17 Mayıs 2014 Cumartesi

#işçilistesiaçıklansın (2)

16 Mayıs 2014 tarihinde bloguma girdiğim #işçilistesiaçıklansın başlıklı yazı ile Soma'da meydana gelen maden faciasındaki kayıpların sayısı ile ilgili kamuoyunun zihninde oluşan soru işaretlerinin kaldırılması gerektiğini belirtmiş ve bu konuda bilgi edinme yasasından yararlanarak, BİMER'e başvuru yapılmasını önermiştim.
 
Yazımın yayınından sonraki süreçte, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından faciada 301 kişinin yaşamını yitirdiği ve 295 kişinin de sağ olarak kurtarıldığı açıklaması yapıldı.
 
Soma'daki madeni işleten şirket yetkilileri tarafından yapılan basın toplantısınıda da, kaza anında, madende 787 kişinin bulunduğu açıklanmıştı. Şirket yetkililerinin verdiği sayı ile Bakan Yıldız'ın kurtarılan ve yaşamını yitirenlere ilişkin verdiği sayılar birbirini desteklemektedir. Bu durumda kaza anında madende bulunan kişi sayısına ilişkin kamuoyunda haklı olarak oluşan soru işaretleri giderilmiş olmaktadır.
 
Maden faciasında yaşamını yitirenlerin sayısı hakkında başkaca savda bulunan sav sahiplerinin kanıt ortaya koymaları gerektiği değerlendirmesini, site ziyaretçilerimin dikkatine sunuyorum.

16 Mayıs 2014 Cuma

#işçilistesiaçıklansın

Ulusal felâket..
Ulusal yas...
Kamuoyunu aydınlatmayan, zihinlerdeki soru işaretlerini gideremeyen bir Kriz Yönetimi..
 
Kayıplarımızın sayısı, her türlü kuşkudan uzak şekilde ve net olarak açıklanabilmiş değil.
Fısıltı gazetesi çalışıyor; "yediyüzden fazla ölüm var", "kaçak işçi varmış", "Suriye'den gelenler çalıştırılıyormuş"...
Sosyal medya, ağırlıkla bu konuda yoğunlaşan haberlerle dolu
 
Yurttaşın bilgi alma hakkı, dahası doğru bilgi alma hakkı her türlü tartışmadan uzak.
Bu hakkımızı kullanmak, her yurttaş için vazgeçilmez ve doğal bir hak..
 
Bu satırları okuduğunuza göre, şu anda internet erişimine sahipsiniz.
O halde, gelin günlerdir zihinlerdeki soru işaretlerini kaldıramayanlara, yurttaş olduğumuzu, bilgi edinme hakkımız olduğunu gösterelim;
 
İlk adım: Başbakanlık İletişim Merkezi'nin www.bimer.gov.tr adresindeki sitesine giriyoruz.
İkinci Adım: Altta bulunan Bilgi Edinme linkine tıklıyoruz.
Üçüncü Adım:Üst menüdeki Başvuru Yap linkine giriyoruz.
Dördüncü Adım: Çıkan formu doldurup İstenen Bilgi ve Belgeler bölümüne; "Soma'da meydana gelen maden kazasında, kaza anında madende bulunan çalışanların isim listesini edinmek istiyorum" yazıp GÖNDER diyoruz.
 
Topu topu 40 saniye ayırarak yurttaş olduğumuzu, bizleri yönetenlere anımsatabiliriz.

Kredi Borcu Olan Madenci Aileleri...

Ülkenin bağrı yanıyor.
Ama ateş düştüğü yeri daha çok yakıyor.
Üçotuz paraya yerin altına giren babalarınız, ağabeyleriniz, kardeşleriniz, erkekleriniz...
Mutlaka bir yaşam kavgası için indiler oraya.
Evin kirası, çocuğunuzun eğitimi, geleceği, mutfağın tütmeyen ocağı için..
Olasılıkla da, öde öde bitmeyen banka borcu için..
 
Soma'daki felâkette yakınınızı kaybettiyseniz, yakınınız herhangi bir bankadan tüketici kredisi, konut kredisi kullanmış ise;
-Olasılıkla krediyi çekerken banka tarafından hayat sigortası yapılmıştır.
-Sigortada belirtilen teminat, yani vefat halinde ödenecek para miktarı ödenecek toplam kredi borcu kadardır.
-Bu durumda kredi borcunun kalan taksit tutarı, sigorta tarafından bankaya ödenecektir.
-Poliçede yazılı vefat halinde ödenecek teminat miktarından arta kalan para da vefat edenin yasal mirasçılarına (veya poliçede ayrıca bir isim belirtilmişse o kişiye) ödenecektir.
 
