18 Kasım 2013 Pazartesi

Uyuyan Sesler Korosu

Politik filmler çoğumuzun hoşuna gitmez.
Genellikle ağır tempolu, öncesinde bilgi altyapısının olmasını gerektiren çalışmalardır.
Ama –en azından- arada seyretmek gerek..
 
Bir İspanyol filmi; La voz Dormida.
Türkçeye, “Uyuyan Ses” diye çevrilmiş.
 
1940, Franco İspanya’sı.
Faşizm her sokakta, her kentte, her yerde.
Cezaevleri alabildiğine doldurulmuş.
Her gece, bir günlük duruşmaların ardından onlarca insan idam ediliyor. 
 
Dışarıda komünistler direniyor.
Dışarıdakilerin yakınları ya cezaevinde, ya yoksulluk içinde mücadelede.
 
Cezaevinde bir kadın.
Hamile.
Kocası dışarıda, direnişçiler safında.
Öykünün sonu, kadın çocuğu doğurana kadar bekleniyor ve ardından idam ediliyor.
Kocası çok daha önce, sürek avında yakalanıp işkence tezgahında canını veriyor.
 
Arka plan öyküsü;
Direnmek; idam mangasının karşısında, işkence tezgahında.
Onurlu yolu istemek, istemek yetmiyor, yapabilmek.
Direnemeyenler; son kertede suçlarını kabul edenler, komşusunu ihbar edenler…
 
Daha da arka plan; faşizm kötüdür.
Yok edicidir.
Ve faşizm gökten inmez, insan eseridir.
 
Silah zoruyla faşizmin yerini, demokrasi maskelisi aldı artık.
İktidara gelirsin.
Devlet aygıtının kaynaklarını, kendi burjuvanı oluşturmak için kullanırsın.
Burjuvan semirdiğinde, yargı ve medya operasyonları sıradadır.
Tüm süreçte çıkan muhalif sesleri de kısmak gerek tabi.
Ülkeyi dev bir hapishaneye çevirmeye başlarsın.
Sıranın kendisine geleceğini akledemeyenlerden kurulu “uyuyan sesler korosu”, yani muhbir ordun da hazırsa, işlem tamamdır.
 
Ne demiştik;
Faşizm kötüdür.
Yok edicidir.
Ve gökten inmez, insan eseridir

 

16 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Yastığa Baş Koyar, Bir Tetiğe Basarlar...

Zafer, Nevzat, Bülent, Aydın..
Orta yaşı deviren dört güzel insan.
 
Dördü de müzisyen.
Ellerindekini üst seviyede çalan, iyi müzisyenler.
 
Bu dört güzel insan, büyük usta Cem Karaca’nın son üç yılında yol arkadaşlığı yaptılar, arkasında çaldılar.
Şimdi “Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları” adıyla sahne alıyorlar.
 
Ülkenin son elli yılının simgelerinden biri Cem Karaca.
Bas, bas olduğu kadar buğulu, buğulu olduğu kadar sert mizaçlı sesiyle bu ülkenin yakın tarihini yazanlardan biri.
 
“Elleri ak yumuk, ojeli tırnakları” ile otomobilini tamirhaneye getiren kadının yüreğine koyduğu ateşi;
“Bir romanda okumuştum, buna benzer bir şeyi … ne olmuş, nasıl olmuştu aşık olmuştu genç kız” ümidiyle harlayan tamirci çırağının, yaşamın gerçeği ile acımasız karşılaşmasını bilmeyenimiz var mı?
“Ustam geldi, sırtıma vurdu; unut dedi romanları. İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları”
 
Levent, Sanayideki tamirci çırağının yaşadığı yoksulluk orda kalmıyor.
Kapıcı Kasım’ın kızı Safiye, orta ikiden terk.
Yoksulluk.
Merdiven sil, servis yap, apartmana göz kulak ol.
Jön Niyazi ile tanışıp geneleve düşer Safinaz kız.
“Kurtuluş nerede. Nerede Safinaz?”
“Onbinlerce Safinaz. Kurtuluş Nerede?”
 
Parkasıyla vurulup düşenlerin ağıtı.
Ezilenlerin, sömürülenlerin feryadı.
Kimi zaman polisin bile fark edemediği ceviz ağacı hülyası…
 
“Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları”, yoldaşlığın hakkını veriyorlar.
Büyük Usta’yı hüzünle andık.
 
Bu koltuk konserin olduğu salondan.
Niye mi boş?
Senin içindi bu koltuk.
Yoktun, gelmedin, gelemedin..
 
Bak ne diyor sana büyük usta;
“Kavganın haklı olanı, erkek dişi bilmiyor”
“Bütün halk birlik olmazsa, kavga haklı olmuyor”
İstanbul, 15 Kasım ‘13

11 Kasım 2013 Pazartesi

Tüketici Haklarına "Karşı Devrim" Yasası



Tüketiciler Birliği Federasyonu Başkanı Av. Bülent Deniz, 'devrim' diye sunulan yeni Tüketici Yasası'nın tüketiciler açısından birçok hak kaybına neden olduğunu belirtti.
 
