8 Mayıs 2014 Perşembe

"POS Komisyonu'Fon'a Gidiyor"

Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, geçen sene hayatımıza giren yeni nesil POS cihazlarından bankaların aldığı yüzde 1,25'lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi.
 
2013 Yılının ekim ayında zorunlu tutulan yeni nesil elektronik yazar kasa (POS/ödeme kaydedici cihaz), tüm kredi kartları için aynı cihazla hizmet verme avantajı ile piyasaya çıkmıştı. Bankalar POS cihazlarından, aylık yüzde 1,25’e varan oranlarda işletmenin yaptığı cirodan komisyon ücreti kesiyor. Alınan bu komisyon oranı bankadan bankaya farklılık gösteriyor. Bazı bankalar verimsizlik ücreti kesintisi alırken, bazı bankalar üye iş yeri hizmet bedeli adı altında bir kesinti yapıyor. Verilen komisyon ücretlerinin nerede kullanıldığı konusunda bilgisine başvurduğumuz işletme sahipleri komisyonun nerede kullanıldığını bilmedikleri gibi, “Telefonun ucundaki ‘Pos Destek Hattı’nda muhatap bile bulamıyoruz” diye konuştular.

'VATANDAŞIN BİLGİ ALMA HAKKI VAR'
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, POS cihazlarından alınan yüzde 1,25’lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi. Deniz, vatandaşın ödediği verginin nerede kullanıldığı ile ilgili bilgi alma hakkının olduğuna işaret ederek, “İşletme sahiplerinin ve vatandaşların ödedikleri komisyonun akıbeti ile ilgili bilgi alamamaları üzücüdür. Bankaların pos cihazları marifeti ile işletme cirolarından tahsil edilen komisyonlar, Maliye Bakanlığı eliyle 'Fon'a gidiyor” dedi. Türkiye’de aylık kredi kartlı alışveriş ve nakit çekimi 35 milyar TL’yi geçiyor. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’in 'Fon'a aktarıldığını ifade ettiği aylık yüzde 1,25 ise 437,5 milyon TL’ye tekabül ediyor.

'DOSYA MASRAFI BİR HİLE'
AKP Hükümeti'nin bir yandan 'faiz lobisi' diye itham ederek bankaları eleştirdiğini belirten Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Deniz, öte yandan hükümet eliyle bankalara yeni gelir kapısı yaratmanın yollarının arandığını söyledi. Deniz, bankaların 180 gün işlem görmeyen hareketsiz hesaplardan, hesap sahibine haber vermek suretiyle işletim ücreti alabileceğini ifade etti. Tüketici kredilerinde bankaların aldığı dosya masrafının bir hile olduğunu belirten Deniz, “0,99 kredi kampanyası ilan edip, dosya masrafı adı altında bu oranı yüzde 1’in üzerine çıkarıyorlar. Ve hukuksuz aldıkları dosya parasının hesabını da mahkemede veremiyorlar” açıklamasını yaptı.

Murat Bayar, Yurt Gazetesi 07.05.2014 http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/pos-komisyonu-fona-gidiyor-h52541.html

22 Nisan 2014 Salı

Aidat Vurgunu


TAKVİM, aidat sorununu gündeme getirmeyi sürdürüyor. Uzmanlar, vatandaşın ev alırken ya da kiralarkan söylenmeyen bu aidatları ödemek zorunda olmadığını söyledi.
 
Hem ev sahiplerinin hem kiracıların son dönemde ortak derdi yüksek aidatlar oldu. Artık neredeyse her sitede yüksek aidat ücretleri istenmeye başladı. Vatandaş yönetime yetki verdiği için bu paraları ödemek zorunda bırakılıyor. Ödemeyenlere haciz giderken, boş bırakılan konutlar için bile aidat isteniyor.

YÜZDE 50'LİK KÂR
Bazı gayrimenkul firmalarının vatandaştan para kazanma yöntemleri evi sattığında da bitmiyor. Tüketici, evi alırken imzaladığı bir belge ile sosyal kullanım alanlarının ve sitenin yönetimini farkında olmadan projeyi yapan firmaya teslim ediyor. Firmalar da 'yönetim hizmeti' adı altında kestikleri faturalardan yüzde 50'yi aşan kârlar elde ediyor. Öyle ki; ödenen 400 liralık faturanın 200 lirası gayrimenkul firmasının cebine giriyor. Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, yüksek aidat ödeyen vatandaşların çaresiz olmadığını söyleyerek, örgütlü hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların dudak uçuklatan aidatlara boyun eğmek zorunda olmadığını vurgulayan Deniz, şunları kaydetti: "Evi alırken imzaladığınız bir madde ile inşaat şirketini site yönetimi ile ilgili yetkilendirmiş oluyorsunuz. Kat malikleri toplu hareket ederse, şirketle yapılan sözleşmeyi feshetme imkanları olabilir. Böylece fahiş aidattan kurtulurlar."

 
Ev taksiti gibi aidat
İSTANBUL'da markalı bir projedeki 150 metrekarelik bir evin ortalama aidatı 450 lira. Birçok insanın kira parası kadar olan bu aidatlar, daire sakinlerini zorluyor. Ev sahipleri veya içinde oturan kiracılar, ev kredisi gibi aidat ödüyor. İstanbul'daki en yüksek aidat ise Mecidiyeköy'deki Trump Towers'ta ödeniyor. Bin 200 metrekare büyüklüğündeki dairenin aylık aidatı tam 11 bin 520 lira.

