9 Mart 2018 Cuma

Yemek Kartı Restleşmesinin Faturası Çalışana Çıktı

Çalışanlara verilen yemek kartlarıyla ilgili komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması nedeniyle gelen şikâyetler sonucunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı konunun taraflarıyla görüşerek bazı toplantılar yaptı. Yapılan çalışmalar sonucunda bakanlık tarafından alınan önlemler içerisinde bu kartların sadece restoran ve lokantalarda kullanılması da var. Tüketici derneklerinden bu önleme itiraz var.

Komisyon ücretleri ve ödeme sürelerinin çok uzun olması ile gündeme gelen yemek kartları ile ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir çalışma başlatmıştı. Konunun taraflarıyla görüşen Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi çalışmanın sonuçlarının önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacağını belirterek, yemek kartlarının, market alışverişleri gibi yemek sektörü haricinde kullanılmasının önüne geçileceğini söylemesi üzerine yeni bir tartışma başladı. Vatandaşlardan ve tüketici örgütlerinden kartların sadece yemek sektöründe kullanılmasına itirazlar var. Konuyla ilgili olarak çeşitli tüketici dernek başkanlarının görüşlerini aldık. 

Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı Nihat Altay, yemek kartlarının yemek sektörü dışında da kullanımına devam edilmesi gerektiğini savunuyor. Altay, “Çalışanlar aylık belli bir miktarı dışarda yemek için harcamak istemiyor olabilir. Asgari ücretli zaten geçim derdinde. Bu kişilerin aylık kendilerine ödenen miktarı lüks mekanlarda harcamak zorunda bırakılması yanlış” dedi. Çalışanlar açısından olumsuz yönde bir çalışma olduğunun altını çizen Altay, “Çalışan kartını yemeğe harcamak yerine evinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Birçok kişi o yemek kartını harcamak yerine evinden yemek getirir ya da daha uygun yerden yemek yer. Kartı da evinin ihtiyaçları için harcar” diye konuştu. Bu kartların tekstil için de harcanmasının uygun görülmesi gerektiğini savunan Altay, “Bugün bir çalışanın giydiği ayakkabı da aynı gıda gibi zaruri ihtiyaç değil midir? Biz böyle bir çalışmaya karşıyız” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının yaklaşık 20 yıldır çalışanların yaşamında yer aldığını belirten Tüketici Güvenliği Derneği Genel Başkanı Murat Köse, “20 yıl önce kuponlar şeklinde yer alırken sonrasında kredi kartı gibi plastik kartlara dönüştü. Süreç içinde çalışanların talepleri ile şirket idarecilerinin baskılarıyla bu yemek kartları birçok yerde ve restoranlar dışında geçmeye başladı. Bu uygulama çalışanlar için de şirketler için de oldukça kullanışlı hale geldi. Özellikle dar gelirli ailelerde çalışanlar mutfak masraflarını bu kartlarla yapar duruma geldi” dedi. Bakanlığın böyle bir yasaklama yapmaya çalışmasını 20 yıldır devam eden ve herkesin mutlu olduğu bir süreci yok etme çalışması olarak değerlendirdi ve bunun anlaşılır olmadığını ifade etti. Köse, “Sanki yeni bir rant kapısı yaratılmaya çalışılıyor gibi bir izlenime kapılmamıza sebebiyet veriyor” şeklinde konuştu.

“Yemek kartları eşitliğe aykırı”
Yemek kartlarıyla ilgili farklı görüş sergileyen Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu çarpık durumun, çalışan emekçilerden çok patronların ve arada komisyon alan yabancı sermayeli üç şirketin çıkarına, işçinin ve esnafın ise zararına olduğunu savunuyor. Yasal bir düzenlemeyle personele aylık belli bir miktara kadar ‘yemek yardımı’ parasının kesinti yapılmaksızın verilmesinin gerektiğini belirten Ağaoğlu, “işçinin primi eksik ödendiğinden kıdem, ihbar tazminatları az hesaplanacak ve emekli aylığı da olması gerekenden düşük bağlanacak. Ayrıca alışveriş yapılan esnaf 3 yabancı şirketin kestiği yüksek komisyon farkını ürün fiyatlarına yansıtarak külfeti tüketiciye yükleyecek. Aksi halde varlığını sürdüremeyecek, batacak” dedi. Konuların perde arkasına bakmak zorunda olduklarını vurgulayan Ağaoğlu, “Elbette sabit ve dar gelirlinin lehine düzenlemeler yapılmalı ama yabancıların geliştirdiği ve yasa dışı bu tür yöntemlerle değil, legal düzenlemelerle” diye ekledi. Yemek kartlarının ayrımcılığa da yol açtığını savunan Ağaoğlu, bu kartlardan bütün çalışanların istifade edemediğini, küçük şirketlerde, kırsalda çalışanların böyle bir imkana sahip olmadığını vurguluyor. İşverenlere yasal düzenleme getirilerek, personellerine yemek veyahut personelin talebi halinde vergi ve sigorta prim kesintisi yapılmaksızın yemek yardımını nakdi olarak verilmesi sağlanmalı eşitliğin ancak bu şekilde sağlanacağını vurguluyor.

“Vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun yok”
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, Gelir Vergisi Kanunu gereğince, ücretliye ‘ayın’ olarak verilenlerin ücretin bir unsuru olarak kabul edildiğini ve ücret olarak vergilendirildiğini açıklayarak, bu açıdan vergi kaçağı ve kayıt dışılık açısından bir sorun bulunmadığının altını çiziyor. Küçük, “Çalışanlar aile bütçelerine katkı amacıyla, yemek için verilen kartları market alışverişlerinde kullanıyorlar. Özellikle düşük ücretliler için bir katkı oluyor. Ayrıca kendi istedikleri ürünleri, fiyat mukayesesi yaparak, istedikleri yerden satın alabiliyorlar. Sonuçta, ücret olarak vergisini ödedikleri yemek kartlarını, diledikleri yerde kullanabilmeliler” dedi. Restoran ve lokantalarda tüketicilerin fiyat seçme ve belirleme şansının az olduğunu ifade eden Küçük, “Özellikle büyük AVM, büyük işyerlerin etrafındaki restoranların çok pahalı. Bu yemek kartlarını genellikle büyük iş yerleri veriyor. Bu işyerlerinin bulunduğu yerlerdeki restoranlarda çok pahalı. O zaman yemek kartını tamamen kaldırsınlar iş yerlerine sağlık ve hijyen koşullarını sağlayarak yemek verme zorunluluğu getirsinler” şeklinde konuştu.

Yemek kartlarının sadece restoranlarda geçerli olması yönündeki uygulamanın kabul edilir olmadığını belirten Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, “Ortada bir sosyal gerçeklik var. Bu sosyal gerçeklikte çalışanlar yemek kartlarında kullanmadıkları büyük kısmı marketlerde gıda alışverişi yaparak mutfak masrafları için kullanıyorlar. Bu ücretlerin yetersizliği, evlerinin geçimini sağlayamamakla ilgili bir durumdur. Böyle bir sosyal gerçeklik varken komisyon ücretlerinin yüksekliği bahane edilerek bu kartların sadece restoranlarda kullanılır hale getirilmeye çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değil” dedi. Bunun ekonominin serbest kurallarla işlemesi gerçeğine de aykırı olduğunu vurgulayan Deniz, “Her şeyden önce ekonomide taraflar aralarındaki kuralları kendileri serbestçe belirleyebildikleri oranda ekonomi gelişir. Deniz, illa amaca yönelik bir sınırlandırma getirilmek isteniyorsa gıda olmak kaydıyla her türlü alışverişte yemek kartlarının kullanılabilmesi gerektiğini savunuyor. Bu kartları sanal para olarak da değerlendirmenin mümkün olduğunu ifade eden Deniz, “Çalışana verilen karttaki miktarın kişinin istediği sektörde kullanabilmesinin önüne geçilmesini uygun bulmuyoruz” diye konuştu.

Tüketici hakları bakımından sınırlayıcı yaklaşımları kabul edemeyiz”
Sosyal güvenlik prim alacağı veya gelir vergisi gibi bir kayıp söz konusu ise bu devletle işveren arasındaki ilişki içerisinde çözülmesi gereken bir konudur diyen Deniz, “Bunun faturası asla ve asla bu kartları kullanan tüketicilere sınırlandırma getirilerek çözülmez. Bir an için böyle bir şey olduğunu kabul etsek bile tüketiciler bu kartları sadece restoranlarda kullanacaklarsa aynı SGK ve gelir vergisi kaybı devlet açısından gene söz konusu olacaktır. Burada çözüm işverenle devlet arasında hazinenin kaybı varsa o kaybın işverenden tahsili yönünde çözümler üreterek sağlanmalıdır. Bunun dışındaki yaklaşımları ekonomiye gereksiz müdahale ve tüketici hakları bakımından da sınırlayıcı ve tüketicinin işini zorlaştırıcı bir durum olarak görmekteyiz” dedi.

