6 Mart 2016 Pazar

Ekmeğe Yüzde 33 Zam

İstanbul'dan sonra Ankara'da da ekmeğe zam geldi. Buğday üretiminin rekor kırdığı bir dönemde vatandaş, 75 kuruşluk ekmeği artık 1 liradan yiyecek.

İstanbul’un ardından Ankara’da da ekmeğe zam yapıldı. 250 gram ekmeğin fiyatı 75 kuruştan 1 TL’ye yükseldi. Zamdan Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ürettiği halk ekmek de etkilendi. 60 kuruş olan 300 gram halk ekmeğe de yüzde 25 zam geldi. Halk ekmek artık 75 kuruştan satılıyor. Tüketici dernekleri, ekmeğe yapılan zamla birlikte diğer ürünlere zam yapılmasına kapı aralandığının altını çizdi.

BUĞDAYDA REKOR KIRILDI
Türkiye geçen yıl ekmeğin hammaddesi olan buğdayda cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Buğday üretim istatistiklerinin tutulduğu 1938 yılından bu yana en yüksek üretimin gerçekleştiği 2015 yılında 22.5 milyon tonluk buğday üretimi gerçekleştirildi. Buğdaydaki üretim rekoruna rağmen, iki büyük ilde ekmeğe zam yapılmasına tüketici dernekleri tepki gösterdi.

BAKAN ‘ZAM YOK’ DEMİŞTİ
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, geçen ay ekmeğe zam olmayacağını belirterek, “Böyle bir şey söz konusu değil” demişti. Türkiye Fırıncılar Federasyonu da yeni yılda ekmeğe zam yapılmayacağını duyurmuştu. Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, artan maliyetlere rağmen 2016 sonuna kadar ekmeğe zam yapmayacaklarını ifade etmişti 

ZAM GERi ALINMALI
TÜRKİYE Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye’nin buğday üretiminde kendi kendine yettiğini ifade ederek, ekmeğe zam yapılmasının doğru olmadığını dile getirdi. Yetkin, zammın geri alınması gerektiğini söyledi.

ZAMLARIN ARKASI GELECEK 
Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, halkın temel tüketim maddesi olan ekmeğe yapılan zamla diğer ürünlere zam yapılmasının kapısının aralandığını söyledi. Deniz, “Zamların geleceği belliydi. Son iki, iki buçuk yıldır yürütülen ekonomi politikalarındaki yetersizlik ve sorumsuzluk nedeniyle bugünleri yaşamaya başladık. Bu zamlar artarak devam edecektir. Çünkü hükümetin ekonomiye ilişkin vaatleri maalesef ayakları yere basmayan vaatlerdirdedi. ,

Hasan Önal, 16.01.2016 Özgür Düşünce http://www.ozgurdusunce.com/haber/ekmege-yuzde-33-zam-10212/

5 Mart 2016 Cumartesi

Belediye halkın parasına elkoydu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Tüketici Mahkemesi’nin İstanbulkart ücretlerinin iade edilmesi kararını tanımayacağını, halktan aldığı yaklaşık 80 milyon TL’yi iade etmeyeceğini açıkladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi’nin İstanbulkart ücretine ilişkin mahkeme kararını tanımayacağını açıkladı. Bilgi edinme başvurusu yoluyla gönderdiğimiz sorulara iki hafta içinde yanıt vermesi gerekirken iki ay sonra yanıt veren İBB, mahkeme kararının Elektronikkart Yönetmeliği’ne aykırı olduğunu iddia etti. İBB Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün açıklamasında yönetmeliğin 11. Maddesinde “Elektronikkart bedeli iade edilemez” yazdığı, bu nedenle İstanbulkart kullanıcılarına kart ücreti olan 10 TL’nin iade edilmeyeceği ifadeleri yer aldı. İBB, mahkeme kararını uygulaması durumunda yaklaşık 8 milyon İstanbulkart sahibine 80 milyon TL civarında ödeme yapmak zorunda kalacaktı. Belediye, mahkeme kararını tanımayarak halkın 80 milyon TL’sini gasp etmiş oldu. İBB geçen hafta da, düşen petrol fiyatlarına rağmen toplu taşıma ücretlerine zam yapmıştı.

‘Tam anlamıyla komiklik’
İBB’nin mahkeme kararını tanımayacağını açıklamasının ardından konuyu BirGün’e değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Mahkeme kararının yönetmeliğe aykırı olduğunu söylemek hukuki açıdan tam anlamıyla bir komikliktir. Ortada kesinleşmiş bir yargı kararı varken İBB’nin bu karara uymayacağını açıklaması skandaldır” dedi. Ortada milyonlarca kişiyi ilgilendiren bir karar olduğunu ifade eden Deniz, yargı kararıyla haksız olduğu sabitlenen bu paraların iade edilmesi gerektiğini söyledi: “Mahkeme incelemesini yapmış, kararını vermiş. İBB burada çamura yatmaya çalışıyor”.

