8 Eylül 2012 Cumartesi

"HGS İyi Bir Adım, 30 Lira Şartı Ağır"

Otoyol ve İstanbul Boğaz köprüleri geçişlerinin daha hızlı olmasını sağlamak amacıyla uygulamaya alınacak Hızlı Geçiş Sistemi'nde (HGS) en az 60 lira yükleme zorunluluğu ve 30 lira bakiyenin altındaki geçişlerin 'kaçak' olarak değerlendirilerek cezai işlem başlatılması kararına tüketiciler tepki gösterdi.

Tüketici örgütleri Kartlı Geçiş Sistemi'nin (KGS) yerine geçmesi planlanan uygulamanın seyahat özgürlüğüne kısıtlama getirdiğini, maliyet açısından mevcut OGS uygulamasından farklı olmadığını dile getiriyor. Tartışılan sistemde kullanılan HGS etiketinin satışları tüm PTT şubeleri ile otoyollar üzerine kurulacak PTT gişelerinden gerçekleştirilmeye başladı. 17 Eylül'den itibaren ise gişelerden geçişler başlayacak. Söz konusu etiketi 5 ya da 15 lira bedel ödeyerek satın alan ve aracının ön camına yapıştıran sürücüler birinci sınıf araçlar için en az 60 lira, ikinci sınıf araçlar için 75 lira, üçüncü sınıf araçlar için 106 lira, dördüncü sınıf araçlar için 135 lira, beşinci sınıf araçlar için ise 163 lira yükleme yapmak zorunda. Birinci sınıf araç (binek otomobil) etiketindeki para miktarının 45 liranın altına düşmesi durumunda sürücünün cep telefonuna uyarı mesajı gelecek ve para miktarı 30 liranın altına düştüğünde ise o etiket kara listeye alınacak, etiketin hesabı kapatılacak.

Uygulamayı anayasaya aykırı bulan tüketici örgütleri geri adım atılmadığı takdirde bireysel ve tüketici dernekleri olarak dava açacakları uyarısında bulundu. Müstakil Tüketici Birliği Başkanı Avukat Bülent Deniz, vatandaşın kaynağını atıl bir fona dönüştürmenin hiçbir açıklaması olmadığını belirtti. Deniz, "Güvence bedeli oluşturulmak isteniyorsa ideal miktar kara yollarında en yüksek geçiş bedeli ne ise onu belirlemektir. Hiçbir tarife 30 TL değil." dedi. Araç sürücüsünden güvence bedeli almanın gereksiz olduğunu ifade eden Bülent Deniz, "Kaçak geçişlerde zaten araç muayenesi yapılmayarak gerekli yaptırım uygulanıyor." diye konuştu. Deniz, gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde HGS satın alarak bireysel dava açmayı planladığını belirtti.

Belirlenen alt limitin dikte edilmesinin kabul edilemeyecek miktarda yüksek olduğunu dile getiren Tüketiciler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet İrmek, "Madem köprü geçişlerinde vatandaşa kolaylık sağlanmak isteniyor, etiket fiyatı ve cezai işlem uygulama sınırının düşürülerek vatandaş için daha makul düzeye çekilmesi gerekiyor." diye konuştu. Toplanan paraların 60 TL alt limiti ile PTT'nin havuzunda birikeceğini kaydeden İrmek, "PTT'nin özelleştirilmesi gündemde. Bizim dikkatimizi çeken nokta HGS etiketinin PTT üzerinden piyasaya sürülmesi. Kurum bu şekilde biriken fonu dilediği şekilde kullanarak hizmetlerine yeni uygulamalar ekleyecek. Yani PTT cazipleştirilip özelleştirme yoluna gidilecek." dedi.

'KAÇAK GEÇİŞİN CEZASI ZATEN VAR'
Yürürlüğe girmesi planlanan HPG sisteminde 30 TL altında limitle 'kaçak geçiş' yaptığı kabul edilecek araç sürücüsüne cezai işlem için tebligat yapılacak. Yasal süre içerisinde HGS etiketindeki para miktarını 30 liranın üzerine çıkaran sürücünün geçiş ücreti yatırdığı paradan düşürülerek ceza uygulanmayacak. Belirlenen süre içerisinde parayı yatırmayan sürücünün ise aracına kaçak geçiş muamelesi yapılmaya devam edilecek.

Uygulamanın hukuki dayanağı olmadığını söyleyen Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Sıtkı Yılmaz, "30 liranın altına 'kaçak' uygulamasının mantıkla ve hukukla bağdaşır hiçbir yönü yok. Paramı sonuna kadar kullanma hakkı bana aitken bu alt sınır uygulamasının bir mantıklı açıklaması olmalı. Bu konu gündemlerimiz arasında. Eğer gerekli düzenleme yapılmazsa biz de hukuki yollara başvurmayı planlıyoruz." diye konuştu.

Arife Kabil-Zaman 06.09.2012

30 Ağustos 2012 Perşembe

"Bu Tuzağa Sakın Düşmeyin"


-Tanınmayan numalardan gelen yurt dışı aramalara dikkat
-Dünyanın farklı yerlerinde kurulan sahte çağrı merkezlerinden
vatandaşların telefonlarına gelen çağrılar, kabul edilmesi veya geri aranılması durumunda yüksek faturalara neden olabiliyor
-Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz: -''Gelen çağrılara ya da mesajlara cevap verilmemelidir. Bu numaralarla iletişim kurduğunuzda size pahalıya mal olabilir''
 
Dünyanın farklı yerlerinde kurulan sahte çağrı merkezlerinden vatandaşların telefonlarına gelen çağrılar, kabul edilmesi veya geri aranılması durumunda yüksek faturalara neden olabiliyor.
 
Telefon üzerinden yapılan birçok dolandırıcılık yönteminin deşifre olmasının ardından arayışlara giren dolandırıcılar, yeni yöntemler geliştiriyor.
 
Yurt dışındaki bazı çağrı merkezlerinden rastgele numaraları arayan ya da cevapsız çağrı bırakan dolandırıcılar, aramayı kabul eden ya da geri dönüş yapan vatandaşlardan haksız kazanç elde etmeye devam ediyor.
 
AA muhabirine açıklama yapan Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz, yurt dışındaki bazı çağrı merkezlerinden yapılan aramaların dolandırıcılık maksatlı yapıldığı konusunda vatandaşları uyardı.
 
Deniz, genelde bu çağrı merkezlerinden vatandaşlara SMS ve çağrı geldiğine dikkati çekerek, ''Gelen çağrılara ya da mesajlara cevap verilmemelidir. Bu numaralarla iletişim kurduğunuzda size pahalıya mal olabilir. Bu nedenle tanımadığınız yurt dışından gelen ve özellikle cinsel ve siyasi mesajları dikkate almayın'' diye konuştu.
 
