40'dan fazla olduğu ülkelerde ekonominin iyi olmadığına hükmedilir. Türkiye'de toplam verginin yüzde 70'i dolaylı, yüzde 30 ise dolaysız vergiden sağlanır. Bu da Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu çarpıklığı göstermek için önemli bir göstergedir."

"YENİ ZAMLARA HAZIR OLUN"
"Hükümet, ekonomide dengeleri tutturabilmek için en kolay vergi toplama yolu olan dolaylı vergi artışlarını sık sık kullanıyor. Bundan sonra da kullanacak. Açıklanan Orta Vadeli Program'da bunun sinyalleri verildi. Hükümet, gelirlerini artırmak ve 2012 bütçesini yapabilmek için 1-2 ay içinde vergi oranlarında yeniden artışa gidecek."Ekonomiyi soğutacağız" sözleri yeni zamların habercisi. Bu zamların faturası da ÖTV'de olduğu gibi yine en çok dar ve sabit gelirliye çıkacak. Akaryakıta, elektriğe ya da doğalgaza yapılan zam iğneden ipliğe her şeye zam anlamına gelir. Dolaylı vergide neye zam yaparsanız yapın bunun faturasını vatandaş mutlaka öder".

"ÖTV zamları zenginleri ilgilendirmez"
Vergi Uzmanı Dr.Şenol Turut
"Hükümetin ithal tüketimi frenleyerek cari açığı bir anlamda azaltmak istemesi doğru bir yaklaşım. Kalıcı ve yapısal bir sorun olarak cari açık Türkiye'nin gerçeği ve bunun için önlemler alınacaktır. Lüks otomobilde bunu anlamak mümkünken halkın geniş bir kesiminin kullandığı sigara, alkol ve cep telefonu için bunu söylemek zor. "Bu zammı zengine yaptık, fakiri ilgilendirmez" demek ise hiç doğru değil. Türkiye'de toplanan vergilerin içinde dolaylı vergilerin oranı yüzde 70. Avrupa'da bu oran dolaysız vergide yüzde 70, dolaylı vergide yüzde 30. Dolaylı vergide doğrudan gelir vergisine tabi olan ve toplumun en geniş kesimini temsil eden dar ve sabit gelirliyi yakından ilgilendiriyor. ÖTV kamburu yine dar ve sabit gelirlinin sırtında. "Bu zam fakirleri ilgilendirmez değil aslında bu zam zenginleri ilgilendirmez. Çünkü bu ülkede fakir zenginle aynı oranda vergilendiriyor. Asıl adaletsizlik burada. Bu giderilmediği sürece "bu zammı fakire değil zengine yaptık" anlayışı geçerli olamaz."

"HÜKÜMET DOLAYSIZ VERGİYE DOKUNAMIYOR"
“Hükümet dolaylı vergiden elde edeceği 5.5 milyarı 650 bin kurumdan toplayamıyor. Ve en kolay vergi toplama yolu olan dolaylı vergiye yükleniyor. Çünkü kurumlardan toplayacağı verginin maliyetini göze almıyor. Tüm ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınması bazı kesimlerinde işine gelmiyor. Hükümet bir hamle ile iki kuş vurmuş oluyor böylece. Dolaysız vergi için harcayacağı zaman ve maliyetten kurtulduğu gibi bu paranın yüzde 30'unu bir çırpıda toplamış oluyor. Cari açık konusuna gelince. Az da olsa etkisi olacaktır. Ancak, cari açık sorununa çözüm müdür derseniz, elbette değildir."

"OTOMOBİLE VERGİDE DÜNYA REKORU KIRDIK"
Bütün dünyada otomobilden vergi alındığını ancak Türkiye'de KDV dışında ÖTV hatta ÖTV'nin de KDV'sinin alındığına dikkat çekerek sözlerine başlayan Hürriyet yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot,"Türkiye'de otomobilden KDV haricinde ÖTV, hatta ÖTV'nin de KDV'si alınıyor. Otomobile uygulanan vergi oranı dünya ortalamasının tam 7 katına ulaştı. Otomobile uygulanan vergide dünya rekoru kırdık" dedi.

CARİ AÇIKLA NE ALAKASI VAR?
Türkiye'de lüks araba satışının yüksekmiş gösterilerek dikkatlerin diğer ürünlerden çekilmek istendiğini ve zammın zengine yapıldığı havası yaratıldığının altını çizen Şükrü Kızılot, "sanki bu otomobillerin satışından Türkiye'ye para akacak gibi anlatılıyor. Oysa 2000 cc araçların toplam araç satışları içindeki payı sadece yüzde 2. 1.600-2000 cc hacmindeki ithal araçlardan elde edilecek ÖTV geliri ise 800-900 milyon dolar civarında. 1.600 cc üstü araçların toplam satışa oranı yüzde 9. Yani Türkiye'de toplam satış içinde oranı yüzde 10'unu bile bulmayan bir grup aracın cari açıkla ne alakası olabilir ki? Toplam satışa oranı yüzde 2 olan araçların satışından elde edilecek ÖTV ve KDV ile cari açık nasıl kapatılacak? Bu iki konunun birbiri ile alakası yok" dedi.

"OTOMOBİLE ÖTV ZAMMI GÖSTERMELİK"
Lüks otomobile yapılan ÖTV zammını "bir bardak suda fırtına koparıldı" diyerek özetleyen Kızılot, zammın vatandaşı asıl ilgilendiren tarafının sigara, içki ve cep telefonunda olduğunu söyledi.Zammın vatandaşın cebini ve sağlığını yakından ilgilendirdiğinin altını çizen Prof. Dr. Kızılot, bu üçlüye gelen zammın kaçakçıların ekmeğine yağ sürdüğünü bundan en büyük zararı yine vatandaşın göreceğini vurguladı.

"KAÇAKÇILARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜLDÜ"
Gelişmekte olan 50 ülkede cep telefonuna uygulanan verginin ortalama yüzde 17.5 olduğu değerlendirmesinde bulunan Kızılot, şunları söyledi:"Türkiye'de ise bu oran yüzde 60. Zambiya ve Uganda'dan tam 2 kat fazla. Avrupa ortalaması ise yüzde 22. Cep telefonuna yüzde 50'lik ÖTV artışı doğrudan dar ve sabit gelirliyi mağdur edecek bir zam. Bu artış aynı zamanda ucuz ve insan sağlığına doğrudan zararlı çoğu kaçak yolla Türkiye'ye giren Çin malına olan talebi artıracak. Bu hem kayıtdışılığın artması açısından ekonominin kaybı hem de vatandaşın sağlığı açısından önemli bir nokta.Bu zamlar en çok kaçakçıların işine yaradı. Onlar şimdi bayram ediyorlar."

"MÜCEVHERATIN ÖTV'Sİ NEDEN KALDIRILDI?
Tüm dünyada pırlanta, yakut gibi benzeri kıymetli taşların lüks tüketim ürünü olarak kabul edilip vergiye tabii tutulduğunu ancak Türkiye'de her nedense mücevherata uygulanan verginin yüzde 18'den yüzde 0'a indirildiğine de değinen Şükrü Kızılot, "pırlanta, yakut ve safire uygulanan vergi sıfırlanırken neden halkın geniş kesiminin iletişim amacıyla kullandığı cep telefonuna ÖTV uygulandığını anlamak mümkün değil. Bu adil ve dengeli bir uygulama olamaz. Belli bir kesime neden dokunulmadığı sorusu geliyor insanın aklına" şeklinde konuştu.

"ÖTV GELİRLERİ ARTMAYACAK, DÜŞECEK"
Sigara ve alkollü içeceğe yapılan zamlara rağmen tüketimin azalmadığını hatta halkın ucuz olması nedeniyle kaçak ürünlere yöneldiğini vurgulayan Şükrü Kızılot, şöyle konuştu:"ÖTV ve KDV artışları nedeniyle sigarada kaçak oranı hızla artıyor. İçeride tüketim azalıyormuş gibi görünse de kaçak girişler nedeniyle tüketim kayıt içine alınamadığı için durum böyle. Sigara yapılan zamla sonrası gümrüklerde kaçak sigara yakalama oranı yüzde 300'e ulaştı. Siz şimdi zamlar amacına ulaştı, tüketim azaldı diyebilir misiz? Hem tüketim arttı hem vatandaşın sağlığı tehlikede. Ayrıca, "fazla vergi vergiyi öldürür" sözünü unutmamak lazım. Sanıldığı gibi ÖTV gelirleri artmıyor. Daha fazla düşecek. Durum alkollü içeceklerde de sigaradan farklı değil. Yüksek vergiler nedeniyle Türkiye'de şarap üretiminin yüzde 55'i kaçak. Bunun ekonomiye verdiği zararı varın siz hesaplayın. Sonuç itibariyle yüksek vergiler her zaman dar ve sabit gelirleri mağdur etmiştir. En çokta kaçakçıları sevindirmiş. Hükümetlerin yüksek vergilerden beklentileri de yanıt bulamamıştır."

2010'DA 390 PORSCHE SATILDI
2010 yılında lüks otomobil sınıfında 17.762 adetlik satış ile Mercedes birinci sırada yer alırken, 12.034 satışla BMW ikinci, 9.656 adetlik satış ile de Audi üçüncü oldu. Çinli markaların kapışmasında ise ilk sırayı 2.650 adetlik satış ile Chery alırken, 2.505 adet ile DFM ikinci, 1.995 adetlik satış ile Geely ise üçüncü oldu. 2010 yılı içinde 390 adet Porsche satışı dikkati çekerken, yalnızca 2 adet Saab marka otomobil satıldı. Geçen yıl Ferrari satışı 23, Lamborghini satışı ise bu yıl 4 adetle sınırlı kaldı.

EN BÜYÜK SATIŞ YERLİ ÜRETİMDE GERÇEKLEŞTİ
2010 yılında toplam 760.913 adet satış yapılırken en büyük satışı yerli üretim yapan markalar sağladı.
1- Ford 119.133 adet
2- Fiat 109.938 adet
3- Renault 94.943 adet
4- Volkswagen 63.840 adet
5- Hyundai 49.888 adet
6- Peugeot 43.395 adet
7- Opel 41.572 adet
8- Toyota 40.058 adet
9- Citroen 28.862 adet
10 - Chevrolet 18.061 adet

2009'DA FERRARİ VE MASERRATİ SATIŞI ARTTI
Geçtiğimiz yıl Türkiye'de 17 Ferrari ve 17 Masserati satılmıştı.







































12 Ekim 2011 Çarşamba

"Halkın Ekonomisi" KRT'de Başlıyor...

Ekonomi ile ilgili haberlerin, programların içerikleri sokaktaki tüketici için çok da anlamlı değil. Çarşı-Pazar haberleri ile ekonomiyi halka yakınlaştırma çabaları da, beklenen sonucu çoğu kez vermiyor.

Açıklanan enflasyon rakamı, Merkez Bankası’nın faiz kararı “Halkın Ekonomisi”ne nasıl yansıyacak? Doğalgaz zamları, kredi kartları sorunu, bilinçsiz tüketim gibi cebimizi etkileyen gelişmelere karşı neler yapılmalı?

“Halkın Ekonomisi”nde yaşananların tartışıldığı, ekonomik gelişmelerin halkın ekonomisine/cebine nasıl yansıdığı/yansıyacağı, sokağın sesinin ve sorunlarının ekranlarda olacağı bir program, “Halkın Ekonomisi…”

Ekonomide yaşanan tüm gelişmelerin “Halkın Ekonomisi” penceresinden değerlendirileceği, sokaktaki tüketicinin sorunlarına çözümlerin üretileceği programı, Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz ve Ekonomi Gazetecileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Gazeteci Çetin Ünsalan hazırlayıp sunuyor.

Konukları, telefon bağlantıları, halkın görüşleri ve yorumlarıyla gelişmelerin değerlendirildiği “Halkın Ekonomisi”, her Perşembe saat:20.00’de KRT ekranlarında…

Şimdi gündem, "Halkın Ekonomisi"dir.

"Halkın Ekonomisi"ni izlemek için: D-Smart 151. Kanal, TiVibu, TÜRKSAT 3A 11096 Vertical 30000, internet üzerinden

Halkın Ekonomisi'nde Bu Hafta...
Lüks otel önü iftarları ile gündeme gelen Emek ve Adalet Platformu üyeleri Filiz Demircan ve Deniz Cizreli'den iftar eyleminin öyküsü...

İşsizliğin pençesindeki üniversiteli gençler meydanlarda...
Gençler Meydana Eylem İnisiyatifi sözcüleri Işıl Kurt ve Fidan Ataselim, 4 Kasım İşsizlik Yürüyüşü'nü anlatıyor.

Son ekonomik gelişmeler, hepsi ve daha fazlası...

Halkın Ekonomisi, 13 Ekim 2011 Perşembe, saat 20:00'de KRT'de

9 Eylül 2011 Cuma

"Bu Tuzağa Düşmeyin"


BDDK'nın yeni düzenlemesi tefecileri atağa geçirdi.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun (BDDK) bir yılda en fazla 3 kez dönem borcunun yarısından daha az ödeme yapan tüketicilere nakit para çekme yasağı getirilerek kredi kartı asgari ödeme tutarının yüzde 20'lerden yüzde 40'a çıkarılmasına ilişkin düzenlemelerin 17 Eylül 2011 tarihinden itibaren günü kurtaran tüketiciler için büyük sıkıntı yaratacağı belirtildi.
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz, Gazeteport'a yaptığı açıklamada, Türkiye'de 17-18 milyon kişinin cebinde 50 milyon adet kredi kartı bulunduğunu ve yaklaşık 10 milyon tüketicinin kredi kartı borçlarında yalnızca asgari tutarda ödeme yaparak günü kurtaran tüketiciler olduğunu dile getirdi.

''ÖNEMLİ BİR DÜZENLEME''
Asgari ödeme tutarının alışkanlık haline dönüşmemesi, tüketicinin arada gidip borcunu kapatması için BDDK'nın bu tarz bir önlem aldığını belirten Deniz, bir tüketicinin 1000 liralık kredi kartı borcunun asgari tutarını ödeyerek borcunu 3,5 yılda kapayabildiğini söyledi. Yeni düzenleme kapsamında, yalnızca borcunun asgari tutarını ödeyen tüketicilerin kartlarının limitinin arttırılmayacağını ve sayısı 9-10 milyon civarında olan bir kredi kartından çekip diğer kredi kartını borcunu ödeyen günü kurtaran tüketiciler için nakit çekiminin kapatılacağını dile getirdi. Deniz, 17 Eylül tarihinden itibaren bir karttan çekip diğer karta yatıran tüketiciler için bu imkan ortadan kalkacağından dolayı 3-4 milyon kredi kartı kullanıcısı için icra takibi başlatılabileceğini söyledi. Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı, bu düzenleme ile başlangıçta bir çok sıkıntı ortaya çıkacak dahi olsa bilinçli bir tüketim toplumu haline dönüşme yolunda önemli bir düzenleme olarak gördüğünü sözlerine ekledi.

TEFECİLER İŞ BAŞINDA
BDDK'nın düzenlemesini fırsat olarak gören, tüketicilerin kredi kartı borçlarının tamamını daha düşük faiz oranından, kefil, sözleşme, formalite gerektirmeden ödeyeceklerini belirten danışmanlık şirketlerini atağa geçirdi. Tüketicilerin kredi kartı borçlarını 12 ay eşit taksite böleceklerini taahhüt eden şirketler bankaların aylık uyguladığı vade farkının altında sundukları oran ile tüketicilerin daha karlı çıkacağını iddia ediyorlar.
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı, tüketicileri bu tür şirketlere karşı tetikte olmaları konusunda uyardı.

TÜKETİCİLER DİKKAT!
Bir kurumun faiz karşılığında para verebilmesi için BDDK'dan izin alması gerektiğine değinen Deniz, bu kurumların tefecilik yaptıklarını söyledi. Deniz, 17 Eylül itibariyle tüketicilerin kredi kartı borçlarını kapama yoluna gitmesinden yararlanmak isteyen bu şirketlere karşı tüketicileri uyardı. Kredi kartı borçlarının kapatılıp kapatılmadığının denetlenmesinin mümkün olmadığını dile getiren Deniz, bu kurumların izinsiz para topladıklarından dolayı vergi vermediklerini bildirdi.

Kredi kartı faizlerinin yüzde 2,75 civarında, tüketici kredisi faiz oranlarının ise yüzde 1 civarında olduğunu belirten Deniz, tüketici kredisi kullanmanın 2 kat daha avantajlı olduğunu dile getirdi. Tüketicilerin icraya düşmemesi adına krediye ödeme yapmasını yararlı gördüğüne değinen Deniz, müşterilere bireysel kredilerle borçlarını kapatma yoluna gitmelerini önerdi.









6 Eylül 2011 Salı

"asgari ödeme tuzağı, karabasana mı dönüşüyor?.."

