25 Mayıs 2014 Pazar

"Tüketici Örgütçülüğü Oynamak"

Yasa gereği yılda bir kez toplanan ve tüketici örgütleri ile ilgili devlet kurumu temsilcilerinden oluşan Tüketici Konseyi'nin onsekizincisi, 22 Mayıs 2014 tarihinde, Ankara'da gerçekleştirildi.
 
Tüketici Konseyi'ne katılan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'in, tüketici örgütlenmesine ilişkin eleştirilerini içeren konuşma metninin tamamını sunuyoruz:
 
Sayın Başkan,
18. Tüketici Konseyi’nin değerli delegeleri,
Konsey toplantısını izlemek için aramızda bulunan sevgili tüketici dostları,
 
Geriye dönüp baktığımda; 1995 yılında tüketici yasasının kabul edilmesinden sonra başlayan Tüketici Konseyi çalışmalarının çoğunluğuna katılma olanağı bulduğumu görüyorum.
 
Katıldığım konsey çalışmalarına katkı sağlamaya çalışırken, eve dönüşte elde ettiğim en önemli kazanımın; tüketici dostları ile tanışma, çalışmaları paylaşma ve birlikte aynı havayı teneffüs edebilmek olduğunu hep düşünmüşümdür.
 
Temsilcisi olduğum tüketici örgütünün çalışmalarını Konsey toplantılarında gururla paylaşırken, mevkidaşlarımın ve temsilcisi oldukları tüketici örgütlerinin çalışmalarını da, her zaman kıskançlıkla ve ancak hayranlıkla izleme zevkine eriştim.
 
Paylaşılan çalışmaların, bilgilerin sonraki dönem için hepimizi olumlu yönde motive ettiği ve bunun önümüzü açtığı kuşkusuzdur.
 
Konsey çalışmalarında kimi zaman yeni tüketici yasaları için konuştuk, kimi zaman iletişim sektöründen, bankacılardan, gıdacılardan yakındık. Tüketici yasamızın getirdiği düzenlemelerin, kurumların, hak arama süreçlerinin yaşama geçirilmediğine ilişkin örnekleri dile getirip Konsey’in devlet kanadına sesimizi duyurmaya çalıştık.
 
Son birkaç yıldır Konsey’in sivil kanadının da artık ümidini ve beklentisini kaybettiği konsey çalışmaları, yasal zorunluluğun yerine getirilmesinden öte değer kazanmamaya başladı. Birbirini tekrar eden, alınan kararların ne işe yaradığının bilinmediği, yaşama geçirilmediği konsey toplantıları akıp giderken, yaşam da akıp gitmeye başladı..
 
Aynı Hamama, Aynı Tası Uzatmak
Şimdi 18. Tüketici Konseyi’nde birlikteyiz.
 
Benden önce söz almış ve benden sonra sizlerle düşüncelerini paylaşacak olan mevkidaşlarım, örgüt temsilcileri olan arkadaşlarım, kaçınılmaz olarak önceki yıllardaki gibi kartellerden, tekellerden, tüketici hukukuna uzak yargıçlardan, işini yapmayı unutan Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri'nden, bakanlığın ilgisizliğinden, örgütlerimizin maddi olanaksızlıklarından söz edeceğiz.
 
Ben de bu konulardan söz edersem kimsenin beni yadırgamayacağından eminim.
Hatta pratik olmak bakımından her konsey toplantısının kaydını almak için zaman ve emek harcayacağımıza, en azından benim konuşma bölümüm için bundan on-oniki yıl önceki konuşma kaydımı bulup bu konsey toplantısının kayıtları arasına konulmasını öneriyorum.
Emin olun, kimse iki farklı yılda yaptığım konuşmalarda, en ufak bir fark olduğunu görmeyecektir.
 
Bizi Konuşmak
Ama bugün değişik bir şey konuşalım istiyorum.
18 yıldır yaptığımızın aksine, bugün GSM'cileri, bankacıları, hakem heyetlerini, bakanlığı şunu-bunu konuşmayalım.
Bunun yerine bizi konuşalım istiyorum.
Şimdi, çok ziyaretçisi olan bir haber sitesinde köşe yazan, önceki dönemlerde TV. de ve diğer medyadaki çalışmalarını yakından izlediğim, tüketici odaklı çalışmalara sıkça imza atan bir değerli gazetecinin, habervaktim.com sitesinin köşe yazarlarından sayın Bilal Şahan’ın bir makalesini sizlerle paylaşmak istiyorum:
 
