23 Haziran 2012 Cumartesi

Polis Dayağı Devam Ediyor

22.06.2012 tarihinde Avcılar, Üniversite Mahallesi Karanfil Sokaktaki işyerlerinin önünde Yunuslar olarak bilinen Motosikletli Polis Memurları tarafından darp edildiklerini, ağır hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarını belirtilen üç kişinin yardım isteği derneğimize ulaşmış, bunun üzerine derneğimiz Hukuk Koordinatörü Av. Arife Gökkaya Dinç ve gönüllü avukatlarından Av. M. Bülent Deniz ve üyemiz Murat Çelik karakol ve adliyeye giderek hukuki destek ve yardımda bulunmuştur.
Ahmet Aslı, ablası Çiğdem Akagündüz ve eşi Erbil Akagündüz’ün polis memurlarından şiddet gördüğünü belirten baba İsmet Aslı’nın bu iddiaları üzerine, avukatlar tarafından Küçükçekmece Savcılığından kamera görüntülerinin muhafazası ve doktora sevki talep edilmiştir.

Akabinde ise baba İsmet Aslı, Yunuslar tarafından darp edilen Ahmet Aslı, Çiğdem Akagündüz ve Erbil Akagündüz ile gözaltında bulundukları Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezinde görüşülmüştür.

Görüşme sırasında tespit edilenler;
• Erbil Akagündüz’ün sağ kaşında sargı olduğu görülmüş, kendi isteği ile sargısı açıldığında 6 adet dikiş olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca her iki gözünün kan topladığı, sırtında ve kollarında çizikler olduğu görülmüştür.
• Çiğdem Akagündüz’ün ise kıyafetindeki kan lekeleri ve sol bileğinde ısırık izleri (polis tarafından yapıldığını belirtiyor) görülmüştür.
• Ahmet Aslı’nın ise, üzerindeki gömleğin olmadığı (darp sırasında yırtılmış ve kanlı olduğu için attıklarını belirtiyor), sol yanağı ve gözünde morluklar, sol şakağında şişlik, sağ üç parmağının kanlı ve şişik olduğu kıpırdatamadığı gözlemlenmiş, sol omzunda ise sıyrıklar görülmüştür.
 
Ahmet Aslı, Çiğdem Akagündüz ve Erbil Akagündüz’ün ve 22.06.2012 tarihi saat 12.30 ‘da gerçekleşen olaya şahitlik edenlerin anlatımlarından, Motosikletli İlyas Atamaz (48735), Ahmet Uçar(48736), Erkan Ceylan(48737), Mehmet Gümüş(48735), Göktürk Şengül(48736) ve Mustafa Küçükaltay(48737) isimli polis memurlarının Ahmet Aslı’yı arkadaşıyla birlikte işyerinin önündeki arabanın içinde bulundukları sırada kimlik kontrolü için dışarı çıkarttıkları, suç isnadını ya da yaptıkları işlemi izah etmeden kelepçe takmaya çalıştıkları, polis memuruna suçlarının ne olduğunu soran Ahmet Aslı’ya ‘lan’lı sözlerle memura yakışmayacak şekilde davrandıkları, tavırlarını daha da sertleştirerek hakaret ettikleri, sesleri duyan ve Ahmet Aslı’nın ablası Çiğdem Akagündüz ve Eniştesi Erbil Akagündüz’ün de olay yerine geldiği anlaşılmıştır.

Şahıslar, Ahmet Aslı’ya yumruk atan bir polis memurunun yere yatırarak biber gazı sıktığını, elini ayakları ile çiğnediklerini, ellerini kelepçelendiğini bu sırada Çiğdem Akagündüz’ün ittirilerek yere düştüğünü, eşine ve kayınbiraderine ‘vurmayın’ diyen Erbil Akagündüz’ün feci şekilde darp edilerek kaşından ve çeşitli yerlerinden yaralandığını, polis memurlarının bu muamelelerine tanıklık eden vatandaşların tepki göstermesi üzerine ‘bunlar PKK’lıdır, teröristtir’ diyerek sövgü ve hakarete uğradıklarını, kendilerinin polislere karşı hakaret ve mukavemetlerinin olmadığını, zaten çok kalabalık olan ve daha sonra başka ekiplerin gelmesi ile sayıları iyice artan polislere karşı mukavemetin de mümkün olmadığını anlatmışlardır.

Şahıslar Görevli memura mukavemet suçundan haklarında yapılan işlemler tamamlandıktan sonra serbest bırakılmıştır.

Darp edilen şahısları endişelendiren durum ise; Kardeşleri Osman Aslının 2009 yılında terhis için izne geldiği sırada Yunuslar tarafından alınarak Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezine getirildikten2-3 saat sonra intihar ettiği gerekçesiyle cesedinin ailesine teslim edilmiş olmasıdır. Söz konusu ölüm olayı hakkındaki şüpheler tam olarak giderilmemiş, dönemin polis memurları sadece ‘görevi ihmal’ suçlaması ile çok hafif cezalara çarptırılmıştır. Dava temyiz aşamasındadır.

Böylesine elim bir olayı yaşayan ailenin aynı şeyleri tekrar yaşıyor olması son derece vahim ve isyan ettirici niteliktedir.