‘İBB mahkemeleri kilitlemesin’
İBB’nin ücretleri iade etmemekte ısrar etmesi durumunda yurttaşların yasal işlem başlatarak paralarını geri alabileceğini söyleyen Deniz, “Ancak burada milyonlarca insandan bahsediyoruz. Böyle bir durumda idareye yakışan, milyonlarca başvuruya yol açıp mahkemeleri kilitlemek değil, yurttaşların başvuru yapmasını beklemeden kart ücretlerini iade etmektir. Bunu da kartlara 10’ar TL yükleme yaparak gerçekleştirebilirler” dedi.

Tüketici Mahkemesi’nin verdiği kararda, kart ücretinin Tüketici Kanunu’na aykırı olduğu yer almış, dava konusu olan 10 TL yasal sınır olan 2 bin 200 TL’nin altında olduğu için İBB’nin kararı temyiz etme hakkı kalmamıştı. Şu anda İstanbulkart ücretini almak isteyen herkesin kaymakamlık binalarındaki Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurup ücretini geri alma hakkı bulunuyor. Heyet’in kararına İETT’nin itiraz etmesi durumunda ise konu Tüketici Mahkemesi’ne taşınıyor ve daha önceki kararı emsal kabul eden mahkeme yurttaşlara kart ücretinin geri ödenmesine hükmediyor. Avukatlık ücretini ise kaybeden taraf olan İETT ödüyor.

***

Belediye ‘ticari sır’ ilan etmişti
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, daha önce de İstanbulkart ile ilgili en basit bilgileri bile ticari sır ilan ederek halktan gizleme kararı almıştı. İstanbulkart’ın alışverişlerde kullanılmasına yönelik açıklamalar, aktif İstanbulkart sayısı, bu kartlarda yüklü duran para miktarı ve bu paranın nasıl değerlendirildiği gibi konularda yönelttiğimiz sorulara yanıt veren iBB, “İstenilen bilgiler Ticari Sır niteliği olması sebebi ile bu kapsamda cevap verilememektedir” diyerek İstanbulkart’ı ticari sır kapsamına sokmuştu.

‘Kirli ilişkiler ağı’
İBB’nin İstanbulkart’ı “gerçek ya da tüzel kişi tacire, rakiplerine karşı ekonomik anlamda menfaat sağlayan, sır olarak saklanan ve gizli kalması için gerekli önlemlerin sahibi tarafından alındığı bilgi olarak tanımlanan bilgiler” anlamına gelen “ticari sır” kapsamına sokması hukukçulardan tepki çekmiş, Mahmut Tanal “Kamu kurum ve kuruluşlarının yaptıkları eylemler ticari sır olamaz. Bir yerde ticari sır denilerek bir takım bilgiler gizleniyorsa, orada kirli ilişkiler ağı vardır” ifadelerini kullanmıştı.

Onur Erem, 07.02.2016 Birgün http://www.birgun.net/haber-detay/belediye-halkin-parasina-elkoydu-103005.html

Vatandaşa Gizli Zam Darbesi

Gıda fiyatlarındaki artış tüketicinin cebini yakarken üreticiyi de yeni arayışlara itiyor. Son dönemde aynı ambalajlardaki gramajlar düşürülerek, tüketici yanıltılıyor.

Dünyada gıda fiyatları ucuzlarken Türkiye’de artmaya devam ediyor. Gıda fiyatlarındaki artış, tüketici kadar üreticiyi de düşündürüyor.

Üreticiler, fiyat artışı olmadığı izlenimi vermek için ürün gramajlarında küçültmeye gidiyor. Ürünlerin ağırlıkları, tüketicinin anlayamayacağı şekilde azaltılıyor. Bu da fiyatlarda gizli bir artışa neden oluyor. Son aylarda market raflarındaki birçok ürünün gramajının düşük olması dikkat çekiyor.

GRAMAJLAR AZALDI
Fiyat artışının göze batmaması için 1 kiloluk ürünler 900, 700 gramlık ürünler de 600 gramlık ambalajlarda önceki fiyatlarından satılmaya çalışılıyor. Gramajı düşürülen ürünlerin başında peynir çeşitleri ve yoğurt gibi vatandaşın yoğunlukla tükettiği süt ürünlerinin gelmesi dikkat çekiyor. Daha önce 1 kilo olarak satılan beyaz peynirler artık 900 gram, 700 gram olarak tüketiciye sunulan kaşar peynirler 600 gram, 2.250 gram olan yoğurtlar da 2 kilodan satılıyor.