Son zamanlarda kötü niyetli olarak yurt dışında kurulan çağrı merkezlerinin olduğunu dile getiren Deniz, buradan gelen çağrıları kabul eden ya da geri dönüş yapan vatandaşların yüksek faturalarla karşılaşabildiğini anlattı.
Tüketicinin istemediği telefon aramalarını engellemesinin bir yolunun olmadığını vurgulayan Deniz, şöyle devam etti: ''SMS'ler engellenebiliyor telefonlara kıyasla. Ama aramaların önüne tümüyle geçilemiyor. Çünkü sadece numara engelleme hakkımız var. Bu da sorunun önüne geçmeye yetmiyor. Çünkü bir numarayı kapatıyorsunuz, bir başka numaradan arıyorlar.''
 
Cep telefonların suiistimale son derece açık bir sistemle işlediğini savunan Deniz, cep telefonu kullanıcılarının aldıkları ya da yaptıkları aramalar konusunda son derece dikkatli olması gerektiğini ifade etti.
 
Deniz, kısa mesaj ve telefon suretiyle yapılan pazarlamada da yasa dışı ve dolandırıcılığa matuf noktaların olabileceğinin altını çizdi.
 
Aslında var olmayan bir takım mal ve hizmetlerin vatandaşlara pazarlandığını vurgulayan Deniz, ''Örneğin; '24 saat ücretsiz sağlık hizmeti kazandınız' şeklinde bir mesaj ile başlıyor. Aradığınızda hemen sizden kredi kartınızın numarasını isteniyor. Numaranızı verdiğinizde, hemen hizmet bedeli çekiliyor. Halbuki siz 24 saat sağlık hizmeti satın aldığınızı düşünürken satın aldığınız şey aslında 24 saat ücretsiz verilen ambulans hizmetidir. Siz devletin verdiği bedava ambulans hizmetini parayla satın almış oluyorsunuz. Bunun farkında bile değilsiniz'' diye konuştu.

-''Müsait değilim'' derseniz, kurtulursunuz-
Tüketicilerin dolandırılmaması için sürekli olarak tavsiyelerde bulunduklarını anlatan Deniz, ''Tüketici bir kere alışveriş yapacaksa görerek, tartarak ve dokunarak alışverişini yapmalıdır.
 
Pazarlama taktiğiyle dolandırıcılık yapan bir takım çağrı merkezlerinin de olduğuna değinen Deniz, ''Sizi arayarak yalandan 'müsait misiniz?' diye sorarlar. 'Müsaitim' dediğiniz andan itibaren hiç istemediğiniz bir görüşmeyi kabul etmiş oluyorsunuz. Size yapılan psikolojik baskı sonucunda, hiç arzulamadığınız bir şeyi almış oluyorsunuz. Üstelik çok pahalıya da almış oluyorsunuz. Bu yüzden bu tür telefonlara 'Müsait değilim' derseniz, kurtulursunuz'' dedi.
 
Vatandaşların hiç bilmediği ve tanımadığı insanların sesine bakarak görmediği bir hizmeti satın almalarını yanlış bulduğunu söyleyen Deniz, şunları söyledi:
''Aldığınız ürünü 7 gün içerisinde iade hakkınız var. Ancak aldığınız ürünü iade etmek için muhatap bulmakta sıkıntı çekersiniz. Bu süre ayları, yılları bulabilir. Bazılarına ise hiç ulaşmayabilirsiniz. Bu nedenle kendinizi riske atmayın. Tüketici görmediği, dokunmadığı ürünler konusunda yanılabileceği için parasını kaybetmesi çok daha mümkün hale geliyor.''

-''SMS engellenebilir, telefon zor''-
Deniz, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından 2008 yılında yürürlüğe konulan Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin, vatandaşlara cep telefonu kullanımı konusunda bazı rahatlıklar getirdiğini aktardı.
 
GSM müşterisi olanların istenmeyen mesajların kendilerine ulaşmasını GSM firmasına müracaat ederek engelleyebildiğini ifade eden Deniz, ''Böylece büyük oranda bu pazarlamacılığa ve dolandırıcılığa yönelik sms mesajları tüketiciye ulaşmayacaktır. Ancak gelen telefonlarla ilgili yani sigarayı bıraktırma, bazı bitkisel ilaçların pazarlaması ve bankalardan gelen telefonlar var. Kredi kullandırmak için gibi telefonlar var. O telefonların engellenmesi şu aşamada mümkün değil. Çünkü siz ancak numarayla engelleyebiliyorsunuz. Belli bir numarayı engelleyebilseniz bile başka bir numaradan size pazarlama için telefon geldiğinde problemi çözememiş oluyorsunuz.''

Mehmet Ali Derdiyok-Anadolu Ajansı 28.08.2012

28 Ağustos 2012 Salı

Bankaların Hayat Oyunu

Deli Dumrul ücretleriyle kasasını dolduran, yargı kararlarına rağmen masrafları geri ödemeyen bankaların bir uyanıklığı daha ortaya çıktı.
 
Bankalar, zorla hayat sigortası yaptıkları müşterisinin geri ödenmesi gereken primlerini de iade etmiyor. Müşterilerden 31 kalemde aldığı ‘Deli Dumrul ücretleri’nin yanı sıra yargı kararlarına rağmen masrafları geri ödemeyen bankaların kredi alırken yapılan zorunlu hayat sigortasında uyanıklık yaptığı belirlendi. Buna göre, bankalar kredi borcunu erken kapatan müşterisinin sigorta primlerini geri ödemiyor. Ayrıca bankalar örneğin 24 aylık kredi alan müşteriye 36 aylık hayat sigortası yaparak buradan sağlanan fazla primlerle kasasını dolduruyor.

Hukuka aykırı
Tüketiciler Birliği Onur Kurulu Başkanı Aydın Ağaoğlu, bankaların kredi hizmeti sunarken yanında hayat sigortası satılmasının hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Tüketici Kanunu’nun 5’inci maddesinin bankaların mal ya da hizmet satışı esnasında diğer bir malın ya da hizmetin satışının zorunlu kılınmasını yasakladığını aktaran Ağaoğlu şunları söyledi:
“Bankalar tüketicilere kredi hizmeti sunarken, bunun yanında hayat sigortası hizmetinin de kendilerinden satın alınmasını isteyemez. Bu hukuka uygun değil. Amabankalar bunu zorunlu kılıyor ve ‘benden alacaksın’ diyor. Bankaların büyük çoğunluğunun sigorta acentesi var. Bu tür durumlarda müşteriler bankaları sanayi il müdürlüğüne şikayet ederse tüketici kanununun 25’inci maddesinde belirtilen idari para cezasına muhatap olacakları kesindir” dedi.

