23 Ağustos 2015 Pazar

"ekonomi, başı kesilmiş horoz gibi..."

Politikada koltuk kavgasının, güvenlikte yaşanan terörün sıcaklığının yaşandığı günlerde, "halkın ekonomisi"nde durum ne?

Artan dolar, peşpeşe gelen zamlar, halkın borç batağındaki mücadelesi..

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, gazeteci-yazar Çetin Ünsalan ile değerlendirdi.

20.08.2015, Ulusal Kanal, EkoPolitik


“dön baba, dönelim…” 22 ağustos’15 #filgunlugu

Tüketici Güven Endeksi rakamı açıklandı.
Ağustos’ta, geçen aya göre yüzde 3,6 oranında düşüş var.
Endeks, tarihinin en düşük seviyelerinde dolaşıyor.

Bu endeksi çok önemserim.
Tüketicinin en az üç aylık dönemde, satın alma kararının neresinde durduğuna işaret eder. Yine ülkenin içinde bulunduğu sosyal, politik ve sosyolojik durumuna ilişkin toplumsal algı ortalamasına…
Gözden kaçan bir ayrıntı da; tüketici borçluluğunun tüketiciyi hangi ölçüde rahatsız ettiğidir. Bu rahatsızlığın arttığı dönemlerde, satın alma iradesi zayıflamaya başlıyor. Bu ayrıntıyı, ödenmeyen banka borçları rakamları ile rahatlıkla test etmek olanaklı.
Sahipsiz ekonomide başka sonucu hayal etmek de olanaksız.
…..

Kamu çalışanıyla zam pazarlığında anlaşma sağlanmış.
Aynı anda, başka bir haber; okul servis ücretlerine yüzde 5 zam.
“Dön baba, dönelim.”
…..

“1 Kasım’da seçim” diyorlar.
Neredeyse kesin gibi.
Ama hala zihnimin bir yerlerinde, tekrar seçim olmayacak öngörüsü var.
Bir şeyler engel, bir şeyler eksik;
Şu anda silahlı çatışmanın yaşandığı bölgede, partiler seçim çalışmasını yapabilecekler mi?
Tekrar seçimin sonunda, HDP’nin oyunu arttıracağı konusundaki kamuoyu araştırmaları bir tek benim mi dikkatimi çekiyor?
AKP-CHP-Kemal Derviş koalisyonuna ilişkin küresel beklenti aşıldı mı?
…..

Bundan bir süre önce kredi kartı alışverişlerinde taksit sınırı getirildi.
Amaç cari açığı tetikleyen tüketici borçlanmasını engellemekti.
“Bu denli keskin karar tüketiciye zarar verir, sistemde kaçak oluşturur” demiştim.

Nitekim bir çok konuda olduğu gibi burada da –belki “U” değil ama bir viraja giriliyor- geri adım atılacak.
BDDK Başkanı bu kararı yeniden gözden geçireceklerini ve esnetebileceklerini söylemiş.
Bir “dön baba, dönelim” olayı daha…
…..


“Hem partilerinin düzenli olarak kapatıldığı hem de üyelerinin zulüm gördüğü, hukukiliğin tartışmaya açık olduğu koşullarda siyasal partileri kurmak ve seçim süreçlerine katılmak aktivistler için ne anlama geliyor? Partide çalışan aktivistler, gerilla güçleriyle olan ilişkilerini nasıl müzakere ediyorlar? Kapalı kapılar ardında seçilerek gelmemiş kişiler asıl kararları verirken, mecliste oturmanın ne anlamı var?” (Sandıkla Meydan Okumak Türkiye’de Kürtlerin Siyasi Yolculuğu, Nicloe F. Watts, Çev. Bilgesu Sümer, İletişim, İstanbul, 2014, 1. Basım, s. 31)

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

21 Ağustos 2015 Cuma

En Yüksek Harcama Barınmaya

TÜİK 2014 Hane Halkı Araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre harcamaların yüzde 62.3'ünü barınma masrafları oluşturdu. Harcamalarının yüzde 24. 8'ini konut ile kira giderlerine ayıran yurttaşlar, eğitim ile sağlık için ise bütçe ayıramadı.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2014 yılı Hane halkı Bütçe Araştırma sonuçları açıklandı.