Yemek kartı uygulamasının, kendi bünyesinde çalışanlara yemek vermeyen işletmelerin kullandığı bir ödeme aracı olduğunu aktaran Tüketici Hareketi Derneği Genel Başkanı Cüneyt Köşe, “Anlaşmalı restoranlar, yabancı şirketlerin Avrupa’da yüzde 2-3 komisyonlar alırken Türkiye’de yüzde 10 civarında komisyon alınmasına karşı çıkmaktadırlar bu sistemin baştan aşağı değişmesini istemektedirler” diye konuştu. Dünyada uygulanan komisyon oranları maksimum yüzde 3 seviyesinde olmasına rağmen özellikle yurt dışı menşei olan firmaların Türkiye’de bu oranı 9-10 seviyesinde uygulamasını bir sömürü şekli olarak değerlendiren Köşe, “Tüketici Hareketi olarak, çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için seferberlik ilan edilmesinden yanayız. Türkiye’de bu işin mevzuatı yok. Restoran ve lokanta sektörü, marketler ve vatandaş da zarar görmektedir” diye konuştu.

4 Ocak 2018 Perşembe

Gramaj oyununa dikkat! ‘Ekmeğinizi çaldırmayın’

Yönetmeliğe göre 250 gram olması gerek ekmek, 190-250 gram arasında üretiliyor ve aynı fiyata satılıyor. Ekmekte gramaj hilesine tepki yağıyor.

Mevcut uygulamaya göre İstanbul’da 250 gram üretilen ekmeğin 1,25 TL’ye satılması gerekirken bazı bölgelerde düşük gramajlı ekmeklerin aynı fiyata satılması tepkilere neden oldu. Özellikle Bağcılar ve Fatih bölgelerinde düşük gramajlı ekmek satışına tepki gösteren vatandaşlar, bu tür yerlerin tespit edilerek yaptırım uygulanmasını talep etti. Türkiye Fırıncılar Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Halil İbrahim Balcı, fırıncıların tariflere uymakla yükümlü olduğunu belirtti. Tarifelere uymayanların cezalarla karşılaşacağını vurgulayan Balcı, “Yeni yönetmelik ile ‘200 gram ve 10 gram katları’ ekmek üretimi öngörülüyor. Bu gramlara göre üretim yapılması amaçlanıyor. Yönetmeliğe aldırış etmeyenlere ise yaptırım uygulanıyor” dedi.

EKSİK GRAMAJIN CEZASI AĞIR
İstanbul hariç tüm illerde tarifeye göre ekmek üretildiğini dile getiren Balcı, şöyle devam etti: “300 gram ekmeğin fiyatının 1,5 lira olarak belirlendiği Sakarya’da 280 gram üretim yapanlara ceza kesilir. 250 gram ekmeğin 1,25 liradan satışa sunulduğu bir şehirde 240 gram ekmek üretilmesinin yaptırımı 16 bin 28 liradır. İstanbul’da bazı fırıncılar tarife almadan üretim yapmış. Bu illegal bir uygulama. Uygulamaya karşı İstanbul Tarım İl Müdürlüğü’ne şikâyette bulunduk, gereken denetimlerin yapılmasını talep ettik. 200 gram tarifesi olmadan 200 gram ekmek üretilemez. Üretenler eksik gramajdan 16 bin 28 lira ceza alır.”

YÖNETMELİK YANLIŞ ANLAŞILIYOR
Yeni yönetmeliğin yanlış anlaşıldığını ifade eden Balcı, şunları söyledi: “Yani ‘ülkenin tamamında 200 gram ekmek üretilecek’ algısı yanlış. Tarifede daha evvel ‘250 gram ve 50 katları’ ekmek üretimi esas alınıyordu. Tabii 250 gram da, 400 gram da ekmek tarifesi alan şehirlerimiz vardı. Bu sınırlar dâhilinde üretim yapılıyordu. Yeni yönetmeliğe göre de esnaf talep ederse ilgili kurumdan 200 gram, 1 lira, 300 gram 1,5 lira, 400 gram 2 lira tarife alabilir. Ama tarifede 200 gram yazmadan, 200 gram tarifesi almadan üretim yapılması legal değil. Örneğin Kocaeli’nde 250 gram ekmek 1,25 liradır, 230 gram üretim yapan fırına rastlayamazsınız.”