Hatırlar mısınız?
Çok eskiye gitmeye gerek yok; bir, bilemedin iki yıl öncesi yeter.
Bizim anlı şanlı olmasa da etkinliği olan derneklerimiz vardı.
Onların açıklama yapmasından korkanlar olurdu.
Nasıl korkmasınlar ki?
Hele boykot eylemine öncelik ederlerse vay o firmaların haline.
Sadece yerlisine değil, çok uluslusuna bile meydan okurlardı.
Maalesef o eski hallerinden eser yok şimdi.
Sessizlikleri beni ürkütüyor, korkutuyor.
Ülkede her şey istedikleri gibi mi oldu da kendilerini yok ettiler; yoksa “konuşsak da faydası yok” sendromundalar mı bilemiyorum.
Üçüncü şıkka, siyasallaşmış olmalarına, ihtimal dahi vermek istemiyorum.
Bana göre; bu kadar yoğun gündemin içinde tüketici derneklerinin mutlaka ve mutlaka söyleyecek sözü olmalı.
Mahkeme kararları olmasa da ortada gezen telefon kayıtları ve bunların içerikleriyle ilgili belgeler kamuoyunun karşına geçmenize yetmez mi?
Tüketicinin hakkı sadece yenilen, içilen ve kullanılanlarla mı sınırlıdır?
“Milletin …. koyanlar”,
İktidara yalakalık yapmak için banka batırma operasyonuna katılanlar,
SİT alanını imara açtıranlar,
İmar değişikliği yaptırarak rant sağlayanlar,
Yolcusunu ötekileştirenler,
Vs… vs...
Bütün bunlar sizin alanınıza girmiyor mu?
Hukuksuz talepleri yerine getirenler kadar bunları talep edenler de suçlu değil midir?
Şimdiye kadar doğru bildikleri yolda taviz vermeden ilerleyen tüketici derneklerinin son gelişmeler karşısında duruşlarını gözden geçirmesinin kendilerine saygıları açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Neredesiniz? Ses verin.

Makalenin tarihi 25 Mart.
Hani büyük kavga-döğüşün yaşandığı, kasetlerin, savların, kara çalmaların havada uçuştuğu günlerden birinde yazılan bu makaleyi okuduğumda, bugünkü Tüketici Konseyi toplantısında yapacağım konuşma da ortaya çıkmış oldu.
 
Evet, şimdi bizi konuşalım istiyorum.
 
1990’ların başından bu yana ortalıkta olan, irili-ufaklı bir çok tüketici örgütünün yaptığı çalışmalar üzerine, 2014 yılında yapılan bu değerlendirmeler beni olduğu kadar sizleri de üzmüş olmalı.
 
Elhâk; gazeteci dostumuz tüketici örgütlerinin ezelden beri hiçbir iş yapmadığını söylemiyor bize. Aksine, geçmişte yapılan çalışmalarımızın etkisine selâm gönderip, 2014 yılına gelindiğinde, gözleri bizleri arıyor, ama bulamıyor..
 
Benim de içinde bulunduğum tüketici hakları temelli sivil toplum örgütleri olarak 1990’larda, 2000’li yıllarda gerçekten büyük işler yaptık.
“Vurduk mu, ses çıkar"dı.
“Tüketici derneği söylüyorsa, doğru söylüyordur” sözünü kurumsallaştırmıştık.
“Haydi, arkamıza düşün” dediğimizde, Hoca’nın filleri öyküsündeki durumu pek yaşamadık.
Aksine, en azından kendi adıma Tüketiciler Birliği Derneği Genel Başkanlığından ayrıldığımda, o derneğin kırka yakın şubesi, yüzlerce aktivisti, binlerce üyesi vardı.
 
Zamanın Ruhuna Yenik Düşmek
Ama zaman akıyor.
Zamanın ruhu da değişiyor.
Tüketici örgütlenmesi modelini bizler yenileyebildik mi?
Zamanın ruhuna uygun örgütlenme üzerine hiç düşündük mü?
Yoksa hala 1990’lardaki, 2000'li yıllarda denediğimiz, başarılı olduğumuz ama eskimiş ve işe yaramaz olduğunu fark edemediğimiz örgütlenme biçimini uygulamaya devam mı ediyoruz?
 
Başımız kaldırıp bir bakalım;
Son yıllarda duyurulup da başarılı olan tek bir tüketici boykotu anımsıyor musunuz?
1990’larda tüketici hakları örgütlenmesinde liderlik etmiş dostlarımız birer birer bu görevlerinden ayrıldıktan sonra, bayrağı devralanların o örgütlenmeleri daha da ileriye götürdüklerine tanıklık edebilir misiniz?
Ülkedeki gelir dağılımı adaletini patlatan dolaylı vergi dinamitinin yanan fitilini söndürecek nefesi üfledik mi?
Yoksa “dünyadaki en pahalı benzini kullanıyoruz” demenin bize keyif verdiği garip ve sorunlu ruh halinde miyiz?
 
Bu soruların yanıtlarının kocaman bir HAYIR olduğunu hepimiz biliyoruz.
 
Tüketici Örgütçülüğü Oynamak
Gelişen sosyal medya gerçeğini görmekten, özümsemekten uzak, hala 2000'li yılların dernekçiliğinden bir adım öteye gidemeden, kendi kendimize “tüketici örgütçülüğü” oynuyor olmayalım sakın?
 
Gerçek bu kadar yalın bir şekilde önümüzde dururken, yüzümüzü ekşitiyor, hatta bu özeleştirilere homurdanıyor olabiliriz. Ama ortaya konulan bu gerçekliğin ne kadar gerçek olduğunu sadece tek bir örnekle kanıtlayacağım:
 
Yayın Tarihi: 28.11.2013, Sayısı:6502, İsmi:Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
Madde:4/III: Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.
 
