13 Mayıs 2012 Pazar

Rakamların İntikamı

Tüketici haklarını anlatmaya çalıştığımız birbuçuk saatlik bir eğitim setimiz var.
Katılımcılarla karşılıklı etkileşim içinde gerçekleştirdiğimiz eğitim çalışmasının en keyif aldığım bölümü; katılımcılara sorduğum bir soruya hiçbir şekilde doğru yanıt alamayışım üzerine, doğru yanıtı söylediğimde salondan yükselen “aaaaaaaaa” sesleri ve bakışı.
Şaşırma Sırası Sizde
Kredi kartımız var.
Sadece 1.000,00 TL. harcıyoruz. Başkaca bir harcama yapmıyoruz.
Bir sonraki ay, gelen hesap özetinde yatırılması gereken 1.000,00 TL. nın yerine, bankanın bize sağladığı kolaylıktan (!) yararlanmayı tercih ediyoruz ve 1.000,00 TL. yerine, asgari ödeme oranı olan yüzde 22 ‘sini yatırıp, kalanını faizlendiriyor ve bir sonraki aya devrediyoruz.
Soru şu; başkaca hiçbir harcama yapmadan, sadece asgari ödeme tutarını ödeyerek ilk harcadığımız 1.000,00 TL. yı kaç ayda tamamen ödemiş olacağız?
Makalemizi okuyan sizlerin kağıt-kaleme ve hatta Excel programına sarılıp hesap yapmadığınızı varsayıyorum.
Eğitim çalışmalarında bugüne kadar aldığım yanıtları sizin de verdiğinizi, “altı ay”, “sekiz ay”, hadi bilemediniz “bir yıl” dediğinizi de varsayıyorum.
Şimdi size doğru yanıtı söyleyebilir ve okurlarımızın hayretten büyüyen gözlerini ve koro halinde çıkaracağımız “aaaaaaaaaaa” nidasını hayal ederek, keyiflenebilirim.
54 (yazıyla ellidört) ay!...

İntikamın Böylesi…
Bin liralık harcama için ellidört ayımızı, yani tastamam dörtbuçuk yılımızı bankaya ipotek etmenin neresi doğru?
Elbette, bu matematiğin iler-tutar yanı yok.
Kimileyin tüketim çılgınlığına kapılmış tüketiciden, kimileyin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca insanı yönetenlerden, rakamların aldığı intikamdır bu.
Bu makale,11.05.2012 tarihinde, www.ekonomigundemi.com portalının, http://ekonomigundemi.com/yazar/Rakamlarin-Intikami/1915  linkinde yayınlanmıştır.

6 Mayıs 2012 Pazar

"Ette Koktu, Tuz da"

Her şeyin en güzelini söyleyen atalarımız vakti zamanında “et kokarsa tuz dökerler, tuz kokarsa ne çare” demişlerdi. Maalesef yaşadığımız şu günlerde ette koktu tuz da koktu sevgili okurlar...
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bir soru önergesine verdiği yanıtta Antalya’da 2 adet ve İzmir’de 1 adet olmak üzere toplam 3 adet kayıtlı domuz çiftliği bulunduğunu belirtmiş...
Ya kuyudat altında olmayan domuz çiftlikleri?
Ya dağda, tepede, ormanlık alanlarda çok seri olarak üreyen ve sürek avlarında bunları avlayarak çeşitli yerlere pazarlayanlar?
Domuz ve domuz eti Avrupa Birliği sürecinde çok anıldı ve midemizi inanın çok bulandırdı.
Malumunuz sığır cinsi hayvanlar, koyun ve keçi ile birlikte “domuz” da artık sıradan bir kesimlik hayvan statüsünde…
Geçtiğimiz günlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Canlı Hayvan Ticareti Yapan Satıcıların Çalışma ve Denetlenmesi ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği”nde domuz, diğer ticareti yapılan hayvanlar kapsamında tutuldu.
Aman siz siz olun sevgili okurlar yediğinize - içtiğinize özellikle de et ürünlerine azami derecede dikkat ediniz. Daha doğrusu dışarıda et ürünleri yememeye dikkat ediniz... Aldığımız etin içerisinde at eti mi, eşek eti mi yoksa domuz eti mi var bilemiyoruz. Hele salam, sosisvari şeylerin yanına uzaktan bile yaklaşmayınız. Ya hazır kıyma?
Hazır kıyma, canımıza kıyma
Basına yansıyan haberlerde içine kemik, sakatat, havuç, tavuk derisi, antibiyotik ilaç karıştırılmış kıyma satışının yapıldığını artık bir gerçek olarak karşımızda sevgili okurlar. Hazır kıymaya da amanın dikkat...
Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz’in çağrısına kulak vermek zorundayız: “Elde edilen sonuçlar, hazır kıymanın tüketicinin canına kast ettiğini ortaya koymaktadır.”
Son günlerde gıda analizi için laboratuarlara başvuru oranı üç misli artmış durumda. Çikolatadan ekmeğe, yağdan süte, dondurulmuş gıdadan meyve sebzeye kadar hemen her gıda ürününün analizinde bir hayli artış var.
En çok en çok et ürünlerinin işlenmiş ve işlenmemiş ürünleri ile GDO’lu ürünlerde analiz yaptırılıyor.
Anlayacağınız sevgili okurlar ağız tadımız da, damak tadımız da bozuldu.
Ette koktu, tuz da...

30 Nisan 2012 Pazartesi

Müşterileri Paketlediler

Tüketicilere yeni bir masraf daha çıktı. Bazı bankalar, kredi kullananlar ve hesabı olanlardan 'Paket Yenileme Ücreti' adı altında para tahsil etmeye başladı.

Bankaların tüketiciden para alma bahaneleri bitmiyor. 'Kart aidatı, dosya masrafı, hesap işletim ücreti, sigorta bedelleri, rehin kaldırma ücreti, ekspertiz ücreti' derken, tüketiciye yeni bir masraf kalemi daha yüklendi: 'Paket Yenileme Ücreti.' Bazı bankalar, müşterilerinden 'Paket Yenileme Ücreti', adı altında bir para talep etmeye başladı. Üstelik paranın tüketicinin hesabından haber verilmeden kesildiğine yönelik şikayetler de geliyor.