'Kazanç kapısı oldu'
Site yönetimlerinin toplanan aidatları kendileri için kazanç kapısı haline getirdiğini belirten Bülent Deniz, "Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu konuda harekete geçmeli. Firmalar denetlenmeli" dedi. Deniz, kat maliklerinin, toplanan aidatlar ile alınan hizmetin denk olup olmadığını her zaman denetleme hakkının olduğunu kaydetti.

Bu soruları SORUN
DAİRE alırken veya kiralarken aidat konusunda şu hususlara dikkat edilmeli, şu sorular sorulmalı: İşletme projesi en ince detayına kadar ilgililere dağıtılıyor mu? Aylık avans miktarı veya avansı oluşturan ana detaylar (eşit veya arsa payı oranında paylaşılan giderler) belirtiliyor mu? Eşit veya arsa payı giderlerinin hangi kalemlerden ibaret olduğu net bir şekilde bildiriliyor mu? Ortak giderler aidata dahil mi, değil mi? Ev merkezi ısıtma mı, kombili mi? Sosyal tesisler herkesin kullanımında mı, yoksa üyelik sistemiyle mi çalışıyor? Kapalı garaj, soğutma ve ısıtma donanımları var mı ve aidatlara dahil mi? Güvenlik derecesi nedir? Malzeme kalitesine bağlı olarak bakım ve onarım giderlerinin detayı kat maliklerine iletiliyor mu?
 
Özlem Kamer Tercanlı, Takvim-22.04.2014 http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2014/04/22/aidat-vurgunu

17 Mart 2014 Pazartesi

Consumer rights worse despite new legislation, associations say

Leaders from Turkey's Consumers Association (TÜDER) and Consumers Union (TB) have marked consumers' week in Turkey by saying that consumers' rights in the country are now worse than they were before the implementation of new consumer protection laws in November 2013.
 
The week from March 15 to 21 is designated consumers' week in Turkey, with the intention of informing citizens of their rights as consumers, what they can do to protect these rights and which institutions can offer them guidance. These rights are inspired by the United Nations Guidelines for Consumer Protection and include the right to access information, the right to be educated about consumer rights, the right to return damaged goods and the right to protection of economic interests.
This year, associations such as TB and TÜDER have chosen to inform the public that their consumer rights are still being violated, despite the legal changes in 2013. Bülent Deniz, the head of TB, told Sunday's Zaman that “in Turkey, 'consumer rights' is an expression with no substance.” He gave the state of the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK) as an example. “At least one member [of the BDDK] should have been assigned by law to protect consumers' rights. But instead, all the members present at the institution represent producers or are dealers' representatives,” Deniz said. “This is a total embarrassment.”
Deniz emphasized that one of the most difficult relationships for consumers is with banks, because of their ruthless and inconsiderate attitudes. “I sued my bank in 2007 for the TL 20 they illegally charged me as a subscription fee. I won the case and, after that, thousands of other consumers filed lawsuits,” according to the TB head. In Turkey, banks can charge consumers for 62 different transaction costs, including “SMS message fees, bank statement fees, subscription fees and balance inquiry fees,” Deniz claims.
Hayati Yazıcı, customs and trade minister, presented a bill to Parliament in July 2013 which aimed to prevent banks from levying these fees. However, Parliament decided to make it legal for banks to charge those fees, thus benefitting powerful institutions instead of individual consumers. “Consumers were better off before Yazıcı decided to relieve them of the unfair costs [that banks charge]. At least they could have gone to court and won their cases. Now, they cannot even do that,” Deniz claimed.
The status of consumer protection laws could be confusing for anyone who is not an expert in law or economics. In November 2013, a number of Turkish dailies announced that the implementation of the law was a positive step for consumers. For example, various newspapers said that the period in which a faulty item could be returned had been extended to six months from the previous limit of one month. Turkish media also announced in November that the new law alleviated the burden on consumers in their deals with banks, limiting the reasons banks could bring forward to charge their clients.
Deniz informed Sunday's Zaman that the legal changes made in 2013 did not make conditions very different from the situation that was already in place after the 1995 consumer protection law. “Only that a few technical details have been added in order to make our laws look compatible with EU regulations,” Deniz said. He also highlighted the problems with consumer protection laws in Turkey, saying: “The law says that cases consumers bring to court should be resolved within three months. However, there are cases that haven't been resolved for over two years” -- suggesting that what appears to be the situation on paper might not be the case in reality.
Engin Başaran, honorary president of TÜDER, focused on other problems for consumers in Turkey while speaking to Sunday's Zaman. In addition to unfair charges by banks, she finds that reduced purchasing power, a heavy tax burden and high debt are also problems for consumers that are rising year after year. Nevertheless, Başaran agrees with Deniz that the struggle between banks and consumers has been intensified by the 2013 laws. “It [the relationship between banks and customers] is much worse than it was in 1995 when the previous consumer protection laws were in place,” Başaran confirms. She also admits that she is particularly worried by the fact that the activism undertaken by various consumer associations in the past has largely died.
Complaints about bank accounts and services by clients are an international phenomenon, so one might assume that the worsening situation for consumers is not limited to Turkey. Başaran, however, thinks that the situation is a very Turkish problem. “A country with a free market should prioritize the protection of consumers before all else,” Başaran claims. “The victimization of consumers that takes place in Turkey has no equivalent in developed countries.
 