2012 yılının Temmuz ayında sayın Hayati Yazıcı’nın, “bankaların bu haksız gelirlerinin önünü keseceğim” demesinin ardından, yapılan yeni yasa taslağı çalışmalarında, bankaların “şubenin önünden geçtin, para ver”, “şubemizin camına bakıp saçını düzelttin para ver” dediği bu paraların alınmasının yasaklandığı taslak metinleri görerek çok sevinmiş, ama geçen yıl bu zamanlarda onyedinci Tüketici Konseyi için bir araya geldiğimizde taslağın son halini görünce hepimiz dumura uğramıştık. Geçen Konsey’de yapılan konuşmalarda, yapılan çalıştaylarda, vargücümüzle bu maddeye karşı çıkmıştık.
 
Bütün tüketici örgütlerinin eksiksiz karşı çıktığı bu düzenleme birkaç gün sonra, 28 Mayıs 2014 de yürümeye başlayacak.

 
Başımız Kumda, Gerisi Açıkta
Toplum vicdanının asla kabul etmediği banka haraçlarının önünü kesecek düzenlemenin yeni yasa metninde yer almasını sağlayamadık.
Ama uzatılan her mikrofona koşar adım gidip deiectio olmuş şekilde konuşmaktan hiç vazgeçmedik.
Medyaya çokça çıkıp, çok konuşunca sözümüzün ağırlığının yokolduğunu görmek yerine, “eee konuştunuz, astınız kestiniz, sonuç?” diye soran gözlere bakmaktan kaçınmaya başladık.
Özel günlerde çelenk sunmaktan öteye gidemeyen dernekçiliğin cazibesine kapılıp, kendimizi büyük gösteren dev aynalarından uzak tutmayı başaramadık.
“Federasyon tamam, şimdi bir de konfederasyon da patlattık mı süper olur” derken, yıllardır mücadelesi verilen banka haraçlarını engelleyememiş olmayı, özeleştiri nedeni olarak hiç görmedik.
Başkanlığını yaptığı tüketici örgütünün tek bir çalışmasında yer almayıp, internet ortamında, "tüketici uzmanı" sıfatını kendine yakıştırıp, tüketici şikâyetlerini çözmeyi marifet sanmaya başladık.
Paralı tüketici hakları seminerleri düzenleyip, tüketici örgütlenmesinin evrensel ve en önde gelen temel etik kuralı;  "tüketici örgütlenmesi, hiçbir koşulda reklâm almaz, sponsor edinmez" ilkesini ayağımızın altında ezip geçtik.
 
Sevgili dostlar,
“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”  demiyor, yukarıda yaptığım değerlendirmelerin büyük kısmını da, kendi adıma özeleştiri olarak sizlerle paylaşıyorum.
Zamanın ruhunu kavramış, gerçekten güçlü, etkin ve toplumun güven duyacağı, hacet kapısı olarak göreceği tüketici örgütlenmesi modeli üzerinde kafa yormalı düşünmeli, tartışmalıyız.
 
Bunu yapmalıyız ve unutmamalıyız ki; "Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerden.."

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Tüketiciye Bir Darbe de, Yargıtay'dan

Yargıtay'ın aldığı karar ile artık tüketiciler, bankaların aldığı haksız ücretler için Tüketici Hakem Heyeti yerine genel mahkemelere başvurmak zorunda.
 
28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni düzenleme ile bankaların tüketicilerden haksız yere aldığı ücret ve komisyonların yasallaşması beklenirken, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/165 sayılı karar ile bu süreç şimdiden başladı. Yargıtay'ın aldığı karara göre, Tüketici Hakem Heyetleri hesap işletim ücretlerine ilişkin davalar ile ilgili herhangi bir işlem yapamayacak, tüketiciler haklarını genel mahkemelerde aramak zorunda kalacak. Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuran herhangi bir yurttaş kendisinden haksız yere ücret kesilmiş olan ücreti kolaylıkla ve kısa zamanda alabiliyorken, artık cebinden para vermek ve çok daha uzun süren bir dava sürecini takip etmek zorunda kalacak.

'TÜKETİCİ DAVADAN CAYDIRILIYOR'
Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Av. Cevat Kazma “Tüketiciler hakem heyetlerine ücretsiz başvuru yapabiliyor, haklarını arayabiliyordu. Kararla birlikte tüketiciler dava açmak için masraf yapmak zorunda. İadesi alınabilecek tutar göz önünde bulundurulduğunda astarı yüzünden pahalıya gelecek. Bu karar tüketiciyi davadan caydırmaya, hesap işletim ücretlerini de yasallaştırmaya yönelik bir adımdır” diyerek kararın, tüketicinin yasal yollarla haklarını aramasının önüne geçildiğini belirtti.

BU KARARLA SÜRECİ BAŞLATTILAR
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat M. Bülent Deniz, 28 Mayıs'tan sonra bu kararın da bir anlam ifade etmeyeceğini, çünkü bu tarihte yürürlüğe girecek olan düzenleme ile bankaların aldığı bütün ücretlerin tamamen yasallaşacağını belirterek, "Yargıtay önümüzdeki sürece erkenden uyum sağlama çabasında gibi görüyor" diye konuştu. Bu kararın Yargıtay'ın daha önceki kararlarıyla bile çeliştiğini belirten Deniz, "Yargıtay ve Adalet Bakanlığı elbirliği ile tüketici aleyhine karar vermeye başlamıştır" dedi.
'BU BİR İKİYÜZLÜLÜKTÜR'
Deniz ayrıca, "'Faiz lobisi' diyerek mitinglerde bankaları hedef haline getiren iktidarın, bu gibi kararlara ses çıkarmaması, tepki göstermemesi bir ikiyüzlülüktür" diye konuştu.
 