40-50 TL İSTİYORLAR
Tüketiciler kredi kartı ekstrelerinde gördükleri 40 ila 50 TL'lik Paket Yenileme Ücreti karşısında şaşırıyor. Bankalardan alınan bilgilere göre, tüketicilerin hesabından tahsil edilen 'Paket Yenileme Ücreti' bankada hesabı olan ve bankalardan kredi kullananlardan alınıyor. Bu pakete sahip olanlardan hesap işletim ücreti ve kredi kartı aidatı tahsil edilmiyor.

HUKUKA AYKIRI
Konuyu değerlendiren Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, "Bu yeni bir kart aidatı savaşının başladığını gösteriyor" dedi. Deniz, şunları kaydetti: "Bankalar sürekli yeni uygulamalarla karşımıza çıkıyor. 5411 sayılı Bankacılık Yasası gereği bankalar, yaptığı her türlü tahsilatı yasal bir sözleşmeye dayandırmak zorunda. Yazılı bir anlaşma yapmadığı sürece, yapılan tüm tahsilatlar hukuka aykırıdır."

PARANIZIN İADESİNİ İSTEYİN
Bülent Deniz, bu paranın hesaplarından ya da kartlarından kesildiğini gören tüketicilerin, hemen bankaya yazı yazarak, paranın iadesini istemesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: "Banka iade etmeyi kabul etmezse hakem heyetine müracat edilmeli."

Özlem Kamer Tercanlı/Takvim 30.04.2012

25 Nisan 2012 Çarşamba

Elektrik faturasındaki 'aktif, endüktif, kapasitif' tahsilatı kafa karıştırıyor

Elektrik faturalarında kayıp-kaçak ve sayaç okuma bedeli tartışılırken, faturalarda yer verilen bilgilerin anlaşılır olmaması da abonelerin tepkisine yol açıyor.

Bazı elektrik dağıtım şirketlerinin abonelere gönderdiği faturalarda "psh., oku., bed., say., per., hiz., sat." gibi kısaltmalar bulunuyor. Hizmet bedelleri ise "endüktif, aktif, kapasitif, puant" şeklindeki teknik terimler karşılığında tahsil ediliyor. Tüketicileri yakından ilgilendiren "kesilen elektriğin ne zaman açılacağı" gibi bilgilendirmeler ise faturalarda yer almıyor.
Yaklaşık 30 milyon aboneye gönderilen elektrik faturalarında harcanan elektriğin bedeline ilave olarak, vergi, kayıp-kaçak bedeli, TRT payı, enerji fonu, belediye vergisi gibi ek ücretler yer alınıyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), abonelerin elektrik faturalarında ne ödediğini görebilmeleri için dağıtım şirketlerine ayrıntılı fatura kesme zorunluluğu getirdi. Elektrik dağıtım şirketleri, abonelere gönderdiği faturalarda tahsil ettikleri ücretlerin karşılığını yazıyor. Ancak, faturalara yansıtılan birçok hizmetin kısaltılarak yazılması, faturaları anlaşılmaz hale getiriyor. Bazı elektrik dağıtım şirketlerinin faturaların arkasında yer verilen bilgilendirmeleri çok küçük puntolarla yazması da aboneleri mağdur ediyor. Dağıtım şirketlerinin abonelere gönderdiği faturalarda birçok hizmeti "psh. say. oku. bed.", "per. sat. hiz. bed." gibi kısaltma şeklinde yazması veya "endüktif, aktif, kapasitif, puant" gibi teknik terimleri kullanması faturaları anlaşılmaz kılıyor. Tüketici Hakları Uzmanı Avukat Bülent Deniz'e göre elektrik faturalarında yer verilen bilgiler tüketici haklarına uygun ve anlaşılır olmalı. Bu konuda tüketiciler mağdur edilmemeli. Bir dağıtım şirketi yetkilisine göre faturalarda yer alan bu tür terimler yerine daha anlaşılır kelime koymak için Türk Dil Kurumu gibi kurumların çözüm üretmesi gerektiği görüşünde.

İsmail Altunsoy/Zaman 25.04.2012

10 Nisan 2012 Salı

Kayıp-Kaçak Bedelinde, İşler Karıştı!..

İşleri neden bu kadar uzatırız, bilmiyorum.
Çoğu kez bir imza ile çözülebilecek işleri; gündem oluştursun diye midir, nedir, içinden çıkılmaz sorunlar haline dönüştürüyoruz. Bir delinin kuyuya attığı taşı, 75 milyon bir olup çıkartamıyoruz.
Bu sefer ki, öykümüz de böyle.

Taşı Atan Kim?
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)’nun, 16 Aralık 2010 tarihinde almış olduğu Kurul Kararı gereğince, elektrik dağıtımı yapan yirmibir şirket için kayıp-kaçak hedefleri belirlendi, yine EPDK’nın 28 Aralık 2010 tarih ve 2999 sayılı kararı ile 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren kayıp kaçak bedeli, yüzde onbeş olarak uygulanmaya başladı.


Kelek Karpuzun Parası Kimden Çıkıyor
Yani EPDK’nın demesi o ki; elektriğin parasını ödemeyenlerin yol açtığı zararı, ödeyenlerin sırtına yüklüyoruz. Bir de, hazır elimizi tüketicinin cebine atmışken; kablolarda, şurda-burda oluşan kayıpların da parasını tüketiciden alıverelim.

Kabacası, karpuz satan manavın, karpuzu tezgâhına koyana kadar nakliye aşamasında patlayan-çatlayan karpuzların, hatta kelek olduğu için satamadığı karpuzların parasını ve dahi manavdan karpuz çalanların yol açtığı zararı, sattığı karpuzların sırtına yüklemesi gibi bir durum.