Meltem Naz Kaşo, Today's Zaman-16.03.2014

8 Mart 2014 Cumartesi

Türkiye, Kuzey Kore Olma Yolunda

Dünya basını, Erdoğan’ın sözleriyle ilgili “Bu yasak Türkiye’nin Kuzey Kore ile birlikte anılmasına yol açar.” değerlendirmesinde bulundu. Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar’dan çarpıcı bir yorum geldi: “Gazete dağıtımını durdurmak neyse interneti engellemek de o demektir.”
 
Facebook ve YouTube konusunda Başbakan Erdoğan’dan gelen beklenmedik çıkış, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında “Biz bu milleti YouTube’a, Facebook’a yedirmeyiz. 30 Mart’tan sonra atılması gereken adım neyse atacağız. Kapatılmaları dahil.” ifadelerini kullandı. TİB’de yapılan düzenleme ve İnternet yasasının ardından sarf edilen bu sözler büyük tepki çekti. Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar, “Gazete dağıtımını durdurmak neyse interneti engellemek de o demektir.” sözleriyle şaşkınlığını dile getirdi. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği medya ilişkileri şefi Jay Acharya, “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin prensipleri insanların bilgi erişimine sahip olmasını savunur. Bu prensipler Birleşmiş Milletler tarafından da belirtilmiştir.” dedi. Dünya basını da Başbakan’ın açıklamasına geniş yer ayırdı. İngiliz Metro gazetesi, Facebook’un yasaklanması durumunda Türkiye’nin, Kuzey Kore gibi ülkelerle birlikte anılacağını yazdı. Türkiye’de toplam 32 milyon Facebook kullanıcısı bulunuyor.

İnternet sitesi kapatmak, hiçbir demokratik düşünceyle bağdaşmaz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir televizyon programında internetteki sosyal paylaşım siteleri Youtube ve Facebook’u kapatacağına dair açıklamalar, kamuoyunda şok etkisi yaptı. Başta bilişimciler ve hukukçular olmak üzere toplumun tüm kesimleri muhtemel girişimi tepkiyle karşıladı. Haberleşme özgürlüğüne karşı böyle bir adım atılması halinde, Türkiye’nin internet ve özgürlükler konusunda anti demokratik ülkelerin ligine düşeceği uyarısı yapıldı. Dile getirilen tepkiler özetle şöyle:
Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar: Kanunlar çerçevesinde, hukuka aykırı yayınlar bazında, sadece ilgili yayının kaldırılması söz konusu olabilir. Ama böyle bir merci yok. Böyle bir kanun da çıkaramazsınız. Dershane kapatan bir yönetim için diyecek bir şey yok. Gazetenin dağıtımını durdurması, kişilik hakkını ihlal etmesiyle Youtube’u, Facebook’u kapatması aynı şey. Bir internet sitesini, bir televizyonu, bir gazeteyi potansiyel suçlu kabul edip kapatamazsınız. Bu durum Anayasa’ya aykırı olur.
 
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Kentel: Otoriter rejimlerin kendileri konsantre ettikleri bir sürü güç var. Elinde gücü olan Youtube ve Facebook’u kapatabilir. Bu tarz hakları kendilerinde görürler ama toplum nezdinde ne kadar meşru olur o ayrı bir mesele. Enver Hoca’nın zamanındaki Arnavutluk’u yaratmak istiyorsanız Facebook ve Youtube kapatırsınız. Aslında siz kapattığınızı zannedersiniz ama çok da başarılı olamazsınız. İnsanların yerel düzeyde kimliklerine önem verdiği bir yandan da küresel bir platforma yaşadığı bir dünyada ‘ben yaptım oldu’ diyebileceğiniz birtakım önlemler, gerekçesi ne olursa olsun asla işe yarayacak, çözüm olabilecek, toplumun önünü açacak önlemler değildir.

Bilişim Hukukçusu Prof. Dr. Savaş Bozbel: Facebook’u veya youtube’u kapatacağız demek bizim Şanghay 5’lisine adım adım gitmemiz demektir. Ama teknik olarak bunun mümkün olacağına ihtimal vermiyorum. Böyle bir şeyin ifade edilmiş olması bile aslında başlı başına sorgulanması gereken bir husus. Hiçbir şekilde demokratik ilkelerle bağdaştırılamayacak, halkın haber alma özlüklerini kısıtlayan bir uygulama. Muhalefeti susturma girişimi olarak görüyorum. Şu anda bütün basın ve medyanın durumu ortada. İnsanlar kendilerini sosyal medyada ifade edebiliyorlar. Bunun da susturulması çok ciddi manada sosyal patlamalara neden olabilir. Belki de istenen amaçlanan bu.

