bilal şahan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilal şahan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Türkiye Tüketicisi "Hareket"e Geçiyor...


Yasa gereği yılda bir kez toplanan ve tüketici örgütleri ile ilgili devlet kurumu temsilcilerinden oluşan Tüketici Konseyi'nin ondokuzuncusu, 25 Mayıs 2015 tarihinde, Ankara'da gerçekleştirildi.
 
Tüketici Konseyi'ne katılan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'in konuşma metninin tamamını sunuyoruz:

Bundan tam 363 gün önce, bu salonda sizlerle birlikteydim.
363 gün önce bu saatlerde, yine bu kürsüden sizlere seslenmeye çalışıyordum.

“Ama bugün değişik bir şey konuşalım istiyorum, “biz’i konuşalım” diye söze başlamış ve "biz halkız, yeniden doğarız ölümlerden" diyerek sözlerimi sonlandırmıştım.

Sayın Başkan,
19. Tüketici Konseyi’nin değerli delegeleri,
Konsey toplantısını izlemek için aramızda bulunan sevgili tüketici dostları,

Olumlu-olumsuz, ama yoğun tepkiler alan o konuşmamın ardından gerek medyada ve gerekse tüketici haklarının konuşulduğu her mahfilde, 363 gün önce yaptığım konuşmanın tartışıldığına tanık olmak, elbette ki, mutluluk verici.
O konuşmaya getirilen olumsuz değerlendirmelerin dahi, bugüne dair olumlu katkıların olduğunu açıkça belirtmek istiyorum.

Yirmi yıla yaklaşan tüketici hakları mücadelemde, benim için mutluluk verici çalışmalarımdan birisi olarak gördüğüm o konuşmamda;

Çok ziyaretçisi olan bir haber sitesinde köşe yazan, önceki dönemlerde TV. de ve diğer medyadaki çalışmalarını yakından izlediğim, tüketici odaklı çalışmalara sıkça imza atan bir değerli gazetecinin, habervaktim.com sitesinin köşe yazarlarından sayın Bilal Şahan’ın, 25 Mart 2014 tarihli bir makalesini sizlerle paylaşmış;

Hatırlar mısınız?
Çok eskiye gitmeye gerek yok; bir, bilemedin iki yıl öncesi yeter.
Bizim anlı şanlı olmasa da etkinliği olan derneklerimiz vardı.
Onların açıklama yapmasından korkanlar olurdu.
Nasıl korkmasınlar ki?
Hele boykot eylemine öncelik ederlerse vay o firmaların haline.
Sadece yerlisine değil, çok uluslusuna bile meydan okurlardı.
Maalesef o eski hallerinden eser yok şimdi.
Sessizlikleri beni ürkütüyor, korkutuyor.
Ülkede her şey istedikleri gibi mi oldu da kendilerini yok ettiler; yoksa “konuşsak da faydası yok” sendromundalar mı bilemiyorum.
Üçüncü şıkka, siyasallaşmış olmalarına, ihtimal dahi vermek istemiyorum.
Neredesiniz? Ses verin.
Diye yazan satırları sizlere okumuştum.

Bana, 363 gün önceki konuşmamı yazmak için ilham veren o makaleden yola çıkarak;

“Benim de içinde bulunduğum tüketici hakları temelli sivil toplum örgütleri olarak 1990’larda, 2000’li yıllarda gerçekten büyük işler yaptık.
“Vurduk mu, ses çıkar"dı.
“Tüketici derneği söylüyorsa, doğru söylüyordur” sözünü kurumsallaştırmıştık.
“Haydi, arkamıza düşün” dediğimizde, Hoca’nın filleri öyküsündeki durumu pek yaşamadık.
Aksine, en azından kendi adıma Tüketiciler Birliği Derneği Genel Başkanlığından ayrıldığımda, o derneğin kırka yakın şubesi, yüzlerce aktivisti, binlerce üyesi vardı.”
Demiş ve;

Ama zaman akıyor.
Zamanın ruhu da değişiyor.
Tüketici örgütlenmesi modelini bizler yenileyebildik mi?
Zamanın ruhuna uygun örgütlenme üzerine hiç düşündük mü?
Yoksa hala 1990’lardaki, 2000'li yıllarda denediğimiz, başarılı olduğumuz ama eskimiş ve işe yaramaz olduğunu fark edemediğimiz örgütlenme biçimini uygulamaya devam mı ediyoruz?”
Diye sormuştum.