Taşı Çıkarmaya Uğraşmak
Dedik ya, bir deli kuyuya taş atar, onlarca akıllı bu taşa uzanıp da, çıkartamaz.
Şu kayıp-kaçak bedelinde de, olan biten aynen budur.

Milyonlarca abone, bir yıl boyunca tükettikleri elektriğin parasının üzerine yüzde onbeş daha eklenip manavdan karpuzları çalanlar ile manavın kelek çıkan karpuzlarının parasını ödediklerini fark edince, kuyuya atılan taşın farkına varıldı.

Don Kişot
Atılan taşı çıkartmak için ülkemizde bol miktarda Don Kişot mevcut.
Değirmenleri yerle bir eden bu kahramanlar, bu kez EPDK’nın bu haksız uygulamasını yargıya taşıdılar.
Önce Kahramanmaraş, ardından Kozan, Karasu, Sakarya derken ülkenin dört bir yanındaki Don Kişotlar’ın; “çalınan elektriğin, kablodan kaçıp doğaya karışan elektriğin parasını biz mi vereceğiz, iade edin paramızı” nidasıyla yaptıkları başvurular birbiri ardına olumlu sonuçlandı.


Son Noktalar Serenadı
Kozan Tüketici Mahkemesi son noktayı koydu diye yazdık.
Ama, başkalarının koyduğu son noktalar da var.
Hem de, nasıl?...

Mâlum, yargı bağımsız.
Yargıçlar,yasalara ve vicdanına göre, karar vermekte özgür.
Bu kesin karar üzerine, tüm Don Kişot’lar sevinçten havaya uçmuş ve ahalinin kahir ekseriyetinin, “bizim de paralarımızı iade edin” diyerek başvuru yağmuru başlatmaya hazırlandığı anda; başka bir yargıç tam aksi bir kararla, elektrik abonesinin ödediği paranın iadesi için yaptığı başvurunun, doğru yere yapılmadığını gerekçe göstererek, reddine karar verdi.

İlk kez burada tam metnini kamuoyu ile paylaştığımız Konya Tüketici Mahkemesi kararı da, yasa gereği kesin nitelikte olduğundan, temyizi, itirazı falan yok.
Yani Konya Tüketici Mahkemesi de, kendince bu konuda son noktayı koydu.

Ne Olacak Bu İşin Sonu?
Ortaya çıkan tablo şudur; bu ülkenin Kozan’ında yaşayan elektrik abonesi ile Konya’sında yaşayan elektrik abonesi arasında bir fark doğmuştur.
Adına eşitsizlik, ayrımcılık, ne derseniz deyin, bu iki yerde yaşayan tüketiciler, farklı uygulamalara muhatap olmaktadırlar.

Sadece Kozan ve Konya arasında değil, eminiz –kararlar bize geldikçe; anlayacak, ağlayacak ve yayınlayacağız- Edirne-Bursa, Çaycuma-Adıyaman, … gibi yüzlerce yerleşim yeri için bu eşitsizlikler, farklılıklar oluşmuş ve oluşmaya devam etmektedir.

Durum net ve basit.
Bu ülke insanı, elektriği çalan tüketicinin bu eyleminin bedelini ödemek istemiyor.
Bu ülke insanı, elektriğin santralden evindeki ampule gelene kadar tellerde, kablolarda oluşan kaybın bedelini ödemek istemiyor.
Bu ülke insanı, coğrafyanın neresinde yaşarsa yaşasın hukukun aynı yüzüyle muhatap olmak ve eşitlik istiyor.

Kuyuya atılan “kayıp-kaçak bedeli taşı”nın giderek bir eşitlik ve adalet sorununa dönüşmeye başladığı bu anda, yapılması gereken bellidir; kolu yeten birisi, kuyuya kolunu uzatacak, o taşı oradan alacak ve bu ülke insanı için kayıp-kaçak bedeli komikliğini bitirecek.

Bu makale, 09.04.2012 tarihinde, ekonomigundemi.com portalının, http://ekonomigundemi.com/yazar/Kayip-Kacak-Bedelinde-Isler-Karisti-/1872  linkinde yayınlanmıştır.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Kayıp-Kaçak Zulmüne Yargı "DUR" Dedi. İşte Yargı Kararı...

Tüm elektrik abonelerinden, 2011/Ocak tarihinden bu yana, tüketim bedelinin yüzde onbeşi oranında, Kayıp-Kaçak Bedeli adı altında, ilâve para tahsil ediliyor. Elektriği kaçak olarak kullananların yol açtığı zarar ile elektrik hizmetinin sunulması esnasında oluşan kaybın telâfisini sağlamak gerekçesiyle alınan bu para, kamuoyu vicdanını rahatsız ediyor.



Ülkenin çeşitli kentlerinde, tahsil edilen Kayıp-Kaçak Bedelinin iadesi için Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerine başvuran tüketicilerin talepleri birbiri ardına, tüketici lehine karar bağlandı ve haksız olarak tahsil edilen bu paranın tüketiciye iadesine karar verildi.



Kararlar üzerine, bu haksız uygulamayı sona erdirmek ve ödenen paraların iadesi için çok sayıda tüketicinin yasal yollara başvurmayı istemeleri, bu konuda izlenmesi gereken yollar ve kullanılacak dilekçeler konusunda talepte bulunmaları nedeniyle bir süre önce, “Elektrik Faturasındaki Kayıp-Kaçak Bedeli Nasıl Geri Alınır? Dilekçe Örnekleri, Başvuru Yolları..." başlığı ile bir rehber metni sitemizde yayınlamaya başladık.



Bu rehber metinde;
uyarısı ile bir süre beklenilmesinde yarar olduğu görüşünü dile getirmiştik.



Nihayet Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin verdiği iki karar için elektrik dağıtım firması tarafından yapılan itiraz sonucu, itirazı değerlendiren Tüketici Mahkemesi tarafından, Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin Kayıp-Kaçak bedelinin tüketiciye iade edilmesi gerektiğine ilişkin vermiş olduğu kararların onaylandığı bilgisi medyada yer almıştır.