Gazeteci-yazar Yavuz Baydar: Erdoğan’ın sergilediği keyfi tutum ve baskıcı söylemi Türkiye algısına zarar veriyor. Batı’da Türkiye karşıtı, düşmanı kim varsa onların ekmeğine bol bol yağ sürüyor. Sosyal medyayı kapatma açıklaması Türkiye’nin değişim süreciyle taban tabana ters. Bu sözleri Berlusconi, Lukaşenko, Putin veya Mugabe gibi liderler bile söylemedi. Türkiye bu muameleyi, bu tepeden inmeci tavırları, bu saçma tehditleri hiç hak etmiyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği Medya ilişkileri şefi Jay Acharya: Bizler toplumların özgür ve açık bir şekilde bilgiye evrensel bir erişim ile sahip olmasını savunuyoruz. Bizim en önemli alanlarımızdan bir tanesi özgür ve açık bir internetin olması, insanların özgür bir internet erişimine sahip olmalarıdır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin prensipleri insanların bilgi erişimine sahip olmasını savunur. Bu prensipler açık bir şekilde Birleşmiş Milletler tarafından da belirtilmiştir.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka: (Başbakan) Çin, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerin seviyesine düşmeyi göze aldı. Yani pek öyle Batı standartlarını düşündüğü yok. Sanırım şu anki derdi, hakkındaki video ve benzeri şeylerin çıkmasını engellemek. Fişini çekmedikçe engelleyemez. Yani ne kadar kapatırsam kâr gibi bakıyor ya da birileri kulağına fısıldıyor böyle engellenebilir diye. Ama çok başarılı olabileceğini düşünmüyorum.

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz: Sadece şiir okuduğu için hapis yatan bir Başbakan’ın 15 yıl sonra kalkıp düşünceyi ifade etme mecralarına yasak getireceğini söylemesi trajik bir olay. İnterneti yasaklayarak hiçbir düşüncenin yayılmasını engellemek mümkün değil. Mevcut yasayla bu zaten yapılamaz. Demek ki Başbakan 30 Mart’tan sonra yeni bir yasa daha getirecek Meclis’in önüne. Her hâlükârda böyle bir niyet beyanı da 21’inci yüzyılda demokratik açılımı gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen bir ülkeye yakışmıyor.

Bilişim hukuku avukatı Fehmi Ünsal Özmestik: Hukuki olarak düşünürsek, bu sitelerde yayınlanan içerik sebebiyle bu firmaların yükümlülüğü bulunmamaktadır. İçerik hukuka aykırıysa o kaldırılabilir. Kapatıyoruz lafı tamamen siyasi ve sonucu öngörülemez bir çıkıştır. Çok ağır sonuçlar ortaya çıkartabilir. Yeni internet yasasıyla birlikte açıkça bir şekilde URL bazlı kapama yapacağı söyleniyor. Kesinlikle kapatılamaz. Hangi içerik sebebiyle kapatılacağı da belli değil. Bu demeç tamamen tabana yönelik ve siyasi bir şekilde verilmiş bir demeçtir. Hukuki bir geçerliliği yoktur, olamaz.

Bilişim Hukuku Avukatı Ceyda Akaydın: Hukuken hiçbir temeli ve altyapısı olan bir ifade değil. Ancak yapılırsa bir idari kararla yapılabilir. Teknolojik olarak bakarsanız da yapamadıklarını zaten daha önce gördük. Yapılmaya çalışıldı. Hatta Başbakan’ın kendisi de, “Ben giriyorum, siz giremiyor musunuz?” demişti. Yasanın değişmesinin sorun olduğunu düşünmüyorum. Çünkü zaten yasaya rağmen yapıyorlardı. Şimdi yasası yapılıp kılıfına uyduruldu. Kılıf da yasallaştırıyor ama meşrulaştırmıyor.

Demokrasi ve Adalet Gönüllüleri Hukuk Komisyonu üyesi Av. Zeynep H. Yurtseven: YouTube ve Facebook gibi platformlar insanların haber alma ve ifade hürriyetlerini kullandıkları platformlardır. Bu hürriyetler kutsaldır, anayasaldır ve uluslararası sözleşmelerle korunur. Başbakan’ın bu şekilde “kapatırız” deyip de kendi inisiyatifi ile internet hizmetlerini kapatabileceği bir hukuk sistemi ve kanun altyapısı Türkiye’de bulunmuyor. Yürütme organının başı olan Başbakan’ın “kapatırız” demesi bile aslında Anayasal olarak erkler ayrılığına aykırı bir yetki gasbıdır.
 
Suat Özçelik, Usame Ünal, Öner Yiğit, Kamil Arlı, Ayşenur Parıldak, Zaman-08.03.2014 http://www.zaman.com.tr/gundem_turkiye-kuzey-kore-olma-yolunda_2203761.html

Ekonomiye Güven Kalmadı


 
Tüketicilerin ekonomiye ilişkin güveni son dört yılın dip seviyesine indi. Rakamları yorumlayan TBF Başkanı Bülent Deniz, tüketici güvenindeki düşüşün ekonomideki vehameti ortaya koyduğunu ifade etti.
 
Ekonomideki göstergeler baş aşağı gidiyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) dün açıkladığı Şubat ayına ilişkin tüketici güveni endeksi rakamları tüketicilerin ekonomiye olan güveninin son 4 yılın en dip seviyesine indiğini gösterdi.
 
TÜİK verilerine göre tüketicilein güveni Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 4.3 azalarak son dört yılın en düşük değeri olan 69.2 seviyesine kadar geriledi. Bu rakam Ocak ayında 72.4 puan seviyesindeydi.
 
Tüketici güven endeksinin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser duruma işaret ediyor. Rakamın 100'den küçük olması ise tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor.
 