Araştırma, Türk halkı için en yüksek gider kaleminin barınma olduğunu ortaya koydu. Konut, gıda ile ulaşım masrafları toplam harcamaların yüzde 62.3'ünü oluşturuyor.

Türkiye genelindeki en yüksek harcama kalemi yüzde 24.8 ile konut ve kira harcamaları.

Bütçe giderlerindeki en düşük pay ise sağlık ve eğitim oldu. Türk halkı harcamalarının yüzde 2.4'ünü eğitime yüzde 2.1'ini ise sağlığa ayırabildi.

TÜİK'e göre, hane başına aylık ortalama tüketim harcaması 2 bin 848 lira. Uzmanlara göre ise bu rakam gerçeği yansıtmıyor.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu vurguladı.

Gelir düzeyi yükseldikçe, ulaştırmaya ayırılan bütçenin de yükseldiği görülüyor.

Ulusal Kanal, 20.08.2015, Ana Haber

Cemre Değerli-Şengül Derin, 20.08.2015 Ulusal Kanal http://www.ulusalkanal.com.tr/ekonomi/en-yuksek-harcama-barinmaya-h72117.html

20 Ağustos 2015 Perşembe

ortalama mutluluk 19 ağustos’15 #filgunlugu

Mazlumiyet seçimlerde oy getirir mi?
2002’den beri AKP’nin kazandığı her seçim sonrası, seçimi kaybedenlerin öne sürdüğü gerekçelerden biri oldu bu.

1983 seçimleri.
12 Eylül sonrası ilk seçimler.
Seçime hangi partilerin gireceğine beş general karar veriyor.

Önce 12 Eylül yönetiminin Başbakanı, emekli General Bülend Ulusu’ya parti kurdurma denemesi tutmayınca, bir başka General Turgut Sunalp’e parti kurduruyor ihtilâl yönetimi.
“Bir de soldan olsun” deniliyor, Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp’e solda bir parti kurduruluyor.

Kuruluş dilekçesi veren onlarca parti, darbecilerin vetolarıyla seçime sokulmuyorlar. Bu arada Turgut Özal’ın partisi de, arada kaynıyor ve seçime giren üçüncü parti oluyor.

Kamuoyu, medya, dış dünya, herkes darbe yönetiminin, seçimleri Turgut Sunalp’in MDP’sinin kazanmasını istediğini biliyor. Her türlü mekanizma bu partinin seçimi kazanması için çalıştırılıyor.

İşte tam bu noktada, “mazlumiyet” giriyor devreye; “… Özal halk karşısında “mazlum, garip bir parti” rolüne soyunuyordu. “İşte askerî yönetim kendisini değil, Sunalp’i istiyordu”!... Özal bu rolü çok başarılı oynadı.” (Dar Sokakta Siyaset (1980-1983), Yalçın Doğan, Tekin, İstanbul, 1985, 3. Bası, s. 411)

2002-2010 arasındaki seçimlere ilişkin “mazlumiyet” gerekçesini öne sürenler için tarihten bir örnek.
…..

İktidarlarında, ulusal gelir pastasının sürekli olarak büyüdüğü ile övünmek yeterli mi?
Evet, ulusal gelirin büyümesi iyi ama tek başına yeterli değildir. Pastanın büyümesi kadar, pastanın bölüşümünün adaletli olması da, en az ilki kadar önemli.

Büyümenin hızlı ve sürekli olduğu ekonomik iklimde, gelirin paylaşımındaki adalet, itiraz konusu olmuyor, tepki duyulmuyor.
Büyümedeki yavaşlama ile birlikte, ulusal gelirin paylaşımındaki adaletsizlik halk yığınlarının tepkisini çekmeye başlıyor.