 

Borçları Bile Yakınlarına Kalacak

İşçinin işyerindeki güvenliğinden en az işveren kadar sorumlu olan devletin, riskli sektörlere sigortanın girmesini sağlayarak önemli can kayıplarını önleyeceği belirtildi. Kredi borçlusu madenci hayatını kaybettiğinde borcu ailesine kalıyor.
 
Soma'da hayatını kaybeden 301 madenciye Başbakan Erdoğan da dahil şehit denilmesine rağmen madencilerin kredi borçları ailelerine kalacak ve borçları aileler ödemek zorunda kalacak. Peki Hükümet "şehit" dediği madencilerin borçları için ne gibi bir iyileştirme yapacak?
 
Vicdan sahibi her yüreğin acı duyduğu Soma katlimı ardından işçilerin bankalara olan borçları, bankaların bir duyarlılık göstererek borçları sildiklerini açıklamaları ardından kredi alanlara zaten sigorta zorunluluğu olduğu ve bunların sigortaları karşılığı silineceği etraflıca konuşuldu, yazıldı, tartışıldı. Pek çok medya organında farklı açılardan ele alınan konular bir dizi üzüntü verici detayı ortaya çıkarırken bu acıların, daha da önemli böylesi bir katilamın yeniden yaşanmaması için atılması gereken adımlar hakkında da ipucu verdi.
 
Başta çözüme dönük öneriler olmak üzere bu konuda gündeme getirilen noktaları şöyle bir özetlemek istiyoruz.
Maden sigortası zorunlu olsun
* İşçinin işyerindeki güvenliğinden sorumlu olan devlet başta madenler olmak üzere riskli alanlardaki işyerlerine sigortayı zorunlu yapamaz mı. İşyerlerini iş ve işçi güvenliği açısından denetlemekle yükümlü olan devlet, bu konudaki işleyişi hızlandırmak için bir süre yapılacak sigortaya destek veremez mi...
* İş Güvenliği Yasasısıyla iş güvenliği müfettişlerine madeni ya da tesisi riskli bulduğu durumlarda kapatma yetkisi veren devlet, bu denetimlerin hakkıyla yapılmasını da sağlamakla yükümlü değil mi...
* İşyerlerine getirilecek zorunlu sigorta, riski ve ödeyeceği teminat üzerine çalışan sigorta şirketinin bu konudaki denetimini gündeme getirmez mi, parasal risk alan sigorta şirketleri denetimleri yalnız kağıt üzerinde yapmayacağından işçi ve işyerinin bekeası için bu durum çok daha hayırlı olmaz mı?
*Zira böylesi bir durumda, işyeri sigortası olan işletmeler zararlarını sigorta şirketlerinden tahsil edebilecek. Sigorta müfettişleri Soma’daki gibi bir kazanın olmaması için kılı kırk yararak araştırma yapacak. Gördüğü ne ise onu yazacak.
 
Kredi miktarı çok düşük
* Soma’da bankalardan kullanılan bireysel kredi ile kredi kartı borçları 690 bin lira olarak hesaplandı. Bankaların 2 Mayıs itibariyle kredi kapasetileri 1 trilyon 52 milyar lira olarak açıklandı. Merkez Bankası verilerine göre, yurt içi kredi miktarı 2-9 mayıs haftasında 1 trilyon 41 milyar 484 milyon lira oldu.
* Somalı madencilerin gelir ortalaması 1.500 lira. Bankalar BDDK’nın çıkardığı yeni yasal düzenlemeler kapsamında bir kişiye en fazla maaşının 5 katı kadar kredi limiti tanıyor.
* Kadife Şahin’in Milliyet’teki haberine göre tüm Soma halkının sistemden kullanabildiği ticari, bireysel kredi kartı ve bireysel tüketici kredilerinin toplam tutarı 775.823 bin TL’yi aşmıyor. Bireysel borç toplamı 690 bin lira.
* Ticari hukuk kuralları içinde kredi borçlusu hayatını kaybettiğinde borcu mirasçılarına kalıyor. Borç sigortalanmış ise bu borçları sigorta şirketi ödüyor.
* BDDK iki ay önce çıkardığı düzenleme ile sigorta zorunluluğunu kaldırdı. Bankalar artık bireysel kredi verdikleri müşterilerinden zorunlu olarak Hayat Sigortası yapmalarını isteyemiyor. Bankalar sadece konutkredilerinde müşterilerinden hayat sigortası yapmalarını isteyebiliyorlar. Konut kredileri de belli bir teminat karşılığında verildiği için bu kredilerin de banka açısından çok fazla bir riski bulunmuyor.
* Kritik bir nokta da birçok sigorta şirketinin madencilik yüksek riskli meslek gruplarında olduğu gerekçesiyle madencilere hayat sigortası yapımadığı. Çünkü ileri yaş, ciddi hastalık gibi yüksek riskli meslek de hayat sigortası önünde ciddi bir engel.
* “Madencilikte hayat ucuz” prim yüksek” yorumunda bulunan bankacılar, bu hedenle kredi borçlarını sildikleri yönündeki açıklamaların yanlış anlaşıldığını, hayat sigortası olan madencilerin sigorta paralarının ise ailelerine bırakılacağının altını çizmek zorunda kaldılar.
 