Bu sizlerin yasal hakkınızdır.
Yasal hakkınızı, "Soma'ya destek oluyoruz" reklâmıyla duyurup prim yapmak isteyen bankalar; size destek olmuyor, zaten zorunlu oldukları bir ödemeyi yapıyorlar.
 
Herhangi bir nedenle kredi borcu sigorta tarafından karşılanmayan veya teminat tutarından arta kalan miktar kendisine ödenmeyen aileler için Tüketici Birliği Federasyonu her türlü hukuki yardımı ücretsiz olarak sağlayacaktır.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Tüketici Yasası Aldatmacası

Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Deniz, 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni tüketici yasasının tüketici aleyhine olduğunu belirterek, "Tüketiciler, kart aidatları ve dosya masrafları gibi konularda 28 Mayıs’a kadar bankalara dava açsınlar. Çünkü bu tarihten sonra açılan davalar kaybedilecek" dedi.
 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın büyük iddialarla lanse ettiği ve 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni Tüketici Yasası fiyasko çıktı. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, yeni tüketici yasasının tüketici aleyhine olduğunu söyledi.

'28 MAYIS'A KADAR DAVA AÇIN'
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Deniz, kredi kartı aidatları konusunda yasal bir düzenleme olmaması nedeniyle mevcut uygulamada bireysel müracaatla, bankalardan aidatların geri alınabildiğini belirtti. Deniz, 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni Tüketici Yasası'yla, tüketici kredilerinden alınan dosya masraflarının ve kart aidatılarının yasallaşacağını ve geri almanın mümkün olmayacağını vurguladı. Deniz, tüketicileri uyararak, "Tüketiciler, kart aidatları ve dosya masrafları gibi konularda 28 Mayıs’a kadar bankalara dava açsınlar. Çünkü bu tarihten sonra açılan davalar kaybedilecek. Dolayısıyla gelinen nokta, iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini ortaya koymaktadır" dedi.

'BDDK, HİÇ TÜKETİCİ LEHİNE KARAR ALMADI'
Deniz, bankaların hangi hizmetlerden para alacağının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) kararına bırakıldığını belirterek, BDDK’nın bugüne kadar hiç tüketici lehine karar almadığını söyledi. Deniz, “Dolayısıyla Bakan Hayati Yazıcı’nın, ‘Bankalar 61 kalemden haksız para alıyor’ diye tepki gösterdiği konuların tamamı BDDK’nın insafına terk edildi” diye konuştu.

 
Yeni yasa nasıl anlatılmıştı?
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bankaların 61 kalemde haksız para aldığını belirterek, bankacılıkta aidatsız kart döneminin başlayacağını, bankaların herhangi bir ücret ve aidat kesemeyeceğini, bankaların faiz dışı gelirlerinin de BDDK tarafından düzenleneceğini açıklamıştı. Yazıcı, yeni Tüketici Yasası ile sigorta ilişkilerini, vekâlet ilişkilerini, hizmete dönük ilişkileri, ürün satımlarını tüketici lehine düzenleyeceklerini belirtmişti. Yazıcı, hesap işletimsizlik ücreti, hesap bildirim ücreti, para sayma ücreti gibi 61 farklı isim altında alınan ücretlere 'dur' denileceğini, tüketici kredisinin erken kapatabileceğini ve tüketici güvencesi sigortası geleceğini söylemişti.

8 Mayıs 2014 Perşembe

"POS Komisyonu'Fon'a Gidiyor"

Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, geçen sene hayatımıza giren yeni nesil POS cihazlarından bankaların aldığı yüzde 1,25'lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi.
 
2013 Yılının ekim ayında zorunlu tutulan yeni nesil elektronik yazar kasa (POS/ödeme kaydedici cihaz), tüm kredi kartları için aynı cihazla hizmet verme avantajı ile piyasaya çıkmıştı. Bankalar POS cihazlarından, aylık yüzde 1,25’e varan oranlarda işletmenin yaptığı cirodan komisyon ücreti kesiyor. Alınan bu komisyon oranı bankadan bankaya farklılık gösteriyor. Bazı bankalar verimsizlik ücreti kesintisi alırken, bazı bankalar üye iş yeri hizmet bedeli adı altında bir kesinti yapıyor. Verilen komisyon ücretlerinin nerede kullanıldığı konusunda bilgisine başvurduğumuz işletme sahipleri komisyonun nerede kullanıldığını bilmedikleri gibi, “Telefonun ucundaki ‘Pos Destek Hattı’nda muhatap bile bulamıyoruz” diye konuştular.