PARASINI GERi ALAN YÜZDE 5’i GEÇMiYOR
Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Bülent Deniz de bankaların hayat sigortasında yaptığı vurgunu eleştirdi. Hayat sigortasının yıllık olarak yapıldığını ifade eden Deniz şöyle devam etti: “Bu durumda siz 6, 18, 30 ay ödemeli kredi çekseniz de sigortanız 12, 24, 36 aylık oluyor.

Örneğin; 24 ay ödemeli kredi çektiniz. Kredi süresi kadar değil, 36 aylık sigorta yaptırabiliyorsunuz. Krediniz bittikten sonra kalan 11 aylık hayat sigortasını boşuna yaptırmış oluyorsunuz. Ancak banka bu noktada müşteriyi uyarmıyor. Para bankada kalıyor.” Pek çok tüketicinin bu durumu bilmediğini belirten Deniz, bankanın da uyarmadığı için müşterinin parayı alamadığını kaydetti.

Deniz, kredi borcunu erken kapatanların da hem faiz indirimden yararlanabildiğine hem de geri kalan günlerdeki hayat sigortası primlerini geri alabildiğine dikkat çekti.

Kimse bu durumu bilmiyor
Bülent Deniz, ortalama olarak 200 liranın kesildiği hayat sigortası ücretlerinin geri alınabileceğini vatandaşın bilmediğini dile getirdi. Deniz, “Milyonlarca insan kredi çekiyor ancak bu artan primleri alan müşteri oranı yüzde 5’ten bile daha az. Hal böyle olunca bankaların ekmeğine yağ sürülüyor” değerlendirmesinde bulundu.

PARALAR NASIL ALINACAK
Hayat sigortasında artan primlerin alınmak istendiğine dair ilgili bankaya dilekçe yazılacak. Bankadan olumsuz yanıt gelmesi halinde aynı dilekçe ilçe kaymakamlıklarındaki hakem heyetine sunulacak. Gerekçeli karar en geç üç ay içerisinde tüketiciye bildirilecek.

Murat Gülderen-Bugün 27.08.2012

24 Ağustos 2012 Cuma

"Deli Dumrul Ücretine Son"


Bankaların komisyon ve masraf adı altında kestiği 'Deli Dumrul ücretlerine hakem heyeti karşı çıktı.
 
Uzmanlar, son 10 yılda kredi çeken 11 milyon insana 'dosya masraflarını geri almak için bankalara koşun' çağrısında bulundu.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın 'Deli Dumrul ücretleri' olarak adlandırdığı ve kaldırmak için çalışma başlattığı banka komisyonlarına tokat gibi cevap Konya'dan geldi. Konya Selçuklu Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti 2009 yılında bir bankadan 10 bin liralık tüketici kredisi çeken Öğretmen Şamil Özkan'a çıkarılan 400 liralık masrafın geri verilmesine hükmetti. Kararın çıkmasının ardından öğretmek Özkan, bankadan 400 lirasını geri aldı.

Yargıtay'ın kararı var
Öğretmek Şamil Özkan'ın hareketi kredi kullanan tüketicilere de umut ışığı oldu. Tüketiciler Birliği Onursal Başkanı Avukat Bülent Deniz, Yargıtay'ın kararları uyarınca tüketicilerin geriye dönük 10 yıllık süreyle bankaların kestiği masrafları alabileceğini söyledi.

Deniz, kredi kullanan milyonlarca insana işlem masraflarını geri almak için bankalara koşun çağrısında bulundu. Artık bankaların 31 kalem için aldığı masraflara yönelik hakem heyetine başvuran insanların davaları kazanmaya başladığını aktaran Deniz, "Bankalar eğer istediği masrafların nedenini ispatlayamazsa ücretleri geri ödemek zorunda kalıyorlar. Bankalar artık keyfe keder para talep edemeyecekler. İnsanlar 50-800 lira arasında değişen bu paraları ufaktır deyip almamazlık etmesin. Ortalama 5 bin lira kredi çeken milyonlarca insanı düşününce ortaya akıl almaz rakamlar çıkıyor" dedi.

Sözleşmeye dikkat
Tüketici Yasası'nın 10/a bendine dikkat çeken Deniz şöyle devam etti: "Burada tüketicinin önüne konmuş sözleşmelerin önceden görüşülmeden hazırlandığı kabul ediliyor. Yasaya göre bu tip sözleşmelerde tüketici aleyhine olan hükümler yok sayılıyor. Bankalar bunu aşmak için tüketiciden ayrı bir kağıda sözleşmeyi okudum anladım diye imza alıyorlar. Bu da bankayı kurtarıyor. Bu alınan tüm krediler için geçerli."

11 milyon kişi kredi aldı
Bankalar Birliği verilerine göre, son 10 yılda 11 milyon 455 bin kişi kredi çekti. Bunun 273 bin 674'ü taşıt, 1 milyon 275 bin 920'si konut, 6 milyon 997 bini tüketici kredilerinden oluşuyor. 2 milyon 503 bin 863 kişi de diğer kredileri kullandı.

Masal anlatmasınlar yasada hüküm var
Tüketiciler Derneği Onursal Başkanı Engin Başaran, bankaların tüketiciyi doğru bilgilendirmediğini belirtti. Başaran şu noktalara dikkat çekti:

"Tüketicinin bu hakkı zaten yasalarda vardı. Ancak kamu kuruluşları bankaların bu masrafları yıllardır almalarına göz yumdu. Yasalar tüketici lehine hiçbir zaman uygulanmadı. Masrafların geri alınmasına ve kredi kartı aidatlarının geri alınması gerektiğine dair iki tane yargı kararı var. Masal anlatmasınlar. 31 kalemde çıkarılan masrafların geri alınmasına karşı biraz tepki oldu diye bankalar hemen bir araya geldi ve büyük tepki gösterdiler. Aynı güçte tepkiyi tüketiciler de vermeli."

Nasıl başvurulur?
İşlem masrafı adı altında toplanan 'Deli Dumrul ücretleri'nin geri alınması için şu iki yolun izlenmesi gerekiyor:

1- Bankaya masrafın istendiğine dair iadeli taahhütlü mektup gönderin.
2- Banka parayı iade etmezse kaymakamlıkta hakem heyetine gidin. Buraya verilecek dilekçe sonrası karar en geç üç ay içinde size bildiriliyor.

İŞTE DİLEKÇE ÖRNEĞİ
Komisyon ücretleri geri almak için bankalara şu dilekçe örneğiyle başvurun:

(Banka ismi yazılacak) Genel Müdürlüğü’ne

Konu: Kredi kartı/dosya masrafı ve diğer ücretler iadesi hakkında (Kredi kartı/Dosya numarası yazılacak) hamiliyim.