Çeşitli veri setlerine göz atıyorum:
Ülkemizin ulusal gelirinin paylaşımında, 2002-2005 yılları arasında gelir dağılımı iyileşmesi söz konusu. Ancak 2005 sonrası gelir dağılımındaki adaletsizlik artarak devam ediyor. 2013 yılında en zengin yüzde 20’lik kesim ile en yoksul yüzde 20’lik kesim arasında sekiz kat fark oluşuyor.
Bu farkın neyi anlattığı için kıyaslama yapıyorum; 2011 yılı verilerine göre, OECD ülkeleri arasında ulusal geliri en adaletsiz dağıtan iki ülke var, Şili ve Türkiye.

Geliri adaletsiz dağıtırsak ne oluyor?
Her şeyden önce hissedilen enflasyon farklılaşıyor. Yoksul kesim barınma, eğitim, ısınma, sağlık gibi yaşamsal gereksinimleri için daha çok para ayırıyor. Zengin kesim ise, eğlence ve ulaştırma gibi kalemlere para harcayabiliyor.

TÜİK enflasyon hesaplaması yaparken, yoksul ve orta kesimin tükettiği kalemlerin ağırlıkta olduğu sepeti esas alıyor. Dolayısıyla yoksul kesim ile zengin kesimin “hissettiği” enflasyon birbirinden farklılaşıyor.

Ve sonuç:
Gelir dağılımı adaletinin olmadığı toplumda, adalet ve güven duygusu erozyona uğramaya başlar. Bu da, bireyde kaçınılmaz olarak iktisadi, politik ve sosyal sisteme olan güvensizlik duygusuna yol açmaktadır.
Yani umudun azalması ve ortalama mutluluğun azalması.
(Türkiye’de Gelir ve Varlık Dağılımı Eşitsizliği, Abdülkadir Civan, İstanbul Enstitüsü, İstanbul, 2015)

Gelir dağılımındaki adalet sorununu ayrı bir yazıda ele almalı.
…..

Az önce sekiz asker daha yaşamını kaybetmiş.

15 Ağustos’ta not etmişim…
“Ölüm haberleri aralıksız devam ediyor.
Gelen haberlerdeki can sayısı artık toplumsal refleksi belirlemeye başladı.
Bir ay önce “bir-iki” sayısı büyük tepkilere yol açarken, şimdi “üç” sayısına verilen tepki hissedilir bile değil.
Toplum 90’larda olduğu gibi toprağa düşen canların sayısındaki artışa alışıyor.”

İnsan yaşamları artık birer sayıya, istatistiğe dönüşüyor.

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

18 Ağustos 2015 Salı

16/17 ağustos’15 #filgunlugu

Muş/Varto’da sokağa çıkma yasağı.
İki taraflı, Diclehaber’in haberine göre, HPG de polis ve askere sokağa çıkma yasağı ilan etmiş.
Haberde bir “şey” daha var; “Muş'un Varto (Gimgim) ilçesinde dün saat 20.30 sıralarında ilçe merkezine giren HPG gerillaları ile asker ve polis arasında yaşanan kısa çatışma ardından ilçe merkezinin tüm sokakları HPG gerillalarının kontrolüne girdi. Gece polis ve askerin karakollarına çekilmesi ile birlikte ilçe merkezinin tüm sokak ve caddelerinde iş makineleri ile hendekler kazılarak sokak ve caddeler kontrol altına alınmış durumda. İlçe merkezi girişindeki köprü havaya uçurulduktan sonra barikat kurulurken şuan ilçeye girişi Muş yolu, Karlıova yolu ve Hınıs yolu tamamıyla HPG gerillalarının kontrolünde. Muş ve Hınıs yönünden gelen polis ve asker takviyesi ilçe girişinden uzak bir alanda konumlanırken, Muş yönünden gelen takviye güçlerle şiddetli çatışmalar yaşanmakta.”

“Gecikiyoruz” diyeli bir ayı geçti.
Önü alınamaz noktayı da geçtik.

Şimdi merak ettiğim şu ki; bu ortamda bir seçim nasıl olacak?
Hangi parti, riski göze alıp seçim çalışması için sokağa çıkabilecek?
…..

2015’in ilk altı ayında, 37 farklı ülkeden1003 adet içerik kaldırma istemi gelmiş.
Şampiyonluk Türkiye’de.
718 içerik kaldırma istemi bizden gitmiş.