Tasarruf beklentisinde sert düşüş
Diğer yandan tüketicilerin gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimali endeksi de bir önceki aya göre yüzde 15.8 gibi yüksek bir düzeyde düşüş gösterdi. Ocak ayında 26.1 olan endeks, Şubat ayında 22 değerine düştü. Bu azalış, tüketicilerin gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimallerinin bir önceki aya göre azaldığını gösteriyor.
 
Ocak ayında 94 olan genel ekonomik durum beklentisi endeksi yüzde 3.9 oranında azalarak, Şubat'ta 90.4'e geriledi. Bu azalış da, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durumun daha iyi olacağı yönünde beklentisi olan tüketicilerin sayısının bir önceki aya göre gerilediğinin göstergesi.

Hanelerin maddi durumunda iyileşme umudu yok
Hanenin gelecek 12 aylık döneme ilişkin maddi durum beklentisi endeksine baktığımızda bir önceki aya göre yüzde 2.7 oranında azalış gözleniyor. Buna göre, Ocak ayında 91.3 olan endeks Şubat'ta 88.8 olarak gerçekleşmiş. Bu azalış da, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durumunun daha iyi olacağını bekleyenlerin oranının azalmasından kaynaklanıyor.

Hükümet kendini 'Alice'in Harikalar Diyarı'nda' sanıyor
Tüketicilerin ekonomiye ilişkin olumsuz bakışını değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı avukat Mehmet Bülent Deniz, tüketici güveninin enflasyondan çok daha önemli olduğunu söyledi.
 
Yükselen enflasyon rakamlarıyla birlikte değerlendirildiğinde son dört yılın dip seviyesine inen tüketici güveninin ekonomideki vehameti gösterdiğini belirten Bülent Deniz, ''Bu sadece tüketiciler açısından değil ekonominin geneli açısından da beklentilerin olumsuza döndüğünü gösteriyor'' dedi.
 
Rakamlara bakıldığında tüketicilerin tasarruf etme eğilimlerinin de azaldığına dikkat çeken Bülent Deniz, şöyle devam etti: ''Hükümetin açıkladığı orta vadeli programda tasarruf eğilimi artırmak için bir takım önlemler alındı. Kredi kartı taksitlerini ve kredileri sınırlandırdılar. Biz o zaman da söyledik; tüketime yönelik önlem almakla tasarruflar artırılamaz. Çünkü 100 TL'lik kredi kartı harcamasının 60 TL'si mutfak alışverişi yani zorunlu harcama. Vatandaşın gelirini artırmadan tasarrufların artacağını sanıyorlar. Hükümet kendini Alice'nin Harikalar Diyarı'nda sanıyor. Türkiye ekonomisinin bu anlayışla siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluk iddiaları sürerken ayağa kalkması mümkün değil.''
 

24 Şubat 2014 Pazartesi

Tüketiciyi KoruMA!


Tüketicilerin tek tek başvuru yoluyla da olsa kullandığı ‘kredi masraflarını geri alma’ hakkı için son tarih 28 Mayıs. Yeni tüketici kanunu bu hakkı kaldırıyor.
 
Banka kredisi kullanan tüketiciler, valiliğe bağlı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na başvurarak geçmişe dönük 10 yıllık kredi dosya masraflarının iadesi için başvuruda bulunabiliyordu. Ancak bu hak 28 Mayıs tarihindeki Tüketicinin Korunması Kanunu ile kaldırılacak. Tüketici koruma dernekleri, başvuran tüketicilerin dosya masrafı iadelerini aldıklarını ancak acele etmeleri gerektiğini söylerken, sadece Manisa’da bankalar, şikâyette bulunan 2 bin 540 tüketiciye 700 bin liralık dosya paralarını geri ödemek zorunda kaldı.
 
Bankaların 60’ın üzerinde kalemden ücret ve komisyon aldığını hatırlatan Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, iade edilebilen ücretlerin yasa ile birlikte geri alınamaz hale getirildiğini belirtti. 
 
Deniz şöyle konuştu: “Hükümet, daha önce bankaların 32 kalem faiz dışı gelirlerinin önüne geçileceğini söyledi. Yeni yasa bu aidatları, yasal olarak kaldıracağı yerde yasal hale getirdi. Dediğinin tam tersini yaptı. Şimdi de 28 Mayıs Tüketicinin Korunması Yasası’nı bekliyoruz. ‘Bundan sonra BDDK karar verecek ücretlere’ dediler. BDDK doğru karar veremeyecektir, çünkü bugüne kadar tüketiciyi koruyan bir karar almamıştır.”
 
Talep eden GERİ alıyor
Şu ana kadar net rakam sadece Manisa Ticaret İl Müdürlüğü’nden geldi. Müdür Vekili Salim Çelik, 2013’de Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na 2 bin 821 kişinin bankalardan dosya masrafı geri alma talebinde bulunduğunu ve 2 bin 540’ının olumlu karşılandığını ve 700 bin liralık dosya paralarının geri ödendiğini açıkladı. Sadece bu yılın ilk 45 gününde 2 bin 102 kişinin başvuruda bulunduğunu söyleyen Çelik, yılsonuna kadar 15 bini bulmasını beklediklerini söyledi. Türkiye geneli için ise, 2013’te tüketici şikâyeti sayısının 700 bin, bunun yüzde 80’inin bankalarla ilgili olması bekleniyor. 
 