Valinin ‘münferit olaydır’ açıklamasının üzerinden henüz saatler geçmişken, ailenin acısı henüz dinmemişken İstanbul Polisi son günlerde adeta terör estirmektedir. “Önleme araması” adı altında, trafikte kısacası her yerde insanı darp edebilmekte eylemi için en ufak bir sorumluluk duymamaktadır. Çünkü yapılan hukuka aykırılık, polisin işlediği suç hep cezasız kalmıştır. Üstelik bu tür olaylarda ağır yaralanan hep vatandaşlar olmasına rağmen mağdur ‘memura direnme ya da görevini engelleme’ suçundan yargılanmış ve hüküm giymiştir. Bu olayda da benzer uygulamaları hep birlikte göreceğiz.

Cezasız kalan her insanlık dışı muamele bir sonrakinin işlenmesini garantilemektedir.

MAZLUMDER olarak insanlık dışı muamelenin, işkencenin, hakaret ve tehditlerin cezasız kalmaması ve mağdurun zulme uğramaması için gerekli ihbarları yapacağımızı ve olayı tüm süreçleriyle takip edeceğimizi kamuoyuna saygı ile açıklarız.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi

20 Haziran 2012 Çarşamba

“Döncezz Biz Size…”

Sanıyorum, Beyazıt Öztürk, TV. şovunda bolca kullanmıştı bu cümleyi; “döncem ben sana…”
Bir on yıl oldu mu popüler kültüre, “döncem ben sana” cümlesinin yerleşmesi?..
Telefon çalınca, kaldırıp çok meşgul olduğunu belirtmek için mi, başka nedenle mi bilinmez; “dönücem ben sana” deyip telefonu kapatmak, “nasıl dönücen” saptaması başta olmak üzere, epeyi espri malzemesi üretti.

Şimdilerde bir okurumuzun başı bu cümle ile dertte.
D-Smart Net firmasından ADSL hizmeti satın alan bir okurumuz, aldığı hizmeti sonlandırmak, hukuki deyişle ADSL hizmetini sunan firma ile arasındaki sözleşmeyi feshetmek, sonlandırmak istemiş.

Bu isteğini gerçekleştirmek için sarılmış telefona. Hemen her konu için kendisini arayan müşteri hizmetlerinin “444”lü hattından ulaşmış firmaya…
Meramını, yani ADSL hizmeti almak istemediğini, hizmetin durdurulmasını, fatura kesilmemesi gerektiğini bir güzel anlatmış.
Bu toprakların evlâdı, meramını anlatmayı başarabilen, üniversite eğitimi almış biri olarak, isteğinin yerine getirilmesini bekleyen okurumuza verilen cevap “döncezz biz size” olmuş.

D-Smart Net, Bir Türlü “Dönmüyor”
Vardır bir hikmeti diyerek peki deyip beklemeye koyulan okurumuza “dönen-mönen” olmayınca, tekrar tekrar “444”lü numarayı aramaya başlamış.
Sözleşmeyi sona erdirmek isteğini büyük bir sabırla, tekrar tekrar anlatan okurumuza verilen yanıt hiç değişmemiş: “döncezz biz size...”

Sadece Satarken Yetkiliyiz
28 Mayıs tarihinden bu yana, satın almış olduğu ADSL hizmetini sonlandırmak için çabalayan okurumuz, müşteri hizmetlerine nereden akıl ettiyse faks çekmiş. Ancak bu faksa da tepki alamayınca, soluğu hizmeti veren firmanın yetkili bayisinde almış.

Hizmeti satın alırken işlemlerini yapan, sözleşmesini hazırlayıp imza ettiren bayi, bu kez sözleşme iptali için yetkili olmadığını, sözleşmenin iptalinin ancak “444”lü numaraları arayarak yapabileceğini anlatmış durmuş.
“Ben orayı 15 gündür aryorum, sözleşmeyi iptal ettiremedim, hala ADSL bağlantısı var, hizmeti vermeye devam ettiriyorlar” feryadı da, okurumuzun amacına ulaşmasını sağlamamış.

Hukuk Hazretleri ne Diyor?
Şimdi hukuki durumumuza bir bakalım;

Bu yönetmeliğin Fesih ve fesihte takip edilecek usul başlığını taşıyan 18. maddesi der ki;

Aboneler yazılı olarak bildirmek kaydıyla aboneliklerini her zaman
sona erdirebilir. Aboneler, abonelik sözleşmelerini feshetmek istedikleri takdirde bu taleplerini;
a)İşletmeciye ya da adına abonelik sözleşmesi yapmaya yetkili temsilcisine yazılı olarak,
b)İşletmecinin müşteri hizmetleri tarafından kayıt altına alınan sesli kayıt sistemi üzerinden,
c)İşletmecinin internet sitesi üzerinden daha önce belirlenmiş şifre ve benzeri güvenli yöntemler veya
ç)Kurum tarafından belirlenecek diğer yöntemler ile bildirirler.

Buradan anlaşıldığı kadarıyla D-Smart Net firmasından, ADSL hizmeti alan okurumuzun, sözleşmesini iptal ettirmesi için; firmanın “444”lü hattını araması veya firmanın yetkili bayisine yazılı olarak bildirmesi ya da firmanın http://www.dsmartnet.com.tr  adresindeki internet sitesinden bu bildirimde bulunması yeterli.