Düşünmek, düşündüğünü açıklamak gittikçe zorlaşıyor, zorlaşacak…
…..

Bir süredir et fiyatları haberlerde.
Yine spekülâtörlerin sihirli elleri girmiş kırmız et işine anlaşılan.
Yaklaşan Kurban Bayramı, sahipsiz kalan ekonomi kırmız et fiyatlarında kendini belli etmeye başlamış.

Sorun çözülür; geçmişte Sağlıklı Gıda Plâtformu çalışmalarında dile getirdiğimiz ve başardığımız gibi, ilgili bakan “ithalata başlıyoruz” der-demez iş çözülür. Ardında zaten Kurban Bayramı…

Et fiyatlarındaki yükseliş halledilir de, tüketici derneklerinin içine düştüğü durum nasıl çözülür?
Et fiyatlarındaki yükseliş konusunda medyanın uzattığı mikrofonlara akıllara durgunluk veren tespit ve değerlendirmeler yapmış Tüketiciler Birliği Derneği.

Haberde Tüketiciler Birliği Derneği Başkan Vekilinden görüş alınmış; “Bu ne yazık ki serbest piyasa ekonomisidir. Vatandaş et almak için gezecek, bakacak, en uygun fiyatlısını ve sağlıklısını bulacak” diye her tüketicinin yapması gereken önerilmiş.
Öğüt doğru da, “serbest piyasa ekonomisi” için ne zamandan beri bir tüketici örgütü “yazık”lanıyor, anlamak mümkün değil!..
Fiyatların yarışma halinde, serbestçe belirlendiği ve tam rekabetin sağlandığı ekonomik model, ne zamandan beri bir tüketici örgütü için yakınma konusu oldu?

1930’lara öykünen, varoluş nedenlerinden yakınan bu derneğin demecinin şoku geçmeden, asıl öldürücü darbe geldi; “Her gün et yemezseniz, ölmezsiniz.”
Akla hemen 1793 Fransa’sının ünlü kadını, Marie Antoinette geliyor; “Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler.”
Gerçi zavallı kadın bu sözü söylememiş ve bu söz ihtilâl ortamının güzel bir dezenformasyonu olarak kendisine mal edilmiş, ama kaç yüzyıldır çözüm üretemeyen zihinlerin paradoksuna işaret etmek için bugünlere gelmiş.

1930’ların kapalı devre, “narh”lı, zapturapt altındaki ekonomik modeline özlem duymak Tüketiciler Birliği Derneği’ni tatmin etmemiş olacak ki, ibreyi 1790’lara kadar uzatabilmişler.

Sonuç, alay konusu olmak.
Bir televizyon programına katılan iktisatçı Mahfi Eğilmez ince ince dalgasını geçmiş bu öneriyle:

Eski Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez, NTV’de katıldığı bir programda et fiyatlarındaki artışa karşı önerilen tedbirlerle ilgili ilginç bir yorumda bulundu.

Et fiyatlarındaki rekor artışa karşı Tüketiciler Birliği’nin “Et fiyatlarına vatandaş olarak müdahale etmenin en doğru şekli tüketimi kısmaktır. Her gün et yemezseniz ölmezsiniz” önerisini eleştiren Mahfi Eğilmez, Bunlar, hani kahvehanelerde konuşulur ya, ‘sallandıracaksın iki tanesini bir daha oluyor mu’ gibi önlemlerdir dedi.

Eğilmez bu önerilerin gayriciddi ve çocukça olduğunu da sözlerine ekledi. Mahfi Eğilmez’in bu cevabı akıllara İlber Ortaylı’nın cevaplarını getirdi.”

Pek ince değil gerçi.
Ama yenilen herzenin büyüklüğüne bakılınca hayli kibar kalmış ve değerlendirme.

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Elektrikteki Kayıp Kaçak Bedelinde Vatandaşa Tuhaf Ret Gerekçesi

Yargıtay’ın ‘vatandaştan kaçak elektrik bedeli alınamaz’ kararına rağmen bazı illerin tüketici hakem heyetlerinin vatandaşı mağdur ettiği ortaya çıktı. Halen Meclis’te yasalaşmayı bekleyen tasarı gerekçe gösterilerek kaçak bedelini alma talepleri reddedildi.