Hukuku yardım yapılacak
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, tweetir hesabından şu bilgilendirmeleri yaptı:
Soma’daki felâkette yakınınızı kaybettiyseniz, yakınınız herhangi bir bankadan tüketici kredisi, konut kredisi kullanmış ise;
-Olasılıkla krediyi çekerken banka tarafından hayat sigortası yapılmıştır.
-Sigortada belirtilen teminat, yani vefat halinde ödenecek para miktarı ödenecek toplam kredi borcu kadardır.
-Bu durumda kredi borcunun kalan taksit tutarı, sigorta tarafından bankaya ödenecektir.
-Poliçede yazılı vefat halinde ödenecek teminat miktarından arta kalan para da vefat edenin yasal mirasçılarına (veya poliçede ayrıca bir isim belirtilmişse o kişiye) ödenecek.
Herhangi bir nedenle kredi borcu sigorta tarafından karşılanmayan veya teminat tutarından arta kalan miktar kendisine ödenmeyen aileler için Tüketici Birliği Federasyonu her türlü hukuki yardımı ücretsiz olarak sağlayacak.
 

17 Mayıs 2014 Cumartesi

#işçilistesiaçıklansın (2)

16 Mayıs 2014 tarihinde bloguma girdiğim #işçilistesiaçıklansın başlıklı yazı ile Soma'da meydana gelen maden faciasındaki kayıpların sayısı ile ilgili kamuoyunun zihninde oluşan soru işaretlerinin kaldırılması gerektiğini belirtmiş ve bu konuda bilgi edinme yasasından yararlanarak, BİMER'e başvuru yapılmasını önermiştim.
 
Yazımın yayınından sonraki süreçte, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından faciada 301 kişinin yaşamını yitirdiği ve 295 kişinin de sağ olarak kurtarıldığı açıklaması yapıldı.
 
Soma'daki madeni işleten şirket yetkilileri tarafından yapılan basın toplantısınıda da, kaza anında, madende 787 kişinin bulunduğu açıklanmıştı. Şirket yetkililerinin verdiği sayı ile Bakan Yıldız'ın kurtarılan ve yaşamını yitirenlere ilişkin verdiği sayılar birbirini desteklemektedir. Bu durumda kaza anında madende bulunan kişi sayısına ilişkin kamuoyunda haklı olarak oluşan soru işaretleri giderilmiş olmaktadır.
 
Maden faciasında yaşamını yitirenlerin sayısı hakkında başkaca savda bulunan sav sahiplerinin kanıt ortaya koymaları gerektiği değerlendirmesini, site ziyaretçilerimin dikkatine sunuyorum.

16 Mayıs 2014 Cuma

#işçilistesiaçıklansın

Ulusal felâket..
Ulusal yas...
Kamuoyunu aydınlatmayan, zihinlerdeki soru işaretlerini gideremeyen bir Kriz Yönetimi..
 
Kayıplarımızın sayısı, her türlü kuşkudan uzak şekilde ve net olarak açıklanabilmiş değil.
Fısıltı gazetesi çalışıyor; "yediyüzden fazla ölüm var", "kaçak işçi varmış", "Suriye'den gelenler çalıştırılıyormuş"...
Sosyal medya, ağırlıkla bu konuda yoğunlaşan haberlerle dolu
 
Yurttaşın bilgi alma hakkı, dahası doğru bilgi alma hakkı her türlü tartışmadan uzak.
Bu hakkımızı kullanmak, her yurttaş için vazgeçilmez ve doğal bir hak..
 
Bu satırları okuduğunuza göre, şu anda internet erişimine sahipsiniz.
O halde, gelin günlerdir zihinlerdeki soru işaretlerini kaldıramayanlara, yurttaş olduğumuzu, bilgi edinme hakkımız olduğunu gösterelim;
 
İlk adım: Başbakanlık İletişim Merkezi'nin www.bimer.gov.tr adresindeki sitesine giriyoruz.
İkinci Adım: Altta bulunan Bilgi Edinme linkine tıklıyoruz.
Üçüncü Adım:Üst menüdeki Başvuru Yap linkine giriyoruz.
Dördüncü Adım: Çıkan formu doldurup İstenen Bilgi ve Belgeler bölümüne; "Soma'da meydana gelen maden kazasında, kaza anında madende bulunan çalışanların isim listesini edinmek istiyorum" yazıp GÖNDER diyoruz.
 
Topu topu 40 saniye ayırarak yurttaş olduğumuzu, bizleri yönetenlere anımsatabiliriz.

Kredi Borcu Olan Madenci Aileleri...