‘Şikayette bulunun’ çağrısı
Tüketiciler Birliği Federasyonu Bülent Deniz ise ekmeğin gramajı konusunda tüketicilerin şüphelerinin bulunduğuna işaret ederek, “İlan edilen gramajlarda ekmeğin satılması gerekiyor. Taahhüt edilenin altında gramajlarla üretim ve satış yapmak tüketiciyi aldatmaktır. Tüketicilerin ‘ekmek fırında 250 gram, eve geldim 200 gram diye yakınmaları var. Ekmeğin kimyasallarla gramajının şişirildiği iddiaları artıyor. Bunun kontrolünün fırıncılar odaları, yerel yönetimler ve tarım müdürlükleri tarafından yapılmalıdır” dedi. Gramaj oyununun münferit olması temennisinde bulunan Deniz, tüketicilere “Fırıncılar odalarına ve belediyelere şüphelerinizi veya şikâyetlerinizi bildirin. Denetimlerin ve yaptırımların uygulanmasını talep edin” diye seslendi.

Ekmek yönetmeliği değişti
-Ekmekte yeni tebliğe göre en az 250 gram olarak üretilmesi zorunlu olan ekmeğin, en az 200 gram olarak üretilebileceği açıklandı.

-250 gram ekmeğin 1,25 TL’den, 200 gram ekmeğin de 1 TL’den satılacağı bildirildi.

-Türkiye’de her sene kişi başı ortalama 200 kilo ekmek tüketiliyor.

-Türkiye’yi 100 kilo ile Almanya ve 90 kilo ile Rusya takip ediyor.

04.01.2017, Sinan Bakır, Yeni Akit, 

15 Aralık 2017 Cuma

Bir sabah icra gelebilir

TBBM'den geçen Torba Yasa ile firmalar, Tüketici Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen alacakları için mahkeme kararı olmadan icraya gidebilecek. "Alacağım var iddiası" ile yapılacak ilamsız icralar, dolandırıcılar için yeni ekmek kapısı olacak.

TBMM Genel Kurulunda geçtiğimiz hafta kabul edilen torba yasada tüketicileri yakından ilgilendiren iki maddede değişiklik yapıldı.

Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru sınırı altı bin liraya yükseltildi. Başvuru sınırının arttırılması, tüketici lehine olan bir değişiklik olarak yorumlandı. Ancak torba yasa ile yapılan diğer değişiklikle, tüketicileri zorlu günler bekliyor.

Alacakları 3 bin 600 TL’nin altında olan kurumlar, mahkeme kararı olmadan ‘ilamsız icraya’ gidemiyorlardı. Yapılan değişiklikle bunun önü açıldı. Artık şirketler, yeni düzenlemeyle, altı bin liranın altındaki alacakları için mahkeme kararı olmaksızın tüketicilerin ev ve işyerlerine icraya gidebilecek.

Ak Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş imzasıyla verilen değişiklik önergesinin gerekçesi ise eşitsizlik ve tüketici hakem heyetlerinin iş yükü olarak gösterildi. Tüketici dernekleri ise yapılan değişikliğe tepkili.

“Yapılan değişiklik tüketicinin aleyhine”
Konuyla ilgili görüştüğümüz Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, vatandaşa itiraz hakkı tanınmadan icra yolunun açıldığının altını çizerek “firmalar, Tüketici Kanunu Yargıtay kararları gereğince, belirli miktara kadar olan alacaklarının tahsili için doğrudan Tüketici Hakem Heyeti önüne getirmek zorunda kalıyordu. Böylelikle ayıplı mala karşı ve yıllar öncesinden ödenmemiş fatura gerekçesiyle para talep eden firmalara karşı zaman aşımı gibi itirazlarda bulunulması söz konusu oluyor, mağduriyetler önleniyordu” dedi.