Türkiye genelindeki Tüketici Hakem Heyetleri’ne 500 bin abone kayıp kaçak bedelinin iadesi için başvurdu.

Geçen yıl başlayan faturalardaki 34 milyar TL'lik kaçak elektrik kesintisinin vatandaşa ödenme sürecinde bir arpa boyu yol alınamadı. Heyetlerin verdiği kararlar arasında da birbirinin tam tersi sonuçlar ortaya çıktı.

70 LİRALIK FATURAYA 150 TL
Örneğin Edirne’deki hakem heyetleri vatandaşa paraların ödenmesi kararı verirken, Ankara’daki heyetler ret kararı verdi. Böylece aylık ortalama 70 TL fatura ödeyen vatandaşın 5 yılda gereksiz yere şirketlere ödemek zorunda kaldığı 150 TL’lik hakkı, gasp edilmiş oldu.

KAOS YAŞANIR SAVUNMASI
BUGÜN’ün telefonla ulaştığı hakem heyetleri, hükümetin seçim öncesinde kaçak elektriği yasal hale getirmek için hazırlanan kanun taslağını referans gösterdi. Meclis açıldığında o kanunun çıkacağını ve bir kaos yaşanacağı için kaçak bedel taleplerinin geri çevrildiği görüşünü belirtti.

Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz: ADALET DUYGUSUNU İNCİTMEYİN
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Bülent Deniz, hakem heyetlerini eleştirerek, kayıp kaçak bedelinin yasal olarak alınmasını düzenleyen yasanın çıkmadığını hatırlattı.

Yargıtay kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, “Yasa çıkacak gibi hareket ederek vatandaşın başvurularının reddedilmesi adalet duygusunun incinmesine sebep olur. Bu durum 40 milyon tüketiciyi ilgilendiriyor” dedi. 

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM’ye sunduğu kanun teklifiyle kayıp kaçak kesintisinin kaldırılmasını istedi. Düzenleme, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren vatandaştan tahsil edilen 34 milyar TL’lik kaçak elektrik bedelinin başvuru yapılmaksızın tüketiciye iadesini de öngörüyor.

Hasan Bozkurt, 13.08.2015 http://www.bugun.com.tr/gundem/elektrikte-fatura-soku-haberi/1781677

11/15 ağustos’15 #filgunlugu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi tarafından kamu Harcamaları İzleme Dizisi kapsamında, Askeri ve İç Güvenlik Harcamaları İzleme Kılavuzu’nda ilginç bilgiler var: İç güvenlik harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) ya oranı, 2006 yılında 1.32 iken, 2014’de 1.92 olmuş. Harcamalar yüzde 45 büyümüş.

Bu rakam, ülkenin güvenlik sorununda nereden nereye geldiğinin en çarpısı göstergesi. Siyasi iktidarın (son bir ay hariç) diline pelesenk ettiği, “terörü yok ettik” söylemini boşa çıkarıyor.
…..

Türkiye Barış Meclisi’nin bildirisi.
“PKK zaman geçirmeden Türkiye sınırları içerisindeki silahlı eylemlerine son vermeli. … Buna paralel olarak, hükümet, PKK güçlerine yönelik askeri operasyonları durdurmalı.”

Sıralamanın dikkati çekmesi gerekir.
…..

3 Ağustos’ta Twitter’da yazmışım; “AKP-CHP koalisyon görüşmeleri sonuç vermediğinde, karşılıklı suçlamalar ve topu taca atmanın önüne geçilebilmesi için “neyin ne olduğunu”nun tarafların ortak tutanağına yazılması ve kamuoyuna açıklanması gereklidir.”
Aynı suda yıkanmaya çalışan bir ülkeyiz…
…..

Rakamların farkında mıyız?

Merkez Bankası USD Efektif Satış Kuru:
2 Ocak 2015, 2,35 TL. 14 Ağustos 2015, 2,84 TL.
Fiili devalüasyon yüzde 20,85
…..