Ülkenin bağrı yanıyor.
Ama ateş düştüğü yeri daha çok yakıyor.
Üçotuz paraya yerin altına giren babalarınız, ağabeyleriniz, kardeşleriniz, erkekleriniz...
Mutlaka bir yaşam kavgası için indiler oraya.
Evin kirası, çocuğunuzun eğitimi, geleceği, mutfağın tütmeyen ocağı için..
Olasılıkla da, öde öde bitmeyen banka borcu için..
 
Soma'daki felâkette yakınınızı kaybettiyseniz, yakınınız herhangi bir bankadan tüketici kredisi, konut kredisi kullanmış ise;
-Olasılıkla krediyi çekerken banka tarafından hayat sigortası yapılmıştır.
-Sigortada belirtilen teminat, yani vefat halinde ödenecek para miktarı ödenecek toplam kredi borcu kadardır.
-Bu durumda kredi borcunun kalan taksit tutarı, sigorta tarafından bankaya ödenecektir.
-Poliçede yazılı vefat halinde ödenecek teminat miktarından arta kalan para da vefat edenin yasal mirasçılarına (veya poliçede ayrıca bir isim belirtilmişse o kişiye) ödenecektir.
 
Bu sizlerin yasal hakkınızdır.
Yasal hakkınızı, "Soma'ya destek oluyoruz" reklâmıyla duyurup prim yapmak isteyen bankalar; size destek olmuyor, zaten zorunlu oldukları bir ödemeyi yapıyorlar.
 
Herhangi bir nedenle kredi borcu sigorta tarafından karşılanmayan veya teminat tutarından arta kalan miktar kendisine ödenmeyen aileler için Tüketici Birliği Federasyonu her türlü hukuki yardımı ücretsiz olarak sağlayacaktır.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Tüketici Yasası Aldatmacası

Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Deniz, 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni tüketici yasasının tüketici aleyhine olduğunu belirterek, "Tüketiciler, kart aidatları ve dosya masrafları gibi konularda 28 Mayıs’a kadar bankalara dava açsınlar. Çünkü bu tarihten sonra açılan davalar kaybedilecek" dedi.
 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın büyük iddialarla lanse ettiği ve 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni Tüketici Yasası fiyasko çıktı. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, yeni tüketici yasasının tüketici aleyhine olduğunu söyledi.

'28 MAYIS'A KADAR DAVA AÇIN'
Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Deniz, kredi kartı aidatları konusunda yasal bir düzenleme olmaması nedeniyle mevcut uygulamada bireysel müracaatla, bankalardan aidatların geri alınabildiğini belirtti. Deniz, 28 Mayıs tarihinde yürürlüğe girecek yeni Tüketici Yasası'yla, tüketici kredilerinden alınan dosya masraflarının ve kart aidatılarının yasallaşacağını ve geri almanın mümkün olmayacağını vurguladı. Deniz, tüketicileri uyararak, "Tüketiciler, kart aidatları ve dosya masrafları gibi konularda 28 Mayıs’a kadar bankalara dava açsınlar. Çünkü bu tarihten sonra açılan davalar kaybedilecek. Dolayısıyla gelinen nokta, iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini ortaya koymaktadır" dedi.

'BDDK, HİÇ TÜKETİCİ LEHİNE KARAR ALMADI'
Deniz, bankaların hangi hizmetlerden para alacağının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) kararına bırakıldığını belirterek, BDDK’nın bugüne kadar hiç tüketici lehine karar almadığını söyledi. Deniz, “Dolayısıyla Bakan Hayati Yazıcı’nın, ‘Bankalar 61 kalemden haksız para alıyor’ diye tepki gösterdiği konuların tamamı BDDK’nın insafına terk edildi” diye konuştu.

 
Yeni yasa nasıl anlatılmıştı?
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, bankaların 61 kalemde haksız para aldığını belirterek, bankacılıkta aidatsız kart döneminin başlayacağını, bankaların herhangi bir ücret ve aidat kesemeyeceğini, bankaların faiz dışı gelirlerinin de BDDK tarafından düzenleneceğini açıklamıştı. Yazıcı, yeni Tüketici Yasası ile sigorta ilişkilerini, vekâlet ilişkilerini, hizmete dönük ilişkileri, ürün satımlarını tüketici lehine düzenleyeceklerini belirtmişti. Yazıcı, hesap işletimsizlik ücreti, hesap bildirim ücreti, para sayma ücreti gibi 61 farklı isim altında alınan ücretlere 'dur' denileceğini, tüketici kredisinin erken kapatabileceğini ve tüketici güvencesi sigortası geleceğini söylemişti.

8 Mayıs 2014 Perşembe

"POS Komisyonu'Fon'a Gidiyor"

Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Avukat Bülent Deniz, geçen sene hayatımıza giren yeni nesil POS cihazlarından bankaların aldığı yüzde 1,25'lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi.
 
2013 Yılının ekim ayında zorunlu tutulan yeni nesil elektronik yazar kasa (POS/ödeme kaydedici cihaz), tüm kredi kartları için aynı cihazla hizmet verme avantajı ile piyasaya çıkmıştı. Bankalar POS cihazlarından, aylık yüzde 1,25’e varan oranlarda işletmenin yaptığı cirodan komisyon ücreti kesiyor. Alınan bu komisyon oranı bankadan bankaya farklılık gösteriyor. Bazı bankalar verimsizlik ücreti kesintisi alırken, bazı bankalar üye iş yeri hizmet bedeli adı altında bir kesinti yapıyor. Verilen komisyon ücretlerinin nerede kullanıldığı konusunda bilgisine başvurduğumuz işletme sahipleri komisyonun nerede kullanıldığını bilmedikleri gibi, “Telefonun ucundaki ‘Pos Destek Hattı’nda muhatap bile bulamıyoruz” diye konuştular.