AKP'nin yıllardır beklettiği yeni Tüketici Yasası geçen hafta TBMM'de kabul edilerek yasalaştı. Tüketici dernekleri tarafından birçok beklentinin karşılanmadığı gerekçesiyle eleştirilen yeni yasa, kamuoyuna 'devrim' diye sunuldu.
 
Yeni yasayı, hazırlık aşamasından bu yana yakından takip eden Tüketiciler Birliği Federasyonu (TBF) Genel Başkanı Av. Mehmet Bülent Deniz'le konuştuk. 
 
Hayatımız zorlaşacak
 YasanınTBMM gündemine 'devrim yaratacak, yapacak kanun' diye getirildiğini hatırlatan Deniz, ''Bundan sonra tüketici korunacak' dendi. Ama bu kanun devrim değil tüketici hakkına bir 'karşı devrimdir.' Ne yazık ki bu kanunla birlikte tüketici haklarında geriye gidilmiştir. Bugünden yarına bu kanunla birlikte hayatımıza hiç bir iyileşmenin olmadığı, aksine hayatımızı zorlaştırdığı ortaya çıkacak'' dedi.
 
Eski yasanın hemen hemen aynısı
Yeni yasanın 'iktidarın pazarlama tekniğini kullanarak sanki çok iyi bir iş yapıyormuş gibi ortaya koyduğu bir çalışma' olduğunu ifade eden Av. Deniz, şöyle devam etti: ''Neden bunları söylüyorum; bizim zaten 1995'ten beri bir tüketici yasamız vardı. Yani dün çıkmış değil. Yeni kabul edilen yasa halen yürürlükte olan eski yasanın maddelerinin aynısı. Hiçbir değişiklik yok.
 
'Sözleşmeler 12 punto olacak, tüketiciye verilecek, koyu renkle yazılacak' bunlar eski yasada da var. Eski yasadaki hükümlerin neredeyse tamamı yeni yasada var.
 
Tüketici için değil AB için...
Bunların yüzde 90'ı böyle. Geri kalan yüzde 10'u ise. Şu anda yaşanan Avrupa Birliği sürecinde her yıl mezuat değişiyor; işte elektronik bankacılık vs. gibi genelgelere uyum sağlamak için düzenleme yapılması gerekiyor. İşte teknik düzeyde tüketicinin günlük yaşamına pek etki yapmayacak düzenlemeler yapıldı. Yani ortada yeni tüketici yasası yaptık, onu yaptık, bunu yaptık diye avaz avaz bağıran siyasetçiler Türkiye'de tüketicinin hayatına olumlu anlamda hiçbir şey getirmediler.
 
'Faiz lobisi' dedi, ücretleri yasallaştırdı
Aksine bu yasadan beklentimiz vardı bizim. 2012'nin Temmuz ayında Gümrük Bakanı dedi ki; ben bu bankaların 32 tane sorma ver parasına karşı çıkacağım dedi. Biz de destek verdik. Hakikaten ilk taslakta bankaların faiz dışında hiçbir şeyden para alamayackları net bir şekilde vardı. Ne zaman ki Başbakan çıktı 'faiz lobisi' dedi, kredi kartı kullanmayın çağrısı yaptı. O günden sonra ne olduysa yeni bir taslak ortaya çıktı. Yeni taslakta bankaların aidatsız bir kart çıkartacakları ifade edildi. Çünkü Başbakan ne derse aksi çıkıyor. Bu ne demektir; sen aidatsız bir kart çıkartacaksın diğer kartlarından aidat alabilirsin demektir.
 
Ve bizim 2007'de başlattığımız, on binlerce tüketiciyle yürüttüğümüz 'kart aidatı yasal değildir' diye ortaya çıkan binlerce karar bir anlamsız hale geldi. Artık bu saatten sonra tüketiciler, aidatlarının iade edilmesi için hiçbir müracaat yapmasınlar. Çünkü yasa artık o aidatı serbest hale getirmiştir.''
 
Yüzde 2'lik erken ödeme cezası duruyor
Kredi erken ödemelerinde alınan ücretlere ilişkin yapılan haberlerin de yanıltıcı olduğunu ifade eden Av. Deniz, ''Bu ceza hala var. Mortgage kredilerinde yüzde 2 oranında, dünyanın her yerinde var. Diğer tüketici kredilerini erken ödediğinizde faiz düşüyor. O eski yasada da vardı. Kredini erken kapatmak istediğin zaman ödeyeceğin miktardan faiz düşüyordu. Eski yasadan aldılar onu. Çünkü çok uzun vadeli kredi olduğu için banka ona göre sendikasyon kullanıyor. Bu kanun tamamen iktidarın pazarlama taktiğiyle sanki Türkiye'de tüketici kurtuluyor, refaha erecek bir anda geliri artacakmış gibi bir çalışma oldu bu'' değerlendirmesinde bulundu.
 