Söz konusu işlemlerime ilişkin olarak bugüne kadar ödemiş olduğum (ödenen miktar) liranın 7 gün içinde mevduata uygulanan faiziyle birlikte tarafıma iadesi veya bir sonraki aya ilişkin, hesap özetinde ödenmesi gereken miktardan mahsup edilmesini dilerim.

Adres, ad, soyad ve imza
 
Murat Gülderen-Bugün 24.08.2012

16 Ağustos 2012 Perşembe

"Bakan, Bankalarla Değil, Tüketici ile Pazarlık Etmeli!.."

Geçtiğimiz günlerde ekonomi basını ile iftarda bir araya gelen Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, tüketici yasasında yapmayı düşündükleri değişiklikeri ve özellikle kart  aidatı konusunda bankalarla pazarlık yaptıklarını açıkladı.
 
 
Yazıcı'nın bu açıklamalarını değerlendirmek üzere Habertürk TV., Kanal 24, A Haber TV. ve ATV ye konuşan Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı ve Tüketici Hakları Uzmanı Mehmet Bülent Deniz; "aynı zamanda tüketicinin de bakanı olan Yazıcı, bankalarla değil tüketici ile pazarlık yapmalı" dedi.
 
 
Ortada bir yasa taslağı olmadığını, sadece Bakanın niyetini ifade ettiğine inanmak istediklerini söyleyen Deniz, konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeleri yaptı:
 
 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı tarafından mevcut tüketici yasasının bazı maddelerinin değiştirilmesi konuusnda yapılan çalışma sonucu ortaya çıkan taslak hakkında açıklama yapılmıştır. Bakan bu açıklama esnasında, bankaların aldıkları kredi kart aidatı, dosya masrafı ve benzeri ücretler için bankalarla pazarlık yaptıklarını da ifade etmiştir.
 
 
Tüketici ile Müzakere Edilmeli
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı aynı zamanda tüketicinin de bakanıdır.
Tüketicileri yakından ilgilendiren bir yasal düzenleme konusunda var olduğunu söylediği taslak metnin olmadığına inanmak istiyoruz. Tüketici örgütlerinin, tüketicilerin doğal ve sosyal tarafı oldukları bir yasa değişikliği öncesinde, bu kesimin görüşleri alınmadan yasa değişikliği taslağı hazırlamak, "ben yaptım, oldu" anlayışının sonucu olacaktır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla kamuoyu ile paylaşılacak bir yasa değişikliğine ilişkin taslak, konunun tüm sosyal tarafları ile özellikle tüketici örgütleri ile müzakere ve istişare edilerek hazırlanmalıdır.
 
 
Devrim 1995 Yılında Yapılmıştı
Öte yandan yapılacak değişiklikler ile tüketici haklarında devrim yapılacağına ilişkin söylemleri de; iyiniyetli olduğuna inanarak, gülümseyerek karşılıyoruz. Çünkü 1995 yılından bu yana yürürlükte bulunan Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasa; düzenlemeleri itibariyle dünyadaki bir çok tüketici yasasından daha yüksek profilde, koruma mekanizmaları daha fazla olan bir yasadır. Bakan Hayati Yazıcı'nın getireceklerini söylediği düzenlemelerin bir çoğu zaten mevcut yasada var olan düzenlemeler olup sadece süreler ve başvurulacak yerlerin belirlenmesini netleştiren yaklaşım içermektedir. Yani ortada yeni bir devrim falan yoktur.
 
 
Bankalarla Değil Tüketici ile Pazarlık Edilmeli
Hayati Yazıcı'nın açıklamasındaki en önemli bölüm ise, dosya masrafı, kart aidatı gibi ücretler nedeniyle bankalarla pazarlık içinde olduklarını belirttiği bölümdür.
Bakanın bu açıklaması talihsiz bir açıklamadır.
 
 
Konu ülkede faaliyet gösteren elli civarındaki banka kadar, bu bankaları ayakta tutan 75 milyonu ilgilendirmektedir. Bu bakımdan bir pazarlık yapılması gerekli ise, pazarlık; bankalarla değil, tüketicilerle yapılmalıdır.
 
 
Bir yasa değişikliği öncesinde bir sektörle, lobi ile "pazarlık yapıyoruz" açıklaması siyaseten de kabul edilebilir değildir. Yasama organının seçtiği yürütme kurulu üyesinin bir yasal düzenleme konusunda birileriyle pazarlık yaptıklarını söylemesi, şu anda elinde bulundurduğu iktidara, yetkiye inanmadığını itiraf etmektir.
 
 
Kredi Kart Aidatı Meşrulaştırılmak İsteniyor
2007 yılından bu yana tüketicilerin vicdanını rahatsız eden, yüzbinlercesinin hukuka başvurduğu ve başta Yargıtay 13. Hukuk Dairesi olmak üzere, yüzlerce Tüketici Mahkemesi ve binlerce Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından "kredi kart aidatı alınamaz" denilen bir konuda, "pazarlık yapıyoruz, ilk yıl alınsın, tavan sınır getirilsin" söylemi, şu an yürürlükte olan düzenlemelere göre alınması zaten mümkün olmayan kredi kart aidatını, yasa eliyle meşrulaştırma gayretinin ifadesidir.
Yani ileriye değil geriye gidiş söz konusudur. Tüketicilerin beş yıldır verdikleri yargısal mücadele ile kazanılan alan daraltılacaktır.
 
 
Yapılacak İş Belli
Tüketici hakları konusunda bir şeyler yapılmak isteniyorsa, yapılacak olan bellidir: yasaya "bankalar, faiz dışında tüketiciyi yükümlülük altına sokacak işlemler yapamazlar" hükmü eklenmelidir.
Bu düzenlemeyi yasaya ekleyecek siyasi irade tarihe geçecektir. 

5 Ağustos 2012 Pazar

"Milat: 1 Temmuz..."

Evsahibi-kiracı ilişkisinden, ticari şirketlerin uymak zorunda oldukları yeni kurallara; komşuluk hukukundan, icra hukukundaki yeni düzenlemelere...
1 Temmuz 2012 tarihinde, çok önemli yasal düzenlemeler yürürlüğe girdi.
Yeni Türk Ticaret Yasası, Borçlar Yasası ve 3. Yargı Reformu Paketi ile değiştirilen çok sayıda ysasl düzenleme, yaşamımızda hangi değişikliklere yol açtı?
Ülke TV. Gündem programında, Mustafa Yıldız sordu
Mehmet Bülent Deniz yanıtladı.
3 Temmuz 2012 de yayınlanan söyleşinin tamamı için

30 Temmuz 2012 Pazartesi

"Bankadan Alacaklısınız"

Kredi kullananlar dikkat! Hayat sigortası paranız bankada kalmasın. Pek çok tüketici, bilmediği ve banka da uyarmadığı için parasını almıyor...