Karasu Tüketici Mahkemesi ve Kozan Tüketici Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, Kayıp-Kaçak Bedelinin tüketiciye iadesi gerektiğine ilişkin Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri tarafından verilen kararlar hukuka ve yasaya uygun bulunmuş ve elektrik dağıtım firmalarının itirazlarının reddine karar verilmiştir.



Dolayısıyla "kayıp-kaçak bedelinin iadesi için başvuruda bulunmak isteyen tüketicilerin bir süre beklemeleri"ne ilişkin görüşümüzü revize ediyor, aşağıda açıkladığımız görüşler ışığında, elektrik abonesi her tüketicinin bu başvuruları yapabilmelerinin önünün açılmış olduğunu belirtiyoruz.
Her iki mahkeme tarafından verilen kararlar, yasa gereği kesin nitelikte olup temyiz yolu kapalıdır. Bu nedenle bu kararlar, davanın tarafları bakımından kesin hüküm oluşturmaktadır.



Rehber metinde;
Şeklinde belirttiğimiz görüşü yeniden dikkatinize sunuyoruz.



Her ne kadar söz konusu kararlar diğer tüketiciler için hukuki bir sonuç doğurmasa da, Kayıp-Kaçak Bedeli’nin iadesi için başvuruda bulunacak tüketiciler bakımından emsal olarak gösterilebilecek, kesin hüküm niteliğinde kararlardır.



Kozan Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen karar ile bu karara yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla Kozan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararı, rehber metinde yayınlanan başvuru yolları ve dilekçe örnekleri kullanılarak yapılacak başvurulara eklenmesi amacıyla yayınlıyoruz.






Önemli Uyarı:
Bu sitede yer alan bilgiler, öneri niteliğinde olup hukuki danışmanlık kapsamında değildir. Yargı organlarının bu konuda verebilecekleri kararlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle oluşabilecek mağduriyetler konusunda bu site ve yazarının sorumluluğu bulunmamaktadır.

3 Nisan 2012 Salı

"Sorun Enerji Değil Vergi Politikası"

Tüketici hakları uzmanı Bülent Deniz, son zamlarla ilgili yaptığı değerlendirmede, esas sorunun gelir durumuna bakılmaksızın toplanan dolaylı vergiler olduğunu belirterek 1 liralık elektrik tüketimine 2,5 lira vergi ödediğimize dikkat çekti.

Elektriğe yapılan yüzde 9.26'lık zammın ardından 31 Mart Cumartesi gecesi doğalgaza da konutlarda yüzde 18.72, sanayide ise yüzde 16.49 oranında zam yapıldı.

Doğalgaza yapılan yaklaşık yüzde 19'luk zam, 2008'deki yüzde 22'lik zammın ardından gerçekleşen en yüksek zam oldu.

Buna göre, KDV hariç 0.7165 lira olan bir metreküp doğalgazın fiyatı 0. 8327 liraya yükseldi.

Tüketici hakları uzmanı ve Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı Bülent Deniz, doğalgaz, elektrik ve sürekli zamlanan petrol fiyatlarındaki artışları değerlendirirken sorunun enerji politikalarından değil vergi politikalarındaki olumsuzluklardan kaynaklandığını söyledi.

"Zengin bir iş insanı da asgari ücretle çalışan biri de benzinciye gittiğinde, doğalgaz veya elektrik kullandığında aynı vergiyi ödüyor. Bu da gelir dağılımı adaletini bozuyor."

Bülent Deniz, doğalgaz ve elektriğe yapılan zamların sadece o kalemlerle sınırlı kalamayacağını, doğalgaz ve elektriği kendi üretiminde girdi olarak kullanan sanayicinin zamları üretime yedirmesiyle bize ulaşan her türlü mal ve hizmette de fiyat artışı olacağını ifade etti.

"Zamlarla makro ekonomik hedeflerden sapılabilir"
Bülent Deniz, bianet'e yaptığı açıklamada doğalgaza yüzde 19 ve elektriğe yüzde 9 oranında yapılan zamların, iktidarın bu süreci doğru yönetemediğini ortaya çıkardığını söyledi.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı yıllık enflasyon oranlarına rağmen bu zamların yapıldığını söyleyen Deniz, enflasyonun üstünde zam yapan idarenin bu zammın gerekçesini açıklama zorunluluğu olduğunu söyledi.

"Danıştay'ın bizim daha önce açmış olduğumuz davalarda verdiği zammın iptaline ilişkin kararlarda hep 'enflasyonun üzerinde zam söz konusuysa, zammı yapan idare bu aradaki farkı açıklayabilir bir maliyet artışını kanıtlamalıdır' denilmiştir. Danıştay hep bu gerekçeyle zamları iptal etmiştir."

"Doğalgaza yüzde 19 zam yapılıyorsa ve enflasyon da yüzde 8 ise aradaki 11 puanlık farkın neden zaruri olarak tüketiciden alındığını Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) ve Enerji Bakanlığı'nın maliyet artışını kanıtlayacak belgelerle ortaya koyması lazım."

"İşçi ücretleri mi, nakliye ücretleri mi, depolama ücretleri mi arttı? Bunlar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu zamların gerekçelerini halkıyla paylaşmayan bir idarenin bu zamları bize kabul ettirmesi ve insanların sessiz kalması söz konusu olamaz."

"Hükümetin altı ay önce orta vadeli ekonomik planı açıklandı. Merkez Bankası'nın enflasyon hedefleri var. Dolayısıyla enflasyonun belli noktada tutulmasına dair hükümetin zorunlulukları var. Bu zamlardan sonra nasıl taahhüt edilen enflasyon rakamları tutturulabileceğini merak ediyorum. Zamlarla birlikte makro ekonomik hedeflerden sapılabileceğinden endişeliyim."