Dönme, Sözleşmeyi İptal Et!
Bunları yapan okurumuza, “döncezz biz size” diye bir yanıt verilmesi ise söz konusu değil.
Ya ne olacakmış?
Yönetmeliğin aynı maddesinin devamında, ne olacağı da yazılmış:

Aboneye sunulan hizmet, bildirimin yapıldığı andan itibaren yirmi dört saat içinde durdurulur. Hizmetin bu süre içinde durdurulmaması sebebiyle abone sorumlu tutulamaz.
İşletmeci, abonenin aboneliğe son verme yönündeki yazılı talebinin kendisine ulaşmasından itibaren en geç kırk sekiz saat içinde fesih işlemini gerçekleştirmek ve talebi takip eden yedi gün içerisinde abonelik sözleşmesinin feshedildiğini, abonenin talebine bağlı olmaksızın aboneye yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür.

Bir farkla, “444”lü hattı arayarak veya internet üzerinden sözleşmeyi feshetmek isteyen abonelerin 10 gün içinde firmaya veya yetkili bayisine yazılı olarak bildirimde bulunarak, iptal işlemini gerçekleştirmesi gerekiyor.

Sanki Katolik Nikâhı
D-Smart Net firmasının, müşterilerine özel bir ilgisi ve sevgisi mi var, bilinmez; ama şurası gerçek ki, abone ile elektronik haberleşme hizmeti sunan firma arasında bir Katolik nikâhı yok.
Yani abone canı istediği zaman sözleşmeyi sonlandırabilir.
Yeter ki, canınız istesin…

Dipnot: 28 Mayıs tarihinden bu yana ADSL hizmet sözleşmesini iptal ettirmeye çalışan okurumuz, bu makalenin yazıldığı 15 Haziran tarihinde dahi amacına ulaşabilmiş değil. D-Smart Net firmasının yetkilileri bizimle iletişim kurarlarsa, okurumuzun bilgilerini kendileri ile paylaşır ve hatta varsa bir yanıtları, köşemizde de yayınlarız.

Bu makale,17 Haziran 2012 tarihinde, ekonomigundemi.com portalının, http://ekonomigundemi.com/yazar/%E2%80%9CDoncezz-Biz-Size%E2%80%A6%E2%80%9D/1944 linkinde yayınlanmıştır.

“CEDAW Sözleşmesi Yeni Bir Sömürge Sistemidir”

MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Rektörü ve Hukuk Profesörü Zaleha Kamaruddin ile 17 Haziran Pazar günü “İslam Hukuku ve Modern Hukukun Harmonisi: Malezya Örneği” konulu bir seminer gerçekleştirdi.

MAZLUMDER İstanbul Şube Eski Başkanı ve Mütevelli Heyeti Üyesi Av. İ. Şadi Çarsancaklı ve MAZLUMDER Hukuki Yardım Merkezi Eski Başkanı Av. M. Bülent Deniz’in müzakereci olduğu program, Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Büyükcoşkun’un açılış ve selamlama konuşması ile başladı. Büyükcoşkun Zaleha Kamaruddin ile ilgili kısa bir bilgilendirme de yaptıktan sonra Av. M. Bülent Deniz bir konuşma yaptı.

Av. M. Bülent Deniz çok hukuklu bir ortamda farklı hukuk sistemlerinin bir arada bulunabilmesinin temel isteklerden biri olmasının yanında Malezya’nın ilginç bir örneklik olduğunu ifade etti. Hukuk alanında Türkiye’de uzun süredir bir arayış olduğunu, toplumda yükselen bazı taleplerin kimi zaman geriye çekildiği, kimi zaman bastırıldığı bir coğrafyayı paylaştıklarını söyleyen Deniz, “Bugün insanların kendi seçtikleri hukukun uygulanmasına yönelik toplumsal talebin elle tutulur bir hale de geldiği bir dönemdeyiz. Bu sebeple Malezya örnekliği bizim için çok önemli. Osmanlı’da çok hukukluluk uygulanabiliyordu, aslında biz bu deneyimi geçmişimizde yaşadık ancak bu gelenek bize unutturuldu” dedi.

Av. İ. Şadi Çarsancaklı ise konuşmasına MAZLUMDER hakkında kısa bir bilgilendirme yaparak başladı. Çarşancaklı şunları söyledi: “Biz bir imparatorluktan bir ulus devlete geçtik, ama hukukun üstünlüğünün var olduğu, insan haklarının mücessem olduğu bir hukuk düzeninde yaşama arzusu insanlık boyunca devam eden bir süreçtir. Bizim aradığımız hukuk düzeninin bir başka ülkede uygulanıyor olması incelemeye değer bir deneyimdir”.

Daha sonra konuşan Prof. Zaleha Kamaruddin Malezya’da öğrencileriyle modern hukuk üzerinde nelerin değiştirilmesi gerektiği konusunda müzakereler yaptıklarını söyledi. Kamaruddin, “Bizim anayasamıza göre İslam ülkenin resmi dinidir. Malezya’da din devletin elinde ve sorumluluğu altındadır. Bu sebeple bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Mesela Malezya’da yeterli çalışmalar yapılmadığı için insanlar İslam Hukuku konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Biz, şeriat kanunlarını ülkemizde uygulayabilmek için çalışmalar yürütüyoruz. Geçen sene İslami hukuk sisteminin Malezya hukuk sistemine nasıl uyarlanabileceği hususunda çalışmalar yaptık ve gördük ki birçok kişi şeriatı istemiyor. Bunun bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyoruz. İnsanlar şeriatı sadece el kesmek olarak algılıyorlar. Çalışmalarımızı yaparken hükümet ve medya ile irtibat halindeyiz. Bu güne kadar anayasada bazı değişiklikler yaparak düzenlemeler gerçekleştirmeyi başardık” dedi.

CEDAW Sözleşmesi’nden de bahseden Kamaruddin, bu sözleşmeye imza atan ülkelerin büyük çoğunluğunun Müslüman ülkeler olduğunu, sözleşmede insan haklarını korumak için bazı olumlu maddelerin yer aldığını ancak örneğin 5. Madde gibi toplumdaki kadın ve erkeğe yönelik geleneksel rolleri saymayan, erkek ve kadının sosyal ve kültürel davranışlarını düzenleyen maddelerin sorunlu olduğunu ifade etti. Kamaruddin, “Bu madde Malezya’ya da Türkiye’ye de uymayan bir maddedir. Yine 16. Madde kadınların kadınlarla evlenebilmelerini serbest kılan bir maddedir. Buna benzer İslamiyet’e uymayan başka maddeler de vardır CEDAW’da. CEDAW Sözleşmesi yeni bir sömürge sistemidir. Yani bu sözleşme, seküler dayatmaları ile adeta bir ülkenin insanlarını yasama yoluyla sömürmektedir” dedi.

Malezya’da kadınlara verilen haklar konusunda gelişmeler kaydedildiğini söyleyen Zaleha Kamaruddin, Malezya’nın pek çok kanununu Uluslararası İnsan Hakları kanunu ile uyumlu hale getirmek vizyonuyla yürürlüğe koyduğunu, böylece Malezya’daki kadınların hakları ve haysiyetlerinin korunduğunu, kalkınma sürecine de kadınların katkıda bulunmalarının sağlandığını belirtti. Kamaruddin, Bazı kanunların üzerinde düzenlemeler yapabilmek için STK’ların da dahil olduğu komisyonlar kurduklarını söyledi.

Av. İ. Şadi Çarsancaklı’nın çok hukuklulukta kavramsal sorunu nasıl çözdükleri konusundaki sorusuna Kamaruddin şu şekilde cevap verdi: “İnsan haklarından bahsettiğimizde sorumluluk kavramını da düşünmemiz gerekiyor, haklar vardır ama sorumluluklar da vardır. Biz bu dengeyi sağlayabilmek için Üniversitemizde Malezya’nın en büyük hukuk fakültesini kurduk, başarılı Hukukçular yetiştiriyoruz. Mezunlarımız Malezya’da birçok önemli noktada vazifeler aldılar. Malezya’da Müslümanlar İslam Hukukuna, Müslüman olmayanlar da modern hukuk kurallarına tabi oluyorlar. Malezya’da şuan için İslam hukukunun daha çok Aile Hukuku konusunda uygulandığını söyleyebiliriz. İslam hukukunu zamanla hukukun her alanına yerleştirmeye çalışıyoruz”.

Son olarak kapanış konuşmasını MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar yaptı. Sarıyaşar konuşmasında şunları söyledi: “Paylaştığımız tecrübe, Adem ile başlayan insanlık serüveninin Kabil ile başlayan vahyi düzenin bozulması, vahyin elçileri ve onlara uyan akil insanların da bu düzeni düzeltmeye çalışmasıdır. Yani insanlık tecrübesidir. Hukuk, adaletin ikamesi için bir araçtır. Vahyin şekillendirdiği İslam hukuku, toplumsal yaşamı düzenleyici nitelikler taşımaktadır. İnsan hakları konusu gibi hukuk konusunda da Medine vesikası ile gerçekleştirilen peygamber örnekliğinden yola çıkarak kendi kültürümüze göre insan fıtratına uygun bir hukuk sistemi gerçekleştirmeliyiz. Malezya tecrübesi bizim önümüzde olumlu bir tecrübe olarak duruyor. Bizlerin insan hakları ve özgürlük kavramımız sorumluluktan ayrı düşünülemez. Bu bağlamda hem Malezya’da yapılan çalışmalar, hem de MAZLUMDER’in çalışmaları medeniyet inşasına bir katkıdır”.

Program katılımcıların sorularını cevaplandırılması ile son buldu.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu

17 Haziran 2012 Pazar

İslam Hukuku ve Modern Hukukun Harmonisi: Malezya Örnekliği

SEMİNERE DAVET

"İslam Hukuku ve Modern Hukukun Harmonisi: Malezya Örnekliği"
MAZLUMDER İstanbul Şubesi olarak Sosyal bir etkinlik için Türkiye'ye gelen Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi Rektörü ve Hukuk Profesörü Zaleha Kamaruddin ile "İslam Hukuku ve Modern Hukukun Harmonisi: Malezya Örneği" konulu bir seminer gerçekleştiriyoruz. 