Masraf geliri toplamı 2013’te 22,5 milyar lira 
BANKALARIN hizmet gelirleri ve komisyonları 2012 Aralık ayında 19 milyar 242 milyon lirayken, 2013’ün aynı döneminde 22 milyar 462 milyon liraya yükseldi. Böylece 2013’te bankaların bu kalemden elde ettiği gelir 3 milyar 220 milyon lira arttı. 2012’de yüzde 12,5 seviyelerinde artan ‘bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar’ 2013’te yüzde 16,7 yükseldi. 
 
Kredi dosya masrafını geri almak için yapılması gerekenler: 
1-Bankaya kredi bilgilerini içeren bir mektup yazılır.
2-Eğer tüketicinin elinde kredi başvurusu ve dosya masrafına dair herhangi bir belge bulunmuyorsa bile başvuru yapılabilir. Banka evrakı temin etmek zorunda. 
3-Bu mektup bankanın internet sitesinden ya da iadeyi taahhütlü posta ile gönderilebilir.
4-7 gün içinde hesaba dosya masrafı ödenmemiş ise valiliğe bağlı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na başvuruda bulunulur.
5-Bu başvuru için valiliğe ücret ödenmez. 
6-Heyet 15 gün içinde kararını verir. Karar mahkeme kararı niteliğini taşıyacaktır. 
7-Bankanın ödememesi halinde icra yoluyla da para tahsili yapılabiliyor. 
 
Ayşegül Altın, Karşı Gazete 20.02.2014

21 Şubat 2014 Cuma

İnterneti En Pahalı Kullanan Üç Ülkeden Biri Türkiye



Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nın araştırması ekonomiye ciddi katkısı olan internetin Türkiye’de pahalı olduğunu gözler önüne serdi. Buna göre Türkiye, OECD ülkeleri arasında internete erişim için ödenen ücretlerde Meksika ve Yunanistan’dan sonra en pahalı ülke.

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde, 2003 yılında 20 bin olan genişbant abone sayısının 2013 yılında 34 milyona ulaştığını söylemişti. Fakat rakamlar milyona ulaşmasına rağmen kalitede bir düzelme yaşanmadı. Türkiye’de dünya genelinde en pahalı internet kullanıldığından yakınan Tüketiciler Derneği (TÜDER) Bilişim Uzmanı Murat Sevgi, “Şu an dünyada en pahalı internet bedelini biz ödüyoruz. Bu bir çelişki, internet ve sosyal medyayı destekliyorum diyorsan bu fiyatları düşürmek lazım.” dedi.

İnternet gün geçtikçe insan hayatında daha büyük önem kazanıyor. Birçok vatandaş faturalarını, vergilerini hatta hastane randevularını bile internet üzerinden halleder hale geldi. İnternetin hayatımızda bu kadar büyük önem taşıdığı bir ortamda yüksek ücretlendirmelerden rahatsız olan TÜDER Bilişim Uzmanı Murat Sevgi, “Birçok şeyden dolaylı vergi alınıyor. Bazı konular istisna sayılmalı. İnternet bu konuların başında geliyor.” şeklinde konuştu. Günümüzde internetin keyfi bir ağ değil bir ihtiyaç olduğu vurgusunu yapan Sevgi, “Türkiye artık internetin halkla halkında internetle yaşadığı bir ülke haline gelmiştir. Bu durumda internetin yüksek bedellerle ücretlendirilmesi bir zulümdür.” dedi.

Dünyanın birçok yerinde yaşayan gurbetçiler Türkiye’ye geldiklerinde karşılaştıkları düşük hizmet kalitesinden dolayı kendilerine şikâyetlerde bulunduklarını söyleyen Tüketici Derneği Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bize gelen şikâyetlerden de anlaşılıyor ki dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandığımız gibi en pahalı internet hizmetini en düşük kalitede kullanıyoruz.” dedi. Rekabet ortamı olmasına rağmen ülkemizde internet hizmetinin kötü olduğunu savunan Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Türkiye’de internet kullanıcıları, bağlantısı en kötü, en yavaş fakat en pahalı internet bağlantısını kullanıyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan araştırmaya göre, OECD’de internete en yüksek ücreti ödeyen üçüncü ülke Türkiye. Geniş bant internete erişim fiyatları satın alma gücü kıyaslandığında; Türkiye’deki en ucuz internet paketinin dahi OECD’deki neredeyse her ülkeden daha yüksek olduğu görülüyor. OECD içinde en pahalı interneti 1.69 dolarla Meksika kullanırken, onu 1.25 dolar ile Yunanistan, 1.12 dolar ile de Türkiye takip ediyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de internet kullanıcısının çilesi yüksek ücret ödedikten sonra da bitmiyor. OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre, Türkiye en pahalı internet kullanan ülkelerden biri oldu. Özellikle yüksek hızlı internet bağlantı maliyetlerinde başı çeken Türkiye’de ortalama bağlantı maliyeti 621 dolarken en yakın takipçisi Lüksemburg’da bu ücret 112 dolar civarında.

14 Şubat 2014 Cuma

Üç Milyon Kişi Battı, 10 Milyonu Sırada


Kredi ve kart borcu batık kişi sayısı 5 yılda üç milyona yaklaştı.Asgari tutarı ödeyerekyaşayan 10 milyon kişi var. Ekonomik durum Kötüleşiyor. Tüketici düzenleme bekliyor.
 