'VATANDAŞIN BİLGİ ALMA HAKKI VAR'
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, POS cihazlarından alınan yüzde 1,25’lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi. Deniz, vatandaşın ödediği verginin nerede kullanıldığı ile ilgili bilgi alma hakkının olduğuna işaret ederek, “İşletme sahiplerinin ve vatandaşların ödedikleri komisyonun akıbeti ile ilgili bilgi alamamaları üzücüdür. Bankaların pos cihazları marifeti ile işletme cirolarından tahsil edilen komisyonlar, Maliye Bakanlığı eliyle 'Fon'a gidiyor” dedi. Türkiye’de aylık kredi kartlı alışveriş ve nakit çekimi 35 milyar TL’yi geçiyor. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’in 'Fon'a aktarıldığını ifade ettiği aylık yüzde 1,25 ise 437,5 milyon TL’ye tekabül ediyor.

'DOSYA MASRAFI BİR HİLE'
AKP Hükümeti'nin bir yandan 'faiz lobisi' diye itham ederek bankaları eleştirdiğini belirten Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Deniz, öte yandan hükümet eliyle bankalara yeni gelir kapısı yaratmanın yollarının arandığını söyledi. Deniz, bankaların 180 gün işlem görmeyen hareketsiz hesaplardan, hesap sahibine haber vermek suretiyle işletim ücreti alabileceğini ifade etti. Tüketici kredilerinde bankaların aldığı dosya masrafının bir hile olduğunu belirten Deniz, “0,99 kredi kampanyası ilan edip, dosya masrafı adı altında bu oranı yüzde 1’in üzerine çıkarıyorlar. Ve hukuksuz aldıkları dosya parasının hesabını da mahkemede veremiyorlar” açıklamasını yaptı.

Murat Bayar, Yurt Gazetesi 07.05.2014 http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/pos-komisyonu-fona-gidiyor-h52541.html

22 Nisan 2014 Salı

Aidat Vurgunu


TAKVİM, aidat sorununu gündeme getirmeyi sürdürüyor. Uzmanlar, vatandaşın ev alırken ya da kiralarkan söylenmeyen bu aidatları ödemek zorunda olmadığını söyledi.
 
Hem ev sahiplerinin hem kiracıların son dönemde ortak derdi yüksek aidatlar oldu. Artık neredeyse her sitede yüksek aidat ücretleri istenmeye başladı. Vatandaş yönetime yetki verdiği için bu paraları ödemek zorunda bırakılıyor. Ödemeyenlere haciz giderken, boş bırakılan konutlar için bile aidat isteniyor.

YÜZDE 50'LİK KÂR
Bazı gayrimenkul firmalarının vatandaştan para kazanma yöntemleri evi sattığında da bitmiyor. Tüketici, evi alırken imzaladığı bir belge ile sosyal kullanım alanlarının ve sitenin yönetimini farkında olmadan projeyi yapan firmaya teslim ediyor. Firmalar da 'yönetim hizmeti' adı altında kestikleri faturalardan yüzde 50'yi aşan kârlar elde ediyor. Öyle ki; ödenen 400 liralık faturanın 200 lirası gayrimenkul firmasının cebine giriyor. Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, yüksek aidat ödeyen vatandaşların çaresiz olmadığını söyleyerek, örgütlü hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların dudak uçuklatan aidatlara boyun eğmek zorunda olmadığını vurgulayan Deniz, şunları kaydetti: "Evi alırken imzaladığınız bir madde ile inşaat şirketini site yönetimi ile ilgili yetkilendirmiş oluyorsunuz. Kat malikleri toplu hareket ederse, şirketle yapılan sözleşmeyi feshetme imkanları olabilir. Böylece fahiş aidattan kurtulurlar."

 
Ev taksiti gibi aidat
İSTANBUL'da markalı bir projedeki 150 metrekarelik bir evin ortalama aidatı 450 lira. Birçok insanın kira parası kadar olan bu aidatlar, daire sakinlerini zorluyor. Ev sahipleri veya içinde oturan kiracılar, ev kredisi gibi aidat ödüyor. İstanbul'daki en yüksek aidat ise Mecidiyeköy'deki Trump Towers'ta ödeniyor. Bin 200 metrekare büyüklüğündeki dairenin aylık aidatı tam 11 bin 520 lira.