Ölüm haberleri aralıksız devam ediyor.
Gelen haberlerdeki can sayısı artık toplumsal refleksi belirlemeye başladı.
Bir ay önce “bir-iki” sayısı büyük tepkilere yol açarken, şimdi “üç” sayısına verilen tepki hissedilir bile değil.
Toplum 90’larda olduğu gibi toprağa düşen canların sayısındaki artışa alışıyor.
…..

Beştepe halkın ziyaretine açılacakmış.
Gezmek isteyen, Cumhurbaşkanlığı sitesindeki formu dolduracak. Formda kimlik ve iletişim bilgileri yer alacak. Daha sonra İçişleri Bakanlığı güvenlik soruşturması yapacak, soruşturmadan “geçer not” alana ziyaret izni verilecek.

Bir de Beyaz Saray’a bakalım; Ziyaret turu için bir Kongre üyesine, yabancı ülke yurttaşı iseniz ABD elçiliğine başvuru yeterli. Bir de girişte tanımlanan kimlik belgesi göstermek…
Ne güvenlik soruşturması, ne de başka bir şey.
Yoruma gerek yok.

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

10 Ağustos 2015 Pazartesi

10 ağustos’15 #filgunlugu

Şantiyede geçen kısa metrajlı film konusunda gelişmeler öngördüğüm gibi oldu.

İlk gün yere yatırılıp elleri arkadan bağlı şekilde, bir polisin attığı “vatan-millet-sakarya ve sizi ham yapacağız” nutkunu dinleyen teröristler için “ah’lanmalar, vah’lanmalar...” Akabinde Başbakanın “soruşturma açtık o polisler hakkında” duyurusu.

Sonraki gün, “vay, teröristle canı pahasına mücadele veren yiğit güvenlik kuvvetlerimize soruşturma açmak!.. Olmaz, bu insanları da anlamak gerek. Kelle koltukta savaşan bu aslan parçaları, ne yapsaydı? Çiçek mi verseydi?” diyerek, garip bir ruh halini ortaya koyan tepkiler…

Anlamak istemediğimiz bir şey var, hukuku genel-geçer durumlara göre belirlemeye kalktığımızda, yakınacağımız olayların ardı arkası kesilmiyor.

Yakalananlar terörist. Silahlarla, hatta ağır silahlarla yakalanmışlar!
Hatta suçüstü yakalanmış olsunlar.
Peki.
Hukuk ne diyor?
Zanlıları yakaladıktan sonra yargı mercilerinin önüne götüreceksin.
Yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2. ve Anayasanın 38/4. maddesine uygun davranacaksın; Taaa Roma Hukukunda “Ei incumbit probatio qui dicit, non qui negat” olarak formüle edilen o meşhur “suçsuzluk karinesi”ni anımsayacak ve “suçluluğu hükmen sabit olana kadar, kimse suçlu sayılamaz” diyeceksin.

Yani elleri arkadan bağlı şekilde yere yüzükoyun yatırdığın zanlılara nutuk atmayacaksın. Görevin, sorumluluğun ve yetkinin sınırlarını aşmayacak, tutanağını, fezlekeni yazıp adliyeye götüreceksin.

Hangi sosyal olay ve gelişmeler olursa olsun, hukuktan sapılmadığı sürece, hukuku sürekli arama işinin bir gün biteceğini ve iyi bir yaşamın bizi kucaklayacağını aklımızdan çıkarmayacağız.

Şu nutuk atan polis amirinin ruh durumu da ilginç.
Kaydın sonuna doğru, “bakma lan bana, herkes yere baksın” diyor nutuksever polis.
İçimden şu geldi; “bütün ülke sana bakıyor, napcan şincik.”
…..

Dün siyasi partiler üzerine birkaç alıntı ve not düşmüşüm.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın halen faaliyette olan siyasi partiler listesine bakıyorum.
97 parti ismi var.
“Dolunay Partisi”, “Elektronik Demokrasi Partisi” gibi ilginç isimler var.
En eski parti, 23 Haziran 1983 de kurulmuş olan Demokrat Parti.
En yenisi ise, 8 Nisan 2015 de kurulan Yenilikçi Türkiye Partisi.