Kredi ve kredi kartı borcu batık kişi sayısı geçen yıl yüzde 60 artarak patlama gösterdi. Bir milyonu aşkın kişi bankalara olan borcunu ödeyemedi. Bu kişilerin 618 binini kredi kartı borçluları, 464 binini kredi borçluları oluşturdu. Son 5 yılın toplam rakamı ise 2,8 milyona ulaştı. Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, 10 milyon insanın da kredi kartlarında asgari borç tutarını ödeyerek geçinmeye çalıştığını belirterek, "Ekonomik koşullar giderek kötüleşiyor. Bu insanlar batışın eşiğinde" dedi.
 
İKİ KATINA ÇIKTI
Türkiye Bankalar Birliği Rşisk Merkezi istatistiklerine göre, geçen yıl tüketici kredileri vr kredi kart borcunu ödememiş kişi sayısı 2012'ye göre yüzde 55 artarak 1 milyon 82 bin 684'e çıktı. Bu toplam içinde, tüketici kredisi borcunu ödeyememiş kişi sayısı ise yaklaşık iki kat artarak 389 bin 726'dan 618 bin 286'ya yükseldi.
 
Merkezin istatistiklerine göre, kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı, 5 yılda toplam 1 milyon 617 bin 122 kişiye yükseldi. ulaştı. Ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı ise 2 milyon 781 bin 389'u buldu.
 
Avukat Bülent Deniz, rakamlara bakıldığında onbinlerce kişinin icra takibiyle karşı karşıya bulunduğunu görmek gerektiğini ifade etti. Bülent Deniz, kötüleşen ekonomik koşullar ve yükselen işsizlik altında borcu batık kişi sayısının hızla artacağı uyarısında bulundu. Deniz, "Kredi kartı borcunun sadece asgari tutarını ödeyerek geçinmeye çalışan 10 milyon insan var. Bu insanlar kara listeye girmiyor ama sadece asgari tutarı ödedikleri için borçları giderek büyüyor. Bu kitle, batma riskiyle karşı karşıya" diye konuştu. Denizi gerek kredi kredi kartı borcunu ödeyememiş kişiler için, gerekse de asgari tutarı ödeyerek yaşayan insanlar için hükümetin mutlaka bir borç yapılandırma programı ortaya koyması gerektiğini ifade etti.
 
YASAL SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?
 -3 ay üst üste kredi ödeme yapmayan tüketiciye, borcun 24 saat içinde ödenmesini belirten bir ihtarname gelir. Talep edilen miktar, vergi ve faiz yükü nedeniyle, ana borçtan çok daha yüksektir.
 
-24 saat içinde borç ödenmezse icra takibi başlar.
 
-İcra dairesinden bir hafta içinde borcu talep eden yazı gelir.
 
-Tüketici borca itiraz edebilirBanka da, itirazın iptali için dava açar.
 
-Dava sonunda, aradan geçen süre borcun üzerine eklenir. Tüketici haksız bulunursa borcun üzerine 'haksız itiraz tazminatı', avukatlık ve diğer masraflar eklenir.
 
-Tüm bu süreçlerin 5 ay gibi hızlı bir sürede işlediği düşünülse bile, 1.000 liralık borç 4 bin 500-5 bin liraya yükselir.
 
-Tüketicinin varlık ve mallarına haciz konulur.
 
-Tüketici icra dairesine borcunu hangi tarihte ödeyeceğine dair taahhütte bulunur.
 
-Taahhüt yerine getirilmezse,  2 aya kadar hapis cezası verilebilir.
 
KREDİ KARTI BORCUNU ÖDEMEKTE SIKINTI YAŞAYANLARA TAVSİYELER
-Kullanıcılar, fatura ve benzeri ödemelerini kredi kartından yapmamalı.
 
-Kredi kartı ödemelerinde zorluk yaşanmaya başladığında kullanıcılar, tüketici kredisi çekerek borcunu kapatma yoluna gitmeli. Kredi alamayanlar bir yakınları aracılığıyla borçlarını kapatmaya çalışmalı,. Kredi kartı gecikme faizi yüzde 2.39 düzeyinde, tüketici kredilerinde şise artan faiz düzeyine rağmen daha düşük. Bu şekilde tüketicilerin toplam borç ödemesi daha düşük olabilir.
 
-Krediyle borcu kapatılan kredi kartı kesinlikle kullanılmamalı. hatta kullanmamak için kart kapatılmalı. Tüketicinin en sık yaptığı hata, krediyle borç kapattıktan sonra kredi kartını kullanmaya devam etmek. Zaten ev bütçesi yetmediği için kullanılan borç, bu durumda ikiye çıkıyor.
 
Emel Soy, Karşı Gazete-12.02.2014

13 Şubat 2014 Perşembe

Taksit Sınırlaması Tüketiciyi Zorluyor


Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) şubat ayı itibariyle yürürlüğe giren düzenlemesi ile gıda, akaryakıt, cep telefonu, bilgisayar ve kuyumculuk ürünlerinde taksitlerin kaldırılması ve geri kalan sektörlere getirilen dokuz taksit sınırlaması, sektörleri olduğu kadar tüketiciyi de etkiliyor.