'Kazanç kapısı oldu'
Site yönetimlerinin toplanan aidatları kendileri için kazanç kapısı haline getirdiğini belirten Bülent Deniz, "Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu konuda harekete geçmeli. Firmalar denetlenmeli" dedi. Deniz, kat maliklerinin, toplanan aidatlar ile alınan hizmetin denk olup olmadığını her zaman denetleme hakkının olduğunu kaydetti.

Bu soruları SORUN
DAİRE alırken veya kiralarken aidat konusunda şu hususlara dikkat edilmeli, şu sorular sorulmalı: İşletme projesi en ince detayına kadar ilgililere dağıtılıyor mu? Aylık avans miktarı veya avansı oluşturan ana detaylar (eşit veya arsa payı oranında paylaşılan giderler) belirtiliyor mu? Eşit veya arsa payı giderlerinin hangi kalemlerden ibaret olduğu net bir şekilde bildiriliyor mu? Ortak giderler aidata dahil mi, değil mi? Ev merkezi ısıtma mı, kombili mi? Sosyal tesisler herkesin kullanımında mı, yoksa üyelik sistemiyle mi çalışıyor? Kapalı garaj, soğutma ve ısıtma donanımları var mı ve aidatlara dahil mi? Güvenlik derecesi nedir? Malzeme kalitesine bağlı olarak bakım ve onarım giderlerinin detayı kat maliklerine iletiliyor mu?
 
Özlem Kamer Tercanlı, Takvim-22.04.2014 http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2014/04/22/aidat-vurgunu

17 Mart 2014 Pazartesi

Consumer rights worse despite new legislation, associations say

Leaders from Turkey's Consumers Association (TÜDER) and Consumers Union (TB) have marked consumers' week in Turkey by saying that consumers' rights in the country are now worse than they were before the implementation of new consumer protection laws in November 2013.
 
The week from March 15 to 21 is designated consumers' week in Turkey, with the intention of informing citizens of their rights as consumers, what they can do to protect these rights and which institutions can offer them guidance. These rights are inspired by the United Nations Guidelines for Consumer Protection and include the right to access information, the right to be educated about consumer rights, the right to return damaged goods and the right to protection of economic interests.
This year, associations such as TB and TÜDER have chosen to inform the public that their consumer rights are still being violated, despite the legal changes in 2013. Bülent Deniz, the head of TB, told Sunday's Zaman that “in Turkey, 'consumer rights' is an expression with no substance.” He gave the state of the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK) as an example. “At least one member [of the BDDK] should have been assigned by law to protect consumers' rights. But instead, all the members present at the institution represent producers or are dealers' representatives,” Deniz said. “This is a total embarrassment.”
Deniz emphasized that one of the most difficult relationships for consumers is with banks, because of their ruthless and inconsiderate attitudes. “I sued my bank in 2007 for the TL 20 they illegally charged me as a subscription fee. I won the case and, after that, thousands of other consumers filed lawsuits,” according to the TB head. In Turkey, banks can charge consumers for 62 different transaction costs, including “SMS message fees, bank statement fees, subscription fees and balance inquiry fees,” Deniz claims.
Hayati Yazıcı, customs and trade minister, presented a bill to Parliament in July 2013 which aimed to prevent banks from levying these fees. However, Parliament decided to make it legal for banks to charge those fees, thus benefitting powerful institutions instead of individual consumers. “Consumers were better off before Yazıcı decided to relieve them of the unfair costs [that banks charge]. At least they could have gone to court and won their cases. Now, they cannot even do that,” Deniz claimed.
The status of consumer protection laws could be confusing for anyone who is not an expert in law or economics. In November 2013, a number of Turkish dailies announced that the implementation of the law was a positive step for consumers. For example, various newspapers said that the period in which a faulty item could be returned had been extended to six months from the previous limit of one month. Turkish media also announced in November that the new law alleviated the burden on consumers in their deals with banks, limiting the reasons banks could bring forward to charge their clients.
Deniz informed Sunday's Zaman that the legal changes made in 2013 did not make conditions very different from the situation that was already in place after the 1995 consumer protection law. “Only that a few technical details have been added in order to make our laws look compatible with EU regulations,” Deniz said. He also highlighted the problems with consumer protection laws in Turkey, saying: “The law says that cases consumers bring to court should be resolved within three months. However, there are cases that haven't been resolved for over two years” -- suggesting that what appears to be the situation on paper might not be the case in reality.
Engin Başaran, honorary president of TÜDER, focused on other problems for consumers in Turkey while speaking to Sunday's Zaman. In addition to unfair charges by banks, she finds that reduced purchasing power, a heavy tax burden and high debt are also problems for consumers that are rising year after year. Nevertheless, Başaran agrees with Deniz that the struggle between banks and consumers has been intensified by the 2013 laws. “It [the relationship between banks and customers] is much worse than it was in 1995 when the previous consumer protection laws were in place,” Başaran confirms. She also admits that she is particularly worried by the fact that the activism undertaken by various consumer associations in the past has largely died.
Complaints about bank accounts and services by clients are an international phenomenon, so one might assume that the worsening situation for consumers is not limited to Turkey. Başaran, however, thinks that the situation is a very Turkish problem. “A country with a free market should prioritize the protection of consumers before all else,” Başaran claims. “The victimization of consumers that takes place in Turkey has no equivalent in developed countries.
 