“Yüz binlerce tüketici hakkında yağmur gibi icra takipleri başlayacaktır”
Deniz, firmaların yoğun kulis yaptığını iddia ederek muhalefet vekillerini de eleştirdi “Anlaşılan o ki, özellikle bankalar, elektrik ve GSM firmaları metinde olmayan ve komisyon aşamasında eklenen bu madde için yoğun çaba harcamışlar. Komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde, muhalefet partisi milletvekillerinin bile bu madde üzerinde hiç görüş bildirmemelerini de hayretle karşılıyoruz. Açıkçası muhalefet partileri dahi bu düzenlemenin tüketici haklarına vuracağı darbenin farkında olmamışlar”

“Art niyetli firmaların ve dolandırıcıların ekmeğine yağ sürdü"
Tüketici Hakları Merkezi (TÜ-MER) Genel Başkanı Fatih Dinler, yeni çıkan torba yasayla artık firmaların icra takibi için hakem heyetlerine gitme zorunluluğunun kaldırıldığını belirterek, “Bu durum art niyetli firmaların ve dolandırıcıların ekmeğine yağ sürdü. Tüketicilerin yasal olarak mücadele gücünü kıracak ve mağdur olmalarına seyirci kalacak bir düzenleme yapmak kendini her geçen gün geliştiren bilinçli ve güçlü tüketiciye karşı yapılan direnç kırma gösterisidir” dedi.

Hak arama sürecini kolaylaştıran onlarca değişik düzenlemenin yapıldığı tüketicinin korunması yasalarına karşı böyle bir anti-tüketici yasası çıkarmanın süreci 20 yıl geriye götüreceğini ileri süren Dinler, “tüketiciyi, satıcı ve sağlayıcı ile eşit gören bir anlayışın yeniden hortlaması açıkçası bizleri tedirgin etmiştir” diye konuştu.

“İlamsız takiplere itiraz edin”
Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer) Genel Başkanı Aziz Koçal ise "6502 sayılı tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunun 68.ci maddesinin 1.ci fıkrasına “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ilavesi, tüketicileri mağdur edecektir” dedi.

Koçal, tüketici derneklerine de görev verilmesini isteyerek şunları söyledi“Gerekçede yazıldığı üzere Tüketici Hakem Heyetlerinin yükü hafifletilmek isteniyor ise, sahada olan aktif çalışan tüketici derneklerinde oluşturulacak komisyonlarda ön inceleme ve uzlaştırma yolunun önü açılmalı. Bunun için tarafların bir araya gelerek gerekli yasal düzenleme çalışması yapılmalı.”

“E-devlete her hafta bakın”
Yapılan değişiklikle tüketici haklarının torba yasada boğulduğunu belirten Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ise şöyle konuştu:“İlamsız Takip ile icra dosyası açılması esnasında alacak iddiasında bulunan kişiden ispat edici belge istenmediğinden artık dolandırıcılar da dahil olmak üzere herkes tüketici aleyhine icra takibi başlatabilecek”

Ağaoğlu vatandaşların en az haftada bir kez e-devlet üzerinden kendileri hakkında başlatılmış takip var mı? diye sorgulaması gerektiğini; varsa, icra takibine itiraz etmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca MERNİS adreslerinin de mutlaka güncellenmesi gerektiğini söyledi.

11.12.2017, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/bir-sabah-icra-gelebilir/125/

Devlet 'PARDON' Bile Demedi

Müvekkilin ödemesi gereken harç, yanlışlıkla vekili olan avukata tahakkuk ettirilirse ve maliye dokuz yıl sonra avukat hakkında icra takibi başlatıp avukatın banka hesaplarına e-haciz uygularsa, neler olur? Bütün bunlar, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı da olan Av. Mehmet Bülent Deniz’in başına geldi.

İstanbul’da 29 yıldır avukatlık mesleğini icra eden Mehmet Bülent Deniz, aynı zamanda Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanlığını da yürütüyor. Tüketici hakları, insan hakları ve hasta hakları alanında yaptığı mücadele ve çalışmalarıyla kamuoyunun yakından tanıdığı Deniz, bu nedenle uzun yıllar çok sayıda kişinin mağduriyetine tanıklık etmiş ve bu mağduriyetlerin ortadan kalkması için çaba harcamış.

Geçtiğimiz günlerde kendisi de, bir mağduriyet yaşadı ve bunu sosyal medya aracılığı ile duyurdu. Bir memurun hatası yüzünden banka hesaplarına e-haciz konulduğunu ve beş kuruşsuz, günlerce bu yanlışlığı düzeltmek için mesai harcayacağını sosyal medya aracılığı ile duyuran Mehmet Bülent Deniz ile olayın ayrıntılarını görüştük.