"Asgari ücretli de zengin de aynı vergiyi ödüyor"
Bülent Deniz Türkiye'de enerji politikasından ziyade vergi politikasında sıkıntı olduğu görüşünde. petrol ve doğalgazı pek çok ülkeye göre çok yüksek fiyatlarla kullandığımıza dikkat çeken Deniz, siyasi iktidarın vergiyi "regülatör" olarak kullanması gerektiğini ifade etti.

Hükümetin zam yapılmasının zorunlu olduğu durumlarda kendi alacağı vergi oranlarını düşürerek halka daha az fiyat artışı yansıtabileceğini söyleyen Deniz, bu politikanın kullanılmadığını, çünkü hükümetin alacağı vergiden vazgeçmek istemediğini ve en kolay vergi tahsilatı yolunu seçtiğini söyledi.

"Benzinde bir birim enerji maliyetinin üstüne üç birim vergi ekleniyor. Rafineri çıkışından bize gelinceye kadar yüzde 300 fiyat artışı oluyor."

Vergilerin daha anlaşılabilir ve kabul edilebilir oranlarda olması lazım. Türkiye'de yüzde 66 oranında katma değer vergisi, özel iletişim vergisi, işlem vergisi gibi isimler adı altında dolaylı vergi alınıyor. Avrupa Birliği standartlarında bu dolaylı vergilerin oranı yüzde 25-30 civarında."

"Dolaylı vergin yüksek olması, gelir dağılımı adaletini bozuyor. Benzinciye gidildiğinde, doğalgazla evinizi ısıtırken, elektrik kullanırken, cep telefonu kullanırken zengin bir iş insanı da asgari ücretli de aynı vergiyi ödüyor."

"Herkesin eşit vergi verdiği bir ekonomik planlamada gelir dağılımı adaleti bozuluyor. Oysa ki, anayasanın temel hükmü, verginin kazanca ve kişilerin gelir durumuna göre tahsis edilmesidir. Bizde en kolay vergi toplama yolu olarak bu gözüktüğü için yüzde 65, kimi zaman yüzde 72'ye varan oranlarda dolaylı vergi alınıyor. Bu da bizim toplumsal yaşamımıza ve gelir dağılımına ciddi şekilde etki ediyor."

"Elektrikte 1 liralık tüketime 2,5 lira ödüyoruz"
Elektrik zammına da değinen Deniz, bugün yüzde 15 oranında kaçak elektrik parası tahsis edildiğini söyledi.

Elektriği kaçak kullananların yanı sıra elektriğin bize iletimindeki kayıpların da ücretinin tüketiciden tahsis edildiğini söyleyen Deniz, elektriğin iletim aşamasında teknik sorunlar nedeniyle yaşanan kayıpların da tüketiciden tahsis edildiğinin altını çiziyor.

"Yani karpuz satıcısının karpuz satarken kelek çıkan ve satamadığı karpuzların fiyatını da tüketiciye yansıtması gibi bir uygulama. Böyle bir mantık kabul edilebilir değil."

Deniz, TRT'nin kayıp-kaçak bedeli üstünden kendi payının verilmesi için Danıştay'a gittiğini ve davayı kazandığını belirterek bu aydan itibaren TRT payının da artmasıyla birlikte elektrik faturalarının daha da zamlanacağını vurguluyor.

"Şimdi geriye doğru birikmiş olan TRT payları da tüketiciden tahsis edilecek. Öte yandan enerji fonu adı altında, sayaç bakım bedeli adı altında para alınıyor. Kalemleri topladığımızda 1 liralık tüketimimize karşı 2,5 lira fatura ödüyoruz. Bu da kabul edilebilir bir şey değil."

Ekin Karaca/Bianet 02.04.2012
Bu haber, Bianet haber portalının http://bianet.org/bianet/toplum/13763-sorun-enerji-degil-vergi-politikasi linkinde yayınlanmıştır.

29 Mart 2012 Perşembe

Bu Yazı, Size 1.000 TL. Kazandıracak

Evet, şaka değil. Gerçek….
Cebinizde iki adet kredi kartı varsa ve bu kartlar için on yıldır kart aidatı ödemişseniz, bu yazıyı okumak size 1.000,00 TL. kazandırabilir.
Nasıl mı?
O halde buyurun, yazının geri kalanına…


Yargıtay’dan On Yıl Saptaması
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, geçtiğimiz günlerde öyle bir karar verdi ki, bir taraftan Türkiye Bankalar Birliği (TBB), diğer taraftan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), öte yandan tüketiciler hop oturup, hop kalktı.


Yüksek yargı, önüne gelen bir dava dosyasında verdiği karar ile geçmişe doğru on yıl boyunca ödenen kredi kart aidatlarının tüketiciye iade edilmesinin yolunu açtı.


Bu Karar Ne Anlama Geliyor
2001 yılı ve sonraki yıllarda, kullanılan her bir kredi kartı için tüketicinin ödemek zorunda kaldığı ve “aman canım, 20-30 lira için uğraşmaya değer mi” diye geri istemeyi ihmal ettiği kart aidatları, tüketicinin başvuruda bulunması halinde, artık zamanaşımı engeliyle karşılaşmayacak.


Kabaca bir hesap yaparsak; on yıldır kredi kartı kullanan bir tüketici, on yıl boyunca, yılda ortalama 40,00 TL. kart aidatı ödemişse, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte 500,00 TL. civarında bir parayı geri alabilecek.
Varsayalım ki, cebimizde iki adet kredi kartı var.
Alın size, 1.000,00 TL. para…


Bankalar Cephesindeki Matematik
Son verilere göre, onyedi milyon tüketicinin cebinde, elli milyon adet kredi kartı var.
Her bir kart için ortalama 50,00 TL. kart aidatı alan bankaların kasasına toplam olarak 2.500.000,00 TL. para girmiş oluyor.
İşi para almak-satmak olan bankaların, bu işi yapmadan, dahası taş atıp kolunu yormadan elde ettiği bu tatlı kârdan vazgeçmesi tabii ki zor.