Sorduğum soruya yanıtımı,“Tüketici Örgütçülüğü Oynamak” başlığı altında vermiş,

“Gelişen sosyal medya gerçeğini görmekten, özümsemekten uzak, hala 2000'li yılların dernekçiliğinden bir adım öteye gidemeden, kendi kendimize “tüketici örgütçülüğü” oynuyor olmayalım sakın?
Diyerek,

“Toplum vicdanının asla kabul etmediği banka haraçlarının önünü kesecek düzenlemenin yeni yasa metninde yer almasını sağlayamadık.
Ama uzatılan her mikrofona koşar adım gidip deiectio olmuş şekilde konuşmaktan hiç vazgeçmedik.
Medyaya çokça çıkıp, çok konuşunca sözümüzün ağırlığının yokolduğunu görmek yerine, “eee konuştunuz, astınız kestiniz, sonuç?” diye soran gözlere bakmaktan kaçınmaya başladık.
Özel günlerde çelenk sunmaktan öteye gidemeyen dernekçiliğin cazibesine kapılıp, kendimizi büyük gösteren dev aynalarından uzak tutmayı başaramadık.
“Federasyon tamam, şimdi bir de konfederasyon da patlattık mı süper olur” derken, yıllardır mücadelesi verilen banka haraçlarını engelleyememiş olmayı, özeleştiri nedeni olarak hiç görmedik.
Başkanlığını yaptığı tüketici örgütünün tek bir çalışmasında yer almayıp, internet ortamında, "tüketici uzmanı" sıfatını kendine yakıştırıp, tüketici şikâyetlerini çözmeyi marifet sanmaya başladık.
Paralı tüketici hakları seminerleri düzenleyip, tüketici örgütlenmesinin evrensel ve en önde gelen temel etik kuralı; "tüketici örgütlenmesi, hiçbir koşulda reklâm almaz, sponsor edinmez" ilkesini ayağımızın altında ezip geçtik.”
Saptamasıyla en başta kendi adıma olmak üzere, tüm tüketici örgütleri için özeleştiri yapmaya çalışmıştım.

Aradan geçen 363 gün içinde bizler büyük adımlar attık.
Tüketiciyi Koruma Derneği Genel Başkanı sayın Haşmet Atahan’ın önaçıcı girişimi ve gayretleri ile ülkemizin farklı coğrafyalarında bulunan;
Tüketici Birliği Federasyonu, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Burdur Hasta ve Tüketicileri Koruma Derneği, Bursa Tüketiciler Derneği, Eskişehir Tüketiciler Derneği, Tüketici Başvuru Merkezi, Tüketici Güvenliği Derneği, Tüketici Hakları Derneği, Tüketici Hak Arama Derneği, Tüketici Hakları Merkezi, Tüketici Hakları ve Çevreyi Koruma Derneği, Tüketici Mağdurları ve Çevreyi Koruma Derneği, Tüketiciler Birliği Derneği, Tüketiciler Derneği, Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği, Tüketici Sorunları Derneği, Tüketiciyi Koruma Derneği, Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği’nin, yani iki federasyon ve onbeş derneğin bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye Tüketici Hareketi’ni sizlere takdim etmekten büyük gurur ve mutluluk duyuyorum.

İzninizle, Türkiye Tüketici Hareketi’nin kuruluş bildirgesini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Ülkemiz tüketici hakları mücadelesi ile 1980’lerde tanıştı.
Onyıllardır yükselerek devam eden Türkiye tüketici hakları mücadelesi; ülkemizde katılımcı demokrasinin gelişmesi, devlet-birey ilişkisinde ülkenin gerçek sahibinin devlet değil, yurttaş olduğu anlayışının yerleşmesi, yurttaşın hakkını arama, sorgulama, hesap sorma eğiliminin güçlendirilmesinde yadsınamaz çaba ve katkıya sahiptir.

Küresel ekonomideki yaygınlık, teknolojideki başdöndürücü gelişmeler, ekonomi ve yönetim mimarisindeki değişimler, özellikle ülkemiz bakımından demokratik kültür ve toplumsal yapımızdaki değişimler, tüketici hakları mücadelesinde yeni bir evreye geçilmesine işaret etmekte, hatta zorunlu kılmaktadır.

Bu saptamalar ışığında; zamanın ruhuna uygun tüketici hakları mücadelesini geliştirmek genel amacına yönelik olarak; bu mücadele içindeki tüketici örgütlenmelerinin birlik ve dayanışmasını sağlamak, yerel-uluslararası zeminde yaygın, güçlü ve etkin çalışmalar yapmak, kurumsallaşmaya uygun projeler ile ülkemiz insanının yaşam ve yönetim standardını daha üst noktaya taşımak için, aşağıda isimleri bulunan kuruluşlar, Türkiye Tüketici Hareketi adıyla bir araya gelmiş; “Amaç, Kuruluş ve Yönetim ilkeleri”mizi belirlemiş ve imzalamış bulunuyoruz.