“Müvekkilimin ödemesi gereken harç yanlışlıkla bana yazılmış”
Bütün avukatlar gibi müvekkilleri için icra takipleri yaptığını, davalar açtığını söyleyen Av. Mehmet Bülent Deniz, “Bizim yargı sistemimizde dava ve icra takiplerinde kaybeden tarafın, davayı açarken de, açan tarafın belli bir harcı ödemesi gerekiyor. Bir müvekkilim için 2009 yılında bir icra takibi yaptım. Bu icra takibinde, müvekkilimin ödemesi gereken bir icra harcı var. Bu harcın ödenmesi için icra dairesi, vergi dairesine bildirimde bulunmuş. Yanlışlık da burada başlıyor; bu yazıda harcı ödeyecek kişinin yani müvekkilimin ismi yerine, benim ismim yazılıyor.”

Bu yanlışlık nedeniyle kabusun başladığını belirten Deniz, “Vergi dairesi de, borçlu benmişim gibi geçtiğimiz hafta hakkımda icra takibi yaparak bankadaki tüm varlıklarıma e-haciz uyguladı. Bankadan para çekmek istediğimde durumun farkına vardım.

Bu bir yanlışlık ve yanlışlık yapılabilir ancak sonrası çok vahim. Derdimi vergi dairesine anlatmaya çalıştım, vergi dairesi de haklı olarak yazıyı yazan icra dairesinden durumu düzeltmesini istedi. 

Dosyanın 2009 yılında açılmış olması, icra dairesinin Ankara’da olması nedeniyle iletişim kurulması, dosyanın mahzenden çıkartılması, yazının düzeltilmesi gibi oldukça zaman alan ve insanı gergin hale getiren bir uygulamayla karşı karşıya kaldım” şeklinde konuştu. 

“Ankara’daki icra dairesinde faks yok”
Dosyanın eski olması nedeniyle UYAP sisteminde kayıtlı olmadığını ve dosyaya ulaşmakta zorlanıldığını belirten Deniz, “İcra dairesinin ‘evet borçlu bu kişi değildir’ diye yazı yazması ancak yazıyı fakslayacak bir fakslarının olmaması İstanbul’daki vergi dairesinin de faks dışında başka bir iletişim şeklini kabul etmemesi nedeniyle yaklaşık iki gün boyunca bu konuyu düzeltmek için çaba sarf ettim. Araya hafta sonu da girince, ben günlerce bankalardaki varlıklarıma haciz konulmuş halde, yanlışlığı düzeltmeye çalışarak geçirdim” dedi.

“Devletin kurumları da yanlışlık yapar, önemli olan sonrası”
Devletin bu tip yanlışlıklar yapmasını anlayabildiğini ifade eden Deniz, “Ancak bu yanlışlıklardan sonra devletin özür dilemesi ve telafi etmesi gerektiğini düşünüyorum. Maalesef bizim bürokratik anlayışımızda devlet bir yanlışlık yapmışsa bile bunu düzeltmesi için vatandaşın koşturmasını ve çaba sarf etmesini istiyor” diye konuştu. Yanlışlığı Ankara ve İstanbul’daki iki kurumun da açık şekilde görmesine rağmen, aradaki iletişimsizlikten dolayı gereken düzenlemenin acilen yapılamadığını söyleyen Deniz, “Konuyu sosyal medyada Adalet ve Maliye Bakanlarını da etiketleyerek paylaştım, ancak hiçbir tepki gelmedi.

Konuyu öğrenen yakınlarımın ‘senin başına bu geliyorsa bizim başımıza gelse ne yaparız’ diye hayıflandıklarını gördüm. Bence bu, çok daha vahim bir durum. Çünkü hakkını aramak noktasında kendine güveni olmayan vatandaşların başına böyle bir şey geldiğinde, durum daha da kötü sonuçlar doğurabilecektir”. dedi.

“Bankalar nezdinde kredibilitem ve sosyal itibarım sarsıldı”
Avukatlık gibi güven gerektiren bir meslek icra ettiğinin altını çizen Deniz sözlerini şöyle bitirdi: “Bankalar nezdinde kredibilitem ve yatırımcı notum sarsıldı, 'devlete borcu olan vatandaş' konumuna düşürüldüm. Aynı zamanda sosyal itibarım da zedelendi. Devletin yaptığı yanlışlık yüzünden ciddi bir mağduriyet ve dört günlük bir zaman kaybı yaşadım. Hiç bir yetkiliden de, bu güne kadar bir özür bildirimi bana ulaşmadı.”