'VATANDAŞIN BİLGİ ALMA HAKKI VAR'
Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz, POS cihazlarından alınan yüzde 1,25’lik komisyon ücretinin önce 'Fon'a, ardından da Maliye eliyle genel bütçeye aktarıldığını söyledi. Deniz, vatandaşın ödediği verginin nerede kullanıldığı ile ilgili bilgi alma hakkının olduğuna işaret ederek, “İşletme sahiplerinin ve vatandaşların ödedikleri komisyonun akıbeti ile ilgili bilgi alamamaları üzücüdür. Bankaların pos cihazları marifeti ile işletme cirolarından tahsil edilen komisyonlar, Maliye Bakanlığı eliyle 'Fon'a gidiyor” dedi. Türkiye’de aylık kredi kartlı alışveriş ve nakit çekimi 35 milyar TL’yi geçiyor. Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Mehmet Bülent Deniz’in 'Fon'a aktarıldığını ifade ettiği aylık yüzde 1,25 ise 437,5 milyon TL’ye tekabül ediyor.

'DOSYA MASRAFI BİR HİLE'
AKP Hükümeti'nin bir yandan 'faiz lobisi' diye itham ederek bankaları eleştirdiğini belirten Tüketiciler Birliği Federasyonu Genel Başkanı Deniz, öte yandan hükümet eliyle bankalara yeni gelir kapısı yaratmanın yollarının arandığını söyledi. Deniz, bankaların 180 gün işlem görmeyen hareketsiz hesaplardan, hesap sahibine haber vermek suretiyle işletim ücreti alabileceğini ifade etti. Tüketici kredilerinde bankaların aldığı dosya masrafının bir hile olduğunu belirten Deniz, “0,99 kredi kampanyası ilan edip, dosya masrafı adı altında bu oranı yüzde 1’in üzerine çıkarıyorlar. Ve hukuksuz aldıkları dosya parasının hesabını da mahkemede veremiyorlar” açıklamasını yaptı.

Murat Bayar, Yurt Gazetesi 07.05.2014 http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/pos-komisyonu-fona-gidiyor-h52541.html

22 Nisan 2014 Salı

Aidat Vurgunu


TAKVİM, aidat sorununu gündeme getirmeyi sürdürüyor. Uzmanlar, vatandaşın ev alırken ya da kiralarkan söylenmeyen bu aidatları ödemek zorunda olmadığını söyledi.
 
Hem ev sahiplerinin hem kiracıların son dönemde ortak derdi yüksek aidatlar oldu. Artık neredeyse her sitede yüksek aidat ücretleri istenmeye başladı. Vatandaş yönetime yetki verdiği için bu paraları ödemek zorunda bırakılıyor. Ödemeyenlere haciz giderken, boş bırakılan konutlar için bile aidat isteniyor.

YÜZDE 50'LİK KÂR
Bazı gayrimenkul firmalarının vatandaştan para kazanma yöntemleri evi sattığında da bitmiyor. Tüketici, evi alırken imzaladığı bir belge ile sosyal kullanım alanlarının ve sitenin yönetimini farkında olmadan projeyi yapan firmaya teslim ediyor. Firmalar da 'yönetim hizmeti' adı altında kestikleri faturalardan yüzde 50'yi aşan kârlar elde ediyor. Öyle ki; ödenen 400 liralık faturanın 200 lirası gayrimenkul firmasının cebine giriyor. Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, yüksek aidat ödeyen vatandaşların çaresiz olmadığını söyleyerek, örgütlü hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Vatandaşların dudak uçuklatan aidatlara boyun eğmek zorunda olmadığını vurgulayan Deniz, şunları kaydetti: "Evi alırken imzaladığınız bir madde ile inşaat şirketini site yönetimi ile ilgili yetkilendirmiş oluyorsunuz. Kat malikleri toplu hareket ederse, şirketle yapılan sözleşmeyi feshetme imkanları olabilir. Böylece fahiş aidattan kurtulurlar."

 
Ev taksiti gibi aidat
İSTANBUL'da markalı bir projedeki 150 metrekarelik bir evin ortalama aidatı 450 lira. Birçok insanın kira parası kadar olan bu aidatlar, daire sakinlerini zorluyor. Ev sahipleri veya içinde oturan kiracılar, ev kredisi gibi aidat ödüyor. İstanbul'daki en yüksek aidat ise Mecidiyeköy'deki Trump Towers'ta ödeniyor. Bin 200 metrekare büyüklüğündeki dairenin aylık aidatı tam 11 bin 520 lira.

'Kazanç kapısı oldu'
Site yönetimlerinin toplanan aidatları kendileri için kazanç kapısı haline getirdiğini belirten Bülent Deniz, "Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu konuda harekete geçmeli. Firmalar denetlenmeli" dedi. Deniz, kat maliklerinin, toplanan aidatlar ile alınan hizmetin denk olup olmadığını her zaman denetleme hakkının olduğunu kaydetti.