Biz üzerimize düşeni yapmaya başladık, yapmaya devam edeceğiz.
Sıra, iğneyle hemhâl olması gerekenlerde.
Sıra, kızımıza söylediklerimizden ders çıkarması gereken gelinlerde.

363 gün sonra, aynı salonda, aynı kürsüde, aynı sözlerle konuşmamı bitirmek istiyorum:
“Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerden…”

Ankara, 25 Mayıs 2015

17 Mart 2015 Salı

TBF Başkanı: #kadınmaldeğildir

Kadına şiddet” gündemini değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “yaşanan şiddetin nedenleri arasında, kadını mal olarak gören reklâm ve pazarlama anlayışı da yer almaktadır” dedi.

Özgecan Aslan'ın vahşice katledilmesinin ardından tüm Türkiye'de kadına yönelik şiddet protesto edilmişti. Yazarımız Bilal Şahan'ın#kadınmaldeğildir yazısı ise Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'i harekete geçirdi. Kadının reklamlarda ve pazarlamada meta olarak kullanılmasına ilişkin tüketicileri uyararak şu açıklamaları yaptı:

Toplum, Özgecan Aslan cinayetiyle bir kez daha kadına şiddet olgusuyla yüzleşiyor. Medyaya yansıya(bile)n her olay sonrası, toplumda tepki ve duyarlılık artıyor.

Kadına şiddet, tecavüz, cinsel istismar, taciz, görünürde bir “adli ve kriminal bir vak’a” olmakla birlikte aslında toplumun kadına bakışı ve algılayışını ortaya koymaktadır. Bu bakış ve algılayışın temelinde yer alan ana nedenlerden biri, kadının cinsel obje olarak reklâm ve pazarlamanın konusu olmasıdır. Otomobilden, gıdaya; magazin haberlerinden, modaya tüm reklâm, pazarlama ve medya etkileşimlerinde, kadın salt cinsel bir obje olarak sunulmaktadır.

Kimi zaman bir haberin tirajını arttırmak için kadın ve cinsellik unsurlarının haberin içine boca edilmesi, kimi zaman gündelik bir tüketim malzemesinin reklâmında, cinselliği öne çıkarılan bir kadının yer alması; toplumun gözü ve zihninin alıştığı ve giderek kadının salt cinsel obje olarak algılanmasına yol açan medya mesajları niteliğine dönüşmüştür.

Tüketicinin Korunması hakkında Kanun’un 61. maddesi ve Ticari reklâm ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği gereği, reklâmlar;
-Genel ahlâka aykırı olamaz,
-Cinsiyete yönelik ayrımcılık içeremez.
-İnsan onurunu ve kişilik haklarını zedeleyici biçimde yapılamaz.

Reklâmlara ilişkin bu düzenlemelere, evrensel haber etiğinin gereklerine rağmen kadını bir mal olarak gören yayın, reklâm ve pazarlama anlayışının yoğunlaşarak devam ettiği tartışmasızdır.
Toplumun tepki ve duyarlılığının artığı bu süreçte Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) olarak; kadının salt cinsel obje olarak yer aldığı reklâm, pazarlama ve yayıncılık anlayışını reddediyor, protesto ediyor ve reklâm, pazarlama ve yayıncılık anlayışının tüketicilerini, #kadınmaldeğildir diyerek, tüketimden gelen güçlerini harekete geçirmeye davet ediyoruz.

18.02.2015, habervaktim.com http://www.habervaktim.com/haber/406984/tbf-baskani-kadinmaldegildir.html

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Zafer, Çağlayanların Değil Bankaların

Tüketici derneklerini eleştirdiğim, “Şimdiye kadar doğru bildikleri yolda taviz vermeden ilerleyen tüketici derneklerinin son gelişmeler karşısında duruşlarını gözden geçirmesinin, kendilerine saygıları açısından önemli olduğunu düşünüyorum” dediğim “Tüketici dernekleri ‘sarılaştı’ mı?” başlıklı yazım okunmuş 18. Tüketici Konseyi’nde.
 
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, “yazına cevabımdır”' mailini atmasa haberim olmayacaktı.
Meşhur olmuşum da haberim yokmuş yani…
Deniz, cevap olarak Konsey’de yaptığı konuşmasını göndermiş. Metni okuyunca “benim yazı hafif kalmış” dedim kendi kendime.
 