Seminerde MAZLUMDER İstanbul Şube Eski Başkanı ve Mütevelli Heyeti Üyesi Av. İ. Şadi Çarsancaklı ve MAZLUMDER Hukuki Yardım Merkezi Eski Başkanı Av. M. Bülent Deniz, konuğumuz ile Karşılaştırmalı Hukuk ve Malezya'da Özel Hukuk alanında tercih edilen İslam Hukuku ile ilgili sistemi konuşacaklar.
Tüm üye ve gönüllülerimiz davetlidir.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi
Tarih: 17 Haziran Pazar
Saat:17.00 - 19.00
Yer: İnsan ve Medeniyet Hareketi - Eyüp Merkez Mahallesi, Silahtarağa Cad. No:12, Eyüp
Tel: 0212 501 31 71
PROF. DR. ZALEHA KAMARUDDIN KİMDİR?
Prof. Dato' Sri Dr. Zaleha Kamaruddin lisans eğitimini Malaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde, Yüksek Lisans eğitimini Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı Hukuk alanında, ileri diplomasını İslam Hukuku ve Uygulamaları alanında, Doktorasını da Londra Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı Hukuk alanında tamamlamıştır. 1986'da Malaya Yüksek Mahkemesi'nde avukat ve dava vekilliği görevlerine atanmıştır. Şuanda rektör olarak görev yaptığı Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi'nde 27 yıldan fazla süredir çeşitli görevlerle hizmet vermiştir. Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi'ne rektör olarak seçilmeden önce aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi'nde dekanlık ve Malezya İslam Anlayışı Enstitüsü'nde Genel Müdür Yardımcılığı yapmıştır.
Prof. Dr. Zaleha Kamaruddin Malezya Başbakanlık Diyanet İşleri bünyesinde İslam Hukuku ve Sivil Hukuk'ta Teknik Komite üyesidir ve Milli Din İşleri Konsili'nde de seçilmiş üyedir. Kendisi ayrıca Aile Hukuku uzmanı olarak Kadın, Aile ve Toplum Gelişme Bakanlığı tarafından da Milli Kadın Danışma Konsili'ne konsil üyesi olarak, NAM Kadın Güçlendirme Enstitüsüne de teknik kurul üyesi olarak atanmıştır. 2008 de Birleşmiş Milletler Gelişim Programı bünyesinde çalışmış, 2009'da Lordlar Kamarasında tebliğ sunmak üzere misafir edilmiştir.
Aile hukuku, çocuk hakları ve kadın hakları üzerine yayınlanmış 20 kadar kitabı, 200 den fazla makalesi bulunmaktadır.

3 Haziran 2012 Pazar

TT Arena Çimlerinde Retorik...

Merak etmeyin, bu makalede yazacaklarımla Galatasaray’ın borsadaki hisse senetlerinin fiyatı üzerinde etkim olmayacak.
Ümidim, belki toplumun muhalefet tarafında olanlarının, dahası sivil toplum örgütlerinin kulağına kar suyu kaçırabilmekte…

Soru şu; son bir-iki yıldır, 1 Mayıs’lar dışında bir araya gelen, bir şeyler söyleyen, iddia eden, haykıran insanların sayısı birkaç elin parmaklarını geçiyor mu?
Onlarca konuda, onlarca konudan rahatsız olan onlarca muhalefet grubu, dernek, örgüt, hatta siyasi parti mensuplarının yaptıkları eylemlere, basın açıklamalarına, imza kampanyalarına, protestolarına kaç kişi katılıyor?
Hepsini geçin, toplumsal sözleşmemiz olan Anayasa yeniden yazılırken, ülkenin dört bir yanındaki toplantılara kaç kişi gidip ne istediğini söylüyor?

Sokaklar Boş
Sivil toplum hareketliliğini yakında izleyen biri olarak net olarak iddia ediyorum ki, son genel seçimlerden bu yana, sokakta toplanan insan sayısı elliyi, (hadi iyimser olayım) yüzü, yüzelliyi geçmiyor.
Ana muhalefet partisinin, İstanbul gibi metropolde gerçekleştirdiği il kongre toplantısına birkaç bin kişinin katıldığı anımsanırsa, sokakta toplanan insan sayısına ilişkin öngörümün, hiç de yabana atılmaması gerektiği sonucuna varacağınıza eminim.

Yaşamsal konularla ilgili derin toplumsal rahatsızlıkların dile getirildiği iddiasındaki eylemlilik veya devinimlerin içinde olan insan sayısının azlığı dikkat çekici ve sorgulanmaya muhtaç değil mi?

Yurttaş Yaşamından Memnun
Kısa yoldan çözelim, demek ki dile getirilen rahatsızlıkları hisseden yurttaş sayısı gerçekten zannedildiği kadar değil.
Ya da bu ülkenin kahir çoğunluğu yaşamından çok memnun.
Müthiş Bir Hamle
İşte bu noktada, bana göre siyasi tarihimizin en akıllı hamlesini AKP yaptı.
İstanbul İl Kongre toplantısını devasa bir stadyumda yapmak, bu stadyuma yüzbin kişiyi toplayacağını iddia etmek ve bunu da gerçekleştirmek, içinde bulunduğumuz dönemin ileride yapılacak analizlerinde kullanılacak en önemli argümanlarından biri olacak.

Bu hamle ile AKP şunu diyor.
Kime diyor? Bir şeyleri protesto eden, muhalefet eden, “aman ülke elden gidiyor” diyen, “eyvah ekonomik kriz derinleşti, battık” diye dövünen, insan haklarının olmadığını iddia eden, sendikal mücadele veren, onu diyen-bunu diyen herkese…
Ne diyor? “Boşuna kendinizi yormayın. Elli kişiden fazla taraftar bulduğunuzda, ülkenin kaderini değiştireceğiz havasına girmeyin, on yıldır iktidarda olan bir parti olarak, biz toplantı yaparsak, yüzbin kişiyi bir çırpıda toplarız. Halep orda ise, arşın burada…”

İl Kongresini TT. Arena’ya taşımak kararını almak ve kongreyi orada yapmak, bunu demek değilse, nedir?