Kredi alırken banka tarafından zorunlu tutularak yaptırdığınız hayat sigortası parasını, kredi ödemeleriniz bittiğinde geri alabilirsiniz. Bazı bankalar bu konuda tüketicileri bilgilendirmiyor; tüketiciler de bilmedikleri için bu paralar bankalara kâr kalıyor.

ERKEN KAPATAN DA ALIYOR
Şöyle ki; hayat sigortaları, yıllık olarak yapılabiliyor; yıl artı ay küsuratlı olarak yapılamıyor. Bu durumda siz 6, 18, 30 ay ödemeli kredi çekseniz de, sigortanız 12, 24, 36 aylık oluyor. Örneğin; 25 ay ödemeli kredi çektiniz. Kredi süresi kadar değil, 36 aylık sigorta yaptırabiliyorsunuz. Bu durumda krediniz bittikten sonra kalan 11 aylık hayat sigortasını boşuna yaptırmış oluyorsunuz. Ama 11 aylık hayat sigortasının parasını bankadan geri alma hakkınız var.

Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı Bülent Deniz, tüketicilerin kredi bitiminden sonraki hayat sigortası primlerini geri alabileceğini hatırlattı. "Vatandaş uyanık olmalı" diyen Deniz, "Tüketici, hayat sigortası yaptırırken, kredi ödeme süresine göre değil, yıl hesabına göre sigortalanmakta. 18 ay geri ödemeli kredi kullanan, 24 ay için sigortalanır. 18 ayın bitiminde 6 aylık primini iade almalı" şeklinde konuştu. Bülent Deniz, kredi borcunu erken kapatanların da, hem faiz indirimden yararlanabildiğini hem de geri kalan günlerdeki hayat sigortası primlerini geri alabildiğini sözlerine ekledi.

Özlem Kamer Tercanlı-Takvim 30.07.2012

5 Temmuz 2012 Perşembe

Biletleri Saklayın

İstanbul Deniz Otobüsleri'ne (İDO) tepki gösteren vatandaşlar örgütlenirken; bir adım da Tüketiciler Birliği'nden geldi. Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya, haksız kazanç uygulamalarına karşı İDO'yu 3 ay önce Rekabet Kurumu'na (RK) şikayet ettiklerini söyledi. Kaya, Devlet Denetleme Kurumu'nun devreye girmesi için Cumhurbaşkanlığı'na da başvurduklarını kaydetti. RK'dan 1 ay önce 'ret' kararı geldiğini belirten Kaya, "Kurum, rekabetin ihlal edilmediği yönünde karar verdi. Rekabet yok ki, 'rekabet ihlali yoktur' kararı veriyorlar. Şimdi onlardan gerekçeli kararı bekliyoruz. Tekel konumunda olan bir firmanın yaptıkları zaten rekabete aykırıdır, 'Ben yaptım oldu' diyorlar" şeklinde konuştu.

HAKSIZ KAZANÇ
RK'dan gelecek gerekçeli karara bağlı olarak İDO hakkında dava açacaklarını ifade eden Kaya, şunları söyledi: "İDO gerek fiyat politikasıyla, gerek otobüs içi kafe fiyatları ile haksız kazanç elde ediyor. 1.5 saat bir deniz yolculuğunda tabii ki insanlar su içmek zorunda kalacak. 30 kuruşa aldıkları suyu, 2.5 liraya satarak haksız kazanç sağlıyorlar. Hafta sonları, talebin en yoğun olduğu günlerde de bilet fiyatlarını artırmaları haksız kazanç. Vatandaşın mecburiyeti üzerinden zenginleşmek, haksız ve sebepsiz zenginleşmedir ve bu da hukuka aykırıdır."

AĞIR FATURA
Kaya, İDO'ya dava açıp fiyatları düşürteceklerini belirterek, "Vatandaş yolculuk biletlerini, öncelikli geçiş ücreti makbuzlarını, kafede yaptığı alışverişlerin faturasını, pahalıya aldığı her şeyin fişini atmasın, saklasın. Yargı kararı ile birlikte haksız yere alınan bedellerin geri ödenmesini sağlayacağız" dedi. İDO'ya yüklü fatura kesileceğini dile getiren Kaya, "Bu, tüm firmalara büyük bir ders olarak tarihe geçecektir" diye konuştu.

GERi ADIM ATMAK ZORUNDA
Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı Bülent Deniz, "Aklın yolu bir" diyerek, İDO'nun olumsuz tüm uygulamalarından vazgeçmek zorunda olduğunu söyledi. İDO'nun kamu yararını gözetmesinin şart olduğunu, tüketici mecburiyetini kötüye kullanmaması gerektiğini kaydeden Deniz, "İDO tekel durumunda. Tekel olarak kamu hizmeti sunulduğu durumlarda, 'Ben istediğim kadar zam yaparım' denilemez" şeklinde konuştu. Deniz, İDO hakkında açılacak dava sonrası, mahkemenin kamu yararına karar vermesi ile İDO'nun da geri adım atmak zorunda kalacağını ifade etti.

İDO ÇALIŞANI ŞİKAYETÇİ
Uygulamaları ile vatandaşın tepkisini çeken İDO, kendi personelinin de sabrını taşırdı. İDO çalışanları, 'Biz de sıkıntı yaşıyoruz' dedi

TAKVİM'in ısrarla gündeme getirdiği İstanbul Deniz Otobüsleri'nin (İDO) uygulamaları sadece İDO müşterilerini değil, kendi bünyesinde çalışan personelini de çileden çıkartıyor. Gazetemizin yanı sıra sosyal paylaşım sitelerine İDO ile ilgili gelen şikayetlerin sayısı her geçen gün artıyor. Tüketiciler, fiyatlardan çağrı merkezlerine, hizmet ücretlerinden kafelerin aşırı pahalılığına kadar birçok konuda sıkıntılarını dile getiriyor. Son olarak İDO'nun kendi personelinin bile firmasının uygulamalarından şikayetçi olduğu ortaya çıktı. Sürekli değişen fiyatları müşterilere nasıl açıklayacaklarını şaşırdıklarını söyleyen İDO personeli, içini şöyle döküyor: "Aynı anda gişeden bilet almak için bekleyen 3 kişinin de bilet ücretleri farklı olabiliyor. Birine 6 TL'den, birine 10 TL'den, birine de 30 TL'den bilet veriyoruz. Vatandaş isyan etmekte haklı. Ama biz de emir kuluyuz. Üstelik tepkili vatandaşa karşı kendimizi ve firmamızı koruyacak bir gerekçe gösteremiyoruz. Zor durumda kalıyoruz. Çünkü müşteri ile karşı karşıya olan bizleriz. Bir an önce eski sisteme geri dönülmesini, şikayetlerin son bulmasını istiyoruz."