Zamanın ruhuna uygun örgütlenme üzerine hiç düşündük mü? Yoksa hala 1990’lardaki, 2000'li yıllarda denediğimiz, başarılı olduğumuz ama eskimiş ve işe yaramaz olduğunu fark edemediğimiz örgütlenme biçimini uygulamaya devam mı ediyoruz?” diye soruyor örgüt temsilcilerine.
Arkasından da ekliyor: “Son yıllarda duyurulup da başarılı olan tek bir tüketici boykotu anımsıyor musunuz? Ülkedeki gelir dağılımı adaletini patlatan dolaylı vergi dinamitinin yanan fitilini söndürecek nefesi üfledik mi? Yoksa ‘dünyadaki en pahalı benzini kullanıyoruz’ demenin bize keyif verdiği garip ve sorunlu ruh halinde miyiz? Bu soruların yanıtlarının kocaman bir ‘HAYIR’ olduğunu hepimiz biliyoruz.”
 
Bülent Deniz’in şu cümlesi bütün dernek, oda vs. için çok önemli: ‘’Gelişen sosyal medya gerçeğini görmekten, özümsemekten uzak, hala 2000'li yılların dernekçiliğinden bir adım öteye gidemeden, kendi kendimize ‘tüketici örgütçülüğü’ oynuyor olmayalım sakın?”
 
Ben de bir yıl önceki “Örgütlü olmak güç kazandırır mı?” başlıklı yazımda eczacıların durumunu yazıp “Anlaşılan her örgütlülük, güç kazandırmıyormuş. Şimdi, eczacılar için düşünme vaktidir” demiştim.
 
“Medyaya çokça çıkıp, çok konuşunca sözümüzün ağırlığının yok olduğunu görmek yerine, ‘eee konuştunuz, astınız kestiniz, sonuç?’ diye soran gözlere bakmaktan kaçınmaya başladık” diyen Başkan Deniz, eleştirilerinin haklılığını 28 Mayıs’ta yürürlüğü girecek olan yeni Tüketici Kanunu üzerinden ispatlıyor.
Verdiği örnek burada sıkça eleştirdiğim “müjdeli haber” basınına da gelsin.
Bakanların “Vatandaşı bankalara ezdirmeyeceğiz. Gerekirse masaya oturacağız, kredi kartı ücretleri kalkacak” beyanatları havada kaldı.
Önce görüşleri alınmak üzere derneklere gönderilen kanun tasarısı Bakanlar Kurulu’na gelirken değişti.Tüketici örgütlerinin tüm karşı çıkışlarına rağmen de yasalaştı.
Bankaların alacağı her türlü ücret, komisyon vesairesinin iznini, oranını BDDK belirleyecek.
 
“İyi olmuş” demeyin.
Kimse kimseye zorla ‘kredi kartı kullan’ demiyor.” “Her hizmetin bir bedeli var.” “Ekmeği gidip fırından herkes bedava almak ister. Ama 2 liralık ekmek de alırsın, 50 liralık ekmek de var yani. Bankacılık sektörü şunu diyor; lahmacunu Bodrum'da 50 liraya yiyorsunuz ama 2 liraya satılan lahmacun da var. Nerede yediğinizle alakalı. Tüketici olarak aldığınız ürünün bedelini bilecekseniz, size haber verilecek, aldatılmayacaksınız” sözlerinin sahibi BDDK Başkanı Mukim Öztekin.
 
Yine de “bu kanun iyi diyorsanız” ben de “Deniz’in yorumunu anlayın. Sonra karar verin” derim.
Deniz’e göre; artık tüketiciler bankalara karşı dava açamayacak. Muğlaklık kalktığı ve düzenleme yetkisi BDDK’ya verildiği için hüküm kesinleşmiş olacak.
Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından vatandaşın üzerine gelecek yeni yükleri hep birlikte göreceğiz ve Başbakan Erdoğan’ınFaiz lobisi kendine çeki düzen versin. Faiz lobisi yıllarca milletin alın terini sömürdü. Bundan sonra sömüremeyeceksin” sözlerini hatırlayacağız.
 
Bana göre milli irade bankalar karşısında eğilmiştir.
 

27 Mayıs 2014 Salı

Tüketici Konseyi Toplandı


Tüketici Dernekleri, 28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek olan yeni Tüketici Yasası’ndan memnun değil: Banka haraçlarının önü kesilmedi…
 
Yeni Tüketici Yasası, 28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından geçtiğimiz yıl hazırlanan yeni Tüketici Yasası, Kasım ayında TBMM’de kabul edilmişti.
 
Tüketici haklarında büyük ilerleme iddiası ile hazırlanan yeni yasanın yürürlüğe girmesinden önce, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından Ankara’da, Tüketici Konseyi toplantısı gerçekleştirildi.
 