Bu listede yer alan, genel başkanının da sosyal medyada iletilerini aldığım bir parti var.
İsmini, en azından olumsuz örneğin reklâmını yapmamak adına yazmıyorum.
Logosunda asker figürü var.
Parti adına ileti gönderenler ise, evlere şenlik.
İdamı, herkesin başını ezmeyi isteyenler bir araya toplanmışlar.
Okudukça insanın midesi bulanıyor.
Zirve noktasını da, herkese silah dağıtmak için sipariş toplayan bir iletide yakalamışlar.

İlk kurulan Fedailer Cemiyeti’nden, mensuplarına silah temini için sipariş toplayan partiye.
Demokrasi oyununda nereden nereye geldiğimizin net resmi.
…..

Sultanbeyli’de karakola saldırı.
Büyük patlama, ağır yaralılar var.
Halk toplanıp HDP binasına doğru yürüyor.
Twitter’da haberler, Periscope kayıtları birbiri ardına geliyor.
Haber kanalları ise sus-pus.
Durumları evlere şenlik.
…..

“Barış gelsin, tetikten çekilsin eller.”
Bu sözün yinelendiği her anın sonrası, kan ve şiddet haberleri alıyoruz.
Tam ortadan yarıldık.
Aklımız başımızda mı?
…..

Saat 12:00
Günün yarısı.
Ve bilanço, sekiz can…
Geldiğimiz durum; “kınadın-kınamadın” tartışması yapabileceğimiz bir terör olgusu değil, geri dönülemeyecek bir iç-savaş olasılığı ile karşı karşıyayız.
…..

Oniki gün önce TBMM toplanmıştı.
Teröre karşı bir şeyler yapabilir miyiz, sorusuna yanıt arama toplantısıydı.
Gerek görülmedi, tatile gidildi.
Ve hala tatildeler.
…..

Rüzgâr gibi bir günmüş.
Sabah saldırılar, can kayıpları.
Öğleden sonra Savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç hakkında yakalama kararı verilmesi.
Sonrasında da, Savcılar Öz ve Kara’nın Gürcistan’a kaçtığı haberleri.

Cemaate yönelik operasyonlarda onlarca polis, hakim ve savcı, tutuklama kararlarına rıza gösterip cezaevine girdiler.
Kaçma olayı ilk kez oluyor.

Sabaha karşı ülke dışına çıkan bu insanların kaçtıkları değil kaçmalarına göz yumulduğu izlenimine sahibim. Yüksek olasılıkla her hareketleri izlenen bu iki insanın, haklarında yakalama kararı verildiği günün sabahında kaçabilmiş olmalarının başka açıklaması yok.

Yani ilişkiler, ilişkiler…
O kadar çok birbiri içine girmiş ki, herkes birbiri hakkında o kadar çok şey biliyor ki, karşılıklı peşrev kokuyor bütün bunlar.

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

08/09 ağustos’15 #filgunlugu

En iyi “öteki”; elleri arkadan bağlı, yere yüzüstü yatmış ve kuzu kuzu nutuk dinleyen “öteki”dir.
…..

“18 Ekim 1981 tarihinde siyasal partilerin kapatılmasıyla birlikte 120 yıldan bu yana her koşulda kesintisiz sürmüş olan “Partili yaşam” sona eriyordu. … Ulusal nitelikte ilk siyasal parti, siyasal organ ya da kuruluş 1959’da “fedailer cemiyeti” adı altında tarih sahnesine (adım) atmıştı.” (Dar Sokakta Siyaset (1980-1983), Yalçın Doğan, Tekin, İstanbul, 1985, 3. Bası, s. 137)
İlk siyasi örgütlenmenin ismi, bu coğrafyadaki siyaseti özetliyor.