13.12.2017, Nejla Sakınmaz Tüketici Postası https://www.tuketicipostasi.com/devlet-pardon-bile-demedi/134/

10 Aralık 2017 Pazar

İnternetten Alışverişte Yeni Dönem


Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, Bengütürk TV'de, 'Bahar İlik'le Gün Başlıyor'da; neden günde altı saatimizi cep telefonu ekranına bakarak geçirdiğimizi, internet satışlarında tüketiciyi koruyacak yeni düzenlemeleri anlatıyor.


07.12.2017, Bengü Türk TV.
Bahar İlik'le Gün Başlıyor


9 Aralık 2017 Cumartesi

DENİZ: VATANDAŞIN EKMEĞİYLE OYNAMAYIN

Tüketici Postası’nın “Fiyat sabit, gram oynak” haberine tüketici derneklerinden tepki geldi. Türk Gıda Kodeksi, Ekmek ve Ekmek Çeşitleri tebliğinde yapılan değişiklikle en az 250 gram olan ekmek, 200 gram olarak satılacak. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz “Vatandaşın ekmeğiyle oynamayın ” dedi.

En az 250 gram olan ve 50’şer gram arttırılarak satılan ekmek, tebliğde yapılan değişiklikle en az 200 gram ve 10’ar gram arttırılarak satışa sunulacak. Yetkililerce ekmek israfını önlemek amacıyla bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilirken, tüketici derneklerinde yapılan değişikliğe tepki geldi. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, yapılan değişikliğin gizli zam olduğunu belirterek “İsrafı önlemek için gramaj düşürüldüyse fiyatın da düşürülmesi gerekirdi. O zaman israfla mücadelede samimiyet ortaya konulmuş olurdu. Enflasyonun azdığı bu günlerde vatandaşın ekmeğiyle oynamak vahim bir hatadır” dedi. Konuyla ilgili derneklerinin dava açmayacağını belirten Deniz, vatandaşların gereken cevabı sandıkta vereceğini söyledi.

Fiyatı düşürülmeden gramajın azaltılması açık bir zamdır
Fiyatı düşürülmeksizin ekmeğin gramajının azaltılmasını açık bir zam olarak değerlendiren Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük, “Baktığımızda yıllar içinde ekmeğin gramajı düşmüş ancak fiyatı düşmemiş hatta artmış. Bu zammın bir kamufle aracı olarak kullanılması ise buna karşıyız” şeklinde konuştu. Ekmek israfında gramajın düşürülmesinden ziyade bilinçlenmenin önemini vurgulayan Küçük, yapılan bu değişikliğin özellikle çok çocuklu ve gelir seviyesi düşük aileleri etkileyeceğini belirtti.

Özellikle büyük şehirlerde aile bireylerinin çalışması, yemeklerin çoğunlukla dışarıda yenilmesi ve evde ekmek tüketiminin azalmasıyla birlikte ekmek israfının çok olduğunu ifade eden Küçük, ekmeğin gramajının düşürülmesinin israfı önleme noktasında etkisi olabilir mi diye kendisinin de düşündüğünü belirti. Ancak asıl meselenin ekmeğin gramajının düşürülmesinden çok ekmeğin kalitesi, sağlıklı üretilmesi ve fiyatının kontrol edilmesi olduğunu ifade etti.

Nejla Sakınmaz, 04.12.2017 Tüketici Postası, https://www.tuketicipostasi.com/deniz-vatandasin-ekmegiyle-oynamayin/104/

1 Aralık 2017 Cuma

Deniz'den Bir Kitap: 'Özel Gereksinim Grupları'

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından ülkemizde sağlıklı, mutlu ve müreffeh ailelerin oluşması için 2012 yılında başlattığı 

-eğitim hukuk, iktisat, medya ve sağlık alanlarındaki hizmetlerden daha etkili biçimde yararlanmalarına,
-aile içi süreçlerini işlevselleştirerek aile yaşam kalitelerinin artmasına,
-sahip olduğu her türlü kaynağı etkili bir şekilde yönetmelerine ve
-karşılaşabilecekleri çeşitli risklere yönelik önlemler almalarına katkıda bulunmayı amaçlayan Aile Eğitim Programı, Aile Eğitimi ve İletişimi, Hukuk, İktisat, Medya ve Sağlık modüllerinden oluşuyor.