17 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren Banka ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik; 
"asgari ödeme tuzağı"nı, tüketici için "karabasan"a mı dönüştürüyor?
17 Eylül 2011 için yapılan "DİKKAT" uyarısı ne kadar gerçekçi?
Kredi kartı kullanan milyonlarca tüketici, artık nelere dikkat etmek zorunda?

Usta gazeteci Fatma Çiftçi soruyor, Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz yanıtlıyor...

Ülke TV. Ekonomi Gündemi, 6 Eylül 2011, saat 14:30 

25 Ağustos 2011 Perşembe

kredi kart aidatında kafa karışıklığına son...

Ülkemiz tüketicisinin cebindeki kart sayısı elli milyon.
Bankalar her bir kart için ortalama olarak 40,00 TL. kart aidatı talep ediyor.
Yani "kart aidatı, üyelik ücreti, kart bedeli" gibi isimlerle tüketicinin cebinden alınan miktar, yazıyla iki milyar TL...

Tüketicinin cebinden alınan bu paranın haksız olduğu ve alınmaması gerektiği talebiyle 2007 yılından bu yana tüketicilerin hukuk savaşı devam ediyor.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi geçtiğimiz günlerde kart aidatı konusunda iki farklı karar verdi. Tüketicinin kafası karıştı.

Birbiri ile çelişkili gibi görünen bu kararların tüketiciye etkisi nedir?
Kart aidatı haksız mıdır?
Tüketici ne yapmalı?

Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz canlı yayında yanıtlıyor.

HABERTÜRK, 26 Ağustos 2011, saat 09:30

12 Temmuz 2011 Salı

"Danıştay Kararına Uymayan Bankalar Var!.."



Danıştay, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’ndaki yüzde beş oranındaki artışın, 28 Ekim 2010 tarihinden önce kullanılan kredilere uygulanmasına, “DUR” dedi.

BloombergHT TV. de konuyu değerlendiren Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; “Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararına uymayan bankalar var” dedi.

Karar ile bankaların 28 Ekim 2010 tarihinden önce tüketicilere kullandırdıkları kredilere uyguladıkları KKDF oranının, eskisi gibi yüzde on olarak uygulanması gerektiğini belirten Deniz; yürütmeyi durdurma kararına kadar tüketiciden haksız olarak alınan fazla paranın iadesi için tüketicinin talepte bulunması gerektiğine işaret etti.

Bu konuda bugüne kadar alınan yüzlerce Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararı olduğunu söyleyen Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; “karar tüm bankalar için bağlayıcı olmasına rağmen bazı bankaların haksız parayı tahsil etmeye devam ettiklerine ilişkin tüketicilerin yaygın şikayetleri vardır. Bu konuda Bankacılık Düzenleme Kurulu (BDDK) gerekli denetim görevini yapmalıdır. Öte yandan karara rağmen kendisinden hala yüzde onbeş oranında KKDF. tahsil edilen tüketiciler ile yürütmeyi durdurma kararından sonra bu uygulama sona ermiş olsa bile karardan önce kendisinden fazla para tahsil edilen tüketiciler, bulundukları ilçedeki Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvuru yaparak, fazla yapılan tahsilatın iadesini sağlamalıdırlar” dedi.

27 Haziran 2011 Pazartesi

"Deniz; Yeni Döneme Dikkat!.."


TBMM. yenilendi.
Yeni hükümet, hükümet programı yolda…
Yeni dönem tüketiciler için neler getirecek?

Domuz kanı karıştırılmış çaydan, firmaların “Ali-Cengiz Oyunları”na..
GSM tarifelerindeki tuzaklardan, bankaların akıl almaz uygulamalarına…

Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz, Usta gazeteci Mehmet Canıtatlı’nın hazırlayıp sunduğu Gündem Ekonomi’de değerlendiriyor.

Akra FM., Gündem Ekonomi, 28.06.2011, saat 19:00

21 Haziran 2011 Salı

"ekonomiyi soğutalım derken..."



Kredi kartları, tüketici kredileri, tatil kredisi, otomobil kredisi, konut kredisi derken; topyekun banka faizlerine teslim olduk.
Bir yıldır dile getirdiğimiz hane halkı borçlanmasındaki tehlikeli süreç, nihayet Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 'nun dikkatini çekti. Artık borçlanmak zor, ödemek daha da zor...