GIDA FİYATI DÜNYADA DÜŞÜYOR
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünyada gıda fiyatları geçen yıl yaklaşık yüzde 20 oranında geriledi. Fiyatlar son beş yılın dibinde. Dünyada bu gelişmeler yaşanırken Türkiye'de ise gıda ürünlerinin fiyatı her geçen gün artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), açıkladığı verilere göre tüketici fiyatları endeksi geçen yıl yüzde 10,8 oranında arttı.

Tüketici dernekleri ise gıdada enflasyonun açıklananın en az iki katı olduğu görüşünde. Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz, gıda fiyatlarındaki artışın açıklanan enflasyon oranlarının çok daha üzerinde olduğunu söyledi. Tüketici Birliği Federasyonu olarak yaptıkları çalışmalarda gıda fiyatlarındaki enflasyonun yaklaşık yüzde 25 civarında olduğunu belirlediklerini ifade etti.

TÜİK NEREDEN ALIŞVERİŞ YAPIYOR?
Enflasyonu düşük gösteren TÜİK’in nereden alışveriş yaptığını merak ettiklerini belirten Deniz, “TÜİK nereden alışveriş yaptığını açıklarsa gidip o marketten alışveriş yapacağız. TÜİK’e göre enflasyon yüzde 8. Oysa mutfakta yangın var ama resmi rakamlarda yerini bulmuyor” dedi.

TÜKETİCİ FİYATA BAKIYOR
Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu da gıda ürünlerinin ağırlıklarında çeşitli tekniklerle hileler yapıldığını söyledi. Tüketicinin rafta gördüğü ürünün gramajına değil fiyatına baktığını ifade eden Ağaoğlu, fiyatın değişmediğini görünce gramajın da aynı olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu yapılanın gizli zam olduğunu dile getiren Ağaoğlu, tüketicilerin, aldığı ürünlerin fiyatı kadar gramajına da bakması gerektiğini kaydetti.

GRAMAJ EKSiLTME GiZLi ZAMDIR
Bülent Deniz, gıda üreticileri ve satıcılarının piyasada rekabet edebilmek, müşteri kaybetmemek, satışlarda düşme yaşanmaması için fiyatlara zam yapmak yerine ambalajlarda ve gramajlarda eksiltme yoluna gittiklerini dile getirdi. Deniz, “Bu bir gizli zamdır. Tüketici açısından aynı paraya aldığı ürün şimdi daha az. Zaten birçok tüketici de ambalaj aynı olduğu için gramajın azaldığının farkında bile değil” dedi.

Hasan Önal, 14.01.2016 Özgür Düşünce http://www.ozgurdusunce.com/haber/vatandasa-gizli-zam-darbesi-10063/

1 Mart 2016 Salı

Tüketici Yasası Müşteriye Yaramadı

Tüketiciler 2015 yılında bankalara kredi ücret ve komisyonu olarak 6,5 milyar lira ödedi. Bu tutar önceki yıllara kıyasla daha da arttı. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “2014 yılında çıkarılan tüketici yasası 61 kalemde alınan bu ücret ve komisyonları kaldırmadı, gruplandırarak devam ettirdi.” dedi.

Tüketici Yasası da çare olamadı ve beklentilerin aksine bankaların hizmet ve komisyonlardan aldığı ücretler artarak devam ediyor. Vatandaş 2015 yılında bankalara kredilerden alınan ücret ve komisyonlar için 6,5 milyar lira, bankacılık hizmetleri için ise 21,5 milyar lira ödedi. Bu iki kalem için 2015'te ödenen toplam tutar 28 milyar lirayı aştı. Bu rakam 2010'da 14,4 milyar liraydı.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre Türk bankacılık sektörünün dönem net kârı 2015'te 26 milyar 62 milyon lira olarak gerçekleşti. Bankaların gelirleri içinde en dikkat çeken kalemler ise vatandaşın bankalardan geri alabilmek için mücadele verdiği bankacılık hizmet ücret ve komisyonları oldu. 2014 yılında 5 milyar 880 milyon lira olan kredilerden alınan ücret ve komisyonlar kalemi, 2015'te 6 milyar 471 milyon liraya yükseldi. 2014'te 19 milyar 853 milyon lira olan bankacılık hizmet gelirleri ise 2015 yılında 21 milyar 587 milyon liraya çıktı. Bu iki kalemin toplam tutarı ise 28 milyar lirayı aştı. Bu tutar 2014'te 25 milyar 734 milyon lira, 2010'da ise 14 milyar 386 milyon liraydı.


Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, bilançolarının Türkiye'deki bankacılık sektörünün nereden para kazandığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Deniz, asıl faaliyeti “para almak-para satmak” olan bankaların esas kârını bu işten değil; ücret, aidat, komisyon gibi kalemlerden sağladığını belirtti. Bu durumun restoran işleten birinin esas kârını özel otoparkı için aldığı ücretlerden sağlamasına benzeten Avukat Bülent Deniz, “2014'te çıkan Tüketici Yasası ile 61 kalem ücretin kaldırılacağı vaat edilmişti. Ama ortaya çıkan düzenleme uygulamayı kaldırmak yerine 61 kalem ücreti gruplandırarak tüketiciden almaya devam edilmesi oldu. Örneğin dosya parası, komisyon gibi birkaç kalem ücret ‘kredi tahsis ücreti' adı altında birleştirildi. Tüketicinin cebinden çıkan parada herhangi bir değişiklik olmadı.” dedi.

HESAP İŞLETİM ÜCRETİ ALINMAYACAK
Tüketici Sorunları Derneği, 3 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği yargıya taşıdı. Danıştay İdari Dava Daireleri de sayıları 112 milyonu aşan banka hesabından işletim ücreti alınmasının yürütmesini geçtiğimiz günlerde durdurdu. Hesap işletim ücretini Danıştay'a taşıyan Tüketici Sorunları Derneği'nin Başkan Vekili avukat Rıdvan Yıldız, bu konuda şunları söyledi: “Açtığımız davada yönetmelikle belirlenen bazı ücretlerin yürütmenin durdurulmasını ve iptalini istemiştik. Danıştay İdari Dava Daireleri yaptığımız itirazı haklı görerek bankaların aldığı hesap işletim ücretinin haksız olduğu değerlendirmesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar, bankaların artık tüketicilerden hesap işletim ücreti alamayacağı ve bu yönetmeliğe dayanarak tahsil ettiği bedellerin dayanaksız kaldığı anlamına geliyor. Bankalar artık Danıştay'ın nihai kararına kadar tüketicilerden hesap işletim ücreti tahsil edemeyecekleri gibi tahsil ettikleri hesap işletim ücretlerini iade etme yükümlülüğü altında. Hesap işletim ücretinden bankaların bir yılda elde ettiği yaklaşık gelir 10 milyar TL civarında olup, bu kararla bankaların haksız elde ettiği büyük bir meblağa dur denmiş oldu.”

Yasa, dava açmayı engelledi
2014'te çıkarılan Tüketici Yasası'nın uygulamada tüketici aleyhine sonuç verdiğini anlatan Deniz şunları söyledi: “Ortaya çıkan bu durum yazık ki, 2007'den bu yana tüketici örgütlerinin yürüttüğü hukuk mücadelesini de ortadan kaldırdı. 2014 yılından önce dava açıp bu ücretleri geri alabiliyorduk. Şimdi yasal zemine oturduğu için artık tüketicinin dava açma hakkı da söz konusu değil. Tüm bu yapılanlar faiz lobisinden yakınan iktidarın bankacılık sektörünü güçlü bir şekilde koruduğunu göstermekte.”

Koray Tekin, 03.02.206 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tuketici-yasasi-musteriye-yaramadi_2341746.html

29 Şubat 2016 Pazartesi

İletişimde Modayı Yakalayın

Pazarlama iletişim dünyasında akımları, trendleri izlemek ve buna uygun bir stratejiyle ilerlemek büyük önem taşıyor.

Güzel eski günlerde ‘moda’ giyim sanayiinde kullanılan bir terimdi. Artık hemen ker sektörün kedine özgü modaları var. Modadan kastımız dönemsel olarak herkesin ilgi duyduğu akımlar… İletişim dünyasında da bu akımların sıkılıkla etkisi altında kalıyoruz. Bu akımları hızla yakalayıp buna uygun bir içerik yaratarak, jargonu yakalamak zamanın ruhu denilen peri tozuna da yüz sürmek anlamına geliyor. Son dönemde sosyal dünyamızın bir hayli zengin olması bu akımların çoğalmasını da sağlıyor. Bir dönem kafamızdan aşağı buz kovaları döküp birbirimize meydan okuduk, bir başka dönem sosyal medya profillerimizi gökkuşağı renkleriyle süsleyip hümanist mesajlar verdik, dans eden bebeklerle çeşit çeşit markanın reklamlarını izledik… Peki şu anda hangi akımların etkisine girdik, kim neler yapıyor? Akımlar bizlere neler söylüyor… 