BDDK tüketicinin gözünde sabıkalıdır
Diğer yandan kart aidatları dışında; dosya parası, yeniden yapılandırma parası, vs. gibi konularda bakanlık görüşüyle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) yetkili kılındığını kaydeden Bülent Deniz, ''Bu da şu demektir; kuruluş yasasının ilk maddelerinden bir tanesinde BDDK'nın amaçları sayılmış. Bunlardan bir tanesi de 'tüketicinin çıkarlarını korumak.' Ben 1995'ten beri tüketici hareketinin içerisinde yer alan birisi olarak, BDDK'nın kurulduğundan beri tüketici lehine hiçbir şey yapmadığının şahidiyim. Tüketici açısından BDDK sabıkalıdır. Bu kadar sabıkalı bir kuruluşu; dosya masrafının miktarını belirlemek, kısa mesajla gecikme bildiriminden ücret alınıp alınmayacağı gibi tüketiciyi ilgilendiren konularda karar merci olarak tanımak, tüketiciyi BDDK'nın insafına terk etmek demektir. Ne yazık ki bu şekilde olmuştur'' diye konuştu.
 
Mevcut 55 milyon kart aidatlı mı aidatsız mı olacak?
Yeni yasaya yönelik beklentilerini de aktaran Deniz, şu bilgileri verdi: ''Bizim beklentimiz; 17 milyon kişinin kullandığı 55 milyon kartta 9 milyon kişinin asgari ödemeyle günü kurtarmasıyla oluşan bir borç stoku vardı. Genelde böyle yasalar çıkarken af düzenlemesi de beraberinde gelir. Biz dedik ki; bir geçici madde ekleyin. Kredi kartı borcu olan herkes istediği takdirde 36 ayda bu borcunu ödesin, borcu kapansın diye bir hüküm getirin. Ortalık bir temizlensin. Madem yeni bir dönem başlatıyorsunuz. Maalesef bu da gelmedi. Tüketici açısından son derece mahsurlu bir yasa çıktı.
 
Kaldı ki bu aidat meselesinde orada 5 milyar liralık bir para var. Bankaların sağladığı. 55 milyon kart var. Bizzat bankacılar diyor ki; 'kartta Türkiye piyasası doydu artık, yeni kart verilecek kişilerin 18 yaşını doldurmasını bekliyoruz' diyorlar. Şimdi yasa çıktı aidatsız kart çıkacak. Peki bu 55 milyon kart aidatlı mı, aidatsız mı olacak?
 
Benim kartım var zaten aidatsız kart istiyorum. Bendeki kartı ne yapacağım? İşim gücüm yok benim cebimdeki 4 kart için 4 ayrı banka dolaşacağım. Her biri için başvuru yapacağım sıraya gireceğim bilmem ne yapacağım. Bu sefer artık yasa da çıktı. Aynen devam edecekler.''
 
11.11.2013 Aydınlık, M. Recep Erçin

Tüketici Örgütlerinden Cumhurbaşkanı'na Çağrı..

Kamuoyuna "devrim" diye sunulan yeni tüketici yasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
 
Tüketici haklarında geriye gidişi yasallaştıran ve tüketicileri bankalara teslim eden bu yasa; devrim değil, bir "karşıdevrim"dir.
 
Yasa şimdi Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül'ün önünde..
Aşağıda imzası olan tüketici örgütleri sayın Cumhurbaşkanı'na yasayı veto etmesi çağrısında bulunuyoruz:
 
Sayın Cumhurbaşkanı,
 
TBMM. tarafından kabul edilmiş bulunan yeni Tüketici Kanunu bugünlerde onayınıza sunulacaktır.
 
Yüce Meclis tarafından onaylanan bu Yasa bazı önemli ve geniş kitleleri ilgilendiren hususlarda, özellikle finansal hizmetlerin sunumunda tüketici beklentilerine uygun bulunmamaktadır.
 
Şöyle ki;
Yasa; yıllardır tüketicilerle bankalar arasında yaşanan çekişmeleri giderecek düzenlemelerden yoksun olup, kullanımdaki 57 milyona yaklaşan kredi kartından aidat alınmasını önleyecek hükümler içermemektedir. Yalnızca, bankaların aidat içermeyen bir kredi kartını da müşterilerine sunmasını öngörmekte, vatandaşların cebindeki kredi kartlarından ücret alınmasını adeta yasal duruma getirmektedir. Kredi Kartı yıllık aidatını düzenleyen madde, içtihatları ve hukuk düzenini altüst etmiştir.
 
Oysa, yasaya eklenecek geçici bir maddeyle kullanımdaki kredi kartları aidatsız hale getirilerek, bankaların kart kullanıcılarla müzakere etmek suretiyle aidat alabilmelerine imkan sağlanabilirdi.
 
Diğer yandan, kira ödemesi, öğrenci harcı, maaş ödemesi, emekli aylığı, icra tahsilatı gibi yasal zorunluk nedeniyle bankalarca yapılacak işlemlerin ücretsiz olacağına dair bir hüküm de bulunmamakta, tüketiciler bankalar ve BDDK’nın insafına terk edilerek, çaresiz bırakılmaktadır.
 
Yaşananlarla görülmüştür ki, 19.10.2005 yılında kabul edilmiş 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76. “Müşteri Hakları” başlıklı maddesine rağmen bankalar, kendilerince yapılan işlemlere dair belge talep eden müşterilerden ücret istenebilmiş, BDKK ise tüm şikayetlere rağmen duruma müdahale etmemiştir. Yine 23.02.2006 yılında kabul edilen 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun gerek kredi kartı dağıtılmasına ve limitlerine yönelik, gerekse 24. Maddesinde yer alan sözleşmede bulunmayan ücretlerin alınamayacağına dair hükümlerine riayet edilmemiş, BDDK da bu hukuksuzluğa da sadece seyirci kalmıştır.
 
Ayrıca onayınıza sunulan bu yasa mevcut haliyle; ekonomik nedenlerle ihtiyaç veya konut kredisi kullanmak durumunda olan tüketicilerden faiz ve zorunlu gider unsurları dışında, bankalarca talep edilen komisyon, dosya masrafı, kredi değerlendirme ücreti, vb. onlarca kalem ek maddi külfetin alınmasını önleyecek hükümlerden de yoksundur.
 
Kredi kullanma ihtiyacındaki vatandaş ilan edilen faiz oranlarına göre banka tercihini yapmakta, karşısına çıkan ek ücretler yüzünden reel faiz, ilan edilenin üzerine çıkmaktadır. Ülkemiz tüketicisinin finans bilgi düzeyinin düşüklüğü göz önüne alındığında, kredi için zorunlu gider unsuru olmadığı halde alınan faiz dışındaki bedellerin yanıltıcılığı ortadadır. Bu tür işlemlerin kabulü mümkün değildir, aynı zamanda adil olmayıp, evrensel hukuka da aykırıdır. Dışarıdan masumane gözükse de tüketiciler, bankaların haksız ücretlendirmelerini yargıya taşıyamayacak, BDDK doğrudan tüketici aleyhine müdahalede bulunabilecektir. Bankalar adına adeta imtiyaz oluşturulmaktadır. 
 
Yukarıda açıkladığımız finans sektöründe sunulan ürün ve hizmetlerdeki haksız, adil olmayan ücretlendirmeler yüzünden tüketicilerin başta ayıplı mal ve hizmet sorunlarını çözmek için kurulmuş bulunan Tüketici Hakem Heyetleri iş yapamaz hale gelmiştir. 2012 yılında Tüketici Heyetlerine yapılan şikayetlerin yaklaşık % 60’ı bankalarla ilgili olup, bu oran 2013’ün ilk altı ayında % 70’e ulaşmıştır. Bu nedenle sistem tıkandığından, dosya yükü altında ezilen Tüketici Hakem Heyetleri, kendilerine gelen şikayetleri almamak için tüketicilere engel çıkarmakta, mağdur tüketiciler “Hacet kapısı” olarak gördükleri merciden geri çevrilmektedir. Kredi kartı aidatının iptali için Tüketici Hakem Heyetine başvurmuş yüzbinlerce tüketicinin müracaatı “Aidatsız kredi kartı alsaydın” gerekçesiyle olumsuz sonuçlanabilecektir. Geçmişten günümüze kadar yaşananlardan yarına baktığımızda görünen o ki; hak ihlalleri gün geçtikçe artacak, tüketiciler, tüketici örgütleri, iyi niyetle çalışan hakem heyetleri ve bakanlık personeli çırpınmaya devam edecektir.
 
Gazetelere yansıyan “Tüketicinin zaferi” başlıklarına aldanılmamalıdır. Satır aralarına inildiğinde tüketicinin kendisinden haksız yere kesilen bir ücreti aylar hatta bazen yıllar sonra geri alabildiği; hem maddi hem de manevi yönden hırpalandığı gibi, davayı kazansa bile bile aslında kazananın satıcı/sağlayıcı olduğu aşikardır. Bunun için yeni yasaya, mağdur edilen tüketicinin maddi kayıplarını tazmin eden hükümlerin yanına, onun uğraşısını; mücadelesini; zaman kaybını tazmin edecek-diğer bir deyişle “Tüketicinin Tam Tazminine” yönelik hükümler konmalıdır.
 
Bankalar başta olmak üzere, sabit ve cep telefonu hizmeti sunan operatörler; enerji sektöründeki işletmeler; çok uluslu şirketlerin oluşturduğu mevcut durum bize şunu söylemektedir: Yasaya tüketici lehine ne tür hükümler konursa konsun “Tüketicinin Tam Tazmini”ne yer vermeyen bir yasaya “yeni” demek de doğru olmayacaktır.
 
Malumunuz üzere, köhnemiş ortaçağ zihniyetiyle salt maddi kazanç peşindeki kişi ve kurumlara karşı tüketicinin korunması ve örgütlenmelerinin teşvik edilmesi Anayasa’mızın 172. Maddesinin emredici hükmüdür. Buna rağmen, Kanunun asıl muhatabı ve öznesi olan tüketici örgütlerinin Kurul ve konseylerdeki temsil imkanı ortadan kaldırılmıştır.
 
Sayın Cumhurbaşkanı; Yeni Tüketici Kanunu’nu onaylamayarak, yukarıda saydığım hususlarda gerekli düzenlemelerin yapılması için yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade etmenizi diliyoruz.
 
Saygılarımızla,
 
Aydın Ağaoğlu
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı
 
Mehmet Bülent Deniz
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı

9 Kasım 2013 Cumartesi

içinden elektrik geçen fuar..


32. fuar..
İlkini biliyorum, o zamanki adıyla Etap Marmara Oteli’nin altında, Vakkorama diye bir yerin yanında açılmıştı.
Sadece ilkini değil, kalan 31’ini de biliyorum.
32 yıldır yapılan bütün kitap fuarlarına gitmişliğimle, kendimce bir rekorum var.
 
”Osmanlı Kimliği”ni seksenli yıllarda mı almıştım, hatta okumuştum?..
O yaşıma göre ciddi görünüşlü, ciddi içerikli, “yeni” bir şeyler söyleyen bir kitaptı.
Okuduğumda, kitabın farklı olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.
O zaman tanışmıştım Taner Timur’la.
Bu yılki fuarın onur konuğu.
Tarih, felsefe, sol üzerine yazmış ben tanıştıktan sonraki yıllarda..
 
Bir dönem kitap fuarına gitmek bayağı bayağı stres oluşturuyordu bende.
Hafta arası gitsem, hamamböcekleri gibi ortalığa yayılmış öğrenciler; hafta sonu gitsem oraya varıncaya kadar çekilen trafik ve içerdeki hafta sonu kalabalığı kitap fuarını gezmeyi eziyete dönüştürüyordu.
Bu yıl da geleneği bozmadım, hafta arasını göze aldım.
Hamamböceklerinin yoğun olmadığı, mutedil bir fuar.
 
Sakinliğin yanında, sanki standlar bu yıl daha özenli yerleştirilmiş, üst üste yığılan kitap ve insan kalabalığını azaltan bir konsept mi seçilmiş nedir, rahat ve zevk alarak gezdim.
 
Şükür bu yıl, o nefret ettiğim kitap dağıtım firmaları ve onların maydanoz satar gibi “beş kitap on lira” türünden pazarlama çalışmaları yoktu.
Ya da en azından benim fark edemeyeceğim kadar azdı.
Yine koridorlara çıkıp yaka-paça çekiştirerek standın yanına götürenlere de rastlamadım.
Fuarın demirbaşları Şemsettin Yeşil yayınları, Bahailer, Ruh ve Maddeciler, Oğuz Yayınları yine vardı.
Fuar biter, bir dahaki yıla kadar bunlardan haber alamam, merak ederim…
 
Senin grafiker kankine eksi not verdim.
“Şerlok Holms oku” demişti sana yanılmıyorsam.
Şerlok kitapları dünya edebiyatının demirbaşlarından.
Ama dedektiflik maceraları olarak bilinir ve edebi değeri her zaman göz ardı edilir.
Kitabını alıp okumaktansa, çevrilen filmleri ile heyecan yapar insanlar.
Bu nedenle grafiker kankine “aferim” demiştim.
Şimdi aferim’i geri alıp, bir de eksi not veriyorum.
Meğerse tüm standlar Şerlok Holms kitaplarından geçilmiyormuş.
Ülkemin yayınevleri Şerlok Holms’u keşfetmiş, yığmışlar standlara.
Anlayacağın, senin grafiker iyi, hoş, entel falan ama; bir ara ona, trend izleyenin sağlıklı düşünemeyeceğini, üretemeyeceğini hatırlatıver..
 
Şöyle-böyle 8 yaşından beri kitap almaya başladıysam; demektir ki, kırk yıldan fazladır bu işi yapıyorum.
70’ler, 80’ler, 90’lar ve sonrası.
Eskiden aldığım kitaplar hala durur.
70’li, 80’li yıllarda aldığım kitaplar, sırf içindeki bilgi insana ulaşsın telaşıyla en ucuz kağıda, en kötü matbaa tekniği ile basılıp ciltlenmiş kitaplardır.
O yıllar Türkiye için yokluk yıllarıydı ve defter, kitap, kağıt lüks tüketimdi neredeyse.
Kitapların façası biraz biraz 90’lı yıllarda düzelmeye başladı.
Bu yıl faça maksimumda, en güzel ciltlerin içinde en pahalı kağıtlara basılmıştı kitaplar.
Böylesi bir kitabı okumaya kıyabilir mi insan?..
 
32 yıldır gide-gele kitap fuarlarına özgü bir öngörü geliştirdim kendimce.
En çok olan ve/veya en çok ziyaretçisi olan, hareketli standların sahibi yayınevlerinin ve yayınlarının temsil ettiği düşüncenin, yelpazedeki yerine göre önümüzdeki günler için ülke siyasetinde gelişmeler olacağını düşünürüm.
Komik ve iler tutar yanı yok belki.
Ama hadi, buna da benim "kitap fuarı oyunum" diyelim...
 
Bu yıl sol düşünce, gezi, Zizek, Boaudiou gibi yeni dönem anlatıcılarının düşünürlerin kitapları resmi geçitteydi sanki..
Buna karşın yelpazenin diğer tarafında konumlanan yayınların sergilendiği tasarım harikası standlar ise sinek avlıyordu.
Hem arz ve hem de talebin yoğunlaştığı yere bakıp önümüzdeki günlerde siyasetin mevcut yapısını değişime zorlayacak veya değiştirecek bir seçmen eğilimin ortaya çıkmasını olası görüyorum.
Haa, bir de; herkes dinini bihakkın öğrenmiş olduğundan dini yayınlar satan yayınevleri de yakında iflas ederlerse hiç şaşırmam.
 
Yine fuarın vazgeçilmezi gazetelerin standları.
Kitap ekleri verdikleri için uğramadan geçmem.
Bir gazetenin standı güzeldi. Çin harfleri ile dolu kitap şeklinde bir masa..
Bazı gazetelerin kitap ekini bedava verip, gazeteyi para ile satmaya çalışmaları komik bir anı olarak kayıtlarıma da girdi.
 
Elimdeki torbaların sayısı ve ağırlığı artınca bir tur arabaya gidip gelmek..
Torbaları büyüten Türk Tarih Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi devletin yayınevlerinin inanılmaz indirim yapmasıydı.
Haliyle el durmaz, raflardan beşer-onar indiririm kitapları.
 
Bu arada, başka bir salonda benim bilmediğim bir ikinci standları yoksa, TÜBİTAK standı yıllardır gördüğüm en zayıf ve en kötü standını açmıştı bu yıl.
Yeni yayının hiç olmadığı eski yayınlardan da birkaç çeşidin yer aldığı bir stand.
"Devr-i iktidara göre şekillenen bir bilim yayıncılığı anlayışı yoktur" diye söze başlayacağım, ama buna kendim bile inanmayacağım.
Evrim teorisi ile kafayı yemiş bir takım bürokratların TÜBİTAK yayınlarına el atmış olması ne yüksek olasılık.
Ve ne kadar da yazık!
 
Yapı Kredi Yayınlarının görevlisine çıkıştım; bazı kitapları yatay değil de, dikey dizmişler.
Sordum, tahmin ettiğim gibi “yer yok ondan” olayı..”
“İyi de fuara kitap kapaklarını görmek, hatta kolayca görmek, ellemek için geliyoruz. Bi daha yapmayın” dedim.
Söz verdiler, gelecek yıl asla…
 
Gez gez, bitmiyor.
Standlarda yaşıma, yakın gözlüğüme, beyaz sakalıma hürmeten okur-yazar olduğum düşüncesiyle stand içine davet edilip sohbetlerin yapıldığı küçük molalar olmasa, yorgunluktan yere yığılacaktım bir süre sonra.
Standların altından geçen elektrik akımı yoruyor insanı.
Yoksa binlerce kitabın olduğu bir yeri gezmekten nasıl yorulur insan?
 
Senin Paulo’na rastladım.
Yarım işlerinden biri de bu değil mi?
Keşfettin, ama dostluğu ilerletemedin.
Bundan sonraki yaşamında olur mu ki?
 
Ah şimdi düşünme zamanı; eski zaman Sone’lerinden birini karşılıklı okumadığın biriyle ne yapılabilir?
Trene binip Lizbon’a gitmediğin, “dans edemiyorsam, o devrim benim devrimim değildir” diyen feminist yazara aşık olup eşcinsel hayaller kurmadığın, Bolivya dağlarında devrim marşı dinlemediğin bir yaşam için ne yaparsan mutlu olursun?
 
Anımsadım; ayağımıza geçirdiğimiz toplum, çevre, aile, namus prangalarının zincirlerini şakırdatıp “aklanıp evden çıkmak” ritüeli eşliğinde, yaşam dışarıda tüm canlılığıyla, çılgınlığıyla, coşkusu ile akarken; büyüyen karnımızdaki bebeğe heyecanlanmak, iki-üç akşamda bir yakın aile ziyaretlerinde çay yapıp ikramda bulunmak, "hamile kaldın, hayırlı olsun"; "doğurdun, hayırlı olsun" türü ziyaret sebeplerinin hiç bitmeyecek olduğuna inanmak, kalçalarımızı eşin aldığı arabaya sokuşturup iadei ziyaretlere gitmek..
Sen bu musun?
 
Sensiz fuar gezmek hiç güzel değil.
Özlemek bir yandan, gördüğüm onca güzel şeyi seninle paylaşamamak, konuşamamak boktan bir durum.
Tiyatroda elin akıllısı telefonuyla oynayıp neyi kaçırdığını bilemezken, hep olduğumuz yerlerde, fuarda “elimde olamayan” için kahırlandım.
 
Kendime teselli armağanı vereyim dedim; danışma’da Melis isimli cici kıza ismini verdim, anons etmesi için.
Sadece okullar için genel anons yaparlarmış, yasakmış.
Durumu anlattım. “Gerçekten kaybettiğim aşkımı bulurum belki bu anonsla.”
Cici kız, arka arkaya üç kere seslendi ismini.
Yoktun, gelmedin, göremedim…
İstanbul, 6 Kasım’13

20 Ağustos 2013 Salı

Halkın Cebinde Limit Yetersiz

Tüketici Birliği Federasyonu Başkanı Bülent Deniz, kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen yurttaş sayısında son aylarda görülen hızlı artışa dikkat çekerek, "Bankaların 90 gün içinde icra takibine başlaması zorunluluğu var. Ekim ayında icra davaları başlayacak. Büyük bir tehdit yükseliyor" dedi.
 
 
 
Bülent Deniz, mevcut ortamda, BDDK'nin kredi kartlarına getirmeyi planladığı düzenlemenin ise düşünülenin aksine yurttaşın borç sıkıntısını artıracağını kaydetti.
 
Deniz, "Bir girdap oluşuyor. Burada tek çözüm yeniden yapılandırma. BDDK'nin planladığı düzenleme hayata geçmeden, daha önemlisi ekim ayı gelmeden Meclis harekete geçmeli. Kredi kartı borçluları için bir yeniden yapılandırma yasası çıkarılmalı" diye konuştu. Kredi kartları için daha önce dört kez yeniden yapılandırma yasası çıkarıldığını hatırlatan Bülent Deniz, "Bu yasalar hep kara listede bulunanlar için çıkarıldı. Oysa 17 milyon kart sahibinin 9,5 milyonu kara listeye girmemek için asgari tutarlarını ödüyor. Yeniden yapılandırmaların bu insanları kapsamaması büyük hata, borçları giderek büyüyor" uyarısında bulundu.

SIKINTI BÜYÜYECEK
Avukat Bülent Deniz, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu'nun (BDDK) kredi kartlarına gelir seviyesine göre limit koyma ve asgari ödeme tutarlarını artırma planı ile son dönemde yükselen borç sorununu BirGün'e değerlendirdi.
 
BDDK'nin taslak düzenlemesinde yer alan 'limit koyma' girişimini, tüketici derneklerinin yıllardır talep ettiğini hatırlatan Bülent Deniz, şöyle konuştu:
"Bu düzenlemeyi biz istiyorduk. Ancak bu dönemde bu düzenleme tek başına ele alındığında yurttaşların sorunu çözülmeyecek, aksine büyüyecek. İnsanların zaten ödeme sıkıntısı varken, asgari ödemeyi yukarı çekmek, üç ay borcunun yarısını ödemeyene kısıtlama getirmek, sıkıntıyı büyütecek."
 
54 AYDA ÖDENEBİLİYOR
Bülent Deniz, kredi kartında asgari ödeme tutarının 'tam bir girdap' olduğunu belirterek, "Bu girdaba giren kurtulamıyor. Diyelim ki bu ay 1000 lira kredi kartı harcaması yaptınız. Bundan sonra kartı hiç kullanmamaya ve her ay sadece asgari tutarı ödemeye karar verdiniz. Asgari ödeme tutarı yüzde 23. Bu borcu kapatmanız tam 54 ayı alıyor" dedi.
 
YENİDEN YAPILANDIRMA
BDDK'nin yeni taslağının kredi kartı borçlarına fren getirme amacı taşıdığını kaydeden Bülent Deniz, "Fakat bu düzenleme yapılırken mutlaka stok haline gelmiş, birikmiş borcun da eritilmesi gerekiyor. Şu anda Türkiye'de banka borcu olmayan yurttaş neredeyse yok. Bu borçlar için bir yeniden yapılandırma yasası çıkarılması şart" diye konuştu.
 
Bülent Deniz, kredi kartı borçlarının daha önce dört kez yapılandırıldığını hatırlatırken, bu uygulamaların hep borcunu ödemeyi bırakan ve 'kara listeye' giren kişileri kapsadığını, asgari tutarı ödeyerek yaşayan insanların 'girdapta kalmaya' devam ettiğini ifade etti.

9,5 MİLYONLUK SORUN
Deniz şöyle konuştu:
"Türkiye'de 17 milyon kişi kredi kartı kullanıyor. 56 milyon da kredi kartı var. 9-9,5 milyon kişi asgari ödeme tutarını yatırarak borcunu çeviriyor ve kara listeye girmiyor. Türkiye'de daha önce yapılan kart borcu yapılandırma uygulamaları bu kişileri hiç kapsamadı. Oysa bu kişiler her ay bir bileziğini satıp, birinden borç alıp ya da bir başka karttan nakit çekip asgari tutarını yatırıyor. BDDK yeni düzenlemeyi çıkarırken, bu kişilerin durumu da düşünülmeli."
 
EKİM AYI FELAKETİ
Bülent Deniz, banka borçlarının yeniden yapılandırılması ihtiyacı konusunda, daha önemli bir soruna dikkat çekti. Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısının bu yıl hızla arttığını, son aylarda ise ivmenin önü alınamaz şekilde yükseldiğini ifade eden Deniz, "Bankacılık Yasası'na göre bankalar, ödenmeyen borçlar için 90 gün içinde icra takibi başlatmak zorunda. Bu durumda ekim ayından itibaren icra dairelerinde dava patlaması yaşanacak. Bu, sadece borçlu yurttaşları ilgilendiren bir durum değil. Tüm ekonomiyi etkileyecek, tüketimi etkileyecek bir durum" uyarısında bulundu.

EYLÜL'DE YASA ÇIKSIN
Bülent Deniz, 'ekim ayı felaketi' ve BDDK'nin yeni düzenlemesi öncesinde Meclis'i bir yeniden yapılandırma yasası çıkarmaya çağırdı. Yeni Tüketici Yasası'nın tasarı halinde Meclis gündeminde bulunduğunu belirten Deniz, "Meclis açılır açılmaz tasarı görüşülmeye başlanabilir ve tasarıya borç yapılandırmasını içeren geçici bir madde eklenebilir. Bu madde, asgari borç tutarını ödeyerek geçinen kişileri de kapsayabilir" dedi.

Gelire göre limit
BDDK, bankacılık mevzuatında değişiklik yapan 3 ayrı yönetmelik hazırladı.
Sektörün görüşüne sunulan taslağa göre; gelir düzeyi bin lira veya altında olanlarla geliri tespit edilemeyenlerin kredi kartı limiti, bin lira ile sınırlandırılacak.
Limiti 15 bin liraya kadar olan kredi kartlarının asgari ödeme tutarı, dönem borcunun yüzde 25'inden yüzde 30'una çıkarılacak.
15 bin liradan 20 bin liraya kadar limiti olan kredi kartlarının asgari ödeme tutarı ise, dönem borcunun yüzde 30'undan yüzde 35'ine çıkacak.
Yeni yönetmelikle taksitli kredi kartları için üstlenilen risk oranları da artırılıyor. Kredi kartlarıyla 1 ile 6 aya kadar olan taksitli alışverişlerde halen yüzde 75 olan risk ağırlığı, yüzde 100'e çıkarılıyor. 6 ile 12 ay arasındaki vadeler için risk ağırlığı yüzde 150'den yüzde 200'e çıkıyor. 12 ayı aşan taksitli alışverişlerde de risk ağırlığı, yüzde 250'ye çıkacak.
Bankalar, bu düzenlemeler için 26 Ağustos'a kadar BDDK’ye görüşlerini bildirecek.

Halk borcunu ödeyemiyor
 Bankalar Birliği'nin haziran ayı verilerine göre, yılın ilk altı ayda kredi kartı ve ferdi kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 680 bin 168'e çıktı. Geçen yılın tamamında (12 ayında) bu rakam 822 bin 87'ydi.
Kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 398 bin 310, kredisini ödeyemeyenlerin sayısı 281 bin 858 oldu.
Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı aydan aya giderek artmaya başladı. Kredi kartı borcunu ödemeyen kişilerin sayısı ocakta 75 bin, şubat ve martta 70 bin civarındaydı. Nisanda 87 bine çıktı, mayısta 100 bine dayandı. Haziran ayında bu sayı 120 bin 515 oldu.
Yıllar itibarıyla bakıldığında 2013 yılının sadece altı aylık sonuçları yıllık rakamları aştı. Kriz yılı 2009'un tamamında kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 277 bindi. 2010 ve 2011 yıllarında sayı 220 bin seviyelerindeydi. 2012 yılında ise 453 bin 656’ya yükseldi. Bu yıl altı ayda 398 bin 310 olan sayının, artış trendinin sürmesi halinde yıl sonu rakamı 700 bine ulaşabilecek.

 
Gezi’de azalan tüketime rağmen borçlar patladı
BÜLENT Deniz, borcunu ödeyemeyen kişi sayısının yılın ilk altı ayında hızla yükseldiğini ve mayıstan itibaren bu sayıya her ay 100 binden fazla insan katılmaya başladığını belirterek, “Aldığımız bilgiler ve yaptığımız hesaplama, ekim ayından itibaren icra davalarında patlama olacağını gösteriyor” dedi.
 
Deniz, haziran ayında Gezi Parkı isyanı nedeniyle tüketim azaldığı halde banka borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 120 bini geçtiğini belirterek, “Temmuz ve ağustosta Ramazan’ın da etkisiyle tüketici harcamalarının arttığına, borç ödeyemeyenlerin de yükseldiğine dönük bilgiler var. Bankaların ödenmeyen borçlar için 90 gün içinde icra takibine başlama zorunluluğu var. Yeniden yapılandırma yoluna gidilmezse kredi ve kredi kartı borçlularına açılan icra davalarında patlama yaşanacak” diye konuştu.” 
TÜİK verilerine göre haziranda perakende ciroları bir önceki aya göre yüzde 2,8 geriledi. Gıda harcamalarında gerileme düzeyi yüzde 5’e yakın oldu. 
Bülent Deniz, 'ekim ayı felaketi' ve BDDK'nin yeni düzenlemesi öncesinde Meclis'i bir yeniden yapılandırma yasası çıkarmaya çağırdı.
 
Gülşah Karadağ-Birgün, 19.08.2013