Meltem Naz Kaşo, Today's Zaman-16.03.2014

8 Mart 2014 Cumartesi

Türkiye, Kuzey Kore Olma Yolunda

Dünya basını, Erdoğan’ın sözleriyle ilgili “Bu yasak Türkiye’nin Kuzey Kore ile birlikte anılmasına yol açar.” değerlendirmesinde bulundu. Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar’dan çarpıcı bir yorum geldi: “Gazete dağıtımını durdurmak neyse interneti engellemek de o demektir.”
 
Facebook ve YouTube konusunda Başbakan Erdoğan’dan gelen beklenmedik çıkış, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında “Biz bu milleti YouTube’a, Facebook’a yedirmeyiz. 30 Mart’tan sonra atılması gereken adım neyse atacağız. Kapatılmaları dahil.” ifadelerini kullandı. TİB’de yapılan düzenleme ve İnternet yasasının ardından sarf edilen bu sözler büyük tepki çekti. Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar, “Gazete dağıtımını durdurmak neyse interneti engellemek de o demektir.” sözleriyle şaşkınlığını dile getirdi. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği medya ilişkileri şefi Jay Acharya, “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin prensipleri insanların bilgi erişimine sahip olmasını savunur. Bu prensipler Birleşmiş Milletler tarafından da belirtilmiştir.” dedi. Dünya basını da Başbakan’ın açıklamasına geniş yer ayırdı. İngiliz Metro gazetesi, Facebook’un yasaklanması durumunda Türkiye’nin, Kuzey Kore gibi ülkelerle birlikte anılacağını yazdı. Türkiye’de toplam 32 milyon Facebook kullanıcısı bulunuyor.

İnternet sitesi kapatmak, hiçbir demokratik düşünceyle bağdaşmaz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir televizyon programında internetteki sosyal paylaşım siteleri Youtube ve Facebook’u kapatacağına dair açıklamalar, kamuoyunda şok etkisi yaptı. Başta bilişimciler ve hukukçular olmak üzere toplumun tüm kesimleri muhtemel girişimi tepkiyle karşıladı. Haberleşme özgürlüğüne karşı böyle bir adım atılması halinde, Türkiye’nin internet ve özgürlükler konusunda anti demokratik ülkelerin ligine düşeceği uyarısı yapıldı. Dile getirilen tepkiler özetle şöyle:
Eski Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan İşgüzar: Kanunlar çerçevesinde, hukuka aykırı yayınlar bazında, sadece ilgili yayının kaldırılması söz konusu olabilir. Ama böyle bir merci yok. Böyle bir kanun da çıkaramazsınız. Dershane kapatan bir yönetim için diyecek bir şey yok. Gazetenin dağıtımını durdurması, kişilik hakkını ihlal etmesiyle Youtube’u, Facebook’u kapatması aynı şey. Bir internet sitesini, bir televizyonu, bir gazeteyi potansiyel suçlu kabul edip kapatamazsınız. Bu durum Anayasa’ya aykırı olur.
 
İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Kentel: Otoriter rejimlerin kendileri konsantre ettikleri bir sürü güç var. Elinde gücü olan Youtube ve Facebook’u kapatabilir. Bu tarz hakları kendilerinde görürler ama toplum nezdinde ne kadar meşru olur o ayrı bir mesele. Enver Hoca’nın zamanındaki Arnavutluk’u yaratmak istiyorsanız Facebook ve Youtube kapatırsınız. Aslında siz kapattığınızı zannedersiniz ama çok da başarılı olamazsınız. İnsanların yerel düzeyde kimliklerine önem verdiği bir yandan da küresel bir platforma yaşadığı bir dünyada ‘ben yaptım oldu’ diyebileceğiniz birtakım önlemler, gerekçesi ne olursa olsun asla işe yarayacak, çözüm olabilecek, toplumun önünü açacak önlemler değildir.