24 Haziran 2012 Pazar

"Sözleşmede Hizmet Bedeli Maddelerinin Üzerini Çizin"

Gün geçmiyor ki bankaların kart kullanıcılarından kestikleri ücretlerle ilgili bir haber okumayalım... Kredi kartı aidat ücreti, hesap işletim ücreti, kredi kartı yenileme ücreti, hesap özeti ücreti, nakit çekme ücreti, ortak ATM'den nakit çekme ücreti gibi pek çok işlem adı altında bankalar hesabımızdan para kesmeye devam ediyor. Peki bu para kesintileri yasal mı? Bu para kesintilerine nasıl itiraz edebiliriz? Merak ettiğimiz tüm sorularımızı Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı Av. M.Bülent Deniz ile konuştuk.

Son zamanlarda bankaların kullanıcılardan kestikleri ücretlerle ilgili olarak çok sayıda haber okuyoruz. Kredi kartı aidat ücreti, hesap işletim ücreti, kredi kartı yenileme ücreti, hesap özeti ücreti, nakit çekme ücreti, ortak ATM’den nakit çekme ücreti vb. gibi pek çok konuda kullanıcılardan para kesiyor. Peki bu ücret kesintileri yasal mı?

Bankalar yaptıkları işlemlerle ilgili olarak çok sayıda ücret kesiyorlar ve her gün bunlara bir yenisi daha ekleniyor. Bankaların bilançolarına baktığımız zaman bankaların karlarının çok büyük bölümünün faaliyet dışı gelirler kaleminden geldiğini görüyoruz. Yani bankanın görevi nedir? Parayı almak ve satmak. Satarken elde ettiği kar onun faaliyet geliridir. Faaliyet dışı dediğimiz şey de kart aidatı, ATM’den bakiye sorma ücreti, ekstre ücreti gibi bu tüp hizmetlerden almış olduğu paralardır. Baktığınızda bankaların bu tip kalemlerden elde ettiği gelirler, bankacılık faaliyeti yaparak elde ettiği gelirden kat be kat fazla. Basit bir örnek verelim, 50 milyon tane kredi kartı var Türkiye’de, her birinden ortalama 50 TL aidat ücreti alındığı zaman 2,5 katrilyon civarında bir para yapıyor. Çok yüksek bir para bu. Öte yandan 35-40 milyona yakın vadesiz mevduat hesabı var. Yine her birinden 20-60 TL arasında hesap işletim ücreti adı altında para alıyorlar. Bir de geçenlerde çıktı, hareketsizlik bedeli diye, hesabınızı hiç kullanmıyorsunuz ama işlemsizlik bedeli adı altında 2-3 TL gibi bir para almaya başlamışlar.

BDDK’nın bu konuda bir düzenleme yapması beklenirdi
Bankaların almış olduğu bu paralar vatandaşın çok uzun zamandan beri tepkisine neden oluyor. 2007 yılında ben kredi kartı ile ilgili ilk davayı açarken bu işin yasal ve hukuka uygun olmadığını ifade ederek giriştim bu sürece. Nitekim bizim bu girişimimizden sonra çok sayıda Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararları, Tüketici Mahkemesi kararları ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararları çıktı. Ve büyük çoğunluğu tüketicinin bu konuda haklı olduğu kart aidatı, vadesiz hesap işletim ücreti gibi gerekli gereksiz birçok hizmet bedelinin tüketiciye iadesine karar verildi. Tabi burada beklenen şuydu, yüz binlerce insanın, benim tahminime göre 700-800 bin tüketici bu yönde hakkını arayarak parasını iade aldı. En son geçmişe doğru 10 yıllık kart aidatının alınması yönelik bir karar çıktı. Türkiye’de maalesef toplu tüketimin ya da çok sayıda tüketicinin olduğu alanlarda hukukun yetersizliği veya yasama organının ilgisizliği söz konusu. Çünkü milyonlarca kredi kartı kullanıcısı veya banka hesap sahibinin bu yöndeki tepkisi, 700-800 bin kişinin elde etmiş olduğu mahkeme kararı varken beklenen o ki, alınmış alınan o kararlardaki tepki gözetilerek Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) bankalara bir genelge göndererek, bu tip hizmet bedellerinin alınmaması yönünde bir karar alması. Eğer bu mümkün değilse, yasama organı meclisin harekete geçip kart aidatı alınıp alınmayacağına ilişkin bir düzenleme yapması beklenir.

Mahkemede alınan kararlar emsal oluyor ama bağlayıcı değil
Çünkü alınan kararlar karar sahibi ile ilgili bankayı bağlamaktadır. Yani Ahmet’in almış olduğu karar, paramı iade almak istediğimde bana yarar sağlamıyor. Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne müracaat etmek zorunda kalıyorum, arkasından mahkemeye gitmek zorunda kalıyorum. Karar bir başkası için emsal oluyor ama bağlayıcı hale ne yazık ki gelemiyor. Bu da adliye için yeni bir iş yükü, tüketiciler için de ne yazık ki gereksiz bir mesai anlamına geliyor. Bunun önüne geçilmesi gerekirdi. Kaldı ki bir karar bir başkası için bağlayıcı olmadığı gibi, mesela 2012 aidatı için ben dava açıyorum, paramı iade alıyorum ama 2013 yılı için aynı banka yine benden yeni bir aidat talebinde bulunuyor. Ben yine gidip dava açmak zorunda kalıyorum. Tüketiciyi yoran, bir süre sonra bıktıran bir süreç haline dönüşüyor.

Bankalarla çalışmak kayıt dışı ekonomiyi önler
Burada bankaların bankacılık faaliyetini finanse ettikleri, zaten kar ettikleri gözetilerek bu yöndeki komisyon vs. gibi hizmet bedellerini hiç almamaları gibi Türk kamuoyunun bir beklentisi var. Bu sağlanmadığı sürece bankalarla tüketici arasındaki mesafe maalesef kapanmayacaktır. Oysa ki tüketicilerin bankalarda çalışıyor olmasının devlet açısından çok büyük bir faydası var. Çok uzun zamandan beri kayıt dışı ekonomiyle mücadele ediyoruz ve bu bir devlet politikası haline geldi. Dolayısıyla para hareketlerinin bankalar üzerinden yapılmasında çok ciddi yarar var. Bankalar üzerinden para hareketleri daha rahat denetlenebildiği için vergisiz kazancın tespiti çok daha kolay. Vatandaş şimdi korkuyor. Bankaya gidip bir hesap açtığı zaman arkasından pat diye hemen 20-30 TL hesap işletim ücreti adı altında para kesilecek. Dolayısıyla birçok kişinin -ben yakinen biliyorum- bankalarla hiç ilişkiye geçmemek yönünde temel tercihleri var. Bu da devletin kayıt dışı ekonomiyle mücadele politikasına aykırı.