Sivil Toplum için Yeni Bir Öykü
Kuşatıcı olmadığı, yalnız kaldığı, belki kadroculuktan-belki eskimiş modelleri kullanmasından ardına düşenlerin birer birer ayrıldığı sivil toplumumuz için yeni bir öykü gerek.
Toplumun haksızlığa dair itiraz damarını canlı tutacak, bir araya gelmesini sağlayacak yeni öykülere gereksinim var.
Var da, kim yazacak bu öyküyü?
Dipnot: Makalenin başlığındaki RETORİK sözcüğü, orada öylesine yalnız başına kalıvermiş. Bırakın kalsın. Ya da çok merak edenler, buyursun Başbakan’ın Arena toplantısındaki konuşma metnini okuyuversin.

Bu makale,31 Mayıs.2012 tarihinde, ekonomigundemi.com portalının, http://ekonomigundemi.com/yazar/TT-Arena-Cimlerinde-Retorik-/1934  linkinde yayınlanmıştır.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Deniz, İMC TV.-Güvercin Günlükleri'nde...

Ferhat Kentel ve Alev Erkilet'in hazırlayıp sunduğu "Güvercin Günlükleri" sıradan insanların günlüğünü tutuyor.
Güvercin Günlükleri'nin bu haftaki konuğu; Tüketici Hakları Uzmanı ve Tüketiciler Birliği Kurucu Başkanı Mehmet Bülent Deniz.
Tüketicinin "güvercin halleri" için
İMC TV. 23 Mayıs 2012 Çarşamba, saat 21:45

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Çevreyollar ve Viyadükler de Artık Ücretli Oluyor

Otoyol veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarında güzergahın tamamının yanı sıra çevreyolu, bağlantı yolu, köprü, tünel ve viyadükler ayrı ayrı ücretlendirilebilecek.

Karayolları Genel Müdürlüğü'nün, ''Karayolları Genel Müdürlüğünün Sorumluluğu Altında Bulunan Otoyollar ile Erişme Kontrolünün Uygulandığı Karayollarında Geçiş Ücretlerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik''i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Buna göre, otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı karayollarının geçişi ücretli olacak kesimleri Karayolları Genel Müdürünün teklifi üzerine, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı tarafından belirlenecek.

Karayollarının geçiş ücretleri ile bu ücretlerin yeniden belirlenmesi; ücretlendirilen karayolunun mesafesi, trafik yoğunluğu, aracın cinsi, sosyal ve ekonomik faktörler dikkate alınarak hesaplanacak ve yine Genel Müdürün teklifi üzerine Bakan onayı ile yürürlüğe girecek.

Belirlenen ücret tarifesi ve uygulama tarihi idarenin internet sitesinde ilan edilecek.

Ücretlerin belirlenmesinde, otoyol veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarında güzergahın tamamı olabileceği gibi; çevreyolu, bağlantı yolu, köprü, tünel ve viyadükler ayrı ayrı ücretlendirilebilecek.

Geçiş ücretleri uygulamasında işletmecilik gereği kullanımı teşvik etmek amacıyla Bakan onayı ile indirim yapılabilecek.

Araç sınıflarının tespitinde çeken ve çekilen araçların yere değen aksları esas alınacak. Geçiş ücreti uygulaması yapılırken bu araçların dolu veya boş olması dikkate alınmayacak.

Geçiş ücretlerine Her yıl başında yıllık ÜFE değerleri ile fiyat artışı yapılacak.

GEÇİŞ ÜCRETLERİNİN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ
Bakanlık makamı oluruyla ücret tarifesinin uygulama tarih ve saati belirtilecek. Beklenmeyen teknik zorunlulukların oluşması halinde İdarece bu süre uzatılabilecek.

GEÇİŞ ÜCRETİ MUAFİYETİ
Ücretli karayolunun bakım ve işletmesinden sorumlu birimler ile trafik denetimi ve karayolundaki asayişten sorumlu birimlerin görev amacıyla ücretli kesime girmelerinde herhangi bir ücret alınmayacak.

Ücretli karayolunda meydana gelen trafik kazası, yangın ve benzeri olaylara müdahale için görevlendirilen itfaiye araçları, ambulanslar, sivil savunma araçları ve diğer görevli araçlar ücret ödemeyecek.

ÜCRET ÖDEMEDEN YAPILAN GEÇİŞLERE DAİR İŞLEMLER
Yönetmelik kapsamında geçişi ücretli olduğu halde ücret ödemeden geçiş yaptığı tespit edilen araç sahiplerine Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ilgili maddesine göre o güzergahın en uzun mesafesine ait geçiş ücretinin on katı tutarında idari para cezası verilecek.

En uzun mesafe, ücret ödemeden çıkış yapılan gişelere en uzak mesafede olan gişe dikkate alınarak belirlenecek.

Ücret ödemeden geçişin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde ödemesiz geçiş yapan aracın plakasına ait hesabın, ilgili tarafından Ana Kontrol Merkezine bildirilmesi durumunda cezasız geçiş ücreti bu hesaptan tahsil edilecek.