Hayvan dostu olmak 
Dünyanın giderek daha kötü bir yer haline geldiğini hissettiğimizden midir bilinmez, başka türlere olan duyarlılığımız her geçen gün artıyor. Hemen herkes sokakta kedi, köpekleri besliyor, markalar, kurumlar, belediyeler ardı ardına kedi evleri projeleri yapıyor, soğukta kalmamaları için kampanyalar düzenleniyor. Şişli, Kadıköy, Beşiktaş Belediyesi gibi duyarlı kamu kurumları hayvan projeleriyle gündeme geliyor, N11, Adore Mobilya gibi kurumlar yine hayvan dostu projelerle tüketicisinin kalbini yumuşatıyor. Adore Mobilya üretimden arta kalan parçalarla kedi evi yapıp, 10TL kargo ücretini ödeyenlere gönderiyor. Sosyal medyaya o kadar çok beğeni aldı ki, şirket bir günde 2 bin kedi evinin tükendiğini açıklayıp hayvan severlere teşekkür etti. Hayvanları sevin, saygı duyun, koruyun… Bütün bunları yaparken işinizle bağdaştıracak bir projeyle çıkagelin, sonrasını sosyal dünyaya bırakın… 

Be like Bill (Bill gibi olun) 
İnternet meme internette hızlıca yayılan viral anlamına geliyor. 2016’nın ilk memesi olarak görülen ‘Be like bill’ de bu akımlardan biri… Genel olarak sosyal medyada insanların sinir bozucu davranışlarına odaklanan bir çöp adam olan Bill, eğriyi doğruyu hatırlatıyor, kulağa küpe önerilerle geliyor. Aslında, çok uyaranlı dünyanın az düşünen günümüz insanlarına bir nevi basit, eğlenceli taktiklere yol gösteriyor. Bill, kadar büyük bir hızla yayılıyor ki, her dilde her konuda çevrelerin ilgisini çekmiş durumda. Markalar da eminim bu meme çılgınlığından nasibini alacak. Bill’in yaratcıları şimdiden markalarla işbirliği için kolları sıvamış durumda. 

Geçen seneniz nasıl geçti 
Kişiye özel içerik, ürün, servis yaratmak markaların gündeminde…Herkes kendinden bir şeyler bulmak istiyor. Yemeksepeti bir önceki yılki siparişlerinizin listesini çıkarıp bunu da kişiye özel bir virale dönüştürmeyi başardı… Kişiler bir önceki yıl ne yediklerini, özel bir video kurguyla görme şansı elde ederken, paylaştıkça paylaştılar… Yine Vodafone benzer bir uygulamaya ünlü Şovmen Beyaz ile imza attı. Gecesenem.vodafone adresine giren Vodafone kullanıcıları geçen senelerinin nasıl geçtiğini Beyaz’dan dinleme fırsatı buldular.

Tüketici, meseleye tamamen duygusal bakıyor
‘Bir ünlü bul, ürününü sat’ devri geride kalıyor. Tüketici markanın sosyal değerini, topluma katkısını ürünün niteliğinden daha fazla sorguluyor. Pazarlama departmanları açısından ders niteliğinde bir örnek Oba Makarna’dan geldi. Oba Makarna’nın reklam filmi için Esra Erol’a 3 milyon TL ödediğini belirten Tüketici Birliği Federasyonu anında sert bir kampanya ile cevap verdi. ‘Oba Makarna yemiyor, Esra Erol seyretmiyoruz’ kampanyası internette yankı uyandırdı, konuyla ilgili açıklama yapan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Sosyal gerçeklikleri göz ardı eden bu reklâm anlaşması, tüketiciyi rahatsız etmiştir” dedi. Adına ister meme, ister akım, ister moda diyelim belli dönemlerde insanları etkileyen bir ideolojik, felsefi veya tamamen magazinsel akımlar oluyor. 

İnternet ile hızlanan iletişim de bunları yakalayıp, hassas bir terzi edasıyla üzerine uyduran her ölçekte marka için fırsat eşitliği yaratıyor. Gelecek teknolojiyle şekillenedursun, Unilever ile Adore Mobilya’nın eşitlendiği bir dünyada, gördüklerimiz henüz bir başlangıç…

Sevda Yüzbaşıoğlu, 02.02.2016 Dünya http://www.dunya.com/ozel-dosyalar/isim-iletisim/iletisimde-modayi-yakalayin-289119h.htm 

'OBA Makarna Yemiyor, Esra Erol'u Seyretmiyoruz'

İstanbul, 24.01.2016
  
Bir evlilik programı sunucusu Esra Erol’a, OBA Makarna ürününün tanıtımı için üç milyon lira ödenmesini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “sosyal gerçeklikleri göz ardı eden bu reklâm anlaşması, tüketiciyi rahatsız etmiştir” dedi.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:

OBA Makarna isimli ürünün tanıtımı için hazırlatılan kırkbeş saniyelik reklâm filmi yayınlanmaya başlamıştır. Medyada yer alan haberlere göre, kırkbeş saniyelik reklâm filminde görünmesi karşılığında, bir evlilik programı sunucusu olan Esra Erol’a üç milyon lira ücret ödenmiştir.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), ekonomide serbestlikten ve tam rekabetten yana olup serbest girişimi desteklemektedir. Ancak bir makarnanın tanıtımı için hazırlatılan reklâm filmi için bir kimseye üç milyon lira ücret ödenmesi, ülke gerçeklerinden uzak, sosyal adalet ve paylaşım duygusunu zedeleyecek boyutta bir yaklaşımdır.