Bankalar Birliği Alarma Geçti
Bu yüzden Yargıtay’ın bu kararının kamuoyuna yansıması ve karar üzerine çok sayıda tüketicinin ödedikleri paraları almak için harekete geçmesi üzerine, Türkiye Bankalar Birliği yaptığı açıklama ile Yargıtay’ın bu kararının, kredi kart aidatlarının alınmayacağı ve alınmış olanların da tüketiciye iadesinin gerekmediğini buyurdu.


Dedik ya, yılda 2.500.000,00 TL. tatlı kârdan vazgeçmek kolay olmasa gerek.
Hele bir de, geriye doğru alınmış paraların iadesi de varsa, yandı gülüm keten helva…


BDDK. Ne İş Yapar?
Bankaların örgütü Türkiye Bankalar Birliği’nin bu telâşını, üzüntüsünü anlamak kolay da, işi bankaları düzenlemek ve denetlemek olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nu anlamak hayli zor.
Hele ki, BDDK. nın başındaki isim, Tevfik Bilgin’i anlamak...


Dokuz yıldır BDDK. Başkanı olarak görev yapan ve önümüzdeki günlerde görev süresi sona erip koltuğunu boşaltacak olan Bilgin’i, görev süresi içinde en yakın izleyenlerden birisi olarak; kart aidatı, hesap işletim ücreti, EFT. ve havale ücretleri ve benzeri bir çok konuda tüketicinin haklı tepkisine neden olan bankacılık uygulamalarını arada-sırada öylesine eleştirmekle yetinen, “aman ayıp oluyor, şu havale ücretlerini indirseniz” kabilinden cılız çıkışlar yapan bir bürokrat olarak anımsayacağım.

Bilgin’den Muhteşem Çözüm


Yıllardır milyonlarca kredi kartı için tüketiciden alınan aidat paraları için kamuoyunun yoğun tepkisi orta yerde dururken, sayın Bilgin’in bu son çıkışını, onyedi milyon kredi kart kullanıcısının derdini çözme gayreti ile giderayak sevgimi kazanma isteğine bağlıyorum.


Eğmeye-Bükmeye Gerek Yok
2007 yılında, “kredi kart aidatı yasal ve haklı değildir” diye ilk açıklamayı yapıp o zamandan bu zamana bu işi kovalayan, davalar açan birisi olarak, geçen beş yıl içinde kredi kart aidatlarının tüketiciye iadesi gerektiğine ilişkin verilen Tüketici Sorunları Hakem Heyeti, Tüketici Mahkemesi, Yargıtay kararlarının sayısını ben dahi tutamadım.


Yargı organlarının çok sayıdaki kararına rağmen, kart aidatları konusunda “yasaldır”, “sözleşmeye not koyun” kabilinden açıklamalar ile tüketicinin aklını karıştırmaya gerek yok.
Yargı kararları açık.


Sadece 3 Adım…
Buraya kadar yazıyı okuma zahmetine katlanmışsanız, sıra söz verdiğimiz 1.000,00 TL. kazanmanızı sağlamaya geldi.


Sadece 3 adım atacağız.
Hem paramızın haksız yere bankaların kasasına girmesini engelleyeceğiz; hem de, hakkını aramış yurttaş olarak kendimizi çok iyi hissedeceğiz.


Ödemiş olduğumuz kredi kart aidatlarının faizi ile birlikte bize iade edilmesi için sadece 3 adımda yapmamız gerekenleri, izleyeceğimiz yolları, kullanacağımız dilekçe örneklerini, http://mbulentdeniz.blogspot.com  adresinde yayınlıyorum.
Ben bu 3 adımı attım, paramı geri aldım.
Sıra sizde…
Bu makale, 26.03.2012 tarihinde, ekonomigundemi.com portalının http://ekonomigundemi.com/yazar/Bu-Yazi-Size-1-000-TL-Kazandiracak/1838 linkinde yayınlanmıştır.

25 Mart 2012 Pazar

3 Adımda Kredi Kart Aidatını Geri Almak İçin Başvuru Yolları, Dilekçe Örnekleri...

2007 yılında yapılan ilk başvuru ile başlayan kredi kart aidatlarının tüketiciye iadesi ve alınmaması gerektiğine ilişkin hukuk mücadelesi sürecinde, yeni bir aşamaya gelindi. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin kredi kartlarına ilişkin olarak vermiş olduğu son karar ile kredi kart aidatlarının iadesi talebi için zamanaşımı süresinin on yıl olarak uygulanması gerektiği karar altına alındı.
Zamanaşımına ilişkin bu kararın dışında yüzlerce Tüketici Sorunları Hakem Heyeti, Tüketici Mahkemesi ve Yargıtay kararı ile kredi kart kullanıcılarından, “kart bedeli”, “kart aidatı”, “üyelik ücreti” ve benzeri isimler ile tahsil edilen paraların hukuka aykırı olduğu, yargı organları tarafından tespit edilmiştir.
Şu anda onyedi milyon tüketicinin cebinde, elli milyon kredi kartı bulunmaktadır. Bankalar her bir kart için ortalama olarak 50,00 TL. para talep etmektedirler. Kart aidatları ile her yıl bankaların kasasına, 2.500.000,00 TL. girmektedir.

2007 yılından bu yana kredi kart aidatları konusundaki hukuksuzluğa dikkat çekmek ve 2.500.000,00 TL. nın her yıl tüketicinin cebinden alınarak bankaların kasasına girmesini engellemek için yaptığımız çalışmalar kapsamında, kredi kart aidatının geri alınması için tüketicinin izlemesi gereken yasal yolları, kullanacağı dilekçe örneklerini içeren bir rehber metin hazırlamaya çalıştık.

1. Adım:

Bu başvuru, ilerideki hukuki süreçte kanıt yükümlülüğünün sağlanması için PTT. den iadeli taahhütlü mektup ile yapılmalıdır.