Bilişim Hukukçusu Prof. Dr. Savaş Bozbel: Facebook’u veya youtube’u kapatacağız demek bizim Şanghay 5’lisine adım adım gitmemiz demektir. Ama teknik olarak bunun mümkün olacağına ihtimal vermiyorum. Böyle bir şeyin ifade edilmiş olması bile aslında başlı başına sorgulanması gereken bir husus. Hiçbir şekilde demokratik ilkelerle bağdaştırılamayacak, halkın haber alma özlüklerini kısıtlayan bir uygulama. Muhalefeti susturma girişimi olarak görüyorum. Şu anda bütün basın ve medyanın durumu ortada. İnsanlar kendilerini sosyal medyada ifade edebiliyorlar. Bunun da susturulması çok ciddi manada sosyal patlamalara neden olabilir. Belki de istenen amaçlanan bu.

Gazeteci-yazar Yavuz Baydar: Erdoğan’ın sergilediği keyfi tutum ve baskıcı söylemi Türkiye algısına zarar veriyor. Batı’da Türkiye karşıtı, düşmanı kim varsa onların ekmeğine bol bol yağ sürüyor. Sosyal medyayı kapatma açıklaması Türkiye’nin değişim süreciyle taban tabana ters. Bu sözleri Berlusconi, Lukaşenko, Putin veya Mugabe gibi liderler bile söylemedi. Türkiye bu muameleyi, bu tepeden inmeci tavırları, bu saçma tehditleri hiç hak etmiyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği Medya ilişkileri şefi Jay Acharya: Bizler toplumların özgür ve açık bir şekilde bilgiye evrensel bir erişim ile sahip olmasını savunuyoruz. Bizim en önemli alanlarımızdan bir tanesi özgür ve açık bir internetin olması, insanların özgür bir internet erişimine sahip olmalarıdır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin prensipleri insanların bilgi erişimine sahip olmasını savunur. Bu prensipler açık bir şekilde Birleşmiş Milletler tarafından da belirtilmiştir.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka: (Başbakan) Çin, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerin seviyesine düşmeyi göze aldı. Yani pek öyle Batı standartlarını düşündüğü yok. Sanırım şu anki derdi, hakkındaki video ve benzeri şeylerin çıkmasını engellemek. Fişini çekmedikçe engelleyemez. Yani ne kadar kapatırsam kâr gibi bakıyor ya da birileri kulağına fısıldıyor böyle engellenebilir diye. Ama çok başarılı olabileceğini düşünmüyorum.

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz: Sadece şiir okuduğu için hapis yatan bir Başbakan’ın 15 yıl sonra kalkıp düşünceyi ifade etme mecralarına yasak getireceğini söylemesi trajik bir olay. İnterneti yasaklayarak hiçbir düşüncenin yayılmasını engellemek mümkün değil. Mevcut yasayla bu zaten yapılamaz. Demek ki Başbakan 30 Mart’tan sonra yeni bir yasa daha getirecek Meclis’in önüne. Her hâlükârda böyle bir niyet beyanı da 21’inci yüzyılda demokratik açılımı gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen bir ülkeye yakışmıyor.

Bilişim hukuku avukatı Fehmi Ünsal Özmestik: Hukuki olarak düşünürsek, bu sitelerde yayınlanan içerik sebebiyle bu firmaların yükümlülüğü bulunmamaktadır. İçerik hukuka aykırıysa o kaldırılabilir. Kapatıyoruz lafı tamamen siyasi ve sonucu öngörülemez bir çıkıştır. Çok ağır sonuçlar ortaya çıkartabilir. Yeni internet yasasıyla birlikte açıkça bir şekilde URL bazlı kapama yapacağı söyleniyor. Kesinlikle kapatılamaz. Hangi içerik sebebiyle kapatılacağı da belli değil. Bu demeç tamamen tabana yönelik ve siyasi bir şekilde verilmiş bir demeçtir. Hukuki bir geçerliliği yoktur, olamaz.

Bilişim Hukuku Avukatı Ceyda Akaydın: Hukuken hiçbir temeli ve altyapısı olan bir ifade değil. Ancak yapılırsa bir idari kararla yapılabilir. Teknolojik olarak bakarsanız da yapamadıklarını zaten daha önce gördük. Yapılmaya çalışıldı. Hatta Başbakan’ın kendisi de, “Ben giriyorum, siz giremiyor musunuz?” demişti. Yasanın değişmesinin sorun olduğunu düşünmüyorum. Çünkü zaten yasaya rağmen yapıyorlardı. Şimdi yasası yapılıp kılıfına uyduruldu. Kılıf da yasallaştırıyor ama meşrulaştırmıyor.