Firmaların ürünlerinin satışını arttırmak için reklâm ve tanıtım çalışmaları yapılması, rekabetin ve ekonominin doğası gereği ve tüketici yararınadır. Firma ve ürünün toplumda yaygınlaşması ve kabullenilmesi için reklâm çalışmalarının yanında, sosyal sorumluluk projeleri de gerçekleştirilmektedir.

Sosyal sorumluluk; firmaların çalışma yaptıkları alanda, ortamı koruma ve geliştirme konusundaki yükümlülüklerini kapsamaktadır. Doğal çevreyi koruma, tüketicilere kaliteli ve güvenli ürünler sunma, çalışan haklarını tanıma, toplumun refah seviyesi ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini desteklemek, günümüzde çok sayıda firma tarafından gerçekleştirilen ve ekonomiye ilişkin genel kabul içinde yer alan sosyal sorumluluk uygulamalarıdır.

Elbette bir firmanın parasını nereye harcayacağına ilişkin tercihlerine karışmak kimsenin hakkı değildir. Ancak firmanın tercihlerini sorgulamak ve firma ve ürünleri için satın alma kararını vermek de, tüketicinin en doğal hakkıdır.

Bu nedenle ülkemizdeki gelir paylaşımı adaletsizliğini, sosyal gerçekliğini göz ardı eden, kırkbeş saniye için verilen üç milyon lira ile yayınlanacak bir reklâm filmi yerine bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirme tercihinde bulunmayan OBA Makarnacılık San. ve Tic. AŞ. ve bu firmanın ürettiği OBA Makarna markalı ürünleri ve üç milyon lira ücretin muhatabı Esra Erol ve kendisinin ATV’de yayınlanan İzdivaç isimli evlilik programını protesto ediyoruz.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF); OBA Makarnacılık San. ve Tic. AŞ. ve Esra Erol’a, tüketicinin tüketimden gelen gücünün harekete geçmesi ile satışların artması yerine pazar payının azalacağı uyarısını yapmaktadır.
  
Mehmet Bülent Deniz
Genel Başkan

7 Şubat 2016 Pazar

Tarladan aldım 7 lira markete geldim 27 lira

Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar dört kat arttı. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı markette 27 liraya çıktı. Tüketici ve üretici arasındaki aracılar nedeniyle fiyatların arttığını söyleyen Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın bu soruna çözüm bulamadığını söyledi.



Üreticiyle tüketici arasındaki aracılar nedeniyle sebze meyve fiyatları artmaya devam ediyor. Tarlada 50 kuruş olan portakal, markete gelene dek yüzde 347 zamlanarak 2 lira 24 kuruşa yükseldi. Tarlada 7 lira olan kuru incirin fiyatı ise markete gelene dek yüzde 284 artarak 27 liraya yükseldi. Vatandaşın sepetindeki ürünlerin fiyatlarında yaşanan aşırı artış nedeniyle mutfakların yangın yerine döndüğünün altını çizen tüketici hakları savunucuları, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirtti. Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidar haldeki bu yapılanmayı yok edemedi.” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), üretici ile market fiyatları arasında meydana gelen uçurumu ortaya koyan bir çalışma yaptı. Ürünlerin fiyatları tarladan sofraya gelene kadar üç-dört kat arttı. Üreticilerin sattığı fiyat ile marketteki fiyat farkı portakalda 4,5 katı, maydanozda 4,2 katı, patateste 3,9 katı, kuru incirde 3,8 katı, kuru kayısıda 3,6 katı, elmada 3,4 katı, havuç ve mandalinada 3,3 katı buldu. Aralık ayında üreticide, 50 kuruş olan portakal markette 2 lira 24 kuruşa, üreticide 27 kuruş olan maydanoz markette 1 lira 10 kuruşa, üreticide 44 kuruş olan patates markette 1 lira 71 kuruşa, üreticide 7 lira olan kuru incir markette 26 lira 93 kuruşa satıldı. Tarladan sofraya gelene kadar kuru kayısının fiyatı 9 lirada 32 lira 40 kuruşa, elmanın fiyatı 96 kuruştan 3 lira 24 kuruşa, havucun fiyatı 54 kuruştan 1 lira 79 kuruşa, mandalinanın fiyatı ise 66 kuruştan 2 lira 15 kuruşa çıktı. 

Üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan en büyük zararı yine üreticiler ve tüketicilerin gördüğünü belirten Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “Parsayı aradaki aracılar topluyor.” vurgusu yaptı. Bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın haldeki bu yapılanmayı yok edemediğini söyleyen Deniz, bu konuda kooperatifleşme başta olmak üzere cesur adımlar atılması gerektiğini ve zaman kaybetmeden müdahale edilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

RUSYA'YA ÜRÜN SATILAMAYINCA FİYATLAR DÜŞTÜ
Hem üreticide hem markette fiyatı en fazla artan ürün olan kabağın bu dönemde örtü altında üretildiğini, hava sıcaklıklarının düşmesiyle bitki gelişiminin yavaşladığını bildiren TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bitki gelişiminde yavaşlamayla hasat edilen ürün miktarının azaldığını bunun da fiyatlara yansıdığını belirtti. Patlıcan, sivri biber, salatalık, domates gibi ürünlerde de benzer bir durumun söz konusu olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Kışlık sebzelerden ıspanak, pırasa, lahana, karnabahar gibi ürünlerde de düşük hava sıcaklıkları nedeniyle yavaş gelişme yüzünden fiyatlarda artış yaşandı. Hasat döneminde olan havuçta, arzın artması nedeniyle fiyatlar geriledi. Rusya ile yaşanan durumdan kuru kayısı ve kuru üzüm de etkilendi. İhracata gidecek ürün iç piyasaya yönelince fiyat düşüşü yaşandı.” dedi.

Koray tekin, 04.01.2016 Zaman http://www.zaman.com.tr/ekonomi_tarladan-aldim-7-lira-markete-geldim-27-lira_2336268.html

6 Şubat 2016 Cumartesi

Elektrikte Fatura Şoku

Hükümet yılbaşına elektrik zammıyla başladı. Doğalgaz ve petroldeki şok düşüşe rağmen elektriğe yüzde 6,8 zam yapıldı.

Türkiye’de tüketilen elektriğin yarısı doğal gazdan üretiliyor. Petrol fiyatlarının dip yaptığı bir dönemde doğalgaza yüzde 20 indirim beklenirken elektriğe zam geldi. EPDK sanayide kullanılan elektriğe yüzde 6,8, konutlarda kullan elektriğe ise yüzde 3,8 zam yaptı. EPDK, zamma gerekçe olarak da elektrik dağıtım şirketlerinin yapması gereken zorunlu yatırım ve işletme giderleri, iletim yatırım ihtiyacı ve enerji maliyetlerindeki artışı gösterdi. Zam, 1 Ocak 2016’dan itibaren geçerli olacak. 

İNDİRİM BEKLENİYORDU 
EPDK, geçen ay başında dağıtım şirketlerinin işlettiği şebekeler üzerinden elde ettiği reklam, kira ile baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim altyapısı kullanım gelirlerinin yanı sıra yapacağı danışmanlık hizmetlerinden kaynaklanan gelirlerinin tüketiciye indirim olarak yansımasını öngören bir karar almıştı. Bu kararın elektrik fiyatlarına indirim olarak yansıması bekleniyordu.

KALİTE DÜŞÜK 
Tüketiciler Birliği Başkanı Mehmet Bülent Deniz, zamma tepki göstererek, 2016’nın fiyatlar ve hizmetler açısından zor geçeceğini söyledi. Deniz, “Elektrik hem pahalı hem de çok ciddi bir kalite düşüklüğü var. Asgari ücret 1300 lira yapılırken hemen arkadan elektriğe zam yapıldı” dedi. 

YARISI DOĞAL GAZDAN ÜRETİLİYOR KAYIP KAÇAĞI DA VATANDAŞ ÖDÜYOR
Elektriğe gelen zammın yanında kayıp-kaçaklar da vatandaşa fatura ediliyor. 2014 yılında en yüksek kayıp kaçak oranları yüzde 74 ile Dicle, yüzde 61 ile Vangölü ve yüzde 26 ile Aras bölgesinde gerçekleşmişti. En düşük ise yüzde 6,33 ile Trakya dağıtım bölgesinde gerçekleşti

01.01.2016, Özgür Düşünce
http://www.ozgurdusunce.net/ekonomi/elektrikte-fatura-soku-h9068.html

4 Şubat 2016 Perşembe

"İçenin canı, satanın özgürlüğü gidiyor"

Yılbaşı öncesi kaçak içki satışının önlenmesine yönelik denetim ve operasyonlar artarken uzmanlardan "Ucuz diye yapılan tercihler, yaşama mal olabilir" uyarısı geldi. 