Kredi kart aidatı olarak geçmişten bugüne kadar yapılan ödemelere ilişkin hesap özetleri ve ödeme makbuzları zaten mevcut ise, bu başvuruya gerek yoktur. Bir sonraki adıma geçilmelidir.
2. Adım:
Kart aidatı olarak geçmişten bugüne kadar ödenen miktar ve ödeme tarihlerine ilişkin belgeler sağlandıktan sonra veya bu belgeler zaten mevcut ise, bankaya başvuru yapılarak, ödenen miktarın tarafımıza ödenmesi talep edilmelidir.

Bu başvuru da, ilerideki hukuki süreçte kanıt yükümlülüğünün sağlanması için PTT. den iadeli taahhütlü mektup ile yapılmalıdır.

3. Adım:
Başvurunun bankaya ulaşmış olmasına rağmen talep edilen miktarın iade edilmemesi veya banka tarafından paranın iade edilmeyeceğinin bildirilmesi durumunda, yerleşim yerinin bağlı olduğu ilçe, kredi kartının alındığı şubenin bulunduğu ilçe veya banka genel müdürlüğünün bulunduğu ilçenin kaymakamlık binasında bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine yazılı olarak başvuru yapılarak yargısal süreç başlatılmalıdır.

Tüketici Sorunları Hakem Heyetine yapılacak başvuru bizzat veya internet üzerinden E-Devlet platformu kullanılarak yapılmalıdır.

Tüketici Sorunları Hakem Heyetine yapılacak başvurular ücretsiz olup herhangi bir harç ve masraf alınmamaktadır.

Tüketici Sorunları Hakem Heyeti, başvuru hakkında en geç üç ay içinde karar vermek zorundadır.

Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 1.161,67 TL. ya kadar olan başvurular için vereceği karar, bağlayıcı niteliktedir. Bu miktara kadar olan başvurular için verilecek karara karşı aleyhine karar verilen taraf, kararın kendisine tebliğinden itibaren 15 gün içinde Tüketici Mahkemesi’ne itirazda bulunabilir. İtiraz üzerine Tüketici Mahkemesi tarafından verilecek karar kesindir.
Dilekçe Örnekleri
Önemli Uyarı:
Bu sitede yer alan bilgiler, öneri niteliğinde olup hukuki danışmanlık kapsamında değildir. Yargı organlarının bu konuda verebilecekleri kararlar farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle oluşabilecek mağduriyetler konusunda bu site ve yazarının sorumluluğu bulunmamaktadır.

21 Mart 2012 Çarşamba

Kardeşimi Nasıl Kurtardım?..

Her şey, O’ndan gelen telefonla başladı.
“Nihayet, beğendiğimiz bir ev bulduk” diyordu kardeşim.
“Sen de gel, beraber bakalım, pazarlık edelim…”

Gerçekten güzel bir projeden ev beğenmişti.
Az daireli, bir sürü sosyal yapısı, olanağı olan…

Örnek evi gezdik, projeyi iyice inceledik.
Sosyal yapılardaki olanakları hayal ettik.
Küçük yeğenimin yeşil alanda özgürce oyun oynayacağını, yüzme havuzundaki yaz keyfini…

Henüz yapım aşamasındaki projenin, teslim tarihi de ideal.
Satış temsilcisi, beğendiğimiz evin yer aldığı etabın, 2012’nin Eylül ayında biteceğini söylüyor.
Bize düşen, paramızı denkleştirmek, sözleşmeyi imzalamak ve anahtarı teslim alacağımız tarihe kadar, hayallerimizde evi kezlerce dekore edip durmak…

Şu Firmayı Bir Araştırsak…
Bir yandan kardeşimin parasını denkleştirmeye çalışıyoruz.
Diğer yandan projeyi yürüten firmayı araştırıyoruz, sağdan-soldan…
“Firma sağlam” bilgisine ulaşıyoruz.
Hem sağlam olmasa ne olur ki, inşaat alanında, ofislerinde, broşürlerinde kocaman kocaman yazmışlar;”….. güvencesiyle” diye…

Eh, nokta nokta yazdığım yerlere, toplu konut işi yapan bir yerel yönetim şirketinin adını yazarsanız, projenin ne kadar emin ellerde olduğunu siz de kabul edeceksiniz.
Paramız Cebimizde, Heyecan Yüreğimizde…
Kolay değil, yıllardır alın teri dökerek para biriktiren kardeşimin, bütün birikimini, dünyada mekân olarak seçtiği projeye vermesi.
Paramız denkleşti. Heyecanlıyız.
Gidilecek, kaparo verilecek, sözleşme yapılacak.

Telefon açıyorum firmaya.
Bizimle başından beri yakından ilgilenen satış temsilcisi bayandan sözleşmenin bir örneğini fakslamasını rica ediyorum.

Sanki Kozmik Belge
Satış temsilcimiz, kendinden emin ses tonuyla; “maalesef, şirket kuralları gereği, sözleşmeyi önceden gösteremiyoruz” diyiveriyor.

Bunca yıllık meslek yaşamımda, sözleşmenin taraflar arasında incelenmek için önceden gösterilmemesi, gönderilmemesi gibi bir kurala rastlamamış olmama rağmen, “vardır haklı bir nedeni” diye düşünüyorum.
Niyetimi bozmuyorum.
Hem sözleşmeyi önceden görsek ne olacak ki, nasılsa ;”….. güvencesiyle” ev satın alacağız…
Dahası, nasılsa sözleşmeyi imzalamaya gittiğimizde okuyacak, anlayacak kadar vaktimiz olacaktır.

Nihayet “G” günü geliyor.
Toplaşıp sözleşmeyi imzalamaya, kaporamızı ve taksitler için çeklerimizi teslim etmeye gidiyoruz.

Onsekiz sayfalık bir sözleşme uzatıyorlar önümüze.
O ana dek, “kozmik belge” muamelesi yapılan sözleşme nihayet elimizde.
Dokunuyoruz ona…

Tamam, Söz Ağızdan Çıkar. Ama…
Ve sayfaları okumaya başlıyoruz.
Bilinen maddeler.
Tarafların isimleri, adresleri, projenin tapu kayıtları, ödenecek rakam, ödeme şekli, ödemezsek, geciktirirsek başımıza gelecekler, vs.vs.
Bu kısımlar tamam.
Bizi ilgilendiren sonraki maddeler.