Demokrasi ve Adalet Gönüllüleri Hukuk Komisyonu üyesi Av. Zeynep H. Yurtseven: YouTube ve Facebook gibi platformlar insanların haber alma ve ifade hürriyetlerini kullandıkları platformlardır. Bu hürriyetler kutsaldır, anayasaldır ve uluslararası sözleşmelerle korunur. Başbakan’ın bu şekilde “kapatırız” deyip de kendi inisiyatifi ile internet hizmetlerini kapatabileceği bir hukuk sistemi ve kanun altyapısı Türkiye’de bulunmuyor. Yürütme organının başı olan Başbakan’ın “kapatırız” demesi bile aslında Anayasal olarak erkler ayrılığına aykırı bir yetki gasbıdır.
 
Suat Özçelik, Usame Ünal, Öner Yiğit, Kamil Arlı, Ayşenur Parıldak, Zaman-08.03.2014 http://www.zaman.com.tr/gundem_turkiye-kuzey-kore-olma-yolunda_2203761.html

Ekonomiye Güven Kalmadı


 
Tüketicilerin ekonomiye ilişkin güveni son dört yılın dip seviyesine indi. Rakamları yorumlayan TBF Başkanı Bülent Deniz, tüketici güvenindeki düşüşün ekonomideki vehameti ortaya koyduğunu ifade etti.
 
Ekonomideki göstergeler baş aşağı gidiyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) dün açıkladığı Şubat ayına ilişkin tüketici güveni endeksi rakamları tüketicilerin ekonomiye olan güveninin son 4 yılın en dip seviyesine indiğini gösterdi.
 
TÜİK verilerine göre tüketicilein güveni Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 4.3 azalarak son dört yılın en düşük değeri olan 69.2 seviyesine kadar geriledi. Bu rakam Ocak ayında 72.4 puan seviyesindeydi.
 
Tüketici güven endeksinin 100'den büyük olması tüketici güveninde iyimser duruma işaret ediyor. Rakamın 100'den küçük olması ise tüketici güveninde kötümser durum olduğunu gösteriyor.
 
Tasarruf beklentisinde sert düşüş
Diğer yandan tüketicilerin gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimali endeksi de bir önceki aya göre yüzde 15.8 gibi yüksek bir düzeyde düşüş gösterdi. Ocak ayında 26.1 olan endeks, Şubat ayında 22 değerine düştü. Bu azalış, tüketicilerin gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimallerinin bir önceki aya göre azaldığını gösteriyor.
 
Ocak ayında 94 olan genel ekonomik durum beklentisi endeksi yüzde 3.9 oranında azalarak, Şubat'ta 90.4'e geriledi. Bu azalış da, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durumun daha iyi olacağı yönünde beklentisi olan tüketicilerin sayısının bir önceki aya göre gerilediğinin göstergesi.

Hanelerin maddi durumunda iyileşme umudu yok
Hanenin gelecek 12 aylık döneme ilişkin maddi durum beklentisi endeksine baktığımızda bir önceki aya göre yüzde 2.7 oranında azalış gözleniyor. Buna göre, Ocak ayında 91.3 olan endeks Şubat'ta 88.8 olarak gerçekleşmiş. Bu azalış da, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durumunun daha iyi olacağını bekleyenlerin oranının azalmasından kaynaklanıyor.

Hükümet kendini 'Alice'in Harikalar Diyarı'nda' sanıyor
Tüketicilerin ekonomiye ilişkin olumsuz bakışını değerlendiren Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Başkanı avukat Mehmet Bülent Deniz, tüketici güveninin enflasyondan çok daha önemli olduğunu söyledi.
 
Yükselen enflasyon rakamlarıyla birlikte değerlendirildiğinde son dört yılın dip seviyesine inen tüketici güveninin ekonomideki vehameti gösterdiğini belirten Bülent Deniz, ''Bu sadece tüketiciler açısından değil ekonominin geneli açısından da beklentilerin olumsuza döndüğünü gösteriyor'' dedi.
 
Rakamlara bakıldığında tüketicilerin tasarruf etme eğilimlerinin de azaldığına dikkat çeken Bülent Deniz, şöyle devam etti: ''Hükümetin açıkladığı orta vadeli programda tasarruf eğilimi artırmak için bir takım önlemler alındı. Kredi kartı taksitlerini ve kredileri sınırlandırdılar. Biz o zaman da söyledik; tüketime yönelik önlem almakla tasarruflar artırılamaz. Çünkü 100 TL'lik kredi kartı harcamasının 60 TL'si mutfak alışverişi yani zorunlu harcama. Vatandaşın gelirini artırmadan tasarrufların artacağını sanıyorlar. Hükümet kendini Alice'nin Harikalar Diyarı'nda sanıyor. Türkiye ekonomisinin bu anlayışla siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluk iddiaları sürerken ayağa kalkması mümkün değil.''
 