Ekonomide yeni önlemler tüketiciyi nasıl etkileyecek?
Önümüzdeki dönemde tüketiciler ne yapmalı?
Tüketici borçlanmasına getirilecek sınırlamalar, reel sektörde krize yol açar mı?
Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz canlı yayında değerlendiriyor.

CİNE 5, Ayla Çetinkaya ile Güne Merhaba, 22 Haziran 2011, saat 08:00

31 Mayıs 2011 Salı

ysk. dan haber var...



Fıkra malum...
Ağa ile köylüsü, kasabaya doğru yola çıkmışlar.
Karşılarına hayvan pisliği çıkmış. Ağa eğlenmek için köylüsüne; "şu pisliği yersen sana 50 lira" demiş.
Köylü; pisliği mideye, 50 lirayı da cebe indirmiş.
Ağa bozulmuş; "durup dururken 50 liradan olduk" diye...
Az sonra, karşılarına yine hayvan pisliği çıkmış. Pisliği yediğine pişman köylü, intikam uğruna; "ağam, sen şu pisliği yersen, benden sana 50 lira" deyivermiş.
Kaybettiği parasını geri almak için pisliği afiyetle yiyen ağanın aklı başına gelmiş; "yola çıkarken benim cebimde 50 lira vardı. Cebimde yine 50 lira var. iyi de biz bu b..u niye yedik lan..."Fıkralar toplum yaşamından doğuyor. "CUK" oturduğu anları toplumlar çoğu kez yaşıyor. Fıkrayı 21 Nisan, akşamüstü sosyal paylaşım sitelerinde yayınladım. Doğrusu bu fıkranın başka versiyonunun, Radikal'de Eyüp Can'ın makalesine de konu olacağını tahmin etmemiştim. Ama o günlerde Yüksek Seçim Kurulu'nun üç gün arayla aldığı iki karar, sanırım çoğumuza yukarıdaki fıkrayı hatırlatmış olmalı.

Neydi yaşananlar;
18 Nisan akşamı, Yüksek Seçim Kurulu aldığı bir kararla, aralarında BDP. nin de desteklediği adayların bulunduğu oniki bağımsız adayın seçilme yeterliliğinin olmadığına karar verdi.

Bir anda ortalık karıştı. Güneydoğu illeri başta, yurdun hemen her yerinde bu karara tepkiler başladı. Gösterilerin dozu arttı ve sonunda bir sivil yurttaş yaşamını kaybetti, bir güvenlik görevlisi ağır yaralandı. Binalar, banka şubeleri yakıldı...

Seçimlerin yapılıp yapılmayacağının bile tartışıldığı kaos dolu o üç günün ardından, Yüksek Seçim Kurulu oniki adayın itirazı üzerine yeniden toplandı ve bu kez "bu adayların seçme yeterliliği vardır" dedi.

Tarihe notumuzu böylece düşmüş olduk.
Gelelim bugüne...

Yüksek Seçim Kurulu'nun aldığı ilk karar sonrasında, tepkimi dile getirmek için oturup Yüksek Seçim Kurulu'na bir dilekçe yazıp gönderdim:

Yüksek Seçim Kurulu Sayın Başkanlığı’na,Konu :Seçme yeterliliğimin araştırılarak sonucun bildirilmesi talebim hk.

12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilecek XXIV. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri ile ilgili olarak;
Kurulunuzca verilen, oniki bağımsız milletvekili adayının seçilme yeterliliğinin olmadığına ilişkin kararınız nedeniyle seçimlerde oy kullanıp kullanamayacağım konusunda kuşkularım oluşmuştur.
Bu nedenle durumumun gözden geçirilerek 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilecek XXIV. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde seçme yeterliliğimin olup olmadığı hususunun tarafıma bildirilmesini dilerim.

Mehmet Bülent Deniz

Aradan zaman geçti. İnanılır gibi değil ama, bir yurttaştan gelen "seçme yeterliliğim var mıdır" sorusuna, Yüksek Seçim Kurulu üşenmeyip bir yanıt gönderdi.
Özcesi; "seçme yeterliliğin var mı yok mu öğrenmek istiyorsan, git 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmek Kütükleri Hakkındaki Kanunun 6, 7 ve 8. maddelerine bakıver" diyor.

Şimdi içi rahatlatılmış (!) bir yurttaş olarak, huzur ve güven içinde 12 Haziran'ı bekliyorum.