Tüketici dernekleri, tüketici federasyonları ve devletin ilgili kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen 18. Tüketici Konseyi toplantısında, yeni yasanın getirdiği düzenlemeler masaya yatırılırken, yasaya aykırı reklâmlar konusunda durdurma ve ağır para cezası verme yetkisine sahip Reklâm Kurulu’nun boşalan üyeliği için de, tüketici örgütleri arasından bir temsilci seçildi.
 
TÜKETİCİ DERNEKLERİ YENİ YASADAN MEMNUN DEĞİL
28 Mayıs’ta yürürlüğe girecek olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un düzenlemelerinden duyulan endişeler konseyin ana gündemini oluşturdu.
 
Tüketici örgütü temsilcileri, yeni yasadaki düzenlemelerin çelişkileri, yoruma açık ifadeleri, belirsizlikleri ve tüketici aleyhine gelişebilecek maddeleri üzerinde olumsuz değerlendirmeler yaparken, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdür Vekili Ramazan Ersoy gelen eleştirileri cevaplandırarak, zaman içinde ortaya çıkacak olumsuzlukların düzeltilebileceği sinyalini verdi.
 
DENİZ’DEN TÜKETİCİ DERNEKLERİNE ELEŞTİRİ YAĞMURU
Tüketici Konseyi’nin en sert çıkışı da, Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz’den geldi. Yeni yasanın tüketici örgütlerinin görüşlerine aykırı olarak çıkarıldığını belirten Deniz, bunun nedenini başkalarında değil, tüketici örgütlerindeki zafiyette aramak gerektiğini söyledi.
 
Yazarımız Bilal Şahan’ın tüketici örgütlerini eleştirdiği “Tüketici Dernekleri sarılaştı mı?” başlıklı yazısını okuyarak konuşmasına başlayan Deniz; “gelişen sosyal medya gerçeğini görmekten uzak, hala 2000’li yılların dernekçiliğinden bir adım öteye gidemeden, kendi kendimize ‘tüketici örgütçülüğü’ oynuyoruz” dedi.
 
“TÜKETİCİ DERNEKLERİ BAŞKANLARI ŞOV YAPIYOR”
Tüketici derneklerindeki bu olumsuz durumun, dernek yöneticilerinin basiretsiz ve şova yönelik çalışmalarına bağlayan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz şöyle konuştu: “Toplum vicdanının asla kabul etmediği banka haraçlarının önünü kesecek düzenlemenin yeni yasa metninde yer almasını sağlayamadık. Ama uzatılan her mikrofona koşar adım gidip deiectio olmuş şekilde konuşmaktan hiç vazgeçmedik. Medyaya çokça çıkıp, çok konuşunca sözümüzün ağırlığının yok olduğunu görmek yerine, “eee konuştunuz, astınız kestiniz, sonuç?” diye soran gözlere bakmaktan kaçınmaya başladık. Özel günlerde çelenk sunmaktan öteye gidemeyen dernekçiliğin cazibesine kapılıp, kendimizi büyük gösteren dev aynalarından uzak tutmayı başaramadık. Başkanlığını yaptığı tüketici örgütünün tek bir çalışmasında yer almayıp, internet ortamında, "tüketici uzmanı" sıfatını kendine yakıştırıp, tüketici şikâyetlerini çözmeyi marifet sanmaya başladık. Paralı tüketici hakları seminerleri düzenleyip, tüketici örgütlenmesinin evrensel ve en önde gelen temel etik kuralı; ‘tüketici örgütlenmesi, hiçbir koşulda reklâm almaz, sponsor edinmez’ ilkesini ayağımızın altında ezip geçtik.”
 
Deniz’in eleştiri yağmuruna tuttuğu tüketici örgütlerinin temsilcilerinin tepki gösterdiği konuşmanın, Konseye katılan diğer üyelerin tamamı tarafından uzun süren alkışlarla karşılanması, dikkat çekici bulundu.
 
KONSEY İRADESİNE BÜROKRATTAN İPOTEK Mİ?
Öte yandan, Konsey toplantısının Reklâm Kurulu üyeliği seçimi maddesinde de, katılımcılar arasında gerilim yaşandı. Yasa gereği tüketici örgütlerinin arasından seçilecek bir üyenin atanacağı Kurul üyeliği için, toplantı boyunca Başbakan ve iktidarı Gezi olayları, 17 Aralık darbesi üzerinden sıkça eleştiren bir kısım tüketici örgütlerinin aralarında aday belirlemesinin tepkilere neden olduğu seçimlerde, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdür Vekili Ramazan Ersoy’un bu derneklerle birlikte hareket etmesi şaşkınlıkla karşılandı.
 