Ödemesiz geçiş ücreti bedelinin ödenmesinden araç sahibi sorumlu olacak. Cezalı geçiş yapan gerçek kişi hüviyetindeki araç sahibinin ölmesi durumunda varislerinden sadece cezasız geçiş ücreti tahsil edilecek. Bu uygulamada araç sahibinin ölüm raporu evraka eklenecek.

İdari para cezaları ile geçiş ücretleri, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ödenecek. Bu sürede ödenmeyen geçiş ücretleri ve idari para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilecek.

İdarenin ücret toplama sistemlerine yönelik tesis ettiği kameralarla tespit edilen görüntülerin saklanması, ücret toplama sisteminin çalıştırılmasına yönelik olacak. Kamera görüntülerinin incelenmesini gerektiren itirazlar geçiş ücreti ve idari para cezasının ödemesini durdurmayacak.

Geçiş ücretleri ve idari para cezaları ödenmeden kabahatin işlendiği araçların fenni muayeneleri ile satış ve devirleri yapılmayacak.

GİRİŞ BİLGİSİ YOKSA EN UZUN MESAFE ÜCRETİ
Sürücüden kaynaklanan nedenlerle giriş veya çıkış bilgisinin olmadığı durumlarda en uzak mesafe ücreti uygulanacak. Bu uygulamaya itiraz, geçişten itibaren 45 gün içinde Ana Kontrol Merkezine yapılabilecek.

Geçişi ücretli yoldan çıkış, giriş saatinden 12 saatten sonra yapılırsa, en uzun mesafe geçiş ücreti uygulanacak.

Geçişi ücretli karayolunda aynı noktadan giriş-çıkış yapılması (U dönüşü) durumunda en uzun mesafe geçiş ücreti uygulanacak.

'DEVLET TAZMİNAT ÖDER'
Konuya ilişkin hurriyet.com.tr’ye konuşan Tüketiciler Birliği eski Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz planlanan uygulamayı ‘Modern Deli Dumrulluk’ olarak yorumladı. Av. Deniz, dünyadaki uygulamalara göre şehir içindeki yollarda para alınmadığını ancak Türkiye’de şehir içi yollardan para alındığını hatırlatarak şunları ifade etti: “Öncelikle bu ayıbın ortadan kaldırılması gerekirken yan yolları da paralı hale getirilmesi mantık dışı.

O yollar bizlerin paraları ile yapılıyor. Paramızla yapılan yolun bizlere satılması kabul edilebilir değil. Bu konuda tek tek bireyler dava açabilir. AİHM’ne kadar gidebilir bu davalar. Biz Tüketiciler Birliği olarak harekete geçeceğiz.

Yan yolu kullanmak zorunda olan kişilerin bu tür ücretlendirmelerde devleti tazminata mahkûm edebilir. Bu durum ‘Deli Dumrul’u da geride bırakıyor. Modern Deli Dumrulluk olayı ile karşı karşıyayız.”

13 Mayıs 2012 Pazar

Rakamların İntikamı

Tüketici haklarını anlatmaya çalıştığımız birbuçuk saatlik bir eğitim setimiz var.
Katılımcılarla karşılıklı etkileşim içinde gerçekleştirdiğimiz eğitim çalışmasının en keyif aldığım bölümü; katılımcılara sorduğum bir soruya hiçbir şekilde doğru yanıt alamayışım üzerine, doğru yanıtı söylediğimde salondan yükselen “aaaaaaaaa” sesleri ve bakışı.
Şaşırma Sırası Sizde
Kredi kartımız var.
Sadece 1.000,00 TL. harcıyoruz. Başkaca bir harcama yapmıyoruz.
Bir sonraki ay, gelen hesap özetinde yatırılması gereken 1.000,00 TL. nın yerine, bankanın bize sağladığı kolaylıktan (!) yararlanmayı tercih ediyoruz ve 1.000,00 TL. yerine, asgari ödeme oranı olan yüzde 22 ‘sini yatırıp, kalanını faizlendiriyor ve bir sonraki aya devrediyoruz.
Soru şu; başkaca hiçbir harcama yapmadan, sadece asgari ödeme tutarını ödeyerek ilk harcadığımız 1.000,00 TL. yı kaç ayda tamamen ödemiş olacağız?
Makalemizi okuyan sizlerin kağıt-kaleme ve hatta Excel programına sarılıp hesap yapmadığınızı varsayıyorum.
Eğitim çalışmalarında bugüne kadar aldığım yanıtları sizin de verdiğinizi, “altı ay”, “sekiz ay”, hadi bilemediniz “bir yıl” dediğinizi de varsayıyorum.
Şimdi size doğru yanıtı söyleyebilir ve okurlarımızın hayretten büyüyen gözlerini ve koro halinde çıkaracağımız “aaaaaaaaaaa” nidasını hayal ederek, keyiflenebilirim.
54 (yazıyla ellidört) ay!...

İntikamın Böylesi…
Bin liralık harcama için ellidört ayımızı, yani tastamam dörtbuçuk yılımızı bankaya ipotek etmenin neresi doğru?
Elbette, bu matematiğin iler-tutar yanı yok.
Kimileyin tüketim çılgınlığına kapılmış tüketiciden, kimileyin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca insanı yönetenlerden, rakamların aldığı intikamdır bu.
Bu makale,11.05.2012 tarihinde, www.ekonomigundemi.com portalının, http://ekonomigundemi.com/yazar/Rakamlarin-Intikami/1915  linkinde yayınlanmıştır.