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, değişik aroma ve boyalarla rakı, votka ve viski gibi içkilere benzetilerek damacana ve pet şişelere doldurulan sahte içkiler, bandrollü içki fiyatının yaklaşık üçte biri fiyatına bakkal, manav ve seyyar tezgahlarda satışa sunuluyor.

Özellikle alkol bağımlılarının talep ettiği sahte içkileri, bazı turistik işletmelerin de müşterilerine servis ettiği belirtiliyor.

Sahte içkiye özellikle sahil kesimlerde daha sık rastlanıyor, operasyonlarda ele geçirilen sahte içki miktarında Adana, İzmir ve İstanbul başı çekiyor.

Sahte içki üreticileri, tarımsal ürünler damıtılarak elde edilen etil alkol yerine, risklerini gözardı edip dörtte biri fiyatına alabildikleri, kimya sanayisinde yararlanılan, odun, kömür hatta doğalgaz damıtılarak oluşturulan, çeşidi ve kullanım miktarına göre insan sağlığına değişik oranlarda zarar veren metil alkol kullanabiliyor.

"Ruhsatsız içki almayın"
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yılbaşı nedeniyle alkollü içki tüketiminde artış beklendiğine işaret ederek, "İçki alacakların, mutlaka kayıtlı iş yerlerinden, marketlerden, bandrolü olan içkileri tercih etmeleri gerekiyor. Yakın zamanda yaşanan ölümlerin, tekrar yaşanmaması gerekir. Ucuz diye yapılan tercihler, kişinin yaşamına mal olabilir" diye konuştu.

İzmir Halk Sağlığı Müdürü Bediha Kızılkaya da olumsuz durumlarla karşılaşmamak için öncelikle ruhsatsız içki alınmaması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Metil alkol zehirlenmesi, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, görmede bozukluk, böbrek sorunu, idrara çıkamama veya bilinç bulanıklığı belirtileriyle ortaya çıkabiliyor. İçtiğini kusturmak belki pratikte düşünülebilir ama belirtiler çıktıysa zaten bunun için geç kalınmıştır. O yüzden zehirlenme şüphesi olanlar, vakit geçirmeksizin sağlık kuruluşlarına götürülmeli."

Emre Umurbilir, 30.12.2015 Anadolu Ajansı http://aa.com.tr/EN/turkiye/icenin-cani-satanin-ozgurlugu-gidiyor/498340

18 Ocak 2016 Pazartesi

"Kuyruğa girip düşünce suçu(!) işledik"

Bir grup aydın ve sanatçı, tepkilere yol açan “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imzalarını atarak, kendileri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Geçtiğimiz günlerde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan bin 128 akademisyen hakkında başlatılan soruşturmalara tepki gösteren bir grup aydın ve sanatçı Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde toplandı.

Grup adına müzisyen Şanar Yurdatapan, kısa bir açıklama yaptı. Akademisyenlerin hazırlamış olduğu bildiriyi hatırlatan Yurdatapan, “Bu bildirinin başına gelenleri herkes biliyor. Vatan haini ilan edildiler. Şimdi biz bu bildirinin altına imzalarımızı atarak, gidip içeride savcıya ‘Bu bir suçsa biz de suçluyuz. Buyrun’ diye kendimizi ihbar etmeye geldik. Yapacağımız iş bundan ibarettir” dedi.

Yurdatapan’ın ardından gazeteci Ceyda Karan, akademisyenlerin hazırladığı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini okudu. Grup daha sonra, kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmak üzere adliyeye giriş yaptı.

BİLDİRİYE İMZALARINI ATTILAR
Başsavcılığa sunulan dilekçeye, Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, yazarlar Ayşegül Devecioğlu, Necmiye Alpay, emekli subay Bahadır Altan, gazeteciler Ceyda Karan, Erol Önderoğlu, Gürhan Ertür, Halim Bulutoğlu, avukat Mehmet Bülent Deniz, yönetmen Melek Özman, Necmi Demir, Nergis Savran, müzisyenler Pınar Aydınlar, Şanar Yurdatapan Ferhat Tunç, ve dansçı Zeynep Tanbay imzalarını atarak kendileri hakkında suç duyurusunda bulundular.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATMIŞTI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçtiğimiz hafta, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinde imzası bulunan bin 128 akademisyenden, İstanbul Adalet Sarayı’na bağlı ilçelerdeki üniversitelerde çalışan akademisyenler hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlarından re’sen soruşturma başlatmıştı.