Genel Müdür Vekili Ramazan Ersoy ile iktidarı eleştiren tüketici derneklerinin başkanları arasında, Konsey toplantısından önce başka bir toplantı yapıldığı ve Genel Müdür Vekilinin, “Gezici” derneklerle birlikte aday belirlediği ileri sürüldü.
 

25 Mayıs 2014 Pazar

"Tüketici Örgütçülüğü Oynamak"

Yasa gereği yılda bir kez toplanan ve tüketici örgütleri ile ilgili devlet kurumu temsilcilerinden oluşan Tüketici Konseyi'nin onsekizincisi, 22 Mayıs 2014 tarihinde, Ankara'da gerçekleştirildi.
 
Tüketici Konseyi'ne katılan Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz'in, tüketici örgütlenmesine ilişkin eleştirilerini içeren konuşma metninin tamamını sunuyoruz:
 
Sayın Başkan,
18. Tüketici Konseyi’nin değerli delegeleri,
Konsey toplantısını izlemek için aramızda bulunan sevgili tüketici dostları,
 
Geriye dönüp baktığımda; 1995 yılında tüketici yasasının kabul edilmesinden sonra başlayan Tüketici Konseyi çalışmalarının çoğunluğuna katılma olanağı bulduğumu görüyorum.
 
Katıldığım konsey çalışmalarına katkı sağlamaya çalışırken, eve dönüşte elde ettiğim en önemli kazanımın; tüketici dostları ile tanışma, çalışmaları paylaşma ve birlikte aynı havayı teneffüs edebilmek olduğunu hep düşünmüşümdür.
 
Temsilcisi olduğum tüketici örgütünün çalışmalarını Konsey toplantılarında gururla paylaşırken, mevkidaşlarımın ve temsilcisi oldukları tüketici örgütlerinin çalışmalarını da, her zaman kıskançlıkla ve ancak hayranlıkla izleme zevkine eriştim.
 
Paylaşılan çalışmaların, bilgilerin sonraki dönem için hepimizi olumlu yönde motive ettiği ve bunun önümüzü açtığı kuşkusuzdur.
 
Konsey çalışmalarında kimi zaman yeni tüketici yasaları için konuştuk, kimi zaman iletişim sektöründen, bankacılardan, gıdacılardan yakındık. Tüketici yasamızın getirdiği düzenlemelerin, kurumların, hak arama süreçlerinin yaşama geçirilmediğine ilişkin örnekleri dile getirip Konsey’in devlet kanadına sesimizi duyurmaya çalıştık.
 
Son birkaç yıldır Konsey’in sivil kanadının da artık ümidini ve beklentisini kaybettiği konsey çalışmaları, yasal zorunluluğun yerine getirilmesinden öte değer kazanmamaya başladı. Birbirini tekrar eden, alınan kararların ne işe yaradığının bilinmediği, yaşama geçirilmediği konsey toplantıları akıp giderken, yaşam da akıp gitmeye başladı..
 
Aynı Hamama, Aynı Tası Uzatmak
Şimdi 18. Tüketici Konseyi’nde birlikteyiz.
 
Benden önce söz almış ve benden sonra sizlerle düşüncelerini paylaşacak olan mevkidaşlarım, örgüt temsilcileri olan arkadaşlarım, kaçınılmaz olarak önceki yıllardaki gibi kartellerden, tekellerden, tüketici hukukuna uzak yargıçlardan, işini yapmayı unutan Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri'nden, bakanlığın ilgisizliğinden, örgütlerimizin maddi olanaksızlıklarından söz edeceğiz.
 
Ben de bu konulardan söz edersem kimsenin beni yadırgamayacağından eminim.
Hatta pratik olmak bakımından her konsey toplantısının kaydını almak için zaman ve emek harcayacağımıza, en azından benim konuşma bölümüm için bundan on-oniki yıl önceki konuşma kaydımı bulup bu konsey toplantısının kayıtları arasına konulmasını öneriyorum.
Emin olun, kimse iki farklı yılda yaptığım konuşmalarda, en ufak bir fark olduğunu görmeyecektir.
 