6 Mayıs 2012 Pazar

"Ette Koktu, Tuz da"

Her şeyin en güzelini söyleyen atalarımız vakti zamanında “et kokarsa tuz dökerler, tuz kokarsa ne çare” demişlerdi. Maalesef yaşadığımız şu günlerde ette koktu tuz da koktu sevgili okurlar...
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bir soru önergesine verdiği yanıtta Antalya’da 2 adet ve İzmir’de 1 adet olmak üzere toplam 3 adet kayıtlı domuz çiftliği bulunduğunu belirtmiş...
Ya kuyudat altında olmayan domuz çiftlikleri?
Ya dağda, tepede, ormanlık alanlarda çok seri olarak üreyen ve sürek avlarında bunları avlayarak çeşitli yerlere pazarlayanlar?
Domuz ve domuz eti Avrupa Birliği sürecinde çok anıldı ve midemizi inanın çok bulandırdı.
Malumunuz sığır cinsi hayvanlar, koyun ve keçi ile birlikte “domuz” da artık sıradan bir kesimlik hayvan statüsünde…
Geçtiğimiz günlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Canlı Hayvan Ticareti Yapan Satıcıların Çalışma ve Denetlenmesi ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği”nde domuz, diğer ticareti yapılan hayvanlar kapsamında tutuldu.
Aman siz siz olun sevgili okurlar yediğinize - içtiğinize özellikle de et ürünlerine azami derecede dikkat ediniz. Daha doğrusu dışarıda et ürünleri yememeye dikkat ediniz... Aldığımız etin içerisinde at eti mi, eşek eti mi yoksa domuz eti mi var bilemiyoruz. Hele salam, sosisvari şeylerin yanına uzaktan bile yaklaşmayınız. Ya hazır kıyma?
Hazır kıyma, canımıza kıyma
Basına yansıyan haberlerde içine kemik, sakatat, havuç, tavuk derisi, antibiyotik ilaç karıştırılmış kıyma satışının yapıldığını artık bir gerçek olarak karşımızda sevgili okurlar. Hazır kıymaya da amanın dikkat...
Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Av. M. Bülent Deniz’in çağrısına kulak vermek zorundayız: “Elde edilen sonuçlar, hazır kıymanın tüketicinin canına kast ettiğini ortaya koymaktadır.”
Son günlerde gıda analizi için laboratuarlara başvuru oranı üç misli artmış durumda. Çikolatadan ekmeğe, yağdan süte, dondurulmuş gıdadan meyve sebzeye kadar hemen her gıda ürününün analizinde bir hayli artış var.
En çok en çok et ürünlerinin işlenmiş ve işlenmemiş ürünleri ile GDO’lu ürünlerde analiz yaptırılıyor.
Anlayacağınız sevgili okurlar ağız tadımız da, damak tadımız da bozuldu.
Ette koktu, tuz da...

30 Nisan 2012 Pazartesi

Müşterileri Paketlediler

Tüketicilere yeni bir masraf daha çıktı. Bazı bankalar, kredi kullananlar ve hesabı olanlardan 'Paket Yenileme Ücreti' adı altında para tahsil etmeye başladı.

Bankaların tüketiciden para alma bahaneleri bitmiyor. 'Kart aidatı, dosya masrafı, hesap işletim ücreti, sigorta bedelleri, rehin kaldırma ücreti, ekspertiz ücreti' derken, tüketiciye yeni bir masraf kalemi daha yüklendi: 'Paket Yenileme Ücreti.' Bazı bankalar, müşterilerinden 'Paket Yenileme Ücreti', adı altında bir para talep etmeye başladı. Üstelik paranın tüketicinin hesabından haber verilmeden kesildiğine yönelik şikayetler de geliyor.

40-50 TL İSTİYORLAR
Tüketiciler kredi kartı ekstrelerinde gördükleri 40 ila 50 TL'lik Paket Yenileme Ücreti karşısında şaşırıyor. Bankalardan alınan bilgilere göre, tüketicilerin hesabından tahsil edilen 'Paket Yenileme Ücreti' bankada hesabı olan ve bankalardan kredi kullananlardan alınıyor. Bu pakete sahip olanlardan hesap işletim ücreti ve kredi kartı aidatı tahsil edilmiyor.

HUKUKA AYKIRI
Konuyu değerlendiren Tüketiciler Birliği Kurucu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, "Bu yeni bir kart aidatı savaşının başladığını gösteriyor" dedi. Deniz, şunları kaydetti: "Bankalar sürekli yeni uygulamalarla karşımıza çıkıyor. 5411 sayılı Bankacılık Yasası gereği bankalar, yaptığı her türlü tahsilatı yasal bir sözleşmeye dayandırmak zorunda. Yazılı bir anlaşma yapmadığı sürece, yapılan tüm tahsilatlar hukuka aykırıdır."

PARANIZIN İADESİNİ İSTEYİN
Bülent Deniz, bu paranın hesaplarından ya da kartlarından kesildiğini gören tüketicilerin, hemen bankaya yazı yazarak, paranın iadesini istemesi gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: "Banka iade etmeyi kabul etmezse hakem heyetine müracat edilmeli."

Özlem Kamer Tercanlı/Takvim 30.04.2012