Kitaba devam;
“Türkiye’de ilk siyasal organın tarihe adım attığı 1859 yılından günümüze … 1981 Ekimine dek, … hiçbir siyasal koşulda, hiçbir iç ve dış koşulda partisiz bir dönemden geçildiği görülmüyor. Ülke tarihin içinden geçiyor, … Birinci Meşrutiyet… İkinci Meşrutiyet… Birinci Dünya Savaşı… Ulusal Kurtuluş Savaşı… İkinci Dünya Savaşı… Bunların tümünde, ülkede siyasal partiler hep var. … Tek parti olmuş, çok parti olmuş, bazıları kapatılmış, … ama siyasal ve sosyal varlıklarını hep koruyabilmişlerdir. (Dar Sokakta Siyaset (1980-1983), Yalçın Doğan, Tekin, İstanbul, 1985, 3. Bası, s. 139)
12 Eylül’ün bu ülkeye getirdiği “ilk”lerden biri de bu olsa gerek.
…..

Sosyal medyada boy gösteren ilginç kişiler var.
Kimi gazeteci, kimi köşe yazarı, kimi de TV. deki tartışma programlarının her konuda uzman konuğu.

Sosyal medya ilerilerine bakıyorum; biri 2012’inin sonunda hesap açmış. Yani şöyle böyle ikibuçuk yıl.
Gönderdiği iletilerin sayısı onaltı bine yaklaşmış.
İletilerinin saatlerine bakıyorum; neredeyse günün 24 saati ekran başında.

Hiç uyumuyor, çocuğunu sevmiyor, köşe yazısını yazmıyor, yemek yemiyor ve hatta tuvalete gitmiyor.
Ya da bütün bunları yaparken, sosyal medyaya ileti gönderebilme yeteneğini kullanıyor.
…..

“Sümeyye Erdoğan’a suikast” savı da asılsız çıkmış.
Savcılık, suikast planı yapanların yazışmalarının sahte olduğunu tespit etmiş.

Geriye doğru bakıyorum; taaa “Arınç’a suikast” olayından bu yana, “camiye ayakkabı ile girdiler", "Kabataş saldırısı” falan derken, şimdi bu… 

Bu yalanlara imza atanların inanç dünyasında, “öbür dünya” mekânı var mı, merak ediyorum?

#filgunlugu
Bütünü için tıklayınız

9 Ağustos 2015 Pazar

Dolandırıcıların Yeni Yöntemi Şoke Etti

Telefon yolu ile yapılan dolandırıcılık yöntemlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Dolandırıcılar şimdi de Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı M. Bülent Deniz’in adını kullanıyor.

TBF Genel Başkan vekili Av. İbrahim Güllü konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde örgütümüze ulaşan tüketiciler; 0 216 998 99 44 nolu telefondan aranarak, Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz’in önerdiği sağlık sigortasını geçtiğimiz günlerde kendilerinin yaptırmış olduğu, ancak prim borcunu ödemedikleri için temerrüde düştükleri ve acilen ödeme yapmazlarsa, haklarında icra takibi yapılacağının söylendiğini belirtmişlerdir” dedi.

Bülent Deniz’in son 20 yıldan beri tüketici hakları konusunda çalışmalara yürüttüğüne işaret edilen açıklamada konu ile ilgili yarın savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı kaydedildi.

TÜKETİCİLER DİKKATLİ OLSUN
Güllü tüketicileri de uyararak açıklamasının devamında şunları kaydetti: “Tüketicilerin, TBF Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz’in ismi verilerek yapılan aramalara, para taleplerine karşı dikkatli olmalarını, itibar etmemelerini, bu konuda örgütümüze gerekli bilgileri vererek, dolandırıcılık yapan şebekenin yakalanmasına yardımcı olmalarını rica ediyoruz. Öte yandan telefon yoluyla tüketicileri aldatarak dolandıran suç şebekelerindeki artışın kolluk kuvvetleri ve Cumhuriyet Savcılıkları tarafından yakından izlenmesi ve suç şebekelerine karşı daha etkin çalışma yapılarak, suçluların yakalanması, cezalandırılması gerektiği konusunu ilgililerin dikkatine sunuyoruz.”

Dinçer Gökçe, 09.08.2015 Hürriyet http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/29765295.asp