Mehmet Bülent Deniz, Aile Eğitim Programı'ndan yararlanacak kişilerin eğitimini gerçekleştiren eğitimcilerin kullandığı eğitim setinin Hukuk modülünde yer alan Özel Gereksinim Grupları kitabını yazdı.

Yaşlı, engelli, şehit yakını ve gazi ve hükümlü bireylerin hakları neler?
Kimlere 65 Yaş Aylığı Bağlanır?
Emlak Vergisi Muafiyet, Ulaşım İndirimi...
Huzurevleri.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nasıl Yapılır?
Ölüm Hak, Miras Helâl...
Engelli Bireyin Hakları.
Şehit Yakını ve Gazilere Sağlanan Avantajlar.
Hükümlü Bireyin Hakları...
ve daha fazlası Özel Gereksinim Grupları kitabında.

Mehmet Bülent Deniz'in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Aile Eğitim Projesi (AEP) için yazdığı Özel Gereksinim Grupları kitabını 

17 Kasım 2017 Cuma

Havalı Kalem


Boşanmış anne/babanın küçük kızlarının davasıydı.
Meslek yaşamımdaki en zor davalardan biri.

Davanın konusu öte tarafta kalsın?!..
Ama davayı kazanmak, küçük kızın çektiği acının sona ermesi çok önemliydi.
Yıllarca sürdü...

Her duruşma öncesi/sonrası, küçük kızla gözgöze geldiğimizde; masum bir çift gözün haykırarak bana söyledikleri kişisel müzemde saklı.
Ve bir gün, küçük yüreğinden süzülen sevgisini akıttığı, küçük elleriyle yazdığı bir notun eşlik ettiği hediyesini tutuşturdu elime...
Yaşama yüklediğim değerler bagajım altüst oldu; en üste bu küçük notu koydum...



11 Kasım 2017 Cumartesi

36 yıllık bir rekor

İlkini anımsıyorum; Taksim'de, o zamanki ismi Etap olan otelin altında, Vakkorama isimli bir mekandaydı.
Sonrasında Tepebaşı, TÜYAP...

Bir kaç koridordan, bir kaç yazarın imza gününden; salonlara sığmayan yayınevlerine, uzadıkça uzayan imza kuyruklarına, onbinlerce ziyaretçiye, ulaşabilmek için delirten trafiğe...

Rekor; hem 36. kez okuyucu ile buluşan Kitap Fuarı'na, hem de 36. kez bu fuarı ziyaret eden bana ait.

Kitaplarla 36. buluşmam.
'Market arabasıyla gitmeliyim' sözümü yine unuttum, bir sonraki yıl tutmak üzere.
'Okulların ziyaretleri için hafta arası iki-üç gün verilse, çocuklar da, bizler de rahat etsek' diye yine düşündüm.
Fuar süresi uzatılsa...
Akşam kapanışı,  daha geç saate alınsa...
İndirimler biraz daha fazla olsa...
TÜBİTAK yetişkinler için artık kitap basmıyor mu?
Bu yıl yeraltı edebiyatı daha mı az?

Bir kitap ayini daha bitti.
37. ayin için geriye saymaya başladım bile...

8 Ekim 2017 Pazar

Vefa ardınızdaysa, korkmayın...

28 Ocak 1986.
Uzay Mekiği uçuşlarının yeni başladığı yıllar.
Challenger mekiği, aynı zamanda hepsi seçkin birer bilim insanı olan yedi yolcusuyla havalandı ve naklen yayında, bütün dünyanın gözü önünde, kalkıştan 73 saniye sonra patladı. 

Bu trajik kazayı TV karşısında izleyen milyonlarca kişiden biri de, Jean-Michell Jarre’dı.
Challenger yolcularını tanıyordu.
İçlerinden bir kaçının da yakın dostuydu.

Jean Michell Jarre.
Kimileri ona elektronik müziğin MOZART’ı diyor; kimileri, geleceğin müziğini şimdiden yapan adam…
Uzaya, geleceğe düşkün, sıradışı bir adam, sanatçı.

Bu trajik kazadan birkaç ay sonra, NASA’nın bulunduğu Houston kentindeki dev gökdelenleri sahne platformu olarak kullandığı, dev bir konser gerçekleştirdi Jarre.
O konserde, Challenger’da ölen astronot dostlarının anısına yazdığı müzikleri dünya ile buluşturdu.

İnsanlık için, ilerleme için çaba gösterenlere, çaba sahiplerine vefa gösterenlere selam olsun…