Bizi Konuşmak
Ama bugün değişik bir şey konuşalım istiyorum.
18 yıldır yaptığımızın aksine, bugün GSM'cileri, bankacıları, hakem heyetlerini, bakanlığı şunu-bunu konuşmayalım.
Bunun yerine bizi konuşalım istiyorum.
Şimdi, çok ziyaretçisi olan bir haber sitesinde köşe yazan, önceki dönemlerde TV. de ve diğer medyadaki çalışmalarını yakından izlediğim, tüketici odaklı çalışmalara sıkça imza atan bir değerli gazetecinin, habervaktim.com sitesinin köşe yazarlarından sayın Bilal Şahan’ın bir makalesini sizlerle paylaşmak istiyorum:
 
Hatırlar mısınız?
Çok eskiye gitmeye gerek yok; bir, bilemedin iki yıl öncesi yeter.
Bizim anlı şanlı olmasa da etkinliği olan derneklerimiz vardı.
Onların açıklama yapmasından korkanlar olurdu.
Nasıl korkmasınlar ki?
Hele boykot eylemine öncelik ederlerse vay o firmaların haline.
Sadece yerlisine değil, çok uluslusuna bile meydan okurlardı.
Maalesef o eski hallerinden eser yok şimdi.
Sessizlikleri beni ürkütüyor, korkutuyor.
Ülkede her şey istedikleri gibi mi oldu da kendilerini yok ettiler; yoksa “konuşsak da faydası yok” sendromundalar mı bilemiyorum.
Üçüncü şıkka, siyasallaşmış olmalarına, ihtimal dahi vermek istemiyorum.
Bana göre; bu kadar yoğun gündemin içinde tüketici derneklerinin mutlaka ve mutlaka söyleyecek sözü olmalı.
Mahkeme kararları olmasa da ortada gezen telefon kayıtları ve bunların içerikleriyle ilgili belgeler kamuoyunun karşına geçmenize yetmez mi?
Tüketicinin hakkı sadece yenilen, içilen ve kullanılanlarla mı sınırlıdır?
“Milletin …. koyanlar”,
İktidara yalakalık yapmak için banka batırma operasyonuna katılanlar,
SİT alanını imara açtıranlar,
İmar değişikliği yaptırarak rant sağlayanlar,
Yolcusunu ötekileştirenler,
Vs… vs...
Bütün bunlar sizin alanınıza girmiyor mu?
Hukuksuz talepleri yerine getirenler kadar bunları talep edenler de suçlu değil midir?
Şimdiye kadar doğru bildikleri yolda taviz vermeden ilerleyen tüketici derneklerinin son gelişmeler karşısında duruşlarını gözden geçirmesinin kendilerine saygıları açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Neredesiniz? Ses verin.

Makalenin tarihi 25 Mart.
Hani büyük kavga-döğüşün yaşandığı, kasetlerin, savların, kara çalmaların havada uçuştuğu günlerden birinde yazılan bu makaleyi okuduğumda, bugünkü Tüketici Konseyi toplantısında yapacağım konuşma da ortaya çıkmış oldu.
 
Evet, şimdi bizi konuşalım istiyorum.
 
1990’ların başından bu yana ortalıkta olan, irili-ufaklı bir çok tüketici örgütünün yaptığı çalışmalar üzerine, 2014 yılında yapılan bu değerlendirmeler beni olduğu kadar sizleri de üzmüş olmalı.
 
Elhâk; gazeteci dostumuz tüketici örgütlerinin ezelden beri hiçbir iş yapmadığını söylemiyor bize. Aksine, geçmişte yapılan çalışmalarımızın etkisine selâm gönderip, 2014 yılına gelindiğinde, gözleri bizleri arıyor, ama bulamıyor..
 
Benim de içinde bulunduğum tüketici hakları temelli sivil toplum örgütleri olarak 1990’larda, 2000’li yıllarda gerçekten büyük işler yaptık.
“Vurduk mu, ses çıkar"dı.
“Tüketici derneği söylüyorsa, doğru söylüyordur” sözünü kurumsallaştırmıştık.
“Haydi, arkamıza düşün” dediğimizde, Hoca’nın filleri öyküsündeki durumu pek yaşamadık.
Aksine, en azından kendi adıma Tüketiciler Birliği Derneği Genel Başkanlığından ayrıldığımda, o derneğin kırka yakın şubesi, yüzlerce aktivisti, binlerce üyesi vardı.
 
Zamanın Ruhuna Yenik Düşmek
Ama zaman akıyor.
Zamanın ruhu da değişiyor.
Tüketici örgütlenmesi modelini bizler yenileyebildik mi?
Zamanın ruhuna uygun örgütlenme üzerine hiç düşündük mü?
Yoksa hala 1990’lardaki, 2000'li yıllarda denediğimiz, başarılı olduğumuz ama eskimiş ve işe yaramaz olduğunu fark edemediğimiz örgütlenme biçimini uygulamaya devam mı ediyoruz?
 