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Bülent Deniz, iki taraf arasındaki ticari ilişkiyi belirlemenin devletin görevi olmadığını belirterek, “Bu uygulama, serbest liberal ekonomi taraftarı olduğunu söyleyen bir hükümet ile çelişiyor” diye konuştu. Bu düzenleme ile yurttaşın alım işlevinin ortadan kalktığını söyleyip alışverişlerin durma noktasına geleceği uyarısını yapan Deniz, hem sektörler hem de tüketici açısından çok zor günlerin yaklaştığını ifade etti.
‘KILIFI UYDURULACAKTIR’
Aralık ayı itibariyle kredi kartından yapılan alışverişin 409 milyar lira olduğuna dikkat çeken Deniz, “Yıllardır maaşını alan tüketici, kredi kartına ödeme yapıp harcamasını taksitle yapar. Yurttaşın kredi kartıyla olan ilişkisi bu saatten sonra kesilemez. Bu uygulamanın da kılıfı uydurulacaktır” dedi.
‘ŞİMDİ Mİ AKILLARA GELİYOR?’
Deniz, “Bugüne kadar faiz lobisinden şikayet eden devlet, 11 senedir tüketiciyi bankalardan medet umar hale getirmiştir. Bu duruma müdahale etmek şimdi mi akıllara geliyor? Bu hale getirilmiş bir ekonomide bu tarz uygulamalar tüketiciye, dolayısıyla Türkiye’ye zarar veriyor” dedi. Yurttaşın market harcamalarının yüzde 60’ını kredi kartıyla yaptığını ifade eden Deniz, “Bu olanağın yok edilmesi , zaten 17 Aralık operasyonu sonrasında mahvolmuş ekonomide tüketiciyi daha kötü bir duruma sokacaktır” şeklinde konuştu.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Komisyon Ücretleri 3 Milyar TL. Arttı

Tüketicilerin yakındığı ‘Bankacılık Hizmet Gelirleri ve Komisyonlar 2013’te 3 milyar 220 milyon lira artış gösterdi. Yeni Tüketici Yasası’nda ücret ve komisyonların yasal hale getirildiğinin altını çizen tüketici dernek başkanları, “Daha önce iade edilen ücretler de artık geri alınamayacak. Tüketici yanıltıldı.” bilgisini verdi.
 
Uzun zamandan bu yana bankaların en çok eleştirildiği konuların başında yer alan ‘bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar’ kaleminde bu yıl da büyük artış yaşandı. 2012’de 2011’e göre yüzde 12,5 seviyelerinde artış gerçekleşen ‘bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar’ kalem 2013’te yüzde 16,7 yükselerek 3 milyar 220 milyon lira arttı. Kon uyu değerlendiren tüketici dernek başkanları, kamu otoritelerinin vatandaşı yanılttığını savundu. 60’ın üzerinde kalemden ücret ve komisyon alındığını belirten dernek temsilcileri, Kasım’ın 28’inde çıkan yeni Tüketici Yasası’nda ücret ve komisyonların yasal hale getirildiğinin altını çizdi.
 
Yetkililer, bunun yanında yasayla birlikte iade edilebilen ücretlerin de geri alınamayacağınısavundu. Bankaların ‘bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar’ kalemi altında sağladığı gelirler 2013’te de artış gösterdi. 2012 Aralık ayı itibarıyla 19 milyar 242 milyon lira olan bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar kalemi, 2013’ün aynı döneminde 22 milyar 462 milyon liraya yükseldi. Bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar kaleminin toplam gelire oranı da rakamlardaki artışa paralel olarak yükseliş gösterdi. 2012’de yüzde 13,7 olan bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar kaleminin toplam gelirler içindeki oranı 2013’te yüzde 14,8’e yükseldi. Diğer yandan bankaların toplam faiz gelirleri Aralık 2012’de 109 milyar 896 milyon lira olurken bu rakam Aralık 2013’te 747 milyon liralık artışla 110 milyar 643 milyon liraya ulaştı. Bu değişimle toplam gelir içerisindeki payı yüzde 78 olan toplam faiz gelirleri 5,3 puanlık gerileme sonrası 72,7’ye düştü.
 
Türkiye’deki bankaların faiz dışı gelirlerinin faiz gelirlerine oranının dünyaya kıyasla çok daha yüksek olduğunun altını çizen Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar, “Bu faiz dışı gelirler son 5 yıl içerisinde, bazılarıkomik olan yeni kalemler ortaya çıkarılmasıyla artmaya başladı.” dedi. 60’ın üzerinde kalemin bulunduğunu ve bazıları gerekli olsa da büyük çoğunluğunun haksız ücretler olduğunu aktaran Çakar, “Faizler düşük diye faiz dışı gelirlere izin verildi. Ama bu da tam bir soygun halini aldı.” dedi.
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, kamuoyunu yanıltmıştır. Bunun hafif tabiri bu. Çünkü 2012’de ortaya çıktı, ‘Bankaların 32 kalem faiz dışı gelirlerinin önüne geçeceğim. Deli Dumrul haracına son vereceğim.’ dedi. Ama Kasım’ın 28’inde çıkan yeni Tüketici Yasası’nda bu aidatları, yasal olarak kaldıracağı yerde yasal hale getirdi. Dediğinin tam tersini yaptı. Bundan sonra BDDK karar verecek hangilerinden ücret alınmayacağına dediler. İşi yasal hale getirdiler. Eskiden mahkemeye başvurup geri alabiliyorduk, 28 Mayıs’tan sonra yani bu yasa yürürlüğe girdikten sonra artık bu imkân da kalkıyor.” şeklinde aktardı.