24 Şubat 2014 Pazartesi

Tüketiciyi KoruMA!


Tüketicilerin tek tek başvuru yoluyla da olsa kullandığı ‘kredi masraflarını geri alma’ hakkı için son tarih 28 Mayıs. Yeni tüketici kanunu bu hakkı kaldırıyor.
 
Banka kredisi kullanan tüketiciler, valiliğe bağlı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na başvurarak geçmişe dönük 10 yıllık kredi dosya masraflarının iadesi için başvuruda bulunabiliyordu. Ancak bu hak 28 Mayıs tarihindeki Tüketicinin Korunması Kanunu ile kaldırılacak. Tüketici koruma dernekleri, başvuran tüketicilerin dosya masrafı iadelerini aldıklarını ancak acele etmeleri gerektiğini söylerken, sadece Manisa’da bankalar, şikâyette bulunan 2 bin 540 tüketiciye 700 bin liralık dosya paralarını geri ödemek zorunda kaldı.
 
Bankaların 60’ın üzerinde kalemden ücret ve komisyon aldığını hatırlatan Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, iade edilebilen ücretlerin yasa ile birlikte geri alınamaz hale getirildiğini belirtti. 
 
Deniz şöyle konuştu: “Hükümet, daha önce bankaların 32 kalem faiz dışı gelirlerinin önüne geçileceğini söyledi. Yeni yasa bu aidatları, yasal olarak kaldıracağı yerde yasal hale getirdi. Dediğinin tam tersini yaptı. Şimdi de 28 Mayıs Tüketicinin Korunması Yasası’nı bekliyoruz. ‘Bundan sonra BDDK karar verecek ücretlere’ dediler. BDDK doğru karar veremeyecektir, çünkü bugüne kadar tüketiciyi koruyan bir karar almamıştır.”
 
Talep eden GERİ alıyor
Şu ana kadar net rakam sadece Manisa Ticaret İl Müdürlüğü’nden geldi. Müdür Vekili Salim Çelik, 2013’de Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na 2 bin 821 kişinin bankalardan dosya masrafı geri alma talebinde bulunduğunu ve 2 bin 540’ının olumlu karşılandığını ve 700 bin liralık dosya paralarının geri ödendiğini açıkladı. Sadece bu yılın ilk 45 gününde 2 bin 102 kişinin başvuruda bulunduğunu söyleyen Çelik, yılsonuna kadar 15 bini bulmasını beklediklerini söyledi. Türkiye geneli için ise, 2013’te tüketici şikâyeti sayısının 700 bin, bunun yüzde 80’inin bankalarla ilgili olması bekleniyor. 
 
Masraf geliri toplamı 2013’te 22,5 milyar lira 
BANKALARIN hizmet gelirleri ve komisyonları 2012 Aralık ayında 19 milyar 242 milyon lirayken, 2013’ün aynı döneminde 22 milyar 462 milyon liraya yükseldi. Böylece 2013’te bankaların bu kalemden elde ettiği gelir 3 milyar 220 milyon lira arttı. 2012’de yüzde 12,5 seviyelerinde artan ‘bankacılık hizmet gelirleri ve komisyonlar’ 2013’te yüzde 16,7 yükseldi. 
 
Kredi dosya masrafını geri almak için yapılması gerekenler: 
1-Bankaya kredi bilgilerini içeren bir mektup yazılır.
2-Eğer tüketicinin elinde kredi başvurusu ve dosya masrafına dair herhangi bir belge bulunmuyorsa bile başvuru yapılabilir. Banka evrakı temin etmek zorunda. 
3-Bu mektup bankanın internet sitesinden ya da iadeyi taahhütlü posta ile gönderilebilir.
4-7 gün içinde hesaba dosya masrafı ödenmemiş ise valiliğe bağlı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’na başvuruda bulunulur.
5-Bu başvuru için valiliğe ücret ödenmez. 
6-Heyet 15 gün içinde kararını verir. Karar mahkeme kararı niteliğini taşıyacaktır. 
7-Bankanın ödememesi halinde icra yoluyla da para tahsili yapılabiliyor. 
 
Ayşegül Altın, Karşı Gazete 20.02.2014