Başımız kaldırıp bir bakalım;
Son yıllarda duyurulup da başarılı olan tek bir tüketici boykotu anımsıyor musunuz?
1990’larda tüketici hakları örgütlenmesinde liderlik etmiş dostlarımız birer birer bu görevlerinden ayrıldıktan sonra, bayrağı devralanların o örgütlenmeleri daha da ileriye götürdüklerine tanıklık edebilir misiniz?
Ülkedeki gelir dağılımı adaletini patlatan dolaylı vergi dinamitinin yanan fitilini söndürecek nefesi üfledik mi?
Yoksa “dünyadaki en pahalı benzini kullanıyoruz” demenin bize keyif verdiği garip ve sorunlu ruh halinde miyiz?
 
Bu soruların yanıtlarının kocaman bir HAYIR olduğunu hepimiz biliyoruz.
 
Tüketici Örgütçülüğü Oynamak
Gelişen sosyal medya gerçeğini görmekten, özümsemekten uzak, hala 2000'li yılların dernekçiliğinden bir adım öteye gidemeden, kendi kendimize “tüketici örgütçülüğü” oynuyor olmayalım sakın?
 
Gerçek bu kadar yalın bir şekilde önümüzde dururken, yüzümüzü ekşitiyor, hatta bu özeleştirilere homurdanıyor olabiliriz. Ama ortaya konulan bu gerçekliğin ne kadar gerçek olduğunu sadece tek bir örnekle kanıtlayacağım:
 
Yayın Tarihi: 28.11.2013, Sayısı:6502, İsmi:Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
Madde:4/III: Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.
 
2012 yılının Temmuz ayında sayın Hayati Yazıcı’nın, “bankaların bu haksız gelirlerinin önünü keseceğim” demesinin ardından, yapılan yeni yasa taslağı çalışmalarında, bankaların “şubenin önünden geçtin, para ver”, “şubemizin camına bakıp saçını düzelttin para ver” dediği bu paraların alınmasının yasaklandığı taslak metinleri görerek çok sevinmiş, ama geçen yıl bu zamanlarda onyedinci Tüketici Konseyi için bir araya geldiğimizde taslağın son halini görünce hepimiz dumura uğramıştık. Geçen Konsey’de yapılan konuşmalarda, yapılan çalıştaylarda, vargücümüzle bu maddeye karşı çıkmıştık.
 
Bütün tüketici örgütlerinin eksiksiz karşı çıktığı bu düzenleme birkaç gün sonra, 28 Mayıs 2014 de yürümeye başlayacak.

 
Başımız Kumda, Gerisi Açıkta
Toplum vicdanının asla kabul etmediği banka haraçlarının önünü kesecek düzenlemenin yeni yasa metninde yer almasını sağlayamadık.
Ama uzatılan her mikrofona koşar adım gidip deiectio olmuş şekilde konuşmaktan hiç vazgeçmedik.
Medyaya çokça çıkıp, çok konuşunca sözümüzün ağırlığının yokolduğunu görmek yerine, “eee konuştunuz, astınız kestiniz, sonuç?” diye soran gözlere bakmaktan kaçınmaya başladık.
Özel günlerde çelenk sunmaktan öteye gidemeyen dernekçiliğin cazibesine kapılıp, kendimizi büyük gösteren dev aynalarından uzak tutmayı başaramadık.
“Federasyon tamam, şimdi bir de konfederasyon da patlattık mı süper olur” derken, yıllardır mücadelesi verilen banka haraçlarını engelleyememiş olmayı, özeleştiri nedeni olarak hiç görmedik.
Başkanlığını yaptığı tüketici örgütünün tek bir çalışmasında yer almayıp, internet ortamında, "tüketici uzmanı" sıfatını kendine yakıştırıp, tüketici şikâyetlerini çözmeyi marifet sanmaya başladık.
Paralı tüketici hakları seminerleri düzenleyip, tüketici örgütlenmesinin evrensel ve en önde gelen temel etik kuralı;  "tüketici örgütlenmesi, hiçbir koşulda reklâm almaz, sponsor edinmez" ilkesini ayağımızın altında ezip geçtik.
 
Sevgili dostlar,
“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”  demiyor, yukarıda yaptığım değerlendirmelerin büyük kısmını da, kendi adıma özeleştiri olarak sizlerle paylaşıyorum.
Zamanın ruhunu kavramış, gerçekten güçlü, etkin ve toplumun güven duyacağı, hacet kapısı olarak göreceği tüketici örgütlenmesi modeli üzerinde kafa yormalı düşünmeli, tartışmalıyız.
 
Bunu yapmalıyız ve unutmamalıyız ki; "Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerden.."