Hızla evin teslim edileceği tarihin yazılı olduğu bölüme geçiyorum.
Yanlış okuduk diye düşünüp tekrar okuyoruz kardeşimle.
Teslim tarihi 2012/Eylül değil, 2013/Eylül yazılmış.
Yani satış temsilcimizin bize söylediği teslim tarihinden tam bir yıl sonra.

Yanlış yazılmıştır diye düşünüp satış temsilcimize durumu anlatıyoruz.
“Hayır” diyor, kendinden emin ses tonuna sahip satış temsilcisi bayan; “tarih doğru.”
“İyi ama, bize bu yıl, Eylül ayında teslim edileceğini söylemiştiniz” diyoruz, utana-sıkıla…
“Size söylediğim tarih doğru, evinizi 2012/Eylül’ünde teslim edeceğiz. Biz sözleşmeye 2013/Eylül yazdık, bir aksama olursa diye. Ama merak etmeyin, evinize bu yıl içinde geçeceksiniz.”

Eşeğin Aklına Karpuz Kabuğu Düşerse
Hadi daha kibar yazalım, bir kere midemiz bulandı.
Bize günlerdir söylenen teslim tarihi ile yazılı olan tarih arasında bir kocaman yıl farkı var.
Midenin bulanması için yeterli.

Eh, madem mide bulandı.
Okumaya devam ediyoruz, daha bir dikkatle.

“Madde 11.6-Alıcı (yani biz), proje içindeki sosyal tesislerin (hani yeğenimin özgürce koşup duracağı yeşillikler, koşu alanları, yaz keyfi yapacağımız yüzme havuzu falan…) satıcının kararı doğrultusunda, ticari bir hüviyetle işletilebileceğini, bu halde sosyal tesislerden bedelini ödemeden faydalanmayacağını (ne kaa ekmek, o kaa köfte, yani ne kadar ödeme, o kadar hayal) kabul ve taahhüt eder.”
Projeyi anlatırken, sosyal olanakları birer artı değer olarak sunan satış temsilcimize bakıyoruz.
Sosyal olanaklardan ücretli yararlanılacağını söyledi de, biz mi anımsayamadık diye düşünüp duruyoruz.
Olsun, niyetimizi bozmuyoruz.

Ne Anladıysanız O…
“Madde 9-Proje kapsamında gerek arazinin yapısından, özelliklerinden, uygulanacak altyapı ve proje geneline veya ortak alanlarına dair teknik zorunluluklarından, gerekse ruhsat aşamasında öngörülemeyen diğer sair sebeplerden dolayı satıcının proje üzerinde her türlü değişiklik yapma hakkı saklıdır. Taraflar arasında akdedilen işbu sözleşmenin satıcının proje üzerinde değişiklik yapma hakkını kısıtlamadığı, bundan dolayı satıcı nezdinde herhangi bir hak veya talebin söz konusu olmayacağını alıcı beyan, kabul ve taahhüt eder.”

Yani satın aldığımızı zannettiğimiz ev, sosyal alanlar, yerleşim planı, aklınıza ne geliyorsa hepsine ulaşabilmemiz, satıcının merhametine kalmış durumda.
Olsun, niyetimiz baki.
Evi alma kararımız kavil…

“…… Güvencesiyle”
Projeye bizi ısındıran, satın alma kararı vermemize yol açan en önemli unsur, firmanın reklâmlarında, broşürlerinde, ofisin her tarafında ve dahası satış temsilcisinin her iki cümlesinden birinde, kocaman kocaman “….. güvencesiyle” ifadesinin yer almasıydı.
Ne ki, bu güvencemiz de, sözleşmenin başka bir maddesiyle havaya uçuveriyor:

“Madde 13.2-İşbu sözleşme sadece tarafları olan alıcı (yani biz) ve satıcıyı (yani firma) bağlar. Alıcı arsa sahibi ….’ın (yani isminin olmasından dolayı kendimizi güvende hissettiğimiz, toplu konut işiyle uğraşan yerel yönetime ait şirket) işbu sözleşmeden dolayı kendisine karşı yüklendiği herhangi bir borç ve taahhüdü bulunmadığını, Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanun ile diğer mevzuat hükümleri nedeniyle sorumluluğu olmadığını kabul ve taahhüt eder.”

Merdi Kıpti Şecaat Arzederken, Sirkatin Söyler
“Olamaz” diye içimden geçiriyorum.
Tanıtımlarda, reklâmlarda, broşürlerde, her yerde “… güvencesiyle” diye beynimize işlediler.
Niyetimizi bozmama kararındayız.
“Bu madde hukuken hükümsüzdür” diye hesaplar yapıyorum.
Hesabın içinden tam çıkacakken, gözüm başka bir maddeye ilişiyor:

“Madde 13.5-Satıcının satış faaliyetleri ile ilgili olarak kullandığı, kullanacağı evrak, broşür, ilan ve reklamların içeriği alıcıya herhangi bir talep hakkı vermez. Zira satışa sunulan bağımsız bölümün bulunduğu proje kapsamında satıcı tarafından hazırlanan her türlü afiş, maket, broşür, el ilanı, radyo ve televizyon reklamları kapsamında kullanılan görseller ve ifadeler tanıtım mahiyetinde olup satıcının taahhüdü niteliğinde değildir.”

Daha fazla dayanamıyoruz.
Mide bulantımız artıyor.
Niyetimizi bozuyoruz.
Arkamıza bile bakmadan, tüm hayallerimizi orada bırakıp kaçarak uzaklaşıyoruz.

Bu makale, 20.03.2012 tarihinde, ekonomi.com portalının  http://ekonomigundemi.com/yazar/Kardesimi-Nasil-Kurtardim-/1819 linkinde yayınlanmıştır.