Bu soruları SORUN
DAİRE alırken veya kiralarken aidat konusunda şu hususlara dikkat edilmeli, şu sorular sorulmalı: İşletme projesi en ince detayına kadar ilgililere dağıtılıyor mu? Aylık avans miktarı veya avansı oluşturan ana detaylar (eşit veya arsa payı oranında paylaşılan giderler) belirtiliyor mu? Eşit veya arsa payı giderlerinin hangi kalemlerden ibaret olduğu net bir şekilde bildiriliyor mu? Ortak giderler aidata dahil mi, değil mi? Ev merkezi ısıtma mı, kombili mi? Sosyal tesisler herkesin kullanımında mı, yoksa üyelik sistemiyle mi çalışıyor? Kapalı garaj, soğutma ve ısıtma donanımları var mı ve aidatlara dahil mi? Güvenlik derecesi nedir? Malzeme kalitesine bağlı olarak bakım ve onarım giderlerinin detayı kat maliklerine iletiliyor mu?
 
Özlem Kamer Tercanlı, Takvim-22.04.2014 http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2014/04/22/aidat-vurgunu

17 Mart 2014 Pazartesi

Consumer rights worse despite new legislation, associations say

Leaders from Turkey's Consumers Association (TÜDER) and Consumers Union (TB) have marked consumers' week in Turkey by saying that consumers' rights in the country are now worse than they were before the implementation of new consumer protection laws in November 2013.
 
The week from March 15 to 21 is designated consumers' week in Turkey, with the intention of informing citizens of their rights as consumers, what they can do to protect these rights and which institutions can offer them guidance. These rights are inspired by the United Nations Guidelines for Consumer Protection and include the right to access information, the right to be educated about consumer rights, the right to return damaged goods and the right to protection of economic interests.
This year, associations such as TB and TÜDER have chosen to inform the public that their consumer rights are still being violated, despite the legal changes in 2013. Bülent Deniz, the head of TB, told Sunday's Zaman that “in Turkey, 'consumer rights' is an expression with no substance.” He gave the state of the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK) as an example. “At least one member [of the BDDK] should have been assigned by law to protect consumers' rights. But instead, all the members present at the institution represent producers or are dealers' representatives,” Deniz said. “This is a total embarrassment.”
Deniz emphasized that one of the most difficult relationships for consumers is with banks, because of their ruthless and inconsiderate attitudes. “I sued my bank in 2007 for the TL 20 they illegally charged me as a subscription fee. I won the case and, after that, thousands of other consumers filed lawsuits,” according to the TB head. In Turkey, banks can charge consumers for 62 different transaction costs, including “SMS message fees, bank statement fees, subscription fees and balance inquiry fees,” Deniz claims.
Hayati Yazıcı, customs and trade minister, presented a bill to Parliament in July 2013 which aimed to prevent banks from levying these fees. However, Parliament decided to make it legal for banks to charge those fees, thus benefitting powerful institutions instead of individual consumers. “Consumers were better off before Yazıcı decided to relieve them of the unfair costs [that banks charge]. At least they could have gone to court and won their cases. Now, they cannot even do that,” Deniz claimed.
The status of consumer protection laws could be confusing for anyone who is not an expert in law or economics. In November 2013, a number of Turkish dailies announced that the implementation of the law was a positive step for consumers. For example, various newspapers said that the period in which a faulty item could be returned had been extended to six months from the previous limit of one month. Turkish media also announced in November that the new law alleviated the burden on consumers in their deals with banks, limiting the reasons banks could bring forward to charge their clients.
Deniz informed Sunday's Zaman that the legal changes made in 2013 did not make conditions very different from the situation that was already in place after the 1995 consumer protection law. “Only that a few technical details have been added in order to make our laws look compatible with EU regulations,” Deniz said. He also highlighted the problems with consumer protection laws in Turkey, saying: “The law says that cases consumers bring to court should be resolved within three months. However, there are cases that haven't been resolved for over two years” -- suggesting that what appears to be the situation on paper might not be the case in reality.
Engin Başaran, honorary president of TÜDER, focused on other problems for consumers in Turkey while speaking to Sunday's Zaman. In addition to unfair charges by banks, she finds that reduced purchasing power, a heavy tax burden and high debt are also problems for consumers that are rising year after year. Nevertheless, Başaran agrees with Deniz that the struggle between banks and consumers has been intensified by the 2013 laws. “It [the relationship between banks and customers] is much worse than it was in 1995 when the previous consumer protection laws were in place,” Başaran confirms. She also admits that she is particularly worried by the fact that the activism undertaken by various consumer associations in the past has largely died.
Complaints about bank accounts and services by clients are an international phenomenon, so one might assume that the worsening situation for consumers is not limited to Turkey. Başaran, however, thinks that the situation is a very Turkish problem. “A country with a free market should prioritize the protection of consumers before all else,” Başaran claims. “The victimization of consumers that takes place in Turkey has no equivalent in developed countries.
 
Meltem Naz Kaşo, Today's Zaman-16.03.2014