Bankalara şikayetinizi sözlü değil, yazılı olarak dile getirin
Bankanın bizden kestiği paraya itiraz etmek istersek nasıl bir yol izlememiz gerekir?

Bankalarla çalışmamak mümkün değil, cebimize kredi kartı koymamak mümkün değil, bankada özellikle maaşlı kesim için hesap sahibi olmamak mümkün değil. Bankanın haksız olduğunu düşündüğümüz bu yöndeki hizmet bedelleri talebi varsa, bir kere bu bedelleri ödeyeceğiz. Çünkü bizim yapacağımız itiraz başvuruları bedelin ödenmesini durdurmayacak. Daha sonra faiz, temerrüt gibi durumlar söz konusu olmaması için bizden talep edilen ödeme tarihini, talep edilen miktarı ödemeliyiz. Ama bu ödemeyi yaparken veya yaptıktan sonra bankaya yazılı olarak başvurulmalıdır. Genelde tüketiciler şubeye gidip sözlü olarak veya müşteri hizmetlerini arayarak telefonda dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Bunların hukuki bir kıymeti yoktur. Tüketici yazılı bir iadeli taahhütlü mektupla alınan bedelin iadesini talep etmelidir. Banka bu mektuba rağmen parayı iade etmez veya etmeyeceğini ifade etmez, size cevap vermez ise tüketici bulunduğu ilçedeki kaymakamlıklardaki Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne müracaat ederek bu yöndeki başvurusunu ücretsiz olarak yapabilir. Buna ilişkin dilekçe örneklerini ben internet sitesinde adım adım yayınlıyorum. mbulentdeniz.blogspot.com adresinde ‘3 Adımda Kredi Kartı Aidatını Geri Alma Yolları’ başlıklı linkten hem dilekçe örnekleri hem de tüketicinin nereye nasıl başvuracağını detaylı olarak açıklıyoruz.

Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri 3 ay içinde karar vermek zorunda
İnsanlar genelde itiraz sürecinin uzun olması ve bir sonuç alınamayacağı düşüncesiyle şikayet hakkını kullanmak istemiyor. Kart kullanıcıları bu konuda ne kadar sürede bir sonuç alabilir?

Bu sürecin çok uzun sürdüğüne ilişkin kamuoyunda yanlış bir kanaat var. Bu yanlış çünkü yasa gereği kaymakamlarda başvurduğumuz Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri en geç 3 ay içinde karar vermek zorundalar zaten. Yani bizim başvurumuz üzerinden posta ve yazışmaları dikkate alırsak yaklaşık 4 aylık zaman içerisinde en geç kararın çıkmış olması lazım. Çıkan karar bankanın aleyhineyse banka Tüketici Mahkemesi’ne bir dava açabilir, o itiraz hakkı yasa gereği kendisine verilmiştir ama kararın hakem heyetlerinden çıkma süreci 4 ay gibi kısa bir süredir. Çok daha önemlisi tüketici bütün bunları yaparken sadece iadeli taahhütlü bir mektup pulu için vermiş olduğu 2 ya da 3 TL’nin dışında herhangi bir başvuru ücreti, harç veya posta masrafı ödemiyor, ücretsizdir.

Bankalar internet bankacılığından para alırlarsa bindikleri dalı kesmiş olurlar
Geçtiğimiz günlerde internet bankacılığını kullanan kullanıcılardan her girişte belli bir ücret alınacağı haberlerini okuduk. Peki bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Bu çok saçma sapan bir düşünce. Hatta bu internet bankacılığını kullanan tüketicilere her seferinde oluşturulan şifre SMS ile gönderiliyor biliyorsunuz. SMS başına para alınacağı söylendi. Bir kere bankalar bunu yaparlarsa bindikleri dalı keserler. Çünkü bankalar mümkün mertebe internet bankacılığını yaygınlaştırmak, şube ve personelden tasarruf etme ihtiyacındalar. Bankaya bunu sağlayacak olan tüketiciye bunu sağladığı için ödül verilmesi gerekirken, sana SMS’le şifre gönderdiğim için bana her girdiğinde para ödeyeceksin gibi saçma sapan bir uygulamayı bankaların yapacaklarını zannetmiyorum. Böyle garip fikirleri dönem dönem kamuoyunun önüne atıyorlar, gelen tepki üzerine de uygulamaya koymuyorlar. SMS’le şifre gönderme parası alacağız diye birkaç ay önce bankalardan açıklama yapıldı. Ben tepki göstermiş ve dava açacağını söylemiştim. Hala benden SMS parası almalarını bekliyorum. Alsınlar da gideyim dava açayım. Uygulamaya koyamadılar.

Sözleşmede hizmet bedeli maddelerinin üstünü çizin
Bazı bankalar kredi kartı kart aidatı yerine kredi kartı hizmet bedeli gibi başka kavramları kullanarak yine kullanıcılardan para almaya devam ediyorlar. Bu konuda kullanıcıların bankalarla sözleşme imzalarken nelere dikkat etmelerini önerirsiniz?

Bir kere kredi kartına ilişkin sözleşme imzalarken kart aidatı, kart bedeli, yıllık kart ücreti veya hizmet bedeli diye değişik adlar altında para alınabileceğini içeren maddeleri tüketici sözleşmede bulmalı. O maddenin üzerini çizmeli ve o çizgisinin üzerini imzalamalı. Aynı şekilde kendisinde kalacak nüshada da personelin imzasını talep etmelidir. Banka sözleşmeyi bu şekilde yapmaz ve yapılmasına müsaade etmezse tüketicinin yapacağı şey çok basittir, hiç o kredi kartını almamalı, yandaki bankaya girerek aidat ödemeyeceği bir kredi kartını edinebilecek sözleşmeyi imzalamalıdır. Tüketici tüketimden gelen gücünü, tercihteki avantajını doğru şekilde kullanırsa ne kart aidatı öder ne de aidat ödediği için Tüketici Mahkemeleri’ne başvurmak zorunda kalır.

Peki bankanın tüketiciye haber vermeden hesabından para kesmesi yasal mı? Kullanıcı bu paranın iadesini talep edebilir mi?
Bankalar kendi alacakları için hesaplardan para tahsil edebileceklerine ilişkin yetkiyi ilk hesap açmaya gittiğimizde imzaladığımız sözleşmede zaten alıyorlar. Bunun önüne geçilebilecek bir şey yok. Sözleşme iki kişi arasındadır, serbest iradeleriyle yapıldığı varsayılır. Biz bankaya sözleşmeyi imzalarken kendi alacağı için bizim hesabımızdan para çekebileceği yetkisini veriyoruz. Tüketici böyle bir yetkiyi vermek istemiyorsa sözleşme yaparken bu konudaki hükmü de iptal etmeli, üstünü çizmeli. Ama bu yetki verilmişse yapacak bir şey yok. Kart aidatı gibi talep edilen para iade, yargıda münakaşa edilebilecek haksız bir paraysa tüketici bu ödemeyi yaptıktan ya da hesabından çekildikten sonra başvuru hakkını kullanacak. Ama banka tüketiciye kredi kullandırmış, kredisinin taksidini kalkmış hesabından çekmiş gibi haklı alacaklar gibi bu konuda tüketicinin yapabileceği hiçbir şey de yok.

21 Haziran 2012
Gizem Gül

23 Haziran 2012 Cumartesi

Polis Dayağı Devam Ediyor

22.06.2012 tarihinde Avcılar, Üniversite Mahallesi Karanfil Sokaktaki işyerlerinin önünde Yunuslar olarak bilinen Motosikletli Polis Memurları tarafından darp edildiklerini, ağır hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarını belirtilen üç kişinin yardım isteği derneğimize ulaşmış, bunun üzerine derneğimiz Hukuk Koordinatörü Av. Arife Gökkaya Dinç ve gönüllü avukatlarından Av. M. Bülent Deniz ve üyemiz Murat Çelik karakol ve adliyeye giderek hukuki destek ve yardımda bulunmuştur.
Ahmet Aslı, ablası Çiğdem Akagündüz ve eşi Erbil Akagündüz’ün polis memurlarından şiddet gördüğünü belirten baba İsmet Aslı’nın bu iddiaları üzerine, avukatlar tarafından Küçükçekmece Savcılığından kamera görüntülerinin muhafazası ve doktora sevki talep edilmiştir.

Akabinde ise baba İsmet Aslı, Yunuslar tarafından darp edilen Ahmet Aslı, Çiğdem Akagündüz ve Erbil Akagündüz ile gözaltında bulundukları Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezinde görüşülmüştür.

Görüşme sırasında tespit edilenler;
• Erbil Akagündüz’ün sağ kaşında sargı olduğu görülmüş, kendi isteği ile sargısı açıldığında 6 adet dikiş olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca her iki gözünün kan topladığı, sırtında ve kollarında çizikler olduğu görülmüştür.
• Çiğdem Akagündüz’ün ise kıyafetindeki kan lekeleri ve sol bileğinde ısırık izleri (polis tarafından yapıldığını belirtiyor) görülmüştür.
• Ahmet Aslı’nın ise, üzerindeki gömleğin olmadığı (darp sırasında yırtılmış ve kanlı olduğu için attıklarını belirtiyor), sol yanağı ve gözünde morluklar, sol şakağında şişlik, sağ üç parmağının kanlı ve şişik olduğu kıpırdatamadığı gözlemlenmiş, sol omzunda ise sıyrıklar görülmüştür.
 
Ahmet Aslı, Çiğdem Akagündüz ve Erbil Akagündüz’ün ve 22.06.2012 tarihi saat 12.30 ‘da gerçekleşen olaya şahitlik edenlerin anlatımlarından, Motosikletli İlyas Atamaz (48735), Ahmet Uçar(48736), Erkan Ceylan(48737), Mehmet Gümüş(48735), Göktürk Şengül(48736) ve Mustafa Küçükaltay(48737) isimli polis memurlarının Ahmet Aslı’yı arkadaşıyla birlikte işyerinin önündeki arabanın içinde bulundukları sırada kimlik kontrolü için dışarı çıkarttıkları, suç isnadını ya da yaptıkları işlemi izah etmeden kelepçe takmaya çalıştıkları, polis memuruna suçlarının ne olduğunu soran Ahmet Aslı’ya ‘lan’lı sözlerle memura yakışmayacak şekilde davrandıkları, tavırlarını daha da sertleştirerek hakaret ettikleri, sesleri duyan ve Ahmet Aslı’nın ablası Çiğdem Akagündüz ve Eniştesi Erbil Akagündüz’ün de olay yerine geldiği anlaşılmıştır.

Şahıslar, Ahmet Aslı’ya yumruk atan bir polis memurunun yere yatırarak biber gazı sıktığını, elini ayakları ile çiğnediklerini, ellerini kelepçelendiğini bu sırada Çiğdem Akagündüz’ün ittirilerek yere düştüğünü, eşine ve kayınbiraderine ‘vurmayın’ diyen Erbil Akagündüz’ün feci şekilde darp edilerek kaşından ve çeşitli yerlerinden yaralandığını, polis memurlarının bu muamelelerine tanıklık eden vatandaşların tepki göstermesi üzerine ‘bunlar PKK’lıdır, teröristtir’ diyerek sövgü ve hakarete uğradıklarını, kendilerinin polislere karşı hakaret ve mukavemetlerinin olmadığını, zaten çok kalabalık olan ve daha sonra başka ekiplerin gelmesi ile sayıları iyice artan polislere karşı mukavemetin de mümkün olmadığını anlatmışlardır.

Şahıslar Görevli memura mukavemet suçundan haklarında yapılan işlemler tamamlandıktan sonra serbest bırakılmıştır.

Darp edilen şahısları endişelendiren durum ise; Kardeşleri Osman Aslının 2009 yılında terhis için izne geldiği sırada Yunuslar tarafından alınarak Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezine getirildikten2-3 saat sonra intihar ettiği gerekçesiyle cesedinin ailesine teslim edilmiş olmasıdır. Söz konusu ölüm olayı hakkındaki şüpheler tam olarak giderilmemiş, dönemin polis memurları sadece ‘görevi ihmal’ suçlaması ile çok hafif cezalara çarptırılmıştır. Dava temyiz aşamasındadır.

Böylesine elim bir olayı yaşayan ailenin aynı şeyleri tekrar yaşıyor olması son derece vahim ve isyan ettirici niteliktedir.

Valinin ‘münferit olaydır’ açıklamasının üzerinden henüz saatler geçmişken, ailenin acısı henüz dinmemişken İstanbul Polisi son günlerde adeta terör estirmektedir. “Önleme araması” adı altında, trafikte kısacası her yerde insanı darp edebilmekte eylemi için en ufak bir sorumluluk duymamaktadır. Çünkü yapılan hukuka aykırılık, polisin işlediği suç hep cezasız kalmıştır. Üstelik bu tür olaylarda ağır yaralanan hep vatandaşlar olmasına rağmen mağdur ‘memura direnme ya da görevini engelleme’ suçundan yargılanmış ve hüküm giymiştir. Bu olayda da benzer uygulamaları hep birlikte göreceğiz.

Cezasız kalan her insanlık dışı muamele bir sonrakinin işlenmesini garantilemektedir.

MAZLUMDER olarak insanlık dışı muamelenin, işkencenin, hakaret ve tehditlerin cezasız kalmaması ve mağdurun zulme uğramaması için gerekli ihbarları yapacağımızı ve olayı tüm süreçleriyle takip edeceğimizi kamuoyuna saygı ile açıklarız.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi